Günlük arşivler: Ocak 3, 2014

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : İHH Başkanı’ndan bomba açıklama

İHH Başkanı Bülent Yıldırım, İsrail ve yargıdaki cemaat yapılanmasının İHH’yı hedef aldığını anlatırken çarpıcı bir örnek verdi: Mavi Marmara katliamı için dava açılacağı zaman, bu grubun savcıları ‘eğer dosyayı açarsanız İHH ile ilgili El Kaide dosyası da açılır’ dedi. Yargı içinde masaya dosya koyarak tehdit eden savcılar var.

Geçtiğimiz gece İHH’ya ait Suriye’ye giden bir TIR’da silah bulunduğu iddiası bazı gazetelerin internet sitelerine haber olarak düştü. Ardından sosyal medyada bazı isimlerce iddia yayıldı. Kısa süre sonra iddianın asılsızlığı ortaya çıktı ancak haber çoktan yurt dışına servis edilmişti. TIR’ın İHH ile ilişkilendirilmesi Türkiye’nin teröre destek veren bir ülke olarak lanse edilmesi çabası olarak görüldü. Çok değil bundan 3-4 gün önce İHH Başkanı Bülent Yıldırım İHH’ya yönelik saldırılar beklediklerini açıklamıştı. Yıldırım, Yeni Şafak gazetesine çarpıcı açıklamalarda bulundu:

Önceki gece İHH TIR’ında silah iddiası haberleştirildi. Çok geçmeden doğru olmadığı ortaya çıktı. Bu olayı nasıl yorumluyorsunuz?

Mavi Marmara hadisesinden sonra Türkiye İsrail ilişkileri dibe vurdu ve İsrail yalnızlaştı. Türkiye’yi kaybetmeleri Siyonist sermayenin büyük yara almasına sebep oldu Bu nedenle paniklediler. Türkiye ile ilişkileri eski düzeyine hatta daha büyük bir ittifaka çevirmek istiyorlar. Bunun için çok çeşitli tekliflerde bulundular. Bize de geldiler. İsrail Türkiye ilişkilerinin tekrar düzelmesi için yapılan anlaşmalara ses çıkarmamamız istendi.

Teklifler İsrail hükümeti tarafından mı geldi?

Tabii. Aracılar vasıtasıyla. Bazıları başka ülkeler üzerinden geldi. Biz bu teklifleri reddettik. Dolayısıyla İHH’yı bitirme kararı aldılar.

DOSYALAR HAZIRLADILAR

Nasıl yapacaklar bunu?

Üç konu üzerinde tartıştılar. Birincisi Bülent Yıldırım’ı öldürelim. Fakat öldürürsek kahraman olur dediler. İkincisi vakfa çeşitli devlet kurumları tarafından baskı yaptıralım başkanı değişsin, ki paralel devlet mensupları bu baskıyı yaptılar. Sonra Bülent Yıldırım gitse geride kalanlar aynı misyonu devam ettirecek dediler. O yüzden üçüncü yol olarak itibarsızlaştırmaya karar verdiler. Dosyalar hazırladılar.

Ne gibi dosyalar?

El Kaideci, İrancı dediler, özel hayatı öne sürdüler… Aklınıza gelen her iftirayı attılar. Fakat hiç biri tutmadı. Son olayın da İHH’yı itibarsızlaştırmak için yapıldığını düşünüyoruz. Demek ki İsrail’e bir söz verdiler. Bu sözün gereğini yerine getirmeleri isteniyor artık. Sanki bir TIR yakalanmış, içinde İHH’nın Suriye’ye götürdüğü silahlar varmış gibi bir kamuoyu oluşturma gayretine girdiler. Bunu İngilizce olarak da bütün dünyaya yaydılar. Bizler hemen net tepkimizi verdik. Jandarmaya ulaştık. Jandarma böyle bir TIR’ın kontrolleri altında olduğunu ancak İHH ile hiçbir ilgisi olmadığını bize bildirdi.

İTİBAR OPERASYONU VAR

TIR’ın kime ait olduğu, içinde ne olduğu açıklığa kavuştu mu?

Onu bilmiyoruz. Bir iftira atıldı. İftiranın asıl sebebini de biliyorsunuz, 3-4 gün önce İsrail Dışişleri Bakanı Liberman ‘İHH bizim için büyük bir tehdittir’ diye açıklama yaptı. Biz 2 gün önce Gazze’yle ilgili dünya çapında bir kampanya başlattık. Bu arada Türkiye’ye gelen bir suikast timi var. Arkasından da bir grubun mensupları İHH’nın silah yüklü TIR’ı yakalandı diye iftira kampanyası başlatıyor. Bu tabloyu okuyun.

Haberde TIR MİT’le de ilişkilendiriliyordu. Buradan konu Türkiye’nin teröre destek veren ülke imajı verilmesi noktasına gidiyor değil mi?

Şu anda uluslararası ceza mahkemesinde bir dosya hazırlıyorlar. Türkiye’yi teröre destek veren ülke konumuna düşürmek istiyorlar. Çünkü biz İsrail’i uluslararası ceza mahkemesinde yargılatmak için başvurduk ve ilk defa dünyada bu kabul edildi. Buna karşılık Sayın Başbakan’ı, arkadaşlarını ve İHH’yı teröre destek veren kişi ve kurumlar olarak göstermek istiyorlar. Sayın Başbakan İsrail’e karşı çok net tavır içinde. Mavi Marmara’dan sonra abluka kaldırılmadı, ambargo kaldırılmadı, tazminat miktarında da anlaşılamadı. İsrail bunları yapabilecek konumda kendisini göremiyor.

Neden?

Çünkü ablukanın asıl sebeplerinden biri de İsrail’in Filistin’e ait olan doğalgazdan Filistin’e pay vermek istememesi. Bunu Başbakan iktidarda oldukça yapamayacağını düşünüyor.

TÜRKİYE KASETLE ANILIYOR

Bahsettiğiniz suikast timi nereden geldi? Kim gönderdi?

Hangi ülkedeki Yahudi kökenli ismin yönlendirdiğini biliyoruz. Buraya gönderdikleri de kısmen belli. Hedef benim. Rahmetli Medet Ünlü’yü vuranlarla aynı çizgide olan bir yapı. Normalde bunu söylemeyip, bu timin yakalanmasını istememiz lazım ama bir kaos ortamı var. Gerçekten hükümet direniyor. Direnmese hepimiz altında kalırız. Biz de bu ortamda suikastlerin olabileceğini ortaya koymaya çalıştığımız için bunu açıkladık.

Hedefte başka kim var?

Benim için ortaya çıktı. Belki başkası için de var. O nedenle bu kaosu ortaya çıkaranlara sesleniyorum. Herkes geri çekilsin. Türkiye’de bundan sonra olacak her şeyden onlar sorumlu olur. Ülkenin ekonomisine, kazanımlarına, kendi hizmetinize, diğer STK’lara zarar verdiniz. Dünyada Türkiye’yi yolsuzluk ve kasetlerle anılır hale getirdiniz. Bir an önce özür dileyip tövbe edin ve geri çekilin. Aksi takdirde bu millet sizi unutmayacak.

BİR CEMAAT GİZLİ SERVİSLE GÖRÜŞEMEZ

Geride ülke olarak kim var?

Onu bilemeyiz. Tetikçiler A ülkesinden kullanılabilir, B ülkesinden kullanılabilir. Dünyada herkesle iletişime geçebiliyorlar. Utanmadan ve övünerek ‘Biz sadece FBI ile değil, CIA’le, Mossad’la, İngiliz istihbaratıyla da, hepsiyle iletişim içindeyiz’ diyen bir grup var Türkiye’de. Bir devlet bu ülkelerle gider, konuşur ama bir STK, bir cemaat böyle bir şey yapamaz.

CEMAAT TASFİYE EDİLİYOR

Fethullah Gülen’in yanlış yönlendirildiği, gidenlerin görüştürülmediği de söyleniyor…

Ben buna itibar edemiyorum ama yanılıyorsam artık her şey deşifre oldu. Türkiye’ye gelsin. Hem onu yapmıyorsun. Hem bir sürü linç operasyonu içinde yer alıyorsun. Allah korusun ahlaksızca kaset işleri. Düşünün Hocaefendi diyor ki ‘Ben bir kişiyi uyardım. 10 tane daha var.’ Şimdi sana demezler mi sen nerden alıyorsun bu bilgiyi? O zaman sana bu bilgiyi vereni söyle. Bu kaset nereden çıkıyor bulsunlar. Dünyada düştüğümüz durumu görüyor musunuz? İslam’ın önemli şahsiyetlerinden biri olarak Hocaefendi görülüyor. Ve şu anda kasetlerle anılıyor. Şimdi biz tebliğ veya daveti neyle yapacağız? Ne kadar zarar verdiklerinin farkındalar mı? Hocaefendi gelsin bunu çözsün. Aksi takdirde biz canı yanan insanlar olarak kendimizi korumak zorundayız.

Hizmet hareketinin dünyadaki varlığını sürdürmek adına Türkiye’deki yapısını feda ettiği yönünde yorumlar var. Tüm yapı deşifre olmadı mı?

Rusya’dan, ‘Bu okullar CIA merkezi diye’ açıklama yapılıyor. Türkiye’de herkes bu işin arkasında Mossad, CIA var diye bas bas bağırıyor. Bu bütün dünyaya yayıldı. Sadece Türkiye’de değil, Avrupa, İslam dünyasında, her tarafta ‘Kime çalışıyorlar, arkalarında kim var’ diye soruluyor. Okulların olduğu heryerde bu konuşuluyor. Onun için aslında cemaat tasfiye ediliyor. Cemaate bir görev veriliyor. Yapamayınca tasfiye ediliyor. Cemaatin üst düzeyleri bu oyunu görmeli.

Bu tasfiye süreci mi?

Evet, 17 Aralık operasyonunda başarıya ulaşacaklarını düşündüler. Beceremediler. İkinci, üçüncü adımlar zevahiri kurtarmak için. Cemaat gidiyor şu anda. O yüzden cemaat içindekilere söylüyorum. Lideriniz veya değil, kim olursa olsun, eğer bu yanlış operasyon içindeyse emeğinizi kurtarmak için bir şura oluşturun . Kendi içinizde tartışmaya açın. Yoksa yazık olacak. Şu anda insanların gönlünden çıktılar. Hala bizim gibi insanların az çok merhamet ettiği bir yapı. Yoksa halk tamamen sildi.

DOSYAM ABD’YE GİTMİŞ

İHH’nın daha önce cemaatle bir anlaşmazlığı oldu mu?

Geçmişte hiçbir problemimiz olmamıştı. Bir çok kere de yardımlarının dağıtılması, okullarının açılması noktasında, bazı okulların ihtiyaçlarının alınmasına karşılık beklemeden yardımcı olduk. Sonra birden bire iş Mavi Marmara’yla birlikte değişti. İşin içine İsrail girince ip koptu.

Bazı fotoğraflardan bahsettiniz. Bunlar size şantaj olarak mı kullanıldı?

İHH yardım dağıtırken silahlı insanlar da yanımızda görüntülenmiş. Çeşitli konferanslarda oturmuşuz, yanımızdaki birini almışlar bu El Kaide’ye bağlamışlar. Biz insani diplomasi yapıyoruz. Bütün örgütlerle görüşüyoruz. Birçok gazetecinin birçok kişinin kurtarılması için dünyadaki hemen hemen her örgütle görüşen bir konumdayız. Bu görüşmeleri yaptığımızda karşımızda silahlı örgüt var. Silahını bırak sonra masaya oturalım mı diyeceğiz. Bu fotoğrafları dosyalamışlar ki İHH’yı içeri aldıklarında El Kaide ile fotoğraflarınız var diye önümüze koyacaklar

SAVCILAR TEHDİT ETTİ

Her bölgenin kendi grubu var. Adamlar hepsi silahlı. O bölgeden o gruba giderken o adamların içinden geçiyorsun. Bunları görüntülemişler, bize karşı kullanılıyor. Böyle ahlaksızca bir tehdit el altından yapılıyor. Bu tehditlerin sayısı çok fazla.

Başka ne gibi tehditler yöneltildi?

Size ilk defa bir şey açıklıyorum. Mavi Marmara dosyası davası açılacağı zaman bu grubun savcıları önümüze başka bir dosya koydular. Eğer bu dosyayı açarsanız İHH ile ilgili El Kaide dosyası da açılır dediler. Yargı içinde tehdit eden savcılar var.

O savcılar biliniyor herhalde değil mi?

İsimleri var. Bu dosyayı önüne koydukları kişinin ismini vermiyorum. Kendisi bir gün açıklarsa açıklar. Ama bize sordu ne yapalım diye. Biz asla vazgeçmeyeceğiz dedik. Bir taraftan El Kaide dosyası diyorlar. Bir taraftan İran dosyası diyorlar. Dosyalar uçuşuyor. Bu arkadaşlarda bir dosya koleksiyonu var. Ama biz de diyoruz ki biz Mavi Marmara’dan sonra zaten uzatmalı bir hayat yaşıyoruz. Biz korkmuyoruz. Elinizde ne kadar dosya varsa açıklayın. Millet gerçek yüzünüzü bir görsün. Geçen bir tehdit daha geldi. Senin dosyan alındı Amerika’ya falan kişiye götürüldü. Onun vereceği karara bağlı dediler.

Kastedilen kişi Fethullah Gülen mi?

Tabii. Onu kastediyorlar. O zaman aklımıza da şu geliyor. Her dosya bir yere gidiyor, onay alıyor, ondan sonra mı ortaya çıkıyor. Kasetler de dahil.

İHH’NIN TÜM YAPISI ŞEFFAF

İHH’ya karşı yeni bir operasyon bekliyor musunuz?

Tabii. İsrail’in İHH ile hesabı bitmedi. Bitmeyecek de… İsrail bizi tehdit görüyor biz de İsrail’i bütün dünyaya tehdit görüyoruz. O nedenle siyonizmle olan mücadelemiz sonuna kadar devam edecek. Fakat İHH’nın en büyük kazanımı şeffaf oluşu. İnsani yardımda da, insani diplomaside de, ara buluculukta da… Kim bizimle ilgili bir şey duyarsa hemen bildirebilir. Biz devletin kurumlarına da söylüyoruz; polise, emniyete, askere…

İHH bu ülkenin bir kazanımıdır. Her ay 40 bin civarında yetime bakıyoruz. Fakirlerin sayısını biz bile bazen bilmiyoruz. İHH ile ilgili bizim bilmediğimiz bir yanlışlık varsa İHH’ya suç oluşturma tuzağı kurmayın. Gelin bilgi verin biz düzeltelim. Ama yok bilgi sizde yanlışsa siz kendinizi düzeltin.

Kaynak: Yeni Şafak

AK PARTİ DOSYASI : Başbakan’ın Başdanışmanı’ndan sert eleştiri ! Zavallı piyonlar

Başbakan Erdoğan’ın Siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, uluslararası güçlerin Başbakan’a karşı yerli işbirlikçileri ile ittifak yaptığını öne sürdü.

Akdoğan, Star gazetesindeki köşesinde yer alan ‘Küresel Tezgahın Zavallı Piyonları’ başlıklı yazısında, Ak Parti iktidarının politik başarısının bazı çevreleri rahatsız ettiğini belirtti.

İşte, Yalçın Akdoğan’ın ‘AK Parti’nin gitmesi uğruna Türkiye’nin çökmesini göze aldılar’ diyerek cemaati eleştirdiği sert yazısı.

"Erdoğan’dan kurtulmak" kod adıyla harekete geçen uluslararası statüko, yerli işbirlikçilerin de katkısıyla yeni hamleler yapıyor.

Uluslararası statükonun uzun yıllar boyunca Türkiye’ye kazandırdığı kavram, ‘iktidar olurlar ama muktedir olamazlar’dı. Sivil iktidarlara karşı kurulan vesayetçi yapı aslında uluslararası güç odaklarının amaçlarına hizmet etmekte, kendi ufak menfaatlerine karşı Türkiye’yi onların istediği eksende tutmaktaydı.

Sermaye, bürokrasi, medya ve güdümlü STK’larla oluşan yerli statüko konsorsiyumu uluslararası düzeyde yazılan oyunda sadece figüran olarak rol alıyor, çiftliği bekleyen uşağın durumundan öteye geçemiyordu. AK Parti, iktidarı muktedir hale getirince, yüksek siyaset yaparak özellikle ekonomide ve dış ilişkilerde kendi politikasını geliştirmeye başladı. Vesayetçi yapının çeteleri çökertilirken, menfaat grupları bir bir etkisizleştirildi. Ekonomik ve siyasi olarak Türkiye’nin bölgesel etkinlik kazanmaya başlaması küresel statükoyu fena halde rahatsız etti.

Türkiye’nin Irak, İran, İsrail, Mısır, Suriye politikasını değiştirmek isteyen güçler bunların hepsini birden değiştiremeyeceklerini anladıklarından bu politikanın mimarı olan kişiyi hedefe koydular, ondan kurtulmayı, topyekün bu konularda değişiklik için tek yol olarak gördüler.

Türkiye’nin ekonomik yetkinliği, Kuzey Irak’la ve İran’la girilen işbirlikleri, açıkça bir menfaat çatışmasını ortaya çıkardı. Bu bölgeyi ve bölgenin tüm imkanlarını kendi malı gibi görmeye alışanlar Türkiye’nin haddini aştığını düşünmeye başladılar.

Türkiye nasıl olur da kendi kendine Kürt sorununu çözebilirdi? Oysa bu mesele hem içsiyaseti dizayn etmekte, hem bölgesel güç dengelerinde küresel güçlerin işine geliyordu. Bu yüzden ilk hamle Oslo sürecinde geldi. Türkiye’nin milli menfaatleriyle izahı mümkün olmayan bahaneleri öne süren yerli maşalar devreye girdi.

Gezi olayları kalkışmanın ikinci perdesiydi. Hükümet açıkça sokak olaylarıyla alaşağı edilmek istendi.

Siyasi ve sosyal saldırılar finansal saldırılarla devam etti.

Ardından Başbakan’ın otoriter ve baskıcı olduğu yönündeki kara kampanya başladı. Malum lobiler sahne alarak iç ve dış kamuoyunda farklı bir hava estirmeye başladı.

Ne otoriterlik, ne Suriye’de radikal örgütlerle işbirliği, ne Oslo iddiaları, ne de Gezi denemesi tutmayınca AK Parti’nin imajını sarsabileceklerini düşündükleri ‘yolsuzluk’ senaryosu devreye alındı.

Tertip ve tezgah o boyutlara geldi ki, Türkiye’nin topyekün kaybetmesi hiç umursanmadı. Nasıl Mısır darbesiyle bir ülkenin tüm imkanları heba edildi ve ülke kaosa sürüklendiyse, AK Parti’nin gitmesi uğruna Türkiye’nin çökmesi göze alındı.

Küresel güçlerin ‘bu iş bitecek’ talimatını yerine getiren yerli işbirlikçileri gözünü karartarak kirli bir savaş başlattılar. Hiçbir kutsalın tanınmadığı bu süreç, hükümetten bir şey götürmedi ama yapanların gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Son olaylarda hükümetin meşruiyeti ve güvenirliliği zedelenmemiştir, tam aksine hükümete tertip kuranların tüm güvenilirlikleri ortadan kalkmış, büyük bir toplumsal şüphe ve tepki oluşmuştur.

AK Parti kurulduğu günden itibaren türlü tertip, tezgah ve saldırılara maruz kalmıştır. Kritik günlerde AK Parti’ye kazık atmaya çalışan işbirlikçiler ise hep kaybetmiş, kendileri itibarsızlaşarak milletin gözünden düşmüştür.

Allah, bu aziz millete ve milletin adamlarına kumpas kuranlara geçit vermemiştir, inşallah milletin hayır duasıyla bundan sonra da vermeyecektir.

/// ÜNLÜ DOLANDIRICI Necmettin İnandıoğlu CHP’li vekille yakalandı /// BU NE PERHİZ BU NE LAHANA TURŞUSU ///

Kesinleşmiş hapis cezası bulunan Necmettin İnandıoğlu, CHP’li Ensar Öğüt’le birlikte Şakirpaşa Havalimanı’nda VIP’ten çıkarken yakalandı. Üzerinden sahte kimlik çıkan İnandıoğlu, Öğüt’ün engelleme çabalarına karşın tutuklansa da kefaletle serbest kaldı

Adana’da hakkında kesinleşmiş hapis cezası bulunan Necmettin İnandıoğlu (43), CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ile birlikte VIP’ten çıkarken yakalandı. Üzerinden sahte kimlik çıkan İnandıoğlu’nu gözaltına almak isteyen polislere uzun süre engel olan Öğüt, yakalama kararının gösterilmesi üzerine ikna oldu. Tutuklanan İnandıoğlu, bir gün sonra kefaletle serbest bırakıldı. Olay 26 Aralık 2013 günü Adana Şakirpaşa Havalimanı’nda meydana geldi. İddiaya göre bir yakınını karşılamak için havalimanına gelen K.M., geçen yıl kendisini işadamı olarak tanıtıp, kurduğu hayali şirketlerin yöneticisi olarak 1 milyon 300 bin lirasını alarak dolandırdığını öne sürdüğü İnandıoğlu’nu VIP’ten çıkarken gördü. K.M., hemen polise başvurarak İnandıoğlu’nun kendisini dolandırdığını ihbar etti.

POLİSLERE ENGEL OLDU

Harekete geçen polis, İnandıoğlu’nun yanına giderek hakkında şikâyet olduğunu ve kimlik kontrolü yapılacağını söyledi. Bu sırada CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, kendisiyle VIP’ten çıkan kişinin işadamı olduğunu söyleyip polislere engel oldu. Bir yandan milletvekili Öğüt’ü ikna etmeye çalışan polis, diğer yandan şüphelinin havaalanından ayrılmaması için çaba harcadı. Uzun uğraşlar sonunda polis tarafından aranan İnandıoğlu’nun üzerinde eniştesi Galip Özçelik adına düzenlenmiş sahte kimlik çıktı.

SABIKA KAYDI KABARIK

İnandıoğlu’nun GBT sorgulamasında ise "ateşli silah, mermi bulundurmak ve satmak" suçundan kesinleşmiş 10 ay 5 gün hapis cezası bulunduğu tespit edildi. Yakalama ve hapis cezası belgelerinin milletvekili Öğüt’e telefon üzerinden gösterilmesi üzerine Necmettin İnandıoğlu, İnfaz Büro Amirliği ekipleri tarafından gözaltına alınarak, emniyete götürüldü. 3 kez ruhsatsız silah bulundurma, 3 kez resmi belgede sahtecilik ve bir kez de kullanmak için uyuşturucu bulundurmak suçlarından kaydı bulunan İnandıoğlu, evrakların tamamlanmasının ardından sevk edildiği adliyede tutuklanarak cezaevine gönderildi. İnandıoğlu, bir gün sonra ise kefaletle serbest bırakıldı.

‘TANIMIYORUM’ DEDİ FOTOĞRAFLARI ÇIKTI

Olayın ortaya çıkması üzerine Milletvekili Öğüt, "26 Aralık’ta Karslılar Gecesi’ne katılmak için Adana’ya gittim. Kendisi VIP’ten benimle birlikte geçmedi başka bir milletvekiliyle geçmiş. Zaten kendisini tanımıyorum. İstiyorsanız cep telefonu numarasını vereyim arayın görüşün. Kendisini kesinlikle tanımıyorum ve alakam da yok. Babası rahatsızmış geçmiş olsun diye aradım" açıklaması yaptı. Kendisini işadamı olarak tanıtan Necmettin İnandıoğlu’nun, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin ve kendisini tanımadığını söyleyen milletvekili Ensar Öğüt ile birlikte fotoğraf çektirdiği, bu fotoğrafları Facebook’ta paylaştığı ortaya çıktı.

YAKALAMA EMRİ TELEFONDA…

Yakalama ve hapis cezası belgelerinin milletvekili Ensar Öğüt’e (kırmızı fularlı) telefon üzerinden gösterilmesi üzerine Necmettin İnandıoğlu, İnfaz Büro Amirliği ekipleri tarafından gözaltına alınarak, emniyete götürüldü.

SUUDİ ARABİSTAN : Rusya ziyaretinde terör şüphesi

Rusya’nın Volgograd kentinde gerçekleşen iki saldırının arkasında Suudi İstihbarat Şefi Bender Bin Sultan’ın olduğu şüphesi gündeme geldi. Gazetemize konuşan Rus kaynaklar, ölen insanlar arasında Rus Savunma Sanayisi için hayati önemde olan bilim adamlarının da olduğunu hatırlattı ve saldırının Mossad/CIA benzeri daha organize bir iş olabileceğini belirtti

Şafak Terzi

Suudi İstihbarat Başkanı Bender Bin Sultan geçtiğimiz günlerde, birkaç ay aradan sonra ‘gizli’ bir Moskova ziyareti daha gerçekleştirdi. Aynı günlerde Rusya’nın Volgograd kentinde birer gün arayla iki büyük terör saldırısı gerçekleşti ve 32 kişi hayatını kaybetti. Lübnan’ın El Menar gazetesinin “Rusya’dan güvenilir kaynaklara” dayandırdığı habere göre, bu gizli görüşmede İkinci Cenevre konferansı öncesi atılacak adımlar ve Rusya’nın Suriye’deki tutumu konuşuldu.

‘CIA da olabilir’

Gazetemizin yazarı Şam Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Bessam Ebu Abdullah Volgograd saldırılarının arkasında Suudi İstihbaratının parmağı olabileceğini bildirdi. Ulaştığımız diğer Rus kaynaklar da Suudi istihbaratı konusunda yoğun bir şüphe oluştuğunu bildirdi.

Rusya’nın önde gelen strateji uzmanlarından Leonid Savin gazetemize yaptığı açıklamada, saldırıları Suudi Arabistan’ın yaptığına yönelik yoğun bir şüphe olduğunu, ancak bunun yanında olası bir Mossad ve CIA parmağından da şüphe edildiğini belirtti. Çünkü Volgograd saldırılarında ölen insanlardan bazılarının savunma sanayinde çalışan üst düzey yetkililer olduğunu belirtti. Bu saldırıların, son yıllarda İran ve Irak’ta faili meçhul cinayete kurban giden bilim insanları ve ABD’de çalışma süresini uzatmak istemeyen Rus bilim adamının öldürülmesiyle aynı vaka olduğunu belirtti. Daha kesin bir istihbarata ulaşılamadığını belirten Savin, Soçi’deki Kış Olimpiyatları öncesi Suudi destekli Selefi teröristlerin bu saldırıları yapmış olmasının büyük bir olasılık olduğunu, ancak diğer yandan ölen bilim adamları göz önünde bulundurulduğunda, çok daha organize ve daha üst düzey bir istihbarat işi olabileceğinden şüphe duyulduğunu söyledi. Bu tespiti yaparken, Suudi Arabistan destekli Selefi terörünü de gözardı etmediğini belirtti.

Suudilerin durumu çok zayıf

Rusya’nın Russia Today(RT) Televizyon kanalı, Suudi İstihbarat Başkanı Bender Bin Sultan’ın Ağustos ayındaki ziyaretine göre, çok daha “yumuşak” taleplerle geldiklerini bildirdi. Buna göre, Suudilerin, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın iktidarda kalmasına itiraz etmediğini, ancak gerçek gücün “geçici bir hükümet” kurularak muhalefete verilmesini talep ettikleri bildiriliyor. RT’ye göre, bunların hangi muhalifler olduğu şüpheli ve silahlı terör örgütleri de söz konusu olabilir. Bunun yanında, Bender Bin Sultan, Cumhurbaşkanı Esad’ın 2014 yılında cumhurbaşkanlığı seçimlerine gitmemesi için Rusya’dan baskı yapmasını istiyor. Suudiler, yeni bir anayasanın düzenlenmesi ve geçici hükümet kurularak onaylanması gerektiğini, ancak ondan sonra, -Esad’ın katılamayacağı- bir seçime gidilmesi gerektiğini öneriyor. Habere göre, Rusya, Suudilerin önerisini kabul ederse, büyük bir yıkıma uğratılan Suriye’nin yeniden kurulmasında en büyük payı Suudilerin ödeyeceğini belirtiliyor.

Aydınlık’a konuşan ve Rusya’da da çalışmış olan Hollandalı bir gazeteci, ikinci Cenevre görüşmesi öncesi Suriye tarafında taleplerin, kimlerin katılacağının net olduğunu, ancak muhalefette hiçbir şeyin net olmadığını, bunun da en başta Suudi Arabistan’ı telaşa sürüklediğini belirtiyor. Suudi Arabistan’ın bir yandan terör ihracıyla, diğer yandan yoğun diplomatik müzakereleriyle Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın üstün konumunu kendie lehine çevirmeye çalıştıklarını bilirdi.

Rusya ikna oldu iddiası

Reyu’l Yovm gazetesi ise, Bender bin Sultan’ın ikinci Moskova ziyaretinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le çeşitli konularda görüş birliğine vardığını yazdı. Gazeteye açıklamada bulunan diplomatik kaynaklar, Bender bin Sultan’la Putin’in önce Suriye konusunu ele aldığını, ardından ikili stratejik ilişkiler ile silah anlaşması ve terörle mücadele konusunda koordinasyon ve işbirliği konularında görüştüklerini söyledi. Habere göre Suudi Arabistan İstihbarat Servisi Başkanı Bender bin Sultan’la Rus yetkililer arasında yapılan görüşmeler sonunda Moskova, Suriye’de siyasi çözüm için yapılacak olan İkinci Cenevre konferansına İran’ın katılmamasını prensipte kabul etti.

Putin Suriye saldırısını engellemişti

2013 ağustos ayında Suudi İstihbarat Başkanı Bender Bin Sultan’ın Moskova ziyareti büyük yankı uyandırmıştı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile basına yansıyan kareleri, “acaba Ruslar Suudilerle anlaştı mı” haberlerine yol açmıştı. Silahlar, muhalefet, sitaset, terör, savaş, Rusya’nın, Suudi Arabistan’ın, Suriye’nin konumu masaya yatırılmıştı. Ancak Bender’in Moskova’yı Suriye’deki duruşundan vazgeçmesi konusunda Ağustos ayındaki ilk denemesi, Suudiler ve ABD açısından büyük bir ‘hayal kırıklığına’ neden olmuştu. Amerikan basınının deyimiyle Bender Putin’i “kafalayamamıştı”. Hatta tersine, Şam yakınlarında yapıldığı öne sürülen kimyasal saldırıdan hemen sonra, Rusya, Obama yönetiminin Suriye’ye karşı yapacağı herhangi bir saldırının önüne geçmişti.

Aydınlık

ERGENEKON DAVASI /// Abdullah Gül : Ergenekon ve Balyoz davalarında hukuki çalışmalar yapılabilir

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ‘Yolsuzlukla mücadelede şeffaflık getirildi ama bunların yeterli olmadığı kanısındayım. Sayıştay kanununun çıkarılması çok önemli’ dedi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan’ın Siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan‘ın köşe yazısında "milli orduya kumpas" ifadelerini kaleme alması ile başlayan, TSK’nın suç duyurusunda bulunması ve Ergenekon ile Balyoz davalarında yeniden yargılama yolunun açılabileceği tartışmaları ile ivme kazanan sürece ilişkin konuşarak, "Askerlerin yargılandığı bazı davalarda bazı yanlışlıklar yapıldı. Kurunun yanında yaş da yandı intibahı oluşuyorsa bununla ilgili bazı şeyler konuşulabilir" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, Anayasa Mahkemesi’nin BDP’li ve bağımsız milletvekillerinin tahliye edilmesi yönünde verdiği karara ilişkin "Yargı kendi saygınlığını ve bağımsızlığını korumalıdır. Bu kararların oy birliği ile alınması önemlidir. Bu kararları ben memnuniyetle karşıladım" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, Gezi Parkı olayları ve 17 Aralık olaylarının yapılan pek çok güzel şeyi gölgelediğini söyleyerek, "Haziran olaylarıyla 17 Aralık sürecini ben birbirine paralel olarak görmüyorum. Bunlar birbirinden ayrı meseleler" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, 17 Aralık operasyonu ile başlayan krize kendisinin el atması gerektiği yönündeki çağrılara ilişkin "Yürütme yanlış yapabilir. Bütün kurumların ahenkli çalışması için ben gerekli uyarıları ve çalışmaları yapıyorum. Yönetmelik mesela… Bunu doğru olduğunu düşünerek yapabilir. Ama Anayasa’ya uygun olup olmadığına Danıştay karar veriyor. Basın mensuplarının emniyete girişiyle ilgili karar da öyle. Danıştay’a gitti ve bozuldu" dedi. ‘Adli Kolluk Yönetmeliği’ne ilişkin HSYK tarafından yapılan, ve hükümet tarafından korsan toplantı sonucu kaleme alındığı belirtilen açıklamaya ilişkin, "HSYK’nın açıklamasını ben doğru bulmadım. Mahkeme karar verecek ve mahkemenin kararını gölgelememek lazım" dedi.

Yolsuzluk operasyonunu değerlendiren Gül, "Bize yeni kurallarına gerektiği kanısındayım. Yolsuzlukla mücadelede şeffaflik getirildi ama bunların yeterli olmadığı kanısındayım. Sayıştay kanununun çıkarılması çok önemli" dedi.

Gül, Başkanlık sistemi hakkında çekincelerini belirterek, "Parlamenter sistemine sıcak bakıyorum ama başkanlık sisteminin de avantajları vardır. Bunları daha önce de konuştuk. Parlamenter sistem Türkiye’ye daha uygun, ama çoğunluk isterse başkanlık sistemi olur" dedi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin soruları "henüz bu konuyla ilgili bir şey söylemem için erken" şeklinde cevaplayan Cumhurbaşkanı Gül, sözlerine "ama Türkiye’ye herhangi bir risk primini kimse koymaz. Oturur konuşuruz, günü geldiğinde karar veririz" dedi.

Erhan Çelik’in moderatörlüğünde düzenlenen, Haber Türk televizyonunda yayımlanan Basın Odası programında Star gazetesi yazarı Fehmi Koru ve Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır yer aldı.

İşte Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklamalarından satır başları:

‘Hükümet dünyayla diyalog arıyor’

2013 dünya için baktığımızda halen büyük ekonomik sıkıntıların yaşandığı bir yıl oldu. Özellikle Avrupa’da… Büyüme neredeyse durmuş vaziyette. Krizden çıkamadılar. AB kendi içinde yeniden yapılanma süreci yaşıyor. ABD’de Obama tekrar seçildi, orada yavaş bir gelişme var ekonomide. Oradaki iyileşme ve FED’in kararları bizi biraz ters etkiliyor. Bölgemizde ise çok büyük sıkıntılar var. Hala bir kaos var. Libya’da kaos var. Tunus’ta daha iyimser bir hava var. Mısır’da darbe yapıldı. Gelişmeler kötü orada. Irak’ta büyük sıkıntılar var. Hala belini doğrultamayan bir ülke. Suriye zaten içler acısı. Kimyasal silah ve balistik füzeler kullanıldı. İran’da yeni bir soluk var. Yeni hükümet dünyayla diyalog arıyor, bu olumlu bir şey.

‘Gezi ve son olaylar güzellikleri gölgeledi’

Türkiye’de ise… Türkiye için canlı bir yıl oldu. Özellikle Gezi olayları ve son olaylar güzellikleri gölgeledi. Avrupa’da büyük krizler varken Türkiye çok başarılı bir ekonomik yıl geçirdi. Yüzde 4’le Avrupa’nın en hızlı büyüyen ülkesi olduk. Avrupa’da yok böyle bir ülke.

‘Haziran olaylarıyla 17 Aralık süreci paralel değil’

Kürt sorununda çok mesafe alındı. Binlerce insanın hayatını kaybettiği, şehit verdiğimiz bir olay. Bu yıl artık konuşarak sorunları çözebiliriz noktasına gelindi.

Demokratikleşme konusunda önemli adımlar atıldı. Kadınlara yönelik kıyafet gibi ayrımcılıklar aşıldı. Bunu da iktidar ve muhalefet beraber yaptı. Muhalefetin bazısının sesli bazısının sessiz desteği oldu. Kadınlar artık hayatın içinde.

Ama bunları gölgeleyen olaylar İstanbul’da yaşandı. Bir çevre meselesi olarak başlayan olaylar çok farklı noktalara gitti. Umuyorum ki 2014 iyi olur. Hepimiz aynı gemideyiz. Türkiye’yi bu sıkıntılı ortamdan çıkarıp geleceğe taşımamız gerekir.

Çözümsüzlük gibi bir şey yok. Türkiye 10 yıl öncesine göre demokratik hukuk standartlarında çok gelişti. Sıkıntılar muhakkak var. Pembe bir tablo çizmiyorum. Ama 10 yıl öncesi ile mukayese edildiğinde iyi noktadayız.

Haziran olaylarıyla 17 Aralık sürecini ben birbirine paralel olarak görmüyorum. Bunlar birbirinden ayrı meseleler.

BDP’li vekilleri tahliyesi

Demokratik hukuk devletinde kuvvetler ayrılığı prensibi vardır ama bunların bir ahenk içinde olması gerekir. Hepsi de kendi saygınlığını korumakla yükümlüdür. Yasama ve yürütme işini iyi yapmazsa seçimlerle değiştirilebilir. Yarı bu anlamda farklıdır. Yargı kendi saygınlığını ve bağımsızlığını korumalıdır. Bu kararların oy birliği ile alınması önemlidir. Bu kararları ben memnuniyetle karşıladım.

Kesinlikle su götürmez şekilde objektifliğini kaybetmeyecek kurum yargı kurumudur. Çeşitli yanlışlıkların gideceği yer mahkemelerdir. Mahkemelerin verdiği karar da itiraz mercileri vardır. Buralara hiç gölge düşmemesi gerekir. Şeriatın kestiği parmak acımaz derler. Herkesin bunu bilmesi lazım. Bu davalarla ilgili sıkıntılar varsa, serzenişler varsa daha dikkatli olunması gerekir.

Askerlerin yargılandığı bazı davalarda bazı yanlışlıklar yapıldı. Kurunun yanında yaş da yandı intibahı oluşuyorsa bununla ilgili bazı şeyler konuşulabilir.

‘Orduya kumpas’ iddiaları

Ben o konuda cumhurbaşkanı olarak bir şey diyemem. Ama böyle bir algı ortaya çıkarsa bunun bütün hukuki çalışmaları yapılabilir. Nitekim bazı çalışmalar da yapılıyor. Geçen Barolar Birliği Başkanı beni ziyaret etti. Böyle bir algı söz konusu olursa bakılabilir.

Cumhurbaşkanı olaya el atsın çağrıları

Parlamenter sistemde işlerin nasıl yürüdüğü bellidir. Ben üzerime düşeni tüm gücümle yapıyorum. Benim çalışmalarım aleni, açık. Ben hükümetle, meclis başkanıyla, mahkeme başkanlarıyla bir araya geldiğimde bütün bunları konuşuyoruz. Bütün kurumların ahenkli çalışması için ben gerekli uyarıları ve çalışmaları yapıyorum. Bunun ötesinde yürütme yanlış yapabilir. Yönetmelik mesela… Bunu doğru olduğunu düşünerek yapabilir. Ama Anayasa’ya uygun olup olmadığına Danıştay karar veriyor. Basın mensuplarının emniyete girişiyle ilgili karar da öyle. Danıştay’a gitti ve bozuldu.

HSYK’nın açıklaması

HSYK’nın açıklamasını ben doğru bulmadım. Mahkeme karar verecek ve mahkemenin kararını gölgelememek lazım. Bu tür çekişmeler, bunları çok açık dillendirmeler iyi şeyler değil. Anayasal kurumlar anayasal görevlerini iyi bilmeli. Hukukun üstünlüğü demokrasinin temel prensiplerinden biridir. Soruşturmanın gizliliği esası yokmuş gibi hareket ediliyor.

Paralel devlet iddiaları

Bir devlet içinde ayrı bir devlet ya da ayrı yapılanmalar olamaz. Kurumlar anayasaya ve kanunlara kesinlikle dikkat edecek. Kendi içerisindeki hiyarerşiye dikkat edecek. Herhangi bir gruplaşma olmayacak. Kurumun dışında başka bir yerden taklimat, başka bir yere kurumun bilgileri taşıma asla olamaz. Bunlar olursa tabii ki ortaya çıkarılır. Bunun dışında sivil toplumda nasıl şeffaflık önemliyse bu tür konularda da şeffaflık önemlidir. Hele de yargı içerisinde böyle bir şey varsa asla tahammül edilemez.

‘Parlamenter sistem Türkiye’ye daha uygun’

Ben parlamenter sistemin Türkiye’ye daha uygun olduğu kanaatindeyim. Ama çoğunluk isterse başkanlık sistemi olabilir. Başkanlık sistemi de demokratik bir sistemdir. ABD’de başkanlık sistemi var. Görüşlere saygı duyarım. Başkanlık sisteminin de avantajları vardır.

‘Yolsuzlukla mücadelede şeffaflık yeterli değil’

Vicdanları rahatlatacak bir süreçle, yolsuzluk varsa ortaya çıkarmak, yoksa insanları ikna etmek gerekir. Yolsuzlukların önlenebilmesi için kuralların çok iyi konuşulması gerekir. Kuralla iyi değilse herkesi yolsuzluk yapmaya azmettirir. Ne dindarlık, ne vatanseverlik, ne solculuk, ne başka bir şey engel olabilir. Kurallar engel olur. Yolsuzlukla mücadele konusunda bir şeffaflık getirildi, eskiye göre iyi şeyler yapıldı. Ama bunların yeterli olmadığı kanaatindeyim. Sayıştay’ın önemi her zaman ortaya çıkıyor burada. Sayıştay Kanunu ile ilgili benim de çağrılarım oldu.

Yolsuzlukla ilgili herhangi bir iddia olursa bunun sonuna kadar üzerine gidilmeli, ne gerekiyorsa yapılmalı. Kim olursa olsun, herkes için geçerli.

‘Hiçbir şeyin üstü örtülmez’

Bunların sonuna kadar üzerine gidilmeli, mahkemeler karar vermeli. Burada da hukuk prosedürleri aksamamalı. Eğer burada başka bir nedenle bunların yapıldığı düşünülürse kamuoyunda etki azalır. Ben savcının açıklama yapması, bildiri dağıtması doğru değil.

Hiçbir şeyin üstü örtülemez. Bugün olmasa yarın ortaya çıkar. Mahkemenin ve savcıların görevi titiz bir şekilde bunları kuralları çerçevesinde ortaya çıkarmaktır.

Yeni operasyon iddiaları

Böyle bir korku düzeni olamaz. Yanlışı olan korkar. Yanlışı olmayanın korkmaması gerekir. Ama düşünün ki bazen büyük yatırımcılar var. Eğer kurallarına uygun olmayan bir şekilde suç atılırsa, birden bire herkesin itibarını da yok edersiniz. Bu yüzden soruşturmalar kanun içerisinde, bağımsız yapılırsa o zaman doğru bir neticeye ulaşır.

Soruşturma safhası gizli olmaldır. Ben bunu askerlerle ilgili olaylarda da söyledim. Bunlara herkes dikkat etmeli.

Ama tekrar söylüyorum. Yolsuzlukların eğer üstü kapatılırsa, bunlar o kadar konuşulur ki; toplumu çürütür.

‘Ekonomik istikrar bozulmamalı’

Ekonomik istikrar her şeyin başında gelir. Ekonomik istikrar bozulmamalı. Türkiye dünya ile bütünleşmiş bir ülke. Sermayenin dolaşımı serbest. Böyle bir kötüye gidiş olursa, biz kendi gemimizi delmeye başlamış oluruz.

Devlet Denetleme Kurulu harekete geçecek mi?

Şu anda mahkeme safhası var. Mahkemenin yerine DDK giremez. Ama kurumlar içerisinde herhangi başka bir şey olursa DDK o zaman devreye girer.

Hatay’daki TIR

Bu Türkiye’nin başka bir zaman, başka bir yerinde olsa sır olamaz. Ama hepimiz biliyoruz ki Suriye’de neler oluyor… Türkiye için tehdit var. Türkiye sınırlarına yakın taraflarında çok radikal unsurlar ortaya çıktı. Bütün bunların arasında çok ezilen Suriyeli Türkmen grubu var. Suriye’deki Türkmenlere yardım yapmak, her türlü insani yardımı yapmak bizim borcumuzdur. Sadece Türkmenlere de değil bütün Suriyelilere… Bu TIR meselesinin Suriye’deki Türkmenlere yardım götürdüğünü söylediler. Bu çerçevede bakmak gerekir. Çeşitli güvenlik sebeplerinden dolayı sır çerçevesine girebilir. O TIR’da ne olduğunu bilemem. Ben de sorduğumda bana bunu söylediler.

Çözüm süreci ne aşamada?

Türkiye’nin en önemli konularından birinin bu olduğunu Türkiye’yi yöneten herkes görmüştür. Ama kimi cesaret etmiştir, kimi edememiştir. Bu konuları başkalarını hiç karıştırmadan kendi içimizde konuşarak çözmemiz gerekir. Hükümeti de bu anlamda sürekli destekledim. Dış konjonktür bugün iyi değil. O yüzden meseleleri geciktirmek iyi değil. Gerek Suriye gerekse de Irak’ta yaşananlar bu konuda dezavantajdır. Keşke daha önce çözülseydi.

Herkes kan dökülmemesinin önemini kavramış vaziyette. Bu önemlidir.

Genel af tartışması

Genel olarak af kelimesini kullanmak tehlikeli bir şeydir. Bu sözleri bir kez ağzınıza aldığınızda nerelere gideceği belli olmaz. Bildiğim kadarıyla hükümet tarafında böyle bir çalışma görmedim.

Gezi olayları ve ölümlerle ilgili devam eden davalar

Ben bütün hayatını kaybedenler için üzüntülerimi ve başsağlığı dileklerimi ilettim. Kim olursa olsun, bizim vatandaşlarımızdann birinin başına herhangi bir iş geldiğinde devletin bunu ortaya çıkarması gerekir. Bugün artık meçhul kalamaz. Sonunda ortaya çıkar. Bu ölümlerin nasıl olduğu da ortaya çıkacaktır. Buna benzer bize gelen çeşitli olaylar var. Gerçekten üzücü. Bunlarla ilgili gerekli yerlere talimatlar da veriliyor.

Ben en başında bu olayı gelişmiş bir ülkenin olaylarına benzettim. New York’ta da Paris’te de var dedim. Ama Türkiye bu noktaya da 10 sene içinde taşındı. Türkiye’de 10 yıl önce faili meçhullerin cenazeleri için sokağa çıkardı. Türkiye kalkındı ve başka meseleler için sokağa çıkmaya başladı.

Hiç kimse kendisinii dışlanmış ve ikinci sıınıf görmemeli. Böyle bir muameleye de izin verilmemeli.

Dış politika ve uluslararası ilişkiler kötüye mi gidiyor?

Bu yönde bizim yeni bir aılım yapmamız gerektiğine inanıyorum. AB ile müzakere sürecini tekrar canlandırmamız gerekiyor. Fransa da pozisyonunu değiştirdi. Dışarıdan ziyade biz kendi içimize bakmalıyız. Şu bir gerçek ki; Türkiye’nin son 10 yıllık başarılarının altında bizim AB ile ilgili yaptığımız köklü reformlar vardır. Reformlara hız vermek gerekir. Hukukun üstünlüğü, demokrasi Avrupa’da kolay ortaya çıkmadı. Çok büyük acılar yaşandı. Ve neticede anladılar ki; herkesin mutlu yaşayabilmesi için demokrasi şart. Bizim de bu yolu izlememiz gerekli.

Bizim bu dünyayla ilişkilerimizi zayıflatmamızın hiçbir izahı olamaz. Bu görüntüyü ortadan kaldırmak için yeni bir atılım ve söylem gerekiyor. Söylem çok önemlidir.

HSYK’nın yapısı

Hükümetin düzenleme çalışması var mı yok mu bilmiyorum. Olabilir. Önce ne yapılacağına bakmak gerekir. Böyle bir düzenlemeye ihtiyaç var mı, ben bir şey diyemem. Yapılırken AB ile işbirliği içinde, AB kriterlerine uygun yapılmıştı. Temel kriterleri bozmamak şartıyla bir düzenleme yapılabilir. Buralar hassas kurumlar. En çok korumaya mecbur olduğumuz kurum yargıdır.

İlker Başbuğ’un adaylığı

Yargı mensupları ve yargı bir kurum olarak, çok daha hassas davranmalı. Farklı algıların ortaya çıkmasına izin vermemeli. İlkeli bir bazda baktığınızda yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı her şeyin başında gelir. Onun için yasalara ve kanunlara herkesin riayet etmesi gerekir.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı

Bu konuyla ilgili de bazı olayları onlara bağlayanlar da çok. Bütün cumhurbaşkanlığı seöimleri de sancılı oldu benim seçilmeme kadar. Bir anayasa değişikliği yapıldı ve kurallar ortaya kondu. Halkın seçeceği üzerinde anlaşıldı. Siz de takdir edersiniz ki; şu anda benim bu konuda bir şey söylemem için erken, hepimiz için erken. Bu çerçeve içerisinde Türkiye’ye herhangi bir risk primini kimse koymaz. Oturur konuşuruz, günü geldiğinde karar veririz. Bununla ilgili herhangi bir konuşulmuş, yazılmış, çizilmiş bir şey yok. Yanlış anlaşılmasın. Hep beraber bu ülkeyi daha iyi günlere taşımak için çırpınmalıyız.

ERGENEKON DAVASI : Necdet Özel Haşim Kılıç’a neyi sordu ?

Hürriyet gazetesi yazarı Taha Akyol, Haşim Kılıç ile görüşerek, Genelkurmay Başkanlığı’nda düzenlenen asker-yargı zirvesinin içeriğine dair bilgi aldı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel ile bir araya gelen Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’la görüşen Hürriyet gazetesi yazarı Taha Akyol, görüşmede Ergenekon ve Balyoz gibi davaların gündeme gelmediğini yazdı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın Star gazetesindeki köşesinde, Gülen cemaati hakkında isim vermeden “TSK’ya kumpas kurdular” iddiasında bulunmasının yankıları sürerken, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in 18 Aralık’ta Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’la bir araya gelerek, tutuklu askerlerin durumunu görüştüğü öne sürüldü.

Hürriyet gazetesi yazarı Taha Akyol, Haşim Kılıç ile görüşerek, Genelkurmay Başkanlığı’nda düzenlenen asker-yargı zirvesinin içeriğine dair bilgi aldı.

Taha Akyol yazısında, görüşmede Ergenekon ve Balyoz gibi davaların gündeme geldiği iddialarıyla ilgili olarak, Kılıç’ın, “Tek kelime dahi konuşulmadı” dediğini aktardı.

Taha Akyol ayrıca, görüşmede gündeme gelen konulardan birinin bedelli askerlik olduğunu yazarak, “Özel, gündemdeki bir konu olarak, paralı askerlik için 40 bin başvuru beklenirken bunun 3 binde kaldığını, niye rağbet görmediğini araştırdıklarını söylemiş” dedi.

Taha Akyol’un Hürriyet gazetesinin bugünkü (3 Ocak) nüshasında “Yargı ve asker” başlığıyla yayımlanan yazısının bir kısmı şöyle:

‘Yargı ve asker’

Anayasa Mahkemesi’nin başkan ve üyeleri Genelkurmay’ı ziyaret ettiler; ayrıca Genelkurmay da Ergenekon ve Balyoz davalarına ilişkin olarak savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Önce, ziyaret konusu… Anayasa Mahkemesi evrensel hukukun uygulanması yönündeki kararlarıyla toplumda saygınlığı artan bir üst yargı kurumu olduğu gibi, Genelkurmay da siyasetten uzak durma konusunda son derece dikkatli davranıyor. Bu bakımdan ziyaretin çok da önemi yok. Fakat, hafızamızda geçmişe dair olumsuz örnekler olduğu gibi, kültürümüzde “kuvvetler ayrılığı” kavramı tam oturmadığı için de bu ziyareti ele almakta yarar görüyorum.

Yargı konuşulmadı

Sayın Haşim Kılıç’tan bilgi vermesini rica ettim. Kılıç, “Tamamen nezaket ilişkileri” diyor. Fakat yargıyla ilgili hiçbir konu görüşülmedi mi?

Sadece bir astsubayın disiplin gerekçesiyle ordudan ihraç edilmesini “bireysel başvuru” sürecinde Anayasa Mahkemesi hak ihlali saymış, yemekte askeri yargıdan bir hukukçu bunun askeri disiplin yargılamalarını olumsuz etkileyebileceğini söylemiş. Karara bağlanmış bir konu olduğu için üzerinde bile durulmamış.

Bireysel başvurulara zaten daireler bakıyor, daire toplantılarına Haşim Kılıç katılmıyor.

‘Kumpas’ görüşüldü mü?

Son günlerde “Milli orduya kumpas kurdular” şeklindeki siyasi polemik söylemi, Ergenekon ve Balyoz tartışmalarını canlandırdı. Bu konuda Anayasa Mahkemesi’ne yapılmış bireysel başvurular da var. Bu dava ve başvurular yemekte gündeme geldi mi?

Kılıç, “Tek kelime dahi konuşulmadı” diye cevap verdi:

“Sayın Özer yargıçlarla, böyle konuları konuşmamak gerektiğini takdir edecek bir dikkate ve nezakete sahip, uygun olmayacağını elbette bilir. Tek kelime etmedi. Bizler de önümüze gelmiş ya da gelme ihtimali olan konuları görüşmeyiz zaten.”

Ne konuşuldu o zaman?

Genel sohbet… Org. Özel, gündemdeki bir konu olarak, paralı askerlik için 40 bin başvuru beklenirken bunun 3 binde kaldığını, niye rağbet görmediğini araştırdıklarını söylemiş… Güneydoğu’da güvenlik durumundan bahsetmiş.

Bunların mahkemeyle ilgisi yok.

Hürriyet’te yayımlanan yazının tamamını okumak için tıklayın

/// SONUNDA CİNCİ MEMİŞ HOCA DA KONUŞTU :) HOCA “ERGENEKON KUMPASINA HAYIR” DİYOR ///

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan, "Türk ordusuna kumpas kurdular" diyerek açıklamada bulunmuş.

Ergenekon ve Balyoz davalarındaki askerlere, yani; başta kuvvet komutanları olmak üzere paşalara, subaylara birtakım oyunlar oynanmış.

Gerçi daha önce, Başbakan da buna benzer söylemelerde bulunmuştu. Bu açıklamaları gazetelerde okuyunca adeta kanım dondu.

Yani Türk Milleti’ni yalan yanlış haber ve bilgilerle kandırmışlar.

Efendim neymiş; "Bu askerler darbe yaparak hükümeti devirecekler, aslında bunlar din ve devlet düşmanıdır, terör örgütüne destek oluyorlar, ülkeyi 30 yıl geriye götürecekler.

Aslında bu paşalar İsrail ve Amerika’nın adamlarıdır" diyerek, Türk Ordusu’nun üzerinde oyunlar oynanmış ve maalesef bizler de bu oyuna gelerek kandırılmışız.

Yalçın Akdoğan’ın iddiaları eğer doğruysa, yazıklar olsun diyorum.

Ben bile bu iddalara inanarak bir yazı yazmıştım. "Eğer mahkemenin elinde koskoca paşalarla ilgili, güçlü deliller olmasa tutuklanmazlardı" demiştim.

Tekrar söylüyorum; Balyoz ve Ergenekon’da gerçekten bir kumpas oyun varsa, demek ki haksız yere tutuklanmış oluyorlar.

Bu oyuna inandığımdan dolayı ALLAH’ım beni affetsin.

Sevgili okuyucularım; albaylar, generaller, paşalar kolay mı yetişiyor sanıyoruz?

Eğer doğruysa; haksız yere mesleğinden olan aile, hayatı perişan ve mahvolmuş büyük acılar yaşayan bu insanların kayıplarını soruyorum, kim telafi edecek?

Yoksa "bir yanlışlık oldu, hakkınızı helal edin" mi denilecek? Yok arkadaş yok, bu hak kolay kolay ödenmez.

Acıları sıkıntıları çeken bilir. Bilerek, kim haksız yere bu insanlara acı çektirmiş ise, o zaman aynı acıları onlarda çekmelidir.

Belki bir nebze olsun adalet yerini bulmuş olur. Ama ilahi adalet başka…

Onun hesabı huzuru mahşerde birebir görüşülecek.

Aslında doğru konuşmak gerekirse; neredeyse her şeyden ve herkesden şüphe etmeye başladım. Çünkü maalesef şeytanı bol olan bir dünyada yaşıyor hale gelmişiz.

Haksız yere mağdur olmuş olan askerlerimiz komutanlarımız ve haksızlığa kim uğraşmışsa inşallah özgürlüğüne kavuşurlar.

Aynı zamanda kaybetmiş oldukları haklarına da kavuşmuş olurlar.

Bu arada millet olarak; darbeye karşı da olmalıyız. Her kim, darbeye teşebbüs etmiş ve ülkeye, demokrasiye zarar vermişse, tabii ki cezasını çekecektir.

Ben haksızlığa uğramış olan komutanları savunuyorum.

Demokrasi, özgürlük, hoşgörü, saygı kadar güzel hiçbir şey yoktur.

ALLAH’IM DEVLETİMİZİ MİLLETİMİZİ, ORDUMUZU, HÜKÜMETİMİZİ PİS OYUNLARDAN FİTNE VE FESATLIKLARDAN KORUSUN. BUNDAN SONRA İNŞALLAH YAŞANAN OLAYLARA DAHA TEMKİNLİ YAKLAŞIRIZ.

AK PARTİ DOSYASI : Bekir Bozdağ’ın Bakanlık çalışanı kardeşine yeni görev

ADALET Bakanlığı Yüksek Müşavirliğine, Personel Genel Müdür Yardımcısı Ünal Bozdağ atandı.

Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, “Açık bulunan Bakanlık Yüksek Müşavirliğine, Personel Genel Müdür Yardımcısı Ünal Bozdağ’ın atanması, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun değişik 37. maddesi gereğince uygun görülmüştür” denildi.

DEVLETTE ÇALIŞMAYA HAKKI VAR

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 2012’de, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda değişiklik yapan kanun teklifinin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmelerinde milletvekillerinin sorularını yanıtlarken, Adalet Bakanlığı Personel Daire Başkan Yardımcılığına atanan Ünal Bozdağ’ın kardeşi olduğunu bildirerek, “Herkes gibi onun da devlette çalışma hakkı var. Sizin alkışladığınız 28 Şubatçıların yaptığı sınavlarda, alın teriyle girmiş, hakimlik yapıyor. Suç mu ayıp mı?” demişti.

BAKAN BOZDAĞ’DAN "KARDEŞ ATAMASI" AÇIKLAMASI

Gelen eleştiriler üzerine, yazılı bir açıklama yapan Bozdağ, atama konusunda şunları söyledi;

"Ünal Bozdağ’ın Yüksek Müşavirlik görevine atanması konusunda, kamuoyunu doğru bilgilendirmek için aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.

Ünal Bozdağ, 1998 yılında hakimlik sınavını kazanmış, farklı yerlerde hakimlik yaptıktan sonra 2004 tarihinde Bakanlık merkez teşkilatında çalışmaya başlamıştır. Personel Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Ünal Bozdağ, Adalet Bakanlığı görevine atanmamla birlikte, abi-kardeş ilişkisi nedeniyle, icracı bir pozisyonda görev yapmasının doğru olmayacağını değerlendirdiğim için aktif görevinden alınıp pasif bir göreve atanmıştır. Takdir edilmesi gereken bu kararın tartışmaya konu edilmesini esefle karşıladığımı belirtmek isterim."

Ahmet Kılıçaslan Aytar : TAYYİB’LE UÇURUMUN YAKASI

Suriye, "Türkiye hükümeti başta Libya, Çeçenistan ve Kazakistan’dan olmak üzere farklı uyruklardan çok sayıda teröristi sınırdan sistematik olarak geçiriyor ve silah geçişlerini sağlıyor. Bu suretle Güvenlik Konseyi kararları dâhil, uluslararası organlarca alınan kararları ihlâl ediyor, sorumlu tutulması gerekir" bağlamındaki 4. başvurusunu BM Genel Sekreteri’ne ve Güvenlik Konseyi Başkanlığı’na sunmuştur.

*
Suriye’ye dış müdahale karşıtı 11 saygın insan hakları örgütü Türkiye’yi, ”teröre destek vermek ve terör gruplarıyla işbirliği yapmak” suçlamasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikayete hazırlanıyor.

Amacın Cenevre II görüşmelerine geçmeden önce protostoların iç savaşa dönüşme sürecini konuşmak üzere Suriye hükümetinin Roma Anlaşması’nı imzalaması olduğu açıklanıyor.

*

Bu noktada -resmen, Türk dış politikasının bazen ekonomik,bazen ilişkide olduğu halklarla ya da ülkelerle bağlantılarını güçlendirmek, bazen yeni nufuz alanları açmak misyonuyla tanınan, Başbakanlığa bağlı Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) ve bağlı bir çok sivil toplum örgütüne bir paragraf açmak gerekiyor.

Bu kurum -aslında, İslam dünyası sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte "İslam Birliği"nin oluşturulmasına yönelik sürdürülebilir gelişim, birlik, karşılıklı işbirliği çerçevesinde teknik ve sosyal faaliyetlerde çalışmalar ve ortak refleksler geliştirmenin koordinasyonunu sağlıyor.

İslam Birliği amacıyla bağlı sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla Tunus’ta, Libya, Mısır’da ve Suriye’de ya da Somali’de, Afrika’da, Balkanlar, Kafkasya’da, Rusya ya da Çin’de isyan hareketini yürüten islami örgütlere stratejik, taktik ve lojistik hizmetler sunuluyor…

*

İşte bir faaliyeti daha! Hatay/Kırıkhan’da TİKA’ya bağlı İnsani Yardım Vakfı’na (İHH) ait olduğu belirtilen ve Suriye’ye giden bir TIR’da silah ve mühimmat bulunduğu ihbarı krize yol açıyor.

Savcının arama kararını jandarma yerine getirmiyor -sonra, Valilik emri ile Kırıkhan Cumhuriyet Savcılığı’nca hazırlanan tutanakta yükün "Devlet Sırrı"olduğu açıklanıyor!

*

Pekiyi, bütün bunlar ne anlama geliyor? Bir sonuca mı işaret ediyor?

*

ABD vatandaşlarının güvenliklerini çok güçlü askeri kapasitesi ve stratejisi, çok etkili ekonomik kalkınması ve gücüyle noksanlıkları olan uluslararası sisteme rağmen küresel işbirliği sayesinde yaratılacak barışçıl ve istikrarlı dünya ile sağlanacağı öngörüsündedir.

Batı ise ABD’nin tek bir Avrupa ile ilişkilerinden yükseliyor,serbest ticaret anlaşmaları ilişkilerin ekonomik yönünü,NATO ortak askeri vizyonu belirliyor.

Oluşan devasa ekonomik ve askeri gücle büyüyen kapitalist Batı, dışındaki alana yöneliyor-ki, burası Doğu’dur!

*

Doğu’daki Rusya egemenliğini korumak adına Batı’nın askeri ve ekonomik gelişmelerinden ve küresel girişimlerden endişelidir.

O endişe ile hazırladığı 2020 yılına kadar geçerli "Askeri Doktrini" ve "Nükleer Caydırma Devlet Politikası" Batı’nın uyguladığı kuşatma stratejisine güçlü bir tavır olarak kabul ediliyor.

*

Ancak Batı, Doğu’nun potansiyel tehditlerine karşı -bir yandan;kısıtlı ekonomik girdi, etkin diplomasi,kamuoyu oluşturma mekanizmaları,Suudi Arabistan-Türkiye gibi kendi yerine savaşacak güçler ve yüksek teknolojili Füze Savunma Sistemleriyle savunuluyor – ki, bu "Akıllı Savunma"dır.

Öte yanda, genel durgunluğun ortasında gerilim yaşayan Batılı gelişmiş ülkeler, kişi başına milli geliri belli seviyeye ulaşan gelişmekte olan ülkelerin -mesela,Rusya’nın "Orta Gelir Tuzağı"nda olduklarını keşfetmiştir – Orta Gelir Tuzağı;

Gelişmekte olan ülkelerin teknolojik olarak gelişmemiş üretim biçimine bağlı kalmaları ve yurtiçi aktivitelerinin eksikleri nedeniyle gelişmiş ülke kategorisine ulaşmalarının olanaksızlığı anlamına geliyor.

*

O nedenle -hem ekonomik gücünü -hem, askeri gücünü -hem de, teknolojik ilerlemesiyle uzak gelecekte kendine yeteceğini ve ekonomik,askeri ve siyasi gücünü konsolide edeceğini planlayan Batı; Bu kez akıllı savunmasının önüne kültür ve tarih, değerler,diplomasi, iç ve dış politika, ekonomik gelişmişlik, bilim-sanat ve edebiyatta gelişmişlik, rafine insan gücü gibi unsurları ile "Yumuşak Güc"ünü koyuyor.

*

Ve kendine bağlı tek küresel sistem içinde yer alan ve onun çevresinde birbirine bağlı yapıda ve ilgileri farklı -mesela,Rusya’nın genel ekonominin gündemi içinde benzer yaklaşımlarda değil,kendisine en uygun seçeneğin yükümlülüklerini üstleneceği yeni bir Orta Asya öngörüyor.

Böylece ABD ve Rusya arasında rekabet yerine işbirliğinin gelişmesi, bu iki kutbun arasında Orta Asya’daki ülkelerin birbirlerinin çabalarını gölgelemek yerine birbirlerini tamamlayıcı politikalar geliştirmesi, ayrılıkların müzakere ve barış görüşmeleriyle çözülmesi-nihayet, "İş" yaratarak küresel büyümeye katkı koymalarına olanak tanıyor.

*

Şimdi bu yeni dünyayı BM merkezinde uluslararası hukukun üstünlüğünde teyid eden yeni bir statünün oluşturulmasına çalışılıyor.

Bunun için İsrail-Filistin arasında barışı -teminen, Suriye iç savaşının önlenmesi, savaşı radikal boyuta taşıyan terörist unsurların yok edilmesi, yeni Suriye’nin kurulması -sonra, İran’ın nükleer programının engellenmesi,Balkanlarda,Kafkasya’da sair konulara çalışılıyor.

İlkin, Suriye’de işlenen hukuk ihlallerinden Esad rejimi kadar muhalif tarafların, teröristlerin ve bunları destekleyen devletlerin paylarını üstlenmeleri ve yeni Suriye’nin bu hukuktan kurulmasına ilişkin bağlayıcı kararın alınmasını müteakip BM merkezinden yeni bir dünya statünün oluşturulması hedefleniyor.

*

Çünkü, Batı ve Doğu bugünün stratejik müttefikliği düzeyine gelinceye kadar aralarında geliştirmiş oldukları konvansiyonel silahların,orta menzilli nükleer füzelerin karşılıklı azaltılmasında belirli sınırlamalara uyulmasını öngören "Avrupa Konvansiyonel Kuvvet İndirimi Anlaşması" ile kıtalararası savunmaya yönelik nükleer silahların sınırlandırılmasını öngören "Nükleer Silahların Azaltılması Anlaşması"ndan karşılıklı ödünler vermiş-üstelik, Taraflar oluşan güvenliksizlikte birbirlerine karşı"Asimetrik Yanıt" vermekte de gelişmiştir.
Bununla da bitmiyor,iki kutup arasında gerginlik silahlanmayı süratlendirmiştir ve nükleer silah geliştiren ya da geliştirmeye özenen başka ülkelerde küresel barışa,istikrar ve büyümeye tehdit oluşturuyor…

*

Tehdite karşı yegane caydırıcı güç:bütün insanların ortak bağlarla birleştiği,ortak bir miras dahilinde kültürlerinin bir araya geldiği ve bu hassas mozaiğin her an dağılabileceğinden duyulan endişenin bilinciyle Roma Statüsünün tarafı olan ülkelerin kurduğu ve 1 Temmuz 2002’de yargı yetkisi verilen bir uluslarüstü mekanizma olan Uluslararası Ceza Mahkemesidir.
Mahkemenin yargı yetkisine giren soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçunun yeryüzünde işlenmiş en ciddi suçlar olduğu ve bu suçların gerçekte dünyanın barış, güvenlik ve esenliğini tehdit eden eylemler olduğu, Roma Statüsü’nün Dibace bölümünde ifade ediliyor.

Bu haliyle insanlığa karşı işlenen en ağır suçların faillerinin cezasız bırakılmaması yönünde büyük bir adımı temsil ediyor.

*

Uluslararası Ceza Mahkemesinde kişi sorumluluğu ilkesi esastır ve yalnızca gerçek kişiler yargılanabiliyor.

Gerçek kişiler, bizzat suçu işleyenden suç işlenmesi emri verene, en alt düzeyde suça iştirak edenden en üst düzey devlet görevlilerine,Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, Genelkurmay başkanına kadar uzanabiliyor.

Mahkeme, ulusal hukuktan kaynaklanan hiçbir bağışıklık ya da dokunulmazlıkla kendisini bağlı saymıyor.

*

Mahkeme 2002 ve sonrası suçları kapsamına alıyor -ne ki, yine de Türkiye Kürt,Ermeni sorunları nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’nün tarafı değildir.

Ancak BM Şartı Bölüm 7’de;işlenen suçun uluslararası barış ve güvenliği ihlal ettiğinin tesbit edilmesi halinde Uluslararası Ceza Mahkemesinin yetkisine giriyor.

*

Ama Cenevre II Barış Konferansının başlangıç gündeminin Suriye’de İslamcı terör örgütleri ve destekleyen ülkelerin hukuki olarak belirlenmeleriyle başlayacağı belirtiliyor.

İşte Suriye’ye dış müdahale karşıtı 11 saygın insan hakları örgütü Türkiye’yi, ”teröre destek vermek ve terör gruplarıyla işbirliği yapmak” suçlamasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikayete hazırlanırken Barış Konferansının bu gündeminden yararlanmayı hesaplıyor.

*

Tayyip -şimdilerde, bir büyük yolsuzlukla ilgili bazı belge,ifade ve ilişkilerin deşifre olması halinde soruşturmanın oğullarına ve kendisine ulaşabileceği gıllıgışlı ilişkilerden kaçınmak için iç hukuku perişan etmekle meşguldür.

Bulunduğu noktada bir kriz anıtı gibi yükselirken hedef oluyor -bir adım ötede, Suriye’de işlenen suçların faili olarak capcavlak kalacağı,ayıplarının görüneceği ve uluslararası yargıdan kaçamayacağı açıktır ama, bu yolda yürünürken BM masası üzerine Lozan Anlaşması’nın konulacağını da görmek gerekiyor.

*

Şeyh Sadi-i Şiraz "Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe, daha çok azarlar "diyor.

4.1.2014

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

VİDEO : Electromagnetic Torture, New World Order, Obama Antichrist, CIA NSA FBI Torture planes Holocaust

VİDEO LİNK :

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: