Etiket arşivi: operasyon

AFGANİSTAN /// INCA NEWS : AFGANİSTAN’DA ABD ORDUSU OPERASYONU VE Amerikan askerinin Gözyaşları

Amerikan askerinin Gözyaşları (Video)

Afganistan ABD için kabus olmaya devam ediyor. Amerikan askerleri Rambo ve Vietnam filmlerinde yansıtılanın aksine büyük kayıplar veriyor, bazen hüngür hüngür ağlıyor. İşte önce sivilleri bombalayan daha sonra arkadaşları El Kaide ve Taliban savaşçıları tarafından öldürülünce ağlayan ABD askerlerinin görüntüleri.

Afganistan ABD için kabus olmaya devam ediyor. Amerikan askerleri Rambo ve Vietnam filmlerinde yansıtılanın aksine büyük kayıplar veriyor, bazen hüngür hüngür ağlıyor. İşte önce sivilleri bombalayan daha sonra arkadaşları El Kaide ve Taliban savaşçıları tarafından öldürülünce ağlayan ABD askerlerinin görüntüleri.

VİDEO LİNK :

İSTİHBARAT /// MİLLİ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ : ‘Asıl operasyon MİT’e’

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, 17 Aralık sürecinde asıl hedefin MİT olduğunu söyledi: Milli İstihbarat Teşkilatı’na operasyon düzenleniyor.

AK Parti Sivas İl Başkanlığının düzenlediği program kapsamında iş adamlarıyla bir araya gelen Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, (MİT) ait TIR’ların durdurulmasıyla ilgili konuştu. Olayı "Milli İstihbarat Teşkilatı’nıza operasyon" olarak nitelendiren Yılmaz, "Bunu hangi akıl kabul eder? Bir ülkenin kendi milli istihbaratına operasyon düzenleyeceksin ve bunu yapan insanların da milli olduğu, ülkenin menfaatine olduğu düşünülecek. Bu akıl alır gibi değil. Bunun izahı yoktur" dedi.

OPERASYON DÜZENLENİYOR

Türkiye’nin uluslar arası alanda kazanırken birilerinin kaybettiğini vurgulayan Yılmaz, "Şimdi birilerinin kazanması isteniyor. Strese tabi tutuluyor ama hamdolsun yapı sağlam. Eskiden bir anayasa kitapçığı fırlatılmıştı, Türkiye’nin ne hale geldiğini herkes gördü. Şimdi kendi Milli İstihbarat Teşkilatınıza operasyon düzenleniyor. Bunu hangi akıl kabul eder? Bir ülkenin kendi milli istihbaratına operasyon düzenleyeceksin ve bunu yapan insanların da milli olduğu, ülkenin menfaatine olduğu düşünülecek. Bu, akıl alır gibi değil. Bunun izahı yoktur. İşte Türkiye’nin iyiye gidişini, dünyada örnek gidişini durdurmak isteyenler, bir oyun içindeler. İnşallah bu oyuna gelmemek için hiçbir dönemde olmadığı kadar birlik ve beraberliğimizi artırmamız lazım. Daha çok çalışmamız lazım. Yüzde 50’nin güvenini almış bir parti inşallah Hakk’a ve halka hizmet doğrultusunda çok daha fazlasını hak eder diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

ARAŞTIRMA DOSYASI : ABD’NİN UFO’LAR (UÇANDAİRE) İLE İLGİLİ OPERASYONU : PROJECT SILVER B UG

NOT : DÖKÜMANLAR İNGİLİZCEDİR.

DÖKÜMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

FUTBOL DOSYASI /// AZİZ YILDIRIM : “Bütün operasyonları Gülen Cemaati yaptı”

Fransa’nın The Wall Street Journal gazetesine konuşan Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, “Hapis yatmaya geliyorum. Kaçtı diyenler özür dilemeliler” dedi.

(İHA) – Şike davasına ilişkin Yargıtay’ın 6 yıl 3 ay hapis cezasını onamasının ardından Yıldırım, The Wall Street Journal gazetesine yaptığı açıklamada, “Ergenekon ve Balyoz davalarında olduğu gibi Şike davası da aynı kumpasın bir sonucu” şeklinde konuştu.

Aziz Yıldırım, The Wall Street Journal gazetesine yaptığı açıklamada, “Bu politik, siyasi kararın alınmasının neticesi. 2011 yılında bazı dış güçlerin Türkiye’de yapmış oldukları operasyonların devamıdır. Bu operasyon Turkiye’de Ergenekon, Balyoz, Oda TV, Cübbeli Ahmet, casusluk dosyalarını yöneten bu özel yetkili mahkemeler Turkiye’de bütün yüksek tepeleri düz hale getirmek ve Tükriye’de bütün her şeyi kendi ellerine alabilen bir iktidarı yaratmak için yapılmış bir muhakame sistemidir. Sayın Başbakan 17 Aralık’taki beyanında ‘paralel devlet var ve cemaat bu paralel devleti yürütüyor’ dedi.

Bu savcılar, hakimleri, polisleri, hepsini görevden aldılar bunlar cemaatçi diye. O zaman bütün bu operasyonları, bizim operasyon dahil olmak, üzere cemaat yapmıştır. Önemli olan benim vicdanlarda aklanmamdır. Kurulmuş istiklal mahkemelerine benzeyen bu yargının kararlarına saygı duymuyorum. Onun için de vicdanen rahatım, ve hapis yatmaya geliyorum. Kaçtı diyenler özür dilemeliler, bir zaman içerisinde Fenerbahçe’nin haklılığı yine ortaya çıkacaktır” ifadelerini kullandı.

Yıldırım’ın The Wall Street Journal’e verdiği röportajın ana başlıkları ise şöyle:

"Şike Davası iktidarı ele geçirme amaçlı bir yargının eseridir.

Başbakan ‘Paralel Devlet var’ dedi, bütün operasyonları Gülen Cemaati yaptı.

AKP Cemaat ile birlikte iktidara yürüdü.

Beni Ergenekon’dan içeri alamadılar, Şike Davası’nı uydurdular.

Şike Davası delilleri sahte, tutarsız.

Fenerbahçe Atatürkçü bir takım, taraftara müdahale olmaz.

Sandıkla geldim, sandıkla gitmiyorum, bu demokrasi ayıbıdır.

Yeniden adil yargılama olursa memnuniyetle karşılaşırız.

Yargının kararlarına saygı duymuyorum.

Vicdanen rahatım, hapis yatmaya gidiyorum."

CEMAAT & AK PARTİ SAVAŞLARI : “Operasyon önce Taraf’ta başlayacaktı”

24 TV’de yayınlanan Nihal Bengisu Karaca, Ahmet Kekeç ve Elif Çakır’ın katıldığı ‘Politik Eksen’ programında söz alan Star gazetesi yazarı Elif Çakır, ‘Erdoğan’ı yüce divana getireceğiz’ sözlerinin de Taraf gazetesi yazı işleri masasında konuşulduğunu aktardı.

"Bu operasyona Taraf gazetesi üzerinden startı verilecekti." diyen Çakır şöyle devam etti:

"Ergenekon, Türkiye’nin demokrasi rayına oturabilmesi için vesayetçi yapıyla hesaplaşabilmek için meşruiyet kazanmış, toplumda inanılmaz derecede güvenilirlik kazanmış bir gazete olan Taraf gazetesi Ergenekon, Balyoz belgelerini yayınladı. Taraf gazetesi bu kez Mayıs ve Haziran gibi bu tarzda bugün ortaya çıkan savcıların direk tutuklama operasyon talimatı verdikleri belgeleri Taraf gazetesi yayınlayacaktı. Toplumsal olaylar baş gösterecekti, AK Parti hükümetini köşeye sıkıştıracaktı, ve köşeye sıkıştığı bir anda da bunun üzerine savcılık harekete geçecekti. Önce Taraf gazetesi yolsuzluk belgelerini yayınlayacaktı. Dolayısıyla; belgeleri Taraf yayınlayacaktı, savcılık o belgelere göre harekete geçecekti, ondan sonra yargı süreci başlayacaktı."

Taraf gazetesi yazı işlerinden bu bilgileri aldığını söyleyen Elif Çakır, ‘Erdoğan’ı yüce divana götüreceğiz’ sözlerinin Taraf’ın yazı işlerinde konuşulduğunu iddia etti.

Odatv.com

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Gülen Cemaatine karşı geniş çaplı bir operasyon yapılabilir

Can Ataklı

İyi akşamlar sevgili izleyiciler; artık çok kritik bir döneme girdik. Başbakan Erdoğan yargıdaki dağıtma operasyonunu bitirmek üzere. Bugün haberlerde de izlediniz İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, başsavcı vekili, AKP’li bakanlara ve çocuklarına karşı operasyon başlatan savcılar, Başbakan’ın oğlunu ifadeye çağıran savcılar görevden alınıp başka yerlere atandılar.
Sadece şu örneği verelim, Oda TV soruşturmasını yürüten bütün savcılar görevden alındı. Hepsi de cemaatçi olmakla itham ediliyor. Ergenekon ve Balyoz’u yürüten savcıların da çoğu görevden alındı.

Bu arada bugün gelişen çok ilginç bir olay daha var. AKP’ye yönelik üçüncü dalga yolsuzluk operasyonu için bu sabah düğmeye basılmış. Savcılar Beyoğlu Belediyesi ile ilgili bir yolsuzluk dosyası kapsamında bazı kişilerin gözaltına alınıp getirilmesi için emniyete talimat vermiş. Ancak Başbakan’ın izin vermemesi üzerine emniyetten bir polis bile çıkıp söz konusu kişileri ifade vermek üzere almaya gidememiş.

Demek ki artık AKP’ye karşı hiçbir yolsuzluk operasyonu yapılamaz, başlatılamaz kimse gözaltına alınamaz kimsenin ifadesi alınamaz.

Şimdi bundan sonrası önemli. Başbakan ısrarla uluslar arası komplodan, bunun yerli işbirlikçisi olan hainlerden söz ediyor ve bu hainlerin cemaatçiler olduğunu da artık açıkça söyleyerek paralel devletin, devlet içindeki devletin mutlaka dağıtılacağını yok edileceğini söylüyor.

Bu şu demektir; polis zaten darmadağın edildi, 2500’ün üzerinde polis görevden alınıp başka yerlere atandı. Yargıdaki hallaç pamuğu durumu sonlanmak üzere. O halde artık Erdoğan asıl öldürücü darbeyi indirmeye hazırdır. Bugün yarın Fethullah Gülen cemaatine karşı bir "çıkar amaçlı çete kurmak" ve "terör örgütü" suçlamalarıyla çok geniş çaplı bir operasyon başlayabilir.

Bu sanıyorum Ergenekon ve Balyoz’u bile gölgede bırakacak kadar çok geniş çaplı bir operasyon olacaktır. Savcılar, hakimler, polis müdürleri, kimi bankacılar, işadamları, gazeteciler kapsam içinde olacaktır.

Nasıl Ergenekon ve Balyoz’da hemen her dalgada hepimiz hayretler içine düştüysek, nasıl "vay canına onu da mı aldılar" diye çok şaşırdıysak bu büyük operasyonun da böyle olacağını söylemek yanlış olmaz.

Belli ki Başbakan’ın gözü çok karardı. Konuşmalarından belli bu. Bunun da ötesinde Tayyip Erdoğan adına yazılar yazan ekranlarda konuşan danışmanların, kimi AKP’li bakan veya milletvekillerinin ve yandaşların sözlerinden çok çok kapsamlı bir operasyonun geleceğini anlıyorduk.

Bu arada Erdoğan’ın söylemlerinin satır aralarına baktığımızda, bu çok büyük operasyon dalgasının sadece Fethullah Gülen cemaati ile sınırlı kalmayacağını da söyleyebilirim. Başbakan ve yandaşları 17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk soruşturmalarını külliyen reddedip bunun "seçim ayarlı" bir operasyon olduğunu vurguluyor. Yani AKP’ye göre cemaat ve şu anda ona destek çıkanların asıl amacı bu iktidarı yerel seçimlerde alaşağı edecek bir formülü uygulamak. O halde Erdoğan seçimlere doğru muhalefet partileri üzerinden de bir operasyon dalgası başlatabilir. CHP’nin ve MHPnin bir çok yerdeki adaylarını yolsuzlukla, çıkar amaçlı örgüt kurmakla hatta terör örgütüne destek olmakla suçlayabilir. Seçimlerden önce başlatılacak bir tutuklama dalgası ile CHP ve MHP bazı yerlerde adaysız bile kalabilir.

Ben bunları söylediğimde bazıları "Yok artık o kadarını da yapamaz, bunun tepkisi çok büyük olur" diyorlar.

Güzel, tepkisi çok büyük olur değil mi? Ne olur yani? Muhalefet partilerinin bazı adayları tutuklanırsa kim ne yapabilir?

Bakın Başbakan yargı tarafından ifadeye çağrılan oğlunu vermediği gibi bir de nispet yaparcasına 002 plakalı Başbakanlık makam arabasıyla gezdiriyor. Başbakan’ın etrafında onu korumakla görevli 150’ye yakın polis var. Hukuka ve yasalarımıza göre aslında o polislerin bile sorumluluğu var. Çünkü yargı tarafından aranan bir kişiyi görüyorlar ve hiçbir şey yapmıyorlar.

Başbakan "Bana ne yapabilirler ki?" mantığı ile yargıyı da, polisi de, yasama organını da baskı altına almış bir kere. Şu anda Başbakan’ı görevden almak da, azletmek de, sayısal olarak düşürmek de mümkün değil. O halde Başbakan dilediği gibi davranabilme hakkını kendinde görüyor. Kimseyi takmıyor.

Haaaa, bir gün iktidar sandıkta yenilir, AKP azınlığa düşer, iktidara gelenler de "Nasıl olsa seçimleri kazandık, artık hesap sormaya gerek yok" demezlerse, işte o zaman Başbakan sadece 17 Aralıktan bu yana yaptığı her şeyden dolayı suçlanır ve inanın hapse girer ve bir daha da çıkamaz.

İşte Erdoğan bunu bildiği için oyunu çok sert, çok gözü kara oynuyor ve iktidardan düşmemeye çalışıyor. Açıkça söylemeliyim ki, onca yolsuzluk, usulsüzlük, hukuksuzluk, anayasayı ihlal, demokrasiyi katletme eylemlerine rağmen AKP kitlesi Başbakan’ın sert tavrından etkileniyor ve desteğini henüz çok can yakıcı biçimde çekmiyor. Tabii bunda o seçmenlerin gidecek yer bulamamasının da etkisi çoktur bunu da bilelim.

Peki AKP’nin, daha doğrusu Başbakan’ın bu tavrından rahatsız olan şimdilik partiye oy vermekten de vazgeçmeyenler nasıl caydırılabilir.

Sevgili izleyiciler, şu anda milyonlarca kişi son zamanlarda yaşadığımız rezilliklerin AKP’yi zora sokacağını düşünüyor. Genel kanı, ilk seçimlerde AKP’den kayacak oyların öncelikle

CHP’ye gideceği CHP’nin başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok büyük kentte belediye başkanlıklarını kazanacağı, ağır bir seçim yenilgisi alacak AKP’nin ise bölüneceği ve iktidardan gideceği yönünde.

Moral bozmak gibi olmasın ama bu böyle olmayabilir, AKP ilk seçimlerden çok ağır bir yenilgi almadan çıkabilir.

Evet şurası bir gerçek ki, AKP seçmeninin de kafası çok karışık. Olanı biteni, özellikle Başbakan’ın yolsuzluk yapıldığı artık iyice ortaya çıkmasına rağmen bunu inkar etmesini anlamıyor.

Ama şunu da unutmayın bu seçmen son tahlilde gidecek yer bulamazsa, ki hepsinin bulması çok zordur, işte o zaman oylar "kerhen de" olsa yine AKP’ye gidecektir.

Peki bunun çözümü ne? Burası önemli. Bir kere daha anlatmıştım. AKP’nin bölünmesi konusunu seçim sonrasına bırakmamak gerek. AKP 12 yıldır ülkeyi kendi içindeki bir büyük koalisyonla yönetiyor. Bunun içinde eski ANAP’lılar, DYP’liler var. Bütün tarikat ve cemaatler var. DSP’den, MHP’den ve şaşırmayın CHP’den kayan oylar var. Bu oyların karşılığı olarak seçilmiş AKP milletvekilleri var.

Eğer şu sıralarda merkez sağda bir parti kurulur, bu parti AKP’den 15-20 milletvekili çeker ve Meclis’te bir grup kuracak sayıya ulaşabilirse durum değişir. Merkez sağda oluşacak yeni yapı, yerel seçimlere kadar parti içi iktidar kavgasına kapılmadan, bir çatı parti altında toplanır, yerel seçimlerde her yerde aday gösterirse durum değişir. O zaman AKP’den ayrılmayı düşünen ama örneğin CHP’ye de oy vermek istemeyen çok büyük bir kitle bu partiye kayar. Bu partinin ilk seçimlerde girdiği her yerde seçimi kazanmasına gerek yok, ülke genelinde yüzde 10’u aşacağını göstersin yeter.

Eğer merkez sağdaki bir parti 30 Mart’ta toplam yüzde 10’u geçerse, bu partinin oyu ilk genel seçimlerde yüzde 30’ları zorlar. Hepinizin tahmin edeceği gibi bu yüzde 30’un ezici bir çoğunluğu AKP’den gelecektir. AKP’deki eski merkez sağ oylardan geleektir. Bu durumda AKP ilk genel seçimlerde yüzde 15’lere yani Erbakan’ın Refah Partisi durumuna düşer.
Sevgili izleyiciler, Türk siyasetinin sorunu solda muhalefet olmaması değil sağda muhalefet olmamasıdır. Sol’u CHP temsil ediyor. Aldığı oy ortada. MHP sağ parti ama gerek ideolojik olarak gerekse Genel Başkanın ürkek tavrı nedeniyle umut vermiyor ve cazibe noktası olamıyor.

Bunun dışındaki sağın bütün renkleri AKP içinde. Yani AKP neredeyse sağın tamamını kapsıyor. Üstelik AKP şu anda çok güçlü bir iktidar profili çizdiği için sağın bu renklerinden hiçbiri ayrılmaya cesaret edemiyor çünkü yok olup gitme tehlikesi var.

Oysa şu günler çok önemli. Ciddi bir merkez sağ hareket başlatılabilirse, AKP’deki çatlama yerel seçimlerden önce sağlanır. Bu Türkiye siyasetinin içine düştüğü tıkanıklığı da açacaktır.
Bu konuda gerek Ankara’da gerekse İstanbul’da bazı çalışmalar yapıldığını duyuyorum. Burada sorun şu; merkez sağı yeniden toparlamak isteyenler, ilk yerel seçimleri ciddiye almıyorlar, çalışmalarını seçim sonrasına bırakmak istiyorlar. Ben tam tersi kanıdayım. Anlattığım gibi seçimlerden önce oluşturulacak bir merkez sağ yapılanma, Türkiye’de her şeyi değiştirebilir.

Değerli izleyiciler; bu akşamı bitirmeden önce şunu da söylemek istiyorum; Başbakanın başlatmaya hazırlandığı büyük cemaat operasyonunun yolsuzlukların üzerini örtmemesi gerekiyor.

Tabii Başbakan’ın başına buyruk tutumu nedeniyle yolsuzlukların üzerine gitmek de artık çok zor, ama hiç olmazsa bilelim, gücümüzün yettiği her yerde de tekrarlamaktan çekinmeyelim.

Bakın örneğin üç bakan hakkında düzenlenen fezlekeler korkunç. Meclise gönderilen fezlekelerde iski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan için bakın ne deniyor; 28 seferde toplam 52 milyon dolar rüşvet almak. Suç işlemek için örgüt kurmak. Sahte belgelerle ihracat. Kaçakçılık Yasası’na muhalefet.

Yine Meclise gönderilen fezlekede eski İçişleri Bakanı Muammer Güler içinse şunlar yazılı; 10 seferde toplam 10 milyon dolar rüşvet almak. Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak. Nüfuz suiistimali. Suçluları kayırmak.

Eski AB Bakanı Egemen Bağış’ın ise 3 kez 1.5 milyon dolarlık rüşvet aldığı belirtiliyor.

Rakamlara bakar mısınız sevgili izleyiciler. Üstelik öyle bir kere rüşvet almaktan falan söz edilmiyor, Zafer Çağlayan 28 kere rüşvet almış, tabii bu savcıların saptadığı.

Şimdi denilebilir ki; "Efendim çete aynı çete değil mi, nasıl daha önce nasıl Balyoz’da, Ergenekon’da, Oda Tv’de sahte deliller ürettiyse bunda da üretmiştir." Bu da bir mantık ama, o davalardaki sahtekarlıkların neredeyse hepsi ortaya çıkarıldı kanıtlandı. Burada evlerde bulunan deste deste paraları, kasaları, para sayma makinelerini, ayakkabı kutularını ne yapacaksınız?

Tabii bunlar henüz tam kanıtlanmış değil, ilk soruşturmada ele geçen bilgiler, kararı yargı verecek, yargı karar verecek vermesine de bakalım yargılama izni verilecek mi?

İşte bu nedenle diyorum ki, hepimizin görevi tarihte görülmemiş bu yolsuzluk iddialarını asla unutmayalım, her şeye rağmen Başbakan’ın arkasında duran ve "dik dur eğilme" diye bağıranlarla da kavga etmeden bunları anlatalım, onların da artık düşünmesi gerektiğini söyleyelim.

Bu millet zaman zaman bağnaz biçimde birinin arkasından gidebilir, geçmişte de örneklerini gördük, ama gerçekler iyi anlatıldığında, deliller, belgeler önüne konduğunda aklı selimin galip geldiğini de gördük bugüne kadar.

Bu nedenle, şu anda her şey olumsuz gibi görünebilir, başbakanın başa buyruk tavrı sinirleri alt üst edebilir, ama sakın moralinizi bozmayın, endişeye veya karamsarlığa kapılmayın, gerçek geç de olsa mutlaka ortaya çıkar.

İstedikleri kadar devlet gücünü kullanarak baskı yapsınlar, istedikleri kadar hukuku ve demokrasiyi askıya alarak "ben ne diyorsam o" mantığı ile yolsuzlukların, hırsızlıkların üstünü örtmeye, bunları uluslar arası komplolara, Türkiye’den korkanlara, kendi palazlandırdıkları paralel yapılara bağlamaya çalışırlarsa çalışsınlar gerçek mutlaka ortaya çıkar. Yüreğinizi ferah tutun.

Bu akşam da bu kadar. Yarın akşam biliyorsunuz günün yorumu ile Halil Nebiler’le birlikte yaptığımız Çift Vuruş programını birlikte başlatıyoruz. Yarın akşam kimselere söz vermeyin. Hepinize iyilikler dilerim. Hoşça kalın.

/// CEMAATİN DERİN İŞADAMLARI OPERASYON YAPIYOR /// Paralel yapı banka kurtarıyor ///

Hükümete karşı operasyon başlatan paralel yapının kendilerine yakın bir bankayı kurtarmak için harekete geçtiği iddia ediliyor.

Akşam Gazetesi Yazarı Murat Kelkitlioğlu, paralel yapının kendilerine yakın bir bankayı kurtarabilmek için işadamlarından mevduat topladığını öne sürdü.

Akfa Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Aktaş’ın paralel yapıya yakın bankayı kurtarmak için harekete geçtiğini belirten Kelkitlioğlu, bugünkü yazısında şunları kaydetti:

PARALEL YAPI BANKA KURTARIYOR

17 Aralık’ta başlayan son olarak İzmir’le devam eden seçim ayarlı operasyonlara bir yenisinin eklenip eklenmeyeceği merak edilirken, devlet içine çöreklenmiş paralel yapının kendisini sağlama almak için hamlelere başladığını öğrendim. Bu konuda görevlendirilmiş bazı isimler çalışmalara başlamış bile.

Sizleri fazla merakta bırakmadan konuya geçeyim.

Akfa Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Aktaş, Amerika’dan aldığı talimat üzerine paralel yapıya yakın bir bankayı kurtarmak için harekete geçti. Aktaş, ‘derin operasyon’un başlamasının ardından büyük bir şirketin parasını çekmesiyle birlikte likidite sıkıntısı çeken bankayı düze çıkarmak için çekilen parayı denkleştirmek amacıyla kapıları çalmaya başladı. Aktaş, bankadan çekilen 300 milyon lirayı tekrar bankaya kazandırmak için başlattığı çalışmalarından şu ana kadar iyi bir sonuç aldı ve ilk etapta 120 milyon lirayı buldu.

Bankanın açık ismini Bankalar Kanunu nedeniyle veremiyorum.

Peki Aktaş, bu parayı kimlerden buldu?

Bunun cevabını vermek de mümkün. Tamamı olmasa da listedeki isimlerin büyük bir kısmını biliyorum. Ancak, bazı kesimlerden gelecek ‘fişleme mi yapıyorsun’ nidalarının yükseleceğini tahmin ettiğim için listeyi burada yayımlamıyorum. Kimilerinin bunun bir suç olmadığını söylediğini duyar gibiyim. Suç değil belki ama ‘yolsuzluk’ iddialarıyla başlayan sürecin, başından beri iddia ettiğim gibi, devletin içindeki yapılanmanın her türlü ahlaki tavrı bir kenara bırakarak iktidara yönelik operasyon olduğunun görülmesi açısından oldukça manidar. 17 Aralık’tan beri, soruşturma sürecinde suçluluğu kanıtlanmamış insanların isimlerinin çarşaf çarşaf yayımlandığı bir ortam olmasına rağmen bu isimleri yayımlamanın ahlaki olmadığını düşündüm.

Bu arada son söz, Aktaş’ın 300 milyon lirayı denkleştirdikten sonra ABD yolcusu olduğunun da altını çizeyim.

Sabah

YOLSUZLUK DOSYASI : O operasyonla ilgili şok iddia !

Liman İşletmeleri’ne baskından bir hafta önce polislerin adliyede savcılarla gizli bir toplantı yaptığı ortaya çıktı. Ancak toplantıya Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü ‘davet edilmedi’.

İstanbul’da 17 Aralık’ta gerçekleştirilen derin operasyonun İzmir dalgasının planının, polisler ve savcıların adliyedeki sır toplantısında yapıldığı ortaya çıktı. Toplantı operasyondan bir hafta önce İzmir Adliyesi’nde mesai bitimine yakın bir zamanda gerçekleştirildi. Toplantıya soruşturmayı yürüten iki savcı ile görevlerinden alınan Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Şevik, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Taner Aydın ve Narkotik Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürü Behzat Tuzcu’nun katıldığı öğrenildi.

İHBAR ÜÇ YIL ÖNCE YAPILMIŞ

İzmir Emniyet Müdürlüğü bünyesindeki Organize Suçlarla Mücadele, Narkotik Suçlarla Mücadele, Mali Suçlarla Mücadele ve Siber Suçlarla Mücadele şubelerinden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Şevik, 3 yıl önce bir ihbarla başlayan ve o günden bu yana hiçbir işlem yapılmayan dosyadaki bel geleri savcılara verdi.

TOPLANTI POLİS ŞEFİNDEN GİZLENDİ

Toplantıda operasyonun başlangıç tarihinde karar kılındı. Operasyon için belirlenen tarih ise AK Parti’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım’ın seçim startı verdiği 7 Ocak olarak kararlaştırıldı. Toplantının en dikkat çeken yanı ise bir süre önce Foça İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden tayin edilen ve şubede her işlemden bilgisi olması gereken Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Bahadır İçmeyiz’in davet edilmemesiydi! Yani operasyon müdürden gizlendi. KOM şubesindeki rütbeli 7 polis de toplantıda yer almadı. Gizemli toplantıdan sadece görevinden alınan İzmir eski Emniyet Müdürü Ali Bilkay’ın haberi olduğu öne sürüldü.

GAZETECİLERE: FLASH BELLEKLE GEL

Toplantıda alındığı iddia edilen kararlardan biri de soruşturma kapsamında gözaltına alınanların fotoğraflarının ve belgelerinin ertesi sabah bazı basın organlarına sızdırılması oldu. İddiaya göre İzmir Emniyet Müdürlüğü bünyesindeki Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nin Yeşilyurt Semti’ndeki binasına çağrılan gazetecilerden bellekle gelmeleri istendi. Fotoğraf ve bilgi notları flash belleklere yüklenerek gazetecilere iade edildi. (Akşam)

/// Beyin Kontrolü Operasyonu /// Emekli Amerikan Haber Alma Örgütü ( CIA ) Ajanı Julianne Mc Kinney Açıklıyor ///

Emekli Amerikan Haber Alma Örgütü ( CIA ) Ajanı Julianne Mc Kinney Açıklıyor.

Ulusal Güvenlik Mezunları Derneği Elektronik Gözetim Projesi’nden Rapor:

Ben ulusal düzeyde eğitim görmüş eski bir Birleşik Devletler Haberalma memuruyum. Halen yönlendirilen enerji silahlarının kullanımını, gözetim ve nörosibernetik sistemleri içeren ve bu ülkede habersiz insan denekleri üzerinde odaklaşan bir projenin yöneticisiyim. Savunma Bakanlığı bu sonunculardan psikoteknolojiler olarak sözetmektedir. Bu olağanüstü acımasız operasyonlar ‘ beyin kontrol ’ girişimleri olarak nitelendirilir.

Klasik bir ‘ beyin kontrol ’ operasyonu, diğer şeyler arasında, aşağıdakileri içerir:

( 1 ) Hedef kişiden, gelecekteki istismarlarda kullanilmak üzere, kişisel ve biyolojik örnekler toplamak gayesiyle uzun süreli, gün boyu süren fiziksel ve elektronik gözetim.

( 2 ) Deneğin aşırı baskılara dayanma kapasitesini incelemek için ardarda yapılan açık ve örtülü tacizler.

( 3 ) ABD Adalet Bakanlığı tarafından halen ‘ öldürücü-den daha hafif ’ silahlar ve gözetim sistemleri olarak tanımlanan teknolojileri içeren, aşırı intibaksızlığa ve yeteneklerin ortadan kalkmasına neden olacak ağrılar yaratmayı amaçlayan yönlendirilmiş enerji tacizi.

( 4 ) Deneğin kafasında ve denek uykuda iken rüyaların evrensel gelişimini etkileyebilen şuuraltı seslere sebep olma kapasitesindeki nörosibernetik / psikoteknolojilerle deney.

( 5 ) Uzun dönemde deneği kendi itibarını yoketmeye yönelik davranışlara ve ifadelere zorlamak için deneğin uzun dönemli manipülasyonu.

( 6 ) Deneğin tecridi ve mali yönden yoksullaştırılması.

( 7 ) Deneği intihar veya cinayet şeklinde bir şiddet hareketine zorlamayı amaçlayan sürekli taciz ve tahrik..

Açık Taciz -bu açıkça gözlenen demektir-; kişilerin uzun dönemli eloktronik tacizi için "önşartlandirma" amacıyla tasarlanabilir. Anlatılmayan açık tacizle dehşete düşürülen kişilerin elektronik tacizin, daha akla yatkın bir durumda, ani başlangıçlarıyla başetmeleri imkansızdır. Tacizin bu görülen örneği şimdi incelenen bütün hallerde ortadadır. Açık tacizin elektronik taciz başladıktan sonra bile sürdürüldüğü durumlarda, asıl amacın uzun dönemli aşırı baskıya devam ettirmek olduğunu akla getirmektedir.

Aşağıda tartışılan açık taciz taktiklerinin çoğu elektronik tacizin sezilebilir şekillerini içermeyen durumlarini su yüzüne çikarmaktadir. Bunlar potansiyel haber degeri taşiyan dahili bilgileri nedeniyle, yönetim veya yönetim tarafından kabul gören işverenler için özel sıkıntı tehditleri oluşturacak ‘Islık Çalıcılar’ olarak adlandırılanları ihtiva eden durumlardır. Elektronik tacizin, elektronik ‘tacize maruz kalanlara’ yardım etmeye çalışan kişilere karşı bir misilleme şekli olarak su yüzüne çıkmaya başladığının farkına vardık. Misilleme bir kontrol kaybını akla getirir. Bu şartlar altında ‘ıslık çalıcılar’ın uzun bir süre daha bu tacizden muaf olmaya devam edeceklerinden tamamen emin değiliz.

Kişiler şimdi aşagidaki açik taciz şekillerinin, tümü degilse bile, birçogunu ihtiva eden kendi şartlarini tanimlayan proje ile temas halindedir:

Ani, acaip kaba muamele, önceleri kendilerine dostça davranan komşulari tarafindan tecrit, taciz ve yikici hareketler.

Hedef kişi, rehberde numarasi bulunmayan yeni bir telefon aldiktan sonra bile devam eden, rahatsiz edici telefon konuşmalari.

Mektupların önlenmesi, çalınması, açılması.

Gürültü seferberliği.

Acımasızca rahatsız eden telefon konuşmaları bu tertipte düşünülebilirken, diğer taktikler de kullanılır. Çalan klaksonlar, düdükler, sirenler, apartman çevresinde oldukça uzun bir zaman peryodunda aynı zamanda çalan kornalar, düdükler, sirenler, çöp atıkları ve kaydedilmiş ‘umumi seslerin’ kuvvetlendirilmiş yayinlari kişiyi gözetim altinda olduguna inandirmak için, tasarlanan şartlar altinda tekrarlanan, bir temel üzerinde kullanilirlar.

Bu durumların hepsinde, bireyin komşuları ani, sürekli ses patlamalarına karşi sanki kayitsizmiş ve / veya farkinda değillermiş gibi görünürler. Kapı çarpması da özellile apartmanlarda, popüler bir oyundur. Bir kişi, tacizin en yüksek düzeyde oldugu bir dönemde, kendi kapisini açtigi her seferde kapi komşusunun kendi dairesine girip çıkmaya başladığını rapor etmiştir.

İlave Aşırı Yüksek Frekans ( ELF ) Yetenekleri:

20 Bitkinlik ( yorgunluk ) hali.

21 Deprasyon meydana getirilmesi.

22 Katarakt ve göz problemleri meydana getirmek.

23 Alınganlık ve öfke durumları meydana getirmek.

24 Genel ruh halinin değişimi.

25 Zorlanmış davranış kalıpları meydana getirmek.

26 Cinsel saldırganlık .

27 Davranış ritminde hasar yaratılması.

28 Korku ve yanlış yönlendirme.

29Uyku düzensizlikleri ve uykusuzluk.

30 Kısa ve uzun dönemli hafıza kaybı.

31 Lösemi ve kanser.

32 Katatonik ( zombie benzeri ) görüntüler.

33 Şiddet hallerinin ve suçlu davranış örnekleri meydana getirmek.

DSS

FETULLAH GÜLEN DOSYASI /// Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç : “Cemaat yurtlarına operasyon y ok”

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ‘Hükümetin cemaat yurtlarına operasyon düzenleyeceği’ yönündeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını ifade etti.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bazı gazetelerde, "Hükümetin cemaat yurtlarına operasyon" başlığı altında yayınlanan haberlere açıklık getirdi. Arınç, "Dün itibarıyla bazı gazetelerde bir çarpıtma haber yayınlandı. Özellikle Taraf gazetesi konuyu tamamen çarpıttı. Konu ‘Hükümetin cemaat yurtlarına operasyon" başlığı altında yayınlandı" dedi.

TBMM’de Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmekte olan kanun tasarısı bulunduğunu, bu tasarının Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Kuruluşu ve Teşkilatı Hakkında Kanun’da ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasıyla ilgili olduğunu belirten Arınç, "Konunun cemaat yurtlarına operasyonla veya buna benzer herhangi bir konuyla yakından uzaktan ilişkisi yok" diye konuştu.

Arınç, 2009’dan bu yana sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının kendi kaynaklarıyla özellikle fakir öğrencilerin kalabilmeleri için öğrenci yurtları yaptığını belirterek, şunları kaydetti: "Bu öğrenci yurtlarını tamamladıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığına devrediyor. Bu şekilde bugüne kadar yaklaşık 155 adet orta öğretim yurdu inşa edilmiş ve gençlerimizin hizmetine verilmiş durumda. Ancak sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları hukuken, özel hukuk tüzel kişilikleri olduklarından hazine arazileri, bu vakıflara tahsis edilemiyor, mevzuat gereği. Yurt yapmak isteyen vakıfları ya da kendi paralarıyla arsa almak zorunda kalmakta veya Milli Eğitime tahsis edilmiş arsaların üzerine yurt yapmaktadırlar. Arsa aldıkları zaman da maliyetleri artıyor, Milli Eğitime tahsisli hazine arazi üzerinde yurt yaptıklarında ise yurt inşaatı tamamlandıktan sonra bunu devretme konusunda bir tapu sorunuyla karşılaşıyorlardı."

Arınç, vakfın hazineye ait arsa üzerinde yurt yaptığında, yurdu ne kendi üzerine ne de bir başka kurum üzerine kaydedemediğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Böylelikle, bu gelen kanun tasarında bir kolaylık sağlanıyor. Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının öğrenci yurtları yapabilmeleri için hukuki bir dayanak temin ediliyor. Yani vakıfların hazine arazilerinde yurt yapabilmeleri veya yaptıkları yurtların tapularının devrine ya da kendi arazilerin üzerinde yaptıkları yurtların hazineye devrine ve bunların hazine tarafından Milli Eğitim Bakanlığına tahsisine ilişkin düzenlemeler içeriyor. Yani ne cemaat yurtlarıyla ilgili bir operasyon söz konusu, ne de yeni vakıfların veya vakıflar genel müdürlüğünün denetimi altında bulunan vakıflarının hiçbirisiyle ilgili değil. Sadece sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları tarafından fakir öğrencilerimiz için yapılmakta yurtların tapudaki dayanaklarını ve hazine arazilerinden istifade edebilmelerini Milli Eğitim Bakanlığına devredebilmelerini kolaylaştıran kolaylık söz konusu. Bunun kamuoyu tarafından böyle bilinmesi lazım. Bu tasarının 34, 35, 26. maddeleri bunları öngörüyor. Ben de bu vesilesiyle kamuoyunun bilgisine bunları sunmak istiyorum."

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: