Etiket arşivi: HRANT DİNK DAVASI

HRANT DİNK DAVASI : Dink suikastını paralel yapı gizledi

Dink cinayeti sırasında Trabzon Valisi olan Yavuzdemir, paralel yapı örgütlenmesinin Özal zamanında başladığını söyledi. Eski vali, “Paralel yapı bilgileri saklamasaydı Dink cinayetini önlerdim” dedi.

HER biri ülke gündeminde ilk sıraya oturan Rahip Santoro ve Hrant Dink suikastları ile Tutuklu Aileleri Yardımlaşma Derneği (TAYAD) olayları sırasında Trabzon Valisi olan Hüseyin Yavuzdemir paralel yapılanmayı AKŞAM’a anlattı. Paralel yapılanmanın kendisini emekliliğe ittiğini belirten Yavuzdemir, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne 38 yıl mülki idare amiri olarak hizmet edip 2011 yılında kendi isteğimle emekli oldum. Çünkü İçişleri Bakanlığı’nda üst düzey bir yetkili bana, ‘Bakanlık içinde yeni bir yapılanma var, artık vali olman zor’ dedi. Bu yapılanma şimdiki cemaatti. Ben de emekliye ayrıldım" dedi. Hüseyin Yavuzdemir, devlet içindeki paralel yapılanmadan Dink cinayetindeki ihmallere kadar birçok önemli konuyu bütün çıplaklığıyla anlattı:

ÖZAL DÖNEMİNDE BAŞLADI

Paralel yapı, İçişleri Bakanlığı’nda sadece bugünün konusu değil. Bu yapılanma Turgut Özal döneminde yavaş yavaş ivme kazanmaya başladı ve devlet içinde yeşererek, zemin bularak bugünlere geldi. Yapı, bakanlıkta Özal döneminde az da olsa şube müdürlüğü, daire başkanlığı düzeylerinde başladı ve daha sonra en üst düzey bürokratlara kadar çıktı. İslam dini, Müslümanların ancak kardeş olduğunu belirtse de bu yapılanmanın içinde olanlar, hiçbir zaman samimi Müslümanları kendilerinden saymadılar. İşin en acı tarafı da bu. Bu yapının önde gelenleri İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlıkları’nda zemin bulmak için, üniversite sınavına giren kendi elemanlarını Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Hukuk Fakültelerine yönlendirdiler, kaymakamlık ve hâkimlik mesleğine girmeleri sağlandı.

YAPININ GÖVDE GÖSTERİSİ

Paralel yapı giderek güç kazandı ve devlet içinde devlet olma durumuna geldi. 17 Aralık’ta yaşananlar, paralel yapının bir gövde gösterisi şekline dönüştü. Çünkü 30 yıl önce bürokraside hemen hemen hiçbir yetkili makamda elemanı olmayan bu grubun 17 Aralık 2013’e gelindiğinde iktidara darbe yapabilecek bir kadroya sahip olduğu görüldü ve buna da cesaret edildi. ‘Amaca ulaşmak için gerektiğinde avukat, hâkim kiralamak gerekir’ diyen bu yapı, artık devlet içinde bir güç olduğunu ispatlamak istedi.

MİLLİ İRADEYE İPOTEK

Demokratik ülkelerde, devlet içinde bir devlet asla söz konusu olamaz. Milletin iradesi ile iktidar olanlar, bu iktidarı milletten aldığı güçle kullanır. Paralel yapının, millete hesap verme görevi yoktur. Ama millet iradesine ipotek koymak isteyenlere karşı siyasi otoritenin tedbir alma ve hesap sorma yetkisi vardır. Paralel yapı üyeleri hemen hemen her meslek alanında devlette zemin bulabildi. Geçmiş siyasi iktidarlar zamanında da bir ölçüde devlet içinde kendilerine yer edindiler. Ama hiçbir iktidar bunların, günün birinde otoriteye baş kaldırabileceğini hesaba katmadı.

DİNK CİNAYETİ ARAŞTIRILSIN

Trabzon valisiyken Hrant Dink öldürüldü. Dink’in öldürülmesi ile ilgili olarak ne Jandarmadan ne de Emniyet’ten tarafıma en küçük bir bilgi verilmedi. Verilmiş olsaydı, cinayeti önlerdim. Dink İstanbul’da yaşıyor, İstanbul valisine ‘kişiye özel’ yazı yazıp gerekli önlemi almasını isterdim.

O zaman İstanbul valisi bu işin gereğini yapmak zorunda kalırdı. Tarafıma bu bilginin verilmeyişinde yine devlet içinde ayrı bir örgütlenmenin eli olduğunu düşünüyorum. Devletin valisinden bir şeyler gizlenmişse bunda art niyet aranır. Konunun yetkili cumhuriyet savcıları tarafından araştırılması gerekir.

DEVLET İÇİNE YUVALANDILAR

Devlet içine sızmış olan paralel yapıyı bir anda tasfiye etmek kolay değil. Bunun oldukça uzun bir süreç alacağını tahmin ediyorum. Ancak ilk yapılması gereken şey, en üst düzeyde yuvalananların hemen görevlerinden alınması gerekir. Bu grup elemanlarının eline geçen belgeleri tehdit, şantaj gibi amaçlarla kullanmaları ihtimal dâhilinde olduğundan, siyasi iktidarın bunların önlenmesini amaçlayan yasal düzenleme yapmasını zorunlu kılar. Çünkü görevlerinden alınanların bir kısım belgeleri de yanlarında götürebilir. Servis edebilir.

ÜÇ KURŞUNLA ÖLDÜRÜLDÜ

AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de bir bankadan çıktıktan hemen sonra gazete binasının önünde Ogün Samast adlı tetikçi tarafından 3 el ateş edilerek öldürüldü.

ALA KÖKLERİNİ KAZIYACAK

SON kabine değişikliğinin ardından İçişleri Bakanı olarak atanan Efkan Ala, mülki idare kökenli olan bir kişi ve bu paralel yapıya hizmet edenleri çok yakından tanır. O nedenle Ala, özellikle İçişleri Bakanlığı’nda örgütlenen paralel yapılanmanın kökünü kazıyacak güç ve iradeye de sahip bir isim… (AKŞAM)

Reklamlar

HRANT DİNK DAVASI : ‘Savcı Akkaş üç yıl uyuttu’

Hrant Dink, öldürülüşünün 7’nci yıldönümünde, Agos’un önünde ailesinin de katıldığı törenle anıldı.

İstanbul Şişli’de 19 Ocak 2007’de uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink dün İstanbul’da anıldı. Dink için ilk olarak Zeytinburnu Balıklı Ermeni Mezarlığı’nda gerçekleştirilen anmaya eşi Rakel, oğlu Arat, kardeşi Orhan Dink ve sevenleri katıldı. Rakel Dink ve sevenleri Dink’in mezarına çiçekler bıraktı. Dini törenin ardından Dink için dua etti. Dink’in arkadaşı Malik Yalçın şiir okudu. Taksim Talimhane Caddesi girişinde toplanan binlerce kişi ise Dink’in vurulduğu Agos gazetesi önüne yürüdü. Yürüyüşe Rakel Dink Halaskargazi Caddesi’nde katıldı.

"Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz" sloganları atan grup, Ergenekon Caddesi’ne geldiğinde ilginç bir eyleme imza attı. "Ergenekon Caddesi" yazılı tabelanın üzerine yanlarında getirdikleri "Hrant Dink Caddesi" yazılı tabelayı yerleştirerek caddenin ismini değiştirdiler. "Adalet Talebimiz Var" inisiyatifi adına Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu okuduğu basın açıklamasında cinayete ilişkin ikinci bir soruşturma yürüten savcı Muammer Akkaş’ın 3 yıldır soruşturmayı tamamlamaması eleştirip 25 Aralık operasyonundaki tavrını hatırlattı: "Açılmasını beklediğimiz davayı açmayan savcının, gözaltına almak istediği zaman nasıl cevval olduğunu gözlemledik." BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş yayımladığı mesajında adalet yerini buluncaya kadar Dink cinayetinin unutulmayacağını söyledi. HDP Genel Başkanı Sebahat Tuncel ise "O her gün her haksızlıkta, her demokrasi ve özgürlük çabasında yanı başımıza konan barış güvercini olmayı sürdürecek" dedi. Belçika Demokrat Ermeniler Derneği’de Brüksel’de anma etkinliği düzenledi.

HRANT DİNK DAVASI /// Nedim Şener : Başbakan’ı hedef aldıkları çok açık

Fadime ÖZKAN

fozkan

Gazeteci Hrant Dink’in pis bir cinayete kurban gidişinin yedinci yılı da bitti. Dava süreci ise ikinci bir cinayetten farksızdı. Peki bugün adil bir yargılamanın yapılacağını umut edebilir miyiz? Cinayeti nasıl bir konsorsiyum işledi ve üzerini örttü? Dink cinayetini ve dava süreci iyi bilen gazeteci Nedim Şener ile konuştuk. Şener cinayeti gören, bundan dolayı canı yakılmış biri. Mart 2011-Mart 2012 arasında Oda TV davasından hapis yatan Şener’in konuyla alakalı “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” ile “Kırmızı Cuma” adında iki kitabı da bulunuyor.

ŞENER: Dink cinayetiyle ilgili gerçekler daha dördüncü gün çıkmıştı ortaya ama Dink gömülmeden gerçekler gömüldü. Cinayete bakan o günkü mutabakatı da bugünkü paralel yapıyı da görür. Bugün hedef Başbakan.

Dink davasında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi örgüt yok kararı verdi. Yargıtay kararı kısmen bozdu ve suç örgütü var, terör örgütü yok dedi. 18 sanıklı dava da böylece yeniden görülmeye başladı. Ama ne aile ne kamuoyu adaletin tecellisine dair umut taşıyor. Hrant için adalet diyerek hapse girmiş ve böyle diyerek çıkmış biri olarak söyler misiniz durum size nasıl görünüyor?

Dink ailesi açısından çok zor ve her seferinde umutlandıran ama sonra insanı yere seren bir süreç yaşanıyor. Davanın esası bakımındansa, 14. Ağır Ceza Mahkemesi Erhan Tuncel ve diğer sanıkları “terör örgütü yoktur” diye beraat ettirdiğinde Bakan Ömer Çelik “Mahkemenin kararı örgüt olmadığını değil tersine ne kadar büyük olduğunu gösteriyor” demişti. Nedeni şuydu: Mahkeme örgüt var deseydi “peki Erhan Tunceli’n üstünde kim var” diye soracaktık. Erhan Tuncel bu işte devletin, istihbaratın parmak izi çünkü. O zaman tekrar istihbarat daire başkanlığına, Trabzon emniyetine yönelecekti. Jandarma etraflıca araştırılacak nasıl bir organizasyonun işi olduğu görülecekti. Mahkeme başkanı da “karar verdim ama içime sinmedi” gibi garip şeyler söylemişti.

Deliller cinayeti çözmek için yeterli

-Bu durum peki bize ne söylüyor?

Örgütün olmadığını değil büyük ve uzantılarının yargıda da olduğunu. Eski derin devletle bugün paralel devlet denilen çetenin içiçe geçtiğini.

-Bugün Türkiye Yargıtay’ın kararı bozduğu günden farklı bir noktada. Bu yeni hal, davanın hakkıyla görüleceği inancını besler mi?

Dink cinayetinde adalet için paralel devlet kavgasından medet ummak zayıflıktır. Bugün elimizdeki tüm deliller adı geçen herkesi yargılamaya yeterli. Davanın Trabzon’dan gelen dosyayla birleştirilmesi gerek. Davanın savcı Muammer Akkaş’tan alınması gerek. Akkaş 25 Aralık operasyonunda gizlilik kararına rağmen tüm bilgileri basınla paylaşırken Dink davasında bilgilere avukatlar da gazeteciler de ulaşamıyordu. (Röportaj bittiğinde savcının görev yerinin değiştiği haberini aldık. F.Ö) Gizlilik kararı da kaldırılmalı.

-Savcı Akkaş görevden alınınca, tam operasyon yapacaktım görevden alındım, dedi?

Dink dosyasını bu kavgaya alet etmek gibi bir ilkesizlik ancak bunlara yakışır.

-Cinayet konsorsiyumunda kimler var? Ortaklık baştan mı kurulmuş, sonradan mı?

Bu davada Trabzon ayağı çok önemli, jandarma ayağı çok önemli, polis istihbarat ayağı çok önemli. Erhan Tuncel’in kimin elemanı olduğuna bakılırsa cinayetin birçok ipucu var. Tuncel tutuklanıp İstanbul’a getirildiğinde çok şeyi anlattı. Biliyor musunuz, aslında gerçeğin büyük bölümü cinayetten dört gün sonra ortaya çıkmıştı. Dink gömülmeden gerçek ortaya çıktı ve Dink gömülmeden gerçekler gömüldü. Ama gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu var işte. Ben 2009’tan beri anlatıyorum: Dink cinayetine baktığınızda bugünkü paralel yapının veya yargı cuntasının tüm bağlantılarını orada görürsünüz. Erhan Tuncel’in ifadesinde verdiği isimlerin -Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Sabri Uzun- Mit’çinin, polisin ve jandarmanın bu mahkemede topluca yargılanması gerek. Erhan Tuncel cinayete tek başına karar vermiş, Yasin Hayal azmettirmiş, Ogün Samast tetiği çekmiş değil ki.

Savcı Öz iki davayı niye birleştirmedi?

-Savcı Öz’ün Dink cinayetini Ergenekon davasına bağlamamasının nedeni bu mudur?

Manidardır. Terörist diye gözaltına alındığımda ifademi Zekeriya Öz aldı. Şöyle bir konuşma geçti aramızda, dedim ki: Beni Ergenekonculukla suçluyorsunuz. Ben diyorum ki Dink davasının Ergenekon ile birleştirilmesi gerek, bazı isimler iki dosyada da sık geçiyor / O dedi ki delil yok / Kitabımı okusaydınız görürdünüz polis şeması da var / Dink ailesinin avukatlarına her istedikleri belgeyi verdim / Sizin göreviniz belge vermek değil davaları birleştirmek. İlk iddianamede atıf yapıyor ama sonra birleştirmiyorsunuz”. Birleştirseydi Ergenekon operasyonunu yapan polisler de paralel yapı içindeki baş aktör de, Jandarma da, MİT’çi de sanık olurdu. Öz, Dink’i tehdit eden MİT’çiyi Bedrettin Dalan’a kaç diyen kişi olarak sorguladı sanık yaptı ama aynı kişi hakkında Dink cinayetiyle ilgili tek işlem yapmadı.

“Başbakan’a kelepçe takacağım”

-Yapsaydı Ergenekon’u içeren daire bu yapıyı da kapsayacak şekilde genişleyecekti?

Elbette. Fethiye Çetin de söylüyor bunu kitabında, bazı itirafçıların isimlerini verdim ama savcının ajandasında kaldı, diyor. Ergenekon ile Dink davası birleştirilmiş olsaydı o yapı yargılanır, bugün o polis “Başbakan’a kelepçe takacağım” diyemezdi. Ama maalesef yaşandı bunlar.

-Siz bu yapıyı nereden biliyorsunuz?

Başbakan’ın imzaladığı 2 Aralık 2008 tarihli Başbakanlık Teftiş Kurulu raporundan. Ali Fuat Yılmazer’in, Ramazan Akyürek’in kızgınlığının temel sebeplerinden biridir bu rapor. Ayrıca raporu yazanları o günkü teftiş kurulu başkanı Muttalip Önal aracılığıyla tehdit de ettiriyor. Çünkü o vakte kadar emniyet boyutu atlanıp sadece jandarma üzerinde duruluyordu ama rapor emniyetteki bu isimlerin cinayetteki sorumluluğunu açığa çıkardı. Ergenekon jandarmayla birlikte bu cinayeti işledi gibi bir fotoğraf sunmaya çalışıyorlardı ama bu gerçeğin küçük bir parçasıydı. Bunu yapanlar basını da kontrol edenlerdi. Bunu görmek için o zaman ki Taraf’a bakmak yeterli.

Husumet BTK raporuyla başladı

-Belgenin isimlerin ve Başbakan’ın imzasının ortaya çıkması mıdır hikayeyi başlatan?

Bu kişilerin Başbakan’a husumetinin miladı da bu belgedir. Belgeyi yayınladığım için nefretleri bana da yöneldi. Kitap Ocak’ta çıkmıştı, bir dava yürüyordu zaten. 6 Mayıs 2009’da M.Yılmaz adına bir ihbar mektubuna dayanılarak tutuklandım. O ihbara göre telefonlarımı dinleten Zekeriya Öz’dür. Bence o ihbarı da polis yazdı. Başbakan’ın oğluna bir cinayet planlandığı, benim de bu örgütün içinde olduğum yazılı ihbarda. Suç unsuru bulamayınca dinlemeyi durduruyorlar.

-Eldeki verilerle ismi geçenlerden kimin kim olduğunu anlatır mısınız tek tek?

Planlayan nasıl öldürüleceğini bilen bir polis. Erhan Tuncel’i aradığında “oğlum hani kafasına sıkacaktı, hani kaçmayacaktı” diyen, bunu bilen bir kişi. Muhittin Zenit’i Erhan Tuncel’i araması için arayan kişi de Ali Fuat Yılmazer, yani o zaman İstihbarat Dairesi C Şubü Müdürü. Cinayetten sonra Ankara ekibi İstanbul’a geliyor, konsültasyon yapılıyor. Kimse yahu Erhan Tuncel istihbarat elemanımızdı, Yasin Hayal’in adının geçtiği raporlar var demiyor. Ne zaman gerçek ortaya çıkıyor? Ogün Samast otobüse binip Samsun’da yakalandığı zaman. Nasıl yakalanıyor? Babası görüntülerinden tanıyıp polise haber verince.

Devleti ele geçiren çeteye karşıyım

-O zaman Başbakan 2008’deki imzasının peşine düşerek örülmüş bu çorabı sökebilir?

Bunu yapmalıdır. Borcudur. Mülkiye Teftiş Kurulu raporu da DDK raporu da, BTK raporunu çürütmek, bu isimleri aklamak üzere yazılmıştı. Bugün Nedim Şener AKP’yi savunuyor diyorlar. Devleti ele geçirmiş bir çeteye karşı olmak AKP’yi savunmak değildir. Halbuki herkes benim nerede durduğumu bilir. Bugün ne diyorsam dün de söylüyordum. Bu da Türkiye’deki algı savaşının bir parçası. Ben gerçeği ortaya koyarım, kimin işine yaradığına bakmam. Başbakan’a karşı da bu gerçeği söylerim, dünyanın her yerinde gazeteciden terörist olmaz kardeşim de derim ama cemaat-hükümet savaşında bugün olanın yolsuzluk soruşturması değil operasyon olduğunu da anlatırım. Çünkü yaşanan gerçek budur. 20 yıldan beri yolsuzluk konusunda çok çalışmışımdır. Bugün olanın yolsuzluk soruşturması değil hükümeti hatta doğrudan Başbakan’ı hedef aldığı çok açık.

Rahibi öldürenler Ogün Samast’ı da öldürecekti

-Ogün Samast’ın yakalanması planın bir parçası mı?

Oyunu bozan şey. Düşünün cinayet işleyecek biri bunu beyaz bereyle yapar mı? Başbakanlık Teftiş Kurulu’na diyor ki kendisi: İyi ki de yakalandım. Niye böyle demiş diye peşine düştüm. Meğer “yakalanmasaymış Gümüşhane’de öldürülecekmiş”. Onu öldürmek için Trabzon’dan Gümüşhane’ye doğru yola çıkan çete biliniyor. Rahip Santaro da o çetenin silahıyla öldürüldü. Katil psikolojik sağlığı yerinde olmayan 15 yaşında bir çocuk diye lanse edildi. Ama o öyle sıradan bir cinayet değil. Ama kimse gerçeğin peşinde değil. Halbuki içinde aşırı milliyetçilerin, bazı Ergenekoncu isimlerin olduğu, emniyetin polisin olduğu büyük bir konsorsiyumun işidir bu cinayet. Bunlar bütün olarak ele alınmadan da çözülemez. İkincisi de derin devlet ve polis-yargı cuntası dediğiniz şeyin birlikteliği.

Ben Jandarma’nın da MİT’in de rolünü yazdım

-Dink cinayetinde emniyetin rolüne dikkat çekerken jandarmanın rolünü örttüğünüze yönelik eleştiriye cevabınız ne?

Bunu kim söylüyor? 1) art niyetliler 2) kitaplarımı okumayanlar. Görüşüm şudur: Bu cinayet MİT’in, jandarmanın, polisin, bürokrasinin, siyasetin, yargının üstünü kapatmasıyla işlenmiş bir mutabakat cinayetidir. Coşkun İğci ifadesinde adını verdiği jandarmalar, işin üzerlerine kalacağını görünce “komutanlarımız yalan söyleyin dedi biz de söyledik” dediler. Bu sayede hepsi sanık oldu. Ama jandarma dosyası o günden sonra hiç ilerlemedi. Bunu kitabımda yazdım. İkincisi Dink’in MİT’çi Özel Yılmaz tarafından tehdit edildiğini ilk yazan kişiyim 2004’te. Tehdidin kaynağının Genelkurmay olduğunu da ilk kez yazdım. Dolayısıyla bunlar o polislerin ve polislere aracılık eden gazetecilerin uydurduğu yalanlar.

Tabi ki kırgınım ama Hrant’a yapılana dayanamıyorum

-Bütün bunlar size ne hissettiriyor?

Bazen itiraf gibi sözleri duyunca üzülüyorum. Kardeşim anlamanız için bunu mu yaşamanız gerekiyordu diyorum. İnşallah daha fazla geç kalmaz bu işler. Yoksa gerçekten huzur yok. Kendimle ilgili şeyden çok Hrant Dink cinayetiyle ilgili durumdan daha çok etkileniyorum. Gözümün önünde her şey. Bu tiyatroyu nasıl oynuyorsunuz? Bu cinayeti çözmeden ne Başbakan rahata erecek ne bizler ne toplum vicdanı. Bu krizin içinden de çıkamayız. Hükümet ciddi bir özeleştiri yaparsa devleti daha kolay arındırabilir.

-Kırgın mısınız?

Tabi ki kırgınım. Çünkü evinden işine giden biriyim ben. Düşünüyorsunuz; ya içerde ölebilirsiniz. Aileniz psikolojik zarar görüyor. Bir sürü haksızlık yapılırken nasıl sessiz kalınabilir?

HRANT DİNK DAVASI : ‘Hayalet savcı’ gitti Dink’e savcı aranıyor

Gazeteci Dink’in katledilişinin 7. yılında ilginç gelişme: ‘25 Aralık operasyonu’nunda ‘hayalet soruşturma’ yaptığı ortaya çıkan savcı Akkaş, Dink davasına da bakıyordu…

AGOS gazetesinin Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de gazete binası önünde öldürülmesinin üzerinden 7 yıl geçti. Cinayet zanlısı Ogün Samast ile azmettirici Yasin Hayal ve cinayete yardım ettiği belirlenen 2 sanık ‘örgütsüz suç’tan hüküm giydi. Ancak Yargıtay, ‘örgüt suçu var’ diyerek kararı bozunca, yeniden yargılama başladı.

‘Paralel savcı’ olmasın

Bu süreçte dosyayı ilginç bir isim devraldı; Savcı Muammer Akkaş. Ergenekon soruşturmasında da görev alan Akkaş, 14 Şubat 2013’te bir gizli tanık ile Ogün Samast ve Erhan Tuncel’in ifadelerini aldı. ‘Kükümete darbe girişimi’ olarak nitelenen 25 Aralık 2013’teki ‘hayalet soruşturma’yı da yürüten Akkaş, ‘soruşturmayı UYAP’tan ve başsavcıdan gizlediği, dosyayı basına sızdırdığı, bildiri dağıttığı’ gerekçesiyle bizzat Başsavcı tarafından dosyadan alınmıştı. Hakkında HSYK tarafından inceleme başlatılan Akkaş, son kararname ile Tekirdağ Savcılığı’na atandı. Dink dosyası şimdi yeni bir savcıya verilecek. Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin de, ‘devlette paralel yapılanma’ tartışmaları dikkate alınarak dosyanın yeniden ele alınmasını istedi. Dink cinayeti soruşturmasını başlatan dönemin Başsavcıvekili Fikret Seçen de son HSYK kararıyla Gebze’ye savcı olarak atanmıştı.

Yargılama temel olarak ‘Ergenekon bağlantılı’ olarak sürdürüldü. Savcılar, sanıkların ‘Ergenekon’un Trabzon hücresi’?oldukları iddiası üzerinden ‘örgüt suçu’ suçlaması yaptı.

Jandarma komutanına ulaştı

Bu nedenle dönemin Trabzon Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz’e kadar ulaştı. Trabzon’da açılan davada Albay Öz ile Yüzbaşı Metin Yıldız ve 4 asker, ‘Dink’e suikast hazırlığı istihbaratı almasına rağmen işlem yapmamak’tan 4-6 ay arasında ceza aldı. Bu dava da Yargıtay’da bozuldu ve halen, İstanbul’daki davayla paralel olarak sürüyor. Dink davasını yürüten İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, iki davanın birleştirilmesine gerek görmemişti.

Polis müdürüne ulaşamadı

Dink davasında en çok tartışılan, sanıklardan Erhan Tuncel’i ‘polis muhbiri’ yapan dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek’in soruşturmaya dahil edilmemesi oldu. Suikast istihbaratını polise verdiği öne sürülen, ancak davada “Mc Donald’s’ın bombalanması” eyleminden ceza alan Tuncel, Akyürek tarafından bu eylemden sonra polis muhbiri yapıldı. Akyürek, cinayetten hemen önce Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’na getirildi. Ancak Dink ailesinin avukatlarının “Suikast istihbaratını İstanbul’a bildirmedi” demesine rağmen soruşturmaya dahil edilmedi.

Tuncel: Akyürek sorumludur

Dink davası yeniden görülmeye başlanınca STAR’a itiraflarda bulunan ve daha sonra yeniden tutuklanan Tuncel, 13 Aralık 2013’teki son duruşmada, “Cinayetle ilgili ihbarı emniyete bildirerek görevimi yaptım. Ancak Akyürek beni davanın bir numaralı sanığı haline getirerek kendisini ve çetesini gizledi” dedi. Tuncel, Akyürek’in, Başbakanlık müfettişlerinin araştırmalarını da engellediğini öne sürdü.

Gözler şimdi 12 Şubat’taki duruşmaya çevrildi. Yeni savcının atanmasıyla Akyürek’in de soruşturmaya dahil edilebileceği belirtiliyor. Şubat 2012’de İstihbarat’tan başmüfettişliğe alınan Akyürek geçen haftaki değişiklikle bu görevinden de alınmıştı. Davada, eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanlaından Sabri Uzun’un da tanık olarak dinleneceği belirtiliyor.

Davanın kritik aşamaları

-Dink cinayeti soruşturması başından beri dönemin İstanbul Başsavcıvekili Fikret Seçen ile dönemin özel yetkili savcısı Selim Berna Altay tarafından yürütüldü, daha sonra savcı Hikmet Usta da görevlendirildi.

-Yargılama sürecinde, mahkeme başkanı Erkan Canak 4 Aralık 2010’da HSYK kararıyla geçici görevle Sakarya’ya gönderildi, yerine mahkeme üyesi Rüstem Eryılmaz getirildi.

-Yargılama, ‘Ergenekon soruşturması’ ile paralel yürütüldü. Savcı Usta, esas hakkındaki görüşünde, “Dink cinayetinin, Erhan Tuncel ve Yasin Hayal yönetiminde, ‘Ergenekon’ terör örgütünün Trabzon’daki hücresi tarafından işlendiğini” öne sürdü.

-25 Temmuz 2011’de cinayet tarihinde 17 yaşından küçük olan Samast, İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nce 22 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Karar, Yargıtay’da onandı.

-17 Ocak 2012’de İstanbul 14. Ağır Ceza ana davayı karara bağladı. Yasin Hayal ‘azmettirici’ olarak müebbet hapis cezasına çarptırıldı; Erhan Tuncel ‘bombalama’ suçundan 10 yıl 6 ay, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender de ‘cinayete yardım’ suçlarından 12 yıl 6’şar ay hapisle cezalandırıldı.

-Mahkemenin ‘örgüt suçu’ bulmamasına Savcı Hikmet Usta itiraz etti ve “Tuncel ile Hayal, Ergenekon sanıklarıyla amaç birliği içindedir. Ergenekon ile Trabzon’daki hücresel yapı aynı DNA özelliklerine sahiptir” dedi. Mahkeme başkanı Eryılmaz ise “Karar ‘örgüt yoktur’ anlamına gelmez. Sadece tatmin edici bulmadık” diye savunma yaptı.

-15 Mayıs 2013’te Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sanıkların ‘örgüt’ üyesi olmaktan yargılanmaları gerektiğini belirterek, kararı bozdu.

-17 Eylül 2013’te dava yeniden İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

-24 Ekim 2013’te Tuncel yeniden tutuklandı, tanık korumaya alındı.

-7 Ocak 2014’te sanıklar Osman Hayal ve Zeynel Abidin Yavuz’un yeniden ifadeleri alındı.

-Davanın bir sonraki duruşması, 12 Şubat’ta yapılacak.

Dink dosyasını hatırladı!

Tekirdağ Savcılığı’na atanan Muammer Akkaş, giderayak 7 yıldır süren Dink cinayeti davasını hatırladı. Adliye önünde korsan bildiri okuyan Akkaş, Dink davası için “Operasyon aşamasına gelmiştik, dosya elimden çıktı” dedi.

HRANT DİNK DAVASI : Hrant Dink Yürüyüşünde Cadde İsmini Değiştirdiler

Hrant Dink’in 7. ölüm yıl dönümünde, Şişli Ergenekon Caddesi’ndeki levhanın üzerine ‘Hrant Dink Caddesi’ yazdılar

Hrant Dink’in 7. ölüm yıl dönümünde, Şişli Ergenekon Caddesi’nin üstüne Hrant Dink Caddesi yazıldı. Yürüyüşe gelen bir gurup cadde isminin üstüne aynı şekilde hazırlanan bir levha taktı. Tabelanın altındaki yön levhasına da, ‘Hrant Dink caddesinden geçiyor’ şeklinde döviz dikkat çekti. Genel Yayın Yönetmeni olarak çalıştığı Agos Gazetesi’nin önünde uğradığı silahlı saldırıda 7 yıl önce hayatını kaybeden Hrant Dink, binlerce seveni tarafından anıldı. Taksim’den Osmanbey’de bulunan Agos Gazetesi’ne yürüyen guruptan bazıları Ergenekon Caddesi’nin üstüne aynı şekilde hazırlanmış Hrant Dink Caddesi yazan levhayı taktı. Tabelanın altında bulunan yön levhasına da ‘Hrant Dink caddesinden geçiyor’ şeklinde döviz yapıştırıldı. Öte yandan, yürüyüş sırasında bir dükkanın kepengine yazı yazmaya çalışan kişilerle esnaf arasında kısa süreli gerginlik yaşandı. Yoldan geçen vatandaşların araya girmesiyle gerginlik sona erdi.

HRANT DİNK DAVASI /// PKK’nın yöneticilerinden Mustafa Karasu : Hrant Dink’i cemaat öldürdü AKP örtbas etti

PKK’nın yöneticilerinden Mustafa Karasu, bugün yıldönümü olan Hrant Dink cinayetinde derin devletin rolünün inkar edilemeyeceğini savunarak, failin AKP döneminde kurulan “yeni özel harp dairesi ve yeni kontrgerilla” olduğunu öne sürdü.

Olayla ilgili tüm yargılamaların Dink’in katillerinin korunduğunu gösterdiğini savunan Karasu, “Erhan Tuncel’in çelişkili ifadeleri var. Ama Erhan Tuncel’in ifadelerinden anlaşılıyor ki, bu işin arkasında daha organize işler var. Ama buna rağmen devlet üzerine gitmiyor, bu organize işler açığa çıkarılmıyor. O dönemin Emniyet Müdürünün üzerine gitmiyor. Ramazan Akkürek Meclis’e bile ifade için çağırıldığında gitmiyor. Yani meydan okuyorlar. Bir zamanlar Susurluk’tan dolayı bir general ifadeye çağrıldığında meydan okuyup gelmemesi gibi, Ramazan Akkürek de Meclis’e meydan okuyor ifade vermiyor” dedi.

Cinayetin ardından katillerin korunmasının bir devlet politikası olduğunu dile getiren Karasu, "hem AKP hem de Fetullahçı kesimlerin cinayetin içinde olduğunu” ifade etti.

Karasu şöyle dedi:

“Fetullahçılarla AKP ortak bir koalisyonla iktidara geldiler. ABD ve NATO’nun da desteğiyle eski iktidar bloklarını saf dışı ettiler. Tabii ki yeni iktidar bloğu ve yeni bir hegemonya kurulurken eski kurumların tümünün saf dışı edilmesi gerekmiyordu. Ya da eski Gladio’nun tümden tasfiye edilmesi, Ergenekon’un tümden tasfiye edilmesi hedeflenmedi. AKP hükümetiyle birlikte yeni bir derin devlet, yeni bir Gladio yapılanması gerçekleştirmeye yönelirken, eskilerini bir kısmı da bu yeni yapılanmanın içine alındı. Eskiden beri CIA’yla, Gladioyla ilişkisi olan, yine polis içinde örgütlü olan, yargı içinde örgütlenmeye çalışan Fetullahçılar da yeni derin devlet dediğimiz yeşil Ergenekon dediğimiz güç içinde etkili oldular. AKP ve Fetullahçılar eski Ergenekon’un kalıntılarıyla da ittifak yaptılar. Eski derin devlet içinde Türkiye’nin ve dünyanın yeni koşullarına ayak uyduramayanlar, bu konuda sorun olacaklar tasfiye edildi, ama uyduranlar Türkiye’deki değişimi kabul edenler yeşil Ergenekon içinde de yer aldılar.

Mevcut devlet politikalarının anayasal ve yasal olarak uygulanamadığı yerlerde harekete geçen yeni bir Ergenekon vardır; biz buna yeşil Ergenekon dedik. Böyle bir örgütlenme yapılmıştır. AKP ve Fetullahçılar çatışmasında bu biraz daha açığa çıkıyor. AKP’nin politikaları ve iktidarı döneminde bu oluştu, ama örgütlü olanlar Fetullahçılar olduğu için, polis ve yargı içinde onlar etkili olduğu için, onlar zaten baştan itibaren bu yeni Gladio içinde etkili oldular. Devlet ve derin devlet içinde gizli örgütlenmeye girdikleri için klasik iktidar bloklarının saf dışı edilip Türkiye’nin siyasal olarak yeniden şekillenmesinde Gladio’nun ya da derin devletin yeniden şekillenmesinde Fetullahçıların daha etkin hale gelmesi durumu gerçekleşmiştir. Şimdi bu durum AKP iktidarıyla çatışma içine girmiştir.” “Fetullahçılar hem derin devlet hem de görünür devlet içinde paralel örgütlenmelere gitmişlerdir” ifadesinin kullanan Karasu, şöyle konuştu:

“AKP HÜKÜMETİ BUNDAN SORUMLUDUR”

“Dink cinayeti bu kavga başlamadan önce gerçekleşmiştir. Dink cinayetinin nasıl olduğu, kimler tarafından yapıldığı önemli oranda bilinmektedir. Ama AKP hükümeti döneminde bu olayın üzerine gidilmemiştir; örtbas edilmeye çalışılmıştır. Eğer ciddi biçimde bu olayın üzerine gidilseydi açığa çıkarmak zor olmayacaktı. Bu olayın üzerine gidilseydi yeni oluşan yeşil Ergenekon gün yüzüne çıkacaktı. Ama AKP yeşil Ergenekon’u, yeni derin devleti kendisi yarattığı için, böyle bir yapılanmaya kendi izin verdiği için böyle bir yapılanmanın, yeşil Ergenekon’un ortaya çıkmasını istememiştir. Çünkü böyle bir durum ortaya çıktığında suç ortağı kendisi de olacaktır. Çünkü kendisinin iktidarı altında, kendisinin İçişleri Bakanının denetimindeki valiler, emniyet müdürlükleri, polisler ya da MİT vb. istihbarat örgütlerinin bulunduğu bir ortamda, bunların ilişkili olduğu bir ağ içinde bu cinayet gerçekleşmiştir.

Kesinlikle bu cinayet yeşil Ergenekon dediğimiz yeni özel harp dairesi ya da kontrgerilla tarafından gerçekleştirilmiştir. Türkiye demokratikleşmediği müddetçe bu tür derin devletler, yeşil Ergenekon gibi örgütlenmeler devam edecektir. Bırakalım Türkiye’yi, başta Almanya olmak üzere Avrupa gibi ülkelerde bile hala bu örgütlenmeler olduğuna göre Türkiye gibi demokratikleşmeyen, hala Kürtlerin Özgürlük Mücadelesini, demokrasi güçlerinin mücadelesini yasal olmayan yollardan ezmek, engellemek isteyen bir Türkiye’de bu tür örgütlenmeler haydi haydi bulunur. Nitekim bulunmaktadır. Bu tür örgütlenmelerin özellikle Doğu Karadeniz’de örgütlendiği eskiden beri söylenmektedir. Veli Küçük oralarda örgütlenmiştir. Bu yönüyle Ogün Samast’ı gönderenlerin kesinlikle yeşil Ergenekon dediğimiz, bugün paralel devlet olarak tartışılan güçlerle, çevrelerle kesin bağı vardır.”

Hrant Dink cinayetinin AKP iktidarı döneminde olduğunu söyleyen Karasu, “Sadece Fetullahçılara yüklenerek işin içinden çıkılamaz. O zaman da gerçek saptırılmış olur. Çünkü bu tür örgütlenmeler siyasi iktidarın desteği olmadan varlıklarını sürdüremezler. Özellikle de eski iktidar bloklarının tasfiye edildiği, eski Ergenekon’un dağıtıldığı, yerine yeşil Ergenekon’un konulmak istendiği bir süreçte iktidarların konumu daha da belirleyicidir. Bu açıdan AKP hükümeti bundan sorumludur” dedi.

Odatv.com

HRANT DİNK DAVASI : Eylemciler “Ergenekon Caddesi” Nin İsmini “Hrant Dink Caddesi” Olarak Değiştir di

Taksim’de toplanan yüzlerce kişi gazeteci Hrant Dink’i anmak için Agos Gazetesi’ne yürüdü. Rakel Dink’in de katıldığı yürüyüşte bir grup, "Ergenekon Caddesi" ismini "Hrant Dink Caddesi" olarak değiştirdi. Yürüyüş sırasında çevik kuvvet polisleri ile göstericiler arasında yaşanan gerginlik büyümeden önlendi.

Taksim’de toplanan yüzlerce kişi gazeteci Hrant Dink’i anmak için Agos Gazetesi’ne yürüdü. Rakel Dink’in de katıldığı yürüyüşte bir grup, "Ergenekon Caddesi" ismini "Hrant Dink Caddesi" olarak değiştirdi. Yürüyüş sırasında çevik kuvvet polisleri ile göstericiler arasında yaşanan gerginlik büyümeden önlendi.

Taksim Talimhane Caddesi girişinde toplanan yüzlerce kişi Hrant Dink’in vurulduğu Agos Gazetesi önüne yürüdü. Yürüyüşe Hrant Dink’in eşi Rakel Dink de Halaskargazi Caddesi’nde katıldı. "Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz" sloganları atan katılımcılar, Dink’i andı. Grup Ergenekon Caddesi girişine geldiğinde ilginç bir eyleme imza attı. "Ergenekon Caddesi" yazılı tabelanın üzerine yanlarında getirdikleri "Hrant Dink Caddesi" yazılı tabelayı yerleştiren eylemciler, caddenin ismini değiştirdi. Yürüyüş sırasında polisle grup arasında ufak bir gerginlik de yaşandı. Gruptan biri elindeki bayrak sopasını polise fırlattı. Araya giren polisler ve diğer katılımcılar gerginliğin büyümesini önledi.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: