Kategori arşivi: Terör

PKK DOSYASI /// Oral Çalışlar : Öcalan’ı itibarsızlaştırma projesi

Oral Çalışlar: Kimler bunlar acaba? Öcalan’ın 15 yıl önceki sorgusunun kasetlerini elde etme yeteneğine kimler sahip olabilir? Size bir tahminde bulunayım: Ergenekon soruşturmasını kim yürüttüyse JİTEM’cileri kim sorgulayıp evraklarına el koyduysa onlar.

Oral Çalışlar’ın Radikal gazetesindeki "Öcalan’ı itibarsızlaştırma projesi" başlıklı (7 Şubat 2014) yazısı şöyle:

Son dönemde, ‘Kürtlerin hakkını hukukunu savunan’ bazı çevreler, Kürtlerin barışa yönelmesinden hoşnut değiller.

Öcalan’ın hedefe oturtulacağı belliydi. Çok profesyonelce monte edildiği anlaşılan kasetin hedefi; Öcalan’ı, Kürtlerin, Türklerin gözünden düşürmek. Abdullah Öcalan’ın Kenya’dan getirildiği günlerde, JİTEM’ci Atilla Uğur tarafından sorgulanırken çekilmiş görüntüleri, keyfi şekilde montajlanarak, 15 sene sonra yeniden devreye sokuluyor.

Tabloyu daha net bir şekilde görebilmek için 17 Aralık’a uzanalım: 17 Aralık operasyonu, istenilen sonucu vermedi. Darbe girişimi amacına ulaşamadı. ‘Devirmeci topluluğun’, ‘hamle’ beklediği kesimlerden biri de Kürtlerdi, Öcalan’dı, BDP’ydi. ‘İşin bir ucundan da onlar tutsaydı’, Tayyip Erdoğan bitirilebilirdi. Barışı bozmaları ve ‘krizin derinleşmesine katkıda bulunmaları’ beklendi. Ancak, Öcalan, ‘paralel yapı’ya ve ‘darbeci’lere karşı olduğunu açıkça ifade etmekten geri durmuyor. Kandil ve BDP de bu tavrın arkasında olduklarını gösteriyorlar.

“Öcalan sattı” iftirası

“Öcalan satıyor” iftirası, yeni değil. Öcalan’ın ilk yakalandığı günden bugüne, soldaki bazı çevreler, onun ‘devlete satıldığı’ fikriyatını ‘servise sokabilmek’ için, ellerinden geleni yapıyorlar. Ancak Kürtler onlara değil Öcalan’a inanıyorlar. Abdullah Öcalan, Kürtlerin ‘barış eğilimi’ni doğru okuyup, bir silahsızlanma çağrısında bulundu. Bir yıl önceki Newroz’da Diyarbakır’da okunan mesajı milyonlarca Kürt’ün duygularına tercüman oldu. PKK’nın silahlı mücadeleyi sona erdirdiğini ilan eden bu çağrı, barışçı müzakereler dönemini de başlatmış oldu. O günden beri, neredeyse 15 aya yakın bir zamandır, dağlarda çocuklarımız ölmüyor.

Barış sürecinin iki önemli aktörü var: Tayyip Erdoğan ve Abdullah Öcalan. İkisi de kendi hitap ettikleri kitleyi çatışmasızlığa ve çözüme ikna etmek için, riski göze aldılar, ellerini taşın altına koydular. Onca kargaşaya, değişik torpillemelere rağmen, başlattıkları yoldan dönmediler.

17 Aralık sonrası

Son dönemde, ‘Kürtlerin hakkını hukukunu savunan’ bazı çevreler, Kürtlerin barışa yönelmesinden hoşnut değiller. Öcalan’ın tavrına olan kızgınlıklarını gizlemiyorlar. Onun bir ‘satış’ içinde olduğunu yüksek sesle dile getirmeye başladılar. Birkaç ay önce, ‘kullanılan adam’ ifadeleri piyasaya sürülmüştü. Bunun yetmediği anlaşılıyor. Artık ‘satan adam’ aşamasına geçiliyor.

Bu tür yazıların son dönemde yaygınlık kazanmasıyla Öcalan kasetinin devreye sokulması, belli ki bir planın ürünü. ‘Birileri, Öcalan’ı devreden çıkarmak, Kürtler üzerindeki etkisini kırmak ve/veya Kürt hareketini parçalamak’ şeklinde bir stratejiyi uygulamaya koymuş bulunuyor.

Kimler bunlar acaba? Öcalan’ın 15 yıl önceki sorgusunun kasetlerini elde etme yeteneğine kimler sahip olabilir? Size bir tahminde bulunayım: Ergenekon soruşturmasını kim yürüttüyse JİTEM’cileri kim sorgulayıp evraklarına el koyduysa onlar. Hükümet ve MİT’in, ‘Öcalan’ın itibarsızlaştırılmasını’ istemeyeceğini de hesaba kattığımızda, fotoğraf netlik kazanıyor.

Buradan da görülüyor ki ‘17 Aralık darbe girişimcileri’nin en çok canlarını sıkan şeylerden biri, ‘barış ve çatışmasızlık’ kararının sürüyor olması. ‘Çözüm süreci’nin başladığı ilk günden beri, memnuniyetsizliklerini açıklamaktan geri durmuyorlar.

Geçen yıl nisan ayında çözüm sürecine destek amacıyla ‘Âkil İnsanlar’ gezisindeyken, bir ‘darbe’yle Taraf gazetesinden tasfiye edilmemiz bir tesadüf değildi. O zaman, bunun ‘barış karşıtı bir operasyon’ olduğunu, kamuoyu ile paylaşmıştık. Öcalan, ‘barış karşıtı operasyoncular’ın en önemli hedeflerinden birisi. Operasyoncular, ondan istediklerini bir türlü alamadılar. Oslo’yu sızdırıp eline kolunu bağlamak istediler. ‘Öcalan kaseti’, bir tesadüf değil. Son olacağını da sanmıyorum. Operasyoncular, ellerindeki malzemeleri devreye sokmayı sürdürecekler. Öcalan için ‘satıldı’ fikriyatını işlemeye devam edecekler.

TERÖR /// VİDEO : APO PİÇİNİN İMRALI’DAKİ SORGU GÖRÜNTÜLERİ

VİDEO LİNK :

TERÖR /// CHP’li Sezgin Tanrıkulu : ”İŞİD TÜRKİYE’YE Mİ SALDIRACAK ?”

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, Başbakan’ın cevaplaması istemiyle Meclis’e soru önergesi sundu.

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, verdiği soru önergesinde "Türk İstihbarat Birimlerinin, El Kaide Kolu Irak Şam İslam Devleti İŞİD’in 20 kişilik bir intihar bombacı timinin, Ankara, İstanbul ve Hatay’da bombalı intihar saldırısı yapacağı bilgisine ulaştığı iddiasını’ sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesinde, ‘Türk İstihbarat Birimlerinin, El Kaide Kolu Irak Şam İslam Devleti İŞİD’in 20 kişilik bir intihar bombacı timinin, Ankara, İstanbul ve Hatay’da bombalı intihar saldırısı yapacağı bilgisine ulaştığı iddiası doğru mudur?" diye sordu. CHP’li Tanrıkulu tarafından önergede şu sorulara yer verildi; "Türk İstihbarat Birimlerinin, El Kaide Kolu Irak Şam İslam Devleti İŞİD’in 20 kişilik bir intihar bombacı timinin, Ankara, İstanbul ve Hatay’da bombalı intihar saldırısı yapacağı bilgisine ulaştığı iddiası doğru mudur?

2-El Kaide Kolu İŞİD İntihar Timi Türkiye’ye nasıl ve kimlerin yardımıyla gelmiştir?

3-El Kaide Kolu İŞİD İntihar Timinin yakalanması için başlatılan çalışmalarda gelinen son durum nedir?

4-Suriye’deki iç savaşın taraflarından El Kaide Kolu İŞİD Örgütünün Türkiye’ye 7 bomba yüklü araç sokma hazırlığı yaptığı ve 2 aracı Kasım 2013’te Türkiye’ye sokmayı başardığı iddiası doğru mudur?

5-İddia doğru ise, bomba yüklü 2 aracın izine ulaşılmış mıdır?

6-Ayrıca, İstanbul’dan yine Kasım ve Aralık 2013’te çalınan birbirine benzer kamyonet ve Panelvan tipi 25 aracın kopyalanmış plakalar takılarak Hatay’a götürüldükleri ancak izlerinin kaybedildiği iddiası doğru mudur?

7-İŞİD’in Suriye Rejimine ait bir mühimmat deposundan çaldığı 1200 kilogram TNT ile patlayıcı yapımında kullanılan amonyum sülfat maddelerinden imal ettiği patlayıcıları İstanbul’dan kaçırılan araçlara yüklediği istihbaratının da elde edildiği iddiası doğru mudur?

8-Çalınan 25 araç ele geçirilmiş midir?

-Bu araçların izine ulaşılmış mıdır?

-İŞİD’in Türkiye’de bomba yüklü araçlarla eylem yapacağı istihbaratı doğrultusunda alınan güvenlik önlemleri nelerdir?"

TERÖR DOSYASI /// MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN : PKK’nın önünü açma formülü : Genel Af

Mehmet Bedri Gültekin

Ergenekon ve Balyoz tertipleri ile içerde tutulan yurtseverleri bu saatten sonra hiç kimse içerde tutamaz.

Tayip Erdoğan’ın Tahran’ı ziyareti öncesinde yaptığı açıklamalar ve Adalet Bakanı’nın haberini verdiği hazırlıklardan sonra, içerdeki bütün yurtseverlerin yakında özgürlüklerine kavuşacakları anlaşılıyor.

Bununla birlikte F Tipi Gladyo ile birlikte AKP içinden de belli bir kesimin, yapılan çalışmalara karşı oldukları bilinmektedir.

PKK çevreleri de yaptıkları açıklamalarla, Ergenekon ve Balyoz tutuklularını özgürlüklerine kavuşturacak bir yasal düzenlemeye karşı olduklarını belirtiyorlar.

Bütün bu çevrelerin derdi, artık bütün toplumun talebi haline gelmiş olan yurtseverlerin özgürlüğü konusunu, duvara dayanmış olan “Kürt açılımı”nı sürdürmenin bir aracı yapabilmektir.

Çözüme itirazlar

Bugün artık gündeme gelmiş olan çözüme Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sayın Metin Feyzioğlu önderlik etti. Özel Görevli Mahkemeleri kaldıran Yasa’nın, ellerindeki davaları bitirmelerini öngören geçici ikinci maddesini de iptal edilecek, dosyalar normal mahkemelere devredilecek. 5 Temmuz 2012’den sonra verdikleri bütün kararlar yok sayılarak yeniden yargılamaya gidilecek. Uzun tutukluluk için yasanın öngördüğü iki artı bir hükmü uygulanarak tutuklular derhal serbest bırakılacak…

Çözüm bu kadar basittir.

Ama bazı AKP sözcülerinin son günlerde lafı dolandırmaya başladıkları ve başka hesaplar peşinde koştukları görülüyor.

“Geçici 2. maddenin kaldırılması ve 5 Temmuz 2012 sonrasında verilen kararların yok sayılmasıyla yeniden yargılama, kaos yaratırmış”, “Suçsuz olanlar yeniden yargılansın ama gerçekten darbeci olanlar cezasız mı kalacak?” vb.

Bütün bu gerekçeleri sıralayanlar, çözüm olarak alttan alta “genel af”ı da dillendiriyorlar.

Gerçek amaç: Abdullah Öcalan’a af!

Amaçları “Kürt açılımı” ile planladıkları Abdullah Öcalan’a kapıyı aralamanın formülünü bulmaktır.

Ergenekon ve Balyoz davaları ile içeri atılan yurtseverlerin, Öcalan’ı da kapsayan geniş kapsamlı bir affa, kamuoyundan gelebilecek tepkileri yumuşatmak için kullanılmaları düşüncesi, başından beri tertipçilerin planı içindeydi.

Ama başta İşçi Partisi olmak üzere yurtseverlerin 2012 yılından itibaren kitleleri de harekete geçiren direnişi bu hesapları bozdu.

AKP yolun sonuna geldi. Bununla birlikte ABD tarafından önüne konulan “Kürt açılımı”nı sürdürmek istiyor. İktidarını sürdürebilmesinin buna bağlı olduğunu düşünüyor.

Şimdi bir taşla bir kaç kuş vurmak istiyor. Bir yandan milletimizin artık tamamının talebi haline gelmiş olan Ergenekon ve Balyoz tutuklularını serbest bırakırken; “af” numarası ile Öcalan’ı ve PKK’yı da pakete dahil etmek istiyor.

“Genel Af” talebinin esas sahipleri, AKP-PKK ortaklığının açılım görevlileridir.

Yeni hesaplar

AKP çevrelerinin “af”ı dillendirmelerinin bir diğer nedeni, son operasyonlarla bir kısmı içeri atılan, ama büyük çoğunluğu hala dışarıda olan kamu mallarını yağmalayan suçluları kurtarmaktır.

2013 yılı öncesi suçlar için çıkarılacak bir genel af bütün bu sorunları “halledebilir”! Böyle bir “af” Ergenekon ve Balyoz tertiplerini tezgâhlayan F Örgütü mensuplarını da kapsayacaktır.

Böylece bir taşla üç kuş birden vurulmuş olacaktır.

AKP ve F Örgütü artık içerde tutulamayacağı belli olan yurtseverlerin özgürlüğünü kendileri için kazanca dönüştürmenin hesapları içindeler.

Türkiye’nin ihtiyacı

Türkiye’nin ihtiyacı PKK’ya ve Abdullah Öcalan’a af değildir.

Türkiye bağımsız, egemen ve demokratik bir ülke olacaksa, ülkenin varlığına ve bütünlüğüne, demokratik laik esaslarına karşı tertipler yapmış Gladyo’yu tasfiye edecektir.

ABD emperyalizminin bölge planları içinde rol üstlenerek şiddet ve bölücülük yolunda hâlâ ısrar edenleri, başka deyişle PKK’yı “af” torbasına doldurmak, vatana yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri olacaktır. Yangına benzin dökmek dedikleri işte budur.

Aynı şekilde ülke kaynaklarını fütursuzca yağmalayan hırsız takımının yaptıkları yanlarına kâr kalamaz. Milletimizin talebi budur.

Ne yapmamız gerekiyor?

Yıkılmakta olan AKP çırpınıyor. Çırpındıkça daha da batıyor.

Çözüm, halk hareketinin açtığı yolda daha da ileri gitmektir.

Yurtseverlerin özgürlüğü, emperyalistlerin Kürt açılımı dayatmalarını hayata geçirmenin perdesi yapılamaz.

Aynı şekilde yurtseverlerin özgürlüğünün, hırsızların adaletten kaçmalarına hizmet eden bir oyuna dönüştürülmesine de izin verilemez.

Günün görevi, Türkiye Barolar Birliği’nin önerdiği çözümün derhal uygulanmasını sağlamak için kitlelerin harekete geçirilmesidir.

Sorun içerde olan yurtseverlerin kişisel özgürlüğünün ötesinde Türkiye’nin bağımsızlığı ve özgürlüğü sorunudur.

Mehmet Bedri Gültekin

ulusalkanal.com.tr

TERÖR : Bolu´da El-Kaide Kampı Yokmuş

İsrail Askeri İstihbarat Başkanı General Aviv Kochavi, İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün (INNS) yıllık güvenlik konferansında yaptığı bir konuşmada Türkiye’de El Kaide kampları olduğunu iddia etti…

İsrail Askeri İstihbarat Başkanı General Aviv Kochavi, İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün (INNS) yıllık güvenlik konferansında yaptığı bir konuşmada Türkiye’de El Kaide kampları olduğunu iddia etti.

Jerusalem Post gazetesinin haberine göre, General Aviv Kochavi, basın mensuplarına sunduğu bir haritayla bu kampların Karaman, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde bulunduğunu ve El Kaide’nin NATO üyesi olan Türkiye üzerinden Avrupa’ya daha kolay ulaşabileceğini vurguladı. Koçavi, "Suriye iç çatışmalarını bütün bölgeye yansıtıyor. Elimde gördüğünüz haritadaki kara noktalar bir grafik hatası değil, Avrupa’ya uzanan kısa yoldur" dedi. Türk Dışişleri Bakanlığı bu iddiaya anında yanıt vermedi, ancak Başbakan Tayyip Erdoğan El Kaide bağlantılı gruplara sığınak ya da destek sağladıkları iddialarını kabul etmedi.

CHP’li Sezgin Tanrıkulu’nun meclise sunduğu Bolu’da El-Kaide kampları var mı? soru önergesine cevabı İsrail vermiş oldu. Haritayla kampların yerini gösteren İsrail Askeri İstihbaratının raporu Bolu’da kamp olmadığının delilidir.

/// ÖNEMLİ /// PKK, TÜRKİYE SINIRLARI İÇİNDE Kİ TÜM ŞEHİRLERE 100 BİN TERÖRİST İLE SALDIRACAK

TERÖR /// CHP’li Sezgin Tanrıkulu : ‘Paris benzeri cinayetler işleneceğine ilişkin bir istihbarat var mı ?’

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, Paris’te öldürülen 3 PKK’lı kadının cinayet zanlısı Ömer Güney’in MİT ile bağlantısını işaret eden ses kaydını Meclis gündemine taşıdı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Paris cinayetinde Ömer Güney muammasını Meclis gündemine taşıdı. Başbakan Tayyip Erdoğan‘a, "Benzer cinayetlerin işleneceğine dair Hükümetin edindiği herhangi bir istihbarat var mıdır?" diye sordu Tanrıkulu, "Ömer Güney’in MİT’le herhangi bir irtibatı olmuş mudur? Olmuşsa, bu ilişki ne zaman ve nerede başlamıştır?" dedi. Tanrıkulu’nn soru önregesi ve gerekçesi şöyle:

9 Ocak 2013 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’te öldürülen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katil zanlısı olarak yakalanan Ömer Güney’e ait olduğu ileri sürülen bir ses kaydı çeşitli internet sitelerinde yayınlanmıştır. Söz konusu ses kaydında Ömer Güney’in suikast planını MİT mensubu olduğu ileri sürülen kişilerle tartıştığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar sesin Ömer Güney’e ait olup olmadığı henüz netlik kazanmamışsa da, böylesi bir kaydın, mevcut koşullarda ortaya çıkması dikkat çekmektedir. Kayıtlardan anlaşıldığı kadarıyla Ömer Güney, görüştüğü kişilerden silah temini için destek vaadi alıyor ve öldürülecek kişiler konusunda bir sıralama yapıyor.

– Söz konusu ses kaydındaki kişiler MİT mensubu mudur?

– Ömer Güney’in MİT’le herhangi bir irtibatı olmuş mudur? Olmuşsa, bu ilişki ne zaman ve nerede başlamıştır?

– Ömer Güney’in cinayetlerden önce Ankara’ya geldiği ortaya çıkmıştır. Güney, Ankara’da kimlerle görüşmüştür?

– Güney’le konuşan kişilerin MİT mensubu olup olmadığına dair herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır? Başlatılmışsa, bu kişilerin söz konusu cinayetleri kimlerin talimatıyla organize ettiği ortaya çıkarılacak mıdır?

– Fransa’da devam etmekte olan cinayet davasında Türkiye, elindeki tüm bilgileri mahkemeye iletmiş midir? İletmemişse, bunun sebebi nedir?

– Benzer cinayetlerin işleneceğine dair Hükümetin edindiği herhangi bir istihbarat var mıdır?

FİŞLEME DOSYASI : KCK fişlemeleri MİT’e mi verdi ?

Görevden almalar ve yer değiştirmeler sürerken ilginç bir iddia ortaya atıldı: “KCK, fişlediği kişilerin listesini MİT ile paylaşıyor.” Daha önce Karayılan ve Bayık tarafından dile getirilen raporlarla 3 binden fazla kişinin fişlendiği öne sürülüyor.

Türkiye, tartışmalı, bir o kadar da zor bir dönemden geçiyor. Zaman zaman da terör örgütünün referans alınıyor olması hayli ‘manidar’. BDP çevresindeki siyasiler ise “Biz hep paralel devleti söylüyorduk” diyerek KCK’ya meşruluk kazandırma derdinde. Bu tartışmalar yaşanırken gündeme fişlemeler geldi.

“Elimizde Fethullah Gülen ile ilgili belgeler vardı. Çağrı yaptık. Hakkını yemeyeyim, Ahmet Altan temas kurdu. Ardından AKP ile zıtlaştı. Gelmedi. Bunun üzerine bizimkilere verdik. Bu belgelerde her ilde devleti yöneten komiteleri var. Perspektif veren, devleti yöneten. Bir ilde her şeyi tartışıyorlar. Bazılarında fişleme benzeri notlar var. AKP ile cemaatin arası bozulduktan sonra bu sistemde bir değişiklik olmuş olabilir. İki yıldır farklıdır diye tahmin ediyorum. Bu tutanaklarda kendileriyle ilgili MİT’in yaptığı araştırmalar da var.” Bu sözler Murat Karayılan’a ait. 27 Nisan 2013’te birkaç gazetede birden yayımlanan ifadeler dönemin KCK Yürütme Konseyi Başkanı Karayılan’ı sıkıntıya sokmuştu. Örgüt medyasına yaptırılan haberlerle bu ifadelerin etkisi kırılmaya ve kamuoyu yönlendirilmeye çalışılmıştı.

Karayılan, ilk kez 2011 Kasım’ının ilk haftasında örgütün yayın organı ANF’ye verdiği demeçte belgelerden söz etmişti. KCK Yürütme Konseyi üyesi olan şimdiki başkan Cemil Bayık da, 4 Mayıs 2012’de ANF’ye yaptığı açıklamada şöyle diyordu: “Gülen Cemaati’nin ayrı bir istihbarat örgütü var. Diğer alanlarda olduğu gibi istihbarat alanında da alternatif bir devlet gibi çalışmaktadır. Bunun belgeleri Kürt özgürlük hareketinin elindedir.”

Baki Gül ise, 29 Nisan 2013’te ANF’de yazdığı ‘Fethullah Gülen belgeleri elimizde’ başlıklı yazısıyla başka ilginç ayrıntılar verdi: “Gerçekleştirilen fiiller söz konusu. Belgeler incelendiğinde ‘paralel devlet’in nasıl örgütlendirildiği ortaya çıkıyor. Toplantılara kimlerin katıldığı, hangi misyonla şimdi emniyet, savcı-hâkim, yazar, STK temsilcileri olduğu ortaya çıkacaktır.” Gül ‘Bu belgelerde asker-AKP arasındaki gerilim ve Dolmabahçe görüşmelerinin sırrı’nın da yer aldığını ileri sürmüştü.

Paralel devlet nitelemesini ilk defa PKK/KCK kaynaklarının kullandığı biliniyor. KCK’nın bölgede kendisine düşman olarak gördüğü ve sakıncalı listesine aldığı bazı kişilere ait bilgileri, bu süreçte MİT ile paylaştığı iddiası gündemde. Listenin yeni İçişleri Bakanı Efkan Ala’ya ulaştırıldığı da ileri sürülüyor.

KCK’nın, Doğu ve Güneydo-ğu’da son bir yılda 3 binden fazla kişiye dair kayıt topladığı ileri sürülüyor. ‘Cemaatçi’ olarak sınıflandırılan kişilere dair bilgilerin kayıt altına alındığı belirtiliyor. Bu kişiler; siyasiler, polisler, eğitimciler, Diyanet görevlileri, doktorlar, akademisyenler, savcılar, hâkimler, esnaf ve kanaat önderleri olarak tasnif ediliyor. Aslında KCK’nın fişlemelere çok yabancı olmadığı, Hakkâri’de şehit edilen imam Aziz Tan’a ait bilgilerden anlaşılıyor. Tan ile ilgili bütün bilgileri toplayan örgüt, imamın eve giriş-çıkış saatlerini ve kimlerle görüştüğüne kadar istihbarat çalışması yapmıştı.

Fişleme listesinde bölgede faaliyet yürüten değişik cemaatlere mensup kişiler de bulunuyor. Örneğin Dicle Üniversitesi’nde bir akdemiysen şöyle fişlenmiş: “X şahıs, erkek, iki çocuk babası, devrimci gençleri sevmez, F cemaatinden değil ama bir çocuğu dershanelerine gidiyor. ‘O…’ cemaatine mensup bu şahıs öğrencilerle çok ilgileniyor, onlarla çay içip konuşmalar yapıyor. Rektörle arası iyi.” En çarpıcı örnek ise geçen hafta görev yeri değiştirilen bir ilin Millî Eğitim Müdürü’nün de KCK listesinde olması. Bu arada dernek ve vakıflar da fişlenmiş.

KCK’nın fişlemelerini, PKK’dan ayrılan Hamid K. doğruluyor. Hamid’e göre örgütün bilgi toplama ağı çok iyi: “KCK/PKK yıllardır fişleme yapıyor. Bunu daha önce Ergenekon yanlılarıyla paylaşıyordu. Kim nerede ne yapıyor bilinir. Tabii bu kişiler sıradan insanlar değil. Kendileri açısından sakıncalı gördükleri kişilere dair bilgiler toplanır. Bu bilgiler sürekli güncellenir. Bilgilerin geçmişte bazı devlet yetkililerine bir şeylere karşılık verildiğini biliyorum. Bu sistem hâlen devam ediyor. İki defa bilgi takasında ben vardım.”

TERÖR : Paris cinayeti ile PKK’da Öcalan egemenliği sağlandı

Ocak 2013’te Paris’te işlenen PKK’lı üç kadın cinayetini derinlemesine araştıran Kürt siyasetçi ve yazar Yaşar Karadoğan da yeni çıkan iddiaları önemsiyor.

Sakine Cansız ve iki arkadaşının öldürülmesi olayına dair çalışmalar yapan ve iz süren isimlerden biri eski Kürt siyasetçi ve gazeteci Yaşar Karadoğan. Londra’da yaşayan Karadoğan’a son gelişmeleri sorduk. Elde ettiği bilgileri ve analizlerini aktaran Karadoğan’a göre, cinayet devlet ile PKK’nın ortak eylemiydi.

-Sizce cinayetlerin arkasında kimler var?

Cinayetin ‘PKK ve devlet işbirliğiyle işlendiği’ yönünde bir kanı var Kürtler arasında. Cinayetten sonra KCK ve PKK tarafından yapılan ilk açıklamalarda ‘Türk Gladyosu’ işaret edildi. Daha sonra bu söylemler terk edildi. Öcalan ‘Cinayeti beni buraya getirenler işledi’ diyerek ABD, İsrail vs. ülkeleri gündeme getirdi, katliamla ilgili karartma faaliyetine bir çerçeve kazandırdı. Kardeşi Mehmet Öcalan vasıtasıyla Kürtleri sabırlı ve sakin olmaya çağırdıktan sonra ‘Bu sorunun büyük sorumluluğu Fransa’ya aittir’ dedi. Öcalan’ın bu açıklamasından önce AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin Karabük’te yaptığı açıklamada; ‘Önümüzdeki günlerde korkum Almanya’da da buna benzer birtakım olaylarla karşılaşılabilir’ dedi. Türkiye basını bunun izini sürmedi nedense.

-Başka ne gibi ayrıntılar vardı?

Kürtlerin sabrı sınandı. Öcalan’ın PKK’ya ne kadar hâkim olduğu merak ediliyordu ve cenazelerin olaysız kaldırılmasıyla bunun cevabı alındı. Bu cinayetlerden önce Yücel Halis gibi pek de PKK çizgisine uygun olmayan, PKK’nın orta kademe yöneticilerine nokta operasyonlar yapıldı. PKK bunları sessizce, bir iki paragraflık açıklamalarla geçiştirdi. Bu cinayetle PKK içinde, Öcalan’ın egemenliği sağlandı. Ayrıca devletin ‘Öcalan’ın güç biriktirmesi için’ nasıl dört koldan çalıştığı ibretle görüldü. Muhtemelen bu cinayetlerle PKK çevresinde kümelenmiş bir kısım Kürt Alevi’ye de mesaj verildi.

-Niye Sakine Cansız?

Sakine Cansız 12 Eylül’de Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ndeki vahşetten ayakta kalarak kurtulmuştu. Daha sonra Bekaa’da Öcalan tarafından uygulamaya alındı. Cansız gibi ‘önder’ konumunda olanlar ‘özeleştirilerini’ vererek Öcalan’a biat ettiklerini Serxwebun gazetesinden duyurdu. Cansız daha sonra PKK kitlesi karşısında Öcalan’ın ağır hakaret ve suçlamalarına maruz kalıyor. Cansız hiçleştirildikten sonra Almanya’ya geliyor, orada siyasi iltica başvurusu kabul edilmiyor. Ama belli ki Cansız’ın seçilmesinin çeşitli sebepleri var. Öcalan için tehdit oluşturabileceğinden hareket edilmiş olabilir. Nitekim katliam sonrasında Öcalan’ın egemenliğinin ulaştığı seviyeye bakıldığında bu daha iyi görülüyor.

-Başka sebepler yok mu?

Sakine Cansız iddia edildiği üzere Aralık 2012’de MİT ile görüştü mü? Cansız’da Öcalan ile yapılan istişareler hakkında herhangi bir mektup var mıydı? Ortadaki bilgi ve delil karartması dikkate alındığında PKK işbirliğiyle yapılmış bir operasyon olduğu kanısı oluşuyor. PKK her zaman olduğu gibi bu katliamı da siyasete ve ticarete tahvil etmekte bayağı başarılı oldu. Basında yayımlanan MİT belgesi ve katil zanlısı Ömer Güney’in Türkiye’ye gidiş gelişleri nedeniyle Türkiye’nin açıklama yapması gerekiyor. Yeni Özgür Politika Gazetesi’nde açıklamaları yayımlanan ve Devrimci Karargâh davasında MİT ajanı olduğu anlaşılan Murat Şahin, Ömer Güney’in resmini Ankara’da kendisine, birim sorumlusu ‘Teyze’ kod adlı MİT sorumlusu tarafından gösterildiğini iddia etti. Katliamdan bir yıl sonra PKK haber ajansı ANF, Ömer Güney ile iki MİT görevlisine ait ses kayıtlarını açıkladı.

-PKK bu işin neresinde?

PKK’nın cevaplamak zorunda olduğu sorular daha fazla. Türkiye basını Ömer Güney’in İstanbul ve Ankara’ya yaptığı yolculuklarda PKK’lılarla buluştuğunu da yazdı. Ama PKK’dan bu konuda da bir yalanlama gelmedi. Murat Karayılan, Ömer Güney ile ilgilerinin olmadığını öne sürdü. Daha da önemlisi şu: Güney PKK’ya nasıl sızdı? Kimlerin referansı ile geldi? Kendisi ile birlikte gözaltına alınan Muşlu Y.A.nın belirttiğine göre Güney, Kasım 2011’de Villiers –le-Bel PKK dernek üyesi oluyor. Katliamdan 1,5 ay önce ise Y.A.nın kaldığı eve taşınıyor. L’Express Gazetesi’nde yayımlanan haberde Ömer Güney’in katliamdan bir gece evvel PKK derneğinde üye listesini fotoğrafladığı ifade edildi. Kendisinde derneğin yedek anahtarları olduğu yazıldı. Ömer Güney’in Sakine Cansız’dan sorumlu olduğu anlaşılıyor. Sadece Cansız’a değil, PKK’ya da çok yakın. Güney gibi üç hilalli yüzük takan biri PKK derneğinde nasıl böyle itibarlı olabiliyor?

-Bu normal mi?

Sakine Cansız’ın kardeşi Metin Cansız 9 Ocak 2014’te Hürriyet’e çok daha vahim bilgiler veriyor: Sakine son zamanlarda çevresine korktuğunu söylüyor. 2011’de PKK Gençlik Konferansı Hollanda’da yapıldı. Leyla Şaylemez, Güney ile bu konferansa katılıyor. Burada tutuklanıp serbest bırakılıyorlar. Biz Güney’in, ‘PKK-Abdullah Öcalan benim düşmanım’ dediğini de biliyoruz. Metin Cansız’ın bildiklerini herhâlde PKK da biliyordur ama Güney hakkında bir önlem almıyor. Metin Cansız da ‘PKK ve Apo düşmanı’ olduğunu Hollanda polisine beyan eden Güney konusunda ablasını uyarmıyor. Cinayet sonrası Facebook üzerinden Metin Cansız’a bazı sorular sordum. Bunlardan biri, ablasının kaybolan bir ajandası veya çantası olup olmadığıydı. Metin bana cevap vermedi ama Hürriyet’e ‘Çantası yok. Pasaport, kimlik olan çanta da yok. Silah da yok.’ demiş.

-Fransa çok rahat sanki…

Katliamdan birkaç ay sonra Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner ile Londra’da bir konferansta konuştum. O katliamın Fransa ile bir ilgisi olmadığını, aşırıların (Ülkücüler) işi olabileceğini iddia ediyordu. PKK basınında yayımlanan ses kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla Ömer Güney sadece Sakine Cansız’ın yakınında değil, PKK’nın tüm üst düzey görevlilerine yakın birisi. Onun iddiasına göre Nedim Seven ormanda ihtiyacını giderirken arkasında bulunuyor, istediği an onu öldürebilir. Güney’e avukat olarak tanınan Anne Sophie Laguens de ilginç bir isim. Böyle bir dava için fazla tecrübesiz. KCK önce ‘Türk Gladyosu’ dedi, sonra bu söylemini değiştirdi. Mustafa Karasu da ‘Fransa katliamı kimin yaptığını biliyor’ dedi ama katliamın PKK boyutuna ilişkin bir şey söylemedi.

-Eğer Türkiye’nin herhangi bir biriminin bu katliamda rolü yoksa kimler niçin bu katliamı yaptı?

Hükümet ve Başbakan vs. ‘çözüm sürecine karşı olanlar, Türkiye’nin bölgesel güç olmasına karşı çıkanlar’ izahatı getiriyor. Ahmet Türk ve PKK çevresinin verdiği cevap da daha sonra üç aşağı beş yukarı bu noktaya geldi. Katliamların ilişkilendirildiği nokta ‘çözüm süreci’. Fransa-Türkiye arasındaki bir bilek güreşinde bu 3 kadının hedef seçilmiş olabileceğine ilişkin bir zihin egzersizi yok. PKK’nın Avrupa yöneticilerine bir mesaj verilmiş olabilir mi? Bu da sorgulanmıyor.

-Ortaya çıkan belge ve ses kayıtlarının anlamı var mı?

Ortadaki deliller ve olguları değerlendirdiğimde bu katliamın Öcalan’ın egemenliğinin baki kılınması ve PKK yöneticilerine mesaj vermek için derin devlet ve PKK tarafından planlanan ortak bir operasyon olduğunu düşünüyorum.

TERÖR : Paris’in ortasında ‘Lili Marleen’ cinayeti

Sakine Cansız ve arkadaşlarının öldürülmesine dair ilginç ayrıntılar ortaya çıkıyor. Son iddia infazın ortak yapım olduğu yönünde. Operasyonun kod adı ise ‘Lili Marleen’miş.

PKK’lı Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in Paris’te öldürülmesiyle ilgili ilginç iddialar gündeme geliyor. Geçen hafta cinayetin sorumlusu olarak tutuklu bulunan Ömer Güney’e ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı yayımlandı. Güney, kayıtta iki kişi ile konuşuyor ve cinayet öncesini anlatıyor. Gizemli sesler ise Ömer’e taktik ve emir veriyor. Bir MİT belgesi olduğu iddia edilen metin ortaya çıkmıştı. Belgede Güney’e MİT tarafından PKK kurucularından Sakine Cansız’a suikast düzenlemesi için 6 bin avro verildiği ileri sürülüyor. Belgede MİT Daire Başkanı ile üç yetkilinin imzası bulunuyor. ‘GİZLİ’ ibareli ‘arz notu’ başlıklı belge 18.11.2012 tarihini taşıyor. Bu tarih, Güney’in cinayetten sonraki Türkiye ziyareti ile çakışıyor. Her iki iddia MİT ve Adalet Bakanlığı tarafından yalanlandı. BDP ise Meclis’e soru önergesi vermekle yetindi.

Aslında cinayetlere dair ilginç bulgular ve ayrıntılar mevcut. Ancak Ömer Güney’in tek suçlu olarak yakalanmış olması bütün bağlantıları rafa kaldırdı. Ses kaydının Güney’e ait olduğunu BDP yetkilileri de teyit ediyor. Kayıtta konuşan iki şahsın ise MİT görevlileri U.K. ve O.Y. olduğu ileri sürülüyor. İki MİT mensubunun, görev bölgesi Avrupa, ilgilendikleri alan ise PKK. Bu kişilerin ismi KCK-MİT bağlantılı operasyonda da geçmişti. Hatta O.Y. dinlemelere takılmış ve örgüt elemanı diye Atatürk Havaalanı’nda yakalanmıştı. O.Y. sorgulanmak üzere Emniyet’e götürülürken, MİT mensubu olduğunu söylüyor, ardından savcı tarafından serbest bırakılıyor. İki MİT mensubunun faaliyetleri bununla bitmiyor. İddialara göre, U.K. ve O.Y. 2010 yılında PKK’nın Avrupa’daki durumuna dair raporlar hazırlayıp merkeze sundu. Raporlar örgütün yapılanması, faaliyetleri ve bağlantıları hakkında bilgiler içeriyordu. Örgütün Avrupa’daki önemli isimlerinin listesi ve son durumlarına dair kişisel bilgilere de yer verildi. Raporda 30 kişinin adı geçiyor.

Bunun için hazırlanan planın kod adı da ‘Lili Marleen’. II. Dünya Savaşı’nda ünlenen Alman şarkısının adı, bir operasyon kodu olarak seçilmişti. Şarkının gerçek isminin ‘Lambanın altındaki kız’ olması, operasyonun hedefinin bir kadın olma ihtimalini akla getiriyor. Ekibin Eylül 2011’de hazırladığı raporda da ‘Bazı örgüt yöneticilerinin yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi olumlu etki sağlar’ deniyor. Aynı dönemlerde Murat Karayılan’ın İran tarafından yakalandığı konusu MİT tarafından merkeze rapor edilmişti. Fakat daha sonra ‘yanlış bilgi’ diye düzeltme gereği duyuldu. Bu sırada medyaya pek yansımayan diğer bir iddia Adem Uzun’un Avrupa’dan Türkiye getirileceği yönündeydi. Hatta daha sonra buna Rıza Altun eklense de yakalanan veya Türkiye’ye getirilen olmadı. Bu listede Sakine Cansız adı 19’uncu sırada yer alıyordu.

PKK da aynı dönemlerde Cansız için iyi şeyler düşünmüyor. Cansız daha çok PKK’da Rıza Altun ve Mustafa Karasu eliyle ötekileştirilip etkisizleştirilmek isteniyordu. Çünkü Cansız, Altun’un örgüte yakışmadığını, paraları şahsi çıkarları için harcadığını sürekli dile getiren biriydi. Hatta Altun’un davaya ihanet ettiği, yargılanıp ceza alması gerektiği fikrini savunuyordu. Cansız benzer eleştirileri Mustafa Karasu için de yapıyordu. Onun, bazı açıklamalarının yersiz olduğunu, örgüte kayıplar getireceğini söylüyordu. Bu kişileri ajan olmakla suçlayan Cansız ikilinin Ergenekon ile bağlantılı olduğunu söylüyordu. Karasu’nun Diyarbakır Cezaevi döneminde arkadaşlarına ihanet etiğini ve derinlerle çalıştığını da belirtiyordu.

Ergenekon süreciyle bu konuları sık dile getirmeye başlayan Sakine Cansız’a ilk tepki 2010’da Karasu’dan geldi. Karasu, Cansız’ın hezeyanlar içinde olduğunu söylüyordu. Cansız’ın Oslo sürecine katılmaması için devreye girmişti. Onun yerine kadın olarak Nuriye Kesbir katılmıştı. Karasu, Cansız’a Ekim 2012’de sert ve tehdit dolu bir mesaj gönderdi: “Çok konuşmasın, işini yapsın. Yoksa Ahmet Kaya’nın yanında kendine güzel bir yer belirlesin. Devrim şehidimiz olur. Biz onun için Lili Türküsünü söyleriz. Sakine Yoldaş…” MİT’in ‘Lili Marleen’ kodu ile Mustafa Karasu’nun ‘Lili Türküsü’ bir rastlantı mı yoksa bilinçli bir tercih mi? Bu sorunun cevabını vermek zor.

İddiaya göre, Sakine Cansız, Oslo görüşmelerinin perde arkasını kendi çabalarıyla öğrenmişti. Dolayısıyla Cansız örgüt için bir tehdit oluşturabilirdi. Zaten, onunla irtibatlı olan Dewran isimli bir şahsın cinayette kapıları açan kişi olabileceği üzerinde duruluyor. Lakin Dewran’ın İranlı olması dışında kimliği ile ilgili ayrıntılar pek bilinmiyor. Dewran, Mustafa Karasu tarafından Avrupa’ya gönderilmiş ve burada Rıza Altun’un referansıyla kalmıştı. Karasu ile sürekli irtibat hâlindeydi. Son buluşma Kasım 2012’de Kandil’de gerçekleşmişti.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: