Aylık arşivler: Şubat 2014

YARGI DOSYASI /// ADEM YAVUZ ARSLAN : 5.yargı paketi kim için çıkıyor ?

Adem Yavuz ARSLAN

ayavuz

TBMM bugünlerde çok hareketli.

Çok tartışılan ‘internet yasası’ önceki akşam kabul edildi.

‘İnternete sansür getirmekle eleştirilen’ yasanın tartışması bile yapılamadan dün de Özel Yetkili Mahkemeleri (ÖYM) kaldıran 22 maddelik bir yasa teklifi Meclis’e sunuldu.

Teklif hayli kapsamlı.

Dinleme, teknik takip, arama ve el koyma kararlarını zorlaştıran teklif radikal değişiklikler getiriyor.

İlk olarak Ergenekon, KCK ve Balyoz gibi önemli davalara bakan ÖYM’ler ile TMK mahkemeleri kalkacak. Böylece kritik davalar ağır ceza mahkemelerinde yeniden görülmeye başlanacak.

Teklif bugüne kadar sıklıkla eleştirilen bazı uygulamalara da çekidüzen veriliyor.

Mesela telefon dinlemeleri zorlaştırılıyor. Bu iyi bir şey. Ancak dinleme kararı ve dinlemelere itiraz için oy birliği aranacak ki bu yargı camiasında ilk kez olacak.

Sıkıntı yaşanacağı muhakkak.

Gözaltı kararı için kuvvetli şüphe şartı getiriliyor.
Savunma makamı suçlandığı tüm dosyalara ulaşabilecek. Dinlemelerdeki suç dışı tapeler yok edilecek.

Mal varlığına el koymak için BDDK, MASAK, SPK raporu şartı geliyor.

ÖYM’lerin alanına giren suçlarda uygulanan azami tutukluluk süresi 10 yıldan 5 yıla iniyor. Böylece halen 5 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan 130 kişi tahliye olacak.

Teklifin ‘adrese teslim’ olduğu yönünde eleştiriler de var.

Yani yasa teklifi demokratik standartları yükseltmekten çok ‘hükümetin kendini korumaya alma çalışması’ gibi duruyor.

Her ne kadar kulağa hoş gelse de ‘kişisel verilerin korunması amacıyla bu verileri hukuka aykırı olarak kaydedene ve yayanlara verilen ceza artırılıyor.’ Kaydedene 1 yıldan 3 yıla, yayan da 2 yıldan 4 yıla kadar hapisle yargılanacak.

Bu şu demek; eğer internete düşen bir skandalın ses kaydını başkasıyla paylaşırsanız işiniz zor.

Öte yandan tasfiyelere karşı yargı yolu tıkanıyor.
Yürütmeyi durdurma kararları artık idarenin savunması alınmadan verilemeyecek. Ayrıca artık bakana tazminat davası açılamayacak.

Emri uygulamayan memur da korunmuş olacak.

ÖYM’lerin kaldırılması kaosa neden olur mu?

Bir de madalyonun öbür yüzü var.

Bugün alelacele kaldırılan ÖYM ve TMK’lar ihtiyaca binaen kurulmuştu. Nitekim söz konusu mahkemeler terör örgütlerine, mafyatik yapılara ve çetelere göz açtırmadı.

Sonuçta ÖYM’ler uzmanlaşmış ihtisas mahkemeleriydi.

Uzmanlaşmış kadroların lağvedilmesi için terörün, uyuşturucu tacirlerinin, çetelerin bitmesi gerekir.

Peki öyle mi?

İstenilen seviyede olmasa da bir çözüm süreci var. PKK şimdilik silaha sarılmıyor. Peki DHKP-C ya da El Kaide gibi örgütleri ne yapacağız?

ÖYM’lerde görev yapan hakim ve savcılar 1. sınıf yani 10 yıl ve üzeri tecrübeye sahiptiler. Yeni durumda nispeten acemi yargıçlar çok önemli soruşturmaları yürütecekler.

Pratikte başka sorunlar da çıkacak.
Mevcut uygulamada büyük illerde bulunan ÖYM’lerin kapanmasından sonra terör davaları Hakkâri, Lice ve Şemdinli gibi yerlerde görülmeye başlanacak.

Buralarda görev yapan yargı mensuplarının yaşayacağı sıkıntıları düşünmek gerekirdi. Nitekim Tunceli Ovacık ve Doğubeyazıt’ta iki savcı şehit edildi.

Hal böyleyken yargılamaların sağlıklı olması pek mümkün değil.

Zaten ÖYM ve TMK 10’dan devredilen davalar nedeniyle davaların uzaması kaçınılmaz. Bir de güvenlik nedeniyle küçük illerden nakiller başlayacak.

Birden fazla ilde işlenen bu tür suçların yargılamalarında yetki uyuşmazlığı olacak ve mahkemeler arasında karmaşa çıkacak. Dosyalar sahipsiz kalacak. Çeteler bu durumu fırsat bilecek.

Oysaki dünyanın gelişmiş ülkelerinde de terör ve mafya yargılamaları ÖYM’lerde yapılıyor.

Hatta Bulgaristan, 2012’de Avrupa Konseyi’nin tavsiyesi üzerine ÖYM’leri kurdu. Terör sorunu yaşamayan birçok AB ülkesinde de ÖYM’ler var.

Öte yandan AİHM, Türkiye’deki mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olduğunu da daha önce tescillemişti.

Hatırlanacağı gibi Tuncay Özkan ve Çetin Doğan, ÖYM’lerin ‘adil yargılama’ ilkesine aykırı olduğunu iddia etmişti. AİHM ise bu iddiayı kabul etmemişti.

Sonuç itibariyle uygulamada yaşanan aksaklıkları düzeltmek yerine ya da karşılaşılan bir zorluğu palyatif çözümlerle aşmak için alelacele yapılan düzenlemeler ileride başımıza çok daha büyük sorunlar açabilir.

Emniyet lağvedilmiş, savcılar hallaç pamuğu gibi dağıtılmışken sokaklar yeniden suç örgütlerine kalırsa bazı şeyler için geç olabilir.

YARGI DOSYASI : Ergenekon sanıklarına kötü haber

TBMM’ye sunulan 22 maddelik yasa teklifindeki maddelerden biri de tutukluluk üst sınırının 10 yılda 5 yıla indirilmesi… Ancak Ergenekon sanıkları bu maddeden faydalanamayacak.

Özel yetkili mahkemelerle ilgili düzenlemenin de yer aldığı 22 maddelik yasa teklifi, TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 22 maddelik yasa teklifi ile ilgili gazetecilere bilgi verdi.

22 maddelik bu teklifte önemli maddeler var.

İşte o maddeler:

– Özel yetkili mahkemeler tamamen kalkıyor. Özel yetkili hakim savcı ve kovuşturma usülleri bundan sonra olmayacak.

– ÖYM’lerin baktığı tüm dosyalar Ağır Ceza Mahkemeleri’ne iade edilecek.

– Yasa dışı dinlemelere ve özel hayatın gizliliğine dair verileri yok etmeyenlere yönelik cezalar artıyor.

– Tutukluluk üst sınırı 10 yıldan 5 yıla iniyor. Ancak Ergenekon davası sanıkları bundan faydalanamıyor, çünkü Yargıtay ve AİHM içtahaklarına göre temyiz süresi tutukluktan sayılmıyor.

– Gözaltı kararı için kuvvetli şüphe şartı geliyor.

– Savunma makamı suçlandığı tüm dosyalara ulaşabilecek.

– Dinlemelerde suç dışı belge ve tape’ler yok edilecek.

– Mevcut dinleme kararları gözden geçirilecek.

– Dinleme kararını sadece Ağır Ceza Mahkeme heyeti verebilecek. Dinleme kararı için mahkeme heyetinin oybirliği gerekiyor.

– Mal varlığına el koymak için BDDK, MASAK, SPK raporu şartı geliyor.

– Dinleme kararını sadece Ağır Ceza Mahkemesi heyeti verecek. Mevcut dinleme kararları gözden geçirilecek.

– Kişisel verileri hukuka aykırı alanlara ağır cezalar geliyor

Bozdağ, ayrıca, Adana’da TIR’ların durdurulmasıyla ilgili başsavcıyı aradığını ve gizlilik konusunda kendisini uyardığını söyledi. Bozdağ, o fezlekenin de iade edildiğini ifade etti.

İSTİHBARAT /// WWW (.) HABERDAR (.) COM : Mit’ten skandal talep !

MİT Müsteşarlığı’nın Yargıtay’da görülen ve Başbakan’ın da dinlendiği Erzincan Ergenekonu davasında, sanık üç personelinin soruşturulmaması yönünde rapor hazırladığı ortaya çıktı.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın imzasıyla Başbakanlığa sunulan raporda, Ergenekon Terör Örgütü üyesi oldukları iddia edilen 3 MİT personeli için kovuşturma izni verilmemesi istendi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise rapora karşın MİT’çiler hakkındaki kovuşturmanın devam etmesini istedi.

YARGITAY İZİN İSTEDİ

Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nde görülen, eski 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk ile eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in de yargılandığı Erzincan davasında, Başbakan Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin yasa dışı dinlendiği iddia edilmişti. MİT Kanunu’ndaki değişiklik nedeniyle Yargıtay kovuşturmayı Başbakan’dan izin alınması için durdurmuştu. Başbakan’ın izninden sonra devam eden davada, Teftiş Kurulu Raporu dikkat çekti.

‘PRENSİPLERE UYGUN’

MİT’ten Yargıtay’a gönderilen raporda şu ifadeler kullanıldı: “3 MİT mensubumuzun hedef haline getirilmesinin göz ardı edildiği, gizli tanık ifadelerindeki çok ağır suçlamalara karşın deliller yeterince araştırılmayarak personelin 6 ay boyunca tutuklu kaldığının anlaşıldığı, gizli tanığın Mart-Nisan 2009’da 4 e-posta gönderdiği, gizli tanık ile görüşmelerin plan ve prensiplere uygun gerçekleştiği, kovuşturmanın devamı için izin verilmemesi gerektiği.”

FETULLAH GÜLEN DOSYASI /// YENİ ŞAFAK’TAN MÜTHİŞ İDDİA : Türk Solu dergisinin paralel yapı bağlantısı deşifre oldu !

Türk Solu dergisi ile paralel yapılanmaya bağlı polislerin bağlantısı deşifre oldu. 17 Aralık komplosunun ardından görevden alınan polisler ile dergi yöneticileri Skype üzerinden temas kuruyor. Görüşmelerde paralel yapılanmanın Türk Solu’na talimatla yazı yazdırdığı belirlendi

Ergenekon soruşturması sırasında Ankara’da ‘Ordu Göreve’ pankartı açarak kamuoyu algısı oluşturan Türk Solu Dergisi ekibinin paralel yapıyla ilişkisi deşifre oldu. İstihbarat birimleri paralel yapıya mensup polisler ile Türk Solu yöneticilerinin ’22 kezden fazla olmak üzere’ Skype üzerinden defalarca iletişime geçtiği belirlendi. Bu temaslara paralel olarak Türk Solu yayın politikasında değişikliğe gitti. Dergi, hükümet darbesini hedef alan yolsuzluk kılıflı operasyonlarda paralel yapıya destek vermeye başladı.

ÇULHAOĞLU’NA SAVCI DESTEĞİ

Aydınlık grubundan ayrılarak ulusalcı solda yeni bir akım oluşturmaya çabalayan Gökçe Fırat Çulhaoğlu yaptığı sansasyonel, hakaret içerikli ve ırkçı yayınlara rağmen şu ana kadar herhangi bir hukuki yaptırıma maruz kalmadı. Ergenekon soruşturması sürecinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a silah hedefi doğrultulmuş bir kapak yayınlayan dergi özellikle Türkiye’de yaşayan Kürtlere de ırkçı propogandalara imza atmıştı. Son olarak 2013 Ekim’inde Başbakan’a ‘PKK Eşbaşkanı’ diyen ve Erdoğan’ı PKK yönetici olarak resmeden Türk Solu hakkında Başbakan’ın avukatları tarafından suç duyurusunda bulunulmuştu. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yayını düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirerek soruşturmaya takipsizlik verdiği öğrenildi.

YENİDEN YARGILAMAYA DA KARŞI

‘Ulusalcı-Sosyalist-Kemalist br çizgide’ olduğunu iddia eden dergi son günlerde Eegenekon ve Balyoz yargılamaları ile ilgili gündeme gelen yeniden yargılama konusunda açık bir karşı duruş sergilemeye başladı. Tayyip Erdoğan’ın Doğu Perinçek’e görev verdiğini iddia eden dergi, Perinçek’in dışarı çıkarılıp CHP’yi bölmek için görevlendirildiğini öne sürdü.

Talimatlar Skype’tan

Paralel devlet bağlantılı polis şeflerine yönelik yürütülen soruşturmada polisler ile Çulhaoğlu’nun irtibatları deşifre oldu. Güvenli olduğu gerekçesiyle Skype üzerinden yapışan çok sayıda görüşmede paralel yapılanmanın Türk Solu’na talimatla yazı yazdırdığı belirlendi.

İşçi Partisi içinde siyasi çalışmalar yapan Çulhaoğlu, MİT ajanı olduğu gerekçesiyle partiden kovulmuştu. İP macerasının ardından Türksolu isimli dergiyi çıkarmaya başlayan Çulhaoğlu, CHP’den de ‘teklif’ aldı. Çulhaoğlu bir dönem CHP içinde de bulunmuştu.

Cemaate destek istedi

Derginin sahibi Gökçe Fırat Çulhaoğlu son yaşananlarla ilgili ilginç bir yazı yazarak okuyucularına açıkça cemaatten yana tavır almalarını istedi. ‘AKP ile Cemaat’in savaşı, bu savaşın dışındaki güçleri taraf tutmak zorunda bırakıyor’ diyen, Çulhaoğlu şu ifadeleri kullandı: ‘Aslında tablo çok net. Türkiye’de iktidar devrilecek. Tayyip Erdoğan ne kadar dirense de, ne kadar hukuku ortadan kaldırsa da, baskı yapsa da, hile yapsa da yıkılacak! Çünkü ABD artık Tayyip’i istemiyor. Ergenekon tertibinde Türk Ordusu tek bir kurşun atmadan teslim oldu! Ama Cemaat gördünüz Tayyip’e savaşacak cesareti gösterdi. Ve neyi gösterdi bize? Demek ki bir savcı bile pek çok şeyi başarabilirmiş.’Alışverişimi Türk’ten yapıyorum param PKK’ya gitmiyor’ adında bir kampanya başlatan Çulhaoğlu’nun sahibi olduğu derginin eski Genel Yayın Müdürü Erkin Yurdakul 2003 yılında evinin penceresinden atlayarak intihar etmişti.

Cihat Arpacık / Yeni Şafak

MEDYA DOSYASI /// KEREM ALTAN : Haydi Yıldıray, daha yüksek sesle: ‘Ordu göreve’

Yok, henüz “ordu göreve” diye ortaya çıkmadı ama yakındır. Yaşadığı düşüşün arkasından böyle bir çığlık atması da muhtemeldir.

Başbakanı’nın hukuksuzluklarını kapatmak için dört elle sarıldığı Kemal Kerinçsizler’le birlikte yakında görürüz kendisini meydanlarda.

Yıllarca çalıştığı Taraf Gazetesi hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunanlara “cephane” sağlayan yazılar yazdıktan, “o belgeyi yayınlamak suçtur” diye yol gösterdikten sonra artık her şey mümkün.

PKK itirafçılarını hatırlarsınız…

Ergenekon terör örgütünün tetikçiliğini yaptılar yıllarca. Kendileri de Kürt olmalarına rağmen “aldatıldık, kandırıldık” diyerek Ergenekon’un emrine girip yüzlerce Kürdün canına kıydılar, faili meçhul cinayetlerin tetikçiliğini üstlendiler.

Yıldıray Oğur da sonunda onlara benzedi. “Kandırıldım, kullanıldım” diyerek “milli orduya kumpas” yalanının arkasına takıldı. Bir zamanlar “askeri vesayete” birlikte karşı çıktıklarına pusu kurmaya uğraşıyor şimdilerde.

“Milli ordunun” tertemiz olduğuna inanmamızı bekliyor. Darbe planlarını, darbeleri, faili meçhulleri, öldürülen vatandaşlarımızı, suikastları unutmamızı istiyor “kullanışlı aptal”.

Kendisine “kullanışlı aptal” dememin sebebi yukarıda saydığım anlaşılmaz beklentisi değil tabii ki.

“Kullanışlı bir aptal” olduğunu kendisi yazdı. Gazete yazısından ziyade “kullanışlı eleman” arayanlar için yayınlanmış bir ilan metni gibiydi yazdıkları.

“Bir insanın, göğsünü gere gere kullanışlı olduğunu itiraf edebilmesi için acaba ne kadar kullanışlı olması gerekir?” sorusunu şimdilik bir kenara bırakıp devam edelim.

Yıldıray “kullanışlı bir aptal” olduğunu öyle durup dururken keşfetmedi.

Yaşam koçu, akıl hocası, hatta belki de işvereni olan Başbakan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın, yolsuzlukların üstünü örtmek ve iktidarın kaybettiği önemli bir ortaklığın yerini kirli bir ittifakla doldurmak adına “milli orduya kumpas” lafını ortaya atmasından sonra, “Hakikaten amma da kullanışlı aptalmışız” diye ani bir aydınlanma yaşadı.

Galiba zamanlama bu defa gerçekten manidar oldu.

Akdoğan bu sinsi yola sapar sapmaz Yıldıray bir anda “kullanışlılığını” ilan etme ihtiyacı duydu.

Akdoğan’ın o manevrası Yıldıray’ın birdenbire kendisiyle ilgili “gerçeği” keşfetmesini sağladı.

Akdoğan’ın gücünü de takdir etmek gerekir, bir insanı bir cümleyle değiştirebilecek bir kudrete sahip adam.

Eğer hükümeti çok zor duruma düşüren yolsuzluk skandalı patlamasaydı Yıldıray’ın “vicdanının” o kurnaz mı kurnaz sesini belki de hiç duyamayacaktık.

Siyasi iktidarın çıkarlarına endekslenmiş böyle bir vicdanın, siyasi iktidarın her söylediğinin doğruluğuna iman eden böyle bir kullanışlılığın ve siyasi iktidarla birlikte bir yandan bir yana savruluşun tek nedeninin “vicdan” olduğuna insanların inanmasını bekleyen böyle bir aptallığın pek kolay bulunmayacağını da söylemeliyim.

Şimdilerde kendisi “Kafes ve Askeri Casusluk davaları için pişmanlığımı dile getirdim” dese de Yalçın Akdoğan’ın “milli orduya kumpas” saçmalığını ilk dillendirdiği günlerde, Balçiçek Pamir’in programına çıktığında, özellikle herhangi bir dava ismi söylemeden, “Artık bundan önceki davalara da şüpheyle bakıyorum” dediğini kendi kulaklarımla duydum.

Ergenekoncular ve darbeciler için açılmış bütün davaları bir şüphe bulutunun içine gömdüğüne bizzat şahit oldum.

Belki de sonradan abilerinin uyarısıyla, tüm cephaneyi bir anda bitirmemek adına davalardan dava beğendi.

Ama yine de Yıldıray’ın kurnazlığının altını çizecek bazı soruları kısaca sormakta da yarar var tabii.

Örneğin hazır vicdanının sesini dinlemeye başlamışken, neden Başbakanı’nın hapishanede olmasından sık sık yakındığı “milli ordu”nun eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a mahkumiyet yolunu açan “internet andıcı” haberi hakkındaki düşüncelerini hala açıklamadığını merak ediyor insan.

O haber de yalan mıydı? Bir kullanışlılığın sonucunda mı ortaya çıkmıştı? “Milli orduya” kurulmuş bir kumpas mıydı?

Yoksa gerçek miydi? Eğer gerçekse, “milli orduya kumpas kuruldu” lafının bir yalan olduğunu düşünmek mi gerekir? Akdoğan yalan mı söyledi?

Niye bu konuya hiç değinmiyor Yıldıray?

Belki de şimdilik o konuyla ilgili bir komut gelmedi kendisine. Başbakanı’nın ileride çıkması muhtemel bir başka hukuksuzluğunu kapatmak için her ihtimale karşı cebinde tutuyor sanırım bu “pişmanlığını”.

Şimdi bir de “ben özeleştirimi yaptım, başkaları da yapmalı, hesabını veremezler” diyor.

Hesap verme konusuna girebilecek kadar cesur olması şaşırtıcı tabii.

Gezi’de ölenleri Başbakanı uğruna görmezden gelmenin, ayakkabı kutularından fışkıran dolarlardan Başbakanı’nın hayrı için hiç söz etmemenin, Roboski’de öldürülen 34 insanın felaketine hiç değinmemenin, iktidar olmanın gücünün kullanıp mahkeme emirlerini dinlemeyerek açıkça hukuku katledenleri savunmanın, bu korkunç suçları işleyenlerin “kullanışlı” neferi olmanın hesabını kendisi nasıl verecek?

Siyasi iktidar değiştikten sonra bir başka “ben o zaman kullanışlı aptaldım” açıklamasıyla bunları da geride bırakacağını mı düşünüyor acaba?

Bu, tam da onun “kullanışlı” kurnazlığına uygun olur aslında.

Bu arada hazır konu “kullanışlı” olmaktan açılmışken…

Yıldıray gibi geçmişlerine ihanet edip koşa koşa yolsuzluklarla kirlenmiş bir iktidarın yanında saf tutan Markar (kendisinden yakında “Ermeni soykırımı büyük bir yalandır” konulu bir yazı gelirse hiç şaşırmam), Melih ve Kurtuluş’tan hala aptallıklarıyla ilgili bir itiraf gelmemesi de düşündürücü.

Yoksa onlar Yıldıray kadar aptal değil mi?

PKK DOSYASI /// Oral Çalışlar : Öcalan’ı itibarsızlaştırma projesi

Oral Çalışlar: Kimler bunlar acaba? Öcalan’ın 15 yıl önceki sorgusunun kasetlerini elde etme yeteneğine kimler sahip olabilir? Size bir tahminde bulunayım: Ergenekon soruşturmasını kim yürüttüyse JİTEM’cileri kim sorgulayıp evraklarına el koyduysa onlar.

Oral Çalışlar’ın Radikal gazetesindeki "Öcalan’ı itibarsızlaştırma projesi" başlıklı (7 Şubat 2014) yazısı şöyle:

Son dönemde, ‘Kürtlerin hakkını hukukunu savunan’ bazı çevreler, Kürtlerin barışa yönelmesinden hoşnut değiller.

Öcalan’ın hedefe oturtulacağı belliydi. Çok profesyonelce monte edildiği anlaşılan kasetin hedefi; Öcalan’ı, Kürtlerin, Türklerin gözünden düşürmek. Abdullah Öcalan’ın Kenya’dan getirildiği günlerde, JİTEM’ci Atilla Uğur tarafından sorgulanırken çekilmiş görüntüleri, keyfi şekilde montajlanarak, 15 sene sonra yeniden devreye sokuluyor.

Tabloyu daha net bir şekilde görebilmek için 17 Aralık’a uzanalım: 17 Aralık operasyonu, istenilen sonucu vermedi. Darbe girişimi amacına ulaşamadı. ‘Devirmeci topluluğun’, ‘hamle’ beklediği kesimlerden biri de Kürtlerdi, Öcalan’dı, BDP’ydi. ‘İşin bir ucundan da onlar tutsaydı’, Tayyip Erdoğan bitirilebilirdi. Barışı bozmaları ve ‘krizin derinleşmesine katkıda bulunmaları’ beklendi. Ancak, Öcalan, ‘paralel yapı’ya ve ‘darbeci’lere karşı olduğunu açıkça ifade etmekten geri durmuyor. Kandil ve BDP de bu tavrın arkasında olduklarını gösteriyorlar.

“Öcalan sattı” iftirası

“Öcalan satıyor” iftirası, yeni değil. Öcalan’ın ilk yakalandığı günden bugüne, soldaki bazı çevreler, onun ‘devlete satıldığı’ fikriyatını ‘servise sokabilmek’ için, ellerinden geleni yapıyorlar. Ancak Kürtler onlara değil Öcalan’a inanıyorlar. Abdullah Öcalan, Kürtlerin ‘barış eğilimi’ni doğru okuyup, bir silahsızlanma çağrısında bulundu. Bir yıl önceki Newroz’da Diyarbakır’da okunan mesajı milyonlarca Kürt’ün duygularına tercüman oldu. PKK’nın silahlı mücadeleyi sona erdirdiğini ilan eden bu çağrı, barışçı müzakereler dönemini de başlatmış oldu. O günden beri, neredeyse 15 aya yakın bir zamandır, dağlarda çocuklarımız ölmüyor.

Barış sürecinin iki önemli aktörü var: Tayyip Erdoğan ve Abdullah Öcalan. İkisi de kendi hitap ettikleri kitleyi çatışmasızlığa ve çözüme ikna etmek için, riski göze aldılar, ellerini taşın altına koydular. Onca kargaşaya, değişik torpillemelere rağmen, başlattıkları yoldan dönmediler.

17 Aralık sonrası

Son dönemde, ‘Kürtlerin hakkını hukukunu savunan’ bazı çevreler, Kürtlerin barışa yönelmesinden hoşnut değiller. Öcalan’ın tavrına olan kızgınlıklarını gizlemiyorlar. Onun bir ‘satış’ içinde olduğunu yüksek sesle dile getirmeye başladılar. Birkaç ay önce, ‘kullanılan adam’ ifadeleri piyasaya sürülmüştü. Bunun yetmediği anlaşılıyor. Artık ‘satan adam’ aşamasına geçiliyor.

Bu tür yazıların son dönemde yaygınlık kazanmasıyla Öcalan kasetinin devreye sokulması, belli ki bir planın ürünü. ‘Birileri, Öcalan’ı devreden çıkarmak, Kürtler üzerindeki etkisini kırmak ve/veya Kürt hareketini parçalamak’ şeklinde bir stratejiyi uygulamaya koymuş bulunuyor.

Kimler bunlar acaba? Öcalan’ın 15 yıl önceki sorgusunun kasetlerini elde etme yeteneğine kimler sahip olabilir? Size bir tahminde bulunayım: Ergenekon soruşturmasını kim yürüttüyse JİTEM’cileri kim sorgulayıp evraklarına el koyduysa onlar. Hükümet ve MİT’in, ‘Öcalan’ın itibarsızlaştırılmasını’ istemeyeceğini de hesaba kattığımızda, fotoğraf netlik kazanıyor.

Buradan da görülüyor ki ‘17 Aralık darbe girişimcileri’nin en çok canlarını sıkan şeylerden biri, ‘barış ve çatışmasızlık’ kararının sürüyor olması. ‘Çözüm süreci’nin başladığı ilk günden beri, memnuniyetsizliklerini açıklamaktan geri durmuyorlar.

Geçen yıl nisan ayında çözüm sürecine destek amacıyla ‘Âkil İnsanlar’ gezisindeyken, bir ‘darbe’yle Taraf gazetesinden tasfiye edilmemiz bir tesadüf değildi. O zaman, bunun ‘barış karşıtı bir operasyon’ olduğunu, kamuoyu ile paylaşmıştık. Öcalan, ‘barış karşıtı operasyoncular’ın en önemli hedeflerinden birisi. Operasyoncular, ondan istediklerini bir türlü alamadılar. Oslo’yu sızdırıp eline kolunu bağlamak istediler. ‘Öcalan kaseti’, bir tesadüf değil. Son olacağını da sanmıyorum. Operasyoncular, ellerindeki malzemeleri devreye sokmayı sürdürecekler. Öcalan için ‘satıldı’ fikriyatını işlemeye devam edecekler.

ERGENEKON DAVASI /// ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ : ‘Ergenekon’dan çıkış yok’

Balyoz ve Ergenekon sanıkları tutukluluğu 5 yıla indiren düzenlemeden yararlanamayacak.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ “Tutuklamanın başladığı tarih ile mahkûmiyet kararı verilene kadar süre tutukluluktur. Karardan sonra temyizde geçen süre buna dahil değildir, hakkında hüküm bulunanları kapsamamaktadır” dedi.

ADALET Bakanı Bekir Bozdağ, tutukluluk süresini 5 yıla indiren düzenlemeden Balyoz ve Ergenekon sanıklarının yararlanamayacağını söyledi. Bozdağ, “Tutuklamanın başladığı tarih ile mahkumiyet kararı verilene kadar süre tutukluluktur. Karardan sonra temyizde geçen süre buna dahil değildir. Yani hakkında hüküm bulunanları kapsamamaktadır. İlk derece mahkemelerinin karar verdiği süre hesap edilecek. Karar tarihinde karar verilmişse dışında. Beş yılın üzerinde tutuklu bulunan kişi sayısı 130” açıklamasını yaptı. Bozdağ, dün televizyon temsilcileriyle yaptığı toplantıda pakete ilişkin soruları şöyle yanıtladı:

“Özel yetkili mahkemelerde 5 bin 600 dava var. Bunlar ağır ceza mahkemelerine devredilecek. Hakimlerin atamalarını HSYK yapacak. Hangi dosyanın hangi mahkemeye verileceği otomatik olarak UYAP’tan yapılacak. Önümüzdeki hafta komisyondan çıkacak, bir hafta sonra da yasalaşacak. Türkiye’de 133 ağır ceza mahkemesi var. Mahkemeler terörle mücadelenin aracı değil, adaletin tahakkuk ettiği yerlerdir.

HATIRLATMAK GÖREVİM

Başsavcıya ben anayasayı, hukuku anlattım. Soruşturmanın gizliliği insanların haysiyetini, hukukunu korumak içindir. Adalet Bakanı olarak canlı yayında soruşturma izleyip, başsavcıyı arayıp yasaları hatırlatmak benim görevimdir. Soruşturmaya müdahale etmek değildi yaptığım. Kimsenin buna mani olma gücü yetkisi yoktur. Benim söylediğim bu eğer bu suçsa başım gözüm üstüne. Bugüne kadar bir tane Adalet Bakanı gösterin ki cumhuriyet savcısını aramamış olsun.

Başsavcı, benim konuşmamı benim rızam dışında tutanak tutuyor, onu ifşa ediyor, arkasından daha da kötüsü 32 tane klasörü buna ekleyip gönderiyor. Bana da gönderdi, iade ettim. Sonra aynısını Meclis’e gönderiyor. Savcıya kimse sormuyor, siz bu 32 klasörü Adalet Bakanıyla ilgili olmadığı halde fezlekelerin arkasına niye koyuyorsunuz? Benim hukuk içinde yaptığım bir iştir, hukuk dışında bir iş yapmadım. Kılıçdaroğlu, Bülent Tezcan tutanakları aldı okudu, kim verdi tutanakları bunlara? Kılıçdaroğlu, ‘fezlekeler elimizde satır satır okuduk’ diyor. Hukuk devletiyiz biz, fezlekeler nasıl ana muhalefet partisinin elinde olur? Evrakları kim getirip de dosyanın içerisinden veriyor. Bunlar zaman içinde ortaya çıkacaktır.

ONU DA İADE ETTİM

Adana’dan da benim hakkımda fezleke geldi. Onu da iade ettim. Onu da aramıştım. Bir ihbar gelebilir, TIR’ın olduğu yere gittiniz, o zamana kadar MİT’le ilgili olduğunu bilmiyorsunuz diyelim. MİT ile ilgili olduğunu öğrenince yapacağınız iş belli. Tutanak tutulur, savcı devam etmek istiyorsa soruşturma için izin ister. Açık kuralı birileri çiğnerse başsavcının denetim ve gözetim yetkisi var. Kesinlikle Adana’da savcı, hukuku ayaklarının altına alıp çiğnemiştir. MİT, bir yerden bir yere TIR götüremeyen aciz duruma düşürüldü.”

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// ALİ KARAHASANOĞLU : Husumeti derinleştiren dershane mi, 17 Aralık mı ?

Veya tam karşı cepheden dile getirilen, aynı itirazın değişik versiyonu: “Şimdiye kadar övdüğünüz AK Parti iktidarını, şimdi birden bire niye yerden yere vuruyorsunuz?”

Bu iki söylemin de altını dolduracak, o kadar bol malzeme var ki..

Çok eski yıllara gitmeye gerek yok..

Fetullah Gülen’in, daha Ekim ayı sonunda, rahatsızlığı sebebi ile kendisine geçmiş olsun dileğinde bulunanlar için yayınlattığı “teşekkür”de söyledikleri..

Bunlara baktığınızda…

“Ortada iki ayrı grup var.. Bunlar birbirine hasım insanlar.. Birbiri ile kavgalı, hatta düşman haline gelmiş yapılanmalar..”

Diyebilir miydiniz?

Aynı şekilde..

O günlerde. Başbakan’ın, Fetullah Gülen’e yönelik sözlerini dinlediğinizde, “Kısa süre sonra, bu insanlarla kavgalı hale gelebileceği”ni tahmin edebilir miydiniz?

Mümkün değil..

Her iki tarafın da, birbirleri lehine yaptıkları konuşmalar, hepimize çok doğal, çok tabii geliyordu..

Dolayısı ile..

Kimse “Ama 4 ay önce bak sen ne diyordun. Hocamızı nasıl övüyordun” diyerek karşı tarafı susturacağını sanmasın..

Çünkü aynısını, karşı taraf da size söyleyebilir: “4 ay önce bakın sizin Hocanız, Başbakanımızı nasıl övüyordu!”

O zaman sorunu çözmek için..

İplerin koparıldığı olayı tespit etmemiz lazım..

Hem o olayı tespit etmemiz lazım..

Hem de “birbirine gülücükler yollayan iki grubun düşman haline gelmesine sebep olan tarafı/atağı” belirlememiz lazım..

Olay, “dershaneler” mi?

“Dershanelerin kapatılmak istenmesi” mi?

Öyle gibi görünüyor.. Gösterilmek isteniyor..

Ve dolayısı ile, kavgada ilk hamlenin AK Parti’den geldiği izlenimi doğuyor..

Olayın biraz arka planını irdelediğinizde ise..

Dershanelerin kapatılması ile ilgili vaadin, AK Parti’nin kuruluşundan bu yana yapılageldiğini..

Seçmene verilen taahhüdün hayata geçirilmesi için atakta bulunulduğunu..

Özellikle de, dershanelerin kapanmasında tek muhatabın Gülen grubu olmadığı, onların sadece % 25 paya sahip oldukları, gerçeği karşısında..

AK Parti’nin, Gülen grubuna yönelik kasti bir hamlesinden bahsedebilmek, hayli zor.

Kaldı ki.. Dershaneler kapatılırken, özel okula dönüşmeden tutun, akademik liseye kadar onlarca alternatif çözüm teklif edildi.

Dershanelerin kapatılma sürecine girilmesinin, Gülen grubunu kızdıran bir gelişme (haklı olmasalar da) olduğunu söyleyebiliriz ama.. Sadece kızdıran bir atak..

Hepsi o kadar..

Tümü ile Gülen grubuna yönelik bir atak olmamasının.. Esnek tekliflerle ve zamana yayılan çözüm önerilerinin varlığının altını çizip..

Buraya bir nokta koyalım..

Bir de karşı cenah açısından olaya bakalım..

Tartışmanın başlangıcını, 17 Aralık karanlık operasyonuna bağlayanların penceresinden bakalım…

İşte tam bu noktada.. Dershane konusundaki yaklaşımın tam aksine.. Ne esneklik görüyoruz. Ne alternatif bir teklif.. Ne zamana yayılan bir süreç..

Olduğundan çok çok abartılı..

Direkt devirmeye yönelik..

Anında götürmeyi amaçlayan bir hamle söz konusu..

Dershanede, tüm grupların okula dönüşmesi teklif ediliyor.

17 Aralık’taki karşı atağın hedefinde ise, tüm siyasi partiler değil, sadece AK parti hedefte.Hatta sadece Başbakan hedefte…

Dershanelerde, hükümetin esnek ve farklı teklifleri var..

17 Aralık operasyonunda ise, acımasızca, gaddarca, haince bir saldırı var..

Dershanelerde, zamana yayılan bir süreç var.. 10 senedir beklenmiş. Şimdi de “1-2 yıl içinde süreç tamamlansın” deniyor.

17 Aralık karşı atağında ise, ansızın geliştirilmiş, hatta hızlandırılmış, üç ayrı tarihte yapılması gereken operasyonun birleştirildiği bir hinoğluhinlik var!

Dershane tartışmasında, farklı teklifler dinleniyor. “Ne yapabiliriz”in arayışı yapılıyor..

17 Aralık hıyanetinde ise, “Ben vurdum mu, deviririm. Kimse benim önümde duramaz” mantığı ile hareket ediliyor..

Sonuçta, herkes kendi penceresinden olaya bakacaktır..

Ama objektif göz, “dershane” ile “17 Aralık operasyonu” arasındaki farkları rahatlıkla görecektir..

AK PARTİ DOSYASI /// Zaman Gazetesi yazarı Mümtazer Türköne : “Ak Parti oyları satın alıyor”

Zaman Gazetesi yazarı Mümtazer Türköne Ak Parti’nin oyları satın aldığını iddia etti. Mümtazer Türköne Ak parti oyları satın alıyor dedi. Ak parti oyları satın mı alıyor?

Hükümet ve Fettullah Gülen Cemaati arasındaki kavga devam ediyor. Fetullah Gülen Cemaatinin yayın organı Zaman gazetesi hükümete attığı manşetlerle, köşe yazılarıyla ve haberlerle hergün yükleniyor. Bu sefer köşe yazarı Mümtazer Türköne’den bir iddia geldi.

AK Parti oyları satın alıyor! Bu suçlama yıllarca muhalefet partileri tarafından dile getirilmişti ancak bu defa Zaman gazetesi yazarı Mümtazer Türköne’den geldi. Türköne bu defa AK Parti‘nin seçim yardımlarını hedef almakla kalmadı AK Parti‘nin yalnızca bunun için, oy satın alma odaklı dev bir fon oluşturduğunu iddia etti. Türköne’ye göre bunun adı, milli irade hirsızlığı!

Başbakan’ın son zamanlarda fetiş haline getirdiği “millî irade”ye, sandık dışından gelen müdahaleleri “hırsızlık” olarak nitelemesi manidar.

Askerî vesayet döneminde bu müdahalelere “gasp” adını vermiştik. Hırsızlığı gasptan ayıran, punduna getirip gizli-saklı ve kimseye çaktırmadan yapılması. Siyaset büyük ölçüde yoğunlaştırılmış ekonomi olduğu için ikisinin de amacı halka ait ortak zenginliğe el koymak olunca, benzetme yerine oturuyor. Başbakan’ın “gasp” yerine “hırsızlık” teşbihi, zihninin yolsuzluk soruşturmaları ile meşgul olduğunu gösteriyor. Yine de benzetmesinde bir yanlışlık var; çünkü bizatihî yolsuzluk soruşturmaları “millî irade hırsızlığı” suçunu konu ediniyor.

Hafta sonu ana memleketim Ankara Çubuk’ta idim. Çarşı’da ayak üzeri konuştuğum MHP belediye başkan adayı Hayati Hoca’nın çevresindekilerden biri, bu “millî irade hırsızlığı”nın somut karşılığını anlattı.

8 bin haneye “seçim yardımı” gideceğini duymuşlar. Bir başkası rakamın 12 bin olduğunu öne sürdü. Her seçimde gündeme gelen bu iddiayı bu sefer yolsuzluk soruşturmaları ile birlikte düşünmemiz lâzım. Soruşturmalara dair ortaya sökülüp saçılan bilgi kırıntıları, BAŞBAKAN’IN SEÇİM KAZANDIRACAK DEV BİR FONU VAR

Başbakan’ın dev bir havuz sistemi oluşturduğunu gösteriyor. Devlet rantı üzerinden oluşturulan bu fon kritik yerlerde seçim kazandıracak kadar büyük. Kamu kaynakları ile işleyen siyasî patronaj, öncelikli olarak oy satın almayı hedef edinir.

AK Parti bugün kendisini destekleyen tarikat ve cemaatlere işte bu kamu kaynaklarını cömertçe aktardı. Hayır işleri için ihalelerden komisyon almaya şer’î cevaz veren fetva sahibinin, aynı zamanda cemevlerinin ibadethane statüsünde olmadığına fetva veren kişi olması tesadüf olabilir mi? Birini devlet üzerinden iktidara bağlamış, öbürünü de iktidara yakın olmadığı için devletin uzağına göndermiş oluyorsunuz. Bu şer’î cevazları sadece sandığa yansıyan somut kısmıyla yorumlamayı deneyin. Karşımıza çıkan bir demokrasi usulsüzlüğü ve yolsuzluğu değil mi? Tam da Başbakan’ın “millî irade hırsızlığı” dediği şey. Doğru: Bu hırsızlık mutlaka engellenmeli.

MK ULTRA PROJESİ /// Zihin Kontrolü ve Psişik Yetenekler

KAYNAK :

http://serviscientia.blogspot.com.tr/2014/02/zihin-kontrolu-ve-psisik-yetenekler.html?spref=tw

***

Merhaba Arkadaşlar. Kimisine göre Zihin kontrolü, Telekinezi veya Astral seyahat Bilime girer girmez orası tartışılır.

ZİHİN KONTROLÜNÜN GÜCÜ
TELEKİNEZİ
ASTRAL SEYAHAT

ZİHİN KONTROLÜNÜN GÜCÜ

İnsan bir arayışta. Karşısındakinin düşüncelerini okumak için bir makine geliştirmek istiyor. Şimdiye kadar bazı önemli başarılar yakalandı fakat zihnin kontrolüne ne kadar yaklaşabildik?

Bir teröristin zihnini, saldırmadan önce okuyabilecek bir makine…
Düşünerek istediği bir telefonu çaldırabilen bir adam.

Bu teknoloji, zihnin çok önemli şeyler yapabilmesini mümkün kılıyor.

Bir insanın zihnini okumak ve kontrol etmek, belki de bir başkasının sahip olmasını istemeyeceğiniz bir güçtür. Patronunuzun düşüncelerinizi okuyabildiğini bir düşünün. Ya da baş düşmanınızın niyetinizi görebildiğini hayal edin.

X-Men’in yaratıcısı, telepati gücünü kullanarak insanların zihinlerini rızalarını alarak okuyor, kontrol ediyor ve etkiliyor.

Bir başka örnek ile; Hollywood ise zihin kontrolüne başka bir örnek attı.

1962 yılında çekilen "Mançuryalı aday" filmi, Kore savaşı sırasında, Koministler tarafından ele geçirilip beyni yıkanmış ve uzaktan kumanda ile çalışan bir askeri anlatıyor. Asker eve döndükten sonra kendi rızasıyla Amerikan Başkan adayını öldürmeye programlanmış bir suikastçi olmuştur.

Acaba kafatasımızın içinde beyin dediğimiz jöleye benzer gizemli, kıvrımlı yumrunun kontrolünü ele geçirebilir miyiz?

Şu anda bilim insanları, kimi gizli, kimi açık zihni okumak için en önemli ilk adımı atmak için uğraşıyor. Ama nasıl?

Beynin karmaşık yapısı, var olan bütün bilgisayarlardan daha üstün. İnsan beyninde aşağı yukarı 100 milyar sinir hücresi ya da nöron bulunuyor. Samanyolundaki yıldızlar kadar çok nerdeyse. Bu hücrelerin hepsi, içinde negatif elektrik yükü barındırıyor. Hücre zarının dışında da bir pozitif yük bulunuyor. Özünde minicik bir akü meydana gelmiş oluyor.

Kafamızın içindeki sinir hücrelerinin hepsi telefon konuşmasına benzer şekilde ilişkidedir. Yanlarındakilerle konuşurlar. Nörondan geçen bu bilgi, komşuları tarafından duyulur ve beynimizin içinde çok karmaşık bir sinyal işlemine yok açar.

Beynin bilgiyi nasıl işlediğine dair şifreyi kırmanın ilk önemli adımı , hepsi aynı anda gerçekleşen bu milyonlarca telefon konuşmasına benzer görüşmeyi dinleyebilmektir. Bilgi beynin içinden geçerken nöronlar arasındaki bu elektriksel etki duyulabilmektedir.

Yani bu sesleri duyabiliyoruz, ama nasıl tercüme edeceğiz? Bir insanın ne düşündüğünü nasıl anlayacağız?

Brown Üniversitesinde, zihne yerleştirilen minicik bilgisayar çipleriyle nöron faliyetlerini bilgisayara ileterek zihin okuma çalışmaları yapılıyor. Bilim insanları artık beynimizi bilgisayara bağlıyabiliyor. Amaçları zihinsel engellilere yardımcı olabilmek.

Aynı elektro dizisine sahip, asprin boyutlarında 100 elektro dizisi beynin üst kısmına takılıyor.

Bu minik çip, hareketlendikleri anda 100 farklı nöronu gözlüyor. Hareket modeli ise bu şebeke üzerinde gösterilmiş.

Bu minik çip, bir insanın beynine yerleştirilebiliyor. Çip elektriksel etkileri topluyor, özel olarak geliştirilmiş bir yazılımla da kişinin yapmak istediği hareketler yorumlanabiliyor. Özünde bu çip, kişinin düşüncelerini okuyor diyebiliriz. Tıpkı bir bilgisayarın sesi tanıması ve söylediklerini tercüme etmesi gibi.

Bu teknoloji, mükemmelleştirildiğinde beyin dalgalarını okumak kablosuz bir bilgisayar bağlantısı kadar sıradan bir şey olacak. İnsanların makineleri sadece düşünceleriyle hareket ettirebilecekleri bir dünya yolundayız. Ama eğer makineleri kontrol edebiliyorsak makinelerde bizi kontrol edebilir. Acaba hepimiz zihin kontrol eden makineler tarafından robo-insan konumuna mı geleceğiz ?

Yapılan bir deneyle maymunun beynine çip yerleştiriyorlar. Maymunda ise 15 kiloluk mekanik bir kol var. Yani maymundan 3 kat daha ağır. İkisini birbirine bağlayan tek şey ise maymunun beynine yerleştirilen cihaz. Maymuna yiyecek sunuluyor. Deney şu:

Maymun sadece düşüncelerini kontrol ederek , mekanik kolu hareket ettirip yiyeceği alacak mı ?

Nörobiyoloji Profesörü Andrew Schwartz demiş ki

Yaptığımız şu; maymunun beynindeki faaliyeti kaydederek bu sinyalleri başka odadaki bir bilgisayara gönderiyoruz. Bilgisayar bu sinyalleri çeviriyor ve robot kola emir göndererek hareket ettiriyor. Maymunun öğrenmesi gereken şey ise "Nöral aktivite" ile robot kolu istediği şekilde hareket ettirmek. Kurabiyeyi koyduğumuz yere doğru kolu hareket ettirmek istiyor. Kolu hareket ettiriyor ve kurabiyeyi alıyor. Sonra ağzına götürüp yiyor.

Maymun, zihin kontrolü sayesinde isteyerek bir nesneyi kontrol edebiliyor. Ama en az bunun kadar şaşırtıcı olanı ise maymunun mekanik kolu, kendi kolu sanması.

Zihin ile makine arasındaki sınır yok olunca gelecekteki uygulamaları hayal edebilirsiniz.

Editör Şefi John Rennie demiş ki

Gelecekte, bir tür süper asker olacağını düşünün. Öteki askerlere veya karargaha bir şekilde bağlı olsunlar. Yani telepatik olarak emir alabilsinler. Bu iletişimde bam başka bir boyut demektir . Peki ama geleceğin hackerları (Hekırları) bir şekilde kafalarımızın içindekileri okuyabilseler ve bütün sırlarımızı alsalar , başkalarının kafataslarımıza girmesini önlemek için acaba "Zihinsel Koruma Duvarları Smart Security" mı yaratmamız gerekecek.

Smart Security’i umarım ciddiye almamışsınızdır. Evet, sanal bir zihinsel dünya oluşturmak istiyorsak pekala bununda anti-sistemleri olmak zorunda.

Belkide birine, beynimize takılmış bir çip aracılığıyla sadece düşünerek mesaj gönderebileceğiniz gün çok yakındır. (Düşünsenize, mesajınızda kıza henüz teklif etmek istemiyorsunuz, ama düşündüğünüz için göndermiş oluyorsunuz. Tabi böyle aksaklıklarda olabilir.)

Zihin kontrolünün potansiyeli açıkça ortada. Düşman baskı altına alınabilir ya da ateş etmeden pasifleştirilebilir. Ama bu teknolojiyle daha iyi bir Dünya yaratmak mümkün mü ? İnsanların davranışlarını kontrol ederek saldırganlığı önlediğinizi düşünün. Bu Dünya barışına dair ütopyacı bakış. Ama eğer doğal davranışımıza dönük kullanılmazsa böyle bir şeye maruz kalırsak insanlıktan çıkabiliriz.

Bilimle bilim kurgu arasındaki sır buharlaştı. Teknoloji tarafsızdır. Teknolojinin iyiye veya kötüye kullanımı, kullanıcının niyetine bağlıdır.

Evet arkadaşlar, bu yazımda Zihin kontrolünü sağlayan, üzerinde çalışılan teknolojiyi anlattım. Bir daha ki yazımda fırsat bulabilirsem Telekinezi ve Astral Seyehati beraber vereceğim. Zihin kontrolünün sağlanmasıyla akılda oluşan sorularda var:

Çipler kontrolden çıkarsa ne olur ?
O bilgisayar çipleri kontrol altına alırsa ne olur ?
Çipleri veya çipleri kontrol eden bilgisayar sistemini Hacker ele geçirirse ne olur ?

TELEKİNEZİ

Henüz gerçek olup olmadığı bile tartışılıyor.

Telekinezi terimi Yunanca "uzak" anlamındaki "tele" sözcüğü ile "hareket" anlamındaki "kinesis" sözcüklerinden türetilmiştir. Telekinezi, nesneleri herhangi bir araç veya elinizi kullanmadan sadece zihninizi kullanarak hareket ettirebildiğiniz, bükebildiğiniz, parçalayabildiğiniz, bir başka iddia ile canlıları öldürebilme yeteneğinidir.

Telekinezi ile insan öldürülür mü? Orası tartışılır, çünkü telekinezi ile en az 1 sene olmak şartıyla 10 senenizi doldurmadan bir nesneyi ordan oraya fıldır fıldır döndüremezsiniz. İnternette bir çok teknikler, hatta belli başlı teknikleri öğretmek amacıyla siteler bile açılmıştır.

Peki nedir bu Telekinezi? Bir şeytan ayini mi? Kara büyü mü?

Telekinezi deneylerinde en başarılı sonuçların alındığı isimler Rus psişik Nina Kulagina ve İsrail’li psişik Uri Geller’dir. 1968’de Moskova’da yapılan Uluslar arası Parapsikoloji Konferansı Dr. Leonid L. Vasiliev’in Kulagina ile yaptığı telekinezi deneylerinin bilim çevrelerinde duyulmasını sağlamıştır.

Telekinezi engelliler açısından büyük önem taşımaktadır. Zihin kontrolü ile ilgili yazımda engellilerin beyinlerine çip takılarak mekanik bir kolu veya bacaklarını kullanabileceklerini söylemiştim. Ama zihinlerindeki bu gücü açığa çıkarıp kendi lehine kullanırsa bütün bu uğraşlara gerek kalır mı ? Kılını dahi kıpırdatmadan, sadece odaklanarak istediği eşyayı yanına getirecek. Muhteşem bir şey!

İddialara göre bu psişik yetenek herkesde vardır. Tıpkı yürümek, koşmak gibi. Fakat onu açığa çıkarmak sizin elinizde.

Telekinezi Teknikleri (Profesyonel kişilerden öneriler)

Ortamda sadece o cismin ve sizin olduğunuza odaklanın(ilerledikçe buna gerek kalmayacak). Ona odaklanın. Yavaş yavaş onu benimseyin ve onu sizin bir parçanızmış gibi düşünün. Sanki ona her istediğinizi yaptırabileceksiniz gibi. O sizin bir uzvunuz gibi. Bunu iyice benimseyin. Onun sizin bir parçanız olduğuna inandığınız vakit durun. Bırakın çalışmaları başka şeylere yönelin. Sonra boş bir vaktinizde bir daha buna yönelin. Bunu birkaç gün boyunca yenileyin ama bu kabullenmeler sırasında asla deneme yapmayın. Kendinizi hazır hissettiğiniz bir gün yine cismin karşısına geçin ve ona bakın. Onun tekrar sizin bir parçanız olduğunu düşünün. Buna inanın ve zamanı geldiğinde ona emrinizi verin. Hareket etmesini isteyin.

HİPNOZ

Sizi bilmem ama Hipnoz repliklerine hep komedi filmlerinde rastladım. Bir kişi herhangi bir konuda ikna etmek için cebinizden çıkardığınız saati gözünün önünde 5 saniye sallıyorsunuz ve o kişi istediğinizi yapıyor.

Peki bu hipnoz nerden türedi?

Hypnos’e kelimesini ilk defa ingiliz doktor Braid kullanmıştır. Kendisine bu konuda yunan mitolojisi kaynaklık etmiştir.Yunan mitolojisinde Hypnos kelimesi şu şekilde geçmektedir. " Yunan mitolojisinin uyku tanrısı ‘HYPNOSE’ Gece’nin Oğlu ve Ölüm ‘ün (Thanatas) kardeşidir.

Hyp-no-sis / isim (çoğulu-ses) Bir şahıs tarafından diğer bir şahsın hareketlerini kontrol edebilir şekilde derin uykuya benzer bir duruma sokulması halidir. Hypnos: Yunan mitolojisinde uyku tanrısıdır.

Sözle, bakışla telkin yapılarak meydana getirilen bir çeşit uyku hali . Bu halde uyuyan kimse (denek) uyutanın etki ve telkinlerine açık, fakat dış dünyanın başka etkilerine karşı kapalıdır. Saruman bu tekniği sık sık kullanır.

Tıp alanında ise mekanik, fiziksel veya ruhsal yollarla yahut kimyasal maddelerle sağlanan suni uykudur. (Kimyasal maddelerle yapılan hypnosa genellikle narkoz adı verilir.)

Hipnoz yanlış inanç, mistisizm ve ihmal tarafından sıklıkla gölgelenen ve tahrip edilen büyüleyici bir konudur. Eğlence ve zevk için yapılan hipnozun; hipnoterapiyle olan ilgisi, astroloji ya da astronomiyle olan ilgisinden daha fazla değildir. Hipnoz kelimesi pek çok kişinin aklına modası geçmiş önyargılar, tabular ve yanlış inanışlar getirir. Bazı hekimler özellikle az tecrübeli ya da tecrübesiz olanlar bunu hemen ayıplarlar.

Hipnoz çok eski bir sanattır, ilk defa hristiyanlığın ortaya çıkışından evvelki zamanlarda büyücülük, din ve tıp bir arada uygulanıyorken kullanılmıştır. Hipnozun bazı teorik yönleri hâlâ tartışmalıdır ve izah edilememiştir. Ancak hipnoz tıpta bu durumda olan tek konu değildir.

Hipnoterapi, psikoterapiye yön ve hız veren etkili bir multifonksiyonel tekniktir. Geçen yirmi yıl içerisinde hipnozun tıpta kıymetli bir tedavi yöntemi olduğu görüşü oldukça taratfar toplamıştır.

Hipnoza karşı batıl inançlarla ve kuşkuyla bakılan çağ, terapotik (tedavi) kıymetinin anlaşılmasıyla ortadan kalkıyor.

Bazı akıllıca seçilmiş vakalarda, başka hiçbir tedavi formu hipnoz gibi hızlı ve yararlı sonuçlar vermez. Hem sadece destekleyici ya da şikayetlerin giderilmesi (semptomatik) amaçla, hem de hastalık sebepleri olan (etiyolojik faktör olan) bilinçaltı güdülerinin ve sorunlarının ortaya çıkarılması amacıyla kullanılan psikoterapide hipnoz, hekime hızlı ve etkili sonuçlar elde etmede çok kıymetli fayda sağlar.

Uzun bir süreden beri psikoterapistler zihinle vücudun ayrı olmadığını söylüyorlar. Hem sıhhatteyken hem de hastayken akıl ve vücut tek bir ünitedir. Herhangi bir bedensel (somatik) hastalığı pür somatik ya da herhangi bir psişik durumu tamamen psişik kabul etmek hatalıdır.

Akıl ve vücut öylesine içiçe ilişkili ünitelerdir ki, emosyonel bir refleks reaksiyon olmaksızın psişik bir değişiklik olmaz, bunun tersi, vücudu etkilemeden hiçbir psişik değişme meydana gelemez. Bundan dolayı organik ve fonksiyonel hastalıklar önemli ölçüde birbirinin üstüne biner.

Şiddetli ruhsal ve fiziksel unsurlar taşıyan kombine hastalıklarda en akılcı tedavi formu tıbbi veya cerahhi tedaviyle birlikte psikoterapidir.

ASTRAL SEYAHAT

İstisnasız herkes, uyuduğunda düşük güç düzeyinde bir projeksiyonla bedeninden ayrılır. Astral beden, birkaç santim yükseklikte fiziksel beden üzerinde uçan balon gibi asılı durarak onun uyku pozisyonunu taklit eder ve daha ileri gitmez. Bir kere astral beden fizik bedenden ayrıldı mı, rüyalar yaratmada özgür kalır. Bu bizim aşina olduğumuz doğal (uyku,rüya) sürecidir. Bu esnada dünyanın kollektif rüya bilincine gömülürsünüz. Bu ”Rüya havuzu” seviyelere ayrılmıştır. Hangi türde bir insan olmanıza bağlı olarak, ruhsal, ahlaki ilerleme vs… ilgili olduğunuz seviyeye kendinizi ayarlarsınız. Bu seviyeler genelde ”Planlar” (“düzlemler”) veya alt planlar olarak bilinir. Bu analojide hiçbir sorun yoktur yalnız tüm konsepti anlamakta şeyleri birbirine karıştırabilir.

Eğer uyku projeksiyonu esnasında farkındalık sağlayabilirseniz, bir lusid rüya gibi onu kontrol altına alır ve planlar arasında hareket edebilirsiniz. Eğer düşünceyi kontrol altına alabilirseniz gerçek dünyaya dönüp bir astral form olarak gerçek dünyada iş göremezsiniz. Rüya havuzlarının veya astral planların baş döndürücü dünyasındasınızdır ve burada herşey mümkündür ama hiçbirşey inandırıcı değildir.

”Tamamen bilinçli” bir astral form projeksiyonu yaptığınızda astral dünyaya değil fiziksel dünyaya projeksiyon yapmış olursunuz. Bu uzun zamandan beri yanlış anlaşılmıştır. Genelde bir astral projeksiyon olarak düşünülen şey bugün Lusid rüya olarak adlandırılabilir ki bu tamamen farklı bişeydir.

Teknikler

Rahatlama

Bir tüm vücut rahatlatma egzersizini öğrenmelisiniz. Eğer bir tane biliyorsanız, bu uyarlanabilir. Bir sandalyeye oturun ve rahatlayın. Ayaklardan başlayarak gerin ve gevşetin. Uyluklar, kalçalar, mide, göğüs, boyun ve yüzle devam edin. Tamamen rahatlamış olduğunuzu hissedene kadar bunu üzerinden birkaç defa geçin. Bu esnada Derin ve yavaşça nefes alın ve solumun yolu ile alıp verdiğiniz havanın farkında olun

Zihinsel Eller

Bir çift ”Zihinsel eller”e sahip olduğunuzu hayal edin. Bu ellerle kendinizi ayaklarınızdan yukarı bacaklarınıza doğru tekrar tekrar sıvazlayın. Onların sizi sakinleştirdiğini ve rahatlattığını hissedin. Çakralara özel önem göstererek bunu gövdenizin merkezine kadar devam ettirin. Zihinsel eller metodu, aynı zamanda bilinç noktanızı değişik vücut parçalarına odaklaya alışmanızı sağlayacaktır. Bu, zihinsel eller tekniğine kendinizden verebildiğiniz kadar verin.

Enerji arttırma

Zihinsel ellerinizi bacaklarınızdan yukarı doğru çekerken oradaki enerjiyi yakaladığınızı ve üzerinizde yukarı doğru çektiğinizi hayal edin. Bu içinizden akan psişik/hayat enerjisinin doğal yoludur. Pratik yaparak bu enerjinin her tarafınızda titreştiğini ve dalgalandığını gerçekten hissedeceksiniz. Kelimenin tam anlamıyla sizi bir pil gibi şarj edecektir.

Çakra uyarımı

Çakralar, enerjinin dönüştürülme merkezleridir. Her çakra, gezegenin ham yaşam enerjisini değişik türde bir enerjiye çevirir. Zihinsel ellerinizle bu enerjiyi bedeninizden yukarı doğru çekerken her bir çakrada durun ve zihinsel ellerinizi onu açtığını hissedin. Enerjiyi ondan bir diğerine ve bu şekilde aktarın. Bunu birkaç defa devam ettirin. İlk başta hiçbir şey hissetmeyebilirsiniz ama devam eden pratiklerle derinizin altındaki nabız atışını ve çırpınmayı hissedeceksiniz.

Stop konrolü

Bu egzersizler süresince herhangi bir gerginleşmeye karşı kaslarınızı kontrol edin ve gerektiğinde yeniden rahatlatın. enerjiyi yukarı çekerken kasların otomatik olarak yeniden gerilmesi çok genel bir problemdir. Hatırlayın, tüm bunlar zihinseldir, vücut bu esnada hareketsiz ve relaks vaziyette olmalıdır.

Noktanın yerini değiştirmek

Bilinç noktasının yerini değiştirmek için kendinizi, kendi önünüzde bir iki ayak mesafe ötede düşünün. Karşınızdaki bir şekil olarak DEĞİL ama kendinizi kendi fiziksel bedeniniz önünde olarak. Bu çok ince bir noktadır ama çabucak alışırsınız. Bu esnada herhangi bir kasınızı germeyin veya zorlamayın. Fiziksel beden size fiziksel olarak yanıt vermek isteyecektir, buna izin vermeyin.

Zihinsel durum

Yüzey zihniniz bu egzersizler esnasında tamamen meşgul olacağı için bu noktada herhangi bir zihinsel egzersiz gerekmeyecektir. Vücudunuzu çok rahatlamış hissettiğinizde vücudunuz ”ağır” hissi verecek ve hafif bir transa gireceksiniz. Diğer egzersizleri bırakın ve zihnin gezinmesini kesmek için nefes farkındalığını kullanın.

Nefes farkındalığı

Nefesinizin içeri girdiğini ve dışarı çıktığını ”hissedin” Nefes alırken enerjiyi kök çakranızdan kalp çakrasına kadar zihinsel ellerinizle çekin. Not: Eğer bu noktada vücudunuzda titreşimler başlarsa ve henüz daha projeksiyon yapmak istemiyorsanız başınızı hafifçe oynatın ve vücudunuzu sallayarak normal tetikte durma haline getirin.
Bu egzersizler hergün yapılmalıdır. Birkaç dakikanızı ayırarak bu egzersizlerden bazılarını her yerde ve her zaman yapabilirsiniz. zaman içinde bedeninizin kolayca ve hızla size yanıt verdiğini göreceksiniz. Pratik yaparak ”tam rahatlama” durumuna birkaç dakika içinde gelebilirsiniz. Bu eğitim, tam bilinçli bir AP denemesinde bulunduğunuzda gerekli efor miktarını ve bitkinliği azaltacakttır.

PSİ WHEEL

Telekinezi de olduğu gibi zihninizin boş olması gerekir. Telekineziye göre zihin gücünün bedene yansımasıdır. Nesneleri hareket ettirebilirsiniz ama oturduğunuz yerden veya dokunarak değil.

Teknikler

Psi-wheel için en uygun ortamı bulmaya çalışın konsantrasyonunuzu bozacak şeylerden kaçının.

Ellerinizi kullanın ellerinizi zihninizi kandırmak için bir araçtır üstelik 2 elinizin arasına aldığınız zaman psi-whelli enerji akımından dolayı dönmesi daha da kolaylaşır.

Kağıda sürekli bakmayın, kağıda bakın ama tam olarak değil yani kağıt gözünüzün önünde olsun ama siz başka bir noktaya bakın bir süre sonra kağıdın döndüğünü görürseniz kağıda odaklanabilirsiniz.

Kağıdın direk köşesine bakın kağıdın merkezi yerine köşelerine bakarsanız daha etkili olur ve dönüşünü daha iyi takip edersiniz.

Gözlerinizi kapatıp döndüğünü imajine edin sanki her zaman dönüyormuş gibi dönüşünü gözleriniz kapalı olarak izleyin.

Kendinize güvenin ilk yapışta yapılması zorunlu olan bir şey değildir olmazsa bırakmayın ”yapamıyorum işte ya” gibi düşüncelerden kaçının olmuyorsa mola verin daha sonra tekrar deneyin.

Kağıda içinizden dön değin ama abartılı bir şekilde değil.

Kağıdı daha önceden döndürmeseniz bile döndürmüşsünüz gibi hareket edin aman be daha öncede döndürdüm şimdide döndürürüm deyip başına oturun. ( İlk deneyişimde yapmıştım herkes yapıyor benim ne farkım var ki yapamayayım dedim tek seferde yaptım )

Sabah kalkınca deneyin sabahları zihniniz daha boş olur böylece aklınız karışmaz psi-wheel için çok iyi bir şeçimdir sabah ama akşam da yapılabilir.

Kağıdın kare olmasına dikkat edin.

Bir öneride benden gelsin.

İnce tabakalı bir cisme kürdan batırın. Kürdan dik dursun fakat hareket ettirebileceğiniz kadar da yumuşak olsun (2-3 sayfalık bir defter olabilir). Tırnağınız kadar bir kağıt parçası koparın. Mümkünse daire şeklinde olsun. Dairenin herhangi bir tarafına kalemde nokta koyun. İster gözünüzü kapatın, ister kapatmayın. Çevrede sizi rahatsız edecek ne varsa yok edin. Ayrıca kafanızın allak bullak olduğu bir zamanda yapmaya kalkışırsanız dikkatiniz dağılır. İster dik oturun, ister bağdaş. İsterseniz sandalyenize uzanın, veya yatağınıza. Kısaca konforunuz 4/4’lük olsun. Kürdanınızı düz bir zeminin üstüne koyun. Dikkat dağıtıcı halıların veya masanın üstüne koyarsanız, dikkat dağıtıcı unsur olabilir. Öyle bir odaklanın ki, kürdan haricinde hiç bir nesne görünmesin, kameralardaki gibi buzlanma yapın. Kürdanı hareket ettirmek dışında bir şey düşünmeyin. Bunu hergün yaptığınızda odaklanmayı öğreneceksiniz. Telekinezi yapmadan önce en önemli unsur dikkatin dağılmaması ve doğru nesneye odaklanabilmektir.

Psi Wheel’de elin duruş şekli böyle olmalıdır.

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=H5NwRfMJgOQ

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: