Etiket arşivi: Terör

TERÖR /// VİDEO : APO PİÇİNİN İMRALI’DAKİ SORGU GÖRÜNTÜLERİ

VİDEO LİNK :

TERÖR /// CHP’li Sezgin Tanrıkulu : ”İŞİD TÜRKİYE’YE Mİ SALDIRACAK ?”

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, Başbakan’ın cevaplaması istemiyle Meclis’e soru önergesi sundu.

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, verdiği soru önergesinde "Türk İstihbarat Birimlerinin, El Kaide Kolu Irak Şam İslam Devleti İŞİD’in 20 kişilik bir intihar bombacı timinin, Ankara, İstanbul ve Hatay’da bombalı intihar saldırısı yapacağı bilgisine ulaştığı iddiasını’ sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesinde, ‘Türk İstihbarat Birimlerinin, El Kaide Kolu Irak Şam İslam Devleti İŞİD’in 20 kişilik bir intihar bombacı timinin, Ankara, İstanbul ve Hatay’da bombalı intihar saldırısı yapacağı bilgisine ulaştığı iddiası doğru mudur?" diye sordu. CHP’li Tanrıkulu tarafından önergede şu sorulara yer verildi; "Türk İstihbarat Birimlerinin, El Kaide Kolu Irak Şam İslam Devleti İŞİD’in 20 kişilik bir intihar bombacı timinin, Ankara, İstanbul ve Hatay’da bombalı intihar saldırısı yapacağı bilgisine ulaştığı iddiası doğru mudur?

2-El Kaide Kolu İŞİD İntihar Timi Türkiye’ye nasıl ve kimlerin yardımıyla gelmiştir?

3-El Kaide Kolu İŞİD İntihar Timinin yakalanması için başlatılan çalışmalarda gelinen son durum nedir?

4-Suriye’deki iç savaşın taraflarından El Kaide Kolu İŞİD Örgütünün Türkiye’ye 7 bomba yüklü araç sokma hazırlığı yaptığı ve 2 aracı Kasım 2013’te Türkiye’ye sokmayı başardığı iddiası doğru mudur?

5-İddia doğru ise, bomba yüklü 2 aracın izine ulaşılmış mıdır?

6-Ayrıca, İstanbul’dan yine Kasım ve Aralık 2013’te çalınan birbirine benzer kamyonet ve Panelvan tipi 25 aracın kopyalanmış plakalar takılarak Hatay’a götürüldükleri ancak izlerinin kaybedildiği iddiası doğru mudur?

7-İŞİD’in Suriye Rejimine ait bir mühimmat deposundan çaldığı 1200 kilogram TNT ile patlayıcı yapımında kullanılan amonyum sülfat maddelerinden imal ettiği patlayıcıları İstanbul’dan kaçırılan araçlara yüklediği istihbaratının da elde edildiği iddiası doğru mudur?

8-Çalınan 25 araç ele geçirilmiş midir?

-Bu araçların izine ulaşılmış mıdır?

-İŞİD’in Türkiye’de bomba yüklü araçlarla eylem yapacağı istihbaratı doğrultusunda alınan güvenlik önlemleri nelerdir?"

TERÖR : Bolu´da El-Kaide Kampı Yokmuş

İsrail Askeri İstihbarat Başkanı General Aviv Kochavi, İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün (INNS) yıllık güvenlik konferansında yaptığı bir konuşmada Türkiye’de El Kaide kampları olduğunu iddia etti…

İsrail Askeri İstihbarat Başkanı General Aviv Kochavi, İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün (INNS) yıllık güvenlik konferansında yaptığı bir konuşmada Türkiye’de El Kaide kampları olduğunu iddia etti.

Jerusalem Post gazetesinin haberine göre, General Aviv Kochavi, basın mensuplarına sunduğu bir haritayla bu kampların Karaman, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde bulunduğunu ve El Kaide’nin NATO üyesi olan Türkiye üzerinden Avrupa’ya daha kolay ulaşabileceğini vurguladı. Koçavi, "Suriye iç çatışmalarını bütün bölgeye yansıtıyor. Elimde gördüğünüz haritadaki kara noktalar bir grafik hatası değil, Avrupa’ya uzanan kısa yoldur" dedi. Türk Dışişleri Bakanlığı bu iddiaya anında yanıt vermedi, ancak Başbakan Tayyip Erdoğan El Kaide bağlantılı gruplara sığınak ya da destek sağladıkları iddialarını kabul etmedi.

CHP’li Sezgin Tanrıkulu’nun meclise sunduğu Bolu’da El-Kaide kampları var mı? soru önergesine cevabı İsrail vermiş oldu. Haritayla kampların yerini gösteren İsrail Askeri İstihbaratının raporu Bolu’da kamp olmadığının delilidir.

TERÖR /// CHP’li Sezgin Tanrıkulu : ‘Paris benzeri cinayetler işleneceğine ilişkin bir istihbarat var mı ?’

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, Paris’te öldürülen 3 PKK’lı kadının cinayet zanlısı Ömer Güney’in MİT ile bağlantısını işaret eden ses kaydını Meclis gündemine taşıdı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Paris cinayetinde Ömer Güney muammasını Meclis gündemine taşıdı. Başbakan Tayyip Erdoğan‘a, "Benzer cinayetlerin işleneceğine dair Hükümetin edindiği herhangi bir istihbarat var mıdır?" diye sordu Tanrıkulu, "Ömer Güney’in MİT’le herhangi bir irtibatı olmuş mudur? Olmuşsa, bu ilişki ne zaman ve nerede başlamıştır?" dedi. Tanrıkulu’nn soru önregesi ve gerekçesi şöyle:

9 Ocak 2013 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’te öldürülen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katil zanlısı olarak yakalanan Ömer Güney’e ait olduğu ileri sürülen bir ses kaydı çeşitli internet sitelerinde yayınlanmıştır. Söz konusu ses kaydında Ömer Güney’in suikast planını MİT mensubu olduğu ileri sürülen kişilerle tartıştığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar sesin Ömer Güney’e ait olup olmadığı henüz netlik kazanmamışsa da, böylesi bir kaydın, mevcut koşullarda ortaya çıkması dikkat çekmektedir. Kayıtlardan anlaşıldığı kadarıyla Ömer Güney, görüştüğü kişilerden silah temini için destek vaadi alıyor ve öldürülecek kişiler konusunda bir sıralama yapıyor.

– Söz konusu ses kaydındaki kişiler MİT mensubu mudur?

– Ömer Güney’in MİT’le herhangi bir irtibatı olmuş mudur? Olmuşsa, bu ilişki ne zaman ve nerede başlamıştır?

– Ömer Güney’in cinayetlerden önce Ankara’ya geldiği ortaya çıkmıştır. Güney, Ankara’da kimlerle görüşmüştür?

– Güney’le konuşan kişilerin MİT mensubu olup olmadığına dair herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır? Başlatılmışsa, bu kişilerin söz konusu cinayetleri kimlerin talimatıyla organize ettiği ortaya çıkarılacak mıdır?

– Fransa’da devam etmekte olan cinayet davasında Türkiye, elindeki tüm bilgileri mahkemeye iletmiş midir? İletmemişse, bunun sebebi nedir?

– Benzer cinayetlerin işleneceğine dair Hükümetin edindiği herhangi bir istihbarat var mıdır?

TERÖR : Paris cinayeti ile PKK’da Öcalan egemenliği sağlandı

Ocak 2013’te Paris’te işlenen PKK’lı üç kadın cinayetini derinlemesine araştıran Kürt siyasetçi ve yazar Yaşar Karadoğan da yeni çıkan iddiaları önemsiyor.

Sakine Cansız ve iki arkadaşının öldürülmesi olayına dair çalışmalar yapan ve iz süren isimlerden biri eski Kürt siyasetçi ve gazeteci Yaşar Karadoğan. Londra’da yaşayan Karadoğan’a son gelişmeleri sorduk. Elde ettiği bilgileri ve analizlerini aktaran Karadoğan’a göre, cinayet devlet ile PKK’nın ortak eylemiydi.

-Sizce cinayetlerin arkasında kimler var?

Cinayetin ‘PKK ve devlet işbirliğiyle işlendiği’ yönünde bir kanı var Kürtler arasında. Cinayetten sonra KCK ve PKK tarafından yapılan ilk açıklamalarda ‘Türk Gladyosu’ işaret edildi. Daha sonra bu söylemler terk edildi. Öcalan ‘Cinayeti beni buraya getirenler işledi’ diyerek ABD, İsrail vs. ülkeleri gündeme getirdi, katliamla ilgili karartma faaliyetine bir çerçeve kazandırdı. Kardeşi Mehmet Öcalan vasıtasıyla Kürtleri sabırlı ve sakin olmaya çağırdıktan sonra ‘Bu sorunun büyük sorumluluğu Fransa’ya aittir’ dedi. Öcalan’ın bu açıklamasından önce AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin Karabük’te yaptığı açıklamada; ‘Önümüzdeki günlerde korkum Almanya’da da buna benzer birtakım olaylarla karşılaşılabilir’ dedi. Türkiye basını bunun izini sürmedi nedense.

-Başka ne gibi ayrıntılar vardı?

Kürtlerin sabrı sınandı. Öcalan’ın PKK’ya ne kadar hâkim olduğu merak ediliyordu ve cenazelerin olaysız kaldırılmasıyla bunun cevabı alındı. Bu cinayetlerden önce Yücel Halis gibi pek de PKK çizgisine uygun olmayan, PKK’nın orta kademe yöneticilerine nokta operasyonlar yapıldı. PKK bunları sessizce, bir iki paragraflık açıklamalarla geçiştirdi. Bu cinayetle PKK içinde, Öcalan’ın egemenliği sağlandı. Ayrıca devletin ‘Öcalan’ın güç biriktirmesi için’ nasıl dört koldan çalıştığı ibretle görüldü. Muhtemelen bu cinayetlerle PKK çevresinde kümelenmiş bir kısım Kürt Alevi’ye de mesaj verildi.

-Niye Sakine Cansız?

Sakine Cansız 12 Eylül’de Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ndeki vahşetten ayakta kalarak kurtulmuştu. Daha sonra Bekaa’da Öcalan tarafından uygulamaya alındı. Cansız gibi ‘önder’ konumunda olanlar ‘özeleştirilerini’ vererek Öcalan’a biat ettiklerini Serxwebun gazetesinden duyurdu. Cansız daha sonra PKK kitlesi karşısında Öcalan’ın ağır hakaret ve suçlamalarına maruz kalıyor. Cansız hiçleştirildikten sonra Almanya’ya geliyor, orada siyasi iltica başvurusu kabul edilmiyor. Ama belli ki Cansız’ın seçilmesinin çeşitli sebepleri var. Öcalan için tehdit oluşturabileceğinden hareket edilmiş olabilir. Nitekim katliam sonrasında Öcalan’ın egemenliğinin ulaştığı seviyeye bakıldığında bu daha iyi görülüyor.

-Başka sebepler yok mu?

Sakine Cansız iddia edildiği üzere Aralık 2012’de MİT ile görüştü mü? Cansız’da Öcalan ile yapılan istişareler hakkında herhangi bir mektup var mıydı? Ortadaki bilgi ve delil karartması dikkate alındığında PKK işbirliğiyle yapılmış bir operasyon olduğu kanısı oluşuyor. PKK her zaman olduğu gibi bu katliamı da siyasete ve ticarete tahvil etmekte bayağı başarılı oldu. Basında yayımlanan MİT belgesi ve katil zanlısı Ömer Güney’in Türkiye’ye gidiş gelişleri nedeniyle Türkiye’nin açıklama yapması gerekiyor. Yeni Özgür Politika Gazetesi’nde açıklamaları yayımlanan ve Devrimci Karargâh davasında MİT ajanı olduğu anlaşılan Murat Şahin, Ömer Güney’in resmini Ankara’da kendisine, birim sorumlusu ‘Teyze’ kod adlı MİT sorumlusu tarafından gösterildiğini iddia etti. Katliamdan bir yıl sonra PKK haber ajansı ANF, Ömer Güney ile iki MİT görevlisine ait ses kayıtlarını açıkladı.

-PKK bu işin neresinde?

PKK’nın cevaplamak zorunda olduğu sorular daha fazla. Türkiye basını Ömer Güney’in İstanbul ve Ankara’ya yaptığı yolculuklarda PKK’lılarla buluştuğunu da yazdı. Ama PKK’dan bu konuda da bir yalanlama gelmedi. Murat Karayılan, Ömer Güney ile ilgilerinin olmadığını öne sürdü. Daha da önemlisi şu: Güney PKK’ya nasıl sızdı? Kimlerin referansı ile geldi? Kendisi ile birlikte gözaltına alınan Muşlu Y.A.nın belirttiğine göre Güney, Kasım 2011’de Villiers –le-Bel PKK dernek üyesi oluyor. Katliamdan 1,5 ay önce ise Y.A.nın kaldığı eve taşınıyor. L’Express Gazetesi’nde yayımlanan haberde Ömer Güney’in katliamdan bir gece evvel PKK derneğinde üye listesini fotoğrafladığı ifade edildi. Kendisinde derneğin yedek anahtarları olduğu yazıldı. Ömer Güney’in Sakine Cansız’dan sorumlu olduğu anlaşılıyor. Sadece Cansız’a değil, PKK’ya da çok yakın. Güney gibi üç hilalli yüzük takan biri PKK derneğinde nasıl böyle itibarlı olabiliyor?

-Bu normal mi?

Sakine Cansız’ın kardeşi Metin Cansız 9 Ocak 2014’te Hürriyet’e çok daha vahim bilgiler veriyor: Sakine son zamanlarda çevresine korktuğunu söylüyor. 2011’de PKK Gençlik Konferansı Hollanda’da yapıldı. Leyla Şaylemez, Güney ile bu konferansa katılıyor. Burada tutuklanıp serbest bırakılıyorlar. Biz Güney’in, ‘PKK-Abdullah Öcalan benim düşmanım’ dediğini de biliyoruz. Metin Cansız’ın bildiklerini herhâlde PKK da biliyordur ama Güney hakkında bir önlem almıyor. Metin Cansız da ‘PKK ve Apo düşmanı’ olduğunu Hollanda polisine beyan eden Güney konusunda ablasını uyarmıyor. Cinayet sonrası Facebook üzerinden Metin Cansız’a bazı sorular sordum. Bunlardan biri, ablasının kaybolan bir ajandası veya çantası olup olmadığıydı. Metin bana cevap vermedi ama Hürriyet’e ‘Çantası yok. Pasaport, kimlik olan çanta da yok. Silah da yok.’ demiş.

-Fransa çok rahat sanki…

Katliamdan birkaç ay sonra Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner ile Londra’da bir konferansta konuştum. O katliamın Fransa ile bir ilgisi olmadığını, aşırıların (Ülkücüler) işi olabileceğini iddia ediyordu. PKK basınında yayımlanan ses kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla Ömer Güney sadece Sakine Cansız’ın yakınında değil, PKK’nın tüm üst düzey görevlilerine yakın birisi. Onun iddiasına göre Nedim Seven ormanda ihtiyacını giderirken arkasında bulunuyor, istediği an onu öldürebilir. Güney’e avukat olarak tanınan Anne Sophie Laguens de ilginç bir isim. Böyle bir dava için fazla tecrübesiz. KCK önce ‘Türk Gladyosu’ dedi, sonra bu söylemini değiştirdi. Mustafa Karasu da ‘Fransa katliamı kimin yaptığını biliyor’ dedi ama katliamın PKK boyutuna ilişkin bir şey söylemedi.

-Eğer Türkiye’nin herhangi bir biriminin bu katliamda rolü yoksa kimler niçin bu katliamı yaptı?

Hükümet ve Başbakan vs. ‘çözüm sürecine karşı olanlar, Türkiye’nin bölgesel güç olmasına karşı çıkanlar’ izahatı getiriyor. Ahmet Türk ve PKK çevresinin verdiği cevap da daha sonra üç aşağı beş yukarı bu noktaya geldi. Katliamların ilişkilendirildiği nokta ‘çözüm süreci’. Fransa-Türkiye arasındaki bir bilek güreşinde bu 3 kadının hedef seçilmiş olabileceğine ilişkin bir zihin egzersizi yok. PKK’nın Avrupa yöneticilerine bir mesaj verilmiş olabilir mi? Bu da sorgulanmıyor.

-Ortaya çıkan belge ve ses kayıtlarının anlamı var mı?

Ortadaki deliller ve olguları değerlendirdiğimde bu katliamın Öcalan’ın egemenliğinin baki kılınması ve PKK yöneticilerine mesaj vermek için derin devlet ve PKK tarafından planlanan ortak bir operasyon olduğunu düşünüyorum.

TERÖR : Paris’in ortasında ‘Lili Marleen’ cinayeti

Sakine Cansız ve arkadaşlarının öldürülmesine dair ilginç ayrıntılar ortaya çıkıyor. Son iddia infazın ortak yapım olduğu yönünde. Operasyonun kod adı ise ‘Lili Marleen’miş.

PKK’lı Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in Paris’te öldürülmesiyle ilgili ilginç iddialar gündeme geliyor. Geçen hafta cinayetin sorumlusu olarak tutuklu bulunan Ömer Güney’e ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı yayımlandı. Güney, kayıtta iki kişi ile konuşuyor ve cinayet öncesini anlatıyor. Gizemli sesler ise Ömer’e taktik ve emir veriyor. Bir MİT belgesi olduğu iddia edilen metin ortaya çıkmıştı. Belgede Güney’e MİT tarafından PKK kurucularından Sakine Cansız’a suikast düzenlemesi için 6 bin avro verildiği ileri sürülüyor. Belgede MİT Daire Başkanı ile üç yetkilinin imzası bulunuyor. ‘GİZLİ’ ibareli ‘arz notu’ başlıklı belge 18.11.2012 tarihini taşıyor. Bu tarih, Güney’in cinayetten sonraki Türkiye ziyareti ile çakışıyor. Her iki iddia MİT ve Adalet Bakanlığı tarafından yalanlandı. BDP ise Meclis’e soru önergesi vermekle yetindi.

Aslında cinayetlere dair ilginç bulgular ve ayrıntılar mevcut. Ancak Ömer Güney’in tek suçlu olarak yakalanmış olması bütün bağlantıları rafa kaldırdı. Ses kaydının Güney’e ait olduğunu BDP yetkilileri de teyit ediyor. Kayıtta konuşan iki şahsın ise MİT görevlileri U.K. ve O.Y. olduğu ileri sürülüyor. İki MİT mensubunun, görev bölgesi Avrupa, ilgilendikleri alan ise PKK. Bu kişilerin ismi KCK-MİT bağlantılı operasyonda da geçmişti. Hatta O.Y. dinlemelere takılmış ve örgüt elemanı diye Atatürk Havaalanı’nda yakalanmıştı. O.Y. sorgulanmak üzere Emniyet’e götürülürken, MİT mensubu olduğunu söylüyor, ardından savcı tarafından serbest bırakılıyor. İki MİT mensubunun faaliyetleri bununla bitmiyor. İddialara göre, U.K. ve O.Y. 2010 yılında PKK’nın Avrupa’daki durumuna dair raporlar hazırlayıp merkeze sundu. Raporlar örgütün yapılanması, faaliyetleri ve bağlantıları hakkında bilgiler içeriyordu. Örgütün Avrupa’daki önemli isimlerinin listesi ve son durumlarına dair kişisel bilgilere de yer verildi. Raporda 30 kişinin adı geçiyor.

Bunun için hazırlanan planın kod adı da ‘Lili Marleen’. II. Dünya Savaşı’nda ünlenen Alman şarkısının adı, bir operasyon kodu olarak seçilmişti. Şarkının gerçek isminin ‘Lambanın altındaki kız’ olması, operasyonun hedefinin bir kadın olma ihtimalini akla getiriyor. Ekibin Eylül 2011’de hazırladığı raporda da ‘Bazı örgüt yöneticilerinin yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi olumlu etki sağlar’ deniyor. Aynı dönemlerde Murat Karayılan’ın İran tarafından yakalandığı konusu MİT tarafından merkeze rapor edilmişti. Fakat daha sonra ‘yanlış bilgi’ diye düzeltme gereği duyuldu. Bu sırada medyaya pek yansımayan diğer bir iddia Adem Uzun’un Avrupa’dan Türkiye getirileceği yönündeydi. Hatta daha sonra buna Rıza Altun eklense de yakalanan veya Türkiye’ye getirilen olmadı. Bu listede Sakine Cansız adı 19’uncu sırada yer alıyordu.

PKK da aynı dönemlerde Cansız için iyi şeyler düşünmüyor. Cansız daha çok PKK’da Rıza Altun ve Mustafa Karasu eliyle ötekileştirilip etkisizleştirilmek isteniyordu. Çünkü Cansız, Altun’un örgüte yakışmadığını, paraları şahsi çıkarları için harcadığını sürekli dile getiren biriydi. Hatta Altun’un davaya ihanet ettiği, yargılanıp ceza alması gerektiği fikrini savunuyordu. Cansız benzer eleştirileri Mustafa Karasu için de yapıyordu. Onun, bazı açıklamalarının yersiz olduğunu, örgüte kayıplar getireceğini söylüyordu. Bu kişileri ajan olmakla suçlayan Cansız ikilinin Ergenekon ile bağlantılı olduğunu söylüyordu. Karasu’nun Diyarbakır Cezaevi döneminde arkadaşlarına ihanet etiğini ve derinlerle çalıştığını da belirtiyordu.

Ergenekon süreciyle bu konuları sık dile getirmeye başlayan Sakine Cansız’a ilk tepki 2010’da Karasu’dan geldi. Karasu, Cansız’ın hezeyanlar içinde olduğunu söylüyordu. Cansız’ın Oslo sürecine katılmaması için devreye girmişti. Onun yerine kadın olarak Nuriye Kesbir katılmıştı. Karasu, Cansız’a Ekim 2012’de sert ve tehdit dolu bir mesaj gönderdi: “Çok konuşmasın, işini yapsın. Yoksa Ahmet Kaya’nın yanında kendine güzel bir yer belirlesin. Devrim şehidimiz olur. Biz onun için Lili Türküsünü söyleriz. Sakine Yoldaş…” MİT’in ‘Lili Marleen’ kodu ile Mustafa Karasu’nun ‘Lili Türküsü’ bir rastlantı mı yoksa bilinçli bir tercih mi? Bu sorunun cevabını vermek zor.

İddiaya göre, Sakine Cansız, Oslo görüşmelerinin perde arkasını kendi çabalarıyla öğrenmişti. Dolayısıyla Cansız örgüt için bir tehdit oluşturabilirdi. Zaten, onunla irtibatlı olan Dewran isimli bir şahsın cinayette kapıları açan kişi olabileceği üzerinde duruluyor. Lakin Dewran’ın İranlı olması dışında kimliği ile ilgili ayrıntılar pek bilinmiyor. Dewran, Mustafa Karasu tarafından Avrupa’ya gönderilmiş ve burada Rıza Altun’un referansıyla kalmıştı. Karasu ile sürekli irtibat hâlindeydi. Son buluşma Kasım 2012’de Kandil’de gerçekleşmişti.

TERÖR /// Mustafa Destici : PKK eskisinden daha çok güçlendi

BBP Genel Başkanı Destici, Türkiye’de olup bitenlerle ilgili BUGÜN’e konuştu. Yolsuzluk operasyonu sonrası emniyet ve yargıda yaşanan tasfiyelerle ilgili “Kurumlar arası çatışma, kuvvetler arası çatışmaya dönüştürülüyor” dedi.

“Paralel devlet” iddialarına ise “İktidar 11 yıl gökyüzünde uçurtma mı uçurdu" sorusuyla yanıt verdi.

*17 Ara­lı­k’­tan be­ri Tür­ki­ye­’de ya­şa­nan­la­rı na­sıl de­ğer­len­di­ri­yor­su­nuz?

Ön­ce­lik­le yol­suz­luk dos­ya­sı ile ar­ka­sın­dan ge­len sü­reç bir­bi­rin­den ay­rıl­ma­lı. Yol­suz­lu­ğa kar­şı he­pi­mi­zin ay­nı saf­ta dur­ma­sı ve hu­ku­kun önü­nün açıl­ma­sı ge­re­ki­yor. Gö­re­vi­ni ve ma­ka­mı­nı kö­tü­ye kul­lan­mak­la, yol­suz­luk id­di­asıy­la it­ham edi­len­ler, hu­kuk çer­çe­ve­sin­de ak­lan­ma fır­sa­tı­nı ve im­kâ­nı­nı so­nu­na ka­dar kul­lan­ma­lı. Dev­let için­de bir pa­ra­lel ya­pı id­di­ala­rı­na ge­lin­ce de, 11 yıl­lık ik­ti­da­ra “Dev­let için­de pa­ra­lel ya­pı­nın ku­rul­ma­sı­na ni­çin mü­sa­ade et­ti­ni­z” di­ye so­ru­yo­ruz. Tür­ki­ye­’de se­çil­miş hü­kü­me­ti aşan, onu ha­zır­lık­sız ya­ka­la­yan, dev­le­te hâ­kim ama her­han­gi bir si­ya­si so­rum­lu­lu­ğu bu­lun­ma­yan ve hiç­bir şe­kil­de şef­faf ol­ma­yan bir ha­re­ket mev­cut ise böy­le bir ha­re­ke­tin var­lı­ğın­dan ha­ber­siz olan ik­ti­dar 11 yıl gök­yü­zün­de uçurt­ma mı uçur­du? Dev­let için­de yan­lış ya­pan var­sa he­sa­bı yi­ne hu­kuk çer­çe­ve­sin­de so­ru­lur. İçin­de bu­lun­du­ğu­muz or­ta­ma bak­tı­ğı­mız­da Tür­ki­ye san­ki bir iç kao­sa sü­rük­len­me­ye, ül­ke­de bir gü­ven­lik ve ege­men­lik so­ru­nu or­ta­ya çı­ka­rıl­mak is­te­ni­yor. Ku­rum­la­ra­ra­sı ça­tış­ma, kuv­vet­le­r a­ra­sı ça­tış­ma­ya dö­nüş­tü­rü­lü­yor.

2 DÖ­NEM SI­NIR­LA­MA­SI

*HSYK Ya­sa Tek­li­fi ile il­gi­li tar­tış­ma­la­rı na­sıl de­ğer­len­di­ri­yor­su­nuz?

Tür­ki­ye, pal­ya­tif çö­züm öne­ri­le­ri­ni de­ğil tam de­mok­ra­tik bir ana­ya­sa­yı gün­de­mi­ne al­ma­lı. Da­ha 3 yıl ön­ce re­fe­ran­dum­da HSYK de­ğiş­ti­ril­di, şim­di bu­nun yan­lış ol­du­ğu ifa­de edi­li­yor, ye­ni dü­zen­le­me de bir­kaç yıl son­ra yan­lış ola­bi­lir. Ön­ce ya­sa­ma ba­ğım­sız­lı­ğı sağ­lan­ma­lı. Bu­nun için de mil­let­ve­kil­le­ri­nin ter­cih sis­te­mi ile se­çil­me­si­ni, yüz­de 10 se­çim ba­ra­jı­nın kal­dı­rıl­ma­sı­nı, Ha­zi­ne yar­dı­mın­dan bü­tün par­ti­le­rin fay­da­lan­ma­sı­nı öne­ri­yo­ruz. Mil­let­ve­kil­le­ri­ne 3 dö­nem sı­nır­la­ma­sı­nı da doğ­ru bul­mu­yo­ruz. Bu­ra­da yü­rüt­me sı­nır­lan­dı­rıl­ma­lı. Baş­ba­kan ve ba­kan­lar 2 dö­nem gö­rev ya­pa­bil­me­li, baş­ba­kan ba­kan­la­rı dı­şa­rı­dan ata­ma­lı.

YARGI KÖMÜR İŞLETMESİ DEĞİL Kİ

*San­ki baş­kan­lık sis­te­mi­ni ta­rif edi­yor­su­nuz.

Par­la­men­ter sis­tem için­de de bu ya­pı­la­bi­lir. Böy­le bir ya­sa­ma olur­sa, bu ya­sa­ma­ya HSYK üye­le­ri­ni seç­ti­re­bi­lir­si­niz. Ba­ğım­sız ol­ma­yan ya­sa­ma­ya HSYK’­yı seç­tir­di­ği­niz­de ise par­ti­li HSYK üye­le­ri olur. Kö­mür iş­let­me­le­ri de­ğil ki yar­gı, is­te­di­ğin ka­dar kö­mür çı­kar­tıl­sın, elek­trik üre­til­sin. Bu sü­reç­ten çık­ma­nın yo­lu da­ha faz­la de­mok­ra­tik­leş­me.

*Si­zin hak­kı­nız­da da ba­zı id­di­alar gün­de­me ge­ti­ri­li­yor.

BBP’­nin er­dem­li ve omur­ga­lı du­ru­şu­nu yoz­laş­tır­mak ve iti­bar kay­bı­na uğ­rat­mak için yo­ğun ça­ba­lar sarf edi­yor­lar. Li­de­rim Muh­sin Ya­zı­cı­oğ­lu, MÇP’­den ay­rıl­dı­ğın­da tüm psi­ko­lo­jik sa­vaş yön­tem­le­ri na­sıl in­saf­sız­ca kul­la­nıl­dıy­sa, şim­di de hay­si­yet yok­su­nu bi­ri­le­ri, bu yol ve yön­tem­le­ri ala­bil­di­ği­ne kul­la­nı­yor. Muh­sin Baş­kan, MÇP’­den ay­rı­lıp BBP’­yi kur­du­ğun­da ay­nı zih­ni­yet, “Muh­sin Baş­kan BBP’­yi ku­rar­ken Fet­hul­lah Gü­len ve hiz­met ha­re­ke­tin­den yük­lü mik­tar­da pa­ra al­dı­” di­ye if­ti­ra et­miş­ti. Şim­di de yol­suz­luk­lar kar­şı­sın­da hu­ku­kun iş­le­me­si ge­rek­ti­ği­ni söy­le­yen BBP yö­ne­ti­ci­le­ri­ne “Fet­hul­lah Gü­le­n’­den fon­lan­dı­la­r” di­ye­rek if­ti­ra edi­yor­lar. Akıl­la­rın­ca du­ru­şu­mu­zu bir yer­le­re an­ga­je ede­rek bi­zi is­ti­ka­me­ti­miz­den ayır­ma­ya ça­lı­şa­cak­lar. Bi­zim 29 Ocak 1993’ten be­ri ser­gi­le­di­ği­miz in­sa­ni, ima­ni, mil­li ve Muh­si­ni du­ruş ney­se 17 Ara­lık 2013’te ser­gi­le­di­ği­miz du­ruş da ay­nı.

KA­ZA SÜ­RE­CE MAL­ZE­ME EDİ­LE­Bİ­LİR

*Muh­sin Ya­zı­cı­oğ­lu­’nun ha­ya­tı­nı kay­bet­ti­ği he­li­kop­ter ka­za­sı ile il­gi­li şüp­he­ler gi­de­ril­me­di, so­ruş­tur­ma han­gi aşa­ma­da?

Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nda 3 yıldır soruşturuluyor. Henüz aydınlatılabilmiş değil, şüpheler derinleşmiş durumda. Muhsin Başkan ve arkadaşlarımızla ilgili kamuoyunda “öldürüldüler, suikasta uğradılar” algısını oluşturan 7-8 nokta var. Kayseri mahreçli “kurtuldu, geliyor” açıklamasının neden yapıldığı bilinmiyor. Helikopterin düştüğü yerin bildirilmesine rağmen orada arama yapılmaması, helikopterden bazı parçaların alınması, radar kayıtlarının belli olmaması. Bir devlet büyüğüne, yanlışlıkla jetlerin düşürdüğü bilgisinin verildiği iddiası. Bunlar soruşturma dosyasının içinde. Bir gizli tanık, olaydan 2-2,5 saat sonra iki askeri helikopter indiğini söylüyor. 3 farklı otopsi raporu var. Bunlar çözüldüğünde olayın aydınlatılabileceğini düşünüyorum. Zamanaşımı diye bir problem yok. Toplumda ne konuşulmuşsa, hangi iddialarda bulunulmuşsa, hatta insanların gördükleri rüyalar bile, her şey, öncesi, sonrası, başlangıcı, araması, kurtarması hepsi soruşturma dosyasının içinde var. Hiçbir süreci eksik bırakmadan, boşluk oluşmadan bu dosyayı takip ettik. Belli dönemlerde, bu dosya üzerinden kendi hesaplarını görmeye çalışanlar oldu, bugün yaşanan sürece de malzeme edilmeye kalkılabilir, bu hem bizi üzer hem de ahlaki olmaz.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun Hrant şiiri hafızalarımıza kazındı

*Hrant Dink sui­kas­tı­nın yıl­dö­nü­mü. O va­kit BBP bu sui­kast­la iliş­ki­len­di­ril­miş­ti.

Rah­met­li li­de­ri­miz Muh­sin Ya­zı­cı­oğ­lu ve par­ti­miz, bir fo­toğ­raf ka­re­sin­den yo­la çı­kı­la­rak çok bü­yük hak­sız­lı­ğa uğ­ra­dı. Ade­ta bir yar­gı­sız in­faz sü­re­ci yü­rü­tül­mek is­ten­miş­ti. Muh­sin Baş­ka­n’­ın Hrant Dink için yaz­dı­ğı şii­rin mıs­ra­la­rı bi­zim ha­fı­za­la­rı­mı­za ka­zın­mış­tır. “Kan sı­zı­yor Fı­ra­t’­ın de­lin­miş ta­ba­nın­dan top­ra­ğı­ma. Bağ­rın­da­ki bü­tün Meh­met­ler ağ­lı­yor. Oğ­lu­nun adı­nı Fa­tih ko­yan bü­tün Er­me­ni­ler­le bir­lik­te…” di­yor­du. Baş­kan, Müm­ta­z’­er Tür­kö­ne ile yap­tı­ğı rö­por­taj­da, “H­rant, bu top­rak­lar­da yüz­ler­ce yıl ege­men ol­muş kül­tü­rün bir ya­di­gâ­rı idi. Be­nim için bir ema­net­tir. Be­nim zim­me­tim­dey­di­” de­miş­ti, İs­lâm hu­ku­ku­na gö­re, Müs­lü­man­la­r’­ın, ay­nı top­rak üze­rin­de ya­şa­dı­ğı bir gay­ri­müs­li­min ca­nın­dan, ma­lın­dan ve na­mu­sun­dan so­rum­lu ol­du­ğu­nun al­tı­nı çiz­miş­ti. O gün ne­re­de dur­muş­sak bu­gün de ay­nı yer­de­yiz.

Uludere’de devlet kendi vatandaşından özür dilemeli

*Ulu­de­re ka­ra­rı­nın açık­lan­ma­sın­dan son­ra “sür­pri­z” bir açık­la­ma yap­tı­nız.

Be­nim Ulu­de­re ile il­gi­li söz­le­rim­den ba­zı çev­re­ler ra­hat­sız ol­du. Bu­ra­da bir yan­lış­lık var, bir ha­ta ya­pıl­mış. 34 in­san ha­ya­tı­nı kay­bet­miş, ai­le­le­ri ha­di­se­nin or­ta­ya çı­ka­rıl­ma­sı­nı, so­rum­lu­la­rın hu­kuk önün­de ce­za­lan­dı­rıl­ma­sı­nı is­ti­yor. Te­rör­le mü­ca­de­le eder­ken ha­ta­lar ola­bi­lir. Yan­lış is­tih­ba­rat so­nu­cu bu iş ya­pıl­mış­sa dö­nüp ken­di hal­kı­nız­dan, ken­di va­tan­daşınızdan özür di­le­ye­cek­si­niz. Dev­let bir ha­ta yap­mış­sa özür di­le­ye­bil­me­li, bu­nu ken­di va­tan­daş­la­rın­dan esir­ge­me­me­li. Bu­ra­da bi­le­rek yan­lış bir is­tih­ba­rat­la, dev­let zo­ra so­kul­ma­ya, TSK açı­ğa dü­şü­rül­me­ye ve bu ara­da PKK’­ya psi­ko­lo­jik üs­tün­lük sağ­lan­ma­ya ça­lı­şıl­mış­sa so­rum­lu­la­rı­nın bu­lu­nup ce­za­lan­dı­rıl­ma­sı la­zım.

VİCDANI OLAN ETKİLENİR

*Bir­den­bi­re BBP’­nin bir Ulu­de­re il­gi­si­nin or­ta­ya çık­ma­sı­nın da za­man­la­ma­sı ma­ni­dar de­ğil mi?

Ulu­de­re­’de ha­ya­tı­nı kay­be­den­le­rin ta­but­la­rı PKK bay­rak­la­rı­na sa­rıl­dı, öy­le olun­ca da top­lum on­la­rı PKK’­lı gör­dü ve sa­hip­len­me­di. Biz de ilk baş­ta öy­le dur­duk. Ai­le­le­rin PKK ile ara­la­rı­na me­sa­fe koy­ma­la­rı, hak ara­ma mü­ca­de­le­le­ri­ne on­la­rı ka­rış­tır­ma­ma­la­rı ge­re­ki­yor. Açık­ça­sı Ulu­de­re ye­ri­ne “Ro­bos­ki­” de­nil­me­si bi­le top­lu­mu so­ğu­tu­yor, bi­ze de so­ğuk ge­li­yor. Di­ğer yan­da da o an­ne­ler, ba­ba­lar bi­zim Müs­lü­man kar­deş­le­ri­miz. Acı­lı bir an­ne el­le­ri­ni gö­ğe açıp fer­yât edi­yor, bi­zim bun­dan et­ki­len­me­me­miz müm­kün de­ğil. Vic­da­nı olan her in­san bun­dan et­ki­le­nir. Ne bir ku­ru­mu ne de bir ki­şi­yi he­def alı­yo­rum. Ar­ka­sın­da ki­min ol­du­ğu­nu bil­mi­yo­rum, sa­de­ce “hiç­bir olay ka­ran­lık­ta kal­ma­sı­n” di­yo­rum.

PROVOKASYON UYARISI

*Bir pa­zar sa­ba­hı Ulu­de­re­’de 2 kö­ye ya­pı­lan şa­fak bas­kı­nıy­la il­gi­li ne dü­şü­nü­yor­su­nuz?

Geç­ti­ği­miz çar­şam­ba gü­nü Tür­ki­ye-Irak sı­nır hat­tın­da ya­pı­lan ça­lış­ma­lar se­be­biy­le bu köy­lü­le­rin için­de bu­lun­du­ğu bir grup ta­ra­fın­dan pro­tes­to gös­te­ri­si ya­pıl­mış­tı. Bu gös­te­ri­ler­de 1 ki­şi ağır ya­ra­lan­mış­tı. Bir is­tih­ba­rat bil­gi­si üze­ri­ne ope­ras­yo­nun dü­zen­len­miş ola­bi­le­ce­ği­ni tah­min edi­yo­rum. Gü­ven­lik güç­le­ri­nin ya­sal ve hu­ku­ki da­ya­nak­lar­la bu­nu ger­çek­leş­tir­di­ği­ni dü­şü­nü­yo­rum.

*Bir pro­vo­kas­yon ol­du­ğu gö­rüş­le­ri­ne ka­tıl­mı­yor mu­su­nuz?

Bu­gün­kü ope­ras­yon­lar­la 28 Ara­lı­k’­ta ya­şa­nan Ulu­de­re ha­di­se­si­nin bağ­daş­tı­rıl­ma­sı­nı doğ­ru bul­mu­yo­rum. PKK bu olay­la 28 Ara­lı­k’­ı iliş­ki­len­di­re­rek pro­vo­ke et­me­ye ça­lı­şa­cak, ka­şı­ya­cak­tır. Yö­ne­ti­ci­ler dik­kat­li ol­ma­lı.

‘PKK eskisinden çok daha güçlü’

*Çö­züm sü­re­ci ile il­gi­li eleş­ti­ri­le­ri­niz ol­muş­tu.

Tür­ki­ye, PKK gi­bi bir ör­güt­le mü­ca­de­le eder­ken yap­ma­sı ge­re­ken­le­ri hiç yap­ma­dı, mü­ca­de­le edi­yor­muş gi­bi yap­tı. Bu mü­ca­de­le­de as­ker-si­vil iş­bir­li­ği­nin sağ­lan­ma­sı, is­tih­ba­rat ör­güt­le­ri­nin bir­lik­te ça­lış­ma­sı şart­tı. An­cak her dö­nem 3 is­tih­ba­rat ör­gü­tü de bir­bi­ri­ni açı­ğa dü­şür­dü. Fi­nans­man kay­nak­la­rıy­la mü­ca­de­le edil­me­di. Böl­ge hal­kı yan­lış po­li­ti­ka­lar­la PKK’­nın ku­ca­ğı­na itil­di. Böl­ge­nin, eko­no­mik ve eği­tim an­la­mın­da prob­lem­le­ri çö­zü­le­me­di. Bi­rey­sel hak ve öz­gür­lük­ler açı­sın­dan en çok hak­sız­lık bu böl­ge­de ya­şan­dı. Bun­lar ya­pıl­mış ol­say­dı Tür­ki­ye, 30 se­ne­de 30 ke­re PKK’­yı bi­ti­rir­di. Bir yıl için­de ka­rar­lı bir ta­vır­la hem dağ kad­ro­su hem de şe­hir­de­ki KCK ya­pı­sı dar­be ye­miş­ti. İm­dat­la­rı­na çö­züm sü­re­ci ye­tiş­ti.

AT KOŞ­TU­RU­YOR­LAR

*Çö­züm sü­re­ci PKK’­nın im­da­dı­na ye­tiş­ti der­ken ne­yi kas­te­di­yor­su­nuz?

Biz bu sü­re­cin pa­zar­lık sü­re­ci ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­ruz. Bu sü­reç te­rö­rü bi­tir­mez. PKK ne si­lah bı­ra­kır ne çe­ki­lir ne de ken­di­ni lağ­ve­der. Bu sü­reç­te, ör­güt ola­rak ya­ra­la­rı­nı sa­ra­cak, mi­li­tan ek­si­ği­ni ta­mam­la­ya­cak, lo­jis­tik ih­ti­yaç­la­rı­nı kar­şı­la­ya­cak. KCK’­lı­lar dı­şa­rı çı­ka­cak. Bü­tün bun­lar olur­ken de PKK meş­ru­la­şa­cak. Si­ya­si söz­cü­le­ri, dağ kad­ro­su, İm­ra­lı­’da­ki li­de­ri gün­dem için­de at koş­tu­ru­yor.

*Ko­nuş­ma­la­rı genç­le­rin öl­me­sin­den, an­ne­le­rin ağ­la­ma­ma­sın­dan da­ha iyi bir şey de­ğil mi?

Bu sü­reç­te, ikin­ci adım­da bü­yük bir si­ya­si or­ga­ni­zas­yon ha­li­ne dö­nü­şe­cek­ler. Üçün­cü adım­da, özerk­lik­le bir­lik­te dev­let­leş­me adı­mı ata­cak­lar. BDP’­li be­le­di­ye­le­ri be­le­di­ye baş­kan­la­rı de­ğil PKK’­nın ata­dı­ğı ko­mi­ser­ler yö­ne­ti­yor. Uy­gu­la­ma­da fii­li özerk­lik sağ­lan­ma­sı­nın ar­dın­dan böl­ge PKK’­nın kon­tro­lü­ne ge­çe­cek. Bu iyi bir şey mi?

*Bir si­ya­si par­ti­si­niz me­se­la hal­kın oy­la­rı­nı al­sa­nız da bü­tün bun­lar ol­ma­sa, çö­züm öne­ri­niz ne?

Bu­gün bir te­rör ey­le­mi ol­ma­dı­ğı için san­ki PKK bit­ti gi­bi al­gı­la­nı­yor. Tür­ki­ye için­de ve kamp­lar­da PKK es­ki­sin­den da­ha güç­lü. Biz, PKK’­nın da­ha da güç­len­di­ği ka­bul ede­rek çö­züm su­nu­yo­ruz. Gü­ven­lik po­li­ti­ka­sız te­rör­le mü­ca­de­le edil­mez. Dağ­da PKK’­lı­lar gi­bi ya­şa­yan, ka­ra­kol­lar­da av ko­nu­mun­dan çı­kıp av­cı ko­nu­mu­na ge­çen, tam do­na­nım­lı, eği­tim­li mo­bil bir­lik­le­ri­miz ol­ma­lı. Ka­lekol­la­rın ya­pıl­ma­sı, ba­raj­la­rın oluş­tu­rul­ma­sı, di­ğer is­tih­bâ­ri ek­sik­lik­le­ri­n ta­mam­lan­ma­sı ge­re­ki­yor. PKK’­ya kar­şı özel bir is­tih­ba­rat bi­ri­mi oluş­tu­rul­ma­lı. Fi­nans­ma­nı ile mü­ca­de­le edi­lip, uyuş­tu­ru­cu, ka­çak­çı­lık ve in­san ti­ca­re­tin­den el­de et­tik­le­ri ge­lir ke­sil­me­li.

Dış des­te­ği­ne kar­şı ka­rar­lı bir du­ruş ser­gi­len­me­li. Hu­ku­ki dü­zen­le­me­ler ya­pıl­ma­lı. Böl­ge hal­kı­nın bi­rey­sel hak ve öz­gür­lük­le­re da­ir ta­lep­le­ri­nin önü açıl­ma­lı. Ai­di­yet duy­gu­su ge­liş­ti­ril­me­li. Mev­cut imam, öğ­ret­men, bü­rok­ra­si kad­ro­su ile bu­nun ya­pıl­ma­sı müm­kün de­ğil, böl­ge in­sa­nı­nın de­ğer­le­ri­ni bi­len, on­lar gi­bi ya­şa­yan bir kad­ro oluş­tu­rul­ma­lı. Bü­tün si­ya­si par­ti­le­rin, di­ni ka­na­at ön­der­le­ri­nin, si­vil top­lum ör­güt­le­ri­nin tem­sil­ci­le­ri­nin ka­tı­lı­mı ile böl­ge­nin her ren­gi­nin için­de ola­ca­ğı bir mu­ha­tap­lık he­ye­ti ku­rul­ma­lı ve hal­kın ta­lep­le­ri­ni al­ma­lı. Bu ta­lep­ler de kar­şı­lan­ma­lı.

TERÖR : Türk istihbarat birimi 28 El Kaide militanını yakaladı

El Kaide operasyonu

Türk istihbarat birimi gerçekleştirdiği büyük bir terörle mücadele operasyonu kapsamında El Kaide’nin Türkiye kanadındaki 28 militanı tutukladı.

Gözaltılar İstanbul, Van, Kilis, Adana, Gaziantep ve Kayseri’de meydana geldi. Tutuklananlar arasında özellikle El Kaide Türkiye kanadı başkanı da yer aldı. Üç cephe komutanı ise komşu Suriye topraklarına kaçmayı başardı. Güvenlik birimleri bir yılı aşkın süre radikalleri takip ederken, tutuklanan bu kişiler Suriye’ye silah ve militan göndermek, teröristleri finanse etmek ve Türkiye topraklarındaki çok sayıda suça karışmakla suçlanıyorlar. Suçluların yakalanmalarında İçişleri Bakanlığı özel birimi ve Türk istihbaratı görev aldı. Operasyonun sona ermesinden birkaç saat sonra istihbarat biriminde görevli iki üst düzey yetkili görevden alınırken, iki kişinin ise sebep gösterilmeden rütbesi düşürüldü. Gazetenin edindiği bilgilere göre, buna iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi bürakratlarının evlerinde gerçekleşen aramalar neden olmuş olabilir.

TERÖR : ABDULLAH ÖCALAN’IN Yeni fotoğrafı şaşırttı !

İmralı Adası’nda ömür boyu hapis cezasını çeken Abdullah Öcalan’ın Twitter’dan yayınlanan fotoğrafı paylaşım rekoru kırdı.

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan’ın 18 Ağustos 2013’teki İmralı ziyaretinde çekilen fotoğrafta Öcalan’ın saçı ve bıyığının kırlaştığı görülüyor. Fotoğrafın sosyal medya aracılığıyla sızması BDP’nin yanı sıra iktidar kanadında da büyük şaşkınlık yarattı.

Sosyal medyanın en çok tartışılan konuları arasına giren fotoğrafın, Öcalan’ın fiziki koşulları ve sağlığıyla ilgili çıkan tartışmalar üzerine çekildiği belirtiliyor.

Öte yandan daha önce de bir kaçının yayınlandığı fotoğrafların görüşmeye katılan MİT yetkilisinin cep telefonuyla çekilmiş olabileceği ifade ediliyor.

Öcalan’ın daha önce yayınlanan fotoğraflarına yönelik bilgi veren BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, "Bizim dışımızdaki bir paylaşımdır. Bizden kaynaklı değildir. Doğrusu yayınlanmış olan fotoğrafın kendisi şuan bizim elimizde de yok. Yayınlanan fotoğraf bizde olan fotoğraflardan değil. Kim tarafından neden bu şekilde servis edildi, anlamış değiliz. Fotoğraf kalitesi de teknik olarak düşük olarak yayınlandı. İnşallah önümüzdeki günlerde bizler daha net daha görünür fotoğraflarını halkımızla paylaşacağız" demişti.

Aşağıdaki fotoğrafta yakalanmadan önce çektirdiği fotoğraf

TERÖR : Uludere olayının iç yüzü ortaya çıktı

Genelkurmay Askeri Başsavcılığı, 28 Aralık 2011’de Şırnak‘ın Uludere ilçesi güneyindeki Kuzey Irak topraklarında gerçekleştirilen hava operasyonu sonucu 34 Türk vatandaşının ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili soruşturmayı tamamlayarak, bölgeden sorumlu 5 birlik komutanı hakkında "takipsizlik" kararı verdi. Kararda, köylülerin ölümüne neden olan hava harekatına ilişkin onayın, TBMM ve Bakanlar Kurulu kararı uyarınca TSK‘ya verilen sınır ötesine operasyon yetkisi çerçevesinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar ve dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler tarafından verildiği anlatıldı.

Kararda, Özel, Akar ve Güler hakkında herhangi bir soruşturma yapılıp yapılmadığına ilişkin bir bilgi ise yer almadı. Operasyonun, sadece araç, insan, hayvan tespiti yapabilen terörist, kaçakçı, çoban gibi bir değerlendirme yapamayan İHA’dan alınan görüntüler ve bölgede mevcut terörist faaliyetlerle ilgili istihbarat bilgilerinin değerlendirilmesi sonucu yapıldığı kaydedilen kararda, bu kararın alınmasında Hantepe, Gediktepe, Dağlıca, Aktütün saldırılarından elde edilen tecrübelerin birlikte değerlendirilerek, grup hakkında en kısa zamanda bir karar alınıp uygulanmasının zorunlu olduğu ve bölgeden sorumlu birlik komutanlarının ve sıralı üst komutanlıkların olay anında durumu netleştirebilecek tüm imkanları kullandıkları kaydedildi.

Kararda, "TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları kapsamında görev icra eden TSK personelinin görev gereklerini yerine getirirken İHA ile takip edilen ve sonradan kaçakçı olduğu anlaşılan grubu ‘BTÖ mensupları’ olarak değerlendirme yaparken kaçınılamayacak bir hataya düştükleri sonucuna ulaşılmıştır" denildi.

Genelkurmay Askeri Savcılığı, Şırnak’ın Uludere ilçesinin güneyinde Irak topraklarında 28 Aralık 2011’de 34 Türk vatandaşının ölümüyle sonuçlanan hava harekatına ilişkin soruşturmayı tamamlayarak, şüpheliler Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral İlhan Bölük, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Yıldırım Güvenç, 2. Ordu İstihbarat Başkanı Albay Aygün Eker, 2. Ordu Harekat Kurmay Başkanı Tuğgeneral Halil Erkek ve 2. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanı Tuğgeneral Ali Rıza Kuğu hakkında "kovuşturmaya yer olmadığına" karar verdi. Kararda, 28 Aralık 2011’de meydana gelen olayla ilgili ihmal iddiaları hakkında Diyarbakır 2. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı, 2. Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmalar yürütüldüğü, askeri ve sivil savcılıklar tarafından yetkisizlik kararı verilmesi üzerine soruşturmaya Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından bakıldığı belirtildi.

Grup terörist topçu atışı için izin verin

Kararda, 28 Aralık 2011 günü yaşanan olayın kronolojik sıralaması yer verildi. Kararda, 2. Ordu Komutanlığı’nca Tatvan sınır hattında görev yapan Gözcü İnsansız Hava Aracı‘nın (İHA) görevinin bitmesinden sonra 2. Ordu Komutanlığı İstihbarat Başkanı Albay Aygün Eker tarafından Düğün Dağı Bölgesinden Çukurca Bölgesine kadar sınır hattında keşif faaliyetinde bulunulması emrinin verildiği belirtildi. İHA’nın sınırın 6-7 km güneyinde 3 adet motorlu araç olduğu değerlendirilen ısı kaynağı tespit ettiği, ısı kaynaklarının bir süre sonra kuzeye intikal ettiği ve ısı kaynaklarının sayılarının 7’ye ulaşmasından sonra 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı ile 2. Ordu Komutanlığı karargahı arasında telefon görüşmesi başladığı belirtilen kararda, tümen komutanlığınca topçu atışı yapılacağının bildirilmesi üzerine 2. Ordu Komutanlığı tarafından İHA ve diğer unsurlarla koordine yapılmadan atış yapılmamasının emredildiği kaydedildi. 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral İlhan Bölük’ün görüntülerin terörist olarak değerlendirilerek bölgeye topçu atışı yapmak isteğini 2. Ordu Harekat Kurmay Başkanı Tuğgeneral Halil Erkek’e ilettiği ifade edilen kararda, bu görüşmede Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgenerel Yıldırım Güvenç’in de görüntüleri terörist olarak değerlendirdiği bilgisini verdiği kaydedi.

Topçu atış talebi Genelkurmay karargahında

Kararda, saat 18.00 sıralarında Albay Eker’in, 2. Ordu Komutanı Orgeneral Servet Yörük‘ün makamına giderek, son dönemde bölgede Fehman Hüseyin ile bazı terör örgütü mensuplarının telsiz kestirmelerinin yapıldığı, istihbari bilgilere göre 21-30 Aralık 2011 arasında terörist saldırı beklendiğine dair bilgiler verdiği, bunun üzerine durumun ivediliğinden dolayı 2. Ordu Topçu Başkanı Albay Sebahattin Türker tarafından yurt dışına topçu atışına izin verilmesi için Kara Kuvvetleri Komutanlığına telefon edildiği kaydedildi. Topçu atış talebinin Genelkurmay Başkanlığı Harekat Merkezi’ne iletildiği, bu arada İHA’dan bölgeye doğu ve kuzey istikametinden yük hayvanı ve insanlardan oluşan 20’den fazla ısı kaynağının geldiği belirtilen kararda, topçu atış talebinin gerekli formlar doldurulup imzalandıktan sonra 2. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanı Tuğgeneral Ali Rıza Kuğu’ya iletildiği belirtildi.

Hava harekatını Güler istemiş

Kararda, saat 18.51’de dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in de Genelkurmay Görüntü İzleme Merkezi’ne (GİM) geldiği, mevcut istihbari bilgiler kapsamında görüntülerin teröristlere ait olduğu hususundaki değerlendirmeye iştirak ettiği, ancak bölgenin coğrafi durumu, müdahalenin gece şartlarında yapılacağı, terörist grubun 3 ayrı grup halinde hareket etmesi nedeniyle topçu atışının yeterli olmayacağı ve zaiyat verilmeden terörist unsurların etkisiz hale getirilmesi düşüncesiyle topçu atışı yerine hava harekatının daha uygun olacağına karar verildiği belirtildi.

2. Başkan Genelkurmay’a gitti, topçu atışına izin çıktı

Güler, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar’ın makamına giderken, aynı saatte Genelkurmay Harekat Başkanlığınca yurt dışına topçu atış talebinin kabul edildiğinin Kara Kuvvetleri Komutanlığına telefonla bildirildiği kaydedilen kararda, topçu atış talebi KKK’ya bildirildikten sonra Akar’ın hava harekatı yapılacaksa topçu atışının bekletilmesinin uygun olacağına karar verdiği ifade edildi. Akar’ın, topçu atışının bekletilmesi talebi, KKK’ya telefonla topçu atışı kabul edildiği bildirildikten sonra geldi.

Hava harekatına izin Genelkurmay Başkanı’ndan

Kararda, Akar’ın, hava harekatı talebini Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı nedeniyle karargahta bulunmayan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e telefonla ilettiği kaydedildi. Özel’in, tespitle ilgili bilgilerin işlendiği haritanın Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesi içinde bulunan konutundaki çalışma ofisine gönderilmesini istediği belirtilen kararda, Özel’in saat 20.00 civarında hava harekatının yapılmasına onay verdiği ifade edildi.

10 top atışı yapıldı

Kararda, Akar’ın, hava harekatı yapılacaksa topçu atışının bekletilmesi talebinden önce topçu atışı izni çıktığı için saat 19.34’den 20.21’e kadar bölgeye çok sayıda aydınlatma mühimmatı ile birlikte 10 top atışı yapıldığı kaydedildi.

4 hava saldırısı neticede 34 kişi öldü

Hava harekatı kapsamında ilk bombanın saat 21.39, ikinci bombanın 21.43’de, üçüncü bombanın 22.02’de, dördüncü bombanın da saat 22.24’te atıldığı kaydedilen kararda, "Neticede 34 kişinin öldüğü" ifadelerine yer verildi.

Maddi vaka: Kaçağa gideceklerini söyleselerdi

Ortasu Muhtar Vekili Ubeydullah Encü’nün cep telefonundan arayarak, kaçakçıların bombalanıp bombalanmadığını sorduğu Jandarma Başçavuş Vehbi Göçmen‘in, böyle bir şeyin olamayacağını, teröristlerin bombalandığının söylendiğini Encü’ye bildirdiği kaydedilen kararda, "Bu saate kadar köy halkından kimsenin köyden kaçakçılığa gidenler olduğunu askeri yetkililere iletmediği maddi vaka olarak tespit edilmiştir" denildi.

Meclis tezkereyi uzattı, Bakanlar Kurulu yetki verdi

"TSK’nın Irak’ın kuzeyinde terörle mücadale ederken hangi şartlarda silah kullanma yetkisine sahip olduğunun tespitine ihtiyaç duyulduğu belirtilen" kararda, bu kapsamda TSK’nın sınırötesine operasyon yetkisini 17 Ekim 2011’den itibaren bir yıl uzatan TBMM kararı bulunduğu, bu karar uyarınca TSK’nın Bakanlar Kurulu tarafından da yetkilendirildiği ifade edildi. Birleşmiş Milletler‘in terörizmle mücadale konusunda aldığı kararlara atıf yapılan kararda, TSK’nın BM kararları doğrultusunda kendisine verilen görev kapsamında Irak’ın kuzeyinde terörist olarak değerlendirdiği hedef ve tehditleri en etkin yöntemle bertaraf etme görev, yetki ve sorumluluğunun bulunduğu sonucuna varıldığı kaydedildi.

Aralık 2011 Yıldız Operasyonu

Kararda, olay tarihinden önce istihbarat bilgileri ve alınan duyumlar üzerine terör örgütü mensuplarının Uludere’yi muhtemel geçiş güzergahı olarak kullanıp yurtdışına çıkış yapacakları değerlendirilerek "Aralık 2011 Yıldız Operasyonu" isimli bir harekat planı hazırlandığı, operasyonun 28-29 Aralık 2011 tarihlerinde yapılacağı ve bu plana 28 Aralık 2011’de Şırnak Valiliği’nce "olur" verildiği ifade edildi. Kararda, hava harekatına ilişkin onayın, sadece araç, insan, hayvan tespiti yapabilen, terörist, kaçakçı, çoban gibi bir değerlendirme yapamayan İHA’lardan alınan görüntüler ve mevcut istihbari bilgilerin birlikte değerlendirilmesiyle verildiği belirtildi.

Baskınlar tecrübe oldu

Kararda, sınır hattına yakın köylerde oturanların ve Aralık 2011 Yıldız Operasyonu kapsamında operasyonda görevlendirilen ve akrabalarından bazıları takip edilen grupta bulunan korucuların güvenlik güçlerine veya kamu idarelerine kaçağa gidenler olduğuna dair bilgi iletmedikleri kaydedildi. Bölgede daha önce meydana gelen Hantepe, Gediktepe, Dağlıca, Aktütün saldırılarından elde edilen tecrübelerin birlikte değerlendirildiği ifade edilen kararda, grup hakkında en kısa zamanda bir karar alınıp uygulanmasının zorunlu olduğu ve bölgeden sorumlu birlik komutanlarının ve sıralı üst komutanlıkların olay anında durumu netleştirebilecek tüm imkanları kullandıkları kaydedildi.

Kaçınılamayacak hataya düştüler

Kararda, "TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları kapsamında görev icra eden TSK personelinin görev gereklerini yerine getirirken İHA ile takip edilen ve sonradan kaçakçı olduğu anlaşılan grubu ‘BTÖ mensupları’ olarak değerlendirme yaparken yukarıda açıklanan sebeplerle kaçınılamayacak bir hataya düştükleri sonucuna ulaşılmıştır" denildi. Kararda, TCK’nın kanun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilemeyeceğini düzenleyen 24. maddesi ile "hata" başlığı altında ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin cezalandırılamayacağını öngören 30. maddesi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği belirtildi.
Özel, Akar ve Güler’i kim soruşturacak?

Kararda, hava harekatı emrini veren Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, hava harekatı yapılması talebini Özel’e sunan dönemin Genelkurmay 2. Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar ve Akar’a topçu atışından vazgeçip hava harekatı yapılması talebini ileten dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı, halen Genelkurmay 2. Başkanı olan Orgeneral Yaşar Güler hakkında soruşturma yapıldığı, soruşturma için izin talebinde bulunulduğu veya bu kişiler hakkında takipsizlik kararı verildiğine dair hiçbir bilginin yer almaması dikkati çekti.

Heron, Predator ve MİT‘de yok

Olay günü bölgede ABD insansız hava araçları (Predator) olabileceği, ancak saldıraya kaynak olan bilginin İsrail yapımı insansız hava araçlarından (Heron) geldiği ve bölgede teröristlerin bulunduğu şeklindeki istihbari bilginin de MİT’ten geldiği iddia edilmişti. Takipsizlik kararında, Uludere’de 34 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın TSK’ya ait İHA görüntülerinden tespit edilmesiyle başladığı, ABD yapımı Predator ile İsrail yapımı Heron’lardan kaynaklı herhangi bir görüntüye yer verilmediği gibi istihbari açıdan MİT’in de adı geçmedi.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: