Günlük arşivler: Ocak 30, 2014

/// SURİYE’DE ENGELLİLER İÇİN SAVAŞ 2 KERE DAHA ZOR /// RESİMDEKİ KİŞİ ÇATIŞMANIN Bİ TMESİNİ BEKLİYOR ///

TEKNOLOJİ : Türkiye Spam Kategorisinde 24. Sırada

Kaspersky Lab’in 2013 yılını analiz ettiği “Spam Raporu”na göre, spam e-postaların odağında artık illegal ürünlerin reklamı ve pornografik ögeler var.

Kaspersky Lab, “Spam 2013” raporunu yayımladı. Rapora göre, 2013’te spam e-postaların oranı geçen yıla göre 2,5 puan azalarak % 69,6 olurken, zararlı eklenti bulunan e-postaların yüzdesi 0,2 puan azaldı ve 3,2’ye indi. Yine rapor, kimlik avı saldırılarının %32,1’inin sosyal ağları hedeflediğini ortaya koyuyor. Spam e-postalarda en önde gelen kaynak ülkeler ise %23 ile Çin ve %18 ile ABD olurken, Türkiye %0.48 ile raporun 24’üncü sırasında yer alıyor.

Raporda spam e-postaların içerikleri de incelenmiş durumda. Mesela bu çalışmaya göre 2013’te, spam e-posta kategorilerinde ticari reklamcılık yerini, yasal olmayan ürünlerin reklamı ve pornografik ögeler gibi yasal olmayan e-postalara bıraktı. Daha önce bütün spam e-posta trafiğinin %5-10’unu oluşturan “Seyahat ve Turizm” kategorisi bunun tipik bir örneği…

Rapor, 2013 yılında dünyadaki spam e-postaların anavatanlarını da inceliyor. Buna göre %55,5ile Asya listenin ilk sırasında. Bunu %19 ile Kuzey Amerika izliyor. Doğu Avrupa, geçtiğimiz yıla kıyasla iki katına çıkarak %13,3 ile üçüncü sıraya yükselmiş durumda. Batı Avrupa, yüzde 2,4 puanlık bir artışa rağmen dördüncü sıradaki yerini korurken, Latin Amerika, 2012 yılına göre üçte bire kadar gerileyerek beşinci sırada yer alıyor. Türkiye ise %0.48 ile dünya genelinde listenin 24’üncüsü.

PROGRAM TAVSİYESİ : Process Explorer 16.0

[​IMG]

Process Explorer 16.0

– VirusTotal analiz hizmeti ile entegrasyonu eklendi.

Buradan ulaşabilirsiniz.

TOP SECRET : City of Oakland Domain Awareness Center Emails September-December 2013

DÖKÜMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

TOP SECRET /// Virginia Fusion Center Bulletin : TOR, Bitcoins, Silk Road and the Hidden Internet

Virginia Fusion Center Bulletin … TOR, Bitcoins, Silk Road and the Hidden Internet.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Başbakan Erdoğan’ın Tahran Ziyareti : Türkiye-İran İlişkilerinde Yeni Bir Dö nüm Noktası

Yrd. Doç. Dr. Bayram Sinkaya

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 28-29 Ocak 2014 tarihlerinde İran’ın başkenti Tahran’a resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyaret, son yıllarda çeşitli nedenlerle bir sarsıntı geçiren Türkiye-İran ilişkilerinin gelişmesi açısından yeni bir dönüm noktası olmuştur. Bu çalışmada Erdoğan’ın Tahran ziyareti bağlamında Türkiye-İran ilişkilerinin dönüşümü ve iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinin önündeki potansiyel engeller tartışılmıştır.

İkili İlişkilerde Dönüm Noktası: “Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi”

Başbakan Erdoğan’a Tahran ziyareti sırasında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybek eşlik etmiştir. Erdoğan ziyaret kapsamında İran’daki muadili Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Rehber Ayetullah Hamanei ile görüşmüştür. İkili ilişkiler ve bölgesel meselelerin ele alındığı bu görüşmelerde, iki ülkenin bölgesel meseleler karşısındaki ortak kaygıları ve beklentileri ile iki ülke arasında ticaret hacminin 2015’te 30 milyar dolara çıkarılması temennileri ifade edilmiştir. Ziyaret sırasında üç anlaşma ve bir bildiri (“Türkiye ve İran arasında Ortak Ticaret Komitesi Kurulmasına Dair Anlaşma”, “Tercihli Ticaret Anlaşması” ve İran Haber Ajansı (IRNA) ile Anadolu Ajansı (AA) arasında İşbirliği Anlaşması) imzalanmıştır.

Ziyaretin en önemli sonucu Cumhurbaşkanı Ruhani ile Başbakan Erdoğan arasında “Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi kurulmasına dair ortak siyasi bildiri”nin imzalanmış olmasıdır. Son on yılda Türkiye-İran ilişkilerinde kaydedilen olumlu gelişmelere karşın iki ülke arasındaki işbirliğinin daha ileriye götürülebilmesinin önünde her iki ülkenin de bazı rezervleri vardı. Bu nedenle geçen on yılda Türkiye’nin en önemli dış politika araçlarından birisi olan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi anlaşmaları çok sayıda ülke ile imzalanmış, ama İran ile imzalanması gündeme bile gelmemişti. Keza İran yönetiminin Türkiye ile bölgesel işbirliği konusunda çok istekli görünmesine rağmen Türk yetkililer bu konuda İran’ın beklentilerini karşılamaya yanaşmamıştı.

Türkiye’nin İran’a karşı bu ihtiyatlı bakışının başlıca iki nedeni vardı. Bunlardan birincisi İran’ın ABD ve Batılı ülkelerle ilişkilerinin giderek bozulması idi. Bir yandan nükleer programı üzerindeki tartışmalar, diğer yandan Ahmedinecad hükümetinin “radikal dış politikası” dolayısıyla İran giderek uluslararası sistemden izole edilirken, Türkiye’nin kimi karşı çıkışlarına rağmen geleneksel ittifak ilişkilerinin hilafına bu ülkenin yanında durması çok zordu. Türkiye’nin İran’a karşı rezervlerinin ikincisi sebebi ise İran yönetiminin izlediği bölgesel politikalardan duyduğu bazı endişelerdi. Bölgenin tedrici şekilde ekonomik ve siyasi anlamda “liberalleşmesi” ile “bölgesel istikrarı” savunan Türkiye, İran’ın bölgede, Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelere yönelik olarak izlediği dış politikayı “istikrarsılaştırıcı” bir faktör olarak görmeye başlamış, bu nedenle bölgesel meselelerde İran’dan uzaklaşmıştır.

Bu çerçevede Ağustos 2013’te İran’da yaşanan hükümet değişikliği ve yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin dış politikada çatışma yerine diplomasiye ve işbirliğine önem veren bir yaklaşım benimsemesi, Türkiye’nin İran hakkındaki rezervlerinin ortadan kalkmasını sağlamıştır. Ruhani’nin nükleer meselede uzlaşmacı bir tavır izleyerek bu konuda somut ilerlemeler kaydetmesi ve İran’ın bölge ülkeleri ile ilişkilerinin geliştirilmesine öncelik vermesi Türkiye’den de olumlu karşılık bulmuştur. Bu gelişmeler iki ülke arasında “Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi”nin kurulmasının gündeme gelmesini sağlamıştır ki bu gelişme her iki ülkenin de ikili ilişkilerini kapsamlı bir şekilde geliştirme niyetini ifade etmektedir.

Ankara-Tahran İlişkilerinin Rasyonelleşmesi ve Kompartmanlaşması

Türkiye-İran ilişkilerinde kaydedilen bu olumlu gelişme, iki ülke arasındaki bütün sorunların çözüldüğü ve özellikle bölgesel meseleler karşısındaki görüş ayrılıklarının giderildiği anlamına gelmemektedir. Mevcut sorunlara ve görüş farklılıklarına rağmen ikili ilişkilerde kaydedilen bu olumlu gelişme, Türkiye-İran ilişkilerinin “rasyonelleştiğini” ve “kompartmanlaştığını” göstermektedir. İkili ilişkilerdeki rasyonelleşme ve kompartmanlaşma süreci 2000’lerin hemen başlarında ortaya çıkmıştır. Rasyonelleşme, ihtilaflı noktaların geri plana itilerek iki ülke arasındaki işbirliği noktalarının ve ortak çıkarların öne çıkarılmasını sağlamaktadır. Kompartmanlaşma ise tarafların ikili siyasi, güvenlik, kültürel, iktisadi ilişkileri ile bölgesel düzeydeki ilişkilerinin ayrı ayrı ele alınması anlamına gelmektedir. Böylece ikili ilişkilerdeki alt-alanlardan birisinde meydan gelen olumsuz gelişmelerin diğer ilişkileri olumsuz etkilemesinin önüne geçilmektedir.

Ankara-Tahran ilişkilerinin rasyonelleşmesi ve kompartmanlaşması açısından son birkaç yıl önemli bir test olmuştur. Zira hatırlanacağı üzere 2011’de Türkiye topraklarında NATO Füze Kalkanı Programı çerçevesinde Amerikan radarlarının konuşlandırılması, patriot sistemlerinin Türkiye-Suriye sınırına yerleştirilmesi, hem Irak’ta hem de Suriye’deki gelişmeler üzerinden Türkiye ile İran’ın karşı karşıya gelmesi Ankara-Tahran ilişkilerini ciddi şekilde tehdit etmiştir. İlginçtir, Ankara-Tahran ilişkilerinin ciddi şekilde tehdit altında olduğu bu dönemde Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacmi rekor kırarak 2012’de 22 milyar dolara yaklaşmıştır. Bu başarı, iki ülkenin ihtilaflı noktaları bir yana bırakarak işbirliği yapabildiklerini göstermektedir.

Türkiye-İran İlişkilerinin Önündeki Potansiyel Engeller

Önümüzdeki aylarda İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Türkiye’ye resmi bir ziyaret yapması beklenmektedir. Bu ziyaret sırasında da muhtemelen yeni anlaşmalar imzalanacaktır. Bununla birlikte, ikili ilişkilerdeki rasyonelleşme ve kompartmanlaşmaya rağmen Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin ilerlemesinin önünde birtakım potansiyel engeller vardır.

Her şeyden önce Türkiye ile İran arasındaki karşılıklı üst düzey ziyaretler sırasında mutat olduğu üzere iyi niyet ve işbirliği mesajları verilmekte, bazı anlaşmalar yapılmaktadır, fakat söz konusu anlaşmaların hayata geçirilmesinde bazı problemlerle karşılaşılmaktadır. Bu problemler bürokratik veya teknik engeller şeklinde olabilmektedir, ama esas sorun siyasi iradenin anlaşmanın takipçisi olmamasından kaynaklanmaktadır. Ankara ile Tahran arasında imzalanan ama uygulanmasında problemle karşılaşılan çok sayıda anlaşma vardır. Mesela iki ülke arasında 2007’de Türkiye’nin İran’da doğalgaz araması, çıkarması, işlemesi ve pazarlamasına dönük enerji işbirliği anlaşması uzun süre gündemde kaldıktan sonra rafa kaldırılmıştır. Keza, Başbakan Erdoğan’ın gezisi sırasında imzalanan “tercihli ticaret anlaşması” yıllardır gündemdeydi. Hatta 2011’de Cumhurbaşkanı Gül’ün Tahran ziyareti sırasında imzalanması beklenen bu anlaşma ancak şimdi imzalanabilmiştir.

İkili ilişkilerin önünde bir başka potansiyel engel olarak İran’da Ruhani hükümetinin güç kaybetmesinden bahsedebiliriz. Yukarıda değinildiği üzere Ruhani’nin İran dış politikasına getirdiği yeni yaklaşım, Türkiye’nin İran’a karşı rezervlerinin ortadan kalkmasını sağlamıştır. Türkiye’nin bu dönemde İran’a olumlu yaklaşımı aynı zamanda Ruhani hükümetinin desteklenmesi ve cesaretlendirilmesi yönünde bir adım olarak değerlendirilebilir. Fakat İran’daki siyasi dengeler açısından bakıldığında Ruhani hükümetinin siyasi geleceği ve kapasitesi büyük ölçüde İran’ın nükleer meselesinin çözümünde göstereceği performansa ve başarıya bağlıdır. Ruhani’nin bu cephede başarısızlığa uğraması, İran siyasetindeki dengelerin yeniden değişmesine neden olabilir. Buna bağlı olarak İran siyasetinde ve dış politikasında meydana gelebilecek yeni gelişmeler Türkiye-İran ilişkileri için de yeni sorunların doğmasına sebep olabilir.

ARAŞTIRMA DOSYASI : Halep’te Türkmenlerin Çobanbey Direnişi

Oytun Orhan

ORSAM Ortadoğu Uzmanı

Suriye’de en güçlü silahlı muhalif gruplardan İslami Cephe, Halep şehir merkezi ile Türkiye sınırı arasında kalan kırsal bölgede son dönemde Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD)’ne karşı üstünlük sağlamıştı. Kuzey Halep bölgesinden büyük ölçüde çekilmek durumunda kalan IŞİD Rakka’ya yoğunlaşarak Vilayetin neredeyse tamamını kontrol altına almıştı. IŞİD, Rakka’da toparlandıktan sonra çekilmek durumunda kaldığı Kuzey Halep bölgesine 27 Ocak tarihinden itibaren yoğun bir saldırı başlatmıştır. Şu an itibarıyla Cerablus ve Munbiç gibi yerleşim yerlerinin kontrolünü İslami Cephe’den geri almıştır.

Kuzey Halep bölgesinde ve Türkiye-Suriye sınır hattında Azaz-Cerablus arasında kalan bölgede yoğun olarak Türkmenler yaşamaktadır. Türkmenlerin yaşadığı köylerde kontrol Özgür Ordu’ya bağlı Türkmen birliklerde olmakla birlikte bölgenin genelinde güvenliği başta Tevhid Tugayı olmak üzere İslami Cephe’ye bağlı gruplar sağlamaktaydı. IŞİD’in başlattığı son saldırılar neticesinde İslami Cephe ve Türkmen birlikler büyük yerleşim yerlerinden çekilmek durumunda kalmış ve Kilis’e bağlı Elbeyli ilçesinin karşısında yer alan Türkmen kasabası Çobanbey’e çekilmek durumunda kalmıştır. Birlikte hareket eden İslami Cephe ve Türkmen birlikler açısından Çobanbey’e çekildikten sonra iki seçenek kalmıştır. Sınırı geçerek Türkiye’ye sığınmak ya da ellerinde kalan son büyük yerleşim yeri Çobanbey’de IŞİD’e karşı direnmek.

Türkmenler ve İslami Cephe Çobanbey’de direnmeyi seçmiştir. 27 Ocak tarihinden bu yana Çobanbey’de IŞİD ile Türkmenler arasında yoğun çatışmalar sürmektedir. İlk aşamada Türkmenler ve İslami Cephe IŞİD’e karşı başarı sağlamıştır. IŞİD’in Çobanbey’e bağlı Tal Ayşa ve Kap Viran köyleri tarafından gerçekleştirdiği saldırılar püskürtülmüştür. IŞİD bunun üzerine Çobanbey’i havan topu saldırısı ile bombalamaya başlamıştır. Bu saldırılar nedeniyle Çobanbey halkının önemli bir kısmı kasabayı boşaltmak durumunda kalmış ve Türkiye’ye göç etmiştir. Bir gecede 3500’ü aşkın Türkmen Türkiye’ye geçiş yapmıştır. İlk çatışmaların ardından Çobanbey kasabasının 4 kilometre güneyindeki Tal Ayşa ve Cuppun Türkmen köylerine konuşlanmış IŞİD ile Türkmen ve İslami Cephe savaşçıları arasında çatışmalar yeniden başlamıştır. Türkmenler karşı saldırı gerçekleştirerek IŞİD mevzilerini bombalamaya başlamıştır. Tal Ayşa, Alıcı ve Toyran köyleri civarlarında yaşanan çatışmalarda IŞİD tarafından 50’nin üzerinde terörist öldürülmüş, örgüte ait birçok araç ve ağır silah imha edilmiştir. IŞİD bunun üzerine Çobanbey kasabasına bağlı köylerdeki Türkmen evlerini basarak Türkmen askeri birlikleri savaşçılarının akrabalarını tutuklamaya başlamıştır. Taraflar arasındaki çatışmalar Türkiye’ye de sıçramıştır. Hudut hattında TSK’nın iki aracına hafif silahla ateş açılması üzerine TSK karşılık vermiştir. TSK’dan yapılan açıklamada “Çobanbey hudut hattında TSK’nın iki aracına hafif silahla ateş açıldığı, TSK’nın misliyle karşılık verdiği, IŞİD’a ait üç aracın imha edildiği ve IŞİD konvoyundaki pikap, kamyon ve otobüslerin tahrip edildiği” bilgisi paylaşılmıştır.

Çobanbey çevresinde yaşanan çatışmaların birkaç açıdan önemi olduğu söylenebilir:

1. Suriye’deki en önemli iki Türkmen bölgesinden biri olan Halep Türkmenlerinin zorunlu göçe maruz kalması ve Türkmen bölgelerinin boşalması.

2. Türkiye’nin Suriye olan sınırının önemli bir kısmının El Kaide bağlantılı IŞİD tarafından kontrol ediliyor olması ve bunun yarattığı güvenlik riskleri.

3. Hem IŞİD tehdidinin artması hem de Türkiye’nin akraba topluluğu Türkmenlere yönelik sınırının hemen yanı başındaki saldırıların Türkiye’yi sınır bölgesinde çatışmanın içine çekmesi olasılığı. TSK’nın IŞİD konvoyuna saldırısı örnek olarak kabul edilebilir.

Suriye Türkmenleri ülke geneline yayılmış olmakla birlikte Halep ve Lazkiye Vilayetlerinin Türkiye sınırına yakın bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Bayır-Bucak olarak bilinen Lazkiye Türkmen bölgeleri rejimin saldırıları nedeniyle neredeyse tamamen boşalmıştır. Köylerin büyük bölümü Türkmen birliklerin kontrolü altında olsa da rejimin havadan saldırıları devam ettiği için halk Türkiye’ye göç etmiştir. Halep Türkmen bölgeleri ise son çatışmalara kadar böyle bir sorun ile karşı karşıya değildi. Azaz ve Cerablus arasında kalan Türkmen bölgeleri muhaliflerin kontrolü altındaydı ve halkın neredeyse tamamı köy ve kasabalarında yaşamaya devam ediyordu.

Yaşanan çatışmalar neticesinde Halep Türkmen bölgelerinden Türkiye’ye doğru yoğun göç dalgası başlamıştır. Bu durumda Suriye’deki en önemli iki Türkmen bölgesinde büyük ölçüde nüfus kalmamış olacaktır. Bayır-Bucak bölgesinde IŞİD’in üstünlüğü olmasa da varlığı söz konusudur. Yakın zaman önce Türk basınında IŞİD’in Bayır-Bucak’ta Türkmen sivillere yönelik katliamlarına ilişkin haberler çıkmıştır. IŞİD tehdidinin varlığı zaten azalmış olan Bayır-Bucak Türkmen nüfusunun tamamının Türkiye’ye göç etmesine neden olabilir. Aynı şekilde Halep’te çok daha güçlü olan IŞİD’in sivil halka yönelik katliama başlaması Halep Türkmen bölgelerinin tamamen boşalmasını beraberinde getirebilir. Rakka Vilayeti’nde ise zaten az sayıda olan Türkmenler, Vilayet’in en güçlü örgütü konumundaki IŞİD karşısında hiçbir varlık gösterecek durumda değildir. Çobanbey’deki çatışmalar Rakka Türkmenlerini de olumsuz etkileyebilir.

YERLİ BASIN : Türkiye’nin Ekonomik Politiği

erdembasci.jpg?itok=IshDyv0q

Radikal: Cengiz Çandar: Don Kişot’un ‘umutsuz’ savaşı

Gelinen noktada Merkez Bankası’nın ‘ekonomik-mali’, ülkenin başındaki kişinin ‘siyasi’ sorumluluğu bulunuyor. Merkez Bankası Para Kurulu, o çok beklenen toplantısının ardından olağanüstü toplantı kararı alarak, sonucu “gece yarısı” açıklayacağını bildirince “faiz artışı” geleceği besbelliydi. Tayyip Erdoğan’ın İran’a gitmek üzere “Merkez Bankası’na karışma yetkisi olmadığını ama faiz artışına karşı olduğunu” söylemesi bile, bu kanaati değiştirecek cinsten değildi. Devamı…

YeniŞafak: Ali Saydam: Merkez Bankası herkesi sevindirdi (mi?)

İlk yorumlar şöyleydi: ‘Vay canına! Amma cesaret, Merkez Bankası’ndan şok müdahale. Dolar tepetaklak. Bu Merkez Bankası, yoksa başka bir ülkenin Merkez Bankası mı?’ Finans çevreleri zil takıp oynarken bunların dışındaki bazı iş çevreleri de memnuniyetlerini gizlemediler. Özellikle Dolar borcu olanlar. Piyasa ekonomisinin bileğini bükmek kolay değildir, diyenler oldu. İlk reaksiyonlar böyleydi. Devamı…

Sabah: Süleyman Yaşar: Merkez "üretme, ithal et, enflasyon düşer" diyor

Merkez Bankası faizleri artırdı. Aynı filmi biz 2006’da görmüştük. Yine Amerikan Merkez Bankası faiz artırımına gitti. Ve gelişmekte olan ülkelerden para çıkışı başladı. Ülke para birimleri hızla değer kaybetti. Tabii kategorik olarak Türkiye de etkilendi. Bunun üzerine Merkez faizleri yüksek oranda artırdı o dönemde. Ve neredeyse dünyanın en yüksek politika faizi uygulayan merkez bankası oldu bizim merkez. Şimdi aynı durum söz konusu. Çünkü Brezilya Merkez Bankası politika faizi yüzde 10.5, bizimki yüzde 10 oldu. Devamı…

Bugün: Yaşar Erdinç: Merkez Bankası kararları sonrasındapiyasalar

Merkez Bankası kararları dün gece saat 24:00’te açıklandığında, çok radikal ve cesur kararlar olduğunu gördük. Sabah piyasalar açıldığında ise ilk anda ciddi olumlu etkisi oldu. Dolar/TL kuru 2.26 seviyesinden 2.16 seviyelerine kadar düştü, borsa yükselişteydi ve yaklaşık bin puanlık bir artış yaptıktan sonra ibre 180 derece terse döndü. Özellikle saat 14:00’ten sonra piyasadaki stres yeniden artmaya başladı ve borsada düşüş yüzde 4’e yaklaşırken, dolar/TL kuru 2.32 seviyelerine kadar yükseldi. Devamı…

Sözcü: Ege Cansen: Faizci Fisher göreve geldi

Dün gece bizim Merkez Bankası “faizi aslanlar gibi artırdı”. Hem de Başbakan’a rağmen. Başkan Başçı ve saz arkadaşlarının suyu ısınmıştır. Ne tesadüf, iki hafta önce de enflasyonla mücadelede “yüksek faiz” uygulamasıyla ünlü IMF’in eski Baş İktisatçısı Stanley Fisher, FED’in Başkan Yardımcısı olmuştu. Fisher’i nasıl bilirsiniz? Hayat hikâyelerinden anlıyoruz ki; önceki FED Başkanı Bernanke de, şimdiki başkan Yellen da süper zeki insanlar. Fisher de böyledir. Devamı…

Taraf: Mustafa Paçal: Türkiye’nin ekonomik politiği…

17 Aralık operasyonu, zihnî, siyasi ve ekonomik hayatımızda tarihî bir sarsıntıya neden oldu. Öyle ki gelişmeler, bölgesel ve küresel ölçekte Türkiye’nin durumu hakkında, demokrasiden ve hukuk devletinden uzaklaşıldığı değerlendirmelerini yeniden gündeme getirdi. Kuşkusuz bu değerlendirmelerin kritik yanını Başbakan’ın tutum ve davranışları oluşturuyor. Devamı…

(Süreç Analiz, 30 Ocak 2014)

MİZAH : Süper Kahramanlar Türk Olsa Üsleri Olacak 10 Şehir

Nerde bir geek muhabbeti dönsün, ucu bir yerinden süperkahramanlara bağlanır, ardından ya iyi bir tartışma kopar, ya da “Türk olsalardı?” geyiği döner. Bu yazı da biz Geekyapar insanlarının pis geyiklerinden bir tanesinin ürünü!

Süper kahraman yattığı yerden belli olur. Batman’in Gotham’ı, Superman’in Metropolis’i, Spider-Man’in New York’u, en az ev sahipliği yaptıkları karakterler kadar meşhurdur. O şehir onların üssüdür, operasyon merkezidir. Vilayet sınırları dahilinde gerçekleşen tüm sapıtmış deneyler, istila etmekte olan uzaylılar ve kafayı sıyırmış kötü adamlar onlardan sorulur. İyi güzel de, peki ya bu süper kahramanlar Türk olsaydı? Superman üssünü nereye koyardı? Iron Man’in memleketi ne olurdu? Bizce cevaplar basit. İşte buyrun, dünyaca ünlü on süper kahramanın Türk olsalardı üsleri olacak 10 şehir.

10. Iron Man? Ankara!

Şimdi diyeceksiniz ki, neden Ankara? Koskoca Avengers’a ilk filmde Loki ve uzaylı ordusu, ikinci filmde de Ultron (ve öyle gözüküyor ki Süpernaziler!) karşısında liderlik etmiş Iron Man’in Ankara’da ne işi var? E Tony Stark’ın asıl işi nedir? Savunma sanayii. Türkiye’de savunma sanayii nerede? Bildiniz, Ankara. Iron Man Türkiyeli olsaydı muhtemelen TAI’nin müdürü falandı. Hatta kalıbımızı basıyoruz, Hürkuş’un, Anka’nın altında falan yüzde yüz onun imzası olurdu.

9. Green Lantern? Bursa!

Yeşil şehre, yeşil kahraman yakışır. Otobüsünden kaldırımına kadar yemyeşil Bursa muhtemelen Green Lantern’ın yuvası olurdu. Hem zaten “Lantern” diyince insanın gözünde böyle bir Osmanlı feneri falan canlanıyor böyle düşünüldüğünde. Düşünün, Hal Jordan değil de, Ali Ürdün. Bursa’dan cevval bir genç. Bandırma’daki 6. Ana Jet Üs Komutanlığında F-16 pilotu. Feneri alınca memlekete dönüyor, Bursa’yı üs belliyor. Olmaz mı? Bizce oluru var.

8. Aquaman? Antalya!

İnsan Aquaman olacaksa, biraz tarihi, bolca da mavi bir şehirde yaşayacak. Antalya’dan daha müsaiti var mı? Hem nereden malum Konyaaltı plajının ötesinde gizli bir Atlantis şehrinin bulunmadığı? Hem şu tipe bakınız efendim. Şu haliyle bile bir plaja bıraksak sırıtmaz. Gizli kimliği de animatörlük olur. Otellerde sahneye çıkar, asayişe mukayyet olur. Kostüm değiştirmesine bile gerek yok. Denizleri tehdit eden mi var? Hoop, Aquaman zaten hazır!

7. Flash? Rize!

Biz dünyanın en hızlı süper kahramanı Flash’ı Rize’ye çok yakıştırıyoruz. Bizce o hızıyla tarlada gayet faydalı olmasının yanı sıra horonların da aranan adamı olur. Kemençe çalmak, horon tepmek… bunlar hız gerektiren işler. Rize’nin adamı hızlı adamdır. Hızlı konuşur, hızlı iş yapar. Flash’tan münasibi mümkün mü? Hatta direkt Çamlıhemşin’e yazdım senin nüfusu Flash. Yarın git kendine bir ev yapmalık arazi falan bak. Zaten çok sıkılırsan Çin’e gidip gelmen iki dakika.

6. Storm? Kars!

Şimdi yeni film Days of Future Past’te de (yeni bir karakter tasarımıyla) karşımıza çıkacak Storm Afrika asıllı, evet, ama bizce “Baba tarafından Sarıkamışlıymış” da desek yutacak bir milyon kişi bulabiliriz. Hem bu hatunun olayı fırtına koparması değil midir? Fırtınanın memleketi neresidir bu ülkede? Kars. Al sana muhteşem arka plan hikayesi. Meğerse Kars’ın bütün o karı, soğuğu hep Storm’un kötü adamlara karşı verdiği mücadeleymiş. Hatta ben bu Storm’u tanıyorsam kendine gizli üs diye Katerina’nın Kış Sarayı’nı seçer. Zaten geleni gideni yok, süper mekân olur.

5. Superman? İzmir!

Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyup söyleyin efendiler, Superman’de bir “Türkiye’den sıkılınca İzmir’e giderim” havası yok mu? Kendisi en son resmi filminde General Zod’a, gayrıresmi hayran filmlerinde ise Hulk‘a kafa tuttu ama biz öyle sanıyoruz ki asıl mücadelesini Buca’nın azılı “Apache” çetesine karşı verecektir. İnsan gözünü kapatınca hayal edebiliyor, Clark Kent Lois Lane ile oturmuş, Kordon’da rakı içiyor, memleket meselelerini tartışıyor. Valla oldu bu iş! Bana Zack Snyder’ı bağlayın.

4. Hulk? Edirne!

Bize kimse Hulk’ı yaratırken Marvel ekibi Kırkpınar güreşçilerinden etkilenmedi dedirtemez. Şu kostüme bakın allasen. Dizin altında biten şort orada. Üstte kıyafet falan hak getire. Saçlar desen nizama uygun. E vücut zaten pehlivan vücudu. Bi’ yağlaması kalmış arkadaş! Koy Bruce Banner’ı TÜBİTAK’a. Hulk olunca bir kere yağlı güreşin tadını aldı mı zaten üssünü başka bir yere kuramaz.

3. Spider-Man? İstanbul!

Şimdi Allah için, bu eşleştirmeyi yaparken pek düşünmedik. Peter Parker’ın belli ki yeni filminde de sürdüreceği o liseli triplerini en ferah ferah yaşayabileceği yer İstanbul bir kere. Şimdi Kars’ta sen -30 derece soğukta “Okulda benlen dalga geçtiler” diye ağlayabilir misin, böyle bir serzeniş aklına gelir mi? Gelmez. İnsan İstanbul’da olacak, Metrobüs Boğaz’ın üstünden geçerken kendini tribe falan sokacaksın, tren Göztepe durağına yaklaşınca ağlamaklı olacaksın. Hem zaten Spider-Man dediğin ağ atacak, gökdelen lazım. E gizli kimliği fotoğrafçılık bu adamın, tüm basın İstanbul’da. İlla ki bir tanesinin yazı işleri müdürü kesin J. Jonah Jameson tipli bir şeydir zaten…

2. Wolverine? Adana!

Wolverine bizce zaten şu an da Adanalı. Hayatımızda tanıdığımız ne kadar Adanalı varsa her birinden bir parça var zaten Wolverine’de. Sert, asi, yeri geldi mi korumacı, maço. Delikanlı, harbi çocuk. Sigarası da zaten ağzından düşmüyor. Boş zamanlarında filmde “Kes” dediler mi kebabın başına oturuyorsa, yanına da bir şalgam yuvarlıyorsa zaten olmuş bu. Bir bıyık eksik ama neyse, onun da belli ki kökü yerinde. Wolverine’i koyun Adana’ya, iki yıla belediye başkanı; beş yıla da Adana’dan MHP milletvekili çıkmazsa tükürün yüzümüze.

1. Batman? Batman!

Bu şehir onun için yaratılmış. O da bu şehir için. Onların kaderleri kesişmeye mecbur. Bir tanesi karanlık, karizmadan ölen, dünyada eşi benzeri bulunmayan Batman, ötekisi de süper kahraman olanı. Onlar birbirlerinin kısmetleri. Vakti zamanında aralarında bir dava meselesi geçmiş, onu kapatırlarsa efsane olmamak için hiçbir sebepleri yok. Zaten üç film boyunca “Ulan bu arada seninle aynı isimde bi’ şehir varmış Türkiye’de Bruce” diyecek bir delikanlı karakter yaratamayan Nolan’ın ayıbı, ancak bu mekân değiştirmeyle kapanır. Bizim Batman da böylece Google aramalarında biraz öne çıkar canım

TURİZM DOSYASI : İnsanı Olduğu Yerde Mutsuz Kılan Dünyanın En Gü zel 16 Oteli

Soğuk havayı, okulların açılmasını, yoğun iş temposunu sevenlere lafımız yok. Onlar şu anda oldukları yerden de oldukça mutlulardır.

Listemiz geri kalanlar için geliyor.

Ascher Cliff Otel, İsviçre

Äscher-Cliff-otel

Dedon Adaları Resort

Dedon-Island-Resort

Homestead Resort ve Spa, Amerika Birleşik Devletleri

Homestead-Resort and Spa-Utah-USA

Astarte Suist, Yunanistan

Astarte-Suits-Hotel-Greece

Le Moulin du Roc Oteli, Fransa

Hotel-Le-Moulin-du-Roc-France

Öschinensee Hotel ve Restaurant, İsviçre

Hotel-Restaurant-Öschinensee-Switzerland

Ladera Resort, St Lucia

ladera-resort-st-lucia

Montana Magica Lodge, Şili

Montana-Magica-Lodge-sili

Rayavadee Krabi, Tayland

Rayavadee-Krabi-Thailand

The Manta Resort, Tanzanya

the-manta-resort--zanzibar

Villa Escudero, Filipinler

>Giraffe Manor, Kenya

zurafalarla-kahvalti-yapilan-otel

Conrad, Maldivler

amazing-hotels-2-1

Ubud Hanging Gardens, Endonezya

Hotel-Ubud-Hanging Gardens-Endonezya

Le Sirenuse Hotel, İtalya

Katikies-Hotel-Oia-Greece

Bunlar bana yetmedi diyenleri daha fazlası için şöyle alabiliriz.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: