Günlük arşivler: Ocak 30, 2014

/// SURİYE’DE ENGELLİLER İÇİN SAVAŞ 2 KERE DAHA ZOR /// RESİMDEKİ KİŞİ ÇATIŞMANIN Bİ TMESİNİ BEKLİYOR ///

TEKNOLOJİ : Türkiye Spam Kategorisinde 24. Sırada

Kaspersky Lab’in 2013 yılını analiz ettiği “Spam Raporu”na göre, spam e-postaların odağında artık illegal ürünlerin reklamı ve pornografik ögeler var.

Kaspersky Lab, “Spam 2013” raporunu yayımladı. Rapora göre, 2013’te spam e-postaların oranı geçen yıla göre 2,5 puan azalarak % 69,6 olurken, zararlı eklenti bulunan e-postaların yüzdesi 0,2 puan azaldı ve 3,2’ye indi. Yine rapor, kimlik avı saldırılarının %32,1’inin sosyal ağları hedeflediğini ortaya koyuyor. Spam e-postalarda en önde gelen kaynak ülkeler ise %23 ile Çin ve %18 ile ABD olurken, Türkiye %0.48 ile raporun 24’üncü sırasında yer alıyor.

Raporda spam e-postaların içerikleri de incelenmiş durumda. Mesela bu çalışmaya göre 2013’te, spam e-posta kategorilerinde ticari reklamcılık yerini, yasal olmayan ürünlerin reklamı ve pornografik ögeler gibi yasal olmayan e-postalara bıraktı. Daha önce bütün spam e-posta trafiğinin %5-10’unu oluşturan “Seyahat ve Turizm” kategorisi bunun tipik bir örneği…

Rapor, 2013 yılında dünyadaki spam e-postaların anavatanlarını da inceliyor. Buna göre %55,5ile Asya listenin ilk sırasında. Bunu %19 ile Kuzey Amerika izliyor. Doğu Avrupa, geçtiğimiz yıla kıyasla iki katına çıkarak %13,3 ile üçüncü sıraya yükselmiş durumda. Batı Avrupa, yüzde 2,4 puanlık bir artışa rağmen dördüncü sıradaki yerini korurken, Latin Amerika, 2012 yılına göre üçte bire kadar gerileyerek beşinci sırada yer alıyor. Türkiye ise %0.48 ile dünya genelinde listenin 24’üncüsü.

PROGRAM TAVSİYESİ : Process Explorer 16.0

[​IMG]

Process Explorer 16.0

– VirusTotal analiz hizmeti ile entegrasyonu eklendi.

Buradan ulaşabilirsiniz.

TOP SECRET : City of Oakland Domain Awareness Center Emails September-December 2013

DÖKÜMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

TOP SECRET /// Virginia Fusion Center Bulletin : TOR, Bitcoins, Silk Road and the Hidden Internet

Virginia Fusion Center Bulletin … TOR, Bitcoins, Silk Road and the Hidden Internet.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Başbakan Erdoğan’ın Tahran Ziyareti : Türkiye-İran İlişkilerinde Yeni Bir Dö nüm Noktası

Yrd. Doç. Dr. Bayram Sinkaya

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 28-29 Ocak 2014 tarihlerinde İran’ın başkenti Tahran’a resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyaret, son yıllarda çeşitli nedenlerle bir sarsıntı geçiren Türkiye-İran ilişkilerinin gelişmesi açısından yeni bir dönüm noktası olmuştur. Bu çalışmada Erdoğan’ın Tahran ziyareti bağlamında Türkiye-İran ilişkilerinin dönüşümü ve iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinin önündeki potansiyel engeller tartışılmıştır.

İkili İlişkilerde Dönüm Noktası: “Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi”

Başbakan Erdoğan’a Tahran ziyareti sırasında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybek eşlik etmiştir. Erdoğan ziyaret kapsamında İran’daki muadili Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Rehber Ayetullah Hamanei ile görüşmüştür. İkili ilişkiler ve bölgesel meselelerin ele alındığı bu görüşmelerde, iki ülkenin bölgesel meseleler karşısındaki ortak kaygıları ve beklentileri ile iki ülke arasında ticaret hacminin 2015’te 30 milyar dolara çıkarılması temennileri ifade edilmiştir. Ziyaret sırasında üç anlaşma ve bir bildiri (“Türkiye ve İran arasında Ortak Ticaret Komitesi Kurulmasına Dair Anlaşma”, “Tercihli Ticaret Anlaşması” ve İran Haber Ajansı (IRNA) ile Anadolu Ajansı (AA) arasında İşbirliği Anlaşması) imzalanmıştır.

Ziyaretin en önemli sonucu Cumhurbaşkanı Ruhani ile Başbakan Erdoğan arasında “Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi kurulmasına dair ortak siyasi bildiri”nin imzalanmış olmasıdır. Son on yılda Türkiye-İran ilişkilerinde kaydedilen olumlu gelişmelere karşın iki ülke arasındaki işbirliğinin daha ileriye götürülebilmesinin önünde her iki ülkenin de bazı rezervleri vardı. Bu nedenle geçen on yılda Türkiye’nin en önemli dış politika araçlarından birisi olan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi anlaşmaları çok sayıda ülke ile imzalanmış, ama İran ile imzalanması gündeme bile gelmemişti. Keza İran yönetiminin Türkiye ile bölgesel işbirliği konusunda çok istekli görünmesine rağmen Türk yetkililer bu konuda İran’ın beklentilerini karşılamaya yanaşmamıştı.

Türkiye’nin İran’a karşı bu ihtiyatlı bakışının başlıca iki nedeni vardı. Bunlardan birincisi İran’ın ABD ve Batılı ülkelerle ilişkilerinin giderek bozulması idi. Bir yandan nükleer programı üzerindeki tartışmalar, diğer yandan Ahmedinecad hükümetinin “radikal dış politikası” dolayısıyla İran giderek uluslararası sistemden izole edilirken, Türkiye’nin kimi karşı çıkışlarına rağmen geleneksel ittifak ilişkilerinin hilafına bu ülkenin yanında durması çok zordu. Türkiye’nin İran’a karşı rezervlerinin ikincisi sebebi ise İran yönetiminin izlediği bölgesel politikalardan duyduğu bazı endişelerdi. Bölgenin tedrici şekilde ekonomik ve siyasi anlamda “liberalleşmesi” ile “bölgesel istikrarı” savunan Türkiye, İran’ın bölgede, Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelere yönelik olarak izlediği dış politikayı “istikrarsılaştırıcı” bir faktör olarak görmeye başlamış, bu nedenle bölgesel meselelerde İran’dan uzaklaşmıştır.

Bu çerçevede Ağustos 2013’te İran’da yaşanan hükümet değişikliği ve yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin dış politikada çatışma yerine diplomasiye ve işbirliğine önem veren bir yaklaşım benimsemesi, Türkiye’nin İran hakkındaki rezervlerinin ortadan kalkmasını sağlamıştır. Ruhani’nin nükleer meselede uzlaşmacı bir tavır izleyerek bu konuda somut ilerlemeler kaydetmesi ve İran’ın bölge ülkeleri ile ilişkilerinin geliştirilmesine öncelik vermesi Türkiye’den de olumlu karşılık bulmuştur. Bu gelişmeler iki ülke arasında “Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi”nin kurulmasının gündeme gelmesini sağlamıştır ki bu gelişme her iki ülkenin de ikili ilişkilerini kapsamlı bir şekilde geliştirme niyetini ifade etmektedir.

Ankara-Tahran İlişkilerinin Rasyonelleşmesi ve Kompartmanlaşması

Türkiye-İran ilişkilerinde kaydedilen bu olumlu gelişme, iki ülke arasındaki bütün sorunların çözüldüğü ve özellikle bölgesel meseleler karşısındaki görüş ayrılıklarının giderildiği anlamına gelmemektedir. Mevcut sorunlara ve görüş farklılıklarına rağmen ikili ilişkilerde kaydedilen bu olumlu gelişme, Türkiye-İran ilişkilerinin “rasyonelleştiğini” ve “kompartmanlaştığını” göstermektedir. İkili ilişkilerdeki rasyonelleşme ve kompartmanlaşma süreci 2000’lerin hemen başlarında ortaya çıkmıştır. Rasyonelleşme, ihtilaflı noktaların geri plana itilerek iki ülke arasındaki işbirliği noktalarının ve ortak çıkarların öne çıkarılmasını sağlamaktadır. Kompartmanlaşma ise tarafların ikili siyasi, güvenlik, kültürel, iktisadi ilişkileri ile bölgesel düzeydeki ilişkilerinin ayrı ayrı ele alınması anlamına gelmektedir. Böylece ikili ilişkilerdeki alt-alanlardan birisinde meydan gelen olumsuz gelişmelerin diğer ilişkileri olumsuz etkilemesinin önüne geçilmektedir.

Ankara-Tahran ilişkilerinin rasyonelleşmesi ve kompartmanlaşması açısından son birkaç yıl önemli bir test olmuştur. Zira hatırlanacağı üzere 2011’de Türkiye topraklarında NATO Füze Kalkanı Programı çerçevesinde Amerikan radarlarının konuşlandırılması, patriot sistemlerinin Türkiye-Suriye sınırına yerleştirilmesi, hem Irak’ta hem de Suriye’deki gelişmeler üzerinden Türkiye ile İran’ın karşı karşıya gelmesi Ankara-Tahran ilişkilerini ciddi şekilde tehdit etmiştir. İlginçtir, Ankara-Tahran ilişkilerinin ciddi şekilde tehdit altında olduğu bu dönemde Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacmi rekor kırarak 2012’de 22 milyar dolara yaklaşmıştır. Bu başarı, iki ülkenin ihtilaflı noktaları bir yana bırakarak işbirliği yapabildiklerini göstermektedir.

Türkiye-İran İlişkilerinin Önündeki Potansiyel Engeller

Önümüzdeki aylarda İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Türkiye’ye resmi bir ziyaret yapması beklenmektedir. Bu ziyaret sırasında da muhtemelen yeni anlaşmalar imzalanacaktır. Bununla birlikte, ikili ilişkilerdeki rasyonelleşme ve kompartmanlaşmaya rağmen Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin ilerlemesinin önünde birtakım potansiyel engeller vardır.

Her şeyden önce Türkiye ile İran arasındaki karşılıklı üst düzey ziyaretler sırasında mutat olduğu üzere iyi niyet ve işbirliği mesajları verilmekte, bazı anlaşmalar yapılmaktadır, fakat söz konusu anlaşmaların hayata geçirilmesinde bazı problemlerle karşılaşılmaktadır. Bu problemler bürokratik veya teknik engeller şeklinde olabilmektedir, ama esas sorun siyasi iradenin anlaşmanın takipçisi olmamasından kaynaklanmaktadır. Ankara ile Tahran arasında imzalanan ama uygulanmasında problemle karşılaşılan çok sayıda anlaşma vardır. Mesela iki ülke arasında 2007’de Türkiye’nin İran’da doğalgaz araması, çıkarması, işlemesi ve pazarlamasına dönük enerji işbirliği anlaşması uzun süre gündemde kaldıktan sonra rafa kaldırılmıştır. Keza, Başbakan Erdoğan’ın gezisi sırasında imzalanan “tercihli ticaret anlaşması” yıllardır gündemdeydi. Hatta 2011’de Cumhurbaşkanı Gül’ün Tahran ziyareti sırasında imzalanması beklenen bu anlaşma ancak şimdi imzalanabilmiştir.

İkili ilişkilerin önünde bir başka potansiyel engel olarak İran’da Ruhani hükümetinin güç kaybetmesinden bahsedebiliriz. Yukarıda değinildiği üzere Ruhani’nin İran dış politikasına getirdiği yeni yaklaşım, Türkiye’nin İran’a karşı rezervlerinin ortadan kalkmasını sağlamıştır. Türkiye’nin bu dönemde İran’a olumlu yaklaşımı aynı zamanda Ruhani hükümetinin desteklenmesi ve cesaretlendirilmesi yönünde bir adım olarak değerlendirilebilir. Fakat İran’daki siyasi dengeler açısından bakıldığında Ruhani hükümetinin siyasi geleceği ve kapasitesi büyük ölçüde İran’ın nükleer meselesinin çözümünde göstereceği performansa ve başarıya bağlıdır. Ruhani’nin bu cephede başarısızlığa uğraması, İran siyasetindeki dengelerin yeniden değişmesine neden olabilir. Buna bağlı olarak İran siyasetinde ve dış politikasında meydana gelebilecek yeni gelişmeler Türkiye-İran ilişkileri için de yeni sorunların doğmasına sebep olabilir.

ARAŞTIRMA DOSYASI : Halep’te Türkmenlerin Çobanbey Direnişi

Oytun Orhan

ORSAM Ortadoğu Uzmanı

Suriye’de en güçlü silahlı muhalif gruplardan İslami Cephe, Halep şehir merkezi ile Türkiye sınırı arasında kalan kırsal bölgede son dönemde Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD)’ne karşı üstünlük sağlamıştı. Kuzey Halep bölgesinden büyük ölçüde çekilmek durumunda kalan IŞİD Rakka’ya yoğunlaşarak Vilayetin neredeyse tamamını kontrol altına almıştı. IŞİD, Rakka’da toparlandıktan sonra çekilmek durumunda kaldığı Kuzey Halep bölgesine 27 Ocak tarihinden itibaren yoğun bir saldırı başlatmıştır. Şu an itibarıyla Cerablus ve Munbiç gibi yerleşim yerlerinin kontrolünü İslami Cephe’den geri almıştır.

Kuzey Halep bölgesinde ve Türkiye-Suriye sınır hattında Azaz-Cerablus arasında kalan bölgede yoğun olarak Türkmenler yaşamaktadır. Türkmenlerin yaşadığı köylerde kontrol Özgür Ordu’ya bağlı Türkmen birliklerde olmakla birlikte bölgenin genelinde güvenliği başta Tevhid Tugayı olmak üzere İslami Cephe’ye bağlı gruplar sağlamaktaydı. IŞİD’in başlattığı son saldırılar neticesinde İslami Cephe ve Türkmen birlikler büyük yerleşim yerlerinden çekilmek durumunda kalmış ve Kilis’e bağlı Elbeyli ilçesinin karşısında yer alan Türkmen kasabası Çobanbey’e çekilmek durumunda kalmıştır. Birlikte hareket eden İslami Cephe ve Türkmen birlikler açısından Çobanbey’e çekildikten sonra iki seçenek kalmıştır. Sınırı geçerek Türkiye’ye sığınmak ya da ellerinde kalan son büyük yerleşim yeri Çobanbey’de IŞİD’e karşı direnmek.

Türkmenler ve İslami Cephe Çobanbey’de direnmeyi seçmiştir. 27 Ocak tarihinden bu yana Çobanbey’de IŞİD ile Türkmenler arasında yoğun çatışmalar sürmektedir. İlk aşamada Türkmenler ve İslami Cephe IŞİD’e karşı başarı sağlamıştır. IŞİD’in Çobanbey’e bağlı Tal Ayşa ve Kap Viran köyleri tarafından gerçekleştirdiği saldırılar püskürtülmüştür. IŞİD bunun üzerine Çobanbey’i havan topu saldırısı ile bombalamaya başlamıştır. Bu saldırılar nedeniyle Çobanbey halkının önemli bir kısmı kasabayı boşaltmak durumunda kalmış ve Türkiye’ye göç etmiştir. Bir gecede 3500’ü aşkın Türkmen Türkiye’ye geçiş yapmıştır. İlk çatışmaların ardından Çobanbey kasabasının 4 kilometre güneyindeki Tal Ayşa ve Cuppun Türkmen köylerine konuşlanmış IŞİD ile Türkmen ve İslami Cephe savaşçıları arasında çatışmalar yeniden başlamıştır. Türkmenler karşı saldırı gerçekleştirerek IŞİD mevzilerini bombalamaya başlamıştır. Tal Ayşa, Alıcı ve Toyran köyleri civarlarında yaşanan çatışmalarda IŞİD tarafından 50’nin üzerinde terörist öldürülmüş, örgüte ait birçok araç ve ağır silah imha edilmiştir. IŞİD bunun üzerine Çobanbey kasabasına bağlı köylerdeki Türkmen evlerini basarak Türkmen askeri birlikleri savaşçılarının akrabalarını tutuklamaya başlamıştır. Taraflar arasındaki çatışmalar Türkiye’ye de sıçramıştır. Hudut hattında TSK’nın iki aracına hafif silahla ateş açılması üzerine TSK karşılık vermiştir. TSK’dan yapılan açıklamada “Çobanbey hudut hattında TSK’nın iki aracına hafif silahla ateş açıldığı, TSK’nın misliyle karşılık verdiği, IŞİD’a ait üç aracın imha edildiği ve IŞİD konvoyundaki pikap, kamyon ve otobüslerin tahrip edildiği” bilgisi paylaşılmıştır.

Çobanbey çevresinde yaşanan çatışmaların birkaç açıdan önemi olduğu söylenebilir:

1. Suriye’deki en önemli iki Türkmen bölgesinden biri olan Halep Türkmenlerinin zorunlu göçe maruz kalması ve Türkmen bölgelerinin boşalması.

2. Türkiye’nin Suriye olan sınırının önemli bir kısmının El Kaide bağlantılı IŞİD tarafından kontrol ediliyor olması ve bunun yarattığı güvenlik riskleri.

3. Hem IŞİD tehdidinin artması hem de Türkiye’nin akraba topluluğu Türkmenlere yönelik sınırının hemen yanı başındaki saldırıların Türkiye’yi sınır bölgesinde çatışmanın içine çekmesi olasılığı. TSK’nın IŞİD konvoyuna saldırısı örnek olarak kabul edilebilir.

Suriye Türkmenleri ülke geneline yayılmış olmakla birlikte Halep ve Lazkiye Vilayetlerinin Türkiye sınırına yakın bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Bayır-Bucak olarak bilinen Lazkiye Türkmen bölgeleri rejimin saldırıları nedeniyle neredeyse tamamen boşalmıştır. Köylerin büyük bölümü Türkmen birliklerin kontrolü altında olsa da rejimin havadan saldırıları devam ettiği için halk Türkiye’ye göç etmiştir. Halep Türkmen bölgeleri ise son çatışmalara kadar böyle bir sorun ile karşı karşıya değildi. Azaz ve Cerablus arasında kalan Türkmen bölgeleri muhaliflerin kontrolü altındaydı ve halkın neredeyse tamamı köy ve kasabalarında yaşamaya devam ediyordu.

Yaşanan çatışmalar neticesinde Halep Türkmen bölgelerinden Türkiye’ye doğru yoğun göç dalgası başlamıştır. Bu durumda Suriye’deki en önemli iki Türkmen bölgesinde büyük ölçüde nüfus kalmamış olacaktır. Bayır-Bucak bölgesinde IŞİD’in üstünlüğü olmasa da varlığı söz konusudur. Yakın zaman önce Türk basınında IŞİD’in Bayır-Bucak’ta Türkmen sivillere yönelik katliamlarına ilişkin haberler çıkmıştır. IŞİD tehdidinin varlığı zaten azalmış olan Bayır-Bucak Türkmen nüfusunun tamamının Türkiye’ye göç etmesine neden olabilir. Aynı şekilde Halep’te çok daha güçlü olan IŞİD’in sivil halka yönelik katliama başlaması Halep Türkmen bölgelerinin tamamen boşalmasını beraberinde getirebilir. Rakka Vilayeti’nde ise zaten az sayıda olan Türkmenler, Vilayet’in en güçlü örgütü konumundaki IŞİD karşısında hiçbir varlık gösterecek durumda değildir. Çobanbey’deki çatışmalar Rakka Türkmenlerini de olumsuz etkileyebilir.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: