Günlük arşivler: Ocak 9, 2014

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// YENİ AKİT GAZETESİ : Savcıya servis paralel çeteden

17 Aralık kirli operasyonu sırasında resmi yazı ile istenmeyen belge ve dosyaların, belediyelerin içine sızdırılan köstebekler aracılığıyla savcıya sızdırıldığı ortaya çıktı.

Başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Fatih Belediyesi olmak üzere birçok kamu kurumlarından çıkan belgelerin nasıl temin edildiğini araştıran istihbarat birimleri, çarpıcı bilgilere ulaştı.

İstihbarat birimlerinin yaptığı araştırmada, “paralel yapılanma”nın çeşitli kurumlara sızdırdığı örgüt elemanları vasıtasıyla bilgi belge temininde bulunduğu, 17 Aralık komplosu başta olmak üzere mevcut hükümete karşı gerçekleştirilecek operasyonlarda bu birimlerden faydalanıldığı ortaya çıktı.

Resmi yazıyla istenmeyen belgelere nasıl ulaşıldı?

17 Aralık kirli operasyonuna ait soruşturma dosyasında bulunan, Fatih Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve diğer kamu kurumlarından çıkan belgelerin büyük bölümünün bu kurumlardan resmi yazıyla talep edilmediği tespit edildi. Savcı tarafından yazılı olarak istenmediği ifade edilen belgelerin dosyaya nasıl girdiği, polisin ön soruşturma sırasında bu belgeleri nasıl temin ettiği ile ilgili yapılan araştırma çarpıcı bir gerçeği gözler önüne serdi.

Belediyelerdeki köstebekler

İstihbarat birimlerinin yaptığı araştırmada, “paralel yapılanma” adıyla kimlik kazanan çetenin, belediyelere sızdırılmış örgüt elemanları aracılığı ile istenilen belgeyi temin edip, savcılara ulaştırdığı belirlendi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve alt belediyelerdeki görevli yönetici ve alt konumdaki bir kısım personel ile ilgili inceleme yapıldığı ifade edildi.

İşte o sızmalara örnek

Yapılanmaya mensup kamu görevlilerinin rutin dönemlerde dağınık ve birbirinden habersiz bir görüntü çizdiği, ancak operasyonel dönemlerde bir anda aktif olup süratle istenilen görevi yerine getirdikleri kaydedildi. Geçmiş dönemlerde zaman zaman yakayı ele veren ancak yine aynı yapılanmanın mensupları tarafından bir şekilde aklanan örgüt üyeleri olduğu ifade edilirken, bunun son örneğinin 2012 yılında yaşandığı vurgulandı.

Cumhurbakanı Gül’e ait olan belgeleri kopyalarken yakalanmıştı

2012’de Üniversitelerarası Kurul arşivinde yapılan ilginç bir suçüstü, devletin üst düzey isimlerine ait kişisel verilerin gerektiğinde kara propaganda ya da şantaj aracı olarak kullanılmak üzere kurumlardan nasıl çalındığını ortaya koydu. Üniversitelerarası Kurul Hukuk Müşavirliğinde çalışan Y.D. isimli görevli, kurul arşivinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün doçentlik dosyasını kopyalarken suçüstü yakalandı. Görevli hakkında tutanak tutularak işine son verilirken, konun yargıya intikal ettirilmediği öğrenildi.

İpek Üniversitesi’nde çalışıyor

Şu an İpek Üniversitesi’nde görev yaptığı tespit edilen Y.D., YÖK tarafından Üniversitelerarası Kurul’un hukuk müşavirliğine atanmıştı..

Gül ve Erdoğan’a bilgi verildi

Sabah gazetesinden Mehmet Ali Berber’e göre Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan’a da konu hakkında bilgi verildi. Berber’in yaptığı araştırmaya göre Y.D.’nin savunmasında “Cumhurbaşkanı Gül’ün dosyasını merak ettiğim için kopyaladım” dediği öğrenildi.

Fidan’ın dosyası haber yapılmıştı

Doçentlik dosyaları kişisel veri kapsamına girdiğinden yetki sahibi görevlilerin dışında kimse göremiyor. Daha önce MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın doçentlik dosyasıyla ilgili bilgiler de basına sızdırılmıştı.

YENİAKİT

Ahmet Kılıçaslan Aytar : YENİ TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ ÇÖKTÜ, DAHA YENİSİNDE ZORLUK VAR

Türkiye, Atatürk’ün "Uygarlık yolunda başarılı olmak yenileşmeye bağlıdır.Uygarlığın buluşları, teknik harikaları, dünyayı değişmeden değişmeye uğrattığı bir dönemde yüzyıllık köhne düşüncelerle, mazi-severlikle varlığı koruyup, sürdürmek olasılığı yoktur" ifadesiyle çağdaşlığa yönlenmişti.

Üstelik, Atatürk "Biz büyük bir devrim yaptık. Ülkeyi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski kurumu yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak gerekir. Ulusun ve devrimin içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için bütün ulusalcı ve cumhuriyetçi güçlerin bir yerde toplanması gerekir" ifadesini de kulaklara küpe yapmıştı…

*

Sonra, Türkiye’nin tartışması anayasal açıdan lâik bir devlet oluş üzerinde keskinleşti.

Bir kutupta Kemalist bir esas olan ve nihai amacı dini bireyselleştirmek ve kamusal hayatta görünürlüğünü sınırlamak anlamında dayatmacı lâiklik, Diğer kutbunda merkez sağ partilerin sahip çıktığı devletin çeşitli dinlere karşı tarafsızlığı ve dinin kamusal alanda görünürlüğüne izin veren pasif lâiklik tartışmalarıyla bir yarım yüzyıl geçti.

*

Nihayet 12 Eylül 1980 darbesinin bıraktığı aralıktan sızan Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen’in peşlerine takacakları Arap ülkelerinde Müslüman Kardeşler Örgütü ve benzerleriyle,
İslam’ın siyasal sistem dışına itilmiş olması halinin toplumsal istikrarı sağlamadığı,ceberrut yönetimlerin varlıklarını sürdürmek için ülke dinamiklerini tükettiği tezleriyle ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarlarına güvenlikli bir bölge oluşturmak ve İsrail’in itikadî hedeflerine taşeron kesildikleri -şu, yaşanan 11 kahır yılı geldi.

*

Siyasi lider Erdoğan ve dini lider Gülen bu sürede ekonomik,siyasal ve toplumsal güç kazandı.

CIA ve MOSSAD’ın desteğiyle Emniyet ve İstihbarat’ta örgütlenmeyle yavaş-yavaş yargıda, merkezi ,yerel ve özerk idarelerde, sivil-askeri bürokrasi, üniversite, medya,siyasi partilerde yer elde ettiler, tüm sistemi kontrolleri altına aldılar,Kemalist Türkiye’yi alt üst ettiler.

Birbirine paralel yapıda AKP devletini ve cemaat derin devletini kurarken, Türkiye Kürdistan’ında Kürt derin devletinin oluşmasına da göz yumdular.

Demokrasinin dayandığı "Milli İrade" ve "Hukukun Üstünlüğü" ilkesini yalnızca kendi dünyalarının paydaşlarına ve -metazori karşısında,ayrıkçı Kürtler için kurguladılar; Yeni Türkiye devletini bu esaslar üzerinde kurdular.

Bu çerçevede bir anayasa oluşturmadıkları için mevcut Anayasa’ya göre -hâlâ, anayasal suç işliyorlar,suçludurlar…

*

Bugün, ABD ve İsrail tüm Batı ve Doğu dünyası; İslamcılığın demokrasi ile bir ilgisinin olmadığını: İslamcılıkla ülke ekonomilerini rekabetçi baskılara dayanabilecek bir ekonomi varlığı içinde tutmanın olanaklı olmadığını: İslami Cihad’ın İslamcılığın bir sonucu olduğunu: Bu yüzden İsrail’in güvenliğinin beklemede kaldığını: Suriye’deki milli iradeyi ve hukukun üstünlüğünü perişan eden iç savaşın önlenememesi ve İslamcı terör örgütlerinin ortadan kaldırılmaması halinde Ortadoğu’nun parçalanacağına inanmış bulunuyor.

*

O yüzden-bir taraftan, uluslararası bir ittifakla İslamcılık ve türevleri ile mücadele yürütülürken, Bir taraftan da Cenevre II Konferansı süreciyle, iç savaşta "milli irade ve hukukun üstünlüğü" ilkeleri üzerinde demokratik meşruiyeti çöken ve durumuyla bölgesel ve küresel barışa engel olan Suriye’de, İşlenen hukuk ihlallerinden Esad rejimi kadar muhalif tarafların, teröristlerin ve bunları destekleyen devletlerin paylarını üstlenmeleri, Bu suretle tüm Suriyelilerin iradesi ve hukukun üstünlüğüne olan inaçlarının tesis edilmesiyle yeni bir Suriye’nin desteklenmesi süreci işliyor.

*

Bu nedenle mi nedir, yeni Türkiye parti devletinin lideri Başbakan Erdoğan ile derin devletinin lideri Fethullah Gülen arasına nifak girmiştir!

Derin devletin lideri Fethullah Gülen odağı Erdoğan parti devlet hükümetini; BM Güvenlik Konseyinin nükleer programından vazgeçmesi -aksi halde, gelirinin çoğunu petrolden sağlayan İran’ın merkez bankaları ile işlemlerinin askıya alınmasıyla fiziki ve psikolojik olarak çökertilmesini öngören kararını hiçe saymak, Bunu da bir suç organizasyonuyla İstanbul’da bazı arazilerin usulsüz olarak imara açılması, kazanılan milyonlarca liralık rantın -bir bölümünün, iç edilmesi- diğer bölümünün, aklanıp dövize ve altına çevrildikten sonra İran’dan doğal gaz ve hampetrol ithalinde kullanarak yaptığını iddia ediyor.

Nifak öylesine derindir -ki, ard arda parti devlet unsurlarının dahli olduğu ileri sürülen başka başka yolsuzluklar ortalığa dökülüyor ve bütün gündemi işgal ediyor.

*

Başbakan Erdoğan da bazı belge,ifade ve ilişkilerin deşifre olması halinde soruşturmanın kendisine ve parti devletine ulaşabileceği ihtimaline karşı tedbirler alıyor.

Ortada çok büyük yolsuzluk,rüşvet iddiaları ve bununla ilgili bir soruşturma varken,soruşturmanın yasalara ve hukuka uygun biçimde yürütülmesini önlemek ve olayın üstünü örtmek için elinden geleni yapıyor.

İnanılmaz bir keyfilikle Ceza Yargılama Yasası’nı hükümleri ve ilkelerini gözardı ediyor, derin devleti oluşturan Gülen Cemaati üzerinde büyük bir tasfiye operasyonu yapıyor.

HSYK ve yüksek yargının yapısı değiştirilerek parti devletin tekeline alınması için harekete geçilmiştir -öyle ki, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkesi,en çok tartışılan başlıklar haline gelmiş bulunuyor.

*
Yeni Türkiye’de parti devlet ile derin devlet unsurları birbirinden hızla ayrışırken -zaten,kendi dünyalarının paydaşları üzerinde oluşturulan meşruiyet dayanaklarını da tüketiyor.

Kendilerine menkul "Milli İrade" temeli parti ve cemaat arasında bölünürken, "Hukukun Üstünlüğü" ilkesi parti devletin tekeline geçiyor.

*

Yeni Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,Kara Harp Okulundaki konuşmasında, "Gerçek anlamda bölgesel ve küresel barış, her bir ülkede meşruiyet temelli düzenlerin teşkilinden geçmektedir. ‘ Meşruiyet temeli nedir?’ diye sorduğunuzda, yani ‘Bir ülkenin meşru bir şekilde yönetimi nasıl olur?’ dediğinizde, bugünkü çağda ona verdiğimiz cevap demokrasidir.

Meşruiyetin temeli bugün demokrasiden geçmektedir. Demokrasi dediğimiz aslında milli iradedir. Bunu biraz daha genişletecek olursak, demokratik hukuk devletlerinin kurulmasıdır, düzenlerin böyle olmasıdır ve demokratik hukuk devleti dediğimizde de, çok partili sistem; adil, serbest, düzgün seçimler; kuvvetler ayrılığı prensibi çerçevesinde herkesin yetki ve sorumluluklarının belli olması; bu düzen içerisinde ‘check-balance’ dediğimiz denge sistemlerinin olup bunların bir ahenk içerisinde yönetilmesidir. Bunun dışındaki rejimler eninde sonunda ya acı çekerek veyahut tecrübeli liderlerin inisiyatifinde demokrasiye geçeceklerdir" diyor.

*

Yeni Türkiye demokrasisinin iki temeli -birincisi; toplumsal hayat hakkındaki kararların, toplumun tümünün katılımıyla ve ortak akılla verilmesi anlamında "Milli İrade"ilkesi,
İkincisi; bireylerin toplum olarak birlikte yaşamasını sağlayan, toplumsal yaşamı düzenleyen, bireysel hak ve özgürlükleri güvence altına alan, nimetler ve külfetlerin hakça dağıtımında adalete yönelen ve ortak akıl tarafından belirlenen hukuk kuralları anlamında "Hukukun Üstünlüğü" ilkesi çökmüştür.

*

Şimdi, Türkiye ya bir devrimci liderin ve ekibinin inisiyatifiyle yeniden oluşturacağı milli iradesi ve hukukun üstünlüğü ile demokrasiye dönüşecektir – ya da, Cenevre II Konferansı süreciyle milli irade ve hukukun üstünlüğü ilkeleri üzerinde demokratik meşruiyeti çökmüş olan ve durumuyla bölgesel ve küresel barışa engel olan Suriye ile kader birliğinde, işlenen hukuk ihlallerinden Esad rejimi ile paydaş olup, BM’ in denetiminde Suriyelilerin ve Türkiyelilerin kendi milli iradeleri ve hukukun üstünlüğüne olan inançlarının tesis edilmesiyle yeni bir Türkiye ve Suriye’nin kurulması beklenecektir.

10.1.2013

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

RESEARCH DOCUMENT : The Rwanda “Genocide Fax”: What We Know Now

New Documentation Paints Complex Picture of Informant and his Warnings

First Publication of "#Rwanda20yrs" project by U.S. Holocaust Memorial Museum and the National Security Archive

National Security Archive Electronic Briefing Book No. 452

Posted January 9, 2014

Edited by Michael Dobbs
Editorial Assistance by Emily Willard

For more information contact:
202/994-7000 or nsarchiv

IN THE NEWS

The Shroud Over Rwanda’s Nightmare
By Michael Dobbs, The New York Times, January 9, 2014

RELATED POSTS

The U.S. and the Genocide in Rwanda 1994: The Assassination of the Presidents and the Beginning of the "Apocalypse"
April 7, 2004

The U.S. and the Genocide in Rwanda 1994: Information, Intelligence and the U.S. Response
March 4, 2004

The U.S. and the Genocide in Rwanda 1994: Evidence of Inaction
August 20, 2001

Lessons Learned from U.S. Humanitarian Interventions Abroad
May 9, 2000

TEKNOLOJİ : Skype Hakkında Her Şey

Görüntülü konuşma servisi Skype’ın Facebook mu yoksa Google mı derken Microsofta yar olması geçen haftanın şok gelişmelerindendi. Microsoft rakiplerinin çok üzerinde bir fiyatla (8,5 milyar dolar) satın almayı gerçekleştirdi ve yazılım pazarından sonra internet pazarında da hedeflerinin büyük olduğu mesajını gönderdi.

Açıkçası birçok Skype kullanıcısı Microsoftla beraber Skypeın nasıl bir yola gireceğini, Microsoftun CEOsu Steve Ballmerdan kullanıcıları -şu an için- rahatlatan bir açıklama gelene kadar endişeyle karışık merak ediyordu. Öyle ya da böyle Skype artık Microsoftun gelecek planlarda büyük bir yer kaplıyor ve önümüzdeki zamanlarda milyonlarca kullanıcısı olan Skypeın Microsoftun planlarına nasıl dahil edileceğini hep beraber göreceğiz.

Gelin o zamana kadar Skypeın geçmişine dair birkaç önemli noktayı hatırlayalım.

Skype 2003 yılında Niklas Zennström ve Janus Friis tarafından hayata geçirildi ve 2005 yılında eBay tarafından ilk satın alınmasını yaşadı. İlk önceleri yalnızca sesli görüşmeye açık olan servis 2005 yılının sonlarında görüntülü iletişim için de kullanılabilir oldu. 2006 yılında 100 milyon kullanıcıya ulaşan Skypein hisseleri 2009 yılında eBay tarafından çeşitli yatırımcılara satıldı. Aynı yıl iPhone ve Android telefonları için uygulamalarını kullanıma sunan Skype artık mobil telefonlarda da kullanılmaya başlamış oldu.

2011 yılına geldiğimizde ise rakamlar epey büyümüş durumda: Artık her ay 100 milyondan fazla aktif kullanıcı Skype üzerinden 100 milyon dakikadan fazla görüşme yapıyor.

Finansal göstergelerde ise Skypeın 2007 yılındaki büyük gelir gider dengesizliğinin sonraki yıllarda düzene girdiği ve Skypeın finansal tablosunun olumlu bir çizgiye oturduğunu görüyoruz.

Microsoftun Skypeı satın almasıyla kimlerin kazandığını, kimlerin kaybettiğini, Skypeın rakipleriyle nasıl bir rekabet içinde olduğunu ve gelecekte neler olabileceğine dair birçok şeyi Focus.com ve Creditscoreun katkılarıyla hazırlanan aşağıdaki infografikte bulabilirsiniz.

Skype-Infografik.jpg

VİDEO /// GEÇMİŞE BİR YOLCULUĞA NE DERSİNİZ ??? ///

SİTEYE BURADAN GİDEBİLİRSİNİZ.

/// AKP’NİN PROJESİ OLAN “MÜSLÜMAN KARDEŞLİĞİ” SAÇMA SAPAN BİR ŞEYDİR /// NEDE NİNİ MERAK EDENLER BUYRUN .. ///

PROGRAM TAVSİYESİ : Should I Remove It /// Program kaldırmak bu araçla daha kolay !

Windows’ta yeni yazılımları denemeyi seviyorsanız, bazı küçük sorunlarla da karşı karşıyasınız demektir. PC’nizin çabucak dolması, itinalı bir temizlik yapmak zorunda kalmak gibi… Bu konuda Windows’un program kaldırma aracının da size çok fazla yardım ettiği söylenemez.

Windows’un Program Kaldır işlevi, sisteminizde yüklü olan programları listelese de onların ne işe yaradığını, bir programı kaç kişinin sisteminden sildiğini size söylemiyor. Eski bir araç sayılmayacak Should I Remove It? ise Denetim Masası’ndan daha faydalı bilgiler veriyor, bu sırada aşırı bilgi ve işlevle de kafanızı karıştırmıyor.

Should I Remove It?’i çalıştırdığınızda PC’nizde yüklü programların bir listesini görüyorsunuz. Programların yanlarında kullanıcıların verdiği oylara göre 5 yıldıza kadar puanlar ve söz konusu programı kaldıran Should I Remove It? kullanıcılarının yüzdesi yazıyor. Daha fazla bilgi için programın adına tıklayabiliyor, programın sürümünü ve yükleme tarihinizi görebiliyorsunuz. "What is it?" düğmesi ise daha detaylı bilgiler edinmenizi sağlıyor.

Bir programı kaldırmaya karar verdiğinizde bunu Should I Remove It? içerisinden, direkt olarak yapmanız mümkün. Araç, düzenli olarak yüklü uygulamalarınızı gözden geçirmenizi de sağlayabiliyor.

İndir

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: