Etiket arşivi: Yabancı Basın

YABANCI BASIN : Türkiye’nin Çileleri

bn-bj130_3turke_g_20140204154635.jpg?itok=zipwu32H

Türkiye’yi yakından takip eden gözlemciler son olayların Erdoğan ile ilgili uzun zamandır süren bir olgunun kısmen ortaya çıkışı olarak görüyorlar. Buna karşın piyasalar ise birdenbire sanki keşfetmişçesine Türkiye’nin modern bir piyasa ekonomisi olmaktan çok teneke bir diktatörlük oluşuna tepki gösteriyorlar.

Başbakan’ın soruşturmalara dünyayı yakarım tarzı cevabı yatırımcıları eğer AKP’ye karşı bir duruma düşmeleri durumunda hakimlerden daha güvenli bir durumda olmadıkları ile ilgili olarak endişelendirdi. Bir hedge fon yöneticisinin bize söylediği gibi “hakimleri işten attıktan sonra ilk yıl yolsuzluk iki katına çıkar. İkinci yıl ise dört katına çıkar.” Dışarıya paralarını taşıyabilen Türkler ise liranın daha ne kadar düşeceğini beklemeden harekete geçiyorlar.

Bütün bunlar inşaat sektörünün patlama yaptığı bir zamanda oluyor. Türkiye’de son 5 yılda yaratılan işlerin yarısı inşaat sektörü ile ilgili. Şimdi faiz oranlarının yükselişi ve paranın ülkeyi terk edişi ile müteahhitler projelerini bitirecek paradan yoksun vaziyette buluyorlar. AKP 10 yıl önce iktidara geldiğinde Türk ekonomisi için doğru olanı yapmıştı. Fakat Başbakan’ın siyasi tetikçiliği ve komplo teorilerine düşkünlüğü ilerlemeyi oldukça büyük bir risk altına sokmuş vaziyettedir.

Türkiye ekonomisi bu şişmenin patlamasından sonra da ayakta kalabilir. Fakat hukuk devletini çöpe atan ve siyasi rakiplerine devlet düşmanı muamelesi yapan bir Başbakan finansal bir terimi borç almalıdır: Sistemik bir risk. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Editör, Turkey’s Tribulations, 4 Şubat 2014)

YABANCI BASIN /// Vali Nasr : Amerika Suudileri Yatıştırmalı

rtx14zm2.jpg?itok=y0viBDzn

İsviçre’nin Davos ve Münih kentlerinde geçen ay dünya liderlerini biraraya getiren konferanslar boyunca süren müzakerelerde benim için netleşen nokta ABD’nin Ortadoğu’da karşılaştığı en büyük zorluğun nükleer görüşmelerde İran ile olan beklenmedik açılıma Suudi Arabistan’ın gösterdiği tepkinin yönetilmesi oldu.

Suudiler sinirli ve onlar nükleer anlaşmanın ABD’yi Ortadoğu’yu ötelemesine ve tüm dikkatini Çin ve geri kalan Asya’ya çevirmesine neden olacağından korkuyorlar. Bu hal ekonomik müeyyidelerin yoksunluğunda İran’ı tesir alanlarını genişletmekte serbest bırakacaktır.

Dışişleri Bakanı John Kerry’nin ısrarlı bir şekilde hem Davos’taki Dünya Ekonomik Forum’unda hem de Münih Güvenlik Konferansı’nda Amerika’nın tümüyle Ortadoğu ile ilgilenmeye devam edeceğini söylediğinden emin olabilirsiniz. Fakat Arap takipçiler Başkan Obama’yı ölçü alıyorlar ve o da Amerika’yı Ortadoğu’nun kavgalarından kurtarma isteğini gizlemiyor.

Bu amaç anlaşılabilir; ama dikkatsiz bir pozisyon alış bu kurtarma işini beter hale getirebilir. Amerika’nın zorluğu o halde dünyanın bu iki bölümü arasında dikkatini ikna edici bir şekilde bölmesidir. Her ikisinde de istikrarsızlık fena bir şekilde temel Amerikan menfaatlerini tehdit edebilir.

Ortadoğu Arap Baharı’nın kaotik sarhoşluğundan uyanıyor. Davos ve Münih’te İranlılar ve Araplılar Suriye iç savaşının yayılacağı ve bölgeyi Şii-Sünni hatlarına ayıracağı ile ilgili olarak endişeliydiler. Fakat bu renksiz bir Amerikan kaygısı oluşturdu ve pek çok Arap ilgisizliği Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın ayakta kalmasını istemeye yordu.

Bu Sünni Arap liderlerin gözünde olabildiğince kötü; fakat şimdi bu İran ile tansiyonu düşürmenin Amerika’nın tüm dikkatini Asya’ya çevirmeden önce yapacağı bölgedeki son işi olduğu korkusu ile de daha da güçlendirilmiş vaziyette. Hususen Suudiler Irak ve Afganistan’dan sonra Pers Körfezi’nden bütünüyle çekilişin “sıfır seçenek” denilen bir Amerikan söylemine dönüşebileceğinin artık imkansız olmadığına inanıyorlar.

Bu düşünceyi takip ettiğimizde bir çelişkiyle karşılaşırız: Amerika Suudi endişelerine cevap vermedikçe İran politikası Ortadoğu için gerginlikleri düşüren bir ana vuruş olmaktan ziyade istikrarsızlık temin edici olabilir. Bu muazzam bir şekilde ters sonuçlar üretebilir: Pers Körfezi’nin petrol zengini kavşak yollarında ortaya çıkacak yeni kriz riskleri Amerika’nın Asya’ya odaklanmasını çok daha güç yapabilir.

Suudi Arabistan ve İran daha şimdiden tesir alanları için ölümcül bir mücadeleye girişmiş vaziyetteler. Suriye çatışmasını bir vekalet savaşına dönüştürdükten sonra bu rekabet şimdi aynısının Lübnan, Yemen ve Bahreyn’de oluşma tehdidini taşıyor.

Bahreyn’de 2011’de Suudiler aslında geniş bir Şii isyanını engellediler. Bu düşünüldüğünde onlar kendilerinin İran sorununun Tahran Batı ile bir yakınlaşmaya girmeyi gerçekleştirirse patlama noktasına geleceğinden korkabilirler. İş böyle olunca Suudiler Sünni mezhepçiliğini İran’a karşı bir cephe oluşturmak için körükleme çabalarını ikiye katladılar. Vekalet aracılığıyla yapılan bu ihtarla biz halihazırda Suriye ve Irak’taki El Kaide bağlantılı militanların tehlikeli yükselişine şahit oluyoruz.

Obama’nın meselesi Ortadoğu’daki bu ne olacağı belli olmayan hallerin Amerikan yönetiminin tüm dikkatini sarfetme noktasında hassas olduğu Asya’daki eşit düzeyde kaygı verici gerginliklere rastlamasıdır.

Kuzey Kore’nin hanedan entrikaları zaten kaygan ve nükleer silahları olan bir rejim ile ilgili olarak daha büyük belirsizlikler yaratıyor. Daha rahatsız edici olan uzun zamandır hareketsiz haldeki milliyetçi duyguların ve toprak anlaşmazlıklarının Güney Çin Denizi’nde ve Çin, Kore Yarımadası, Rusya ve Japonya ile teması olan Japon Denizi’nde Çin ve komşuları arasında çatışma tehdidi olarak baş göstermesidir. Çin ve Japonya arasında yükselen kendine güven ekonomik geleceğin altını oyarak bölgenin geri kalan kısmını istikrarsızlaştırabilir.

Asya’ya dönmenin temel amacı –ki Obama’nın ilk Başkanlık devresinin başlarında ifade edilmiştir- derin Amerikan menfaatlerinin korunmasıdır. Şimdi Asya ayrıca Amerikan diplomasisinin küresel ekonomi üzerinde tahribat oluşturacak ve ABD’yi müttefiki Japonya’yı savunmaya zorlayacak bir krizden muhafaza etmek için harekete geçmesini talep ediyor.

Çinli takipçiler arasında sık duyulan bir şaka her ne zaman Çin’in başı belaya girse Ortadoğu’nun ısınmaya başladığı ile ilgilidir.

Kerry’nin konuşmalarında Asya’ya kıt kanaat atfı herhangi bir işaret ise pozisyon alma ile ilgili şüphecilerin haklı bir nedeni olabilir. Arapların İran nükleer anlaşması ile ilgili endişelerini yönetmek, Suriye iç savaşının kötü sonuçlarını sınırlamak ve benzer şekilde İsrail ve Filistinlileri barışa dönük düşünmeye sevketmek yoğun bir Amerikan dikkatini gerektirmektedir. Bu zamanda Amerika Ortadoğu’ya ne fazla ne de az dikkat kesbetmeyi kaldıramaz.

Aslında endişelerin iki alanı kesişmektedir. Asya’nın sınırsız iktisadi potansiyeli Ortadoğu’nun dipsiz enerji rezervlerine ihtiyaç duymaktadır. Çin Suudi Arabistan’ın en büyük müşterisi olup Suudi Arabistan Çin’in en büyük petrol tedarikçisidir. Amerika Asya’nın zenginleşmesine ihtiyaç duyuyor ve Asya’nın zenginleşmesi Ortadoğu’nun istikrarlı oluşunu gerekli kılıyor.

Ortadoğu ve Asya’da Amerika korkutucu krizlerle karşı karşıyadır. Başarının anahtarı ikisinden birini tercih etme zorunlulukları ile ilgili şikayet etmekten ziyade her ikisine de ilgi göstermede yatmaktadır. Hiçbir yerde bu gereklilik Suudi Arabistan ile olan ilişkilerimizde olduğu kadar kritik değildir.

ABD İran açılımını ve Asya’ya olan dikkat arttırışını Arap dünyası için önemli olan meselelerle ilgili daha derin angajmanlar ile birleştirmelidir. Arap liderlerin Amerika’nın İran angajmanını ülkenin nükleer tehdidini ortadan kaldırmadan daha fazla işler yapacağını görmeye ihtiyacı var. Ayrıca bu İran’ın bölgesel siyasetini değiştiren bir yolun açılmasını İran’ı tamamen bölgeye entegre etmeye müsaade edişin bir şartı haline getirmelidir.

İyi bir ilk adım Suudi Arabistan ve İran’ı Suriye krizini çözmek için aynı masa etrafında bir araya getirmek olacaktır. Amerika’nın Asya’daki kriz yönetimi için bu iyi pratik de olacaktır.

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, Vali Nasr, America Must Assuage Saudi Anxiety, 5 Şubat 2014)

YABANCI BASIN : Türkiye’nin Website Planları

shutterstock_774006371.jpg?itok=T12ceALI

ISTANBUL— Türkiye’nin parlamentosu bir mahkeme kararı olmaksızın web sitelerini kapatma noktasında otoritelere yetki veren bir yasayı kabul etti. Bu hareket eleştirmenler tarafından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın muhalefeti susturma ve medya kontrolünü genişletmeye dönük bir çabası olarak yerildi.

New York bazlı küresel risk danışmanlık organizasyonu Teneo Intelligence’de yönetici direktör olan Wolfango Piccoli, “kanunun kabulünün hükümetin internet üzerindeki kontrolünü arttırdığını ve dünyada şu an gazetecileri en fazla hapse gönderen bir ülkede şeffaflığa, hesap verilebilirliğe ve şahsi hayatın gizliliğine karşı atılmış başka bir adım olduğunu” söylüyor. Erdoğan online forumlarla ilgili nefretini saklamıyor. Haziran ayındaki ulusal çaptaki hükümet karşıtı protestolar boyunca göstericiler mikro blog forumlarını organize olmak ve medya karanlığının üstesinden gelebilmek için kullandıklarından Erdoğan Twitter’ın toplum için bir “baş belası” olduğunu ilan etmişti. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Turkey Approves Plans to Shutter Websites, 6 Şubat 2014)

YABANCI BASIN : Kimin Türkiyesi Burası ?

09istanbul3-articlelarge.jpg?itok=Q1QFnIUS

Erdoğan’ın hem Gezi Parkı protestolarına hem de yolsuzluk soruşturmalarına cevabı kendisine sadık olmadığını düşündüğü kişileri cezalandırma şeklinde oldu. Erdoğan’ı eleştirenler hainler ya da teröristler veya daha renkli bir son ifadeyle haşhaşinler olarak çağrılıyorlar.

Binlerce aktivist gözaltına alındı, okulları ya da işyerleri arandı ve evlerine baskın yapıldı. Sokak protestolarında yaygın olan formal olmayan acil sağlık yardımı kriminal bir eyleme dönüştürüldü. Erdoğan’ın kendisine karşı komplo yaptığını iddia ettiği 5,000 kadar emniyet yetkilisi ve savcı işlerinden atıldı ya da başka yerlere tayin edildi. İnternet siteleri birdenbire ulaşılamaz hale geldi.

Yargı Erdoğan’ın kontrolü altına girme tehlikesi altında. Türkiye’nin kuru lira için değişim oranları dikkat çekici bir şekilde düşerken ekonomi ile ilgili tahminler korku verici boyutta. Türkiye’deki hissiyat birdenbire modern Müslüman dünya için model olan bir ülkenin dağılma eşiğine geldiği yönünde. Erdoğan ülkesinin yeni gelişen kapsayıcı politikalarını artık kullanışlı bulmuyor. Seçim zaferinin kendine verdiği manda ile o Türkiye’nin kendisinde vücut bulduğuna inanmış görünüyor. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, Suzy Hansen, Whose Turkey Is It?, 5 Şubat 2014)

YABANCI BASIN /// Retrospektif : El Kaide’de Ayrışma

0126-srw-webqaedamap-artboard_1.png?itok=UFV8MWeU

BEYRUT, Lübnan — Mektup orta düzey iki yöneticinin arasındaki anlaşmazlığı çözmeye çalışan bir CEO’nun kurumsal edasını taşıyordu. Formal ve numaralanmış listeler halindeki bir düz yazı içinde El Kaide lideri Ayman el Zevahiri Suriye’deki grubun kollarından birini Irak’a çekilmeye ve Suriye’deki faaliyetlerini bir başkasına bırakmayı emrediyordu. Net bir cevap geldi. IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi savaşçılarının “kan pompalayan bir damar ve hareket eden bir gözleri olduğu sürece” Suriye’de kalacağını ilan etti.

Dünyanın en dikkat çekici terörist ağının tarihinde ilk defa organizasyonun kollarından biri açık bir şekilde uluslararası liderlikle yollarını ayırıyordu ve haber cihatçıların buluştuğu online forumlara şok dalgaları gönderdi. Kesin olmayan bir bağlamda IŞİD yoldan çıkmıştı. Haziran’da kendini gösteren bu yol ayrımı El Kaide’nin geniş adem-i merkeziyetçiliği ve 11 Eylül’den beri sürdürdüğü ideolojisi bakımından kritik bir andı. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, Ben Hubbard,The Franchising of Al Qaeda, 25 Ocak 2014)

YABANCI BASIN : Suriye El Kaide’yi de Böldü

26qaeda-articlelarge.jpg?itok=uHeWOYIS

KAHİRE — El Kaide Suriye’deki sözde kollarından biri ile bağlarını kesti ve ülkedeki iç savaştaki muhalifler arası mücadeleden kendini ayıran bir açıklama yaptı. Bu anons El Kaide’nin kendi evini düzene koyma ve Suriye’de biri diğeri ile savaş halinde olan rakip İslami gruplar arasında tesir icra etme noktasında bir teşebbüs gibi görünüyor.

El Kaide “Genel Komuta”sı tarafından imzalanan açıklama liderliğin Ebubekir Bağdadi tarafından yönetilen IŞİD (ISIS) olarak bilinen kol ile ilişkilerin terör ağının lideri olan Ayman el Zevahiri’den gelen emirlere itaatsizlik edilmesi üzerine kesildiğini ifade ediyor.

El Zevahiri geçen Mayıs’ta IŞİD’in Suriye’deki rakip bir El Kaide kolu olan ve Ebu Muhammed el golani tarafından yönetilen Nusra Cephesi’nden bağımsız faaliyet yürütmesini emretmişti. El Bağdadi Zevahiri’nin emirlerini reddetmiş ve başarısız olmakla beraber iki kolu birleştirmeyi denemişti. Pazartesi’nin açıklamasında El Kaide “IŞİD’in oluşturulmasını onaylamadığını ve aynı organizasyon üzerinde de bir kontrolü olmadığını” ve sonuç olarak “hiçbir örgütsel bağın olmadığını” söylüyor.

Açıklama İslami aşırılar arasındaki iç kavgayla ilgili olarak “Biz Suriye’deki mücahit gruplar arasında ortaya çıkan tahriklerden ve herhangi bir grup tarafından haram olarak dökülen kandan kendimizi uzak tutuyoruz” diyor. Açıklama cihatçılar ya da kutsal savaşçılar “felaketin büyüklüğünü” ve “bu tahrikin” Suriye’deki kutsal savaş üzerinde oluşturacağı sonuçlarını kavramalıdır diyor. Açıklamanın orijinalliği doğrulanamamakla beraber El Kaide tarafından yaygın olarak kullanılan web sitelerinde yayınlandı.

Muhalifler arası çatışma Mart 2011’de Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetimine karşı başlayan ve zaman içinde silahlı bir isyan ve iç savaşa dönüşen ayaklanmanın oluşturduğu Suriye krizine başka bir kanlı boyut kattı. Savaş militan İslami gruplar için münbit bir zemin temin etti ve zaman içinde IŞİD ve Nusra geçen bahardaki ayrılışlarına kadar iki ana El Kaide bağlantılı grup olarak ortaya çıktılar. IŞİD bu arada geniş bir şekilde Nusra Cephesi’ni kuzey Suriye’nin pek çok bölümünde bastırdı.

Brookings Doha Merkezi’nden Charles Lister El Kaide açıklamasının “Suriye’deki cihadla ilgili olarak kesin olarak belli bir ölçüde hakimiyet tesis etme teşebbüsünü” yansıttığını söylüyor. Ayrıca bu açıklama Lister’a göre El Kaide liderliğinin IŞİD ile Nusra Cephesi arasındaki rekabette hakiki bir komuta edici hat oluşturmada başarısız olduğunu gösterdiğini ve bu sebeple kaçınılmaz bir şekilde El Zevahiri’nin kalıcı sonuçları olacak kesin bir karar yayınlamak zorunda kaldığını ifade ediyor.

Çeviren: Süreç Analiz

(AP, Al-Qaida breaks ties with group in Syria, 3 Şubat 2014)

YABANCI BASIN : İsrail Lobisi Geri Çekiliyor

jp-aipac-master675.jpg?itok=2n-F7EPR

WASHINGTON — Ulusun en güçlü İsrail taraftarı lobi grubunun Beyaz Saray ile bir büyük savaşı kaybettiği en son zamanı bulmak için Reagan’a kadar geri gitmek lazım. Başkan Ronald Reagan grubun sert itirazlarına rağmen Awacs tarama uçaklarını Suudi Arabistan’a satmayı kabul etmişti. O zamandan beri Amerikan İsrail Kamu Meseleleri Komitesi (AİKMK: AIPAC) diye bilinen grup İsrail için Amerikan desteğini sağlamaya dönük yasama zaferlerinin parlak bir rekorunu elinde tutuyor.

Grup sivil toplumdaki destekçileri ve zengin bir bağışçı tabanın oluşturduğu sağlam ağını kullanarak Kongre’den pek çok kanun teklifinin geçmesi baskı yapıyor. Genellikle bu teklifler oybirliğiyle geçiyor. Fakat şimdi AIPAC bir kez daha Beyaz Saray ile kamuoyuna açık bir kavga içinde kendini buluyor. Grubun en büyük önceliği İran üzerine hazırlanan bir Senato yasa teklifini empoze etmekti; ancak bu Başkan Obama’nın sert direnişi ile karşılaştı ve bir bakıma zımni bir geri çekiliş olarak görülebilecek bir adımla AIPAC Senato Demokratlarına yasa teklifi için oy kullanmaya dönük baskı yapmaktan vazgeçti. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, Potent Pro-Israel Group Finds Its Momentum Blunted, 3 Şubat 2014)

YABANCI BASIN : Erdoğan Türk Diasporasını Hedefliyor

ei-cf783_gerdog_g_20140203181405.jpg?itok=ECBLNxuW

Alman parlamentosunun vekillerinden biri ve muhalif parti Yeşiller’in dış politika uzmanı olan Omid Nouripour “herşeyden önce Erdoğan Almanya’da kampanya yürütüyor ki bu küresel dünyada meşrudur” diyor. Erdoğan’ın dışarıdaki destek arayışı kendisi ve hükümetteki İslam kökenli Adalet ve Kalkınma Partisi için zor olan bir zamana denk geliyor. AK Parti Türkiye’nin iktisadi ve diplomatik gücünü iktidarda oldukları 10 yıldan fazla zaman boyunca hızlı bir şekilde genişletilmesini sağlamıştı.

Başbakan Aralık ayında bir kabine değişikliğini tetikleyen ve geçen ay Merkez Bankası’nın agresif bir şekilde faiz oranlarını yükseltmesine neden olan finansal piyasalardaki bir düşüşü şiddetlendiren bir yolsuzluk soruşturması ile darbe aldı. AKP hala %45 düzeyinde –neredeyse ana muhalefet partisinin iki katı seviyesinde- geniş bir desteğe sahip olmasına rağmen Erdoğan seçim sürecinin başlamak üzere olduğu bir dönem öncesi muhafazakar kamptaki elinin zayıfladığını görüyor. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Erdogan Targets Turkish Diaspora During German Trip, 3 Şubat 2014)

YABANCI BASIN : Ekonomik Türbülans Erdoğan’ı Zorluyor

untitled_19.png?itok=6DWfUACs

ISTANBUL— Başbakan Recep Tayyip Erdoganseleflerinin başaramadığı bir iktisadi istikrarı temin ederek on yıldan fazladır Türkiye siyasetini belirledi. Ancak şimdi o üç Türkiye önemli seçime yaklaşırken daha sert bir alanla yüzleşiyor. Metropol anket şirketi tarafından 1,000 kişi üzerinde uygulanan taramaya göre Erdoğan’ın liderliği için popüler destek Aralık’ta görünen %48 oranından Ocak’ta %39’a gerilemiş vaziyette. Bu onun Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2002’de iktidara gelmesinden beri karşılaştığı en düşük oranlardan birine işaret ediyor.

Erdoğan onlarca yıldır ülkenin en sevilen siyasetçilerinden biri olarak kalmasına –muhalefet partilerindeki rakiplerinden uzak ara popüler olmasına- rağmen anket son zamanlardaki diğer anketlerle karşılaştırılırsa bu büyük bir erozyonu yansıtıyor. Üç bakanı istifaya zorlayan 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının topuğunda gelişen kötü ekonomik haberler silsilesi Türkiye’nin ekonomik modelinin parlaklığından bir şeyler götürüyor. Yalnızca 1 yıl önce Türkiye ekonomistler atarafından diğer endüstrileşen ülkeler için bir örnek olarak gösteriliyordu. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Economic Turbulence Chips at Support for Turkish Premier, 30 Ocak 2014)

YABANCI BASIN /// Krugman : Türkiye’nin Sorununu Konuşmak

640x392_59257_185650.jpg?itok=-4YUuuNX

Tamam ama bu krizi kim sipariş etti? Zaten devam edegelen sorunlara ek olarak bizim ihtiyacımız olan en son şey halihazırda siyasi karışıklıkla çalkalanan bir ülkenin yeni bir ekonomik krizle karşılaşmasıdır. Doğru; Los Angeles büyüklüğündeki bir ekonomiye sahip olan Türkiye’den gelecek doğrudan küresel dalgalar büyük olmayacaktır. Fakat biz korkulu kelime olan “salgın”ın telaffuz edildiğini duyuyoruz. O salgın bir defasında Tayland’da bir krize neden olmuş ve Asya boyunca yayılmıştı ve son olarak da Yunanistan’da bir krize neden oldu ve Avrupa boyunca yayıldı. Şimdi herkes endişeleniyor ki bu salgın Türkiye’nin belalarının dünyanın gelişen piyasalarına yayılmasına neden olabilir.

Bu pek çok bakımdan aşina olduğumuz bir hikayedir. Fakat bu hikayenin bir kısmı çok rahatsız edici. Neden biz bu krizler içinde kalmaya devam ediyoruz? Ve krizler arasındaki aralık daha kısalmış gözüküyor ve her krizden çıkış sonuncusu ile karşılaştırıldığında daha kötü gözüküyor. Ne oluyor?

Türkiye’ye gelmeden önce küresel finansal krizlerin bir hulasasını verelim.

II. Dünya Savaşı sonrası bir kuşak boyunca dünya finansal sistemi modern standartlar dahilinde dikkat çekici ölçüde krizlerden uzaktı. Bu belki de pek çok ülkenin sınırlararası sermaye akışına tahditler koymalarından ve böylelikle uluslararası borç vermelerin ve almaların sınırlanmasından ötürüydü. 1970lerin sonlarında düzenlemelerin kaldırılması ve artan banker saldırganlığı Latin Amerika’ya fon akışını yükseltti, bunu 1982’deki ticari tabirle “ani duruş” ve bir kriz takip etti ki bu on yıl boyunca sürecek ekonomik gerilemeye neden oldu.

Latin Amerika eninde sonunda büyüme trendine döndü (Meksika 1994’de kötü bir düşüş yaşasa da); fakat 1990lar aynı hikayenin bir başka ve daha büyük versiyonunun ortaya çıkmasına sahne oldu: Büyük para akışları ve onları takip eden ani duruş ve ekonomik göçler. Bazı Asya ekonomileri çabucak kendine geldi; fakat ne yatırım ne de büyüme hiçbir zaman tamamıyla eskisi gibi olmadı.

Son olarak bu hikayenin başka bir versiyonu Avrupa’da gösterime girdi. Yunanistan, İspanya ve Portekiz’e akan para yığınağını ani bir duruş ve yoğun bir ekonomik acı takip etti.

Hikayenin yapısı aynı kalmakla beraber söylediğim gibi etkiler daha kötüleşiyor. Gerçek üretim Meksika’nın 1981-83 krizi boyunca %4 düşmüştü; 1997-1998 boyunca bu düşüş Endenozya’da %14 oldu ve Yunanistan’da %23 oldu.

Öyleyse daha kötü bir kriz mi pişiyor? Temel noktalar pek de rahatlatıcı değil. Özellikle Türkiye düşük devlet borcuna ve iş dünyasının dışarıdan çok fazla borç almasına rağmen genel finansal durumu çok kötü gözükmüyor. Fakat önceki her bir kriz iyimser beklentileri boşa çıkarttı. Ve şimdi Türkiye’nin haşatını çıkaran aynı güçler ayrıca dünya ekon omisini de oldukça ve yüksek oranda kırılgan yapıyorlar.

Belki duymamış olabilirsiniz ama ekonomistler arasında bizim bir seküler gerileme ile karşı karşıya olup olmadığımız ile ilgili olarak bir büyük tartışma var. Bu nedir? Evet, bunu tarif etmenin bir yolu insanların tasarruf miktarlarının yatırım yapmaya değer miktarlarının hacmini geçmesi şeklinde ifade edilebilir.

Bu durum gerçek olduğunda iki sonuçtan biri sizi bulur. Eğer yatırımcılar dikkatli ve ihtiyatlı ise biz esasında toptan gelirlerimizi daha az harcamaya çalışıyoruz demektir. Benim harcamam senin gelirini oluşturduğuna göre sonuç sürekli bir düşüştür.

Alternatif olarak düşük karlardan öfkeli ve umutsuzca kazanç elde etmek isteyen havanda su döven yatırımcılar kendilerini aldatıp paralarını kötü düşünülmüş projelere dökebilirler Bunlar riskli borç vermeler ya da gelişen piyasalara sermaye akışı şeklinde kendini gösterebilir. Bu ekonomiyi bir süreliğine şişirebilir; fakat sonunda yatırımcılar gerçeklikle yüzleşirler. Para kurur ve acı ortaya çıkar.

Eğer bu bizim durumuzun iyi bir tarifi ise –ki ben öyle olduğuna inanıyorum- imdi biz şişme ile depresyon arasında sallanmaya mahkum bir dünya ekonomisine sahibiz demektir. Ve şimdi gelişen piyasalardaki şişmenin patlayışı gibi görünen durumu seyrederken bu pek de cesaret verici bir düşünce olmuyor.

Daha geniş bakarsak Türkiye aslında problem değildir. Güney Afrika, Rusya, Macaristan, Hindistan ve şu an darbe alan başkaları da değildir. Gerçek sorun dünyanın zengin ekonomileri olan ABD, euro bölgesi ve daha küçük oyuncularının kendilerine özgü temel zayıflıkları çözmedeki başarısızlıklarıdır. En açık olanı çok fazla tasarruf etmek ama çok az yatırım yapmak isteyen bir özel sektöre rağmen bizim bunalım güçlerini derinleştiren tasarruf politikaları takip etmemizdir. Daha kötüsü bütün göstergeler işsizliğin büyümesine müsaade ederek biz hem kısa vade hem de uzun vade büyüme olasılıklarını bunalttığımızdır. Bu hal özel yatırımları daha da bunaltacaktır.

Oh, ve Avrupa’nın büyük kısmı daha şimdiden Japon tarzı bir deflasyon tuzağına düşme riski altındadır. Bir gelişen piyasa krizi –ki bu oldukça mantıklı- bu riski realiteye dönüştürebilir.

Öyleyse Türkiye ciddi bir beladaymış gibi görünüyor ve daha büyük bir oyuncu olan Çin ile birlikte biraz sallantılı gözüküyor. Fakat bu belaları korkutucu yapan şey Batı ekonomilerinin temel zayıflığıdır. Bu zayıflık hakiki kötü politikalarla daha da beter hale getirildi.

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, Paul Krugman, Talking Troubled Turkey, 30 Ocak 2014)

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: