Etiket arşivi: MİT

İSTİHBARAT /// WWW (.) HABERDAR (.) COM : Mit’ten skandal talep !

MİT Müsteşarlığı’nın Yargıtay’da görülen ve Başbakan’ın da dinlendiği Erzincan Ergenekonu davasında, sanık üç personelinin soruşturulmaması yönünde rapor hazırladığı ortaya çıktı.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın imzasıyla Başbakanlığa sunulan raporda, Ergenekon Terör Örgütü üyesi oldukları iddia edilen 3 MİT personeli için kovuşturma izni verilmemesi istendi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise rapora karşın MİT’çiler hakkındaki kovuşturmanın devam etmesini istedi.

YARGITAY İZİN İSTEDİ

Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nde görülen, eski 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk ile eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in de yargılandığı Erzincan davasında, Başbakan Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin yasa dışı dinlendiği iddia edilmişti. MİT Kanunu’ndaki değişiklik nedeniyle Yargıtay kovuşturmayı Başbakan’dan izin alınması için durdurmuştu. Başbakan’ın izninden sonra devam eden davada, Teftiş Kurulu Raporu dikkat çekti.

‘PRENSİPLERE UYGUN’

MİT’ten Yargıtay’a gönderilen raporda şu ifadeler kullanıldı: “3 MİT mensubumuzun hedef haline getirilmesinin göz ardı edildiği, gizli tanık ifadelerindeki çok ağır suçlamalara karşın deliller yeterince araştırılmayarak personelin 6 ay boyunca tutuklu kaldığının anlaşıldığı, gizli tanığın Mart-Nisan 2009’da 4 e-posta gönderdiği, gizli tanık ile görüşmelerin plan ve prensiplere uygun gerçekleştiği, kovuşturmanın devamı için izin verilmemesi gerektiği.”

TEKNİK TAKİP /// CHP İzmir Milletvekili Erdal Aksünger : “İnternet Yasası ile Yeni Bir MİT Yarat ılıyor”

CHP İzmir Milletvekili Erdal Aksünger, "Torba Kanun Teklifi"nde yer alan internet düzenlemesine ilişkin bu durumu Cumhurbaşkanı Gül’e anlattığını ve yargı yerine kendini koyan bir TİB’e ihtiyaç olmadını kaydetti ve "Cumhurbaşkanı’nın bu yasaya veto koyması gerektiğine inanan bir insanım" dedi.

Aksünger, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmeye ilişkin bilgi verdi. Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) "Kişisel Verilerin Korunmasına İlişkin Ulusal ve Uluslararası Durum Değerlendirmesi ile Bilgi Güvenliği ve Kişisel Verilerin Korunması Kapsamında Gerçekleştirilen Denetim Çalışmaları" raporuyla ilgili itirazları olduğunu hatırlatan Aksünger, Cumhurbaşkanı Gül’ün kendisini Çankaya Köşkü’ne davet ederek bu ve bilişim alanındaki bazı konularda görüşlerini aldığını söyledi.

CHP’nin internet sitesinde yer alan duyuruya göre DDK’nın raporunun buz dağının görünen kısmı olduğunu, MİT, Emniyet İstihbarat, Jandarma İstihbarat, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda (BTK) çok büyük bilgi güvenliği sorunları olduğunu ileri süren Aksünger, bu görüşleri Cumhurbaşkanı Gül’e ilettiğini söyledi. Aksünger, DDK’nın 2005 yılından sonraki dönemi ciddi şekilde araştırması gerektiğini savunarak, 10 yıllık verilerle TİB’e gelen yargı kararlarının tekrar gözden geçirilmesini istedi.

Torba Kanun Teklifi içindeki internet düzenlemesine ilişkin görüşlerini de Cumhurbaşkanı Gül’e aktardığını belirten Aksünger, "İnternet yasası içerisinde yeni bir MİT yaratılıyor. Ve buna ihtiyaç yok. Yargı yerine kendini koyan bir TİB. Bunları anlattık" dedi. Düzenleme ile TİB içinde yeni bir kadro oluşturulacağını ve yargının vermesi gereken erişimin engellenmesi kararların bu kadro tarafından verileceğini anlatan Aksünger, bu yapı içinde oluşturulacak Erişim Sağlayıcıları Birliği’ni de "kiralık katil" olarak tanımladı. İhtisas Mahkemesi kurmak, 24 saat içinde karar istemek gibi alternatifler dururken, TİB’in yetkilendirilmesini eleştiren Aksünger, düzenlemenin uluslararası arenada da tepki göreceğini savundu. Aksünger, "Göz boyama ile algı yönetmekle bu kanunu geçirebilirler ama biz her türlü itirazlarımızı gerçekleştireceğiz. Bu gelen panik atak yasalarıyla ‘aman biran önce kendimi koruyayım’ yasalarıyla birlikte memleketim geleceği karartılacak" diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın "Cumhurbaşkanı’nın da dinlenmiş olduğuna" ilişkin sözlerini de hatırlatan Aksünger, buna benzer uyarıları geçen yıl yaptığını, ancak muhalefet partisi üyeleri söylediğinde bu sözlerin komplo teorisi gibi algılandığını ifade etti. Başka ülkelerin istihbarat örgütlerinin ve devlet yetkilerinin bu tür iddiaların üzerine gittiğini ve gereğini yerine getirdiğini anlatan Aksünger, Türkiye’de ise yeterli duyarlılığın olmadığını söyledi.

Aksünger, bir başka soruyu yanıtlarken de "Cumhurbaşkanı’nın bu yasaya veto koyması gerektiğine inanan bir insanım" dedi.

TIR OPERASYONU : TIR’ları durduranlar MİT’çileri darp etti ! İşte Fotoğraflar !

Adana’dali TIR’ları durduran görevlilerin MİT mensuplarını tartakladığı görüntüler basına sızdı. Yeni Akit gazetesinden Murat Alan’ın haberine göre: paralel yapı elemanlarının MİT mensuplarına silah doğrulttuğu, TIR kullanan MİT’çileri darp ettiği açıkça görülüyor.

Akit, Adana’da Türkmenlere yardım götüren MİT’e karşı gerçekleştirilen ihanet operasyonuna ilişkin şok görüntüler ele geçirdi. Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığına gönderdiği raporda yer alan sıralı fotoğraflarda, milli menfaatlerimizi canları pahasına korumaya çalışan şerefli istihbarat görevlilerinin uzun namlulu silahlarla durdurulduğu, Jandarma komandoların ateş açmak için mevzi aldığı açıkça görülüyor. TIR’lara eskortluk yapan otomobilde bulunan görevlilerin kimlik göstermesine dahi fırsat verilmediği, onlarca jandarma tarafından darp edilip kelepçelendikleri vurgulandı. Operasyona katılan bazı askerlerin personele sinkaflı sözler sarf ettiği ifade edilirken, konteynır kapakları karayolu üzerinde açılan 1. TIR’dan ilaç çıkması üzerine jandarmanın panikleyerek TIR’ları askeri depoya götürmek istediği kaydedildi.

ATEŞ AÇMAK İÇİN MEVZİ ALDILAR

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığına gönderdiği raporda yer alan fotoğraf ve bilgi notları, Adana Savcılığı ile Jandarmanın, devletin istihbarat teşkilatına adeta terörist muamelesi yaptığını ortaya koydu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da incelediği fotoğraflarda, milli menfaatlerimizi korumak için canlarını riske atan istihbarat görevlilerinin uzun namlulu silah doğrultularak durdurulduğu, personelin üzerine onlarca askerin çullandığı görülüyor. Fotoğraflara ilişkin bilgi notunda personelin Ceyhan Karayolu üzerinde silah zoru ile durdurulduğu, bir grup askerin eskort araç ve TIR’ların önünde mevzilenip ateş pozisyonu aldığı kaydedildi. Raporda Ankara’dan özel emirle yola çıkan araçlardaki personelin darp edildiği, kimliklerinin dahi sorulmadan asfalt zeminde sürüklenip yaralanmaları sağlandığı ifade edildi. Bir kısmının subay olduğu belirtilen MİT görevlilerinin yüz, kol ve bilek bölgesinde ciddi derecede doku zedelenmesi olduğu bildirildi.

KİMLİK BİLE SORMADAN ÜZERLERİNE ÇULLANDILAR

MİT’in hazırladığı raporda yer alan bilgi notunda “İki asker mevzi alıp uzun namlulu silahlarla araç içerisinde bulunan görevlileri hedef almıştır. Durdurulan otomobilde bulunan personele onlarca muvazzaf müdahale etmiş, ağır hakaretlerde bulunulan görevliler asfalt zemine yatırılarak darp edilmiştir. Personelin bilek, kol ve boyun bölgesinde ciddi derecede yaralanmalar olmuştur. Sözde patlama ihtimaline karşı sinyal kesici araç getirilmesi ise tam bir kurgudan ibarettir.” ifadelerine yer veriliyor.

İLAÇ ÇIKINCA PANİKLEDİLER

Raporda TIR’ların durduruldukları karayolunda yüzlerce sivilin önünde aranmak istendiği, EL Kaide kurgusu ile gerçekleştirilen operasyon kapsamında 1. TIR’ın konteynır kapaklarının hemen orada açıldığı, içinden ilaç çıkması üzerine panikleyen jandarma komutanın bilinmeyen bir yere telefonla bilgi verdiği ifade edildi. Daha sonra bu kapsamda 1 ve 2 nolu TIR’ların jandarmaya ait bir alana götürülmek istendiği, 3 nolu TIR’ın ise Adana kent merkezine yönlendirildiği bildirildi.

O TEĞMEN ADANA-OSMANİYE-HATAY ÜÇGENİNDE MEKİK DOKUMUŞ

Raporda Hatay’da durdurulan TIR’ların ihbarcı üsteğmeni ile ilgili de çarpıcı bir bilgiye yer verildi. Görevden alınan Adana Savcısı Özcan Şişman’la defalarca telefon görüşmesi yaptığı belirlenen üsteğmenin, Adana Jandarma Bölge Komutanlığı emriyle Hatay, Adana ve Osmaniye’de faaliyette bulunduğu vurgulandı.

İL JANDARMA KOMUTANI GÖREVDEN ALINDI

Türkmenlere yardım götüren TIR’lara yapılan operasyonda ismi geçen jandarma görevlilerinden biri görevden alındı. Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Hamza Celeboğlu ile birlikte anılan Adana İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Özkan Çokay görevinden alındı. Özkan Çokay’ın Ankara’ya çekildiğini yerine yeni bir atama yapıldığını ifade eden askeri kaynaklar, Çokay’ın 300 askerle MİT’e ait TIR’lara yapılan operasyon kapsamında görevden alındığını ifade etti. Skandal olayda ismi geçen Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Hamza Celeboğlu’nun ise halen görevde olduğu belirtildi. TIR aramasını gerçekleştiren 300 jandarmanın büyük bölümünün bölge komutanlığının emrinde olduğu bildirildi.

TIR OPERASYONU : MİT’in TIR’ları artık aranmadan sınırı geçecek /// MİT’E PADİŞAH YE TKİSİ ///

MİT’e ait TIR’ların durdurulması üzerine İçişleri Bakanlığı’nda MİT ve Emniyet yetkililerinin katılımıyla bir toplantı düzenlendiği öğrenildi.

İddiaya göre, Emniyet güçlerine, soruşturma açmamaları için savcılara baskı uygulanması talimatı verildi. TIR ’ları durduran görevlilerin ‘casusluk’tan yargılanması da istendi.

Zaman’da yer alan habere göre, Adana’da 19 Ocak’ta durdurulan 3 TIR’ın Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT ) ait olduğunun ortaya çıkmasının ardından önemli bir gelişme yaşandı. MİT yetkilileriyle İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü üst düzey bürokratlarının bir araya geldiği öğrenildi. Toplantıda, savcıları baskı altına alacak kararlar alındığı ileri sürüldü. İddiaya göre, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet kendi ilgili birimlerine talimat vererek, savcılara yeni bir soruşturma açmaması için baskı uygulanmasını istedi. MİT yetkilileri de kuruma ait herhangi bir aracı aramak isteyen savcı, polis ve jandarma hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 335. maddesi uyarınca işlem yapılmasını istedi. Söz konusu madde, casusluk suçlarına ilişkin cezaları düzenliyor.

19 Ocak’ta Ceyhan ilçesi Sirkenli gişelerinde bazı TIR’lar durdurulmuştu. Aranan TIR’lardan üçünün MİT’e ait olduğu açıklanırken, olayın ardından Adana başsavcısı, TMK başsavcı vekili ve özel yetkili 2 savcının da görev yerleri değiştirilmişti. Bu gelişmelerin yanı sıra geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanlığı’nda MİT ve Emniyet yetkililerinin katıldığı bir toplantının yapıldığı iddia edildi. Emniyet’teki tasfiyelerin ele alındığı toplantıda 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturması sonrasında başlatılan görevden almaların genişletilmesi kararlaştırıldı. Toplantıda ayrıca Adana’da durdurulan MİT’e ait TIR’lar da gündeme geldi. Bu araçların bazı savcı, jandarma ve polis müdürleri tarafından bilinçli olarak durdurulduğu iddiası tekrarlandı. Artık bu tarz girişimlere kesinlikle müsaade edilmemesi gerektiği vurgulandı. Bu yönde girişimlerde bulunan savcı, polis ve jandarma personeli ile ilgili olarak gerekli adli ve hukuki işlemlerin hemen başlatılması kararlaştırıldı.

İddiaya göre, önümüzdeki süreçte MİT’e ait herhangi bir aracı durduran güvenlik personeli hakkında TCK’nın 335. maddesi uyarınca işlem yapılacak. Söz konusu düzenlemede, “Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye 8 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası verilir. Fiil, Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devletin yararına işlenmiş veya devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.” hükmü yer alıyor. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı da savcılık kararı ile aranan TIR’larla ilgili ihbarın yapılış şekli ve ihbar sonrası gelişmelere yönelik ‘karşı casusluk’ soruşturması başlatmıştı.

Toplantıda alınan kararlar, emniyet birimlerine iletildi. Merkez teşkilatında görevli kritik daire başkanlarıyla da irtibata geçildi. Güvenlik uzmanları, MİT’e ait araçları durduranlar hakkında casusluktan işlem yapılmasının çok ağır olacağına dikkat çekiyor. Bunun önüne geçilmesi için MİT’in ‘kontrollü teslimat’ kapsamında ilgili birimlere bilgi vermesinin yeterli olacağını dile getiriyor.

İSTİHBARAT /// ESKİ MİT DAİRE BAŞKANI MAHİR KAYNAK : İstihbaratın önemi

Mahir KAYNAK

Genel olarak ülkenin güvenliğinin asker tarafından sağlandığına inanılır. Askerler güvenlikte en önemli rolü üstlenseler bile yeterli sayılmazlar. Bir insan nasıl çeşitli organlardan oluşuyorsa ve hayatı tehlikeye sokan organ hastalıklarına rastlanıyorsa, gereken tedbirler alınmamışsa tam bir sağlık kazanılamaz. İstihbarat servisleri ülke güvenliğinin en önemli yapılardan biridir. Bazı ülkeler askerin görevi dışındaki her şeyi istihbaratın görevine sığdırırlar. Mesela günümüzde mücadele ekonomik araçlarla yapılıyor ve birçok ülke bunun teşhisini ve alınması gereken tedbirlerin hazırlamasını istihbarattan istiyorlar. Burada istihbarat alınacak tedbirlerin aracı değildir ancak ne yapılması gerektiğine karar verilirken onun değerlendirmeleri gözardı edilmez.

Bugüne kadar ülkemizde temel istihbaratın yapıldığı söylenemez. Yani hangi gücün hangi araçlarla ülkemize yön verdiğinin tespitine çalışılmaz sadece kişisel eğilimlerden olumsuz sayılanların teşhisine uğraşılırdı. Mesela bugün ülkemizi yöneten güçlerle rekabet edecek derecede etkin olan cemaat izlenmemiştir. Çünkü o dini bir eylem sayılmış ve ülkenin yönetimini etkileyeceği düşünülmemiştir. Bu durumu genelleştirebiliriz ve istihbarat görevinde önemli bir eksiklik olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü izlenen ve değerlendirilen şey yabancıların ülkemizdeki operasyonları değil olumsuz sayılan kişilerin izlenmesidir. Bu nedenle istihbarat yabancıların faaliyetleri ve amaçları konusunda isabetli değildir. Bunun birinci sebebi analizin büyükten küçüğe doğru yönlendirilmemesidir. Ayrıca dış müdahalelerin iyi izlenmemesi ve yabancıların ülkemizdeki faaliyetlerinin bilinmemesidir. Mesela dış güçler medyada çok etkindir ama onların yönlendirdiği medyanın yazıları ve haberleri sadece halk değil devlet de bunları önemli sayar ve olayları onlara göre değerlendirir.

***

Bir görevin tam yapılmadığı düşünülüp tedbir alınması istenebilir. Ancak kurum bilinçli bir biçimde görevini yanlış yapıyorsa ne yapılmalıdır? Geçmişten bir misal vererek ne demek istediğime açıklık getirebilirim. Bir gün Özal’a davet edildim ve Kürt sorunu konusundaki görüşlerimi anlattım. Ancak bulunduğumuz salondaki radyoyu rahmetli Özal yüksek sesle açmıştı yani konuşurken ciddi olarak müzik duyuluyordu. Bunun konuşmaların teybe alınmasını engellemek için yapıldığını anladım ve bu konuda görüş bildirmedim. Bir ülkede Cumhurbaşkanı bile devlet tarafından dinlendiği şüphesi taşıyorsa ve görüşlerinin sorulması yerine böyle bir yol izleniyorsa sorun büyük demektir. Dinlemenin yabancı bir servis tarafından yapıldığını düşünseydi bunun devletin organları tarafından önlenmesini ister ve radyo çalmazdı. Kamuoyunda istihbarat önemli bir devlet görevi sayılmıyor ve kendisinin izleneceğinden endişe ediyordu.

Buradan şu sonuca varılabilirdi. Eğer istihbarat ülke vatandaşlarına yönelik olarak yapılıyorsa güvenle değil endişe ile karşılanır. Türkiye’de ciddi bir yabancı yapı vardı ve bu nedenle istediklerini yapabiliyorlardı. Mesela darbeler medyada desteklenmiş ve yapılması için ortam hazırlanmıştır. Günümüzde istihbaratın görevini yapan kadrolar tarafından yapılmasına çalışılması çok önemli bir adımdır. Başarılı olmasını dilerim.

/// ERGENEKON OPERASYONU VE PARALEL DEVLET DOSYASI /// MİT’in Erdoğan’a verdiği Ergenekon raporunda ne y azıyor ?? ///

Yurt yazarı Ayşenur Arslan bugünkü yazısında Başbakan Erdoğan’ın "suikast korkusu"yla manipüle edildiğini yazdı. Arslan eski MİT Müsteşarı Emre Taner’le arasında geçen bir konuşmayı da Taner’den özür dileyerek okuyucularıyla paylaştı. Taner’in Arslan’a aktardığına göre MİT, Başbakan’a Ergenekon’un bir masal olduğunu anlatmış. Ancak Erdoğan’ı çevresindeki cemaat yanlısı bir grup aksine ikna etmiş.

İşte Arslan’ın o yazısı:

Evet, yazıyı böyle bitireceğim: Başbakan Erdoğan suikaste uğramaktan korkuyor. Daha doğrusu KORKUTULUYOR. Üstelik bu korkusu yeni değil. Yıllardır Cemaat Erdoğan’ı“Ergenekon size suikast düzenleyecek” diye korkutmuştu. Devran döndü. Ancak Erdoğan yine suikast iddiasıyla korkutuluyor. Yeni olan, cümledeki “yeni şüpheli”: Cemaat.

Şimdi başa dönelim. Yani, AKP’nin iktidara “yerleşmeye” başladığı yıllara..

Ergenekon ve Balyoz furyası henüz başlamamıştı. Ancak “bir şeyler olacağı” anlaşılıyordu. Kokusunu alabiliyorduk. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde, gerilim neredeyse elle tutulur hale gelmişti.

O sıradaki tartışmalar.. Sonrasında Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın “ben yazdım” diye itiraf ettiği (ama nedense AKP’lilerin hiç SORUN etmediği) e-muhtıra.. Ve haber merkezlerine yağmaya başlayan kaynağı belirsiz / delili olmayan iddialar.. Korkunç iddialar..

Derken Ergenekon operasyonu patladı. Ve adım adım yayılarak, daha önce öngörülemeyen yerlere uzanarak, yakın tarihin en büyük tasfiyesi başladı.

MİT’TE DUYDUKLARIM

İşte o günlerde, neler olup bittiğini anlamak için iki önemli isimle görüştüm. Dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner ve Emniyet İstihbaratı’ndan Hanefi Avcı.

Şimdi yazacaklarım için Emre Taner’den izin almadım. Bu nedenle peşin peşin özür diliyorum kendisinden. Ancak, hem tarihe, hem de mesleğime karşı sorumluluğum var. Bu nedenle bugün (off the record sınırlarını çok zorlamadan) bilgilerimi paylaşacağım.

MİT Müsteşarı Emre Taner’den, o sırada çalıştığım Kanal D Haber’in Ankara bürosu vasıtasıyla, randevu aldım. Uygun dozda (yani abartılmamış, yine de çok titiz) bir güvenlik çemberinden geçerek MİT’e gittim.

Tabii ki cep telefonunun dışarda bırakıldığı, not tutulmayan bir görüşmeydi. Doğrusu not tutmaya da ihtiyaç yoktu. Çünkü sorum da, aldığım yanıtlar da kısa ve netti.

“BAŞBAKAN BİLİYOR AMA…”

SORU: Ergenekon denilen oluşum hakkında ne düşünüyorsunuz? Sahiden söylendiği gibi devleti eline geçirmiş bir yapıdan mı söz ediyoruz?

YANIT: Kesinlikle hayır. Aslı şu: Vaktiyle “memleket için” bazı kirli işler yapmışlar, hatta cinayetlerde kullanılmışlar. Sonra emekli ya da tasfiye edilmişler. Ne yapar o insanlar? Yıllardır alıştıkları düzeni sürdürmeye çalışıyorlar. Ufak tefek çete işlerine giriyorlar. Sayıları da zaten 10’u bile aşmaz.

SORU: Peki Başbakan bunu bilmiyor mu? Söylemiyor, rapor vermiyor musunuz?

YANIT: Elbette rapor verdik, veriyoruz. Ancak etrafındaki bir grup Başbakan’ı inandırmış. Halen Türk Silahlı Kuvvetleri içinde varlığını sürdüren, muazzam bir yapı olduğuna ikna etmiş. “Bunlar size suikast düzenleyecek” diye gözünü korkutmuş.

SORU: Gülen Cemaati’nden mi söz ediyorsunuz?

MİT Müsteşarı Taner’in bu soruya yanıtını “net” biçimde hatırlamıyorum. Yani, kendi sözcükleri ve tonlamasıyla aktaramayacağım. Bu yüzden yanıtı boş geçtim. Ancak şu kadarını söyleyebilirim. “Ne münasebet, nereden çıkartıyorsunuz Cemaati” demedi. Bundan eminim!

“CEMAAT KORKUTTU”

Zannediyorum üç beş ay sonraydı. Hanefi Avcı, Mehmet Ali Birand’ı ziyaret için Kanal D Haber’e gelmişti. Kendisiyle daha önce, bir arkadaşımın aracılığı ile tanışmış ve bir akşam yemeğinde sohbet imkanı bulmuştum.

Aynı soruyu Hanefi Avcı’ya da sordum. O da aynı netlikle “Ergenekon denilen şey üç beş serdengeçtiden ibaret” dedi. Hatta güldü. Tam bu kelimelerle olmasa da “saçmalığın daniskası” yorumu yaptı.

MİT Müsteşarı Taner, Gülen Cemaati hakkında pek konuşmak istememişti. Ancak Hanefi Avcı, Cemaat soruma uzun uzun yanıt verdi. Daha sonra kitabında.. Ve bugün de “hükümete yakın gazetelerde” paylaştıklarını anlattı. Artık bu konuda herkes her şeyi bildiği için tekrarlamayacağım.

Anlatmam, paylaşmam gereken şey, “Başbakan bunları göremiyor mu” sorusuna verdiği yanıttı. Emre Taner ile neredeyse aynı tesbiti yapmış, aynı sonuca varmıştı. Hanefi Avcı, farklı olarak “sorumlunun Cemaat olduğunu” açık açık söylemişti:

“Bu Cemaatçiler Başbakan’ı öyle bir kıskaca almış, öyle bir korkutmuş ki.. ‘Yok, sizi zehirleyecekler.. Yok, size silahlı saldırı düzenleyecekler..’ Erdoğan korktukça bunlara daha sıkı sarılıyor. Onların sözüne daha çok güveniyor.”

SIRA YENİ MASALDA

Bugün artık, vaktiyle söylenenlere kulak asmayanlar da görüyor / biliyor / anlıyor: Son yıllarda yaşananlarda Cemaat’in ciddi payı var.

Ama elbette tek sorumlu Cemaat değil. Bu ülkeyi yönetenler, Cemaat ile elele Cumhuriyet kurumlarının üzerinden silindirle geçti. Kullandıkları “tank” değil de “silindir” yani “sivil bir araç” olunca mesele yoktu herhalde!!

Hasan Cemal’in ve “müritlerinin” kulakları çınlasın! Olan biteni “darbecileri temizlemek” zannetmişlerdi. Daha doğrusu öyle zannetmek istemişlerdi.

Başta Arınç abileri, AKP’liler de öyle zannetmiş-mişlerdi. Şimdi “meğer ne kadar masum ve safmışız, anlayamamışız” diyorlar. Külliyen yalan!

MİT zamanında uyarmıştı. Raporlarıyla durumu anlatmıştı. Biliyorlardı. Zaten BİLMEK ZORUNDAYDILAR. BİLMEKLE YÜKÜMLÜ VE SORUMLUYDULAR. Buna rağmen ya işlerine öyle geldi.. Ya da Başbakan o kadar korktu ki, inandı.

“Biz bu yola kefenimizle çıktık” demelerine bakmayın. Kendi canlarından endişe ettikleri için pek çok masumun canına kıydılar. Kıyılmasına seyirci kaldılar, göz yumdular. Üstelik bunlardan “mağduriyet” çıkartıp oy devşirdiler. Bugün yapmaya çalıştıkları gibi. Seçim arifesinde gündeme yeni bir SUİKAST MASALI sürdüler.

Masalcı da, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek. Dış mihraklar ve “Paralel Çete” yolsuzluk soruşturmaları yoluyla Erdoğan’ı hedef almış. O hamle başarılı olamayınca şimdi “Bir suikast zinciri başlatacaklar”mış.

Erdoğan, hem korkusundan hem de “mağduriyet ile oy devşirme” ihtiyacından bu masalı yeniden dinleyebilir. Türkiye’nin büyük çoğunluğu da böyle düşünebilir.

Ama en azından sizler, bu satırları okuyanlar, gerçeği bilin istedim.

MASAL MASAL MATİTAS

Hükümete hükümetten de yakın Yeni Akit gazetesinden Mehtap Yılmaz “Gülen emretti.. Cemaat’in suikast timleri harekete geçti. Artık can alacaklar” diye yazdı.

Hükümetin “Suriye’ye uzanan elleri” diye tanımlayabileceğimiz İHH’nın Başkanı Bülent Yıldırım da “suikast timlerinden” söz etti.

Bu “gündem yaratma operasyonu” tırmanırken Emre Uslu da,devreye girdi. “Bana öyle geliyor ki, seçime kahraman imajıyla gitmek için Erdoğan’a yönelik bir çakma suikast icra edilecek” dedi.

Cemaat’in, geçmişte polis içinde.. Bugün de medya ayağındaki en önemli isimlerden Taraf yazarı Emre Uslu söylüyor bunu. Dahası, (mesajını iyi okumak lâzım) olayın geçmişte olduğu gibi “girişimden ibaret kalmayacağını”.. Erdoğan’ın “belki çok hafif yaralarla veya mucize kabilinden yaralanmadan kurtulacağı” bir ÇAKMA SUİKAST GERÇEKLEŞTİRİLECEĞİNİ iddia ediyor.

Bu yöntemleri ondan iyi bilecek halimiz yok herhalde. O nedenle katkılarına teşekkür edin! Ve AKP medyasından bir kalemin yazdıklarını bu gözle okuyun:

ABD VE İNGİLTERE…

“ABD ve İngiltere, Başbakan’ın devletin içine çöreklenen örgütü, yani paralel devleti tüm diğer müttefikleriyle beraber tamamen tasfiye edeceğini çok iyi biliyorlar. Böyle bir durum Batı’nın bölge üzerinde kurduğu hegemonyanın sonu olacaktır. ABD ve İngiltere bunu engellemek için Başbakanın bir şekilde fiziksel tasfiyesini içeren tertibin ikinci aşamasına geçmekten çekinmeyeceklerdir.

Başbakan bugün hayatında hiç olmadığı kadar ciddi tehdit altındadır. Evet, şimdiye kadar birçok suikast girişiminde bulunuldu ama hiçbiri şimdiki kadar ciddi değildi. Yıpratma sürecinden istedikleri sonucu alamazlarsa, ABD, işbirlikçisi mevcut derin yapı ile son çare olarak gördüğü Başbakan’ın fiziksel olarak tasfiye edilmesi seçeneğini devreye sokmaktan çekinmeyecektir.

Bu bir uçak kazası, kalp krizi, enjekte edilen bir hastalık ya da klasik bir silahlı suikast olabilir. Ömer TURAN – HABER 7”

Odatv.com

TIR OPERASYONU /// MÜYESSER YILDIZ : MİT TIR’larını aratan komutana neler soruldu ?

19 Ocak günü Suriye’yi giden MİT TIR’larının durdurulup, aranması olayında Genelkurmay Başkanlığı’nca yürütülen soruşturmada tüm “sorumluluğun” Adana İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Özkan Çokay’ın üzerinde kalacağı anlaşılırken, o komutana çok ilginç bir soru sorulduğu öğrenildi.

Bu soru, doğrudan 25 Ocak tarihli, “Gizli Planları ABD’ye Aktarırken Yakalanan Komutan Kim” başlıklı (TIKLAYINIZ) yazımızda geçen iddialarla ilgili.

O yazıda, halen tutuklu Jandamaların aylarca önce Genelkurmay Başkanlığı’na bildirdiği, Adana’daki arama olayından sonra da bana ilettiği notta yer alan şu bilgiler yer alıyordu:

“Adana İl J. K. Albay Ö.Ç’ye. Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı’nda görevli iken;

-Kolorduya ait gizli bilgilerin bulunduğu dizüstü bilgisayarla Malatya’da seminerde iken internete bağlanarak gizli planları Amerika’ya aktarmış mıdır?

-Bu konuda açılan soruşturma sonucu Askeri Savcı tutuklamaya sevk etmiş midir?

-Bunun üzerine Van’dan Şırnak’a tayin edilmiş midir?

-Bu albayı halen Korgeneral olan … ve halen Orgeneral olan … korumuş mudur? Bunun sonucu dosyası kapatılarak, Adana J. Bölge’ye, yani Tuğg. H.C.’nun yanına koruyup, kollanmak üzere mi gönderilmiştir?

-Bu albay ABD’de yüksek lisans yapması nedeniyle iyi derecede İngilizce bilmesine rağmen yurt dışı göreve gitmek için neden İngilizce sınavlarına girmemektedir? Paralel yapı bu kişiye yurt içinde mi görev vermiştir?"

İşte Genelkurmay Başkanlığı’nın yürüttüğü soruşturmada, Adana İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Çokay’a, “Çok iyi İngilizce bilmesine rağmen neden yurtdışı göreve gitme talebinde bulunmadığı” sorusunun da yöneltildiği bildirildi. Askeri kaynaklardan alınan bilgiye göre Çokay,’ın cevabı, “Çok yoğundum. Van’dan, Şırnak’a gittim, fırsat bulamadım” olmuş, ancak bu cevap tatmin edici bulunmamış.

Çokay’a bu sorunun sorulması, hapisteki komutanların gündeme getirdiği iddiaların da araştırıldığını ve bunlarda doğruluk payı bulunduğunu gösteriyor.

PKK’LI TERÖRİSTLER Mİ GELİYOR

Genelkurmay’ın yürüttüğü soruşturma safahatı hakkında şu bilgilere de ulaştık:

-Arama olayının Ankara’da duyulmasından sonra Genelkurmay’dan aranan Albay Çokay’a, nerede olduğu soruldu, “Valinin yanında” olduğunu söyledi.

-İdari soruşturmada, kendisine Savcı tarafından “Ananı ağlatırım” şeklinde baskı yapıldığı yönünde ifade verdi.

-Soruşturmayı yürütenler, “En azından neden Bölge Komutanına haber vermedin? PKK’lı teröristler mi geliyor ki, 300 kişiyle yol kesiyorsun?” diye tepki gösterdi.

-Çokay’ın telefon görüşmeleri de incelendi ve olay günü Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Hamza Celepoğlu ile hiç görüşmediği, yani Celepoğlu’nun hiçbir ilgi ve bilgisinin bulunmadığı sonucuna varıldı.

Jandarma Genel Komutanlığı’nca yapılan idari soruşturmanın tamamlandığı, adli soruşturmasının ise sürdüğü bilgisini veren askeri kaynaklar, Adana İl Jandarma Komutanı Albay Çokay’ın akıbeti için Yüksek Askeri Şura’yı adres gösterdi.

TUTUKLULARA GÖRE, ÇOKAY ÜSTLENİYOR CELEBOĞLU KORUNUYOR

Ancak soruşturmanın seyri ve tüm sorumluluğun Çokay’ın üzerinde kalacak gibi olması, Adana’daki olaydan aylarca önce bu iki isim hakkında Genelkurmay’a ihbarda bulunan tutuklu askerler tarafından inandırıcı bulunmadı.

Tutuklu askerler, TIR aramasını gerçekleştiren 300 jandarmanın “komando” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar Adana İl Jandarma Komutanlığı değil, Bölge Komutanlığının emrinde askerlerdir. Bölge Komutanından habersiz görev verilmesine imkân yok. Anlaşılan, Çokay üstleniyor, Celeboğlu korunuyor” yorumunu yaptılar.

Bu arada askeri kaynakların, tutuklu jandarmaların ilettiği notta yer alan, “Bölge Komutanı Tuğggeneral H.C. kardeşi de kurmay albay olan ve o da muhtemelen yakında general olacak biridir” bilgisini doğruladığını da kaydedelim.

Askeri kaynaklar, “Evet Celepoğlu’nun kardeşi Albay ve bu yıl general olması bekleniyor. Her ikisi de çok başarılı. İddiaların yıpratma amaçlı olduğunu düşünüyoruz” dediler.

Genelkurmay’ın TIR soruşturmasının gidişatı böyle. Bu soruşturmanın en azından tutuklu subaylar arasında epey tartışılacağı ve yeni soru işaretlerine yol açacağı anlaşılıyor.

Silivri, Hasdal, Hadımköy, Maltepe, Sincan, Mamak ve Şirinyer’e kucak dolusu sevgiler

Müyesser YILDIZ

Odatv.com

TEKNİK TAKİP : Yasa dışı dinlemeler MİT’i işaret ediyor

Montajlanarak internet ortamında yayılan ses kayıtları, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin yurtdışı konuşmalarının yasa dışı dinlendiğini gözler önüne serdi.

Dinlemenin kim tarafından yapıldığı tartışılırken, Türkiye’de yurtdışı dinlemeleri yapabilecek tek kurumun Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) olduğu ifade ediliyor.

Bu kapsamda akıllara ilk olarak Ocak 2014 tarihli Hakan Fidan imzalı MİT personelinin çalışma alanına dair yazılan talimat geliyor. Söz konusu talimatta ‘paralel devlet yapılanması’ olarak adlandırılan bütün dini grupların takip edileceği belirtiliyor. MİT üzerinde kuşkuları artıran bir diğer gelişme de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı GES (Genelkurmay Elektronik Sistemler) Komutanlığı’nın, MİT’e devri. 28 Şubat döneminde yasa dışı dinlemelerin yapıldığı GES, Türkiye’nin en kapasiteli istihbarat ve dinleme üssü olarak biliniyordu. GES’in o dönem Türkiye’nin 13 farklı yerinde konuşlanmış dinleme istasyonları bulunuyordu. GES bütün elemanlarını ve teknik teçhizatını 2012’de MİT’e devretti. 24 Aralık 2013 tarihinde de Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB), MİT’te görevli Ahmet Cemalettin Çelik atandı. Türkiye’de yasal olarak yapılan dinlemelerin tamamını elinde tutan tek kurum TİB.

Bugün Gazetesi yazarı Adem Yavuz Arslan, 15 Ocak’ta kaleme aldığı ‘Gülen’i kim dinledi ya da kumpasın ipuçları’ başlıklı yazısında, bu konuda dinleme yapabilecek tek kurumun MİT olduğunu yazmıştı: “Hocaefendi’nin Amerika’da, arayan kişinin de Türkiye’de olduğu düşünülürse ‘kayıt yapan kurum’ hakkında ipuçları yakalamak mümkün. Çünkü Türkiye’de bu tür dinleme yapabilecek tek kurum devletin istihbarat kuruluşu. Yani söz konusu altyapı sadece MİT’te var. Öte yandan, TİB’in başına MİT’ten bir yönetici atandıktan hemen sonra çıkan bazı haberler ‘Acaba servis mi var?’ sorusunu akla getirdi…”

Taraf Gazetesi yazarı Mehmet Baransu da 20 Ocak’ta çıkan yazısında MİT’in dinlemeler konusunda Türkiye’de tek merci olduğunu kaydetmişti: “Bütün güç ve yetki MİT’te toplanıyor. Emniyet istihbaratın tüm raporları artık ânında MİT tarafından bağlanan paralel hatla görülüyor. MİT’e, THY’den Milli Eğitim’e, tapudan banka hesaplarına kadar tüm kişisel verilere izin şartı olmaksızın online erişim imkânı getirildi. Bununla da yetinilmedi, bireysel hak ve özgürlükler için denetlemesi gereken TİB, fiilen MİT’e bağlandı.”

İSTİHBARAT /// DOÇ. DR. SAİT YILMAZ : Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) nereye koşuyor ?

Doç. Dr. Sait Yılmaz

Bir istihbarat teşkilatı ne bir siyasi düşünce kuruluşu ne de bir kolluk kuvvetidir. Hükümetin istediği verileri teyit etmek her zaman cazip olsa da istihbaratçı doğru olanı söylemek ve yapmakla yükümlüdür. İstihbarat analizcileri değerlendirmelerini her türlü siyasi önyargıdan yapmalıdırlar. İstihbarat teşkilatı, politikacılara ve siyasi çıkarlara değil, ulusal çıkarlara odaklanır. İstihbaratın her işi ve ürünü, siyasi ideolojik tasarruflarının ötesindeki ulusal çıkarlar çerçevesinde oluşturulan politikaları desteklemeye yöneliktir . Ulusal çıkarlar, iktidarı partisinin ötesinde devleti oluşturan tüm kurum ve kuruluşların, kuvvetler dengesinin tüm unsurlarının aktör olarak yer aldığı bir karar verme sisteminde belirlenmiş olmalıdır. Böylece istihbaratçı jargonu ile; istihbarat teşkilatı ıslanmadan yüzebilir.

Hem devlet politikasını destekler hem de tarafsız kalır ama bu kolay bir iş değildir. Öte yandan, demokratik sistemlerde istihbarat servisleri siyasi iktidarların bekçisi değildir. İktidarlar seçimle gelir ve gider, istihbarat servislerinin onların yerini sağlamlaştırmak ya da siyasilerle özel ilişkilere girerek, onların koruyucu meleği olmak gibi bir görevi yoktur. Politikacılara ve siyasi yaklaşımlara karşı istihbaratçı temkinli ve kıvrak olmalı, içerideki mayın tarlalarından uzak durmalıdır. Daha da ötesi istihbarat servisinin, siyasi iktidarların anayasa ve kanunlar aleyhine ideolojik politikalarının aktörü olmak gibi görevi de olamaz.

İstihbaratçının işi ülkenin çıkarları doğrultusunda hazırlanmış politikaların ihtiyacı olan istihbaratı üretmek ve işlevleri yerine getirmektir. Bunun için öncelikle gerçekçi analitik istihbarat ürünleri sunmalı, işlevlerini yasal sınırlar içerisinde gerçekleştirilmelidir. Bir radyologun doktoruna sağladığı röntgen gibi, istihbaratçıda büyük resmi ve bu resim içinde noktalı ve lekeli bölümleri politika üreticilerine vermeli ama değer üretici olmamalıdır. İstihbarat ürünü siyasilere uygulayabilecekleri politika seçenekleri kadar değişmez ulusal çıkarlar konusunda farkındalık da sağlamalı ama onları önyargıya götürmemelidir. Burada asıl sorun ulusal çıkarların nasıl belirleneceğidir. Ulusal çıkarlar demokratik ülkelerde pek çok siyasi, güvenlik ve ekonomik kurumun rekabeti sonucunda belirlenir. Ulusal çıkarlar mutlak değildir, uluslararası ortamın dinamiklerine ve politika tercihlerine göre değişebilir ama bu gene ilgili tüm aktörlerin katılımı ile olur. İstihbarat, bu değişime sağladığı yeni bilgilerle öncülük eder. İstihbarat analizcileri de geleneksel olarak diğer ülkelerdeki gelişmeler ile ilgili raporlarının en son bölümünde ülke çıkarlarına yer verirler. 21. yüzyıl güvenlik ortamındaki hızlı değişimler hem belirli alanlarda daha çok uzmanlaşmayı, hem de ulusal çıkarların belirlenmesi ve önceliklendirilmesini daha acil ve zor hale getirmiştir. İstihbaratçılar bunun için gerekli veri tabanını sağlamak üzere çok daha fazla çalışmalıdır.

Türkiye’deki bugünkü iktidar, “milli irade” kavramı adı altında devletin tüm diğer aktörlerini dışlayarak, parti politikasına, parti içinde de birkaç kişiye dayanan ideolojik politikalarına meşruiyet sağlamaya çalışmaktadır. Ülke çıkarlarını bu işle sorumlu devletin en yüksek organı belirler. Bu kurum da 2004 yılına kadar Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği idi. Bu kurumun yayınladığı Milli Siyaset Belgeleri ise bu çıkarların ve buna uygun politikaların belirlendiği resmi belgelerdi. Bu hükümetin iktidara gelmesi ile sözde Avrupa Birliği ile uyum gerekçesi adı altında önce MGK Genel Sekreterliği’nin içi boşaltıldı sonra da Milli Siyaset Belgeleri yok edildi. Bunların hepsinin amacı hükümetin yaratılan kaos ortamında tek başına kalarak, istediği gibi ülke çıkarlarını tespit etmek ve politika belirlemek merakı idi. Bu da yetmezdi, işlenecek suçlar öyle büyüktü ki MGK içinde ya da basın önünde ses çıkaracak askerlerin de sesi kısılmalı, milli güçler tasfiye edilmelidi idi. 2007 yılına kadar Ergenekon, Balyoz vb. operasyonların kumpası hazırlandı. Darbe komplosu yetmeyince casusluk ve fuhuş operasyonları tezgâhlandı. Bugün Erdoğan’ın biz de aldatıldık şeklindeki sahte masumiyet duruşu aslında o dönemde cemaat ile birlikte kendi deyimi ile ilmek ilmek hazırladıkları ve dış güçlere dayanan bir projenin hayata geçirilmesi idi. Bu çarpık sistem içinde MİT Müsteşarı, hükümetin ideolojik politikaların manivelası olmuş, hükümet ile suç ortaklığında önemli bir rol üstlenmiştir. Hâlbuki2002 yılına kadar, Türkiye’de Milli İstihbarat Teşkilatı, görev sınırları içinde kalarak, saygın bir kurum olma niteliğini korumuştur.

AKP iktidarının dış politikasının geldiği aşama şudur;

– Ülke çıkarlarına göre Sünni mezhepçilik anlayışı çerçevesinde bölgede lider olmayı ve bu yolla Osmanlı ümmetçiliğini hedef alan ideolojik bir temele göre belirlenmektedir.

– Dış politika, bir devlet politikası değil iktidar partisi için de kendine “milli irade” yakıştırması yapan birkaç elitin kendi dünya anlayışlarının bir sonucudur. Bu politikanın arkasında devletin tüm kurumları yoktur.

– Önce sıfır sorun, şimdi de Osmanlıcı dış politika iflas etmiş, tüm komşu ülkelerin kuyusu kazıldığından Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde Barzani ve Öcalan’dan başka dostu kalmamıştır.

– Yabancı ülkelerin güdümünde yürütülen politikalar Ortadoğu’da Türkiye’nin etrafını terör bataklığına çevirirken, Irak’ın kuzeyinde de facto Kürt devletinin kurulmasına ve Türkmenlerin asilime edilmesine göz yumulmuştur.

– Yabancı güçlerin kurguladığı demokratik çözüm maskesi altında PKK’nın Güneydoğu Anadolu bölgesini devletleştirmesine müsaade edilmiş, eylemsizlik adı altında TSK ve diğer kolluk güçlerinin elleri bağlanmıştır.

– Uluslararası hukuka ve Anayasa’ya aykırı olarak Suriye’deki iç savaşın tarafı olunmuş, Suriye’nin bölünmesi sonucu ortaya çıkan Kürt bölgelerinin PKK ve Irak’ın kuzeyi ile bütünleşmesine aracı olunmuştur.

Ben Kürt meselesini Musa Anter’den öğrendim diyen Emre Taner’in başkanlığında MİT, daha 2005 yılında terör örgütü ve Barzani ile müzakere sürecinin manivelası olmaya başladı. Demokratik açılım diye Habur rezaleti ve İngiliz istihbaratının tezgâhladığı Oslo görüşmelerinin de başoyuncusu MİT idi. Büyük Kürdistan’ın omurgası olan içinde pek çok suça karışan MİT mensupları deşifre olunca MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı kurtarmak için Başbakan Temmuz 2012’de çıkardığı bir kanun çıkardı. Başbakanın kara kutusu ve PKK’nın Türkiye’de en çok sevdiği kişi olan Hakan Fidan, sadece 2010 yılında Öcalan ile 56 görüşme yaptı. Suriye’deki iç savaşın içinde aktif olarak yer alan Türkiye’nin elindeki yegâne aktör gene MİT’dir. MİT, hala Suriye’ye silah taşımaya devam ediyor ve Suriye’deki PDK ile çok iyi anlaşıyor.

Yukarıda sayılan tüm icraatlar hem iç ve uluslararası hukuka hem de Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırıdır. Yanlış anlaşılmasın tabii ki MİT, yurt içi ve dışında operasyon yapacak, Türkiye’nin çıkarlarını koruyacak. Bizim itirazımız Türkiye’yi her geçen gün bölünmeye ve daha çok bataklığa saplanmaya götüren AKP politikalarının manivelası olması ve yapılanların hukuka aykırı olmasıdır. MİT’in işlediği hukuksuzluklar şu şekilde sıralanabilir;

– Anayasayaya aykırı şekilde terör örgütü ile görüşmeler yapmak, devletin toprak bütünlüğünü tartışmaya açmak.

– KCK teşkilat yapısı içinde Kürdistan’ın kurulmasına yardım etmek ve devlete karşı işlenen şiddet eylemleri dâhil çeşitli kriminal faaliyetlere katılmak.

– Suriye’deki iç savaşın içinde aktif olarak yer almak, terör örgütlerine silah ve malzeme aktarmak, muhalif kanadın lojistik desteğini sağlamak.

– Ergenekon ve Balyoz operasyonlarına katkılı bilgi sağlamak, silahlı kuvvetlerine yönelik komplolarda etkin rol oynamak.

2937 Sayılı MİT Kanunu’nun 4. Maddesine göre MİT’in başlıca görevi; “Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı, milli güvenlik kurulu genel sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmak” gelmektedir. 4.b. ile MİT’e “Devletin milli güvenlik siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesinde; … istihbarat istek ve ihtiyaçlarını karşılamak” görevi verilmiştir.4.g’de ise; “Milli İstihbarat Teşkilatına görevleri dışında görev verilemez ve bu teşkilat devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez” ifadesi yer almaktadır. MİT’in tıpkı Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) gibi başbakanlığa bağlı olması, rejim ile sorunları olan siyasi partilerin iktidara gelmesi halinde bu kurumların sınırlarının zorlanması ve içlerinde paralel yapıların ortaya çıkması sorununu doğurmaktadır. Bu yüzden MİT ve EGM için de tıpkı Silahlı Kuvvetler’de olduğu gibi şura sisteminin getirilmesi ve siyasi istismarların ve hukuki boşlukların örtülmesi için iktidarlara göre değişmeyecek düzenlemeler yapılması gereklidir.

MİT’in bulaştığı ve yukarıda sıralanan tüm faaliyetler TCK Md. 302 (Türkiye’nin toprak bütünlüğünün görüşmeye açılamayacağı) ve Md. 306’ya (başka bir ülkede silahlı çatışmaya destek vermek) göre ağır cezalıktır. Terör örgütü ile yapılan görüşmelerde “Ülkenin bütünlüğünü tartışmıyoruz” demek, “Oslo belgelerinin resmi belge olmadığını savunmak” kimseyi kurtarmayacaktır. Şu haber bile suçun kanıtıdır; “Güney ve Kuzey Kürdistan’ı birbirine yakınlaştırmak amacı ile Barzani, Kandil, PKK ve PDK arasındaki trafiğe Öcalan’ın da katılımı MİT’ingözetiminde yapılıyor ”. Türkiye’ye gerçek bir yargı bağımsızlığı geldiğinde ve bir gözü kör-bir kulağı sağır savcı ve hâkimler gittiğinde bu ülkede çok şey değişecektir. O günler yakındır. Ülkeyi yöneten siyasiler kadar kanunsuzluğa alet olan pek çok kamu görevlisi yanında MİT mensupları da suç işlemektedir. Tabii ki kastettiğimiz tüm teşkilat değil, E ve F tipi olanlar ile onlara katılan ve göz yumanlardır. Birkaç yıl sonra pek çok MİT mensubunun yargı önüne çıktığını göreceğiz. Kendilerini “Biz verilen emirlerin gereğini yaptık” diye savunacaklar ancak görev verilmiş olsa bile suça katılmak ve görmezlikten gelmek de suçtur. MİT Müsteşarı için çıkarılan kanun da başbakan değişince kendisini koruyamayacaktır. Hiçbir kanun başka birine suç işleme yetkisi veremez.

[1][1] Namık Durukan: Öcalan, Barzani’nin talebini kabul etti: PKK ile KDP anlaştı, Milliyet Gazetesi, (28.01.2914), http://gundem.milliyet.com.tr/ocalan-barzani-nin-talebini-kabul/gundem/detay/1828687/default.htm

Doç.Dr.Sait Yılmaz
ulusalkanal.com.tr

TIR OPERASYONU : MİT TIR’ları neden durduruldu ?

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Suriye’ye yardım sevkıyatında kullandığı TIR’lara 19 Ocak 2014 günü yapılan ve gizli bir operasyon olması gerekirken anında medyaya servis edilen baskınla ilgili sır perdeleri aralanıyor.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Suriye’ye yardım sevkıyatında kullandığı TIR’lara 19 Ocak 2014 günü yapılan ve gizli bir operasyon olması gerekirken anında medyaya servis edilen baskınla ilgili sır perdeleri aralanıyor.

İhlas Haber Ajansı’na (İHA) konuşan kaynaklar, “Her ülkenin istihbarat teşkilatı gibi, MİT’in de yıllardır bu tür faaliyetleri olmaktadır. Burada manidar olan husus, Adana Cumhuriyet Savcısı’nın, TIR’ların MİT’e ait olduğunu bile bile Adana polisinden baskın yapmalarını istemesi, Vali Hüseyin Avni Coş’un buna müsaade etmemesi sonucu, İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Murat Koç’u arayarak TIR’lara baskın yapmasını istemesi, yapmaması veya konuyu üstlerine aktarması durumunda ise tıpkı Hatay’da olduğu gibi hakkında dava açacağını söylemesidir” şeklinde konuştu.

O GÜNE NELER YAŞANDI ?

O gün yaşananlarla ilgili detaylı bilgi veren kaynaklar, şunları söyledi: “Adana Cumhuriyet Başsavcısı, adli kolluk kuvveti talep ettiği Adana Emniyeti’nden silah ve mühimmat taşıdığı ihbarında bulunduğu TIR’ların durdurulmasını istedi. Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’un devreye girmesiyle emniyet bu talimatı yerine getirmedi. Bu kez polisi devre dışı bırakan savcı, Adana Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay Murat Koç’tan araçların durdurularak aranmasını istedi. Savcı’nın Koç’u talimatı yerine getirmemesi halinde Hatay’da TIR’a müdahale etmeyen askeri yetkililere uygulandığı gibi hakkında dava açacağını söylediği öğrenildi. 125 kişilik ekiple olay yerine gelen Jandarma ekibi, savcının talimatını uygulayarak arama yaptı. Vali Coş operasyon haberini alır almaz olay yerine ulaştı. Acil kodlu bir talimat yazısı çıkaran Coş, operasyonu yapan ekibe TIR’ların MİT’e ait olduğunu tebliğ ederek Jandarma ekibinden aramalara devam etmemesini istedi. Vali “bu TIR’lar MİT’e ait” demesine rağmen savcı, MİT’ten yazı istemeyi sürdürdü”.

125 KİŞİ İLE HABERSİZ BASKIN

Bu arada, 125 kişilik jandarma ekibinin TIR’lara yaptığı baskının, Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’a, Jandarma Genel Komutanı Org. Servet Yörük’e, MİT Bölge Başkanı’na ve Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğg. Hamza Celepoğlu’na kasıtlı olarak haber verilmediği ortaya çıktı. Devletin üst düzey yöneticilerinden bile gizlenen baskının medyaya ait kameralarla yapılması ise maksadın ne olduğunu ortaya koyuyor.

Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Hamza Celepoğlu’nun, MİT’e ait TIR’lara yapılan baskında hiçbir dahli olmamasına rağmen, kendisini paralel yapılanmadan yana gibi gösteren gazeteler hakkında 24 Ocak Cuma günü suç duyurusunda bulunduğu öğrenildi.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: