Etiket arşivi: Mustafa Balbay

ERGENEKON DAVASI /// MUSTAFA BALBAY : ‘Merdan’ı gazetecilikten uzak tutamazlar’

Ergenekon davasından tutuklanan gazeteci Merdan Yanardağ ile davadan tahliye edilen CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, Muğla E Tipi Cezaevi’nde görüşme gerçekleştirdi. Balbay, “Merdan’ı gazetecilikten uzak tutarız diye düşününler yanılıyor. Bunu yapanlar pişman olacak” dedi.

(soL-Haber Merkezi) CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, Ergenekon davasında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10 yıl 6 ay hapse mahkum edilen gazeteci Merdan Yanardağ’ı, Muğla E Tipi Cezaevi’nde ziyaret etti. Ergenekon davasında tutuklu yargılanırken bir süre önce tahliye edilen CHP İzmir Milletvekili gazeteci-yazar Mustafa Balbay’a, Muğla Belediye Başkanı CHP’li Osman Gürün, Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Bilgin, Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ünal Türkeş ve birçok isimle eşlik etti.

Cezaevi çıkışında görüşmeye ilişkin açıklamalarda bulunan Balbay, "Biz tutuklu sanıklar bölümünde olurken Merdan tutuksuz sanıklar bölümünde olurdu. 5 Ağustos tarihinde tutuklama kararı verildi. Kendisinden çok ağır cezalar verilen kişiler hakkında tutuklama kararı verilmedi. Bunun keyfi olduğu açık” dedi. Yanardağ’ın Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya hazırlandığını belirten Balbay, “Kahramanlar hayattayken tarih fazla konuşmaz. Türkiye’de 10 bini aşkın Merdan var. 10 binde bir Merdan’ın çekmiş olduğu mesaj delil olarak kalıyorsa bu yargılamaların yeniden yapılması değil, hukuk zemininde değerlendirilip özgürlüklerinin verilmesi gerekiyor” dedi.

"Kitap yazmaya hazırlanıyor"

Yanardağ’ın moralinin çok iyi olduğunu da belirten Balbay "Gülmeyi bırakmamak gerekiyor. Kahkahalar attık. Buradaki cezaevinin koşulları Silivri’den biraz daha iyi. Genel ortam biraz daha insani.” dedi. Yanardağ’ın önümüzdeki dönem bir kitap daha yazmaya hazırlandığını belirten Balbay, şöyle konuştu: “Türkiye ile nefes alıp veren bir gazeteci olarak gördüm. ‘Merdan’ı gazetecilikten uzak tutarız’ diye düşününler yanılıyor. Bunu yapanlar pişman olacak. Osmanlı döneminin 1402’den sonraki Fetret Devri ile bugünkü durumu karşılaştıran yeni bir çalışma yapacak. Niçin içeride olduğunu çok iyi biliyor. Hukuk yollarını zorlamak gerekiyor”

FETULLAH GÜLEN DOSYASI /// Mustafa Balbay : Derin Devletten Paralel Devlete.

xVAVVB.jpg

AKP’nin 3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından iktidara gelmesiyle başlayan “devlet” tartışmaları 12 yıldır devam ediyor.

İktidarın ilk aylarında “gizli ajanda” ülke gündemine oturdu. AKP’nin toplumla paylaşmadığı devleti kendince yeniden biçimlendirmeye dönük planlarının olduğu konuşuluyor, hükümet çevreleri bunu ısrarla reddediyordu. O günlerde “AB’ye giriyoruz” söylemleri her adımın anahtarıydı. Özellikle 2005 yılına dek yılda en az iki kez olmak üzere ortalama her mevsim AB’ye girdik

Devletin temel yapısında ciddi değişiklikler yaratabilecek adımlar eleştirildiğinde hükümetten hemen şu karşılık geliyordu:

“Bu yasa AB’ye uyum paketinin en önemli parçasıdır. Yoksa siz AB’ye karşı mısınız?”

Özetle AB şifresi her kapıyı açan bir araç haline gelmişti.

Hükümet siyasal hedefleri açısından AB’nin son kullanma tarihinin dolduğunu düşündüğü 2006’dan sonra tartışmayı başka bir zemine çevirdi. Artık gündemde demokrasiyi ileri götürme, devleti temizleme söylemleri vardı.

***

İleri demokrasinin Türkiye’yi geriye götürdüğü, devleti temizlemenin de neredeyse devleti bitirmeye kadar vardığı son yaşanan olaylarla birlikte biraz daha netlikle ortaya çıktı.

Devletin içinde paralel başka devletlerin olduğu, 2000’li yılların başında bu sütunlarda da sıklıkla dile getirilmişti. Zira hükümet iyi işleyen bir kurumun yönetimini ele geçiremeyince hemen o işlevi yürütecek tamamen kendi kontrolünde başka bir kurum oluşturuyordu. Eski kurum giderek işlevsizleşiyor, deyim yerindeyse “kurum bağlıyordu.” Eğer bu da yapılamazsa mevcut kurumun adında küçük bir değişiklik yapılıyor ve kamuoyuna şu söyleniyordu:

“Biz yeni bir yapı kurduk. Bu yüzden eskisinin hükmü kalmamıştır. Bütün çalışanlar bu kurumdan da çıkarılmıştır.

Acımasızca yapılan bu icraatla birlikte yepyeni kadrolar kuruluyordu.

Kamuoyunun yakından tanıdığı davalarda da “Derin devleti açığa çıkartıyoruz” söylemi birinciliği alıyordu. Hükümet koalisyonunun etrafındaki liberal halka, bu girişimi hükümet üyelerinden daha güçlü ifadelerle destekliyor, “Derin devletin ne kadarı ortaya çıkartılırsa kârdır” diyordu. O günlerde, yapılan operasyonların derin devleti bitirmekle hiç ilgisi olmadığını, tam aksine üzerinin örtüldüğünü söyleyenler de darbeciden çeteciye kadar her türlü suçlamanın hedefi oluyordu.

***

Bugünkü paralel devlet tartışmaları gösteriyor ki, yıllarca mevcut devlet çarkının içinde, etrafında bir dizi paralel devletçikler kurulmuş. Hükümet cemaat ayrımının yanında alt devletçikler de kurulmuş.

İktidar gücünü paylaşmak üzere kurulan koalisyon içindeki çatlağın açığa çıkmasını sağladığı bu yapılanmalar yeni bir barış havasıyla bir araya gelme noktasını aştı. Karşılıklı suçlamaların boyutu insana şunu söyletiyor: Türkiye çıkar amaçlı bir hükümet örgütü tarafından yönetiliyor!

Bu tabloda haklı-haksız, doğru-yanlış ayrımları ikincildir. Önümüzdeki üç seçimin birbirini tamamlayarak yeni bir iktidarın kurulması, aynı zamanda Türkiye’nin yeniden kurulması anlamına gelecektir.

Paralel devlet tartışmalarının önemli bir ayağını oluşturan yolsuzluk soruşturmaları da toplum katında şu sorunun daha yüksek sesle sorulmakta olduğunu göstermektedir:

Bu ülkeyi yönetecek başka bir parti yok mu?

Cumhuriyet

YOLSUZLUK DOSYASI /// CHP’li Mustafa Balbay : Ayakkabı Kutusuna Sığacak Kadar Küçüldüler

Ergenekon davasından tutuklu yargılanırken geçen ay tahliye olan CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, 17 Aralık’taki ‘yolsuzluk ve rüşvet operasyonu’ ile ilgili, "Bu ülkenin gerçekten sosyal bir devlet olmasını düşünen insanlar meydanlara sığmayacak kadar büyüdüler ama onlar ayakkabı kutusuna sığacak kadar küçüldüler" dedi.

Ergenekon davasından tutuklu yargılanırken geçen ay tahliye olan CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, 17 Aralık’taki ‘yolsuzluk ve rüşvet operasyonu’ ile ilgili, "Bu ülkenin gerçekten sosyal bir devlet olmasını düşünen insanlar meydanlara sığmayacak kadar büyüdüler ama onlar ayakkabı kutusuna sığacak kadar küçüldüler" dedi.

Milletvekili Mustafa Balbay, İzmir‘in Bayındır İlçesi’ni ziyaret etti. Baybay’a ziyareti sırasında CHP İzmir İl Teşkilatı Başkan Yardımcısı Ülkümen Rodoplu eşlik etti. İlk ziyaret için ilçeye bağlı Arıkbaşı Köyü’ne yapan Balbay, çiçek seralarını gezip, köylülerin sorunlarını dinledi, ikram edilen gözlemelerden yedi. Daha sonra partisinin Bayındır İlçe Teşkilatı’nı ziyaret eden Balbay, burada yoğun ilgi ile karşılandı. Bir süre dinlenen Balbay, daha sonra parti binası önünden Bayındırlılar’a seslendi.

Konuşmasına, "Sizlere belki çok yola baktırdım. Ancak hiçbir zaman yere baktırmadım" diyerek başlayan Balbay, "Yaşadığım acıları anlatmaya değil yeni bir Türkiye‘yi nasıl kuracağımızı sizlerle paylaşmaya geldim. Yaptığınız meslek önünüze suç olarak koyulursa acı bir tablodur. Ben hapishanede kin ve nefret değil gelecek biriktirdim. Benim bütün söylemlerime ‘Balbay, sen uzlaşma mı arıyorsun?’ dediler. Ben hiçbir parti ile uzlaşma aramıyorum. Özümü koruyarak toplumun bütün kesimleri ile uzlaşma arıyorum. Bu memleketi daha güzel yapacağız. Sizin sorunlarınızı çok iyi biliyorum. Süt fiyatlarının düşüklüğünden, hayvancılığın yaşadığı sorunlara kadar hepsinin farkındayım" dedi.

‘ORTADA DEVLET BIRAKMAMIŞLAR’

Milletvekilliğine öyle ‘kaldır parmak, indir parmak, maksat ihaleden pay koparmak’ gibi bakmayacaklarını da belirten Balbay, şöyle devam etti:

"Milletvekilliğini, sizlerin arasında, sorunlarınızı Ankara‘da duyuracak kişi olarak bakacağız. Bu ülkenin gerçekten sosyal bir devlet olmasını düşünen insanlar meydanlara sığmayacak kadar büyüdüler ama onlar ayakkabı kutusuna sığacak kadar küçüldüler. Yolsuzluk artık ayakkabı kutusundan çıkıp çizmeyi aşmışsa vatandaş der ki ‘Artık bu iktidarı değiştirmek lazım.’ Bu ülkede yıllarca ‘derin devlet var, sığ devlet var’ tartışmaları yapıldı ama şu an da görüyoruz ki herkes paralel devlet icat etmiş. Ortada devlet bırakmamışlar, devlet kurumu bırakmamışlar. Bunun devamında ortada yargı bırakmadılar. Bu topraklarda Çılgın Türkler, yılgın Türkler’den çoktur. Yeniden bu devleti hak ettiği yere getireceğiz. Devlet kurumlarının eski saygınlığını kazanmalarını sağlayacağız."

Balbay, daha sonra Tire‘ye gitmek üzere ilçeden ayrıldı. – İzmir

ASKERİ CASUSLUK DAVASI /// MUSTAFA BALBAY : “Sen hiç hapis yattın mı arkadaş ?”

CHP İzmir milletvekili Mustafa Balbay, Pazartesi günü KCK Davası’nın izlemek ve Ergenekon Davası’ndan tutuklu olan İlker Başbuğ, Hurşit Tolon, Tuncay Özkan, ve Yalçın Küçük’ü ziyaret etmek için Silivri’ye gitti. Balbay, bugün ise Askeri Casusluk Davası’nın bir bölümünü izledi.

CHP İzmir milletvekili Balbay, “Ben bu davalarda 3 bin saat hakim karşısında kalmış, bu haksız tutuklamalarla yüz yüze kalmış bir kişi olarak bir kez daha bu mahkemelerin karşı karşıya kaldığı tabloya tanık oldum” diyerek izlenimlerini aktardı.

“ÖNCE ÖZGÜRLÜKLER VERİLMELİ”

“Bu dava Nasrettin Hoca’nın kazanına dönmüş. 130 CD girmiş 250 CD çıkmış. Yani CD’ler içerde çoğalmış. Bu Nasrettin Hoca’nın kazanın doğurmasına benziyor. Biliyorsunuz o masalda Nasrettin Hocanın o fıkrasında kazan daha sonra ölür. Bu CD’ler bu yargılamalar çok doğurdu, çok yargılamalar doğurdu ama şuanda hepimiz görüyoruz ki ölmekte. Bu davalarla birlikte hukuk ölmekte” ifadelerini kullanan Mustafa Balbay, bütün gün Meclis’te olduğunu ve Ankara’da yargı krizinin ne boyutlara vardığına birebir Meclis’te tanık olduğuna değindi.

Balbay, izlenimlerini aktarmaya şöyle devam etti:

“Herkes, bu ülkeyi yönetenler Başbakan, Adalet Bakanı, ‘Hata etmişiz. Bu davalar yanlış açılmış’ diyor. Başbakan dün şu cümleyi kullandı: ‘Ayarlanmış mahkemelerde yürütülen davalar’ dedi. Bir ülkenin başbakanının bu davaların ayarlanmış yargıçlarla sürdürüldüğünü söylüyor. Bu durumda ne yapmamız gerekiyor, öncelik özgürlüklerdir. Ben yarından tezi yok, en geç öbür gün verilecek bir ara kararda yoğun bir tahliye bekliyorum. Yargıçlar halk adına karar veriyorsa, gerçekten Türkiye’de olup bitenleri dikkate alıyorsa, devletin tepesinde yargıya bakışı dikkate alıyor, bu tahliyeleri özgürlükleri vermek zorunda. Ben bu yargı tartışmalarında şu yöntem mi olsun, bu yöntem mi olsun, adil önce yeniden yargılamamı olsun gibi bir dizi tartışma var. Ben önce özgürlükler verilmeli diyorum. Önce özgürlükler verilmeli, sonra bu yargılamaların nasıl olduğuna karar vermeliyiz. Yeniden yargılama yerine de artık olması gereken iadeyi mahkemedir. Bu yargılamalar gerçek bir mahkemeye iade edilmeli. Bu deliller delil mi, bu suçlamaların alt yapıları ne buna bakılmalı.

Suçlamaların yüzde 70-80’i dijital verilerle ilgili. Şuan da mecliste Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesiyle ilgili anlaşma duruyor, onaylamıyorlar. Bu sözleşme onaylansa Türkiye bu sözleşmeye ayak uydurmak zorunda. Bu dijital verilerin hangi koşullarda delil olacağı ortada. Bu davaların hepsi zaten çökmüş olacak. En basit söylemde, bir bilgisayarınızdan veri alınmışsa bir imajını, kopyasını size verilmek zorunda. Bu davalarda hiçbiri verilmemiş. O yüzden birinci çağrım, ben de sorumluluk taşıyan biri olarak siber suçlar sözleşmesinin bir an önce yürürlüğe girmesini ve dijital verilerin ne ölçüde delil olup olmadığının belli olmasını istiyorum”.

“SEN HİÇ HAPİS YATTIN MI ARKADAŞ?”

Mustafa Balbay CHP’nin yargı paketi için Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğunu ifade ederek “Ben de yurttaş Balbay olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurdum ve Anayasa Mahkemesi oy birliğe dedi ki, ‘Balbay’ın tahliyesine karar verilmelidir. İzmir’den 600 bin kişi Balbay’a oy vermiştir. Milli İrade oluşmuştur ve görevini yapmalıdır. Özgürlüklerden yana tavır koydu. Anayasa Mahkemesi bu tavrını devam ettirmelidir. Bunu devam ettirmenin koşuluda özel yetkili mahkemelerin, özel kurulan mahkemelerin iptal edilmesi için yapılan başvuruyu görüşmesi ve gereğini yapmasıdır. Bu mahkemeler çökünce ortada bu davaların da çökeceği görülüyor. Bu iki olay somuttur. Ama ben her şeyden önce özgürlükleri koyuyorum. Bu tartışmayı yapanlara da sorumu yineliyorum, “Sen hiç hapis yattın mı arkadaş. Bir gün haksız yere içerde kalmanın ne demek olduğunu biliyor musun?” dedi.

“MAHKEME ÖNÜNE KONMAK İSTENEN KURUM DENİZ KUVVETLERİ’DİR”

CHP İzmir milletvekili Mustafa Balbay, davalar ile ilgili değerlendirmelerine şöyle devam etti:

“Bu iddianameyi okuduk, biz şunu söyledik; Şükür bizi sadece terörist yapmışlar. Çünkü bu davalardaki suçlamalar daha insanlık dışı. Bu davadaki suçlamalar bu insanların onurlarını rencide etmekten öte bu insanları karalamak, insan içine çıkamaz hale getirmek için her şeyi yapmışlar. Ve sonucunda da belgeleri bilgileri ortada kanıtları da yok. Deniz Kuvvetlerinin bel kemiğinin çökertilmesi için gerekli her türlü sonuç hazırlanmış burada. Üç yanı denizlerle çevrili bir ülkede şuanda Deniz Kuvvetlerinin de dört yanı tel örgülerle ve demir parmaklıklarla çevrilidir. Buna da son verilmeli. Burada yargılanan tek tek askerler, tek tek sivil memurlar değildir. Burada mahkeme önüne konmak istenen bir kurum olarak Deniz Kuvvetleri’dir. Bunun da dikkat çekmesi gerektiğini düşünüyorum.

Güya sivil memurlar Genel Kurmay’ı baskı altına alacağı söyleniyor. Bunun akla mantığa uygun bir yanı yok. Orada görevli bir sivil memurun Genel Kurmay’ı baskı altına alabilmesi söz konusu olabilir mi? Okuduğumda da inanamadın, tekrar okudum. Avukatlara da sordum. Sivil memurlar üzerinden de devlet kurumları içerisinde devlet memurları arasında korku estirilmek istendiğini görüyoruz. Bu davada adı geçenlerden biri sayın İçişleri Bakanı Efkan Ala. Eğer bu davaların mantığı sürerse İçişleri bakanın da bir gün sanık olabileceği tablo var ortada. O zaman gelin sen yaptın, o yaptım, önce o temizlesin bunları bir yana koymak…

Bu tutukluların sürmesi hepimizin gözü önünde bir kişinin bileklerinden kan akması gibidir. Herkes bunu seyretmektedir. Kan kaybından gidecek bu insanlar. Ruhen kan kaybından gidecekler. Yine bu davada dikkatimi çeken, şu cümle çok kullanılmış, “Genel Kurmay’dan beklenmekte olan raporlar”… Neden bekleniyor. Bunu da sizin aracılığınızla sormak istiyorum.

“BU KEYFİ YARGILAMALAR DEVAM EDERSE ADALET SARAYI’NI KALDIRIN”

Ben bu davayla birlikte kamuoyunda tartışılan davaların birçoğunu izledim. Önümüzdeki dönem Gezi davasını da izleyeceğim. Yine burada Türkiye Gençlik Birliği’nden gençlerin davası var. Onlar da Başbakan’a yönelik sözlerinden dolayı yargılanmaktalar. Bu tutsaklıklar devam ederken, bu keyfi yargılamalar devam ederse Adalet Sarayı’nı kaldırın, Hükümet Saray’ı diyin buraya. Hükümeti eleştiren herkes burada yargılanır diyin. O yüzden Ankara’da tartışılmakta olan yargı kriziyle ilgili tartışmalar buradaki insanların özgürlükleri üzerinden yapılmamalıdır. Özgürlükler hiçbir hesaba, hiçbir pazarlığa tabi olmamalıdır. Başbakan’ın ağzından dün şu cümle çıktı: ‘Ayarlanmış mahkemelerde görülmekte olan davalar’ dedi. O zaman en buradaki beş hakime ve savcıya sormak istiyorum, bu ayarlanma nasıl bir ayarlamalıdır? Bu ayarlanmışsa kim ayarladı? Burada artık kaos ortamı yaratıldığını görüyoruz. Nasrettin Hoca’nın kazanı misali, kazan doğurdu diyip bir dizi dava doğurdular şimdi kazan ölmüştür. Şimdi bu kazanın altında özgürlükler kalmasın. Ben bu hafta bu mahkemeden ciddi özgürlükler çıkacağına inanıyorum. Aksi halde her şeyin, mahkemelerin de varlık sebebinin sorgulanacağı çok daha tatsız bir sürecin olacağını düşünüyorum”

“ADALET İSTİYORUZ”

Askeri Casusluk Davası’ndan yargılanan Narin Korkmaz’ın annesi Nevin Korkmaz da adalet istediklerini belirterek “Çocuğum benim 1997’da altı yaşında nasıl askeri casusluk yapıyor. Okulu mahvoldu, hastalığı arttı. A’yı B’yi bilmeden askerlerin içine nasıl giriyor. İki yıldır o evde oturmuyordu, babasıyla küstü. Benim evimde çıkmayıp da babasının evinde nasıl çıkıyor. Bilgisayar yok, başka bir şey yok. Poşetlerde toz yok. Babası görme engelli, ona gösteriyorlar. Bana göstermiyorlar. Bana gösterselerdi ya… Beni eve sokmadılar. Eve gelenler direkt evde mutfağa giriyorlar. Bir hafta önce temizlik yaptılar. Gece 2.30’da karakola geldim, babasına imza attıracaklarına bana neden attırmadılar” dedi.

Narin Korkmaz’ın okulunun yandığını ve hastalığının ilerlediğini belirten Nevin Korkmaz, “Benim evime neden gelip aramadılar, babasıyla küstü onun evinde neden aramadılar. Benim evimde kalıyordu. Benim evimin orda iki mağara var. Saklamak istese benim evimde saklardı. 20 aydır hapis yatıyor. Bir dediler fuhuştan yatıyor dediler, bir dediler askeri casusluktan yatıyor dediler. Neden yatıyor söylesinler de ben de bileyim. Altı yaşında askerlerin arasına girmiş diyorlar. A’yı B’yi bilmeyen çocuk nasıl casusluk yapar” ifadelerini kullandı.

Odatv.com

ERGENEKON DAVASI /// Balbay : Hilmioğlu hastaneye kaldırıldı, bunun adı yavaşlatılmı ş ölüm cezası

Mustafa Balbay: KCK basın davasında biraz inceleyince görüyorsunuz ki bunlar gerçekten delil değil. Eğer bunlar delilse Türkiye’de başta gazeteciler olmak üzere herkes tehdit altındadı

Ergenekon Davası’nın tutuklu sanıklarından, kanser hastası Fatih Hilmioğlu ile görüştüğünü söyleyen CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, "Hilmioğlu Cerrahpaşa’ya gidiyordu. Biz gelince durdurdular ve Cerrahpaşa’ya giderken dosyasındaki belgelerden birini aldım. Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin raporunun bir cümlesini okuyacağım, ‘Bu görünüm tümör açısından şüpheli bulunmuştur’ diyor. Fatih Hilmioğlu ile konuştuktan sonra şu kanıya vardım; Türkiye’de yavaşlatılmış ölüm cezası uygulanıyor” dedi.

CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay ve CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba KCK Basın davasını izledi. Daha sonra basın açıklaması yapan Balbay, "Silivri Cezaevi’nde Tuncay Özkan, Fatih Hilmioğlu, Yalçın Küçük, İlker Başbuğ ve Hurşit Tolon ve Deniz Kutluk’u ziyaret ettim" dedi.

"Buradaki davayı ben tanıyorum" diyen Balbay, "Çünkü iddianameyi ilk okuduğumda bana çok tanıdık geldi. Gerçekten yapılan haberler, yapılan görüşmeler, çıkan bir kartvizit, bilgisayarındaki bir not bütün bunlardan oluşturulmuş bir yargılama. Bu gerçekten gazetecilerin değil gazeteciliğin yargılanması. Mesleğin yargılanması. Bu anlamda hepimiz tehdit altındayız. Bunu böyle görmek gerekiyor. Zaten Türkiye ‘de can güvenliğinden bile önemli olan hukuk güvenliğinin ne kadar zaaf içinde olduğunu bugün bu ülkenin en üst noktalarındaki kişiler de görmüş oldular, yaşamış oldular. Gazetecilerin yargılandığı bütün davalarda ayrımsız bütün gazetecilerin serbest bırakılması gerekir" dedi.

Yargı çuvallamıştır

Davayı izlediğini ve avukatları dinlediğini söyleyen Balbay, avukatların özel yetkili mahkemelerin görevlerinin sona erdirilmesi gerektiğini söylediklerini aktardı. Balbay, İlker Başbuğ’un da özel yetkili mahkemelerin kaldırılması gerektiğini söylediğini belirterek, "Düşünün bugün belki çok farklı yelpazede görünen bu kişilerin ortak sorunu hukuksuzluk haline gelmiştir. Herkesin aynı çuvala konulduğu bu yargılamalarla birlikte yargı çuvallamıştır. Bu çuvallamanın ortadan kaldırılması için yeni bir çuval aramak daha kötü bir çuvallamayı beraberinde getirecektir. O yüzden bu yargılamaların en azından özgür yapılması, yani herkesin serbest bırakılması gerekir. Ben kamuoyu vicdanında kabul görmemiş yargılamalar nedeniyle tutuklu bulunan herkesin tahliye edilmesinden yanayım. Bu KCK Davası’nda da biraz inceleyince görüyorsunuz ki bunlar gerçekten delil değil. Eğer bunlar delilse Türkiye’de başta gazeteciler olmak üzere herkes tehdit altındadır" diye konuştu.

Yavaşlatılmış ölüm cezası uygulanıyor

Ergenekon Davası’nın tutuklu sanıklarından Fatih Hilmioğlu ile görüştüğünü söyleyen Balbay, "Hilmioğlu Cerrahpaşa’ya gidiyordu. Biz gelince durdurdular ve Cerrahpaşa’ya giderken dosyasındaki belgelerden birini aldım. Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin raporunun bir cümlesini okuyacağım, ‘Bu görünüm tümör açısından şüpheli bulunmuştur’ diyor. Cezaevindeki bir kişinin tümör açısından böyle şüpheli olması bu Fatih Hilmioğlu başta olmak üzere KCK Davası’nda da öteki davalarda da sağlık durumu nedeniyle hapiste bulunan daha da öncelikli derhal serbest bırakılması gerekir. Fatih Hilmioğlu ile konuştuktan sonra şu kanıya vardım; Türkiye’de yavaşlatılmış ölüm cezası uygulanıyor. İnsanların cezaevlerinde bu ağır sağlık koşullarında hâlâ tutulmasının anlamı budur" ifadelerini kullandı.

Sen hiç hapis yattın mı arkadaş?

Adli Tıp Kurumu’nun kararlarını da eleştiren Balbay, "Artık bu yargılamaların yargılama olmadığını Ankara ‘da bütün katlar kabul etti, iktidar dahil. Bu önemliydi. Bir sorun masaya konulduysa çözüm başlamıştır. Çözüm nasıl olacak? Bence kestirme çözüm bu davalar nedeniyle hapiste olanların öncelikle serbest bırakılmasını sağlamak gerekiyor. Farklı çözüm önerileri yine tartışabilir. ‘Yolsuzluklar örtülsün diye mi ya da şimdi yolsuzlukların örtülmesi karşılığı mı’ bu özgürlükler konuşuluyor gibi’ her şeyi ben reddediyorum. Bu tartışmayı yapanlara sormak isterim. Sen hiç hapis yattın mı arkadaş? Bu demir parmaklıklar arkasında haksız yere olduğuna inandığın bir gün kaldın mı? O yüzden yargılamanın nasıl süreceği ayrı bir tartışma konusu. Ben, her şeyden önce özgürlük diyorum. Onun sağlanması gerekir. Bu KCK Davası için, Gezi Gençleri Davası için, Askeri Casusluk Davası için, Balyoz Davası için bütün davalar için geçerli olmalıdır" diye konuştu.

Kendimi Silivri Milletvekili olarak kabul ediyorum

"Anayasa Mahkemesi’ne çağrıda bulunmak istiyorum" diyen Balbay, "Anayasa Mahkemesi bir karar verdi benim özgürlüğümü sağlayarak. Bir yol açtı. Dedi ki, ‘Milletvekili görevini yapmalı, seçilmiştir’ dedi. Tahliye etti. O zaman bu özgürlüklerden yana tavır koydu. Anayasa Mahkemesi önünde bulunan 3. Yargı Paketi’ndeki Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılmıştır, geçici ikinci maddesini hemen görüşsün. Eğer görüşür de bu mahkemeler şimdi kaldırılmışsa dava da göremez, KCK Davası’nı göremez. Ergenekon Davası’nın gerekçesini yazamaz derse bu davalar zaten fiilen çökmüş olacak. Ondan sonra da gerçekten hukuk zemininde süreç devam edebilir. Anayasa Mahkemesi bence üzerine çok önemli bir sorumluluk aldı. Bunun arkasını getirmelidir. Ben de bir milletvekili olarak bu sorumluluğun içinde yer alıcam. Tabii İzmir milletvekiliyim ama fiilen ve ruhen de kendimi Silivri milletvekili olarak kabul ediyorum.

Burada yatanların halinden en iyi anlayabileceklerden biri benim. Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar. Dam Anadolu’da cezaevi anlamına da gelir. Cezaevine girmiş olanın halini, cezaevinden çıkmış olan anlar diyorum" dedi.

Hapisteki arkadaşlarımızın özgürlüğü için kavga verdik

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) eski Başkanı Ercan İpekçi de, "Bütün hapisteki arkadaşlarımızın özgürlüğü için kavga verdik, bu kavgayı devam ettiriyoruz. Bu kavgaya hapisten çıkan meslektaşlarımızın da katkı vermesi bizim açımızdan çok önemliydi" diye konuştu. Balbay daha sonra aracına binerek Silivri’den ayrıldı.

ERGENEKON DAVASI : Mustafa Balbay’dan Metin Feyzioğlu’na destek

Mustafa Balbay, ‘Feyzioğlu’nun girişimi sadece cezaevindekileri değil, hukuku da kurtaracak’ dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasından sonra kabul edilen geçici 2’nci maddenin kaldırılmasını talep etmesini destekleyerek, Feyzioğlu’nun bu girişiminin sadece cezaevindekileri değil, hukuku da kurtaracağını söyledi.

Çeşitli programlara katılmak üzere Eskişehir’e gelen Balbay, görüşmelerle başlayan sürecin çok önemli olduğunu ifade ederek, Türkiye’de parlamenter sistemin yasama, yürütme ve yargı üzerine oturduğunu ve Feyzioğlu’nun bu ayaklardan birini temsil ettiğini belirtti. Metin Feyzioğlu’nun girişimini önemsediğini kaydeden Balbay, ‘‘Bu girişimin hem devlet hem de toplum katında kabul görmesini de çözümün başlangıcı olarak görüyorum. Feyzioğlu’nun girişimi sadece cezaevindekileri değil, hukuku da kurtaracak. Hukuku da tutukluluktan kurtaracak. Cezaevindeki insanlar derken sadece Ergenekon’u kast etmiyorum. Ergenekon, Balyoz, KCK, Gezi davasında tutuklu yargılanan gençler, askeri casusluk; bunlar kamu vicdanında kabul görmeyen davalar oldular’’ dedi.

‘‘FİLİSTİN ASKISININ 10 KATI MAHKEME SALONLARINDA YAŞANIYOR’’

3 bin saat boyunca hakim karşısında kaldığı süreçten de bahseden Balbay, Türkiye’deki mahkeme salonlarında Filistin askısı yaşandığını öne sürdü. Balbay, ‘‘Bu yargılama değil, işkence. Türkiye’de karakolda işkence kalktı, Filistin askısı kalktı diyorlar. Filistin askısının on katı mahkeme salonlarında yaşanıyor. Bir gizli tanık çıkıyor, sizinle ilgili her şeyi söylüyor ve sizin itiraz etmeniz yasak. Böyle bir yargılama sistemi var Türkiye’de. Metin Feyzioğlu’nun önerisi temelde yasaları yeniden düzenlemek. Bu çok temel bir şey çünkü yasanın ucu açık olunca herkes istediği gibi uygulama yapıyor. Şu anda Diyarbakır’da ayrı, Ankara’da ayrı, İstanbul’da ayrı, İzmir’de ayrı mahkeme var havası var. Böyle bir şey olabilir mi?’’ şeklinde konuştu.

‘‘ENGİN ALAN SERBEST BIRAKILSIN’’

Balbay, Türkiye’de şehirlere ve zamana göre farklı bir uygulama olduğunu, hukukun nerede ve hangi gün geçerli olduğunun karıştığını anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
‘‘Benim tahliyemin belli bir sürecin başlangıcı olmasını diliyorum. Çünkü cezaevinde milletvekili olarak sadece Engin Alan kaldı. Bence Engin Alan da biran önce tahliye edilmeli. Herkes serbest bırakıldıysa bence biran önce Engin Alan da serbest bırakılmalıdır. Devamında da hem Genelkurmay Başkanı hem de öteki şu anda İşçi Partisi Genel Başkan yöneticisine kadar onlarca kişi içeride. Eskiden şapkadan tavşan çıkardı, şimdi şapkadan terör örgütü çıkıyor. Ben son dönemde 17 Aralık’ın ‘hemen herkesin üstüne gittik, herkes suçlu’ mantığı bırakılmalı. ‘Biz zamanında çok çektik şimdi onlar çeksin’ bu kimseye bir şey getirmeyecek.’’

ARAŞTIRMA DOSYASI : Anayasa Mahkemesi’nin Mustafa Balbay Kararı

Prof. Dr. Faruk Bilir

fbilir

Mustafa Balbay 26.12.2012 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne yapmış olduğu bireysel başvuruda; tutuklanmayı haklı gösterecek somut olay, olgu ve bilgi mevcut olmadığı halde tutuklandığını, adil yargılanma hakkı, ifade hürriyetinin ve seçilme hakkının ihlal edildiğini ve tutukluluğun makul süreyi aştığını iddia etmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu başvuru ile ilgili olarak, tutuklanmayı haklı gösterecek somut olay, olgu ve bilgi mevcut olmadığı halde tutuklandığı iddiası yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması” ve adil yargılanma hakkı ile ifade hürriyetinin ihlal edildiği iddiaları yönünden “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedenleriyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verdi. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun, seçilme hakkının ihlal edildiği ile tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiaları yönünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna 4.12. 2013 tarihinde karar verdi. Mahkeme kararında tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 67. maddesinin birinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine ve seçilme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 67. maddesinin birinci fıkrasının ihlal edildiğine ve başvurucuya beş bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi .

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’a göre; esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir (m. 50/1). Bireysel başvuruların esas incelemesi sonunda mahkeme kararından kaynaklanan bir ihlal tespit edilmiş ise Anayasa Mahkemesi, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Eğer yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar yok ise başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir (m. 50/2). 6216 Sayılı Kanun’daki düzenlemeye bakıldığında, tazminata hükmedilmesi için temel şartın, yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaması olduğu görülmektedir.

Kanun’da tazminata hükmedilmesi için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaması şartının aranmasının isabetli bir düzenleme olmadığını söylemek gerekir. Çünkü bir olayda hem yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yarar olabilir hem de tazmini gereken bir zarar doğmuş olabilir. Yeniden yargılama ile daha önceden ihlale neden olmuş kamu gücü işlemi ortadan kaldırılabilir ancak işlemin ortadan kaldırılmasıyla; işlem, ortadan kaldırılıncaya dek devam eden ihlalden doğan zararlar giderilememiş olabilir. Dolayısı ile Anayasa Mahkemesi yeniden yargılama yapılmasına karar vermiş olsa bile bu kararın doğmuş zararları tamamen gidermediği durumlarda tazminata da hükmedebilmelidir. (1)

Mahkeme Balbay ile ilgili kararında, tutuklanmayı haklı gösterecek somut olay, olgu ve bilgi mevcut olmadığı halde tutuklanma iddiasını açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle red etmiştir. Dolayısıyla haksız tutuklama ile ilgili bir ihlal kararı bulunmamaktadır. Karar, tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 67. maddesinin birinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 19. maddesinin ihlal edildiği ve seçilme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 19. maddesiyle bağlantılı olarak 67. maddesinin birinci fıkrasının ihlal edildiği yönündedir. Balbay kararında Anayasa Mahkemesi yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yarar görmediği için başvurucu lehine tazminata hükmetmiştir. Ancak 6216 sayılı Kanun’un (m. 50/2), yeniden yargılama yapılması kararı ile tazminata hükmedilmesi kararının bir arada verilmesini yasaklayan hükmü dolayısı ile Anayasa Mahkemesi’nin böyle bir yol izlediği sonucuna varılabilir. Başka bir ifade ile Anayasa Mahkemesi ihlali tespit etmiş ve Kanun’un açık lafzına uyarak “yeniden yargılama yapılması” ya da “tazminat” seçeneklerinden birini tercih etmiştir.

Mahkeme, ihlal tespit edilen dosyalarda, karardan bir suretin yerel mahkemeye gönderilmesine karar vererek, ihlali gerçekleştiren kamu gücünün eylem, işlem ya da ihmaline dikkat çekilmektedir. Ancak yerel mahkeme Anayasa Mahkemesi kararına uymaz ise yeniden bir hak ihlali ortaya çıkacaktır ki bu husus da bireysel başvuruya konu olabilecektir. Diğer yol düşünüldüğünde, yani yargılanmanın yenilenmesi kararı verildiğinde, bu yolda kişi yeniden yargılanacak ve belki de tahliye olması uzayacaktır. AYM, kararı direk olarak yerel mahkemeye göndererek bu olumsuz hususun oluşmasını engellemek istemiştir. Burada asıl sorun bu kararın yerel mahkeme açısından anlamının ne olduğudur? Başka bir deyişle bir temel hak ihlali tespit eden Anayasa Mahkemesi’nin verdiği tazminat kararı yerel mahkeme açısından ne oranda bağlayıcıdır?

Anayasa Mahkemesi’nin “başvurucunun hakkının ihlal edildiği” yönündeki kararı ile ihlale neden olan kamu gücü işlemi kendiliğinden ortadan kalkmaz veya Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal olmaz. Anayasa Mahkemesi bir ihlalin tespiti durumunda Mahkeme, aynı türden bir ihlalin tekrar gerçekleşmemesi için hangi tür önlemlerin alınması gerektiğini kararında belirtebilir.Eğer Anayasa Mahkemesi yeniden yargılama yapılmasına karar verse idi, 6216 sayılı Kanun’un 50/2 maddesindeki; “Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.” Hüküm doğrultusunda, yeniden yargılama yapmakla yükümlü olan mahkemenin yapacağı yargılama sonunda ihlal ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde bir karar vermesi gündeme gelecekti.(2) Ancak yeniden yargılama yapmakla görevli mahkemenin dahi bu açık hükme rağmen, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekenlere hükmetmesi durumu söz konusu olabilir.

Böyle bir durumda yerel mahkeme Anayasa Mahkemesi kararına uymaz ise yeniden bir hak ihlali ortaya çıkacaktır ki bu husus da bireysel başvuruya konu olabilecektir. Özetle Anayasa Mahkemesi’nin ister “tazminat” kararı vermesi isterse de “yeniden yargılamaya hükmetmesi” durumlarında bu kararların gereğini yapmak yerel mahkemenin yetkisi dâhilindedir. Yerel mahkemenin bu kararların gereğini yapmaması durumunda Anayasa Mahkemesi’nin yerel mahkeme yerine geçip ihlali ortadan kaldırıcı bir karar alma yetkisi bulunmamaktadır. En fazla yerel mahkemenin bu tavrı, yeni bir hak ihlali bir hak ihlali ortaya çıkarır ve bu husus da bireysel başvuruya konu edilebilir.

[1] Doğru, Osman, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Rehberi, Legal Yayıncılık, İstanbul, 2012. s. 92-93.

2 Ekinci, Hüseyin, “Anayasa Mahkemesi Kanunu Çerçevesi’nde Bireysel Başvuruların İncelenmesi Usulü”, Bireysel Başvuru “Anayasa Şikayeti” Hukuk Adamları Birliği (HUKAB) Sempozyumu Serisi 1, Ed.: Musa Sağlam, Ankara, 2011.s. 156.

ERGENEKON DAVASI /// İLKER BELEK : Balbay ile Küçük’ü neden tahliye ettiler ?

Akla gelen ilk yanıt, son günlerin popüler konusu, Cemaat ile AKP arasındaki gerilimdir.

Ergenekon, ODA TV, Balyoz gibi davalara konu oluşturan belgelerin kimisi tutuklananların bilgisayarlarına virüsle yerleştirilmiş, kimisi de bavullarla, Cemaat’in emniyetteki örgütlenmesinin medya ayağı olarak değerlendirilenler tarafından emniyet kapısına bırakılmıştı.

Kısacası, Birinci Cumhuriyet’e ve bazı sosyalistlere karşı yürütülen operasyonlarda Cemaat’in parmağı vardı.

Son tahliyeler, bu nedenle, AKP’nin Cemaat’e yönelik bir hamlesi olarak yorumlanmaktadır.

Ancak, bu yorumun, AKP ve Cemaat’in ortak tarihi düşmanlarına karşı birlikte hareket etme zorunluluklarının, yaşanan her şeye rağmen, halen devam etmekte olduğu gerçeğini gözden kaçırdığı açık.

Üstelik bu yorumda şöyle bir çelişki de mevcut: Tutuklarken Cemaatçi olan mahkemelerin, tahliye ederken AKP’li olması durumu.

Bu nedenle dinci blok içindeki çatışmayı tahliyelerin nedeni olarak saptamak akla yakın düşmüyor.

* * *

Bana kalırsa, bu olayın nedeni, dinci bloğun içine kara kediyi de sokan ve daha üst derecede belirleyici olanıdır: Yani, büyük güçlerin Erdoğan’ın ve kısmen de AKP’nin üzerini çizmek yönündeki eğilimleri ile Haziran Ayaklanması.

Haziran Ayaklanması, hem dış güçleri, AKP’nin gerçek yüzünü görmek hem de AKP’yi, iç siyasette kendisine ayar vermek zorunda bırakmıştır.

Emperyalistlerin korkusu, Türkiye gibi önemli bir coğrafyada, nereye doğru meyledeceği kestirilemeyecek türden toplumsal hareketlere zemin hazırlayacak kör politikalardır. Bu tür olaylar bakımından en tipik örnek Mısır’dır. Mısır’da Erdoğan’ın pek sevdiği Müslüman Kardeşler’in halkta nasıl bir tepkiye yol açtığı görüldü. Eğer ordu yönetime el koymasaydı gelişmeler emperyalizmin kontrol edemeyeceği bir doğrultuda gelişebilirdi. Demokrat Obama’nın, Erdoğan’ın bile eleştirilerine maruz kalmak pahasına darbeyi desteklemesinin nedeni de buydu.

Haziran Ayaklanmasının toplumsal etkileri emperyalistleri bu nedenle korkutmuştur. Erdoğan’a yönelik tedirginlikleri de bundandır. Erdoğan artık Türkiye’ye belirsizlikler yükleyen bir faktördür.

* * *

Ancak Haziran’ın gerçek mahiyetini ve gücünü anlayan yalnızca ABD ve AB değildir. Dinci blok da bunun farkındadır. Blok hem gereken önlemlerin alınması gerektiğini kavramakta hem de bu önlemlerin bileşimi bakımından görüş ayrılıkları yaşamaktadır. Gül, Arınç ile Erdoğan arasında Ayaklanma’nın ilk günlerinde ortaya çıkan söylem farklılıkları, aslında Cemaat ile AKP arasındaki gerilim olarak değerlendirilmelidir.

Erdoğan’ın kendisi de Haziran’a karşı alınacak önlemlerin yalnızca polisiye nitelikte olamayacağını sonuçta kabullenmiştir.

Erdoğan, aynı zamanda, ABD ve AB’nin hem Haziran’a hem de Haziran’daki Erdoğan’a nasıl baktıklarını bilmekte, yabancı basında kendisini diktatör olarak resmeden karikatürleri görmektedir.

* * *

İşte bütün bu nedenlerle AKP, imajını “demokrasi” düzleminde yeniden çizmek gereği hissetmektedir.

Üstelik yaklaşan seçimler silsilesi açısından da bu tazelenme gerekli görülmektedir. AKP seçime yaklaşırken yumuşama, seçim sonrasında şahinleşme şeklindeki metamorfoz konusunda, Kürt sorunundan zaten talimlidir.

Bir de, Birinci Cumhuriyet’in tasfiyesinde kullanılan siyasi davaların artık hiçbir inandırıcılığının ve hatta işlevinin kalmamış olduğu da bu dizgeye eklenmelidir. Davalar işini görmüş, Birinci Cumhuriyet bitirilmiş, güçleri dağıtılmış, bu güçlerin laiklik konusundaki ilkesellikleri çok önemli derecede yok edilmiştir. Daha da önemlisi, laikliğin artık Birinci Cumhuriyet paradigması içinde yeniden inşa edilebileceği ideolojik zemin, demokrasi kavramının postmodern deformasyonuyla, kullanılamaz hale getirilmiştir.

Laiklik ve seküler yaşam tarzı savunusunun, sosyalist bir paradigmatik çerçeveyi gerekli kıldığı gerçeği ise, Birinci Cumhuriyet’in güçleri tarafından henüz algılanabilir durumda değildir.

* * *

Yani, hapistekilere verilen tahliye kararları, “AKP’nin ne kadar demokratik olduğunu, 2010 referandumuyla yargıda sağlanan değişikliklerin nasıl muhalif kesimlerin de işine yaradığını, Türkiye’nin işte böyle normalleştiğini” göstermiş olmaktadır.

Her Yerde Adalet Platformu (HYAP) Genel Başkanı Özkan Öztürk : ‘Balbay’ın Tahliyesi Anayasa’ nın Eşitlik İlkesine Aykırıdır’

Her Yerde Adalet Platformu (HYAP) Genel Başkanı Özkan Öztürk, Ergenekon davasında 34 yıl 8 ay ceza alan İzmir Milletvekili Mu…

KONYA – Her Yerde Adalet Platformu (HYAP) Genel Başkanı Özkan Öztürk, Ergenekon davasında 34 yıl 8 ay ceza alan İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın tahliyesinin Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürdü. Öztürk, Anayasa Mahkemesi’nin tahliye gerekçelerinden ‘Tutuklulukta makul süre ihlali’ durumunun, bugün çok daha hafif suçları işleyen binlerce vatandaş için uygulanmadığına dikkat çekti.

Vekillere tahliye yolu açılırken, asillere de bu yolun açılmasının hukuki bir zorunluluk olduğunu vurgulayan HYAP Genel Başkanı Öztürk, ’Bu tahliyelerin yalnızca tutuklu milletvekillerine sağlanması çifte standarda sebep olmaktadır. Şayet bu gerçekleştirilmez ise hukukun üstünlüğünden değil ancak ve ancak üstünlerin hukukundan bahsedileceği unutulmasın.” dedi.

TAHLİYE KARARI, HUKUKİ HATALARLA DOLUDUR

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Balbay’ın tahliyesi için tasarruf hakkının hukuken ortadan kalkmasına rağmen tahliye kararı verdiğine dikkat çeken HYAP Genel Başkanı ’Oysa ki hukuken Balbay’ı tahliye makamı Yargıtay ilgili ceza dairesi olması gerekiyordu.” şeklinde konuştu.

Tahliyedeki bir başka hatanın Anayasa’nın eşitlik ilkesiyle ilgili olduğunu açıklayan Öztürk, Anayasa Mahkemesi’nin tahliyedeki gerekçelere dikkat çekti. Öztürk, Anayasa Mahkemesi’nin tahliye gerekçelerinde ‘Yasama faaliyetlerinin engellenmesi’ gerekçesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: ’Yüksek mahkeme söz konusu kararı sadece ‘uzun süren yargılamalar’ ve tutuklulukta makul süre aşımına’ bağlamış olsaydı bu kararlar tartışılmayacaktı. Fakat başvurucunun yasama faaliyetlerinin engellenmesi ve meclisteki çalışmalara katılamaması noktasında bir gerekçelendirme Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır. Çünkü ülkemizde çok daha hafif suçları işleyen normal vatandaşlarımıza tanınmayan bu tahliyelerin tutuklu milletvekillerine tanınması çifte standartlara sebep olmaktadır.”

’SADE VATANDAŞA DA TAHLİYE YOLU AÇILMALI’

Öztürk, aynı gerekçe ile tahliyenin sade vatandaşlar için de uygulanması gerektiğini dile getirdi. Öztürk ’Türkiye’de şuan cezaevlerinde tutuklulukta makul süresi aşılmış, uzun süren ceza yargılamalarının mağduru olmuş ve Yargıtay aşamasındaki süreleri tutukluluktan sayılmayan sade vatandaşlarımıza da bu hakların uygulanması gerekir.” şeklinde konuştu.

MEDYA DOSYASI /// MUSTAFA BALBAY : Baransu’yu Saldırıdan Korumalı

Balbay: Ergenekon iddianamesinin ruhu neyse, KCK’daki ruh da o. Madem ben milletvekiliyim, bu sorunun üstüne gitmek benim görevim

Gazeteci ve CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay , 2004 MGK belgelerini yayımladığı için özellikle hükümet kanadından ağır eleştiriler alan Taraf gazetesi yazarı Mehmet Baransu için, "Baransu’nun gazeteciliği eleştirilebilir. Ama Baransu böyle bir saldırı altında iken bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Bir gazeteci, olağanüstü bir saldırı altında ise önce o saldırı ortadan kaldılır. Sonra gazetecinin, gazeteciliği eleştirilebilir" dedi.

Kendisi Ergenekon davasından tutuklanmış olan Balbay, KCK’dan tutuklanan gazeteciler ile ilgili ise "Ergenekon iddianamesinin ruhu neyse, KCK’daki ruh da o. Madem ben milletvekiliyim, bu sorunun üstüne gitmek benim görevim" diye konuştu.

Balbay, TBMM’deki ikinci mesai gününde, Meclis Başkanı Cemil Çiçek ile bir araya geldi. Ardından TBMM’de ilk kez CHP Milletvekili olarak basın toplantısı düzenleyen Balbay, Çiçek ile Türkiye’deki yargılama sorunlarını konuştuğunu açıkladı.

Gazeteci Balbay, basın toplantısı sonrasında ise milletvekili odasında Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtladı.

VOA (Amerika’nın Sesi): Türkiye’de tutuklu gazeteci olmak ne anlama geliyor ve uzun tutukluluk süresini nasıl yorumlamalıyız?

Balbay: Gabriel Garcia Marguez’in çok güzel bir sözü var. Diyor ki ‘Gazeteci yaşadığı çağın tanıdığıdır.’ Ben diyorum ki ‘Türkiye’de ise gazeteci yaşadığı çağın sanığıdır’. Bu hale geldi. Ne yazık ki dün parlementoda Başbakan Yardımcısı (Bülent Arınç) dediki ‘Eğer gazetecilik yapacaksınız biraz cesur olacaksınız. Sayın Balbay gibi 5 yıl hapis yatmayı göze alacaksınız’ gibi bir değerlendirme yaptı. Gazeteci için tutuklanmak meslek hastalığı gibi. Madenci akciğer hastalığına, öğretmen varise yakalanır. Hemşireler bulaşıcı hastalığa yakalanır gibi yaygın bir meslek hastalığı haline gelmiş durumda. Gazeteci tutuklanır meslek hastalığı haline gelmiş durumda. Hükümet’in de bunu güncel gidiş ve icraat gibi görebilmesi. Türkiye, bu konuda deyim yerindeyse sabıkalı pekçok ülkeden daha kötü durumda.

VOA: ABD’deki basın özgürlüğüyle ilgili kuruluşlar sizinle nasıl bir temas kurdu? Şimdi yurtdışı çıkış yasağınız var ancak ABD’ye davet aldınız mı?

Balbay: ABD’ye henüz davet almadım. Freedom House başta olmak üzere ABD’deki pekçok kuruluşun Türkiye’deki gazetecilerle ilgili çalışma yürüttüklerini biliyorum. Doğrusunu isterseniz kişisel bir davet almam gerekmez. Evrensel olarak gazeteciliğin sınır tanımayan bir meslek olarak özgür oluşuyla ilgilenilmesi gerekir. Doğrudan benimle ilgilendiklerinde tabii kendimi kişi olarak daha güçlü hissederim ama önemli olan Türkiye’deki bu sorunla ilgilenmeleri. Basın özgürlüğüne ilişkin bir sorun yalnızca o ülkenin sorunu değil diğer ülkelerin de sorunudur. Bu tür özgürlüklerde müdahale olduğunda buna müdahale etmek evrensel bir sorumluluktur diye düşünüyorum.

‘Sadece gazetecilik yaptım’

VOA: Size yöneltilen suçlamaları düşündüğünüzde siz gazetecilik faaliyeti dışında birşey yaptığınızı düşünüyor musunuz?

Balbay: Kesinlikle düşünmüyorum. Bu konuyu şimdi daha iyi anlatacağım. Şimdi çıktım, insanlara örnekleriyle paylaşacağım. Ben meslektaşlarıma hesap vermeye hazırım diyeceğim. Buyrun, Balbay deyin şu cümlen, şu haberin şu kitabın deyin. Hepsi ile ilgili sözüm var benim. Bugüne değin insanı fiilen işkence altında tutan demir parmaklıklarınızın arkasındasınız ve kendinizi ifade etme hakkınız yok. Birincisi bir gazateciyi tutuklayarak bütün gazetecileri tehdit ettiniz. İkincisi, bir gazeteciyi tutuklayarak toplumun bilgi alma hakkını engellemiş oldunuz. Üçüncüsü, o gazeteciyi tutuklayarak kendisini ifade etmesiniz engellediniz. Bu bağlamda üç özgürlüğün ciddi olarak engellediğini düşünüyorum.

Küçük bir örnek vermek isterim. Ben geçmişte dedim ki ‘Askerler ile hükümet arasında gerginlik var’. Manşetler, arşiv ortada. O dönemde ‘Herşey süt liman, Balbay ortalığı karıştırıyor’ dediler. Şimdi ne diyorlar? ‘O dönem öyle gergindi ki bildiğiniz gibi değil’ diyorlar. Balbay bunu o zaman yazdı. Balbay, bunu 8 yıl sonra yazmamış, o gün yazmış. Zaman beni haklı çıkartıyor. ‘Gerçek zamanın çocuğudur’ sözü de benim davamda bir kez daha yaşama geçmiş oluyor.

‘Baransu’yu saldırıdan korumalı’

VOA: Sizin yargılandığınız Ergenekon Davası. Mehmet Baransu ismiyle çok ilişkili. Şimdi yine belgeleriyle Baransu ismi gündemde. Siz bir gazeteci olarak Baransu’nun bir bavul dolusu belge sunmuş olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Balbay: Buna karşı söyleyebileceğim çok şey var. Gazetecilik anlamında çok şey konuşabilirim. Baransu’nun, Balbay’ın gazeteciliği eleştirilebilir. Ama Baransu böyle bir saldırı altında iken bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. O’nu eleştirmem yanlış olur. Ama o gazeteci, olağanüstü bir saldırı altında ise önce o saldırı ortadan kaldılır. Sonra gazetecinin, gazeteciliği eleştirilebilir. Örneğin, büyük bir sel bahçe duvarından içeri girip evi mahvetmek üzere iken evin duvarlarının boya rengini tartışma konusu yapmak ne kadar mantıklı ise, bir gazeteci saldırı altında iken O’nun gazetecilik yöntemlerini sorgulamakta benzer bir durum diye düşünüyorum.

VOA: Bu noktada mesleki bir dayanışma gösterdiğinizi görüyoruz. Peki siz içerideyken mesleki dayanışma gördüğünüzü düşünüyor musunuz?

Balbay: Bu konuda çok yaralıyım ve çok gururluyum. Yaralıyım, yargıdan daha ağır saldırı meslektaşlarımdan aldım. Gururluyum, benim yargılandığım dava ile ilgili pekçok meslek kuruluşu dayanışma gösterdiler. En büyük dayanışmayı gazeteciler gösterdiler. Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Atilla Sertel, Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi, o dönemki İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Ankara’dan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, Anadolu’dan bazı mesleki örgütler dayanışma gösterdiler. Bunu da ifade etmek isterim. Ama kimi meslektaşlarımızın sorgulamadan en ağır suçlamaları yöneltmeleri de söz konusu oldu. Şimdi onlarla ilgili durumu yorumlamak istemiyorum.

‘Birazcık hukuk varsa suç olmadığı görülecek’

VOA: Bizim haberimizde sizinle ilgili ‘Balbay özgür ve milletvekili kalabilecek mi?’ diye bir soruyu ifade ettik. Siz Yargıtay aşamasından umutlu musunuz?

Balbay: Hapiste şunu öğrendim. en kötü olasılığı hazır olup, en kötüden iyiye doğru yaşamı buna göre biçimlendirmek. Türkiye öyle bir hale geldi ki böyle bir saldırı ile karşı karşıya kalma olasılığı pekçok gazeteci var. Ben meslektaşlarıma diyorum ki tek başına Balbay’ın başına ne gelir diye bakmayın, bu yargılamalar nedir, ne değildir, ona bakın diyorum.

Vicdanım rahat.Türkiye’de birazcık hukuk varsa, birazcık delil hukuku varsa Mustafa Balbay ile ilgili delil diye ortaya konulanların delil değeri sakatlanmış olduğunu görülecektir. Bunlardan hiçbiri üzerine suç unsuru inşaa edilemeyecektir, görülecektir diye düşünüyoum.

‘KCK ile Ergenekon’da iddianame ruhu aynı’

VOA: KCK davaları nedeniyle de tutuklu yargılanan gazeteciler söz konusu. Bu konuda BDP ile işbirliği yapmayı düşünüyor musunuz?

Balbay: Ben KCK davalarındaki bazı iddianameleri okudum. Ergenekon iddianamesinin ruhu neyse, KCK’daki ruh da o. Ben bugün Cemil Çiçek ile görüşmem ardından bu değerlendirmeyi de ilk size yapmış oluyorum ama. Tekrar altını çiziyorum ben milletvekili olarak da haddimi biliyorum ama. Türkiye’nin ünlü öykücü Sait Faik’in güzel bir sözü var, ‘Bir insanı sevmek ile başlar’ herşey diyor. Ben diyorum ki ‘Bir insanın bir sorunu bıkıp usanmadan gündeme getirmesiyle başlar çözüm’. Sadece tutuklu gazeteciler değil, sadece tutuklu milletvekilleri değil bu ülkede tutuklu belediye başkanları, tutuklu avukatlar, tutuklu öğrenciler var bu ülkede. Madem ben milletvekiliyim bu sorunun üstüne gitmek benim görevim diyorum.

‘Cezaevinde 70 yıl önce Nazım’ın daktilosu vardı’

VOA: Türkiye’deki cezaevleri koşulları da hep tartışmalı. Siz koşullarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Balbay: Hapis içinde hapis yatmak diye bir söz var. Yani katmerlenmiş bir şekilde hapis yatmak. Benim için de yazmamak öyleydi. Türkiye’de cezaevlerine gazeteciler ve yazarların girmesi serbest, bilgisayarlar yasak. 70 yıl önce Nazım Hikmet’in odasında daktilo vardı. Bana bırak bilgisayar, daktilo dahi verilmedi. Bir konuyu yazarken o konuya ısındığımda elim yorulduğunda 1 saat sonra aynı cümleler aklıma gelmiyor. Ben pekçok kişi gibi sağ elimle yazarken hapishanede sol elimle yazmayı öğrendim. Resmen bir parmağın bana yalvardığını hissediyordum. Ne olur beni bırak diye. O zaman da sol elimle yazmaya başlıyordum. Nazım o ünlü şiirinde, ‘Bugün pazar bugün beni güneşe çıkardılar’ şiirinde, ‘Toprak, güneş ve ben bahtiyarız’ diyor. Türkiye’nin bugün cezaevlerinde toprak yok. Güneş cezaevlerine, neredeyse doğmuyor gibi. Ben cezaevinde iken benim için güneş 11.45 gibi doğuyordu, 12.30 gibi batıyordu. Güneş bizim için 1 saat bile olmuyordu. Sadece bu değil tabii. Cezaevlerindeki pekçok koşul olması gerektiği gibi değil. Bu konuda da çalışacağım.

‘Bunlar yaşanmasaydı milletvekili olmazdım’

VOA: Eğer Ergenekon Davası ve yaşadığınız bu süreç olmasaydı, siz bir gazeteci olarak siyasetçi, milletvekili olur muydunuz?

Balbay: Hayır. Olmazdım. Geçmişte 35 yaşında iken Bülent Ecevit, 42 yaşımda Deniz Baykal bana milletvekilliği teklif ettiler. Ben gazeteciliğin, edebiyatın her alanında ilerlemek istediğimi söyleyerek bu teklifleri hemen reddettim. Gurur duydum ama mesela düşüneyim bile demedim. Hemen orada kabul edemeyeceğimi söyledim. Ama şimdi siyaseti sevdim. Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulma mekanizması başında da siyaset geldiğini de gördüm.

HABERİN TAMAMI : http://t24.com.tr/haber/balbay-baransuyu-saldiridan-korumali/246043

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: