Günlük arşivler: Ocak 27, 2014

AK PARTİ DOSYASI : Türkiye’yi Erdoğan’dan kurtaracak ittifak !

illuminati-mason.jpg

Türkiye’yi Erdoğan’dan kurtaracak ittifak!

İsrail aşırı sağına ve Neocon ırkçılara çalışan Morton Abramowitz, Eric Edelman ve Blaise Misztal, Başbakan Tayyip Erdoğan’a karşı çirkin bir kampanya başlattı. The Washington Post gazetesinde açıkça ‘Türkiye’de rejim değişikliği’ çağrısı yaptılar.

ABD yönetimine Erdoğan’ın devrilmesi için çağrı yapan bu kişiler, Türkiye Başbakanı’nı despot, ‘ABD ve Türkiye için tehdit’ gösterdi. NATO müttefiki ‘Türkiye’yi Erdoğan’dan kurtarma’ çağrısı yaptı.

Gözlerini kan bürümüş, işgaller, iç savaşlar, kitlesel katliamlar, etnik ve mezhep çatışmalarıyla Fas’tan Güney Asya’ya uzanan coğrafyada büyük bir yıkım projesi uygulamış bir çevrenin uzantısı olan bu kişilerin tam da bugünlerde böyle bir yazı kaleme alması özellikle dikkat çekici.

2003 yılından bu yana Türkiye için bir çok darbe senaryosunu besleyen, iç savaş tehditleri yapan, Taksim’de bombalar patlatmayı senaryolaştıran, Alevi-Sünni çatışmaları çıkarmak isteyen, Türkiye’nin yeniden diz çöktürülüp yönetilebilir hale getirilmesi için her türlü kirli senaryoyu uygulayan bu çevreler, öyle görünüyor ki, AK Parti-Cemaat çatışması üzerinden yeni bir senaryoyu devreye sokmuş.

Ama yeni cümleleri yok. 2003 yılından beri aynı cümleleri kullanıyorlar. Erdoğan’a, Türkiye’nin Başbakanı’na ağır küfürler, hakaretler ediyorlar. Onu ABD için ‘El Kaide’den daha büyük tehdit’ ilan ediyorlar. Neredeyse ‘ortadan kaldırılması’ işareti veriyorlar.

Mesele bu üç ismin yazdığı yazı değil. Bu yazı ve tavır, Neocon-İsrail aşırı sağının oluşturduğu ittifakın sadece bir yansıması. Söz konusu ittifakın, daha önce hangi isimler üzerinden neler yazdığını neredeyse günlükler şeklinde bu köşede aktardım. Daha önce aktardıklarımla bugün yeniden yazmaya başladıkları şeylerin aynı olması, hemen hemen aynı cümleleri kurup aynı suçlamaları yöneltmeleri, aynı pervasızlığı sürdürmeleri nasıl açıklanabilir?

Bir süre sonra on yıldır yazan isimlerin hepsi ortaya dökülecek ve Batı medyasında ardı ardına Türkiye karşıtı yazılar döşenecekler. Kimlerin ne yazacağını şu an neredeyse ezbere biliyorum. Onları çok iyi tanıyorum çünkü. Türkiye’de kimlerle ortaklık kurduklarını, kimler tarafından finanse edildiklerini, o yazıları kimlerin sipariş ettiğini biliyorum.

Önceden AK Parti iktidarına karşı mevzilenen ulusalcı/darbeci çevrelerle organize hareket eden bu ittifak şimdi ortak mı değiştirdi? Erdoğan’ı devirmek için bu sefer Cemaat’i mi ortak düşünüyor? Ya da Cemaat-AK parti çatışmasını fırsat olarak mı kullanıyor? Nasıl oluyor da, aynı çevreler, Türkiye içi bir meselede böyle organize harekete geçebiliyor? Ortada bizim henüz detaylarını göremediğimiz yeni bir koalisyon, ittifak mı şekillendi?

Bugün Abramowitz, Edelman gibi isimler söz konusu yazıyı yazmış olabilir. Ama başkaları da var. Yakında onlardan da kampanyanın ateşini besleyecek yazılar bekliyoruz. Göreceksiniz ABD ve Avrupa medyasındaki hemen bütün neocon ve İsrail aşırı sağına mensup gazeteciler yakında koroya katılacak, Erdoğan’a ve hükümete karşı histerik saldırılara başlayacak.

TÜRKİYE’DE İÇ SAVAŞ ÇIKARTACAKLARDI

Bunların daha önce neler yaptıklarını hatırlayalım. Bugün olanların aynısı, yazılanların aynısı, kampanyanın aynısı Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde de yaşandı. Michael Rubin 2007 Şubat ayında ‘Will Turkey have an Islamic President’ başlıklı yazısında; Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin ‘son elli yılın en önemli seçimleri’ olduğunu iddia ederek, ekonomiye yeşil sermaye akışı kesilirse ‘Türkiye’nin 2001 yılından daha büyük bir krize yuvarlanacağı’ kehanetinde bulunmuştu. Erdoğan’ın uyarıları dikkate almaması halinde ‘sokaklarda tankların dolaşmayacağını ancak sokak gösterileriyle birlikte siyasal ve yargısal sürecin işletileceğini’ söylüyordu.

2006’da Newsweek dergisinde ‘Türkiye’de darbe ihtimali yüzde elli’ diyen Zeyno Baran’a atıfta bulunan Rubin, sivil kuruluşların Erdoğan hükümetine karşı harekete geçeceğini iddia ediyor, sokak çatışmalarına işaret ediyordu.

Aynı çevreler ‘The Read to Sharia’ başlıklı bir sempozyum düzenliyor ve şu iddialarda bulunuyorlardı: ‘Türkiye’yi Ortodoks İslamcılar yönetiyor. Erdoğan Türkiye’yi şeriata sürüklüyor. Türkiye İran’la tam tersi istikamette gidiyor, İran laikleşirken o İslamlaşıyor. ABD Türkiye’yi bir an önce düşman kategorisine almalı ve müdahale etmeli. Atatürk devleti tehlikede, bu gidişi durdurmak için askerler harekete geçmeli ve Ak Parti parçalara ayrılmalı.’

Doğrudan İsrail istihbaratına çalışan Daniel Pipes gibi isimlerin organizasyonlarıyla yazılar yazdırıyor, televizyon programları tertip ediyor, organizasyonlar yapıyor ve Türkiye’de hükümeti düşürme senaryoları uyguluyorlardı. Robert Pollock seviyesinde zeka özürlü tipler üzerinden Türkiye’ye darbe, iç savaş, sokak isyanları sipariş ediyorlardı. Türkiye-ABD arasında büyük kriz tellallığı yapıyor, krizin sebebinin 1 Mart tezkeresi değil doğrudan Tayyip Erdoğan olduğunu söylüyorlardı.

Bildiğimiz bütün neocon kuruluşlar harekete geçirilmişti. Erdoğan düşürülecek, yargılanacak, mahkum edilecek, Türkiye İsrail aşırı sağının tercihlerine uygun bir zemine çekilecekti. Düşünce-istihbarat şirketlerine raporlar hazırlattırılıp Türkiye’ye korku salıyorlardı. RAND Corporation’a hazırlattıkları ‘Türkiye’de Siyasal İslam’ın Yükselişi’ başlıklı yüz otuz beş sayfalık raporda açıkça Müslümanları Müslümanlarla çatıştırma projesi üretiyor, bunu Türkiye’ye servis ediyorlardı. Onlara göre ‘sinsi bir İslamlaşma projesi’ uygulanıyordu.

O dönem Türkiye’de o kadar ortakları vardı ki, içerideki ortakların söylem ve eylemleri doğrudan o merkezler tarafından üretilen söylem ve eylemlerle örtüşüyordu. Sinsi, kirli, demokrasiyi askıya alacak bir ortaklık şekillenmişti. Bugünlerde yine kısa devre iktidar hevesine düşen belli sermaye çevreleri o gün de aynı şekilde senaryolara alabildiğine destek veriyor hatta provoke ediyordu.

Tayyip Erdoğan’ın ya da Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmaması için çok sert bir kampanya yürütülüyor, tehditler ve şantajlarla biçimlendirilen müthiş bir organizasyon yürütülüyordu. Siyaset, medya, sermaye çevreleri bu organizasyonun öngördüğü ya da talimatları çerçevesinde formatlanıyordu. Atlantik ötesi toplantılar yapılıyor, Batı medyasına Türkiye karşıtı yazılar sipariş ediliyor, aynı yazılar Türk medyası üzerinden de pazarlanıyordu.

Türkiye’nin iç politikasını yeniden dizayn etmek için her yol deneniyordu. Ne de olsa 28 Şubat’tan böyle bir tecrübeleri vardı. Ama hepsi fiyaskoyla sonuçlandı, başaramadılar. Büyük hayal kırıklığı yaşadılar. Türkiye, onları çıldırtacak ölçüde kendi yolunu çizdi ve başarılı oldu.

YENİ MÜTTEFİK CEMAAT Mİ?

Şimdi, bugün, AK Parti-Cemaat çatışması çerçevesinde şiddetli bir kavga yaşanıyor. Hedef yine Erdoğan ve AK Parti hükümeti. Sivil iktidar, bürokrasi üzerinden devrilmek isteniyor, yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklı müthiş bir yıkım projesi uygulanıyor.

Fırtına yine Atlantik ötesinden, İsrail aşırı sağından ve neocon ırkçılardan geliyor. 2003 yılından bu yana kesintisiz devam eden bu kampanya, Türkiye’yi siyasi, ekonomik ve toplumsal barış açısından çökertecek şekilde yeniden hızlandırıldı. Hükümet düşecek, yerel seçimleri kaybedecek, cumhurbaşkanlığı seçimine müdahil olunacak, Türkiye yönetilebilir alana çekilecek.

Size de tuhaf gelmiyor mu? Bugün içeride devam eden kavganın dışarıdaki destekçileri yine aynı. İsimler, çevreler, güçler, amaçlar aynı. Kullanılan yöntemler ve söylemler aynı. 28 Şubat’tan beri o ittifak hiç bozulmadı, o koalisyonun Türkiye projesi hiç değişmedi.

Tek bir fark var: Daha önce içerideki müttefikleri darbeci çevrelerdi, ulusalcı çevrelerdi. Şimdi Cemaat devreye girdi. Toplumsal tabanı olan, devlet içinde güçlü organizasyona ve ekonomik güce sahip bir yapıyı müttefik bellediler. Yazdıkları, yaptıkları her şey böyle bir ittifaka işaret ediyor. Eski müttefikleri pul pul döküldü, dağıldı. Başarısızlığın sebebi Türkiye’deki müttefiklerinin başarısızlığıydı.

Başbakan’ın ‘sonuna kadar mücadele edeceğiz’ diyerek örgüt tanımlaması yaptığı yeni müttefikleri bakalım bu savaştan nasıl çıkacak?

Yakında Daniel Pipes gibi isimleri de oyuna sokacaklardır, göreceksiniz…

AK PARTİ DOSYASI : Üç ünlü ırkçı Siyonist’in Erdoğan çağrısı

soykirimin-somurulmesi-ve-ateist-siyonizme-karsi-olan-yahudiler_591x270.jpg

Üç ünlü ırkçı Siyonist’in Erdoğan çağrısı

Seçimle işbaşına gelen Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni devirmesi için Obama’ya çağrı üstüne çağrı yapıyorlar.

Kim mi bunlar?

Üç ünlü ırkçı Siyonist: Abromowitz, Edelman ve Misztal.

Öyle bildik, öyle tanıdık şeyler yazıyorlar ki aklınız şaşar.

Gazetemizin yazarlarından Cem Küçük de dünkü yazısında (mahut Siyonistlerin Washington Post’taki makalelerinden uzun uzun alıntı yaptıktan sonra) soruyor: ‘İnsan merak ediyor, nasıl oluyor da aynı anda içeriden ve dışarıdan birileri aynı anlama gelen cümleleri farklı ifadelerle yazıyorlar diye. Yoksa bu yazılar tek merkezden mi yönlendiriliyor?..’

Bu soruyu haklı kılacak o kadar çok delil, o kadar çok karine, o kadar çok işaret var ki saymakla bitmez.

Mesela…

Morton Abramowitz yerine C. Çandar, Eric Edelman yerine H. Cemal ve Blaise Misztal yerine (Zaman gazetesi yazarı) Ş. Alpay yazıp söz konusu makaleleri tercüme etseniz, inanın kimse fark etmez.

Sadece şu fark var:

Blaise Misztal, Zaman gazetesinin malum yazarı gibi ne Sayın Başbakan’a sağlığı üzerinden saygısızlık etti, ne de ‘Türkiye nükleer santralde bomba yapacak’ diyerek adeta, Türkiye’ye ambargo koyulsun çağrısı yaptı. (Bu farkı belirtmek zorundayız, ırkçı Siyonist de olsa, kimseye haksızlık yapamayız.)

Hülasa…

İsrail lobisinin tetikçileri ne söylüyorsa, Türkiye’deki acentaları da aynı şeyi söylüyorlar.

‘Erdoğan demokrasiyi mahvetti, otoriterleşti, diktatör oldu…’ dedikleri günden beri, bizdeki malum ‘aydın aşireti’ de aynı telden çalmaya başladı.

Bu ırkçı Siyonistler, bu CIA- Gladyo sırtlanları bir yerde demokrasi yok veya demokratik zafiyet var dediler mi, o yere gözlerini diktiler demektir.

Amaçlarına ulaşmak için de kara propaganda, tezvirat, tuğyan, isyan, ekonomik operasyon, iç savaş, darbe, velhasıl, ne kadar alçaklık varsa hiç düşünmeden yaparlar.

Bütün bunları da, gözünüzün içine baka baka, ‘demokrasi’ uğruna yaptıklarını söylerler.

Yakın zamanda Irak’a da demokrasi getirmişlerdi. Milyonlarca Iraklının hayatı mahvoldu, on binlercesi katledildi, yüz binlercesi sakat kaldı. Irak bunların getirdiği demokrasinin altında inliyor hâlâ.

Neoconların kavline göre, ‘İsrail terör devleti’nin ‘Arz-ı Mev’ud’ gayesinin önünde hangi ülke veya hangi lider durmuşsa o ülke demokrasiden uzaklaşmış, o lider diktatör olmuş demektir.

Meseleleri hiçbir zaman demokrasi olmamıştır.

Öyle olsaydı, Suudi Arabistan’ı da sorun yaparlardı. Tam aksine, Suudilerin de tazyikiyle Sisi’ye, Mısır’da darbe yaptırdılar. Hürriyet’in ‘HÖ’sü de ‘Demokrasi darbeyle de gelir’ demişti hani..

Hiç kuşkunuz olmasın, İsrail muhibbi neoconlar her yolu deneyeceklerdir.

Suriye’ye girmemiz için envaiçeşit hile ve desiseyle tazyik yaptılar. Çok şükür tuzakları bozuldu. Yoksa, Kuveyt’e giren Irak’a nasıl ‘demokrasi’ getirmişlerse, aynı şekilde bize de getireceklerdi.

Bunu başaramayınca, Gezi’de de sonuç alamayınca, ’17 Aralık ihaneti’ sahne aldı.

Evet, ‘ihanet,’ çünkü, İsrail yanlısı AIPAC örgütünün başlattığı girişimler sonucu, 2013 Nisan ayında, yani ’17 Aralık ihaneti’nden 8 ay evvel 47 milletvekilinin imza attığı (ıslak imzalarına varıncaya kadar Star gazetesinde yayımlanan) belgede İran’la ticaret yaptığı için Halkbank’a yaptırım istenmişti.

ABD-İran anlaşması sağlanınca da Halkbank devreden çıkarıldı. Malumunuz, Babek Zencani İran’da, iş ortağı Reza Zarrab da Türkiye’de tutuklandı.

Dolayısıyla…

Cem Küçük’ün ‘Bu yazılar tek merkezden mi yönlendiriliyor?..’ sorusu doğrudur ama eksiktir.

Zira tek merkezden yönlendirilen sadece yazarlar değildir.

Buna…

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’u, ‘Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme ve Türkiye Cumhuriyet Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme…’ şeklindeki akıl almaz

suç isnadıyla müebbet hapse mahkum etmek dahildir.

İnternet andıcıymış! Arz ederimmiş, bilmem neymiş…

Neoconlarla eşzamanlı şekilde, ‘Cumhuriyet Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme…’ suçunu 2011’den itibaren işleyenlere ne yapılıyor peki?

NOT: ‘Arkadaşa maklube, beyefendiye kırmızı şarap, bana da az kızarmış 10. Yıl Marşı lütfen’ başlıklı yazımda ‘arkadaştan’ kastedilenin Ekrem Bey olduğunu anlayamayacak kadar adi, kapsalak sosyal medya şebeleklerinden bir ricam var, bi zahmet beni okumasınlar

YERLİ BASIN : HSYK Savaşları

hsyk_1-jpg20140114113633_1.jpg?itok=avFEK5eO

Sabah: Hasan Celal Güzel: HSYK ve Anayasa değişikliği

Eğer tarafsız bir gözle incelenirse, dünyanın gelişmiş demokratik hukuk devletlerinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, bizim yargı sistemimizde olduğu gibi önemli bir müessese şeklinde düzenlenmediği görülecektir. HSYK, birçok kimsenin zannettiği gibi bir yüksek yargı kuruluşu değildir. HSYK, yargı erkinin bağımsızlığı düşünülerek yargı mensupları hakkındaki değerlendirmenin yapıldığı bir teşkilâttır. Aslında dünyanın gelişmiş birçok ülkesinde HSYK benzeri ayrı bir yapılanma yoktur ve HSYK ile ilgili işler, Adalet Bakanlığı’nca görülür. Devamı…

Cumhuriyet: Orhan Bursalı: RTE, Sınıra Dayandı

Bir insan, güç olarak nereye kadar ulaşabilir? Bu soru Erdoğan için… Durmadan daha büyük bir güce ulaşma çabası nereye kadar? Kısa tarihine çok şeyler sığdırdı, epey şey başardı. Türkiye’de hemen her şey ondan sorulur oldu… İşadamları bile onun iki dudağı arasında sıkışıp kaldı. Medya patronları diz çöker gibi oldular veya bir kısmı öyle davranıyor hâlâ. Ama ilk fırsatta bıçaklarını saplayacaklarına kuşkum yok. Ama büyük başarısızlıklar yaşamaya başladı “Usta”. Mesela Ortadoğu’da İslam ülkeleri lideri olma düşü çöktü. Suriye’de karizmayı tam çizdirdi. Devamı…

Hürriyet: Erdal Sağlam: HSYK’dan sonra sıra faizdeki geri adımda

Özellikle Avrupa Birliği’nden gelen eleştiriler Hükümete, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yasası konusunda geri adım attırdı. HSYK’dan sonra sıra faizdeki geri adımda Başbakan Erdoğan Brüksel ziyaretinde HSYK değişiklikleri konusunda AB yetkililerini ikna ettiğini söylese de, son olarak Cumhurbaşkanı ile görüşüp, değişiklikleri dondurduğunu açıklayarak, ikna edemediğini göstermiş oldu. Başbakan Erdoğan, eleştirilmekten, hele hele “yapmak istediği bir şeyi eleştirildi diye geri çekti” algısı yaratmaktan hiç hoşlanmıyor. Devamı…

YeniŞafak: Abdülkadir Selvi: Devletteki uyum ne durumda

HSYK teklifi askıya alındı. Amaç, Anayasa değişikliği için yeni bir çağrı yapmak. Başbakan Erdoğan, bir kez daha Anayasa değişikliği yapılması için muhalefet partilerine uzlaşma çağrısı yapacak. Eğer uzatılan el karşılık bulursa, yeni bir durum ortaya çıkacak. Cumhurbaşkanı Gül’ün liderlerle görüşmesinden sonra Anayasa değişikliği ihtimali ortaya çıkmıştı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı ile görüşmelerinde Anayasa değişikliğini destekleyeceklerini deklare etmişlerdi. Ama bilinen nedenlerle ilk deneme başarılı olamadı. Devamı…

Milliyet: Serpil Çevikcan: Çiçek’ten HSYK için uzlaşma çağrısı

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Meclis’te büyük kavgalara neden olan Ak Parti’nin HSYK teklifinin hükümet tarafından dondurulmasının ardından bundan sonra izlenecek yola ilişkin çağrısını yaptı. Çiçek, “Uzlaşma Komisyonu için çağrıyı yapıyorum. Dolayısıyla, belki partilere bir konuşma yapmam gerekiyor yarın, öbür gün. O zaman gelirler, otururlar, çalışırlar. Tercihen komisyonda (Anayasa Uzlaşma Komisyonu) görev yapmış olanlar olursa epey mesafe kat edilmiş olur. Çok büyük ölçüde mutabakata varılmış bir metin zaten var. Devamı…

(Süreç Analiz, 27 Ocak 2014)

Anahtar Kelimeler:

YABANCI BASIN : Piyasalar Sakinleşiyor

bn-bg259_euromk_g_20140127055225.jpg?itok=pElHW5FR

Türkiye Merkez Bankası’nın Salı akşamı olağanüstü bir faiz oranları ile ilgili toplantı yapacağını açıklaması rekor düzeydeki liranın düşüşünden sonra lirayı keskin bir şekilde yükseltti ve diğer zorluk içindeki piyasalardaki satışları da durdurdu. Société Générale’da bir makro-ekonomi stratejisti olan Kit Juckes “piyasalardaki mevcut karışıklık süreci gelişen piyasalardaki büyümeyi yavaşlatabilir ve FED politikasına daha az uygun vaziyetlerin ortaya çıkması durumunu ortaya koyabilir. Fakat pek çok bölgesel alt sürükleyiciler var: Çin’in gölge bankacılık sistemi, Türkiye’deki siyaset, Güney Afrika’daki grevler ve Arjantin siyaseti gibi bazılarını sayabiliriz. Bütün bu yangınların tamamının benzer şekilde patlayacağını beklemek için çok fazla yangın var “ diye konuştu.

6 milyar dolarlık bir mevduatı yöeneten GAM’de bir gelişen piyasa borç portföy yöneticisi olan Paul McNamara ise “2008 koşullarına geri dönebileceğimizi düşünebiliri miyiz? Kesinlikle hayır. Peki pek çok gelişen piyasa genel piyasalara olan bağlantısını kaybedeceğini düşünebilir miyiz? Yüksek ihtimal hayır. Fakat normalde bütün gelişen piyasaların her çevrimde bir şansı olurdu. Şimdi ise daha zor bir atmosfer var” diye beyanatta bulunuyor. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Turkey Stems Emerging-Markets Slide, 27 Ocak 2014

YABANCI BASIN /// Abromowitz & Edelman : Türkiye İstikameti Deği ştirmeli

erdogan_ricciardione-620x330.jpg?itok=myObHgRP

Son on yıldaki Başbakan Erdoğan’ın başarıları her ne olursa olsun ülkesinin ürkütücü demokrasisini yok ediyor. Bu Türkler ve Türkiye’nin Batılı müttefikleri için önemli bir sorundur. Sessiz kalmak ve konuşmanın kısa vadeli menfaatlere zarar vereceğinden korkmak Türkiye’nin uzun vadeli istikrarını tehlikeye sokacaktır.

Geçen ay polis Erdoğan hükümetine yakın ve içinde etkili iş dünyasından yöneticiler ve kabine bakanlarının oğulları da olmak üzere 50’den fazla kişiyi yolsuzluk suçlamaları çerçevesinde tutukladı. Rüşvet uzun zamandır Türk hükümetlerinde mevcut olmakla beraber bu iddialar görülmemiş düzeydedir. İddialar hükümetin en üst kademelerine ulaşıyor ve yalnızca ulusal çaptaki ihlalleri değil ama İran ile ilgili müeyyidelerin de oldukça fazla delinmesini içeriyor.

Bu iddiaların dikkatli bir incelemeye alınması yerine Erdoğan onları gömme yoluna gidiyor. Erdoğan davanın ana savcılarını ve ulusal çapta 3,000 kadar emniyet yetkilisini görevden el çektirdiği gibi hükümetin zayıf yargı üzerindeki kontrolünü de arttırmayı deniyor, polisin bağımsız soruşturma yürütme kabiliyetini sınırlıyor, gazetecilerin dava ile ilgili haberlari rapor etmelerini engelliyor ve bir zamanlar kendisin en güçlü müttefikleri olan güçlü dini lider Fethullah Gülen’in takipçileri başta olmak üzere düşmanlarını yok etmeye dönük bir medya kampanyasını fişekliyor.

Bu temelde skandalı kapatmaya çalışan bir politikacının da hareketleri değildir. Erdoğan Türkiye üzerindeki gücünü arttırmak ve muhalefeti daha fazla susturmak için iddiaları istismar ediyor.

Taktikleri yeni değildir. Kendisiyle mücadele edildiğinde Erdoğan muhalifleri ile uzlaşmak yerine onları yok etmeyi tercih ediyor. Etkili bir şekilde askeriyenin politik tesirini azalttıktan sonra Erdoğan diğer güç merkezlerine ilerledi. Bunlar medya, iş dünyası liderleri, sivil toplum ve şimdi de güçlü ve siyaseten etkili bir topluluk olan Gülenciler oldu. Başbakan krizleri ister gerçek ister üretilmiş olsun hukuk devleti prensibinin zeminini oymak için kullandı.

Geçen yıl gerçekleşen Gezi Parkı protestoları ve mevcut skandal ne izole edilmiş yerel kargaşalardır ne de basit bir siyasi iç kavgadır. Bunların oluşu ve hükümetin cevabı artan bir şekilde otoriteryenleşen ve kendi yönetimine olan direnişi azaltmak isteyen bir hükümet ile seküler liberallerden muhafazakar Gülencilere kadar uzanan muhalif hareketler arasındaki bir mücadelenin işaretleridir.

Bu mücadele şimdi yeni bir safhaya girdi. Türkiye Mart sonunda cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin takip edeceği önemli yerel seçimlere sahip olacak. Erdoğan cumhurbaşkanlığına mı aday olacağını yoksa yeniden başbakan olmak için aday olacağını henüz ilan etmedi. Fakat kendisi Türkiye’yi yönetme niyetindedir. Bu iddialar ve müteakip olaylar onun oylarını düşürebilir ve muhalefet partilerine yeni bir nefes verebilir.

Türkiye’nin demokratik gerilemesi ABD için baskısı artan bir dilemma oluşturuyor. Erdoğan’ın mevcut istikameti Türkiye’yi mükemmel olmayan bir demokrasiden mutlakiyetçiliğe götürebilir. Böyle bir kader yakın bir müttefik ve NATO üyesi için bizim işbirliğimiz, ABD’nin kuşatılmış güvenilirliği ve bölgedeki demokrasi arzuları için muazzam sonuçlara sahiptir. Bu ayrıca Türkiye ekonomisini de tehdit edecektir.

Dışişleri Bakanı John Kerry Türk Başbakan ile beraber son zamanlarda ABD’nin demokrasi ve hukukun üstünlüğüne olan sadakati ile ilgili bazı orta halli, genel atıflar yaptı. Bu arada ABD’nin Türkiye’nin yerel siyasetinden uzak kalacağı kon hususunda ısrarcı oldu ve ikili ilişkileri övdü. Davutoğlu sürpriz olmayacak şekilde Kerry ile mutabıktı.

Erdoğan’ın hayali Amerikan müdahalesi ile ilgili kınamaları Washington’ı zor bir duruma sokuyor. ABD skandalla ilgili müdahil olursa Erdoğan’ın suçlamalarını haklı çıkartabilir ve kendi tarafına daha fazla destekçi toparlayabilir.

Erdoğan yönetiminin önemli bir kısmındaki Amerikan yaklaşımı çoğunlukla istenmeyen gelişmelerle ilgili olarak mevzii bazı özel uyarılar dışında kamusal bir sessizlik oldu. Biz daha önce yayınlanan Bipartisan Policy Center raporunda söylediğimiz gibi bu strateji başarısızdır. Erdoğan dış politikasının –ki çoğu zaman ABD siyasetinden ayrı yollardadır- önemli noktalarına tesir edememiş, çatışmacı üslubunu yumuşatamamış ve daha az sertlikteki bir ulusal siyaset izlemesine neden olmamıştır. Aslında bütün bu yıllar boyunca devam eden ABD sessizliği Erdoğan’ı teşvik etmiş bile olabilir.

ABD siyasa yapıcılar Erdoğan’ın diktatörlük temayüllerinin felaketvari etkisi ile karşılaşma gönülsüzlüğünü bir tarafa atmalıdır ve Türk lidere ABD’nin Türkiye’nin politik istikrarı ve demokratik gerekliliğine verdiği önemi hatırlatmalıdır. Hususiyetle, ABD’nin etkisi göründüğünden büyüktür. Türkler Amerika’ya güvenmeseler de onun zıddına gitmekten de hoşlanmıyorlar.

Erdoğan Türkiye’nin ABD ile olan işbirliğini ve Başkan Obama ile olan yakın şahsi münasebetini kendi meşruiyetini parlatmak için istismar etmiştir. Amerika’nın onun son hareketlerini hem kamusal alanda hem de hususi görüşmelerde –bu görüşmelerde üstelik daha sert bir şekilde- lanetlemesi onun tavırlarını sakinleştirebilir. Amerika’nın Türkiye menfaatlerini ne kadar önemli olursa olsun ne sessizlik ne de beylik laflar onun siyasi düşüşünü durduramayacak.

Erdoğan Türkiye demokrasisine büyük zarar veriyor. ABD hem özel hem de kamuya açık olarak onun aşır hareketlerinin ve demagojisinin Türkiye’nin siyasi kurumlarını ve değerlerini bozduğu ve ABD-Türkiye ilişkilerini tehlikeye soktuğu konusunda net olmalıdır.

Morton Abramowitz ve Eric Edelman geçmişte ABD’nin Türkiye büyükelçiliklerini yapmıştır ve Bipartisan Policy Center’ın Türkiye Girişimi’nin eşbaşkanlıklarını yapmaktadırlar. Blaise Misztal ise sözkonusu merkezin dış politika direktörüdür.

Çeviren: Süreç Analiz

(WP, Morton I. Abramowitzi Eric S. Edelman, Blaise Misztal,The United States needs to tell Turkey to change course, 23 Ocak 2014)

TOP SECRET : U.S. Military PSYOP Leaflets from Iraq and Afghanistan

The following are psychological operations (PSYOP) leaflets dropped over Afghanistan and Iraq during Operation Enduring Freedom and Operation Iraqi Freedom. The leaflets are taken from a booklet released commercially by Giovanni Carmine and Christoph Büchel in 2006. The leaflets are written in Arabic, Dari and Pashto. Accurate translations are welcome.

US-AfghanPropaganda-1a-1024x518.jpg

Front

US-AfghanPropaganda-1b-1024x518.jpg

Back

US-AfghanPropaganda-2a-1024x518.jpg

Front

US-AfghanPropaganda-2b-1024x517.jpg

Back

US-AfghanPropaganda-3a-1024x517.jpg

Front

US-AfghanPropaganda-3b-1024x521.jpg

Back

US-AfghanPropaganda-4a-1024x518.jpg

Front

US-AfghanPropaganda-4b-1024x518.jpg

Back

US-AfghanPropaganda-5a-1024x521.jpg

Front

US-AfghanPropaganda-5b-1024x519.jpg

Back

US-AfghanPropaganda-6a-1024x519.jpg

Front

US-AfghanPropaganda-6b-1024x517.jpg

Back

US-AfghanPropaganda-7a-1024x520.jpg

Front

US-AfghanPropaganda-7b-1024x521.jpg

Back

US-AfghanPropaganda-8a-1024x520.jpg

Front

US-AfghanPropaganda-8b-1024x519.jpg

Back

US-AfghanPropaganda-9a-1024x521.jpg

Front

US-AfghanPropaganda-9b-1024x516.jpg

Back

US-AfghanPropaganda-10a-1024x518.jpg

Front

US-AfghanPropaganda-10b-1024x518.jpg

Back

ARAŞTIRMA DOSYASI : “Anayasa Referandumu Sonrası Mısır Politikası” Paneli

“Anayasa Referandumu Sonrası Mısır Politikası” başlıklı bir panel tartışması Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nin Uluslararası İlişkiler bölümünün işbirliğiyle gerçekleştirilmiştir.

20 Ocak 2014 tarihinde düzenlenen panelin başkanlığını ORSAM Başkanı Doç. Dr. Şaban Kardaş yapmıştır. Panele basın, diplomatik çevreler ve farklı üniversitelerin öğretim üyeleri ve öğrencilerinden 100’e yakın dinleyici katılmıştır. Tek oturum şeklinde düzenlenen panel; ilk olarak panelistlerin sunumu ile başlamış ve soru cevap kısmıyla sona ermiştir.

Panel Şaban Kardaş’ın açılış konuşması ile başlamıştır. Açılış konuşmasından sonra sözü ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri Drake Üniversitesi ve Kahire Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Mahmoud Hamad almıştır. Mahmoud Hamad ilk olarak kısaca Mısır’ın siyasi tarihinden bahsetmiştir. Hamad konuşmasında Cemal Abdül Nassır’dan Hüsnü Mübarek’e kadar Mısır liderlerinin yönetim biçimlerini ve bu liderlerin yönetiminde yapılan yanlış uygulamaları dile getirmiştir. Son olarak Hamad, Mübarek’in 2012’de görevinden ayrılmasından sonra Mısır siyasetinde neler olduğuna değinmiştir.

Mahmoud Hamad’ın konuşmasının ardından Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Merkezi Uzmanı ve Sakarya Üniversitesi Araştırma Görevlisi İsmail Numan Telci konuşmasını yapmıştır. Kasım 2012- Temmuz 2013 tarihleri arasında Mısır’da bulunan Numan Telci, Mısır’da bulunduğu dönemde ülkede yaşanan süreçten bahsetmiş ve bu süreci anlatırken bölge insanları ile yaptığı görüşmelerden izlenimleri de aktarmıştır. Konuşmasında yeni anayasanın bazı önemli maddelerinden de bahseden Telci, yeni anayasa ile ülke yönetiminde askerin daha etkin ve baskın olduğunu dile getirmiştir. Son olarak iç ve dış faktörlerin Mısır’ın dinamiklerini değiştirdiğini belirten Numan Telci, Türkiye’nin Mısır’da meydana gelen gelişmelere ilişkin görüşlerini ve buna dair politikalarından bahsetmiştir.

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Burak Bilgehan Özpek, konuşmasında Türkiye’nin Anayasa Yapım Sürecinden bahsetmiş ve bu sürecin neden başarısız olduğunu farklı başlıklar altında açıklamıştır. Özpek, Ortadoğu’da diğer ülkelerin Türkiye’nin Anayasa yapım sürecinde yapılmış olan hatalara bakıp, ders çıkarabileceklerini dile getirmiştir. Burak Bilgehan Özpek ayrıca Türkiye Anayasasındaki hataların bazılarının 2012 Mısır Anayasasında görüldüğüne de değinmiştir.

Son konuşmacı, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Uzmanı Doktor Mehmet Özkan ilk olarak Mısır’ın güncel durumuna değinmiştir. Askeri darbe sonrası referandumun nasıl bir ortamda gerçekleştiğinden bahseden Özkan, sonuçların neler olduğunu anlatmıştır. Mehmet Özkan referanduma katılımla ilgili istatistiklerden bahsetmiş ve bu sayıları temel alarak referanduma katılım oranını yorumlamıştır. Özkan konuşmasında ayrıca bu anayasanın neler getireceğinden ve önümüzdeki dönemde Mısır’da neler olabileceğinden bahsetmiştir. Son olarak Mehmet Özkan, General Sisi’nin Mısır’da Başbakan olarak seçilmesi durumunda, Türkiye-Mısır arasındaki ilişkilerin nasıl şekilleneceğini değerlendirmiştir. Panel daha sonra katılımcılardan gelen yorum ve sorularla devam etmiştir.
Paneli detaylı olarak aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz:

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: