Etiket arşivi: Dünya

KOMPLO TEORİLERİ /// Hakan Albayrak : Dünyanın bütün şeytanların a karşı

1507847_797492143613159_233000412_n.jpg

Dünyanın bütün şeytanlarına karşı

Hakan Albayrak

Bırakın bu komplo teorilerini. Küresel güçlerin bu işlerle ne alâkası var?” diyorlardı.

Geçti o günler.

Ar damarını iyice çatlattılar.

Maskelerini tamamen indirdiler.

Artık açıkça itiraf ediyorlar, ülkemize küresel güçler adına operasyon çektiklerini.

Fethullah Gülen Cephesi’nin önemli bir kalemşoru, Zaman gazetesinde peş peşe yazdığı yazılarda İsrail, ABD ve diğer Batılı devletlere ‘nanik’ yapan AK Parti hükümetine bedel ödetilmesini makul karşılamak gerektiğini söyleyip duruyor.

O cephenin gazetelerinden birinin yayın yönetmeni de, Merkez Bankası’nın baskılara boyun eğerek faiz oranlarını yükseltmesi üzerine, zil takıp oynayarak, ‘küresel ekonominin zorlamasıyla bu kararı alan hükümetin dış politikada da küresel politikalara ayak uydurmak zorunda kalacağını’ müjdeliyor.

“Evet, 17 Aralık süreci küresel güçlerin Türkiye’den intikam sürecidir ve biz de onların maşasıyız, beşinci koluz” diye bas bas bağırıyorlar yani.

“Küresel politikalar”a ayak uydurmamız gerekiyormuş!

Nedir “küresel politikalar”?

Batı emperyalizminin bekasına, Filistin’in mahvına, Arap devrimlerinin bastırılmasına, Türkiye’nin yükselişinin önlenmesine vs, vs, vs yönelik politikalar değil midir?

‘Emperyalistler mevzi kazanıyor, Türkiye ve bütün İslam dünyası mevzi kaybediyor’ diye sevinebilen acayip bir Müslüman tipiyle karşı karşıyayız.

Ondan sonra, “Başbakan çok ağır konuşuyor”!

Haydi ordan!

Başbakan’ın en ağır sözleri bile çok hafif kalıyor ihanetin ağırlığı karşısında.

İnanılır gibi değil; kan banyosunu durdurduğu için Abdullah Öcalan’a diş bileyen bile var.

“Yandaş” Öcalan’la aynı fikirde olmayan PKK’lıların ülkemizi yeniden kan gölüne çevirmesini ihtiras derecesinde arzu eden alçaklar…

17 Aralık sürecini başlatanlara teşekkür borçluyuz aslında.

İçimizde nasıl korkunç bir yılan beslediğimizi bu sayede görebildik ve çok geç olmadan o yılanın başını ezme imkânını bulduk.

Yılan, giderayak ısırıyor ve son bir gayretle boğmaya yelteniyor ülkemizi.

Acı veriyor, sıkıntı çektiriyor, ama geçecek inşaallah.

Yeni Türkiye’nin son doğum sancılarıdır bunlar.

Dünyanın bütün şeytanları toplanmış, varlarını yoklarını ortaya koymuş, yükselişe geçen ülkemizi “paralel devlet” vasıtasıyla yere sermeye çalışıyorlar.

Nihai savaş gibi bir şey.

Bu badireyi de atlattığımızda ne kadar güçlü ve özgür bir ülke olacağımızın farkındasınız, değil mi?

CEMAAT & AKP SAVAŞI : Cemaat artık dünyada da tehdit olarak görülüyor

Yeni Şafak gazetesi genel yayın yönetmeni İbrahim Karagül çarpıcı bir yazıyla Gülen örgütünün artık dünyada da bir “tehdit” olarak algılandığını yazdı. Karagül bir de yakında Almanya, Hollanda ve bazı Asya ülkelerinde Gülen örgütüne yönelik operasyonların başlayacağı haberini verdi.

İşte yazısından bölümler:

CEMAAT DÜNYA İÇİN DE TEHDİT OLUYOR

Uzunca bir süredir, Türkiye içindeki darbeci yapının sadece Türkiye’de değil dünyada da tehdit olarak algılanabileceğine dair işaretlere dikkat ediyorum. Cemaat’in ya da ‘paralel yapı’nın Türkiye içindeki darbeci çevrelerle kurduğu ittifakın ortaya çıkardığı resim, bir çok ülke açısından hiç de kabul edilebilir değil.

İktidarı devirip devleti ele geçirme adına kuralsız, sınırsız, kim varsa ittifak kurmaya ayarlı çabanın, iktidar değişiminin ötesinde rejim değişikliği girişiminin bir süre sonra dünyada rahatsız edici, endişe verici bir koalisyon olarak algılanıp ‘ulusal tehdit’ kategorisine alınabileceği ihtimalini yabana atmamak lazım.

MEŞRUİYETİNİ KAYBETTİ

Özellikle kendi ülkesinde devlet iktidarının verdiği imkanları siyasi iktidara, ülkeye ve devletin kendisine karşı kullanabilen bir yapının meşruiyetini kaybetmesi, siyasi ve idari açıdan darbeci bir ‘örgüt’ olarak tanımlanması, hukuki açıdan suç örgütü olarak tanımlamasına yönelik çalışmalar yürütülmesi dışarıdan nasıl görülecek?

Kendi ülkesinde bunları yapan bir yapıya, faaliyetlerde bulunduğu ülkede bundan sonra nasıl davranılacak? Doğrudan destek vermeyen her ülke, bu yapıyı tehdit kategorisine sokacaktır. Doğrudan destek veren ülkelerin pozisyonundan rahatsız olan ülkeler ise sadece bu açıdan bile bir tehdit tanımlaması yapabilecektir.

BAŞKA ÜLKELER DE GÖRDÜ

Kendi ülkesinde demokratik siyasi iktidara savaş açan yapının, bunu yolsuzluk gibi kamuoyunun oldukça hassas olduğu bir kamuflajla sunsa da, gerçek niyetinin ne olduğunu anlama konusunda Türkiye’de oluşan kanaat sınırları aşıp bir çok ülkede de etkisini göstermeye başladı. Söz konusu yapının Türkiye’ye özgü, Türkiye ile sınırlı olmadığını, küresel ölçekte ilişkiler ağına sahip olduğunu, finansal ve siyasi hesapları bulunduğunu, bazı ülkelerle organik ilişkiler içine girdiğini gören bir çok ülkenin başka türlü de düşünmesi söz konusu olmayacaktır.

AVRUPA CEMAATİ TASFİYEYE BAŞLIYOR

Alman basınında son günlerde yayınlanan değerlendirmelere, Avrupa’nın olaya yaklaşımındaki eğilime bakılırsa; içeride ve dışarıda güç merkezlerine yakın durarak Türkiye ile kavgaya tutuşan yapının kısa süre sonra bu ülkelerle de kavgaya tutuşacağı, daha doğrusu özellikle Avrupa ülkelerinin bu yapıya karşı bir tür tasfiye ve kontrol stratejisi uygulamaya başlayacağı düşünülebilir.

Bu ülkelerde yaygın çalışması olan Cemaat üzerindeki tartışma biçimi Türkiye meselesi olmaktan çıkıp bir ‘iç meseleye’ dönüşüyor. Cemaat boyutu değil finansal ve istihbarat boyutu daha derinlemesine sorgulanıyor.

CEMAAT DIŞARISI İÇİN DE TEHDİT HALİNE GELDİ

29 Ocak’ta, ‘Cemaat dış güç haline geliyor’ diye yazmıştım. Bugün de anlatmak istediğim konu Cemaat, dışarısı için de tehdit haline geliyor. Bu iki boyutu çok iyi analiz etmek, sorgulamak lazım. Gözleri kör eden dezenformasyon, yalan ağından kurtulup Türkiye içi iktidar çatışmasını ve bunun dış bağlantılarını, dışarıdan Türkiye’ye yönelttikleri savaşı, mevzi olarak kullandıkları ülkelerin kendilerini bir iç tehdit gibi algılama eğilimlerini birlikte ele almak lazım.

BİRKAÇ HAFTA SONRA ALMANYA’DA, HOLLANDA’DAİ ASYA’DA BAZI ÜLKELER CEMAATE OPERASYONA BAŞLAYACAK

Birkaç hafta sonra Almanya’da, Hollanda’da Asya’da bazı ülkeler cemaatin hareket alanını kısıtlar hatta tasfiye operasyonlarına başlarsa kimse şaşırmasın. Sandığınız gibi bu ‘dini bir cemaat’in hareket alanını kısıtlamak ya da İslam’a karşı önyargıdan beslenmeyecek. İstihbarat ve finansal operasyon boyutu üzerine gidilecek.

ABD İLE KRİZ YAŞAYAN HER ÜLKE RAHATSIZ

Angela Merkel’i bile dinleyen NSA skandallarından sonra, NSA’nın Türkiye ayağı gibi hareket eden bir yapıdan, NSA dinlemelerinden rahatsız olan, bu yüzden ABD ile kriz yaşayan her ülke rahatsız olacaktır. Bu rahatsızlığını da açıkça ortaya koyacaklar. Daha şimdiden Türkiye’deki paralel istihbarat operasyonlarının ABD kaynaklı küresel dinleme/istihbarat operasyonlarıyla bağlantılandıran düşüncenin güç kazanması dikkat çekici

TARIM DOSYASI : İTALYA NASIL DÜNYANIN EN BÜYÜK ZEYTİNYAĞI İHRACA TÇISI OLDU ??? OKUYALIM, BİLELİM !!!

1951-1952 yıllarında İspanya Hükümeti, Türkiye’den çok yüksek miktarda odun kömürü satın almak istiyor.O güne kadar İspanya’ya yapılan ihracat kalemleri arasında yer almayan bu talebin bir de özel şartı var.

Kömürler İskenderun’dan Saroz Körfezi’ne kadar Akdeniz ve Ege sahillerinde doğada kendiliğinden yetişen delice ağacından elde edilmesi isteniyordu.İstek dönemin Hükümeti tarafından yüksek getirisi nedeniyle sevinçle karşılanıyor, ülkemizde bol miktarda bulunan delice kömürü ihraç edilmeye başlanıyordu.Görgü tanıklarının anlattıklarına göre,limanların üzeri gemi yüklemeleri sebebiyle kara bir bulut ile kaplanıyor göz gözü görmüyordu.

O yıllarda Ankara’da görev yapan ABD Ticaret Ateşesi, dönemin Dışişleri Bakanı’na ihraç edilen kömürün İspanya tarafından nasıl değerlendirildiği ya da nerelerde kullanıldığını araştırıp araştırmadıklarını soruyor.

Aldığı cevap, getirisinin önemli olduğu nerede kullanıldığının Türkiye’yi ilgilendirmediği şeklinde oluyor.Bunun üzerine ataşe konuyu kendisi araştırıyor ve otoyollarda dolgu malzemesi olarak kullanıldığı bilgisine ulaşıyor.Bununla yetinmeyip ABD’de tanıdığı mühendislerden bilgi alıyor ve otoyolda kömür dolgunun bir yararı olmadığını öğreniyor.Öğrendiklerini Bakan’a iletiyor, Türkiye’nin rahatsız olmadığını, gelirden dolayı memnun olduklarını söylüyor, konu kapanıyor.

Delice ağacının zeytin aşılamak için en uygun ağaç olduğunu bilenler Türkiye’ye oyun oynamışlardı. Sonuç olarak İspanya dünyanın en büyük zeytinyağı ihracatçısı ve aynı yıllarda Türkiye’ye margarin giriyor. Ne büyük tesadüf.

From : Mollaoğlu

/// BİR İDEALİZM HİKAYESİ /// Bisikletiyle Hayallerinin Peşinde Dünyayı Dolaşan Genç Adam ///

Bugün size hayallerinin peşinden koşan daha doğrusu hayallerinin peşinden pedal çeviren bir genç dostumuzu takdim edeceğiz, huzurlarınızda Tunahan Emre Bilgin.

Tanıyanların çoğu kendisini fotoğrafçı olarak biliyorlar

10
Merhaba deyin bakalım.

Gerçekten de yıllardır özellikle müzik ağırlıklı…

2

Çektiği fotoğraflarla konserlerde, festivallerde, sahne arkalarında…

3

Her an karşılaşabiliyorsunuz Tunahan ile

4

2010′da Zenit’iyle Foça’da Dinar Bandosunu çekerken…

5

O gün arkadaşına Pink Floyd’u çekme hayalinden bahsediyor

6

2011′de ise İzmit’e gitmek için cebinde burs parasıyla otobüs beklerken…

7

Bir anda bisiklet almaya karar veriyor ve hâlâ kullandığı…

8

Fotoğraflardaki bisikletini alıp İzmit’e kot tişört bisiklet gidiyor

9

Sene 2012 olunca dev isimleri fotoğraflıyor birbiri ardına

11

Megadeth, Trivium, Scorpions, Enrique Iglesias, Guns’n Roses gibi

12

Ve bisikletle tek başına 750 km’lik bir Balkanlar turu yapıyor

14

Waters’ın ekibinden aldığı özel izinle…

15

Sofya’da Roger Waters konserini fotoğraflıyor ve ilk hedefine ulaşıyor böylece

18

İstanbul’a dönünce Evden Uzakta, Akustikhane ve başka televizyon projelerinde yer alıyor

19

Ve 2014′te yeni projesini açıklıyor: #TeaWithChrisNolan

20

Evet isminden de anlayacağınız üzere bu kez hedef Chris Nolan ile çay içmek

21

Ve bunun için bisikletle Los Angeles’e gitmek!

22

Bu çılgın projenin detaylarına buradan ulaşabilirsiniz

24

O inanıyor, biz daha çok inanıyoruz

27

Git gel yol hikayeni de yazalım Tunahan

28

Tabii dikkatli sür, üşütme yollarda

29

Bir de hedefine ulaş, biz de başarı öyküsü yazabilelim :)

30
Yolun açık olsun!

/// DÜNYAYI GEZİYORUZ : Gerçek Olamayacak Kadar Güzel 27 Mekan / //

5283fea50fb851fa71000031.jpg
Fitoplankton adı verilen deniz mikropların oluşturduğu muhteşem görüntü – Vaadhoo Adası – Maldivler
5283fea00fb851fa71000028.jpg
Kırmızı Kum Taşı – Gansu – Çin
5283fea00fb851fa71000029.jpg
Aktif bir volkan karşısında farklı bir deneyim – Baños – Ekvator
5283fea00fb851fa7100002a.jpg
407 metre derinliğindeki dev oyuk – Belize
5283fea00fb851fa7100002b.jpg
Lale bahçeleri – Hollanda
5283fea20fb851fa7100002c.jpg
40 katlı binaları içine alabilecek olan dünyanın en büyük mağarasına hoşgeldiniz – Vietnam
5283fea20fb851fa7100002d.jpg
Yaklaşık olarak 4.5 milyon çiçeği içinde barındıran botanik park Ibaraki – Japonya
5283fea20fb851fa7100002e.jpg
Mendenhall mağarası – Alaska – Amerkia Birleşik Devletleri
5283fea30fb851fa7100002f.jpg
Tarihi 2 milyon öncesine dayanan masa dağı – Venezuela,Brezilya,Guyana Sınırı
5283fea40fb851fa71000030.jpg
Kapadokya – Türkiye
5283fea50fb851fa71000032.jpg
355 metre yüksekliğindeki sınır bekçisi şelalemiz – Zimbabve ve Zambia sınırı
5283fea50fb851fa71000033.jpg
Trolltunga, 1.000 metre yükseklikte,havada asılı olan bir kaya parçasıdır aman dikkat! – Norveç
5283fea60fb851fa71000035.jpg
Beyaz kumların doğayla bütünleşmesi – Whitsunday Adası – Avustralya
5283fea70fb851fa71000036.jpg
Dünyanın yedi doğal harikasından biri olarak kabul edilen büyük kanyon – Arizona – Amerika Birleşik Devletleri
5283fea70fb851fa71000037.jpg
Yaklaşık 6.000 yılda dalgaların oluşturduğu mermer mağaraları – Arjantin ve Şili
5283fea80fb851fa71000038.jpg
Aşk yolu…Nişan fotoğraflarınızı çektirmeden önce trene dikkat ettiğiniz zaman belki de dünyanın en güzel yerlerinden biri – Ukrayna
5283fea90fb851fa71000039.jpg
Dünyanın en büyük tuz havzası – Bolivya
5283fea90fb851fa7100003b.jpg
Chapada Diamantina Milli Parkı – Bahia – Brezilya
5283fea90fb851fa7100003c.jpg
Arizona – ABD
5283feab0fb851fa7100003d.jpg
Lav akışının oluşturduğu bazalt sütunlar – İskoçya
5283feab0fb851fa7100003e.jpg
Upolu – Samoa Adaları
5283feac0fb851fa7100003f.jpg
Bambu Ağaçları – Kyoto – Japonya
5283feac0fb851fa71000040.jpg
Mistik görüntüsüyle Glowworm Mağarası – Yeni Zelanda
5283feac0fb851fa71000041.jpg
Bu alan halka kapalı olsa da dik parkurun ziyaretçisi oldukça fazla -Hawaii – ABD
5283fead0fb851fa71000042.jpg
Kamçatka Yanardağı – Rusya
5283fead0fb851fa71000043.jpg
Yucatán – Meksika
5283feae0fb851fa71000044.jpg
Renkleri periyodik olarak değişen Maidens gölü – Flores Adası – Endenozya

SURİYE DOSYASI : Dünyadan vahşete ses çıkmadı

Suriye’de işkence edilerek öldürülen kurbanların fotoğraflarına dünya kamuoyu beklenen ve gereken tepkiyi vermedi. Tek somut yorum, fotoğraflar için "dehşet verici ve ikna edici" diyen İngiliz Dışişleri Bakanı’ndan geldi. Dünya basınında ise "Ölüm makinesi" gibi başlıklar atıldı.

Esad rejiminin işlediği insanlık suçlarını ve binlerce insanın nasıl işkenceyle öldürüldüğünü ortaya koyan tüyler ürpertici fotoğraflara, dünya kamuoyundan henüz somut bir tepki gelmedi. Suriye ordusunda 13 yıl askeri polis olarak görev yapan ‘Ceasar’ kod adlı eski rejim mensubunun çektiği kan donduran fotoğraflar, işlenen savaş suçunun da en net kanıtı oldu. Görüntülerin İngiltere’de incelenmesinden sonra, işkence iddialarının soruşturulması için uzman kişilerden oluşan özel bir komisyon kurulduğu ve komisyonda, Birleşmiş Milletler tarafından daha önce savaş suçu işlemiş eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç ve Sierra Leone için kurulan mahkemelerde görev alan savcı ve avukatlar görevlendirildiği belirtilmişti. 55 bin fotoğraftan 26 binini titizlikle inceleyen komisyon da fotoğrafları çekerek muhaliflere ulaştırdıktan sonra Suriye dışına kaçmayı başaran Ceasar’ı da dinlemişti.

‘BİR GÜN HESAP VERİRLER’

Dünyadan katliama yönelik gelen ilk tepkilerse şöyle oldu:

İNGİLTERE:İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague, fotoğraflarla ilgili olarak "ikna edici" ve "dehşet verici" yorumunda bulundu. Hague, İngiliz Parlamentosu’nun alt kanadı Avam Kamarası’nda milletvekillerinin Suriye’deki son duruma ilişkin sorularını cevaplandırdı. Hague, "İran’ın Esad rejiminin vahşetine verdiği desteği çekmesini istiyoruz. Suriye rejimi tarafından uygulanan işkence ve tacizi ortaya koyan şoke edici kanıtlar ortaya çıktı. Birçok delil gördüm. Hepsi çok ikna edici ve dehşet verici. Bir gün bu suçları işleyenlerin sorumlu tutulacak olması önemli" dedi.

ABD: Fotoğrafları Anadolu Ajansı ve CNN ile aynı anda, özel haber olarak yayınlayan İngiliz gazetesi The Guardian’a konuşan ABD’li bir yetkili "Suriye’deki hapishane koşullarından ve rejimin tutuklulara yönelik davranışlarından rahatsızlığımızı uzun süredir dile getiriyoruz. Tutukluların sadece özgürlüğü kısıtlanmıyor, aynı zamanda insanlık onuruna aykırı davranışlara, fiziksel ve duygusal şiddete maruz kalıyorlar" dedi. Açıklamada, "Bu durumun sorumluları yaptıkları insan hakları ihlallerinden dolayı yargılanmalıdır" ifadelerine yer verildi.

RUSYA: Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrova fotoğraflar hakkında, "Savaş suçu yok demiyorum, var ve belgelendirmek lazım" dedi. Fotoğrafları görmediğini belirten Lavrov şunları söyledi: "Suriye krizinde diplomatik savaştan çok enformasyon savaşı yaşanıyor. Bu fotoğraflar da enformasyon savaşının bir parçası. Suriye’de savaş suçunu iki taraf da işliyor."

İRAN: İran da fotoğraflar için "şüphe uyandırıcı" yorumunu yaptı. Dışişleri Bakanı Sözcüsü Merziye Afham "Suriye hükümeti aleyhine bir atmosfer yaratılmak isteniyor olabilir" yorumunda bulundu.

DÜNYA BASINI NASIL GÖRDÜ?

Dünya basını da Esad rejimine savaş suçları yükleyen bu fotoğraflara geniş yer verdi ve "Sistematik infaz", "Rejimin ölüm makinesi", "Suriye’de kitlesel katliam" gibi başlıklar attı.

İngiliz BBC "Suriye rejimi işkence ve 11 infazla suçlanıyor" başlığını kullanırken, The Guardian "Rejim tarafından işlenen sistematik infazın delilleri" ifadelerine yer verdi.

Fransa’da Le Monde, fotoğrafları "Rejimin ‘ölüm makinesi’ olduğunun ispatları" başlığıyla verirken, Liberation ise "Suriye’nin işkence makinesi" dedi.

Alman Deutsche-Welle, vahşeti resmi internet sitesinde "Katar merkezli rapor Suriye’yi sistematik işkence ve infazla suçluyor" şeklinde duyurdu.

‘SAVAŞ SUÇUNUN TEYİDİ’

Amerikan CNN kanalı "Tüyler ürpertici Suriye fotoğrafları Esad rejiminin uyguladığı işkenceyi kanıtlayabilir" başlığını kullanırken, Time dergisi bu yeni verilerin Cenevre-2 görüşmelerinin seyrini değiştirebileceğini söyledi.

Arap Basını; El Cezire televizyonunun "Suriye zindanlarındaki sistematik ölüm ve işkencenin delilleri" olarak duyurduğu fotoğrafları, Es-Sebil ve Rassad gazeteleri "Esad’ın savaş suçu işlediğini teyid ediyor" ifadeleriyle okuyucularına aktardı.

ESAD’A DESTEK, YARDIMA KÖSTEK

"Şam Kasabı" Esad’ın kendi vatandaşlarına yönelik soykırımı 50 bin fotoğrafla dünyanın gündemine otururken, Suriye diktatörüne CHP’nin ve paralel yapının verdiği destek hafızalara kazındı.

1- Birinci fail olarak 130 bin kişiyi varil bombaları, açlık ve işkenceyle katlettiği halde, Cenevre’de ‘sivil lider’ profili çizmeye çalışan Beşar Esad geliyor. Esad işlediği katliamlarla, Hama’yı yerle bir eden Hafız’ın oğlu olduğunu bir kez daha dünya aleme gösterdi.

2- Esad’ın en büyük suç ortaklarından biri ise Suriye rejimine küçük hesaplar gereği destek veren bazı bölge ülkeleri ve katliamlar karşısında üç maymunu oynayan devletler ve dünya kamuoyu…

3- Şam Kasabı’na en şaşırtıcı manevi desteklerden biri ise ana muhalefet partisi CHP ve marjinal sol partilerden geldi. CHP milletvekilleri Hasan Algül ve Refik Eryılmaz, Şam’da ayağına kadar gittikleri diktatörü, dünyaya seçime hazır demokratik bir lider gibi lanse etmeye çalıştılar.

4- Desteğin dördüncü ayağını ise 17 Aralık darbesinin arkasındaki güç paralel yapı oluşturdu. Suriye’deki Türkmenler’e insani yardım malzemeleri taşıyan TIR’lar, 300 jandarma eşliğinde basıldı. Reyhanlı’daki kanlı patlama için bir hafta boyunca parmağını bile oynatmayan Adana Cumhuriyet Savcısı, MİT gözetimindeki TIR’ları teşhir etmek için Adana’dan Hatay’a gitmekten üşenmedi.

SELİM SAVAŞ GENÇ : Dünya Türkiye’de olup biteni hangi zaviyeden takip ediyor ?

Türkiye’de başlatılan yolsuzluk ve rüşvet soruşturması akabinde küresel manşetler ilk etapta ‘Türkiye’de güç savaşı’ çerçevesinde atıldı. Habere biraz daha yakından bakma fırsatı yakalayan uluslararası medya organlarında olay, Ankara’nın anayasa, yasa ve yönetmeliklerden geri dönen hamleleri akabinde, daha çok yargının baskı altına alınması ve hukukun işletilememesi olarak yorumlanmaya başladı.

Gezi olayları ile tartışılmaya başlanan Türkiye’nin vizyonu, maalesef yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına karşı hükümetin aldığı tavır neticesinde dramatik boyutlara ulaştı. Yargı süreci tıkanmasa ve AK Parti yargılanarak arınmayı tercih etseydi muhtemelen Türkiye süreçten en ufak bir zarar görmeden çıkacak, AK Parti de hukuka olan saygısından ve içindeki zayıf halkalardan ayrılmayı göze alması nedeniyle büyümüş olacaktı. Zira Avrupa Parlamentosu (AP) liderlerinden Hannes Swoboda, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının tıpkı Gezi olayları gibi komplo ile izah edilmeye çalışılmasını inandırıcı bulmamış. AP milletvekillerinden Andrew Duff, yargı sürecinin engellenmesinin Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin durdurulmasına neden olabileceği uyarısında bulunmuş. AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda (HSYK) gerçekleştirilmek istenen değişiklikleri yakından takip etiklerini belirten mesajlar yayımladı. Avrupa ülkelerinin yargıç derneklerinin çatı kuruluşu Demokrasi ve Özgürlükler İçin Avrupalı Yargıçlar Birliği (MEDEL) de HSYK yapısını değiştirmeyi öngören yasa tasarısını eleştirirken, yargı üzerinde hâkimiyet kurma girişimine dikkat çeken sert bir metin yayımladı. Dışarıdan, özellikle de Batı medyasından yükselen sesler Türkiye’de vuku bulan hadisenin bir darbe olduğuna ihtimal vermiyor.

Başbakan Erdoğan’ın büyükelçiler konferansındaki devlete sızdığı iddia edilen örgütün yurtdışında muhataplara anlatılması talimatını, yukarıdaki tabloyu tersine çevirmek için atılmış bir adım olarak görebiliriz. Özetle büyükelçiler, dış güçlerin planladığı ve ‘haşhaşilerin’ maşa olarak kullanıldığı bir süreci dış güçlere anlatacaklar. Kolay bir görev olmadığı aşikâr. Bu görevi ifa etmeyi düşünen birçok büyükelçi muhtemelen muhatapları tarafından nezaketle dinlendikten sonra hareket hakkında pozitif yorumlar işitecektir. Hizmet gönüllülerinin yurtdışındaki imajının Türkiye’de herhangi bir kurum ya da kişi ile mukayese edilemeyecek kadar yüksek olduğunu iddiasız bir gözlemci olarak ifade edebilirim. Hizmet hareketini kötüleyenlerin birçok ülkede gönüllülerin yüksek toplumsal kredisinden dolayı olağan şüpheli sayılabileceğinin farkında olanlar, muhtemelen böyle ‘mühim’ bir görevi doğrudan ifa etmemeyi tercih edecektir. Zira ısrar edenlere ‘Sizi burada tutmak zorunda değiliz’ tepkisini veren yetkililer bile çıkabilir. Hizmet’in tabanı ile sorunları olmadığını ifade edenlerin dünyayı ayağa kaldırma çabasının büyük bir çelişki olduğunu da bir kenara not edelim.

Hizmet hareketi gönüllülerinin aynı hataya düşüp dünyanın farklı coğrafyalarında Erdoğan’ı, hükümeti ve AK Parti’yi kötüleyen ve karalayan açıklamalar yapacağına ihtimal vermiyorum. Yargıya yansımış konuları yargı mensuplarına bırakıp sınır dışına bu ülkenin iç meselelerini taşımamak en güzeli. Başbakan Erdoğan’ın alışılagelmiş temposunun dışında ortaya koyduğu performans zaten her şeyi fazlası ile anlatıyor.

“Bundan sonra ne olacak?” sorusu son günlerde Türkiye’de en çok sorulan ve henüz yanıt verebilen birilerinin çıkmadığı tek soru. Ülke bu kaostan eski Türkiye yöntemleri ve yeni bir 28 Şubat’la mı çıkacak, masum insanlar gerçekten ‘çete’ mensubu muamelesi mi görecekler ve belki de hepsinden önemlisi babanın evlada, çiftlerin birbirine, komşunun komşuya düşman kesilmeye başladığı bu süreci kim hangi hamle ile sükunete kavuşturacak? Dışarıdan bakıldığında ‘benden sonrası tufan…’ felsefesinin hâkim olabileceği endişe verici bir sürece doğru adım adım ilerlediğimiz görülüyor. Cumhurbaşkanlığı makamı siyasal sistemlere bugünler için konulmuştur. Çankaya’nın duvara doğru yol alan sürat trenine yön tayin etmesi gerekiyor. Hukukun ve demokrasinin dışında buluşabileceğimiz bir yer yok!

YOLSUZLUK DOSYASI : Yolsuzluğa dünyada sıfır tolerans

Yolsuzlukla mücadele sadece AB’nin gündeminde değil. Dünyanın yeni ekonomik güçlerinden Çin de yolsuzluğa karşı ‘sıfır tolerans’ prensibini hayata geçirdi. İran ve Uruguay’da da gündem yolsuzlukların ortaya çıkarılması.

Şeffaf yönetimiyle dikkat çeken Avrupa Birliği (AB), yolsuzlukla mücadelede sert önlemler alıyor. Vergi kaçırmanın cezasının adam öldürmeyle eş tutulduğu AB ülkelerinde, yolsuzluğa bulaşan kişi görevine bakılmaksızın yargı karşısına çıkarılıyor. Hakkında yolsuzluk söylentileri olan politikacılar, yargıya hesap vermeden önce istifa yolunu seçiyor. Politikanın ‘hizmet’ amaçlı görüldüğü AB’de, toplum da yolsuzluklara müsamaha göstermiyor. 27 üye ülkede gerçekleştirilen Eurobarometre araştırmasında AB vatandaşlarının yüzde 74’ü yolsuzluğu en büyük problem olarak görüyor. En çok yolsuzluk yaptığına inanılanların başında siyasetçilerin gelmesinden dolayı, onlarla ilgili en küçük bir yolsuzluk iddiası bile dikkatle takip ediliyor. Yolsuzlukla mücadele sadece AB’nin gündeminde de değil. Dünyanın yeni ekonomik güçlerinden Çin de yolsuzluğa karşı ‘sıfır tolerans’ prensibini hayata geçirdi. İşte son dönemde dünyada dikkat çeken yolsuzluk operasyonları:

Sarkozy’nin eski İçişleri Bakanı’na gözaltı: Fransa’da eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy döneminin İçişleri Bakanı Claude Gueant ve aynı dönemde Emniyet Genel Müdürlüğü yapan Michel Gaudin gözaltına alındı. Gueant’ın İçişleri Bakanlığı Kabine Direktörü olduğu 2002-2004 yıllarını kapsayan soruşturmada savcılık, kamu kaynaklarının zarara uğratıldığını ve pirimlerde usulsüzlük kaydedildiğini vurguladı. Soruşturma, haziranda Fransız polisinin Gueant’ın evinde 20 bin avro peşin parayla yapılmış harcama delilleri bulması üzerine başlamıştı. Michel Gaudin ise Paris’e bağlı Nanterre’de bulunan adli polis merkezinde, yolsuzluk ve vergilerin kötüye kullanılması iddiaları ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında sorgulandı.

İspanya’da iktidar partisine baskın, kralın damadı sanık: Avrupa’da en ses getiren yolsuzluk soruşturması İspanya’dakiydi. İktidardaki Halk Partisi (PP) genel merkezini basan polis 14 saat boyunca arama yaptı. Başbakan Mariano Rajoy ise mahkemelerin verdiği karara “mutlak saygı” duyduğunu belirtti ve partisine de soruşturma için gereken tüm kolaylığın gösterilmesi talimatını verdi. Polis, basılan binanın 2005-2011 yılları arasındaki tadilatında yapıldığı iddia edilen kayıt dışı ödemelere dair evrak aradı. AB Zirvesi için Brüksel’de bulunduğu sırada partisinin merkezi basılan Rajoy, kendilerinden emin olduklarını ve soruşturmanın sonucundan endişe duymadığını açıkladı. Rajoy’un sözlerini Türkiye’de birinci sayfadan veren bir gazete için Başbakan Erdoğan “Haddini bil!” çıkışını yaptı. Direkt Rajov’un şahsıyla ilgili olmayan soruşturmadaki iddialara göre PP’nin eski mali işler sorumlusu Luis Barcenas, müteahhitlerin partiye ‘bağış’ olarak verdiği milyonlarca avroyu parti liderlerinin zimmetine geçirmesine yardımcı oldu. Rajoy ve diğer üst düzey yetkililer, yolsuzluk suçlamalarını reddederken, tutuklu yargılanan Barcenas’ın alınan rüşvetlerle gizli bir fon oluşturduğu ve İsviçre bankalarında 48 milyon avro parası bulunduğu iddia ediliyor.

İspanya’yı sarsan ikinci yolsuzluk soruşturmasının adresinde ise Kral Juan Carlos’un damadı İnaki Urdangarin vardı. Damat hakkında 23 yıl hapis cezası istendi. Kralın ortanca kızı Prenses Cristina ile evli olan Urdangarin ile ortağı Diego Torres için kamu malını zimmetine geçirme, kötüye kullanma, dolandırıcılık ve evrakta sahtekârlık gibi 6 ayrı suçtan sırasıyla 23 ve 19 sene hapis cezası talep edildi. Aynı zamanda Palma Dükü olan Urdangarin’in, yöneticiliğini yaptığı Noos Enstitüsü adlı kâr amaçlı olmayan bir vakıf aracılığıyla 6 milyon avro yolsuzluk yaptığı iddia ediliyor. Mahkeme, Urdangarin adına kayıtlı 16 mülke de el koymuştu. İnaki Urdangarin, 8 Mart’ta sanık olarak hâkim karşısına çıkacak.

Uruguay’da ekonomi bakanı istifa etti: Uruguay Ekonomi Bakanı Fernando Lorenzo, devlet tarafından işletilen havayolları şirketi Pluna’nın geçen seneki satış ihalesinde usulsüzlük yapmakla suçlanması sonucu istifa etti. Lorenzo, istifa kararını mahkemenin önüne bakan olarak değil, sıradan bir vatandaş olarak çıkmak için aldığını söylerken; Uruguay Devlet Başkanı Jose Mujika, siyasi yoldaşı ve yakın çalışma arkadaşının parlak bir geçmişi olmasına rağmen yargının önünü açmak için kendi isteğiyle istifa ettiğini bildirdi. Mujika, Lorenzo’nun ahlaki bir davranış sergilediğini kaydederek “Mahkemeden masumiyet kararı çıkana kadar bakan arkadaşımızla hükümetimizin ilişkileri sona ermiştir.” açıklaması yaptı.

Çin yolsuzluğa savaş açtı: Dünyanın yeni ekonomik güçlerinden biri olan Çin, yolsuzlukla mücadelede sert önlemler alıyor. Martta göreve geldiğinde yolsuzlukla mücadele gündemini birinci sıraya koyan ve bunu önümüzdeki 10 yılda en büyük millî hedef olarak belirleyen Cumhurbaşkanı Xi Jinping, “sıfır müsamaha’” sloganıyla yolsuzlukların üzerine kararlılıkla gidiyor. Bu kararlılıkta ilk görevden alınan isim, Kamu Güvenliği Bakanı Yardımcısı Li Dongsheng oldu. Hakkında bir süredir inceleme yapılan Li, “şüpheli ciddi disiplin ihlalleri” nedeniyle görevinden alındı. Çin yönetimi yolsuzlukla mücadelede amacına ulaşmak için 5 yıllık bir plan yayımladı ve buna göre rüşvet cezalarının artırılması ve yolsuzluk soruşturmalarının daha ciddi yürütülmesi istendi.

Kamu Güvenliği Bakan Yardımcısı Li Dongsheng’in görevden alınmasından sonra Çin yönetimi, resmî görevlilere yeni sınırlamalar getirdi. Çin Komünist Partisi (ÇKP), topluma nüfuz etmiş yolsuzluğu engellemek amacıyla resmî görevlilerin, yasa dışı görüşme ve bağlantılara ev sahipliği yapan özel kulüplere üyeliğini ve ziyaretini yasakladı. Çinli liderler, ülkeyi ve ÇKP’yi çökertecek en büyük etkenin yolsuzluk olduğunu belirterek Çin’de hızlıca çoğalan ve görünürde toplanma ve sosyalleşme için yer sunan özel kulüpleri mercek altına aldı. ÇKP Disiplin Denetim Merkez Komisyonu, söz konusu kulüplere gidenlerin, sert cezalara maruz kalacaklarını duyurdu. Bazı parti görevlilerinin özel kulüpleri sık sık ziyaret ettiğini belirleyen komisyon, bunun parti, politik çalışma düzeni ve sosyal etik üzerinde ciddi negatif etkisi olduğunu vurguladı.

Zencani’ye yolsuzluktan gözaltı: Türkiye’yi sarsan 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun kilit ismi Reza Zarrab’ın arkasındaki kişi olduğu iddia edilen İranlı ünlü iş adamı Babek Zencani ülkesinde gözaltına alındı. Gözaltına gerekçe olarak Tahran’a yönelik yaptırımlar sonucu Zencani’nin İran petrollerini karaborsada satışından elde ettiği parayı kendisine saklaması olarak gösterdi. İran’da bir grup milletvekili geçen günlerde 13,8 milyar dolarlık şahsi servetiyle ülkenin en zengin iş adamlarından biri olan Zencani hakkında yolsuzluktan soruşturma açılmasını talep etmişti. İran’ın yarı resmî Mehr Haber Ajansı, Zarrab’ın ‘Reisim’ dediği Zencani’nin büyük ihtimalle Merkez Bankası ve Petrol Bakanlığı’na olan borcunu ödememesi ve evrakta sahtecilik suçlamalarından dolayı gözaltına alındığını yazdı. Zencani’nin sattığı petrol karşılığı devlete 2 milyar avro borcu olduğu ve bunu ödemediği ifade edilmişti. Zencani’nin İran’a uygulanan petrol ambargosunu delmek için eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın oluşturduğu imtiyazlı iş adamları heyetinde olduğu ifade ediliyor. Zencani’nin adı, Avrupa Birliği ve ABD’nin “kara listesinde” bulunuyor. Onur Air havayolu şirketinin ortağı olan Zencani’nin Türkiye’de Kont Kozmetik adlı bir şirketi de var. Ayrıca Zencani, Kont Grup bünyesinde İstanbul merkezli hava yolculuğu, petrol ve banka şirketine de sahip. İran Cumhurbaşkanı Ruhani, göreve gelir gelmez yolsuzlukların üzerine gideceğini açıklamıştı.

Yunanistan’da rüşvet parası geri ödendi: Yunanistan’da Savunma Bakanlığı’nın eski Silahlanma Genel Müdür Vekili Antonis Kantas, silahlanma programları karşılığında yolsuzluk ve rüşvetten temin ettiği 9 milyon avroyu Merkez Bankası’na iade etti. Ülkede böyle bir durumla ilk defa karşılaşılırken Kantas, silah ihaleleri karşılığında aldığı toplam 16 milyon avro rüşvetin kalan kısmını da önümüzdeki günlerde geri ödeyeceğini duyurdu. Yunanistan’da 1990 ve 2000’li yıllarda 12 silahlanma ihalesine fesat kırıştırıldığı tespit edilmiş, tutuklanan Kantas’ın ifadesi sonrası en az 17 kişinin rüşvet, kara para ve yolsuzluk ile ilişkili oldukları tespit edilmişti. Aralarında iki eski savunma bakanı, bürokrat, eski hava ve kara kuvvetleri komutanları dâhil 10 üst düzey ordu mensubu ve iş adamının adının da karıştığı çok sayıda kişi, yargıya hesap verecek. Gözaltına alınanlar arasında Alman silah şirketi WEGMANN’ın Yunanistan temsilcisi Dimitris Papahristos’un da olmasıyla Almanya’da da soruşturma açılması gündeme geldi. Papahristos’un, 150 milyon avro tutarındaki topçu sistemlerinin WEGMANN’a verilmesi için Kantas’a 750 bin avro rüşvet verdiği iddia ediliyor. Alman savcılığı, konuyla ilgili inceleme başlatırken iddiaları değerlendirdikten sonra soruşturma açılıp açılmayacağına karar verecek.

Eski Romanya başbakanı rüşvetten hapse girdi: Eski Romanya Başbakanı Adrian Nastase, rüşvet alma iddiasıyla yargılandığı davada 4 yıl hapse mahkûm edildi. Yüksek Temyiz Mahkemesi, 2000-2004 yıllarında başbakanlık yapan Nastase’nin, Irina Jianu adlı girişimciden 630 bin avroluk Çin menşeli inşaat malzemesi ve mobilya aldığını, karşılığında da Jianu’yu Millî Yapı Denetim Kurulu’nun başına getirdiğini tespit etti. Mahkeme, 4 yıllık mahkûmiyete ek olarak Nastase’yi, 5 yıl boyunca seçme, seçilme ve her türlü memuriyet haklarından menetti. Eski başbakanın eşi Dana Nastase de suç ortaklığı yapmaktan üç yıl tecilli hapis cezasına çarptırıldı. Nastase çifti ayrıca devlete 400 bin avro ödemeye mahkûm edildi. Mahkeme kararının siyasî olduğunu iddia eoer eski başbakan, başkent Bükreş’teki Rahova Cezaevi’ne konuldu. Rüşveti veren iş kadını da hâlen cezaevinde. Ülkede komünizm sonrası dönemde hapse giren ilk başbakan olan Nastase, bir başka yolsuzluk davasından hüküm giymiş, 9 ay cezaevinde kaldıktan sonra iyi hâlden tahliye olmuştu.

İngiltere’de eski bakana sahte faturadan hapis: İngiltere’de eski Avrupa Bakanı Denis MacShane, sahte harcama beyanı vermek suçundan 6 ay hapse mahkûm edildi. Tony Blair kabinesinde üç yıl bakanlık yapan MacShane’in, 2005-2008 yıllarında ‘araştırma ve tercüme’ hizmetleri aldığına dair verdiği 19 faturanın gerçek dışı olduğu belirlendi. Söz konusu faturaların tutarı ise 13 bin sterlin (yaklaşık 44 bin 500 TL) civarında. 65 yaşındaki MacShane, 2009’da Telegraph gazetesinin ortaya çıkardığı usulsüz harcama skandalında hapis cezasına çarptırılan beşinci milletvekili oldu. Oxford mezunu MacShane, harcamalarına dair hakkında meclis soruşturması başlatılmasının ardından Kasım 2012’de milletvekilliğinden istifa etmişti.

/// DÜNYA FIRILDAKLIK ŞAMPİYONU GAZETECİ (!) RASİM OZAN YAZDI /// Fethullah Gülen bir istihbarat ş efi mi ? ///

Dünkü yazımda da detaylarıyla bahsettim. Mevcut gayrimeşru HSYK’nın garantisi altında çalışan cunta yargısı şöyle işliyor: Tutuklanacağı belirlenen kişilerle ilgili talimat önce yetkili imamlar tarafından polise gidiyor. O kişiler her türlü izleniyor, fiziki takip ve tarassut altına alınıyor. Cunta mahkemelerinin kararıyla cunta polisleri o kişilerin hayatını didik didik ediyor.

Ardından bunların bir kısmı sözde suç kanıtları olarak dosyalanıyor ve savcıya gönderiliyor. Bu hukuksuz düzenekle elde edilen bir kısım mahrem kayıtlar ise şantaj malzemesi olarak cuntanın özel arşivinde bekletiliyor. Yeri geldiği zaman çeşitli kişileri kafeslemek için kullanılıyor. Mesela son dönemde bu yapılanmanın bu yöntemle kafeslediği çok sayıda köşe yazarı ve televizyoncu var. Bu isimleri cunta propagandası amacıyla bülbül gibi öttürüyorlar…

***

İşte bu mekanizmayla kafeslenen cunta bülbüllerinden bazıları son dönemde bana kişisel saldırılara geçti. Kendini hâlâ amiral gemisi sanan oysa gücü ve önemi Gümüşhane’nin yerel bir gazetesi kadar olan mevkutenin sayfalarında küfürnameler çıkıp duruyor. Okurlar da bana bunları soruyor. Türkiye için çok hayati olan bir süreci yaşarken ben böyle kişisel saldırılara cevap verecek kadar bencil değilim. Sonra tetikçilerle ve ezik kölelerle muhatap olma dönemim 20’li yaşlarımdı. Şimdi bir mesele varsa kölelerin sahipleriyle ve ağababalarıyla meseleyi hallederim. Bana yönelik kişisel ithamlara cevap için de bu köşeyi harcamak ayıp olur. İleride TV’de birileri özel bir programda sorar o zaman anlatırım.
Bana saldıran Gümüşhane bülbüllerini yere sermem 5 dakikamı alır. Benim için parkta yürümek gibidir bu işler…

***

Ben 16 yaşımdan beri her zaman bürokratik vesayetin karşısında ve sivil demokratik siyasetin yanında oldum. Bu çizgimden milim sapmadım. Bürokrasi içinden sivil siyasetin yanında taraf olan kişileri destekledim yine desteklerim. Eğer o kişiler vesayetin safına geçerse de bugün olduğu gibi hadlerini bildiririm. Aynı şekilde cemaatlerden de bürokratik vesayete karşı duranın yanında oldum yine olurum. Her zaman benim önüme kırmızı halılar sermiş sınırsız imkânlar vaat etmiş olan kimilerine de vesayetçilik yaparlarsa külahları değişeceğimizi 2 yıldır hep söyledim…

***

Dün askeri vesayetle nasıl savaştıysam bugün de emniyet- yargı vesayetiyle aynı şekilde savaşıyorum. Esas tutarsızlık dün demokrasi nutukları atarken bugün vesayetçilik hastalığına yenilenlerdedir.

Demokrasiye kumpas kuranlara izin vermemek namus borcumuzdur. Bugün demokrasinin yanında olan bürokratlar ve siyasetçiler de yarın vesayetçilik hastalığına kapılırsa o zaman da onları kuşbaşı yaparım. Gümüşhane gazetesinin kalemşorları ise Allah’ı var tutarlılar.
Her koşulda demokrasiye karşı vesayetçilerin tetikçiliğini yapıyorlar.
İster laik, ister dinci, ister Kemalist, ister Gülenist olsun yeter ki vesayet rejimi olsun. Bunlar böyle seviyor…

***

Son gelişmelerden sonra iş dünyasında Fethullah Gülen’in bir holding patronu gibi ya da tüm İstanbul sermayesinin ortak CEO’su gibi algılandığını öğrendik.

İşin komiği daha dün kimi işadamlarını "Hocam eteğinizi öpeyim" dediler diye suçlayan bir Eski Türkiye tetikçisinin patronunun el etek öpme kervanının en başında olduğu da ispatlandı. Şimdi mert adamsan önce kendi patronuna lo lo yap bakayım.

Gazetenin cemaat bülteni gibi çıktığını kukla olduğunu itiraf et ve nedamet getir…

Her şey bir yana şu an sormamız gereken şu: Holding işleriyle benzer bir görüntü cemaatin istihbarat ve yargı işlerinde de bire bir geçerli mi? Yani devletin içinden önemli kişilerin söylediği gibi Fethullah Gülen bir istihbarat şefi gibi bu devlet kadrosunu yönetiyor mu? Yarın devam…

TURİZM DOSYASI : Instagram Üzerinden Dünyayı Gezmek İçin 16 Prof il

Dünyayı gezmek için illa ki vizeydi, uçak biletiydi, konaklamaydı uğraşmanız gerekmiyor. Bunu sizin adınıza yapanlar sağolsun, siz oturduğunuz yerden dünyadaki birçok şehri dolaşabilirsiniz. Tek yapmanız gereken telefonunuza hala yüklemediyseniz Instagram’ı indirmek ve Zuckerberg’e biraz daha para kazandırmak.

coryrichards

coryrichards-instagram

vagfrag

vagfrag-instagram-profili

passionpassport

passionpassport-instagram-profili

russian_moscow

russian_moscow-instagram-profili

vutheara

vutheara-instagram-profili

tweat

twheat-instagram-profili

hirozzzz

hirozzz-instagraö-profili-gezilecek-yerler

jeera

jeera-instagram-profili

muradosmann

muradd-osman-instagram-profili-bizden-bunun-listesi-var-linkleyebilirsin

sert_mehmet

sert-mehmet-instagram-profili

philography

philogrophy -instagram-profili

johndeguzman

johndeguzman-instagram-profili

bipolaire61

bipolaire61-instagram-profili

trashhand

trashhand-instagram-profili

hipebeast

hipebeast-instagram-profili

cizenbayan

cizenbayan-instagram

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: