Günlük arşivler: Ocak 20, 2014

TEKNİK TAKİP : Telefon dinlemede performans kriterleri (1)

Tolga Şardan

tsardan

Telefon dinlemeleri 2000’li yılların başından itibaren hayatımızın “değişmez bir parçası” haline geldi.

Geçen hafta, telefon dinlemelerinin teknik olarak nasıl yapıldığını konusunda bilgilendirme yapmıştım.

Bu hafta, İçişleri Bakanlığı’nın önemli bir çalışmasından kesitler vereceğim.

İçişleri Bakanlığı, AB müktesebatı kapsamında Danimarka İçişleri Bakanlığı ile “twinnig” (eşleştirme) projeleri yürüttü.

Bu kapsamda, bir çalışma grubu, Danimarkalı mevkidaşlarıyla İçişleri Bakanlığı’nın AB’ye uyumunun sağlanması çerçevesinde raporlar hazırladı.

2012’de kitapçık haline getirilen bu raporlardan biri ise Prof. Dr. Mesut Bedri Eryılmaz’ın kaleme aldığı “Telekomünikasyon yolu ile yapılan iletişimin denetlenmesi, diğer istihbarat faaliyetleri ve MOBESE kameralarının kullanımı” başlıklı kitapçık oldu.

Kitapçıkta, telefon dinlemelerinde aranacak faktörler ve “olması gereken” performans kriterlerine yer verildi.

Performans kriterleri

Performans kriterlerinin önemli bölümleri şöyle özetlenebilir: (Parantez içindeki değerlendirmeler Prof. Dr. Eryılmaz tarafından yapılmıştır. T.Ş.)

* İstihbarat birimlerinin denetimi: İstihbarat birimleri, kanunda öngörüldüğü üzere iç ve dış denetime tabidir. (Kural olarak merkezi veya il polis istihbarat birimleri kendi iç denetimleri dışında düzenli bir denetlemeye tabi değildir. Ancak, İçişleri Bakanı’nın talebi üzerine özel denetleme söz konusu olabilir.)

* Personelin eğitimi: Personel, istihbarat konularında aldıkları eğitime ek olarak, her yıl rutin şekilde demokratik, etik değerler ve insan hakları konusunda da eğitim almaktadır.

(Eğitimin suçla mücadele ve demokratik normların ve insan haklarının korunması dengesinin üzerine kurulması gerekmektedir.)

* Bilgi paylaşımı ve tarafsızlık:

1. İstihbarat birimleri bütün önemli bilgileri paylaşmaktadır.

2. İstihbarat teşkilatları hükümetin günlük politikalarından uzaktır. (Siyasi müdahale: İstihbarat teşkilatlarını yöneten kişilerin atanması yasalarla belirlenmiş ve bütün siyasi etkilerden korunmuş olarak gerçekleştirilmesi önemlidir. Bu durum özellikle iktidar partisi milletvekillerini kapsayabilen yasadışı yapılara karşı gerçekleştirilen operasyonlarda önemlidir. İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin MİT’i denetleme yetkisi yoktur.)

* İletişimin denetlenmesi kararı:

1. İstihbarat faaliyetleri sadece somut bir tehlikenin varlığı söz konusu olduğunda başlatılır.

2. İletişimin denetlenmesini gerektiren suçlar, ağır suçlardır. (İletişimin denetlenmesi ile özel hayata yapılan müdahalenin ciddi olduğuna inanıldığı için, dinlemeyi haklı kılan suçların belirli ağırlıkta olması gerekir. Bu suçlar CMK madde 250’de a, b, c’de yer almaktadır. İstihbarat makamları her suçu ve bütün suçları engellemenin mümkün olmadığının bilincinde olmalıdır. Mutlak güvenlik sağlamak için otoriter baskıya yol açabilen girişimler yerine, bunu göz önünde bulunduran stratejilerin geliştirilmesi gerekmektedir.)

3. İletişimin denetlenmesi sırasında bu suçların dışında başka suçların işlendiğinin öğrenilmesi halinde, dinlemeyi haklı kılacak ağırlıkta olmadığı için bu suçla ilgili bilgiler kullanılmaz.

4. İletişimin denetlenmesi, gecikmesinde sakınca bulunan haller dışında sadece mahkeme kararıyla gerçekleşebilir.

5. Hakim emri olmadan iletişimin denetlenmesi gerçekleştiriliyorsa, azami 24 saat içerisinde yetkili hakim iletişimin denetlenmesini onaylama veya durdurma kararı verir.

6. İletişimin denetlenmesiyle ilgili kural hem bireye hem de bireyin kullandığı iletişim aracına yöneliktir. (İletişimin denetlenmesi kararının verilmesinde, diğer istihbarat faaliyetleri kararlarında olduğu gibi, talep ile bağlantılı olan vakaya atıfta bulunan operasyonun gerekçelendirilmesinin açık bir şekilde belirtilmesi gerekmektedir.)

7. İletişimin denetlenmesi için gereken kararlar en fazla üç ay içinde verilebilir.

8. Önleme amaçlı işlemler ve dinlemeler Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nda kurulan tek bir merkezden yürütülür.

Performans kriterleri oldukça açık. Kontrol listeleri de oldukça kapsamlı. Gelecek hafta devam edeceğiz.

Yazıyı, ABD’nin önde gelen Anayasa Mahkemesi otoriteleri arasında yer alan Thomas C. Clark’ın istihbarat faaliyetleriyle ilgili kitapçıkta yer alan değerlendirmesiyle bitirelim:

“İstihbarat önemli olmakla birlikte istihbaratın önemine yapılacak çok fazla vurgu, bazı önemli suçları önlemenin hatırına insan hakları ihlallerine göz yumma riskini de beraberinde getirmektedir. Bu noktada söylenmesi gereken suçla mücadelede istihbarat önemlidir ama suçla mücadelede insan haklarının korunması daha önemlidir. Çünkü hiçbir şey bir ülkeyi, ülkenin bekası adına hukuk kurallarını çiğnemekten daha hızlı yıkamaz.”

TEKNİK TAKİP : OBAMA’DAN ‘DİNLEME1’ TALİMATI

Obama’dan "dinleme1′ talimatı ABD Başkanı Obama, istihbarat kurumlarına, "Zorlayıcı ulusal güvenlik maksadı olmadıkça, yakın müttefik ülkelerin devlet başkanlarının iletişimlerinin izlenmemesi" talimatı verdi

Obama’dan "dinleme1′ talimatı ABD Başkanı Obama, istihbarat kurumlarına, "Zorlayıcı ulusal güvenlik maksadı olmadıkça, yakın müttefik ülkelerin devlet başkanlarının iletişimlerinin izlenmemesi" talimatı verdi. WASHİNGTON – ABD Başkanı Barack Obama, ABD Adalet Bakanlığında yaptığı konuşmayla NSAin istihbarat takibi yöntemlerine dair planladığı reformları açıkladı. Konuşmasında ABD istihbarat kurumlarının faaliyetlerini öven ve bunların ne kadar gerekli olduğunu tarihten örneklerle anlatan Obama, "Bununla birlikte, düzgün koruma tedbirleri olmadan bu tür (telefon dinleme) programların özel hayatlarımızı daha fazla açığa vurmada kullanılabileceğine dair eleştirilerin haklı olduğuna inanıyorum…Yeni bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Dolayısıyla, (Vatanseverlik Yasası’nın) 215. Bölümü’nü mevcut haliyle sona erdirecek bir geçiş sürecinin hayata geçirilmesi ve hükümet bu toplu üst veriyi elinde tutmadan da ihtiyacımız olan kapasiteleri koruyacak mekanizmaların oluşturulması talimatı verdim" dedi.

Obama, Amerikan istihbarat kurumlarına da, "Zorlayıcı bir ulusal güvenlik maksadı olmadıkça, yakın dost ve müttefik ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının iletişimlerinin izlenmemesi" talimatını verdiğini belirtti. Başkan Obama, "Dünya genelindeki insanlar da, milliyetleri ne olursa olsun, şunu bilmeliler ki ABD, ulusal güvenliğimizi tehdit etmeyen sıradan insanları gizlice dinlemiyor ve onların mahremiyet kaygılarını hesaba katıyoruz. Bu, yabancı liderler için de geçerli. Bu konuya yönelik gösterilen anlaşılır ilgiyi gözönüne alarak, istihbarat camiasına şunu net olarak ortaya koydum, zorlayıcı bir ulusal güvenlik maksadı olmadığı müddetçe, yakın dost ve müttefiklerimizin devlet ve hükümet başkanlarının iletişimlerini izlemeyeceğiz. Ulusal güvenlik ekibim ve istihbarat camiasına, ilerleyen dönemde güveni yeniden inşa edecek şekillerde aramızdaki koordinasyon ve işbirliğini derinleştirmek için yabancı muhataplarıyla birlikte çalışmaları talimatı verdim" diye konuştu.

Üzerinde durmayacağım ABD istihbaratının faaliyetleriyle ilgili gizli bilgileri sızdıran Edvvard Snovvden’a konuşmasında bir cümleyle değinen Obama, "Açık bir soruşturmanın olduğunu gözönüne alarak, Saym Snowden’ın eylemleri ya da niyetleri üzerinde durmayacağım. Şunu söyleyeceğim, ülkemizin savunması, ülkemizin sırlarının emanet edildiği kişilerin sadakatına da kısmen bağlıdır. Eğer hükümetin politikalarına itiraz eden herhangi bir kişi, gizli bilgileri kamuoyuna ifşa etmek için bu politikayı kendi eline alırsa, o zaman halkımızı hiçbir zaman güvende tutamayız ya da dış politika yürütenleyiz" ifadesini kullandı. Kaygılan dikkate alıyoruz Obama, şöyle devam etti: "Önemli olan şu; dünya genelindeki insanları, milliyetleri ne olursa olsun, ABD’nin ulusal güvenliğimizi tehdit etmeyen sıradan insanları gizlice dinlemediğini ve onların mahremiyet kaygılarını dikkate aldığımızı bilmeliler. Şu noktada net olayım; istihbarat kurumlarımız hükümetlerin niyetleri hakkında bilgi toplamaya devam edecek, tıpkı her ülkenin istihbarat servislerinin yaptığı gibi. Servislerimiz daha etkili olabilir diye özür dilemeyeceğiz.

Ancak yakından çalıştığımız ve işbirliklerine ihtiyaç duyduğumuz devlet ve hükümet başkanları, onları gerçek ortaklar olarak gördüğümüz konusunda emin olmalılar. Talimatmı verdiğim değişiklikler bunu yerine getiriyor." Almanya memnuniyetle karşıladı Almanya Dışişleri Bakanı FrankWalter Steinmeier, iki ülke arasında geçen yıl gerilime yol açan tartışmalı casusluk programı konusunda reforma gidilmesi planlarını memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Steinmeier, ‘ABD’ye, güvenlik ihtiyaçlarıyla sivil özgürlüklerin korunması arasındaki dengeyi doğru şekilde sağlayacağı konusunda güvendiğini" vurguladı "Başkan Obama, Amerikan istihbarat servislerini sınırlandırılması ve denetim getirilimesine ilişkin karan ve Kongre ve ülke vatandaşlarının yeralacağı bir süreci hayata geçireceğini bugün kamuoyuna açıkladı" ifadesini kullanan Steinmeier, yapılacak reformların ABD istihbarat kurumlarının uygulamalarına bir değişiklik getireceğinde umutlu olduğunu aktardı. *

TERÖR /// Mustafa Destici : PKK eskisinden daha çok güçlendi

BBP Genel Başkanı Destici, Türkiye’de olup bitenlerle ilgili BUGÜN’e konuştu. Yolsuzluk operasyonu sonrası emniyet ve yargıda yaşanan tasfiyelerle ilgili “Kurumlar arası çatışma, kuvvetler arası çatışmaya dönüştürülüyor” dedi.

“Paralel devlet” iddialarına ise “İktidar 11 yıl gökyüzünde uçurtma mı uçurdu" sorusuyla yanıt verdi.

*17 Ara­lı­k’­tan be­ri Tür­ki­ye­’de ya­şa­nan­la­rı na­sıl de­ğer­len­di­ri­yor­su­nuz?

Ön­ce­lik­le yol­suz­luk dos­ya­sı ile ar­ka­sın­dan ge­len sü­reç bir­bi­rin­den ay­rıl­ma­lı. Yol­suz­lu­ğa kar­şı he­pi­mi­zin ay­nı saf­ta dur­ma­sı ve hu­ku­kun önü­nün açıl­ma­sı ge­re­ki­yor. Gö­re­vi­ni ve ma­ka­mı­nı kö­tü­ye kul­lan­mak­la, yol­suz­luk id­di­asıy­la it­ham edi­len­ler, hu­kuk çer­çe­ve­sin­de ak­lan­ma fır­sa­tı­nı ve im­kâ­nı­nı so­nu­na ka­dar kul­lan­ma­lı. Dev­let için­de bir pa­ra­lel ya­pı id­di­ala­rı­na ge­lin­ce de, 11 yıl­lık ik­ti­da­ra “Dev­let için­de pa­ra­lel ya­pı­nın ku­rul­ma­sı­na ni­çin mü­sa­ade et­ti­ni­z” di­ye so­ru­yo­ruz. Tür­ki­ye­’de se­çil­miş hü­kü­me­ti aşan, onu ha­zır­lık­sız ya­ka­la­yan, dev­le­te hâ­kim ama her­han­gi bir si­ya­si so­rum­lu­lu­ğu bu­lun­ma­yan ve hiç­bir şe­kil­de şef­faf ol­ma­yan bir ha­re­ket mev­cut ise böy­le bir ha­re­ke­tin var­lı­ğın­dan ha­ber­siz olan ik­ti­dar 11 yıl gök­yü­zün­de uçurt­ma mı uçur­du? Dev­let için­de yan­lış ya­pan var­sa he­sa­bı yi­ne hu­kuk çer­çe­ve­sin­de so­ru­lur. İçin­de bu­lun­du­ğu­muz or­ta­ma bak­tı­ğı­mız­da Tür­ki­ye san­ki bir iç kao­sa sü­rük­len­me­ye, ül­ke­de bir gü­ven­lik ve ege­men­lik so­ru­nu or­ta­ya çı­ka­rıl­mak is­te­ni­yor. Ku­rum­la­ra­ra­sı ça­tış­ma, kuv­vet­le­r a­ra­sı ça­tış­ma­ya dö­nüş­tü­rü­lü­yor.

2 DÖ­NEM SI­NIR­LA­MA­SI

*HSYK Ya­sa Tek­li­fi ile il­gi­li tar­tış­ma­la­rı na­sıl de­ğer­len­di­ri­yor­su­nuz?

Tür­ki­ye, pal­ya­tif çö­züm öne­ri­le­ri­ni de­ğil tam de­mok­ra­tik bir ana­ya­sa­yı gün­de­mi­ne al­ma­lı. Da­ha 3 yıl ön­ce re­fe­ran­dum­da HSYK de­ğiş­ti­ril­di, şim­di bu­nun yan­lış ol­du­ğu ifa­de edi­li­yor, ye­ni dü­zen­le­me de bir­kaç yıl son­ra yan­lış ola­bi­lir. Ön­ce ya­sa­ma ba­ğım­sız­lı­ğı sağ­lan­ma­lı. Bu­nun için de mil­let­ve­kil­le­ri­nin ter­cih sis­te­mi ile se­çil­me­si­ni, yüz­de 10 se­çim ba­ra­jı­nın kal­dı­rıl­ma­sı­nı, Ha­zi­ne yar­dı­mın­dan bü­tün par­ti­le­rin fay­da­lan­ma­sı­nı öne­ri­yo­ruz. Mil­let­ve­kil­le­ri­ne 3 dö­nem sı­nır­la­ma­sı­nı da doğ­ru bul­mu­yo­ruz. Bu­ra­da yü­rüt­me sı­nır­lan­dı­rıl­ma­lı. Baş­ba­kan ve ba­kan­lar 2 dö­nem gö­rev ya­pa­bil­me­li, baş­ba­kan ba­kan­la­rı dı­şa­rı­dan ata­ma­lı.

YARGI KÖMÜR İŞLETMESİ DEĞİL Kİ

*San­ki baş­kan­lık sis­te­mi­ni ta­rif edi­yor­su­nuz.

Par­la­men­ter sis­tem için­de de bu ya­pı­la­bi­lir. Böy­le bir ya­sa­ma olur­sa, bu ya­sa­ma­ya HSYK üye­le­ri­ni seç­ti­re­bi­lir­si­niz. Ba­ğım­sız ol­ma­yan ya­sa­ma­ya HSYK’­yı seç­tir­di­ği­niz­de ise par­ti­li HSYK üye­le­ri olur. Kö­mür iş­let­me­le­ri de­ğil ki yar­gı, is­te­di­ğin ka­dar kö­mür çı­kar­tıl­sın, elek­trik üre­til­sin. Bu sü­reç­ten çık­ma­nın yo­lu da­ha faz­la de­mok­ra­tik­leş­me.

*Si­zin hak­kı­nız­da da ba­zı id­di­alar gün­de­me ge­ti­ri­li­yor.

BBP’­nin er­dem­li ve omur­ga­lı du­ru­şu­nu yoz­laş­tır­mak ve iti­bar kay­bı­na uğ­rat­mak için yo­ğun ça­ba­lar sarf edi­yor­lar. Li­de­rim Muh­sin Ya­zı­cı­oğ­lu, MÇP’­den ay­rıl­dı­ğın­da tüm psi­ko­lo­jik sa­vaş yön­tem­le­ri na­sıl in­saf­sız­ca kul­la­nıl­dıy­sa, şim­di de hay­si­yet yok­su­nu bi­ri­le­ri, bu yol ve yön­tem­le­ri ala­bil­di­ği­ne kul­la­nı­yor. Muh­sin Baş­kan, MÇP’­den ay­rı­lıp BBP’­yi kur­du­ğun­da ay­nı zih­ni­yet, “Muh­sin Baş­kan BBP’­yi ku­rar­ken Fet­hul­lah Gü­len ve hiz­met ha­re­ke­tin­den yük­lü mik­tar­da pa­ra al­dı­” di­ye if­ti­ra et­miş­ti. Şim­di de yol­suz­luk­lar kar­şı­sın­da hu­ku­kun iş­le­me­si ge­rek­ti­ği­ni söy­le­yen BBP yö­ne­ti­ci­le­ri­ne “Fet­hul­lah Gü­le­n’­den fon­lan­dı­la­r” di­ye­rek if­ti­ra edi­yor­lar. Akıl­la­rın­ca du­ru­şu­mu­zu bir yer­le­re an­ga­je ede­rek bi­zi is­ti­ka­me­ti­miz­den ayır­ma­ya ça­lı­şa­cak­lar. Bi­zim 29 Ocak 1993’ten be­ri ser­gi­le­di­ği­miz in­sa­ni, ima­ni, mil­li ve Muh­si­ni du­ruş ney­se 17 Ara­lık 2013’te ser­gi­le­di­ği­miz du­ruş da ay­nı.

KA­ZA SÜ­RE­CE MAL­ZE­ME EDİ­LE­Bİ­LİR

*Muh­sin Ya­zı­cı­oğ­lu­’nun ha­ya­tı­nı kay­bet­ti­ği he­li­kop­ter ka­za­sı ile il­gi­li şüp­he­ler gi­de­ril­me­di, so­ruş­tur­ma han­gi aşa­ma­da?

Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nda 3 yıldır soruşturuluyor. Henüz aydınlatılabilmiş değil, şüpheler derinleşmiş durumda. Muhsin Başkan ve arkadaşlarımızla ilgili kamuoyunda “öldürüldüler, suikasta uğradılar” algısını oluşturan 7-8 nokta var. Kayseri mahreçli “kurtuldu, geliyor” açıklamasının neden yapıldığı bilinmiyor. Helikopterin düştüğü yerin bildirilmesine rağmen orada arama yapılmaması, helikopterden bazı parçaların alınması, radar kayıtlarının belli olmaması. Bir devlet büyüğüne, yanlışlıkla jetlerin düşürdüğü bilgisinin verildiği iddiası. Bunlar soruşturma dosyasının içinde. Bir gizli tanık, olaydan 2-2,5 saat sonra iki askeri helikopter indiğini söylüyor. 3 farklı otopsi raporu var. Bunlar çözüldüğünde olayın aydınlatılabileceğini düşünüyorum. Zamanaşımı diye bir problem yok. Toplumda ne konuşulmuşsa, hangi iddialarda bulunulmuşsa, hatta insanların gördükleri rüyalar bile, her şey, öncesi, sonrası, başlangıcı, araması, kurtarması hepsi soruşturma dosyasının içinde var. Hiçbir süreci eksik bırakmadan, boşluk oluşmadan bu dosyayı takip ettik. Belli dönemlerde, bu dosya üzerinden kendi hesaplarını görmeye çalışanlar oldu, bugün yaşanan sürece de malzeme edilmeye kalkılabilir, bu hem bizi üzer hem de ahlaki olmaz.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun Hrant şiiri hafızalarımıza kazındı

*Hrant Dink sui­kas­tı­nın yıl­dö­nü­mü. O va­kit BBP bu sui­kast­la iliş­ki­len­di­ril­miş­ti.

Rah­met­li li­de­ri­miz Muh­sin Ya­zı­cı­oğ­lu ve par­ti­miz, bir fo­toğ­raf ka­re­sin­den yo­la çı­kı­la­rak çok bü­yük hak­sız­lı­ğa uğ­ra­dı. Ade­ta bir yar­gı­sız in­faz sü­re­ci yü­rü­tül­mek is­ten­miş­ti. Muh­sin Baş­ka­n’­ın Hrant Dink için yaz­dı­ğı şii­rin mıs­ra­la­rı bi­zim ha­fı­za­la­rı­mı­za ka­zın­mış­tır. “Kan sı­zı­yor Fı­ra­t’­ın de­lin­miş ta­ba­nın­dan top­ra­ğı­ma. Bağ­rın­da­ki bü­tün Meh­met­ler ağ­lı­yor. Oğ­lu­nun adı­nı Fa­tih ko­yan bü­tün Er­me­ni­ler­le bir­lik­te…” di­yor­du. Baş­kan, Müm­ta­z’­er Tür­kö­ne ile yap­tı­ğı rö­por­taj­da, “H­rant, bu top­rak­lar­da yüz­ler­ce yıl ege­men ol­muş kül­tü­rün bir ya­di­gâ­rı idi. Be­nim için bir ema­net­tir. Be­nim zim­me­tim­dey­di­” de­miş­ti, İs­lâm hu­ku­ku­na gö­re, Müs­lü­man­la­r’­ın, ay­nı top­rak üze­rin­de ya­şa­dı­ğı bir gay­ri­müs­li­min ca­nın­dan, ma­lın­dan ve na­mu­sun­dan so­rum­lu ol­du­ğu­nun al­tı­nı çiz­miş­ti. O gün ne­re­de dur­muş­sak bu­gün de ay­nı yer­de­yiz.

Uludere’de devlet kendi vatandaşından özür dilemeli

*Ulu­de­re ka­ra­rı­nın açık­lan­ma­sın­dan son­ra “sür­pri­z” bir açık­la­ma yap­tı­nız.

Be­nim Ulu­de­re ile il­gi­li söz­le­rim­den ba­zı çev­re­ler ra­hat­sız ol­du. Bu­ra­da bir yan­lış­lık var, bir ha­ta ya­pıl­mış. 34 in­san ha­ya­tı­nı kay­bet­miş, ai­le­le­ri ha­di­se­nin or­ta­ya çı­ka­rıl­ma­sı­nı, so­rum­lu­la­rın hu­kuk önün­de ce­za­lan­dı­rıl­ma­sı­nı is­ti­yor. Te­rör­le mü­ca­de­le eder­ken ha­ta­lar ola­bi­lir. Yan­lış is­tih­ba­rat so­nu­cu bu iş ya­pıl­mış­sa dö­nüp ken­di hal­kı­nız­dan, ken­di va­tan­daşınızdan özür di­le­ye­cek­si­niz. Dev­let bir ha­ta yap­mış­sa özür di­le­ye­bil­me­li, bu­nu ken­di va­tan­daş­la­rın­dan esir­ge­me­me­li. Bu­ra­da bi­le­rek yan­lış bir is­tih­ba­rat­la, dev­let zo­ra so­kul­ma­ya, TSK açı­ğa dü­şü­rül­me­ye ve bu ara­da PKK’­ya psi­ko­lo­jik üs­tün­lük sağ­lan­ma­ya ça­lı­şıl­mış­sa so­rum­lu­la­rı­nın bu­lu­nup ce­za­lan­dı­rıl­ma­sı la­zım.

VİCDANI OLAN ETKİLENİR

*Bir­den­bi­re BBP’­nin bir Ulu­de­re il­gi­si­nin or­ta­ya çık­ma­sı­nın da za­man­la­ma­sı ma­ni­dar de­ğil mi?

Ulu­de­re­’de ha­ya­tı­nı kay­be­den­le­rin ta­but­la­rı PKK bay­rak­la­rı­na sa­rıl­dı, öy­le olun­ca da top­lum on­la­rı PKK’­lı gör­dü ve sa­hip­len­me­di. Biz de ilk baş­ta öy­le dur­duk. Ai­le­le­rin PKK ile ara­la­rı­na me­sa­fe koy­ma­la­rı, hak ara­ma mü­ca­de­le­le­ri­ne on­la­rı ka­rış­tır­ma­ma­la­rı ge­re­ki­yor. Açık­ça­sı Ulu­de­re ye­ri­ne “Ro­bos­ki­” de­nil­me­si bi­le top­lu­mu so­ğu­tu­yor, bi­ze de so­ğuk ge­li­yor. Di­ğer yan­da da o an­ne­ler, ba­ba­lar bi­zim Müs­lü­man kar­deş­le­ri­miz. Acı­lı bir an­ne el­le­ri­ni gö­ğe açıp fer­yât edi­yor, bi­zim bun­dan et­ki­len­me­me­miz müm­kün de­ğil. Vic­da­nı olan her in­san bun­dan et­ki­le­nir. Ne bir ku­ru­mu ne de bir ki­şi­yi he­def alı­yo­rum. Ar­ka­sın­da ki­min ol­du­ğu­nu bil­mi­yo­rum, sa­de­ce “hiç­bir olay ka­ran­lık­ta kal­ma­sı­n” di­yo­rum.

PROVOKASYON UYARISI

*Bir pa­zar sa­ba­hı Ulu­de­re­’de 2 kö­ye ya­pı­lan şa­fak bas­kı­nıy­la il­gi­li ne dü­şü­nü­yor­su­nuz?

Geç­ti­ği­miz çar­şam­ba gü­nü Tür­ki­ye-Irak sı­nır hat­tın­da ya­pı­lan ça­lış­ma­lar se­be­biy­le bu köy­lü­le­rin için­de bu­lun­du­ğu bir grup ta­ra­fın­dan pro­tes­to gös­te­ri­si ya­pıl­mış­tı. Bu gös­te­ri­ler­de 1 ki­şi ağır ya­ra­lan­mış­tı. Bir is­tih­ba­rat bil­gi­si üze­ri­ne ope­ras­yo­nun dü­zen­len­miş ola­bi­le­ce­ği­ni tah­min edi­yo­rum. Gü­ven­lik güç­le­ri­nin ya­sal ve hu­ku­ki da­ya­nak­lar­la bu­nu ger­çek­leş­tir­di­ği­ni dü­şü­nü­yo­rum.

*Bir pro­vo­kas­yon ol­du­ğu gö­rüş­le­ri­ne ka­tıl­mı­yor mu­su­nuz?

Bu­gün­kü ope­ras­yon­lar­la 28 Ara­lı­k’­ta ya­şa­nan Ulu­de­re ha­di­se­si­nin bağ­daş­tı­rıl­ma­sı­nı doğ­ru bul­mu­yo­rum. PKK bu olay­la 28 Ara­lı­k’­ı iliş­ki­len­di­re­rek pro­vo­ke et­me­ye ça­lı­şa­cak, ka­şı­ya­cak­tır. Yö­ne­ti­ci­ler dik­kat­li ol­ma­lı.

‘PKK eskisinden çok daha güçlü’

*Çö­züm sü­re­ci ile il­gi­li eleş­ti­ri­le­ri­niz ol­muş­tu.

Tür­ki­ye, PKK gi­bi bir ör­güt­le mü­ca­de­le eder­ken yap­ma­sı ge­re­ken­le­ri hiç yap­ma­dı, mü­ca­de­le edi­yor­muş gi­bi yap­tı. Bu mü­ca­de­le­de as­ker-si­vil iş­bir­li­ği­nin sağ­lan­ma­sı, is­tih­ba­rat ör­güt­le­ri­nin bir­lik­te ça­lış­ma­sı şart­tı. An­cak her dö­nem 3 is­tih­ba­rat ör­gü­tü de bir­bi­ri­ni açı­ğa dü­şür­dü. Fi­nans­man kay­nak­la­rıy­la mü­ca­de­le edil­me­di. Böl­ge hal­kı yan­lış po­li­ti­ka­lar­la PKK’­nın ku­ca­ğı­na itil­di. Böl­ge­nin, eko­no­mik ve eği­tim an­la­mın­da prob­lem­le­ri çö­zü­le­me­di. Bi­rey­sel hak ve öz­gür­lük­ler açı­sın­dan en çok hak­sız­lık bu böl­ge­de ya­şan­dı. Bun­lar ya­pıl­mış ol­say­dı Tür­ki­ye, 30 se­ne­de 30 ke­re PKK’­yı bi­ti­rir­di. Bir yıl için­de ka­rar­lı bir ta­vır­la hem dağ kad­ro­su hem de şe­hir­de­ki KCK ya­pı­sı dar­be ye­miş­ti. İm­dat­la­rı­na çö­züm sü­re­ci ye­tiş­ti.

AT KOŞ­TU­RU­YOR­LAR

*Çö­züm sü­re­ci PKK’­nın im­da­dı­na ye­tiş­ti der­ken ne­yi kas­te­di­yor­su­nuz?

Biz bu sü­re­cin pa­zar­lık sü­re­ci ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­ruz. Bu sü­reç te­rö­rü bi­tir­mez. PKK ne si­lah bı­ra­kır ne çe­ki­lir ne de ken­di­ni lağ­ve­der. Bu sü­reç­te, ör­güt ola­rak ya­ra­la­rı­nı sa­ra­cak, mi­li­tan ek­si­ği­ni ta­mam­la­ya­cak, lo­jis­tik ih­ti­yaç­la­rı­nı kar­şı­la­ya­cak. KCK’­lı­lar dı­şa­rı çı­ka­cak. Bü­tün bun­lar olur­ken de PKK meş­ru­la­şa­cak. Si­ya­si söz­cü­le­ri, dağ kad­ro­su, İm­ra­lı­’da­ki li­de­ri gün­dem için­de at koş­tu­ru­yor.

*Ko­nuş­ma­la­rı genç­le­rin öl­me­sin­den, an­ne­le­rin ağ­la­ma­ma­sın­dan da­ha iyi bir şey de­ğil mi?

Bu sü­reç­te, ikin­ci adım­da bü­yük bir si­ya­si or­ga­ni­zas­yon ha­li­ne dö­nü­şe­cek­ler. Üçün­cü adım­da, özerk­lik­le bir­lik­te dev­let­leş­me adı­mı ata­cak­lar. BDP’­li be­le­di­ye­le­ri be­le­di­ye baş­kan­la­rı de­ğil PKK’­nın ata­dı­ğı ko­mi­ser­ler yö­ne­ti­yor. Uy­gu­la­ma­da fii­li özerk­lik sağ­lan­ma­sı­nın ar­dın­dan böl­ge PKK’­nın kon­tro­lü­ne ge­çe­cek. Bu iyi bir şey mi?

*Bir si­ya­si par­ti­si­niz me­se­la hal­kın oy­la­rı­nı al­sa­nız da bü­tün bun­lar ol­ma­sa, çö­züm öne­ri­niz ne?

Bu­gün bir te­rör ey­le­mi ol­ma­dı­ğı için san­ki PKK bit­ti gi­bi al­gı­la­nı­yor. Tür­ki­ye için­de ve kamp­lar­da PKK es­ki­sin­den da­ha güç­lü. Biz, PKK’­nın da­ha da güç­len­di­ği ka­bul ede­rek çö­züm su­nu­yo­ruz. Gü­ven­lik po­li­ti­ka­sız te­rör­le mü­ca­de­le edil­mez. Dağ­da PKK’­lı­lar gi­bi ya­şa­yan, ka­ra­kol­lar­da av ko­nu­mun­dan çı­kıp av­cı ko­nu­mu­na ge­çen, tam do­na­nım­lı, eği­tim­li mo­bil bir­lik­le­ri­miz ol­ma­lı. Ka­lekol­la­rın ya­pıl­ma­sı, ba­raj­la­rın oluş­tu­rul­ma­sı, di­ğer is­tih­bâ­ri ek­sik­lik­le­ri­n ta­mam­lan­ma­sı ge­re­ki­yor. PKK’­ya kar­şı özel bir is­tih­ba­rat bi­ri­mi oluş­tu­rul­ma­lı. Fi­nans­ma­nı ile mü­ca­de­le edi­lip, uyuş­tu­ru­cu, ka­çak­çı­lık ve in­san ti­ca­re­tin­den el­de et­tik­le­ri ge­lir ke­sil­me­li.

Dış des­te­ği­ne kar­şı ka­rar­lı bir du­ruş ser­gi­len­me­li. Hu­ku­ki dü­zen­le­me­ler ya­pıl­ma­lı. Böl­ge hal­kı­nın bi­rey­sel hak ve öz­gür­lük­le­re da­ir ta­lep­le­ri­nin önü açıl­ma­lı. Ai­di­yet duy­gu­su ge­liş­ti­ril­me­li. Mev­cut imam, öğ­ret­men, bü­rok­ra­si kad­ro­su ile bu­nun ya­pıl­ma­sı müm­kün de­ğil, böl­ge in­sa­nı­nın de­ğer­le­ri­ni bi­len, on­lar gi­bi ya­şa­yan bir kad­ro oluş­tu­rul­ma­lı. Bü­tün si­ya­si par­ti­le­rin, di­ni ka­na­at ön­der­le­ri­nin, si­vil top­lum ör­güt­le­ri­nin tem­sil­ci­le­ri­nin ka­tı­lı­mı ile böl­ge­nin her ren­gi­nin için­de ola­ca­ğı bir mu­ha­tap­lık he­ye­ti ku­rul­ma­lı ve hal­kın ta­lep­le­ri­ni al­ma­lı. Bu ta­lep­ler de kar­şı­lan­ma­lı.

YERLİ BASIN : Para Politikası ve Siyaset

ekonomi1.jpg?itok=3eWKHJPF

Radikal: Fatih Özatay: Gerçekten düşük faiz büyümeyi artırır mı?

Her şeyin tek sorumlusu Merkez Bankası değil; bunu iddia etmek haksızlık olur. Ama para politikasının bu gelişmelerdeki rolünü görmezlikten gelmek olmaz. Şu tür yorumları özellikle ekonomi kanallarında çok duyuyorsunuz. “Merkez Bankası faizi yükseltmiyor, çünkü böyle bir eylemin büyüme oranını düşüreceğinden çekiniyor.” Şu faiz meselesi giderek ilginç bir hal almaya başladı. Neredeyse bir de bu nedenle bölüneceğiz. Soru şu: Merkez Bankası faizi düşük tutarak ekonomimizin daha fazla büyümesini sağlayabilir mi? Bu soruyu yanıtlamadan, şu ‘üç’ sorunun yanıtını düşünmekte yarar var: “Büyümeyi daha fazla artırmak için Merkez Bankası neden faizi sıfıra yaklaştırmıyor?” Devamı…

Taraf: Erol Koç: Belirsizlik dönemi stratejisi (2)

Kriz derinleşiyor, ama toplum bunu şimdilik belirsizlik ve kaos hâlinde algılıyor. Krizin kriz olarak algılanabilmesi ve görülebilmesi için, insanların bizzat o krizi kendi kişisel hayatlarında yaşıyor olmaları gerekir. Böyle bir ihtimal var mıdır? Vardır. Peki, nasıl olur? Bunu şirketler, kriz sonucu iflas etmeleri; kişiler ise işlerini kaybetmeleri hâlinde yaşarlar. Bunun sinyali nedir? TL’nin yabancı paralar karşısındaki seyri… TL, tarihinin en düşük değerine indi. Yolsuzluk, hırsızlık, hukuk, yargı, HSYK, çapsızlık, itibarsızlık… kendini ekonomide şimdilik TL’nin düşen seyriyle gösteriyor. Devamı…

Zaman: M. Ali Yıldırımtürk: Finans sektörü ne istiyor, Merkez Bankası ne diyecek?

Geçmiş yıllardan beri ülkemizde döviz fiyatlarının yükselmesi kriz göstergesi olarak algılanıyor. Ancak dış kaynağa ihtiyacı olan ekonomilerde döviz fiyatlarının istikrarlı seyrini sağlamak çok da kolay değil. Döviz fiyatlarının yükselmesinin gerekçelerinden biri, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Bankası’nın (FED), bu aydan itibaren piyasalarına daha az para sürecek olması. Devamı…

Akşam: Deniz Gökçe: 2013 bütçe açığı 18 milyar TL oldu

Maliye Bakanlığı aralık ayına ilişkin merkezi yönetim bütçe gerçekleşme verilerini açıkladı. Böylece merkezi yönetime ilişkin bütçe rakamlarında yıllık tablo ortaya çıkmış oldu. Buna göre 2012 yılında 28.8 milyar TL olan bütçe açığı geçen yıl 18.4 milyara geriledi. Bütçe hedefinde bu rakam 34 milyar TL olarak belirlenmişti. Yani bütçe açığının kabaca hedefin yarısında kaldığını söyleyebiliriz. Benzer şekilde 19 milyar TL olarak hedeflenen faiz dışı bütçe fazlası da yıl sonunda 31.5 milyara ulaştı. Aşağıdaki tablo merkezi yönetim bütçesindeki ana kalemleri baz alarak özet ve karşılaştırmalı bir tablo sunuyor. Devamı…

Aydınlık: Ufuk Söylemez: Hani 1 dolar 1 TL olacaktı?

Türkiye’de çıkarcı holding medyasında yazan – konuşan gazeteci – akademisyen – teknisyen bir çok isim daha düne kadar oluk oluk akan sıcak paranın verdiği cesaretle, yüksek perdeden konuşurlardı. Onlara göre 1 doların 1 TL olması beklenmeliydi. Üretmeyen, istihdam ve katma değer yaratamayan Türk ekonomisine bol, kolay ve sıcak döviz girişleri sürecekti. O paralarla da, ithalat yapılacak, tüketiciler kredi kartı ve borca boğulacak, böylece bu saadet zinciri sürecekti. Ama artık deniz bitti, el parasıyla lale devri yaşamanın sonuna gelindi. T. Erdoğan’a yalakalık yapmak ve iktidara yanaşmak için, "1 dolar 1 TL olacak" laflarını edenler bugün ortalarda görünmüyorlar. Devamı…

(Süreç Analiz, 20 Ocak 2014)

YABANCI BASIN : Irak’ta El Kaide Gerilemiyor

nic6286948-8153.jpg?itok=vPW9IYI5

Iraklı bir hükümet yetkilisi yalnızca 120 ISIS savaşçısının Ramadi’yi ele geçirdiğini ve 200 kadarının da Fellüce’yi aldığını belirtiyor. Bu süreçte onlara gevşek bir şekilde ilişkilendirilmiş olan “uyuyan hücreler”de yer alan bazı savaşçılar da katıldılar. Maliki ısrarla ISIS’ın yükselmesinde dış güçleri destekleri nedeniyle suçluyor. Görünüşe göre onun atıf yaptığı bölgedeki çoğunluğu Sünni olan ülkeler oluyor.

Buna karşın, Maliki’nin siyasi rakipleri Şii başbakanı Irak’ın Sünni azınlığı ile bağlar kurmada başarısız olmakla suçluyorlar. Onlar bu yaklaşımın El Kaide’nin Sünni topluluk içinde gelişen rahatsızlıktan faydalanmasına imkan verdiğini söylüyorlar. Aslında, Irak güvenlik kuvvetleri bir protesto kampını dağıttıktan ve Ramadi’de bir Sünni milletvekilinin evine saldırıp kardeşini öldürdükten sonra gelişen ölümcül çatışmalar karşısında Irak ordusu Anbar şehirlerinden çekilmeye zorlanmış ve ISIS’e burada tutunma alanı verilmiş oldu.

Hükümet yetkilisi ISIS’in ana hedefine ulaştığını söyledi. Ona göre “toprak kazanmak hiçbir zaman onlar için öncelik olmamıştı. Onlar kendi mahkumlarını özgürleştirdiler, bankaları soydular ve manşetlere yerleştiler. Onlar şimdiden kazandılar. Onlar çarpışmanın pençe izlerini bırakacaklar.” Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WP, Iraqi forces face resistance in trying to push last of al-Qaeda affiliates out of Ramadi, 19 Ocak2014)

YABANCI BASIN : İsrail ‘Kale’sine Çekiliyor

israel-master675.jpg?itok=tkCovfIb

Lübnan’dan ateşlenen bir Katyuşa roketi geçen ay İsrail’e indiği zaman Başbakan Benyamin Netanyahu Şii milis gücü olan Hizbullah’ı ve İranlı destekçilerini suçlamıştı. Fakat İsrail güvenlik yetkilileri saldırıyı Ağustos ayında olduğu gibi El Kaide bağlantılı Sünni bir cihatçı gruba atfettiler. Bu bağlantısızlık İsrail’in Ortadoğu’nun haritasını yeniden çizebilecek mezhep çatışmalarına gömülen bölgede karşılaştığı derinleşen bir dilemmaya işaret ediyor.

İsrail’in ulusal güvenlik danışmanı görevinden son zamanlarda ayrılan Yaakov Amidror “bizim anlamamız gereken şey her şeyin değişeceğidir; ve neye değişeceğini ben de bilmiyorum” diyor: “Fakat biz mücadelede bir yer işgal etmemeye çok çok dikkat etmeliyiz. Şu an gördüğümüz şey tarihi bir sistemin, ulusal Arap devleti fikrinin, çökmesidir. Bunun anlamı günün sonunda hiç kimsenin kontrol etmediği bir bölge tarafından bizim kuşatılacağımızdır.” Ordu istihbaratında görev yapmış eski bir orgeneral olan Bay Amidror İsrail’in stratejisini şöyle özetliyor: “Bekle ve kalene çekil.” Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, Region Boiling, Israel Takes Up Castle Strategy, 18 Ocak 2014)

TOP SECRET : Marine Corps Intelligence Activity Djibouti Country Handbook

Marine Corps Intelligence Activity Djibouti Country Handbook.pdf

TOP SECRET : Marine Corps Intelligence Activity Senegal Country Handbook

Marine Corps Intelligence Activity Senegal Country Handbook.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI : Türkiye-Irak Merkezi Hükümeti-IKBY Arasında Enerji Üçgeni

Bilgay Duman, ORSAM Ortadoğu Uzmanı

Türkiye ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında yapılan petrol ve doğal gaz görüşmeleri sonrasında IKBY’den Türkiye’nin Ceyhan Limanına petrol akışının başladığı ve hatta depolandığına ilişkin çıkan haberlerden sonra Türkiye-Irak ilişkileri yeniden gerilmiş görünmektedir. Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın yaptığı açıklamalar petrol akışının olduğunu doğrular niteliktedir. Yıldız yaptığı açıklamalarda Irak merkezi hükümetinin hassasiyetlerini de dikkate alarak Irak’ın bütünlüğüne zarar verecek bir girişimde bulunulmayacağı yönündeki Türkiye’nin Irak politikasına ilişkin temel tutumunu yinelemiş ve bu anlamda güvence vermiştir. Türkiye, IKBY ile ilişkilerindeki kararlı tutumu da sürdürmekte ve IKBY’nin petrol satışı konusunda önünü açabilecek adımlar atmaktadır. Ancak burada Türkiye IKBY’den gelen petrolün Irak’ın petrolü olduğunu ısrarla vurgulamakta ve Türkiye’nin buna göre işlem yapacağını net olarak ortaya koymaktadır.

Diğer taraftan Türkiye’nin Irak merkezi hükümeti ile de petrol ve doğal gaz konusunda görüşmeler yaptığı ve Bağdat ile enerji konusunda işbirliği yapmak istediği bilinmektedir. Bu noktada Türkiye’nin IKBY ile kurduğu enerji ilişkisi Türkiye’nin Irak merkezi hükümeti ile yaptığı/yapacağı işbirliğini sekteye uğratmaktadır. Nitekim geçtiğimiz hafta Irak’ın petrol satışı konusunda farklı alternatifler üzerine düşündüğüne yönelik haberler çıkmıştır.(1) Irak resmi petrol şirketi SOMO’nun yeni boru hatları inşa etmek için planlar yaptığı ve hatta 2019 yılında İsrail’in Hayfa limanına ulaşacak petrol boru hattını açmayı planladığı iddia edilmektedir. Bu konuyla ilgili Irak tarafından bir cevap gelmese de alternatif olarak ifade edilen ve yeni olduğu söylenen hatların en azından şimdilik rasyonel bir durum içermediğini ve Türkiye’ye alternatif olabileceklerini söylemek mümkün değildir. Bu noktada daha anlaşılır olması açısında Irak’ın petrol ihraç güzergahlarını incelemek ve bölgesel durumu ortaya koymak yerinde olacaktır.

Irak’ın ham petrol ihracatı 2012 yılı sonu itibariyle ABD’nin Irak’a müdahalesi öncesi seviyeye yükselmiştir. ABD Enerji Enformasyon Dairesi’nin açıkladığı rakamlara göre 2012 yılı sonu itibariyle günde ortalama 2,3 milyon varil petrol ihraç eden Irak, aynı yılın son aylarına gelindiğinde günde ortalama 2,9 milyon varil ham petrol ürettiği açıklanmaktadır. Bunun 400 bin varillik kısmının IKBY’nin kontrol ettiği alanlardan üretildiği söylenmektedir. Planlara göre Irak’ın 2017 yılında günde 9,5 milyon varil petrol üretmesi hedeflenmektedir.(2) Yaklaşık 500 bin varil petrol ise ülke içi tüketime sunulmaktadır. Irak’ın en önemli petrol ihracat noktası Mina El-Bakr/Basra terminalidir. Irak’ta yalnızca Basra terminalinin tam kapasiteyle çalıştığı bilinmektedir. Bu noktada Irak’ın denize açılan tek kapısı Basra’nın stratejik önemi ön plana çıkmaktadır.

Öte yandan Irak’taki 5 terminalden biri olan ve Türkiye’den de geçen Kerkük-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı, Irak’ın en büyük ihracat hatlarından biridir. İki hattan oluşan Kerkük-Ceyhan, tam kapasiteyle çalışamamakta, güvenlik yetersizliği, sabotaj ve yağmalama gibi nedenlerle bu hatla zaman zaman petrol pompalanamamaktadır. Yaklaşık bin kilometrelik Kerkük-Ceyhan hattı, tam kapasiteyle çalışması durumunda günde yaklaşık 1.6 milyon varil petrol ihraç edebilir. Türkiye’den geçen ana hattın kapasitesi günlük 1.1 milyon varil olarak açıklanmaktadır. Ancak savaş öncesi en fazla günlük 900 bin varil ihraç edilebilmiştir.

Bu iki hattın dışında kapalı olan iki boru hattı daha mevcuttur. Bunların biri Kerkük’ten İsrail’in Hayfa Limanına, diğeri Suriye’nin Banyas Limanına uzanmaktadır. 1950’lerin başında yapımı tamamlanan Irak ile Suriye arasındaki Kerkük-Banyas Petrol Boru Hattı yaklaşık 888 km (552 mile)’dir.(3) Irak-İran Savaşı (1980-1988) sırasında kapanan bu boru hattı, 2001 yılında tekrar faaliyete geçmiş; ancak ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgaliyle birlikte tekrar kapanmıştır. Günlük kapasitesi 300 bin varil olan bu hat, çalıştığı dönemde günlük 150-200 bin varil petrolün ihraç edilmesine imkan sağlamıştır. 2003 yılından bu yana çalışmayan, ABD’nin Irak’ı işgali sırasında büyük hasar gören bu hattın onarılarak yeniden faaliyete girmesi gündeme gelmiştir. İlk olarak 2007’nin Ağustos ayında Irak Başbakanı Nuri El-Maliki’nin Suriye ziyareti sırasında görüşülen bu konu, aynı yılın son günlerinde Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari’nin Suriye ziyaretiyle tekrar gündeme gelmiş ve hattın yeniden açılması konusunda anlaşıldığı ilan edilmiştir. Hattın Irak bölümünde hasarın fazla olduğu bilinmekle birlikte, ne zaman açılacağı konusunda bilgi verilmemiştir. 2011’de Suriye’de yaşanan krizden sonra bu hattın yeniden açılmasının kısa vadede mümkün olmadığı söylenebilir. Suriye’deki kriz kısa sürede çözümlense bile istikrarsızlığın devam etmesi bu hattın revize edilmesini mümkün kılmayacaktır.

Öte yandan 1935 yılında yapımı tamamlanan ve faaliyete geçen; ancak İsrail’in kurulmasıyla birlikte 1948 yılında kapatılan yaklaşık 1000 km.lik Kerkük-Hayfa Petrol Boru Hattı’nın da tekrar açılacağı uluslararası kamuoyunda sıkça dile getirilmektedir. Bu hattın yeniden açılması konusunda iki projenin olduğu bilinmektedir. Bu projelerden biri bu hattın tamir edilmesi, diğeri ise yeniden yapılmasıdır. Uzmanlar tarafından hattın tamir edilmesinin 5-6 ay gibi kısa bir süre alacağı ve maliyetinin 200 milyon dolar tutacağı iddia edilmektedir. Ancak 60 yıldır çalışmayan bu hattın Irak’taki bölümünün tamamen hasarlı olduğu, Ürdün bölümünün hurda halinde satıldığı bilinmektedir. İsrail’de kalan kısmın ise ne durumda olduğu belli değildir. Öte yandan bu hattın yeniden inşası gündemdedir.

Amerikan Ulusal Altyapı Bakanlığı’nın araştırmasına göre, çapı 105 cm olarak düşünülen yeni hattın 400 milyon dolara mal olacağı ifade edilmektedir. Ancak bu hattın önemli bölümünün Irak topraklarından geçeceği düşünüldüğünde, bu hattın güvenliği önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilindiği gibi birçok kez Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattına saldırı düzenlenmiş ve ihracat durma noktasına gelmiştir. Ayrıca Irak ile Ürdün arasında bu hattın yeniden yapılması ya da tamir edilmesine ilişkin bir anlaşma sağlansa bile Irak’ın İsrail’le diplomatik ilişki kurmaması ve İran’ın Irak’taki etkisi nedeniyle Irak merkezi hükümetinin böyle bir hattı yeniden gündeme getirmesinin olası olmadığı söylenebilir. Ancak IKBY ve İsrail arasındaki doğrudan olmayan diplomatik ilişkiler dikkate alınabilir. Bu noktada IKBY ile İsrail arasında enerji konusunda bir temas sağlansa bile IKBY’nin kontrolü altındaki bölgelerden çıkacak petrolün İsrail’e ulaşması coğrafi olarak çok zor görünmektedir. Zira IKBY’den çıkacak petrolün ya Suriye topraklarını kullanarak Lübnan üzerinden İsrail’e ulaşması ya da Ürdün üzerinden geçmesi gerekmektedir. Bu durum itibariyle IKBY’nin de İsrail’e boru hattıyla petrol gönderme ihtimali son derece düşük görünmektedir.

Mevcut durum itibariyle gündeme gelmese de Irak’ın İran üzerinden petrol sevkiyatı yapması da muhtemeldir. Resmi olmayan kayıtlara göre IKBY’den günlük olarak İran üzerinden 2000 tanker petrol satışı yapılmaktadır. Ayrıca Irak merkezi hükümeti ile İran arasında enerji konusuna ilişkin işbirliğini geliştirmeye yönelik çabalar olduğu bilinmektedir. Bu karşılıklı durum düşünüldüğünde İran yönetiminin de ülkesel çıkarlar doğrultusunda IKBY’den gelen petrolün satışına göz yumduğunu, Irak merkezi hükümeti ile olan ilişkilerini IKBY ile olan ilişkilerine karıştırmadığını söylemek mümkündür. Bu anlamıyla İran’ın da konjonktüre uyduğu ve rasyonel politikalar ortaya koyduğu ifade edilebilir.

Bu anlamıyla Türkiye de hem Irak merkezi hükümeti hem de IKBY ile ilişkilerini birbirinden bağımsız olarak düşünmektedir. Ancak Türkiye için hem Irak merkezi hükümeti hem de IKBY ile kurulan ilişkiler Türkiye’nin Irak politikasına ilişkin temel dinamiklerle örtüşmekte ve ilişkiler Irak’ın bütünlüğü çerçevesinde yürütülmektedir. Buradan hareketle Türkiye’nin IKBY ve Irak merkezi hükümeti ile ilişkilerini ayrı ayrı değerlendirdiğini ve IKBY ile Irak merkezi hükümeti arasındaki yetki krizine müdahale etmekten kaçındığını söylemek mümkündür. Yani Türkiye’nin, IKBY ve Irak merkezi hükümeti arasındaki ilişkileri “Irak’ın iç politika sorunu” olarak ele aldığı söylenebilir. Sonuç itibariyle Türkiye’nin Irak merkezi hükümeti ve IKBY arasındaki siyasi, idari ve ekonomik sorunların dışında kalarak denge politikası yürüttüğünü ve bu politikanın devam edeceğini öngörmek mümkündür. Öte yandan ortaya konan projelerin mevcut şartlar içerisinde Türkiye’ye bir alternatif olarak ortaya çıkmayacağı da görülmektedir. Kısa vadede enerji konusunda büyük adımlar atmak isteyen Irak için de en iyi seçeneğin Türkiye olduğu ortaya çıkmaktadır. Türkiye ve Irak arasında bu anlamda karşılıklılık durumu söz konusudur. Bu nedenle kalıcı ve sağlam işbirliğinin anlık siyasi çıkar hesaplarıyla bozulmaması her iki ülkenin de çıkarına olacağı aşikardır.

(1) Yeni Şafak Gazetesi, “Petrolde By-pass Hamlesi”, http://yenisafak.com.tr/ekonomi-haber/petrolde-by-pass-hamlesi-14.01.2014-606592, Erişim: 20 Ocak 2014.

(2) http://www.eia.gov/countries/analysisbriefs/Iraq/iraq.pdf, Erişim: 20 Ocak 2014.

(3) http://www.mafhoum.com/press2/65E13.htm, Amerikan Enerji Enformasyon Dairesi Irak Ülke Analizi 2001, Erişim: 20 Ocak 2014.

YANDAŞ MEDYA : İngiliz anahtarı

1390173399112.jpg

İngiliz anahtarı

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, İngilizler’in ve Rothschildler ailesinin geçmişten günümüze Türkiye üzerindeki etkisini anlattı. Prof. Dr. Buğra, İngilizler’in bir bütün Türkiye istemediğini söyledi

AHABER’in ilgiyle izlenen programı Yaz-Boz yine ses getirecek konu ve konuklarla gündeme oturdu. Programa katılan Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Türkiye’nin geçmişine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Usta gazeteciler Ergün Diler ve Bekir Hazar’ın konuğu olan Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Türkiye’nin büyük bir devlet olmasını istemeyen İngilizler’in, ‘parçalı devlet’ uğruna her yolu denediğini söyledi. Bu amaçlarına ulaşmak için Osmanlı’da paşaları kendilerine bağladıklarını anlattı. Kendilerine karşı çıkan Abdülhamit’i bile tahttan uzaklaştırdıklarını belirten Prof. Dr. Ekinci, "Abdülhamit’i tahttan indiren güçler Celal Bayar’ı cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtacak kadar güçlüydü. Türkiye üzerinde büyük etkileri vardı" dedi. Alman kökenli Yahudi Rothschild Ailesi’nin gücüne de değinen Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin sözlerinden önce çıkan bölümler şöyle:

‘HALA İÇİMİZDE YAŞIYORLAR’

"Türkiye’nin kuruluşunda İngilizler’in çok büyük rolü var. İngilizler hala buradalar. 1945’e kadar İngilizler dünya politikasında bir numaradır. Fransa, Rusya ve Amerika ondan sonra gelir. İngiltere’yi bir numara yapan birincisi çok güçlü bir devlet gelenekleri vardır. İkincisi zengin sömürgeleri vardır. Üçüncüsü çok ciddi bir istihbarat ağı vardır. Dünyanın 1 numaralı istihbarat ağı İngilizler’e aittir. CIA, MOSSAD, KGB bunlar hep sonra gelir. İstihbarat çok güçlüdür. Bunun ehemmiyetini anlayan Sultan Abdülhamit’ti. Bunun için ciddi bir yıldız istihbarat dairesi kurdu. Sonra hafiyelik teşkilatı diye adamcağızı linç ettiler. İngiltere 1945’e kadar dünyanın her yerinde hakimdi. Türkiye’ye de hakimdi.

" GÜÇSÜZ BİR TÜRKİYE İSTEDİLER "

Türkiye’de Cumhuriyet kurulmuştur, istiklal bağımsızlık vardır ama Türkiye güçsüz bir devlettir. Pek çok gelir kaynaklarını kaybetmiştir. Osmanlı topraklarının en fakir, suyu az olan, stratejik olarak en sıkıntılı bölgesidir Rumeli toprakları. Mısır zengindi mesela, oralar Osmanlı’ya verilmedi. Bu sebeple her zaman Ankara’yı İngiltere kontrol altında tuttu. İngiltere Anadolu’ya önem veriyordu çünkü burası onun sömürgelerinin başlangıç noktasıydı. Ortadoğu enerji kaynaklarının olduğu yerdir. İngiltere hala Ortadoğu’dadır, Ürdün’dedir, Filistin’dedir, Hindistan’dadır. Ama Türkiye oraların anahtarıdır. Anahtarı bırakamazsınız ki. Ev benim dediğiniz zaman anahtarı da belinizde olması lazım."

‘ANADOLU’DAN ÇIKARLARI VAR’

"İngiltere’yi kontrol altında tutan Rothschild Ailesi Anadolu’da kendi menfaatlerini gözetiyor. Rothschildler’in adamı olan bazı şahsiyetlerin Robie Herbet gibi Ankara ile, Atatürk ile görüşmesi… Bir yandan Rothschildler ile alakası var, kızıyla evli, bir yandan arkasından anlaşmalar yapıyor."

CELAL BAYAR MASON

İngilizler Türkiye’nin demokrasiye geçmesinin içinde de oldular. Liberalizm her zaman İngiliz siyasetini destekler. 1945’te de çok partili seçime geçildi fakat İnönü tabi kurt politikacı. Gizli tasnif açık oyla 1946’da iktidarı ele geçirdi. Fakat 1950 seçimlerinde artık İnönü devrildi. İngiltere’nin ABD’nin desteklediği bir demokrat parti başa geçti. Celal Bayar İngiliz yanlısı, liberal ekonomi taraftarı bir ittihatçı idi. Masondu, ittihatçıydı, Kemalist’ti ama İngiliz yanlısıydı. Ben komünist mason gördüm, milliyetçi mason gördüm, dinci mason gördüm, liberal mason gördüm her çeşit mason vardır yani…

OSMANLI’NIN YIKILMASINDA BÜYÜK ROL OYNADILAR

OSMANLI devletinin yıkılması, Sultan Abdülhamit’in tahtan indirilmesinde yahudilerin çok rolü vardır. Hadise meşhurdur biliyorsunuz; Teoder Hers Avusturya yahudisi bu işin başındadır. Rothschildler’le teması var. Para kaynağı Rothschildler’dir. Çünkü parayı onlar veriyor. Polonya yahudisi arkadaşı vasıtasıyla Abdülhamit ile görüşür. Osmanlı 2 kere savaş tazminatı öder…

TÜRKİYE’DE GLOBAL SERMAYENİN ETKİSİ

GLOBAL sermaye Türkiye’nin kuruluşunda önemli rol oynadı. Şam, Musul petrollerinde Rothschild Ailesi ortak. İlginç bir amblemi var. 1918’de Osmanlı ordusu Bakü’dedir. Ankara, İngilizler ile antlaşma yaptı. Ruslar ve İngilizler ile Bakü’den çekildi.
Neyin karşılığında çekildiği bilmiyoruz…

ROTHSCHİLD AİLESİ KİMLİKLERİNİ GİZLEDİ

ÇOK eski ve zengin bir aile olan Rothschild Ailesi Avrupa’nın her yerine dağılmış, ABD sermayesini kontrol altında tutmuş. Petrol, biliyorsunuz 19. asırda bulundu ve bunlarda da para vardı, sermaye vardı. Yahudiler dünyanın her yerinde mülk sahibi olamadıkları için, devlet adamı olamadıkları için, en çok ticaretle, paranın para kazanmasıyla uğraşmışlardır. Ancak aile hiçbir zaman ‘biz yahudiyiz’ dememişlerdir. Ne kadar zengin olurlarsa olsunlar isimlerini rahatça kullanamazlar. Herkes onların yahudi olduğunu bilir ama rahatça yahudi kimliğini ortaya atamamışlardır.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: