Etiket arşivi: hedef

PARALEL DEVLET DOSYASI : Paralel yapının yeni hedefi seçim sandıkları !

Yeni Şafak gazetesi yazarı Cem Küçük, YSK’da cemaat ağırlığının olduğunu işaret ederek Cemaat’in kaos çıkarmak için seçim sonuçlarıyla oynamayı planladığını söyledi.

"Şimdiki yeni planları yerel seçimlerde kritik ya da başa baş geçecek muhtemel yerlerde AK Parti aleyhine karar çıkartmak." diyen Küçük "Yüksek Seçim Kurulu (YSK) en büyük kozları olacak gibi görünüyor." diye yazdı.

Yazısında "YSK’nın iradesini sakatlayan bir yapı var. Ve bu yapı asla meşru olamaz. YSK üyelerini kimler seçti herkesin malumu" ifadelerini kullanan Cem Küçük, YSK bilgisayar sistemlerini kimlerin kontrol ettiği sorusunun da çok önemli olduğunu söyledi.

Cem Küçük’ün yazısının ilgili bölümü şöyle:

(…) Osman Can 14 Ocak’ta Akşam gazetesinde ne yazmıştı bir okuyalım: ‘Ahlak dışı bir yöntemle ele geçirilen HSYK üzerinden, yine Yargıtay, Danıştay ve hatta Yüksek Seçim Kurulu’nun iradesini sakatlayan bir yapının varlığı meşru olmaz. Olmadığına göre, sadece meşru sahiplerinin sığınabileceği temel hukuk kaidelerine müracaatları da meşru değildir.

Latincede meşhur bir söz vardır: ‘nemo auditur turpitudinem suam allegans’. Yani kendi ahlaksızlığına dayanarak hak iddia edenin iddiası dinlenmez! Bu yüzden bu derin yapı ve müttefiklerinin ‘yargı bağımsızlığı’, ‘erkler ayrılığı’, ‘hukukun üstünlüğü’ ihlal ediliyor şeklindeki feveranlarını ciddiye alacak halimiz yok. İşin doğrusu esas mesele yargı da değil. Esas mesele, yargı dâhil olmak üzere, halka ait kılınamayan, halkın katılımına, denetimine tabi kılınamayan, dolayısıyla sürekli karanlık operasyonlara açık anayasal düzen… Buna mahkûm muyuz?’

Osman Can’ın ifade ettiği gibi YSK’nın iradesini sakatlayan bir yapı var. Ve bu yapı asla meşru olamaz. YSK üyelerini kimler seçti herkesin malumu. YSK bilgisayar sistemlerini kimler kontrol ediyor sorusu da çok önemli.

Şöyle düşünün: Bir il ya da ilçede bazı sonuçlar kafa kafaya geldi. Oyların sayımında hile yapıldığı iddia edildi. İnsanların sokaklara çıkıp hile yapıldığını söyleyerek feveran edecektir. Tıpkı Gezi kalkışmasında olduğu gibi sokaklar yine terörize edilecek, böylece seçimlerde son sözü YSK’nın söylenmesi istenecektir. Öte yandan AK Parti’nin seçimlerde hile yaptığı hemen dillendirilecektir. Bununla geçmişteki seçim sonuçları da hemen sorgulanmaya başlayacaktır.

Burada hemen akla gelmesi gereken kimlerin YSK üyesi olduğudur. YSK üyelerinin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurulları’nca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Bu üyeler salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.

Peki YSK’nın görev ve yetkileri nelerdir? YSK’nın görev ve yetkiler bölümünde 7. Madde şöyle: İl seçim kurullarınca, oy verme günü işlemleri hakkında verilmiş olan kararlara karşı yapılan itirazları derhal inceleyip kesin karara bağlamak. 8. Madde. İl seçim kurullarınca düzenlenen tutanaklara karşı yapılan itirazları inceleyip kesin karara bağlamak. 9. Madde Seçimlerden sonra, kendisine süresi içinde yapılan, seçimin sonucuna müessir olacak ve o çevre seçiminin veya seçilenlerden bir veya birkaçının tutanağının iptalini gerektirecek mahiyette itirazları, altkurullara yapılan itirazların silsilesine ve sürelerine uygunluğunu araştırmaksızın inceleyip kesin karara bağlamak.

Yani ortaya çıkacak bir pürüzde son sözü söyleyecek mercii YSK. Elbette Yüksek Seçim Kurulu kanunların kendisine verdiği yetkiyi en iyi şekilde kullanacaktır. Bundan kimsenin şüphesi yok. Ama HSYK hakkındaki sıkıntılar herkesin malumu. Hükümet de HSYK yapısını değiştirecek kanun üzerinde çalışmalarını hala sürdürüyor. Osman Can’ın ifade ettiği gibi sakat yapılar bazen sıkıntı doğurur.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin mücadele ettiği paralel yapının eli ne yazık ki her yerde var. Çok iyi organize olmuş bir yapıyla karşı karşıyayız. Bu yapı seçimleri etkilemek ya da ihtilaflı alanlarda devreye girip hükümeti zor durumda bırakacak her adımı atabilir. Dikkatli olmakta fayda var.

Bu yapı seçim sonuçları üzerinden meşruiyet krizi çıkarabilir. AK Parti ve Erdoğan aleyhine olacak her plana sıcak bakar. Zaten sosyal medyada bu yapıya yakın yazarlardan bazıları açıkça AK Parti’nin kapatılması gerektiğini yazdılar. Başkaları da HSYK kanun teklifi Meclis’ten geçerse o Meclis’in meşruiyeti kalmaz diyebildiler. Bu laflar durduk yere edilmiyor. Paralel yapının konuştuğu bu ihtimaller medyadaki adamları tarafından söyleniyorsa bunları ciddiye almak lazım."

Askeri Casusluk ve Şantaj Operasyonu /// MAHMUT ÖVÜR : “Bakan Efkan Ala da hedefti”

Sabah Gazetesi yazarı Mahmut Övür yazdı

Son dönemde daha bir açığa çıkan polis ve yargı eksenli paralel yapının yargıyı nasıl tahrip ettiğinin sayısız örneği var ama en çarpıcısı İzmir’de yaşanan "casusluk" davası.

Mayıs 2010’da darbe girişimleri dışında başlayan "Askeri Casusluk ve Şantaj Operasyonu" davası içinde "casusluk" ve "şantaj" gibi korkulacak konular olunca kimse de dönüp bakmadı ve sesini çıkartamadı.

Dava açıldığında dosyayı bilgisayarıma indirdim, okumaya çalıştım, çıkan haberleri de inceledim ama neyin doğru neyin yanlış olduğunu tam da çözemediğim için olumlu-olumsuz tek satır yazmadım.

Ama içimde de hep ukde kaldı. Bu davada garip bir şeyler var. Bir ülkenin askeri yapısı içinde bu kadar "casus" olabilir mi?

"Paralel yapı" tartışmalarının ne getireceği belki öngörülmeyebilir ama en azından son yıllarda görülen davalardaki haksızlıkları açığa çıkartması hayırlı oldu. Haksız yargılanan bir kişiyi bile kurtarmak önemli.

İzmir’de görülen askeri casusluk ve şantaj davası devam ediyor. Çok sayıda "nitelikli" askerin yargılandığı bu dava yeniden ele alınır mı bilemem ama o davadaki haksızlığın simgesi haline gelen Astsubay Davut Yıldız’ın söyledikleri göz ardı edilemez.

Son günlerde sık sık medyada haber olan Yıldız’ı telefonla arayıp konuştum. Kendi yaşadıklarını ve davanın amacını uzun uzun anlattı. Söyledikleri inanılacak gibi değil.

Yıldız "Devletin güvenliğine ilişkin gizli belge, örgüt üyeliği, fuhuş, kadın ticareti, tehdit ve şantaj" suçlamaları ile gözaltına alınmış; 20 ayı aşkın süredir de tutuklu olan bir isim…

Şöyle diyor: "Örgüt diye suçladıkları yapının içinde ben yokum ve yargılanmıyorum. Peki neden yargılanıyorum? Evden çıkan tek belgeden yargılanıyorum. O da ne biliyor musunuz? Üzerinde ‘Hizmete Özel’ yazan bir sevk kâğıdı…"

Suçlamaların dayanaksız olduğunu söyleyen Astsubay Yıldız, hâlâ tutuklu yargılanmasına da akıl sır erdiremiyor ve haklı olarak şu soruyu soruyor: "Ceza en üst seviyeden, 6 yıl verildiği takdirde yatılacak miktar 16 ay olan bir suçlamadan ben 20 aydır tutukluyum. Neden?"

İzmir’deki bu casusluk ve şantaj davası gerçekten üzerinde durulması gereken ibretlik bir dava. Yıldız’ın özel olarak uğradığı haksızlık bir yana davanın asıl amacı insanı daha çok ürkütüyor.

"Dava casusluk davası ama amaç başka. Bu yargılananların hepsi sınıfının birincisi. Sadece 20 tane ilk sırada olan kurmay albay var ve bunun 10’una yüzde yüz general olacak gözüyle bakılıyor. Asıl hedef de bu nitelikli subayların yerine kendi subaylarını yerleştirmek. Tıpkı poliste yapıldığı gibi… Bu davada şu anki İçişleri Bakanı Efkan Ala da var, biliyor musunuz? O da hedefte. Artvin ve Hatay valileri de hedefte. Bizim davada ‘Ala belgeyi getirdi’ diye bilgiler var. Amaç onu da içeri atmak."

Yıldız, casusluk operasyonuyla 17 Aralık ve İzmir’deki "Bacanak operasyonu" arasında da bağ kuruyor: "Davada hiç kimse birbirini tanımıyor. Davaya konu olan hard disk Bilgin Özkaynak adlı bir işadamının evinden çıkıyor. Birinci aramada Sakarya’daki evde hiçbir şey bulunamadı deniyor ama bir süre sonra, Emin Göktaş diye bir komiser görevlendiriliyor. O bir hard disk buluyor, bir tutanak tutuyorlar. Fakat Sakarya emniyeti ‘buna imza atmayız’ diyor. İşte o Göktaş 17 Aralık operasyonundan bir gün sonra görevden alınan cemaatin önemli isimlerinden. Bu operasyonu yapan bir önemli isim de İzmir Emniyet Müdürü Yardımcısı Mehmet Ali Şevik. Bunlar 1999’da DGM’ye verilen Gülen’in listesinde yer alan polisler. Bize operasyonu bunlar yaptı."

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : ‘Hedefleri iktidar, güç ve para’

Ergenekon soruşturmasını yazan The Sunday Times yazarı İngiliz gazeteci Jenkins devlet içindeki paralel ağın amacının iktidar, güç ve para olduğunu söyledi .

‘Gerçek ile Fantezi Arasında: Türkiye’nin Ergenekon Soruşturması’ adlı raporuyla tanınan The Sunday Times ve Jane’s yazarı İngiliz gazeteci Gareth Jenkins derin operasyonu AKŞAM’a yorumladı. 1989 yılından bu yana İstanbul’da yaşayan Jenkins hazırladığı raporda Fethullah Gülen ve takipçilerinin Türkiye’de devlet içinde derin bir yapı oluşturduklarını ve Ergenekon gibi soruşturmaları bizzat kendilerinin başlattıklarını iddia etmişti. Jenkins’e göre Gülenciler devlet içinde paralel bir ağa sahipler ve amaçları iktidar, güç ve para.

Jenkins “Fethullah Gülen için iç meselelerde din önce gelir ancak takipçileri için iktidar, güç ve para çok daha önemli. Çünkü bugüne kadar bu öncelikler sayesinde Gülen’e bağlı olan Türkiye’deki kurum ve şirketler çok zenginleşti.”

“Erdoğan’ın hem seçimlerde hem de ABD açısından alternatifinin olmadığını belirten Jenkins, bu mücadelenin sonunda Başbakan Erdoğan’ın kazanacağını söyledi. Jenkins, Gülen’i destekleyen milletvekillerinin de ayrılıp ayrı bir grup kurması senaryosu da gerçekçi bulmladığını ifade etti. Gülen’in ABD’de CIA tarafından korunduğunu iddia eden Jenkins, Gülen-CIA bağlantısına dikkat çekti.

YANDAŞ KALEM SERDAR ARSEVEN : Recep Tayyip Erdoğan hedefte… Çünk ü

recep-tayyip-erdogan-ayakkab%C4%B1-kutu-para-dolar-halk-bank.jpg

Recep Tayyip Erdoğan hedefte… Çünkü!..

WikiLeaks belgelerinde Recep Tayyip Erdoğan’a ait dünyanın kaydı var.

Amerikan Dışişleri’nden sızan belgelerde Erdoğan için ilginç bir nitelendirme dikkat çekiyor:

“Gizli ajandası olan bir İslamcı!”

Bu ne demek?..

Onu da, “17 Aralık Erdoğan’ı Bitirme Darbesi”nin,

Recep Tayyip Erdoğan’ın “Cemaat”i işaret eden o meşhur tabiriyle “Dostmodern Darbe”nin bütün şiddetiyle sürdüğü günlerde ortaya çıkan bir başka “kayıt” ortaya koyuyor.

Bu “kayıt”tan bahisler oldu ama Erdoğan’ı hedefe yerleştirmelerinin sebepleri “TAM OLARAK” yazıldı mı?

Görmedim.

İSRAİL KARŞITLARI ARASINDAKİ YERİ İKİNCİLİK!..

Kudüs’teki ünlü Siyonist “Sivil” toplum örgütü Simon Qesenthal Merkezi’nin yayınladığı listede, 2013 yılının en “Anti-Semit”/ “İsrail karşıtı” isimleri yer alıyor.

Birinci sırada İran’ın dinî lideri Ayetullah Ali Hamaney var.

Wikileaks belgelerinde “Gizli ajandası olan bir İslamcı” olarak nitelendirilen Recep Tayyip Erdoğan ise “ikinci” sırada.

Recep Tayyip Erdoğan’ı bu “unvana” layık görmelerinin sebebini birkaç maddeye bağlıyor Siyonist “Sivil” Toplum Örgütü:

1-Gezi Parkı olaylarını faiz lobisinin tezgahladığını belirtmesi,

2-Mısır’daki darbeyi “Siyonistlerin” yaptırdığını ima etmesi,

3- Türkiye’yi çalkantılara sürükleyen 17 Aralık darbesinin ardında yine “faiz lobisinin” olduğuna vurgu yapması.

Evet, faiz lobisi vurgusu özellikle rahatsız etmiş Siyonistleri…

Bu vurgudan Türkiye’de kimlerin rahatsız olduğunu bilenler için ilginç bir tablo!..

Siyonizm karşıtları listesinin üçüncü sırasında yani Recep Tayyip Erdoğan’ın bir gerisinde Birleşmiş Milletler’in 82 yaşındaki işgal altındaki Filistin topraklarındaki İnsan Hakları Özel Raportörü Richard Falk var.

Onu bu “unvana layık görmelerinin sebeplerini de sıralamış Siyonist Örgüt Yönetimi.

Sebepler mi?

1- İsrail’in işgalinin “uluslararası hukuka hakaret” olduğunu söylemesi,

2- İsrail’den, Gazze Şeridi ve Batı Yaka’daki su kaynaklarından Filistinliler için pay istemesi,

3- Filistin ile İsrail arasındaki “barış” görüşmelerinin üzerinden 20 yıl geçtiğini hatırlatarak o tarihten bugüne işgal altındaki İsrail topraklarında “Yahudi” nüfusunun iki kattan fazla arttığına vurgu yapması,

4- Filistin bölgesinde 1967 yılından beri devam eden İsrail’in genişleme faaliyetlerine katılan firmalara, anlaşmalarının uluslararası hukuk ile iş ve hakları prensiplerine uygun olup olmadığı konusunda yeniden değerlendirme çağrısında bulunması,

5- BM “barış” görüşmelerinin başarısız olması durumunda Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Adalet Divanı’nın devreye girmesi gerekebileceğini ifade etmesi,

6- İsrail’i Gazze şeridinde yaşayan 1.5 ile 1.7 milyon arasındaki Filistinliye “toplu ceza” vermekle suçlaması.

EVET… Özetle böyle, 82 yaşındaki bir Yahudi olan Falk, tarafsız bir rapor hazırladığında, “Siyonizm Düşmanları” listesinin üçüncü sırasına yerleşiverdi.

Erdoğan ondan bir adım önde!..

Bütün bunlar ortadayken, kimse “Mesele kutu meselesi!” demesin!..

Bu sefer yemezler!..

Serdar Arseven

İRAN DOSYASI : MALİKİ HÜKÜMETİ VE Şİİ MİLİSLER IRAK’TA CAMİLERİ HEDEF ALIYOR

İRAN ANALİZ / Hey’etul Ulema el-Muslim fil Irak (Irak Müslüman Alimler Heyeti) yaptığı açıklamasında Şii Nuri el-Maliki’nin Allah’ın evi olan camilere savaş açtığını, ona bağlı güvenlik güçlerinin ve mezhepçi milis örgütlerin sistematik olarak bu yönde saldırılar düzenlediklerini söyledi.

Alimler Heyeti bir basın açıklaması ile Irak’ta yaşanan camilere yönelik düşmanlığa dikkat çekerek bu saldırıları yürüten Maliki’yi, güvenlik güçlerini ve Şii milis örgütlerini uyardı. Bağdat’ın kuzeyindeki et-Tarmiyye kazasına bağlı Cennatur Rahman isimli caminin Maliki güçlerince yakıldığını, birkaç gün öncesinde cami imamına camiyi yakacakları yönünde tehditlerin yapıldığını kaydetti açıklama.

Aynı şekilde el-Anbar’a bağlı el-Kermah kazasına bağlı Zira el-Dicle bölgesine yakın Elbuzuveyb köyünde yer alan İmamul Muttakin isimli caminin de Maliki milislerince havaya uçurulduğu ifade edildi.

Heyet açıklamasında Allah’ın evi olan camileri hedef alan bu tür saldırıları şiddetle kınadı, bunun hem dünyada hem de ahirette çok kötü sonuçları olacağını uyararak, saldırıları yürüten Maliki hükümetiyle ona bağlı güvenlik güçlerini tamamen sorumlu tuttuğunu duyurdu.

2008 yılında açılan İran Analiz sitesinin Sünni Camiler kategorisi altındaki haberler Nuri Maliki, Bedir Tugayları, Mehdi Ordusu, Irak Hizbullah’ı ve İran destekli birçok terör örgütünün Irak’ta yüzlerce Sünni camisini nasıl yerle bir ettiğini tarihler, detaylar ve fotoğraflarla ortaya koydu.

AK PARTİ DOSYASI : 2023’te hedef 8 bin kilometre

Karayolları Genel Müdürlüğünün projeleriyle Türkiye, 2023 yılında otoyol ağını 7 bin 839 kilometreye çıkaracak.

Karayolları Genel Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, Karayolları Genel Müdürlüğü, dünyada ve Avrupa ülkelerinde olduğu gibi otoyolların birbirleriyle kesintisiz hale getirilmesi için önemli projeleri hayata geçiriyor. Avrupa’yı, Kafkaslar ve Ortadoğu’ya bağlayan Türkiye’de, batıdan doğuya kesintisiz ulaşım imkanı sağlayacak otoyol ağının 2023’e kadar tamamlanması planlanıyor.

Karayolları Genel Müdürlüğü’nün toplam 65 bin 644 kilometre olan karayolu uzunluğunun 2 bin 244 kilometresini otoyollar oluşturuyor.

Cumhuriyetin 100. kuruluş yıl dönümüne kadar kamu-özel sektör işbirliği ve Yap-İşlet-Devret (YİD) finansman modeliyle toplam 5 bin 554 kilometre otoyol ağının hizmete girmesi amaçlanıyor. Bu projelerin hayata geçirilmesiyle Türkiye, 2023 yılında 7 bin 839 kilometre uzunluğunda otoyol ağına sahip olacak. Otoyol ağıyla Türkiye, 1000 kilometrekareye düşen 2,5 kilometre otoyol uzunluğunu 10 kilometreye yükselterek, AB ortalamasına ulaşılacak. Projelerden 535 kilometrelik kesiminde yapım çalışmaları devam ederken, 5 bin 19 kilometrelik projelerin çalışmaları sürüyor.

Projeler arasında yer alan Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu (İzmit Körfez Geçişi ve bağlantı yolları dahil) ve Sabuncubeli Tuneli projeleri ile Kuzey Marmara Otoyolu/Odayeri-Paşaköy Kesimi (İstanbul 3. Boğaz köprüsü dahil) Otoyolu Projesi’nin 95 kilometrelik kısmının yapım çalışmalarına başlandı.

YANDAŞ MEDYA : Yolsuzluk sadece kılıf hedef ekonomik kriz

ekonomikkriz82160774.jpg

Yolsuzluk sadece kılıf hedef ekonomik kriz

17 Aralık Operasyonu; ‘siyasi kaos üzerinden ekonomik krize zemin hazırlama ve ülkede istikrarı bozma’ hedefi taşıyor

İçeride seçim, dışarıda dolar bolluğunun biteceği döneme denk getirilen 17 Aralık Operasyonu; ‘siyasi kaos üzerinden ekonomik krize zemin hazırlama ve ülkede istikrarı bozma’ hedefi taşıyor. Hükümetin ardından sivil toplum örgütleri de, 17 Aralık’ta başlayan operasyonu mercek altına aldı. Ankara Siyasal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi (ASEM) tarafından yapılan analizde, operasyonların zamanlamasına dikkat çekilerek, ‘Olayın siyasi mühendislik yönü öne çıkmaktadır’ denildi. Sürecin ‘siyasi kaos üzerinden ekonomik krize zemin hazırlama ve ülkede istikrarı bozma’ gibi bir sonuca götürülmek istendiği dile getirilen analizde, ‘Kayıplar telafi edilebilir’ değerlendirmesi yapıldı. ASEM Uzmanı ve Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güven Delice tarafından kaleme alınan analizde şu tespitler öne çıktı:

SİYASİ MÜHENDİSLİK

17 Aralık’ta başlayan operasyonların uzun süre bekletilerek seçim dönemine denk getirilmesi, olayın siyasi mühendislik yönünü öne çıkarmaktadır… Bu operasyonların siyasi kaos üzerinden ekonomik krize zemin hazırlamak ve ülkedeki istikrarı bozmak gibi önemli bir sonuca hizmet edeceği açıktır.

EKONOMİK BOYUT

Halkbank’ta Tahran’a ait hesaplara, Türkiye’nin ve diğer bazı ülkelerin İran’dan ithal ettikleri petrol ve doğalgazın bedelleri yatırılmakta ve çeşitli yollarla İran’a transfer edilmekteydi. Batının bu durumdan rahatsız olduğu ve uzun zamandır bu konuyu gündeminde tuttuğu biliniyordu. Bu anlamda Halkbank’ın hedef olması, konunun adli boyutundan çok, siyasi ve ekonomik amacının ön plana çıktığının göstergesi.

TCDD MALZEME OLDU

Operasyonların merkezinde inşaat sektöründe doğrudan veya dolaylı olarak yer alan kişi ve kurumların olması da manidardır. Bunun gibi, son yıllarda yüksek hızlı tren projeleriyle gündeme gelen TCDD’nin de malzeme yapılması boşuna değildir. Türkiye’nin küresel ölçekte rekabet edebilen özel sektör kuruluşlarının da hedefte olduğu anlaşılmaktadır.

DIŞ GELİŞMELER

Aynı süreçte Morgan Stanley’in ‘kırılgan beşli’ diye bir gruplandırma yaparak Türkiye’yi de bu kategoriye yerleştirmesi, küresel düzeyde algı bozukluğuna katkı yaptı. ABD Merkez Bankası’nın değişen politikası da buna eklenince, son süreçte yaşanan ekonomik sıkıntılar daha somut bir şekilde anlaşılacaktır.

/// ULUSALCILARIN KAVGASI /// Emin Çölaşan Metin Feyzioğlu’nun iki hedefini açıkladı ///

Yılmaz Özdil’in "Adam gibi adam kalmayı başaran adam" dediği Feyzioğlu’na Çölaşan fena yüklendi.

Yazar Emin Çölaşan, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nu bilerek ya da bilmeyerek iktidarın gündemi değiştirme oyununa alet olmakla suçladı.

Balyoz ve Ergenekon davalarının yeniden yargılanmasının gündeme gelmesiyle birlikte ön plana çıkan Feyzioğlu, Emin Çölaşan’ın hedefindeydi.

ÖNCE CUMHURBAŞKANLIĞI OLMAZSA CHP BAŞKANLIĞI

Sözcü gazetesi yazarı Çölaşan, "Bu tahminler son derece gerçekçi" diyerek Feyzioğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olacağını, kazanamadığı takdirde uzun vadede CHP’nin başına geçmeyi hedeflediğini yazdı.

PARALARLA TÜRKİYE’Yİ GEZİYOR

Feyzioğlu’nun Türkiye gezilerine kafayı takan Çölaşan, Feyzioğlu’nun Türkiye gezilerine dikkat çekti.

(…)Başkanı olduğu Türkiye Barolar Birliği’nin kasalannda çok büyük, neredeyse sonsuz para var. Feyzioğlu bu paraları kullanıp Türkiye’nin dört bir yanını geziyor. Bugüne kadar 75 ilde toplantılar ve konferanslar düzenleyip kendini tanıttı. Türkiye’deki siyaset boşluğunu iyi sezen Hoca, şimdi bu fırsatı Türkiye Barolar Birliği’nin olanaklarıyla değerlendiriyor."

FEYZİOĞLU KONUYU DİKKATLERDEN DÜŞÜRDÜ

Tanıtım gezilerinin baroda hoş karşılanmadığını ileri sürdüğü yazısında Çölaşan, iktidarın elini rahatlatmakla suçladığı isme böyle yüklendi:

"Türkiye’nin gündeminde AKP döneminin hırsızlıkları, vurgunları var. Türkiye kaynıyor.

Feyzioğlu son girişimleriyle gündemi değiştirdi, konuyu dikkatlerden düşürdü.

Bunu belki bilerek, belki bilmeyerek yaptı ama iktidarın rezilliği ne yazık ki ikinci plana atılmış oldu.

AKP böylece rahatladı.

"Elbette, Balyoz ve Ergenekon sanıkları için yeni ve olumlu şeyler düşünürüz, çare buluruz" demeye başlayan iktidar, gündem değişsin diye topu Hoca’nın kucağına attı. Köşeye sıkışıp çaresiz kalınca belki de onu kullandı.

Bu konuda hiçbir olumlu gelişme olmayacağını, yeniden yargılama falan yapılmayacağını yaşadıkça göreceğiz.

Zamanlaması biraz erken bile olsa, Feyzioğlu’nun seçim yatırımı için kendi açısından olumlu girişimlerde bulunduğunu kabul etmek gerekir! Başarı dileklerimle!"

AK PARTİ DOSYASI /// TAHSİN GÜZEL : Tezgahlanan Hedef Çifte Tasfiye’dir…

Ne hikmetse AK Parti son günler de bozguna uğramış bir ordu görüntüsü veriyor.

Ciddi bir telaş içinde oldukları da gözden kaçmıyor, dahası ağır topların biri ak derse diğeri de kara diyor. Düşündürücü olanda askeri vesayetin dahi özlemi çekiliyor. Yani AK Parti rotası dışında hareket ediyor, yaşanan olaylara bakıldığı zamanda akıllara durgunluk verecek teknik hatalar yapılıyor.

Dostlar düşman düşmanlar da dost olmuş, kol kola girip dün yanlış dediklerinin bu gün de doğru olduğunu savunuyorlar. Yani Ergenekon’u yeniden eski derinliklerine indirip gizli iktidara taşımak için ne gerekirse yapılıyor, bu durumda da kendilerini asacak ipi kendi elleriyle boğazlarına takıyorlar.

Uyarmadı demeyin…

Geçmişi herkes biliyor ki, cemaatin % 80’ni yıllarca Demirel’e, CHP ve MHP’ye oy verdiği halde merhum Erbakan’a oy vermemişti. Aynı milli gençliğin komünistle oturup zaman zaman işbirliği yaptığı ama cemaat ile bırakın oturmayı konuşamadığı gibi…

Yine biliniyor ki, cemaat, AK Parti kurulduğu günden bu güne kadar AK Parti’ye oy veriyor ve teşkilat mensubu gibide çalışmışlardır. Referandumda dahi kapı kapı dolaşmışlardır.

Hal böyleyken ne oldu da günümüzde Ergenekon ve Balyoz sanıkları dost, cemaatin ‘c’ harfini taşıyanlar dahi AK Partililerin ve özellikle de Sayın Başbakanın kan davalısı olmuş ve düşman ilan edilmişlerdir?

Bu ülkede azınlıkların hakkından söz edilirken, vatan haini PKK’lılara dahi hoş görülü davranılırken, dahası demokrasiyi askıya alan halk iradesini de hiçe sayarak AK Partinin kapatılmasını isteyen Ergenekon ve Balyoz sanıklarının tahliyeleri savunulurken, cemaate karşı bu düşmanlık nedendir? Söylenecek tek söz: Partililer şapkalarını önlerine koymalı ve bu inançlı insanların üstüne neden bu kadar da gidildiğinin sorgulamalıdırlar.

Bu kadar öfkenin küpe zarar vereceğini de bilmelidirler…

Burada tezgâhlanan hedefin çifte tasfiye olduğunu da bilmelidirler.
Yani AK Parti ve cemaatin işini kolayca bitirmek ve bir taşla iki kuş vurmak olduğunu da görmelidirler.

Yine uyarmadı demeyin…

Dün parti olarak mustarip olunduğu ve kamuoyuna şikâyet edildiği, askeri vesayet dolayısıyla Balyoz ve Ergenekon sanıklarına sahip çıkılması, bilcümle terör örgütlerine dahi buyurun gelin denildiği ve oturup konuşulduğu halde cemaat ile köprülerin yakılması ve aynı yolun yolcusu olan insanların kamplara bölünmesi, AK Partiyi yok etmeye dahası Başbakanı da bırakın tasfiye etmeyi cezaevine dahi atmayı düşünen kişilerin işine yarayacaktır.

Ha, güçleri yetmeyecek o başka.

Ne oldu toprak altından çıkan silah ve mühimmata ve onlarca belgeye, telefon konuşmalarına ve hükümeti yıkma planlarına?

Başbakana yapılacak suikast planlarına, bunları da cemaat hazırladı denilirse şaşırmam.

AK Parti, düşmanı dışarıda aramayacak. Birçok kez kaleme aldım, parti için de şahsi izzet ve ikballerini, bırakın partiyi ülke menfaattarının önünde tutan kişilerin olduğuna dikkat çekmiştim. Parti kurulurken oğlum asker ve polis olacak diye bahane yapıp kaçanların, iktidar olduktan sonra partiye dolduklarını değinmişti. İster cemaat ister cemiyet, kim olursa olsun.

Unutulmamalıdır ki, devlet partilerden daha önemlidir…

Devlet içinde devlet varsa, nerede devleti koruyan istihbarat teşkilatları?

Ayrıca, yolsuzluk iddialarıyla da bu mesele karıştırılmamalı paralel devlet denilen illegal yapı çökertilmelidir. Bunu yaparken de Ergenekon ve Balyoz sanık ve tutuklularının ‘Derin Devlet’, ‘Paralel Devlet’ heveslisi olduklarını unutmayalım…

Eğer ortada bir yolsuzluk var ise, bırakın adli kolluk üzerine gitsin, yapanın yaptığı yanına kâr kalmasın. Bu ülkede senelerce KİT’ler, BİT’ler siyasilerin arpalığı olarak kullanıldı. Bankaların içi boşaltıldı, yapanın yaptığı yanına kâr kaldı.

O savcı onu, bu savcı da bunu yapmış! Bu dedikodular askeri vesayetin gelmesine, Genelkurmayın da bu işin içine girmesine, Balyoz ve Ergenekon darbesine bakan hakimlerimizi ve yargı camiasını da töhmet altında bırakması demektir.

Hükümet devleti sevk ve idare edendir. O halde hükümet, oynatılan filim ve oyuncularından ziyade senaryoları yazanları ortaya çıkarmalıdır. Geçmişte yapıldığı gibi günümüzde de sanal düşmanlar üreterek, korku yaratarak, bir tarafa yıkarak bu problemi çözemez. Aksine muhalefetin ekmeğine yağ sürer.

Unutmadık! Gezi olaylarının başladığı günlerde de AK Partide benzeri bir tablo yaşanmıştı, neredeyse cepheden kaçma telaşı başlamıştı.
Gezi olayları ile 17 Aralık’ta yaşanan olaylar arasındaki fark; Gezi olaylarında hedef hükümetten ziyade Sayın Başbakandı, Başbakan gider bu olay biter havası estirilmişti.17 Aralık olaylarında ise baş hedef yine Başbakan ama beraberinde hükümet de var.

Devlet içinde devlet var mı yok mu bilmem, ama bildiğim demokrasiye karşı ciddi bir oluşum ve açılmış bir savaş var. Demokrasinin işletilmediği ülkelerde göstermelik hukuk olur, o hukukta sadece güçlülere hizmet eder, günümüzde yaşandığı gibi.

Hukukun üstünlüğünden söz eden bütün siyasiler, son üç-beş yıldır kısmen de olsa üstünlerin değil hukukun üstünlüğü zaman zaman devreye girdiği ve bir ucunun da kendilerine değdiği için olacak ki, koro halinde tek ses oluyorlar bir gün A partisi diğer günde B partisi el birliğiyle hakim ve savcılarımızı töhmet altında bırakmak için ne gerekiyorsa yapmaktadırlar. Emniyet mensuplarını da şamar oğlanına çeviriyorlar, biri dövüyor o bırakıyor diğeri dövüyor.

Kimse kusura bakmasın, haktan, adaletten ve hukuktan söz eden herkes bilmeli ki, bu ülkede Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar, siyasi parti başkanları kadar işçi Mehmet, köylü Ahmet ve dama taşı gibi oynanan devlet memurları ve her tür inanç ve siyasi görüşteki memur ve vatandaşlarında bu ülkede yaşama ve nimetlerinden faydalanma hakkı var!

Vekâlet verdiği kişilerce itilmesi kakılması hiç hoş değil.
AK Parti’nin olduğu kadar muhalefet partilerinin de günümüzde yaşanan olaylar hakkında yaptığı değerlendirmeleri özelliklede Sayın Kılıçdaroğlu’nun önerileri; içinde bulunduğu siyasete şahsiyet kazandırmanın yanında, yolsuzluklara bulaşanların dokunulmazlığının kaldırılması sözlerine katılmamla birlikte bu konuda benim de söyleyeceklerim olacak.

Kendi içindeki İzmir eşrafı, benim ne demek istediğimi gayet iyi anladı…

ERGENEKON DAVASI /// Necdet Özel : Genel Kurmay Başkanlığını Hedef Almışlardı

Genelkurmay Başkanlığı, Ergenekon ve Balyoz davasındaki tutumu nedeniyle gelen eleştirilere “Bizim askeri vesayet niyetimiz yok. Yeniden askeri vesayet olmaz” yanıtı verdi.

Gazeteci Ahmet Hakan CNN Türk’teki Tarafsız Bölge programında Balyoz ve Ergenekon davalarından yargılanan askerlerin yakınları ile bir program yaparak, son gelişmeleri ailelere sormuştu.

Davaların başından beri haklı olarak TSK’nın tutumunu eleştiren aileler yaptıkları açıklamalarda yine Genelkurmay Başkanlığı’nı hedef almışlardı.

Genelkurmay Başkanlığı, programdaki bu yorumlara, Ahmet Hakan’a yaptıkları sözlü ve yazılı bir açıklama ile yanıt verdi. Ahmet Hakan, Genelkurmay’ın yanıtını bugünkü köşesinden yayımladı:

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in ilettiği mesajlar şunlar:

-Bizim askeri vesayet niyetimiz yok. Yeniden askeri vesayet olmaz.

-Yazınızda eleştirdiğiniz basın bildirisi, ilk basın bildirisine açıklık getirmek amacıyla yapıldı.

-Genel-kurmay Başkanlığı eleştiriye açık bir kurumdur. Eleştiriler tabii ki olacaktır. Biz eleştirileri saygıyla karşılaşırız.

-İtirazımız yakışıksız, çirkin tanımlamalara ve bu yakışıksız, çirkin tanımlamaları büyütüp çoğaltanlaradır.

-Genelkurmay Başkanlığı, demokratik hukuk sistemi içinde kalarak görevini yapmayı sürdürecektir.

Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen açıklamayı aynen yayınlıyorum:

Sayın Ahmet Hakan.

Öncelikle şu ana kadar Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin maruz kaldığı mağduriyetlere ilişkin yapmış olduğunuz ilkeli programlarınızı ilgi ile izlemekteyiz.

En son 6 Ocak 2014 Pazartesi akşamı CNN Türk’teki programınızı aynı dikkatle takip ettik.

Bu şekilde bir program yaparak son dönemdeki davalarda yargılanan Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin avukat ve çocuklarını ekrana çıkarıp görüşlerinin kamuoyu ile paylaşılmasına imkân ve katkı sağladığınız için teşekkür ederiz.

Programınızda konuklarınızın Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili olarak ifade ettikleri hususlara açıklık getirmek istiyoruz:

*

-BİR: Genelkurmay Başkanlığı kendi görev alanı ile ilgili olarak kamuoyu ile paylaştığı hususlarda ve en son yayınlanan “SUÇ DUYURUSU” öncesinde de hiç kimseden talimat almamıştır.

-İKİ: Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ilgili bütün davaların duruşmaları personelimiz tarafından bizzat duruşma salonlarında izlenmiş ve bilgiler günlük olarak Genelkurmay Başkanlığı’na sunulmuştur. Aksi iddialar gerçek dışıdır.

-ÜÇ: Tutuklu arkadaşlarımız cezaevlerinde düzenli olarak ziyaret edilmiştir. (Bu ziyaretler devam etmektedir, cezaevi ziyaretçi kayıtlarından bu husus kolaylıkla teyit edilebilir). Bu ziyaretlerin sonuçları, bir başka ifade ile arkadaşlarımızın istekleri Genelkurmay Başkanlığı’na iletilmiş / iletilmekte ve mevzuat dahilinde uygun görülen talepler derhal işleme konulmaktadır. Hiçbir isteğe duyarsız kalınmamıştır ve kalınmamaktadır.

-DÖRT: Suç duyurusunda geç kalındığı yönündeki iddialar ile ilgili olarak kamuoyuna yaptığımız açıklamalar dikkatle incelenirse görülecektir ki: Türk Silahlı Kuvvetleri bir kamu kuruluşudur ve yasalara uymak zorundadır. Bu nedenle “YARGIYA MÜDAHALE” olarak algılanmamasına ve bazı kişi ve çevreler tarafından TSK aleyhinde kullanılmamasına azami dikkat ve hassasiyet gösterildiği için hukuki olarak müdahil olunmamıştır. Ancak görüş ve teklifler, devletin en üst kademesi ile paylaşılmış ve yargının sonucu beklenilmiştir.

-BEŞ: Ayrıca tutuklu arkadaşlarımızın kendileri, eşleri ve çocuklarının sorunlarına ilişkin olarak Genelkurmay Başkanlığı ile bağlı oldukları Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı tarafından maddi ve manevi olarak yakından ilgilenilmiş ve ilgilenilmeye devam edilmektedir.

-ALTI: Genelkurmay Başkanlığı’nın konuya duyarsız kaldığı ve personeline vefa göstermediği iddiaları kabul edilemez.

-YEDİ: Sonuç olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ni siyasi çekişmelerin dışında tutmak ve demokratik parlamenter sistemin işlemesine yardımcı olmak çalışmalarımızda temel prensibimiz olmuştur. Kurumsal sorumluluğumuzun gereği olarak bu çizgideki tutum ve davranışımızı sürdürmeye kararlı olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Çünkü güzel ülkemizde huzur istiyoruz. Her türlü çekişme / çatışmadan uzak olmak arzusundayız ve her kuruluşun kendi görevini yapmasının veya görev alanına ilişkin görüş ve tekliflerini ilgili ve yetkili kişilerle paylaşmasının ve diyalog kurarak problemlerini çözmesinin en akılcı ve doğru yöntem olduğunu düşünüyoruz. Sağlık, mutluluk ve başarı temennisiyle en iyi dileklerimizi sunuyoruz.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: