Günlük arşivler: Ocak 15, 2014

YERLİ BASIN /// Tarihi Referanslar : Haşhaşiler, Kaset Savaşı ve Operasyonlar…

alamut-kalesi.jpg?itok=ew1YYIzQ

Zaman: Mümtaz’er Türköne: Haşhaşinler Ve Yolsuzluklar

Bu tür benzetmeler, siyasetin kuru dilini renklendirir. Benzetme aşırıya kaçtıkça, siyasetçinin sıkıştığı dar alanla ilgili fikir verir. Siyasetçinin silahı dilidir; yaralayıcı ve öldürücü bir şekilde kullanmaya başlamışsa çareler tükenmiş demektir. Haşhaşin” lafı, onur kırıcı, ağır bir niteleme. Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi’ni siyasî alanda inşa etmek ve bu hayalî kaleye savaş açmak, öldüresiye bir düşmanlığın ilan edilmesi demek. Kim kullanırsa kullansın, bu deyimi tedavüle sokan, kirli bir siyasetin tarafı haline gelir. Haşhaşînler, uyuşturucu ve kadın ile gençlerin beynini esir alan ve onları suikastçı olarak kullanan bir örgüt. Dehşet salmak için tenhada kıstırmak yerine cuma vakti gibi kalabalık mekânlarda devlet büyüklerini öldürüyorlar. Suikastçı yakın mesafeden, hançer kullanarak işini bitiriyor ve sonrasında kesin olarak kaçmıyor…Devamı…

Star: Fehmi Koru: Kasetler savaşını bir de benden dinleyin

Paris’teki PKK bürosunda suikasta uğrayan üç kadının katilinin ‘MİT’çi’ olduğunu düşündüren kasete sevindiniz mi? ‘Cemaatçi’ denilenlerdenseniz mutlaka sevinmişsinizdir… Fethullah Gülen Hocaefendi’nin iş dünyasından birileriyle ilgili görüşlerinin öğrenildiği kaset ise hoşunuza gitmemiş, hatta sizi dehşete de düşürmüştür… Tabii savaşta Camia’ya karşı cephede konuşlanmışlardansanız Fethullah Hoca’nın kasetine sevinmiş, Paris kasetinden ise ürkmüşsünüzdür… Ben ikisine de sevinmiyorum, ikisinden ve ardından çıkabilecek diğer dehşetengiz kasetlerle ortalığa dökülecek başka kirli çamaşırlardan da ürküyorum…Devamı…

Radikal: Cüneyt Özdemir: Kaset-war!

Benzerini daha önce defalarca izlediğimiz derin devlet kavgasını biraz açmakta fayda var. Zira bu kavgada aktörleri değişse de yoluyla yöntemiyle ve elbette sonuçları ile hayli tanıdık bir senaryo var. Düne kadar bu kavga genelde MİT’ten sızdırılan raporlar üzerinden yapılırdı. 12 Eylül sonrasında derin devletin kavgasını birinci MİT raporundan takip edebiliyordunuz. O zamanlar internet olmadığı için tetikçi siteler açılamıyor, telefon konuşmaları böylesine kolay sızdırılamıyor, seks kayıtları ortada dolaşmıyordu. Yine de huylu huyundan vazgeçmiyor ve dinlemeleri, izlemeleri, kasetlemeleri yapıyordu. Sonra da bunları bir rapor halinde yazıp medyaya sızdırıyordu. Bugün ortaya saçılanlar ile karşılaştırdığınızda devlet içinde bir devletin taa o zamanlar da aynı şekilde çalıştığını, kafasının tam da bugün olduğu gibi çalıştığını görüyordunuz…Devamı…

Taraf: Emre Uslu: El Kaide, İHH, TIR vs..

Polisin El Kaide’ye yönelik başlattığı operasyonda bazı İHH bürolarının basılması Türkiye El Kaide’ye yardım mı ediyor sorusunu yeniden gündeme getirdi. Türkiye’nin dış politikasıyla ilgilenen, Suriye’de neler oluyor diye merak edenlere “Türkiye El Kaide’ye yardım ediyor mu” diye sorulsa alacağı cevap bellidir. Evet, yardım ediyor…Devamı…

Cumhuriyet: Çiğdem Toker: Hakan Şükür’ün İstifasından Haşhaşilere

Lionel Messi’nin ülkesi Arjantin’de, rejimi sarsacak bir zincirleme krizin ilk adımını attığını hayal edebilir misiniz? Sorusu dahi kulağı tırmalıyor değil mi? Ama Hakan Şükür Türkiye’de bunu “başardı!” Bir dünya yıldızı olmasa da, hayli parlak futbol kariyerinde atmadığı adımı, “siyasi” kimliğiyle, partisinden istifa ederek attı; tarihe geçti. 16 Aralık, Şükür’ün istifa tarihi. O akşamdan bugüne dek geçen -sadece- bir aylık sürede yaşananları; en deneyimli siyasetçi, en kıdemli gazetecilerin bile en az on dakika sürecek bir arşiv taraması yapmadan hatırlamasının imkânsız olduğu bir rejim krizinde savrulmaya devam ediyoruz…Devamı…

Yeni Şafak: İbrahim Karagül: Bin pişman olursunuz..

Evet; milli olan, ülkenin hayrına olan, milletin özgüvenini yükselten, Türkiye’nin gücünü artıran her şey saldırı altında.Yüz yıl sonra Anadolu sınırlarının dışına çıkmaya çalışan, kafasını kaldırıp dünyaya bakan, kendi coğrafyasını ve tarihini hatırlayan ülke yepyeni bir tehditle karşı karşıya. Birileri fena halde öfkeli. Öfkeli ki, içeride bir çoklarını harekete geçirmiş intikam alıyor. Türkiye’ye diz çöktürmek istiyor. Yeniden Anadolu sınırlarına hapsetmek istiyor. Hizaya getirmek ve yönetilebilir kıvama sokmak istiyor…Devamı…

T24: Hasan Cemal: Tayyip Erdoğan’la Abdullah Öcalan 17 Aralık’ın neresindeler?

PKK ile Gülen Cemaati birbirlerinden hoşlanmazlar. Cemaat, Kürt sorunu ile PKK’yı birbirinden ayırır ve PKK’nın yok edilmesini savunur. Bu konuda, Başbakan da farklı düşünmüyordu. Ama son bir iki yıldır bu yaklaşım, Erdoğan’la kurmayları tarafından arka plana itilmeye başlandı. Peki, Erdoğan yandaşı kalemlerde neredeyse güzellemeler yapıldığı dikkat çeken Öcalan ne istiyor? Oyun planında neler var? 17 Aralık’ta başlatılan yolsuzluk operasyonunu planına nasıl yerleştiriyor? ‘Yolsuzluk’lara inanmıyor mu? Elinde hangi kozları tutuyor? Bu sorulara benim yanıtlarım aşağıda…Devamı…

(Süreç Analiz, 15 Ocak 2014)

YABANCI BASIN : AK Parti’nin Medya Kontrolü Zayıflıyor

bull-turkey-superjumbo.jpg?itok=z2If94kb

Bazı analistlerin söylediğine göre kimi parti milletvekillerinin ve kabinedeki bakanların istifasına ek olarak yolsuzlukların haber medyasında yoğun olarak yer bulması Türkiye toplumunun tüm tabakalarında kendini gösteren Erdoğan’ın demir yumruğunun etkisinin yavaş bir erezyona uğramasının bir işareti olarak görülebilir. Türkiye’de Ortadoğu’nun başka yerlerinde olduğu gibi internet tabanlı medya kuruluşlarının patlaması ile hükümetin bilgiyi tamamıyla kontrol etme yeteneği aşılmış durumda.

Türkiye’de uzun zamandır köşe yazarlığı yapan Nazlı Ilıcak geçenlerde hükümetin yolsuzluk soruşturmasını ele alma biçimine karşı güçlü bir ses olduğu için hükümet yanlısı gazete olan Sabah’taki işini kaybetti. Ilıcak eleştirilerini twitter ve bağımsız web siteler üzerinden sürdürdüğünü söylüyor. Son bir televizyon programında “500,000 takipçim var” ve “bu Sabah’ın tirajından daha fazla” diye konuştu. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, In Scandal, Turkey’s Leaders May Be Losing Their Tight Grip on News Media,11 Ocak 2014)

YABANCI BASIN : Avrupa İstihbaratları Esad’la Konuşuyor

untitled_16.png?itok=lkqnmp_t

BEYRUT— Batılı ve Ortadoğulu yetkililerin söylediğine göreAvrupa istihbarat teşkilatları Suriye’de faaliyet gösteren Avrupalı aşırı grup mensupları ile ilgili bilgi paylaşmak için gizli bir şekilde Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın temsilcileri ile görüştüler. Görüşmeler büyükelçiliklerin çekilmesinden beri olan ilk karşılaşmalara tekabül ediyor. Toplantılar Batılı yetkililerin Suriye’deki militan gruplarla birleşen 1,200 kadar Avrupalı cihatçı ile ilgili en azından bilgi toplama amacını taşıyor.

Avrupalılar bu cihatçı vatandaşlarının ülkelerine geri döndüklerinde bir tehdit oluşturacaklarından endişe ediyor. Britanya Dış İstihbarat Servisi olan MI6’ten emekli bir yetkili Britanya hükümeti adına yaz ortasında Şam’ı ziyaret eden ilk kişiydi. Alman, Fransız ve İspanyol istihbarat teşkilatları durumla ilgili bilgi sahibi olan diplomatlar ve yetkililerin söylediğine göre Beyrut’tan Suriye’ye seyahat ederek Kasım ayından beri Şam’da rejim yetkilileri ile görüşüyorlar.

Diplomatların söylediğine göre Avrupa’daki cami ağlarında silah altına alınan bu cihatçılar Türkiye’nin güneyindeki güvenli evlere transfer oluyorlar ve orada Suriye’deki sınırı aşarak çatışma bölgelerine geçmek için hazırlanıyorlar. Birleşik Krallık ve Fransa’da son zamanlarda Suriye ile şüpheli bağlara sahip şahıslar terör bağlantılı tutuklamalara konu oldular. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Maria Abi-Habib, European Spies Reach Out to Syria, 14 Ocak 2014)

SAĞLIK DOSYASI : Tıbbın Kanayan Yarası Kafa Karıştıran 16 Anabil im Dalı

Tıp bilimine saygımız büyük. Sağlık sektörü hepimiz için var. İlacına şırıngasına, narkozuna serumuna kurban. Başımızın üstünde yeri var. Ancak aslına uygun latince tıp teriminden çevrilmiş anabilim dalı isimleri yerine daha kolay anlaşılır terimler kullanılsa herkese kolaylık olmaz mı? Hasta kayıt masasından filanca bölüme gideceksiniz dediklerinde dumur olmasak nasıl olur?

Çözümle gel kardeşim diyorsanız, ahanda en güzel fotoğraflar ile geldik huzurunuza:

Not: Evet genlerde biraz işsizlik besliyor olabiliriz :)

Bariatrik Cerrahi

bariatrik-cerrahi
Hah bir de yanına Laparoskopi’yi koymuşlar tam ziyadesiyle olmuş. Bu ne kardeşim ya? Kelime hiçbir çağrışım yapmıyor ama genel olarak obezite ile uğraşan bir ihtisas alanı. Dobişkoloji de kurtul ne uğraşıyorsun. (Kabul bu pek olmadı)

Dahiliye

Çok meşhur ama adı saçma. Dahiliye? Her şey dahil yani. Gazın mı var gel, başın mı dönüyor gel, ne olursan ol yine gel, her şey dahil 8 taksit tövbeler olsun. Kardeşim şu tabelayı kaldır “İç Hastalıkları” yaz oraya adamı şekle sokmayın. İlk defa hastaneye giden adam bunu görünce ne düşünür? “Abi acaba benim hastalık da buna dahildir kesin” demez mi? Der.

Dermatoloji

dermatoloji-anabilim-dali
Ada bak çay demle. Ne demek kardeşim Dermatoloji? Düşün dur. Adam gibi “Cildiye” desenize şuna.

Endokrinoloji

endikronoloji
İç salgılarla ilgili bir bilim dalına isim bulunacaksa bu ismi biz bulmak zorunda değiliz ama Yunancasını çakıp benim vatandaşımın kafasını karıştırmaya Hipokrat’ın bile hakkı yok.

Gastroenteroloji

gastreonoloji
İlk bakışta gazı olan hastanın direk kapısını çalacağı bir birime benziyor evet. Bir bakıma olabilir çünkü bu bilim dalı, kabızlıktan kusmaya kadar bu minvalde her türlü şeyle ilgileniyor. İshal mishal ne ararsan. Yaz kapıya ‘Motor Bozuklukları’ benim yurdum insanının anlayabileceği türden. (Kabul bu da biraz komik olurdu)

Algoloji

algoloji-anabilim-dali
Haydi gel şimdi düşün. Algoloji nedir kardeşim, biz “Algolayamadık” açıkçası. Genel vücut ağrılarının kontrolünün yapıldığı bir bölüm aslında. Şunun adını ‘Ağrıloji’ koysana be doktor civanım. Olma mı?

Hematoloji

hematoloji-dernegi-anabilim-dali
‘-loji’ kısmını çıkardığında geriye kalan ismi al Meksika Milli Futbol Takımı’nın orta sahasına koy, oynasın. Halbuki İlik ve kan hastalıklarına bakıyor bu bilim dalı da. Yazsana kardeşim kapıya ‘Kan Hastalıkları’ diye, kime şekil yapıyorsun? Kan benim damar benim lan!

Jinekoloji

jinekolog-flowart
Bildiğin kadın hastalıkları. Ne uğraştırıyorsun adamı? Jinekolog deyince millet de bi’ şey sanıyor sanki 7/24 manken tipli kadınlar geliyor sanır. Neyse biz o konuya pek girmeyelim.

İmmünoloji

immunoloji-anabilim-dali
Hiç geyiğini yapamayacağız adam akıllı “Bağışıklık Bilimi” desenize kardeşim şuna. İmmeli gömmeli isim koyup vatandaşın algıda seçiciliğiyle oynamayın!

Kardiyoloji

kardiyoloji
Kalp hastalıkları demek çok mu zordu? Neden Kardiyoloji? Mehmet amcanın kalbi sıkışmış zor atmış kendini hastaneye, hangi odaya gideceğini nasıl anlasın? Kapıda kardiyoloji yazıyor, iner misin çıkar mısın?

Nefroloji

nefroloji-servisi
Haydi 3 tahmin hakkınız var. Düşün iyice ne olabilir diye. Google amcaya sormak yok. Tahmininizi aklınızda tutun yazının sonunda açıklayacağız bunun ne olduğunu.

Patoloji

OLYMPUS DIGITAL CAMERA
Tanımını merak eden araştırsın baksın öyle genel bir bilim dalı ki yani pat diye Patoloji diyemezsin. Bak Hipokrat dayı ne diyor: “Patoloji (hastalıkbilim) özellikle altta yatan hastalıkla ilgili hücrelerdeki, dokulardaki ve organlardaki yapısal ve işlevsel değişikliklerin tanınması, araştırılması ve incelenmesiyle ilgilenir.Hekimliğin en zor ve disipline sahip bölümlerinden biri olan patoloji, klinikler ve paraklinikler arasında bir nevi köprü görevi görür.” Hmm tamam biz o zaman bir çay koyalım.

Radyoloji

radyoloji-bolumu
Sanırsın hastanede kapalı devre radyo yayını var. Dj’imiz Operatör Doktor Muharrem Çelikneşter kopuyor, kopartıyor. Kardeşim yaz oraya Röntgen / MR adamın sinirini bozma. Benim halkım bilir nereye gireceğini.

Transplantasyon

transplantasyon
İsme bakınca “Işınla bizi Scotty” diyesimiz geliyor. Bildiğin organ nakli anacım. Şatafatlı gözüksün diye böyle demişler.

Nöroloji ve Nöroşirurji

Yok devenin nalı hatta! Nöroşirurji ne yahu, hani kasım kasım kasmışsın resmen artık Türkçe kullanmayalım da ne isim takarsak takalım diye. İnsan gelecek ayağına Anadolu insanı hem de hastalığı var hastalığına dili dönmüyor yazıklar olası.

Üroloji / Bevliye

cropped-UROLOJİ
Yaşanmış bir anıdır: Hastanedeyim sıra bekliyorum. Önümde yaşlı bir dayı elindeki kağıtları gösteriyor hasta kayıt elemanına. Eleman, “Ürolojiye gideceksin dayı” diyor. Dayı şaşkın. “O ne demek?” diyor. Eleman “Bevliye dayıcım” diyor. Dayının kafası iyice karışıyor. Bana dönüyor soruyor: “Evladım ne diyor bu?” Ben tüm rahatlığım üstümde “Bel altı dayıcım bel altı sıkıntı var galiba aşağı tarafta? “diyorum. Dayı gülümsüyor “Evet yanma var” diyor. Kanser teşhis etmiş doktor havasına giriyorum diyorum “Dayıcım tamam o zaman bak şu kapıda Üroloji yazıyor git o odadaki doktora” diyorum, mevzuyu çözüyorum.

Kardeşim ne ürolojisi ne bevliyesi yahu? Bu insanlar hasta yaşlı insanlar kafayı bulandırmayın. “Bel altı hastalıkları” deyip geçin.

Evet list’imizin sonuna geldik. Nefroloji hakkındaki tahminlerinizi alalım? Daha önce duymayan için zor soru kabul ediyoruz. Cevap, ‘Böbrek ve Mesane Hastalıkları’ olacaktı.

Haydi hepinize geçmiş olsun. Kış soğuğu çarpar grip olup hastanelerde saçma bilimdalı adlarıyla boğuşmayın, kendinize iyi bakın.

MİZAH : Sinemada Denk Gelinmeyesi 13 İnsan Tipi

Aylardır beklediğin film vizyonda. Bir yerlerden DVD’sini bulmak, indirmek, piksel piksel seyretmek esaslı bir izleyici olarak sana göre değil haliyle. Final telaşından, iş yoğunluğundan bir zaman bulup sinemada izlemeye karar verdin.

Umalım ki kader seni listedeki denk gelinmeyesi tiplerle karşılaştırmasın. Verdiğin para, yediği pop corn burnundan fitil fitil çıkmasın.

Neredeyse ’10 dakika ara’da gelen son dakikacı

git-buradan
Hep ışıklar söndüğünde gelir. Kedi gözleriyle salonu tarar, seni bulur. Koltuk aralarında nice ayaklar ezer. Milletin bacaklarına sürtünerek hedefe varır. Dünyanın dönüşünü durduran gergin anlara sebebiyet verir.

Yer göstericiye vale muamelesi yapan bahşiş gergini

yer-gosterici
Bahşiş gergininin, salonda el fenerini gördüğü anda şalteri atar. Telaşla ceplerini karıştırır. Alt tarafı sinemaya geldiğini farkında değildir ve kendini koltuk yerlerini gösteren yer göstericiye bahşiş vermek zorunda hisseder. Sessizce Türkçe altyazılı sorar: “Sende bozuk var mı?” Umalım ki o an sizde bozuk olsun. Bitmez yoksa o telaşe.

Filmi barınakta izleyeceğini sanan abur cubur canavarı

homer-simpson
Abur cubur canavarı, bir ay yetecek kadar popcorn, cips, çikolata ve kola alır. Sanki oraya yaşamaya gelmiştir. Film boyunca yanakları doludur. Şapırdar, höpürder, boğulurcasına yer. Hele o janjanlı ambalaj sesleri yok mu sanırsınız korsan cd’ciler tarafından sinemaya ajan olarak sokulmuştur.

Konuşmasa ölecek hastalığına yakalanmış sinema tenoru

bagirmak-sinema
Sinema tenoru, filmin en heyecanlı yerinde bacağından dürter, dirsek atar, fısır fısır konuştuğun zanneder ama o sesle fısır fısır konuşma imkanı yoktur. Yan salon bile başrolün sesini duyamaz bu arkadaşın gürlemesi yüzünden. “Keşke Londra’da Prince Charles Sineması’nda olsaydık da sinema ninjaları kapatsaydı o boşboğaz çeneni” dedirtir.

Şarj aleti kendinden telefon bağımlısı

Telefon bağımlısı için zaman ve mekan o narin dokunmatik ekranına dokunmaması için geçerli parametreler değildir. O Facebook’a illaki girilir, o son tweet okunmazsa takipçi sayısı 3′e düşecektir. Telefonunun sesi son ses açılır ki milyon dolarlık anlaşma yapacağı genel müdürün aramasını duyabilsin.

Boynunda görünmez bir fular olan ara eleştirmeni

ara-elestirmeni
Ara eleştirmeninin yegane emeli, filme ara verildiğinde sinema eleştirmeni olmaktır. Antrakt onun dönüşüm yeridir. Alnı kırışır, gözüne kuşkulu ifade yerleşir. Elini çenesine dayadı mı artık o bir Atilla Dorsay’dır. Tarkovski’yi, Bergman’ı, Fellini’yi havada çarpıştırır.

Gelmeden sakinleştirici alması gereken abartı tepkili

asiri-tepkili
Tamam 7. sanat etkiler. Katharsis iyidir, arındırır. Ama bu abartılı tepkili, yine de insan içinde olduğumuzu unutur. Korkudan koltuğa tırmanır, kahkahadan bayılma arefesine gelir, ağlamaktan helak olur. Sinema sektörünün huzurla imtihanıdır.

Paralel evrende Garfield olan rahat koltuk uykucusu

paralel-evren-uykucusu
Rahat koltuk uykucusu, kaba eti sinema koltuğuna temas ettiği anda ayaklarını öne uzatır, kafayı koltuğa yapıştırır, reklamların geçmesini ve filmin başlamasını ister. Çünkü umarsızca uyuyacaktır. Bu tipi dünyanın en harbi korku filmine götürsen, insanların rengi süt beyazına dönse uykusundan vazgeçmez.

Tahminleriyle yürek dağlayan sinema falcısı

Sinema falcısı iyi metafordan anlar, anlamlı anlamlı kafa sallar, katili ilk tahmin edendir. Esprileri daha yapılmak üzereyken havada yakalar. “Filmi bir tek sen mi izliyorsun arkadaşım” cümlelerinin yegane hamilidir.

Pop corn’u elinde çekirdek aile

evli_mutlu_cocuklu
Çekirdek aile kırk yılda bir yapılan sinema planlarının azılı düşmanıdır. Yanlış anlaşılmasın herkes gelebilir tabii ki ama biz yine de 3 yaşındaki bir çocuğun sanat filminden pek bir şey anlamayacağını düşünenlerdeniz.

Ilgaz Anadolu’nun bir yüce dağı

Patenti Cem Yılmaz’a ait (kulakları çınlasın) olan sinemanın yüce dağı tipi, kendinden kısa boylu olanlar için tam bir kabustur. Kafası hafif büyükçe, boyu ‘Koy Efes’e pivot oynasın” modunda olduğu için arkasındaki iki kişinin hayatını rahatlıkla karartabilir.

Biyolojik reaksiyonlar kombocusu

sinema-will-smith
Biyolojik kombocu, burnunu çeker, çekmezse sümkürür, aksırır, öksürür, bacağını sallar. Evet hasta olmuştur, geçmiş olsundur, lafımız yoktur ama film daha 2 hafta vizyonda kalacakken “Bu acele ne?” diye sordurtur.

İğneyi kendine çuvaldızı başkasına bonusu: Kendini Sinemadan Sorumlu Devlet Bakanı sanan tip

gorev_bilincli_odev_ahlakli
Listedekilerin hiçbirine tahammül edemez. Sanırsın devlet törenindedir. Herkese bir kulp takabilir. “Madem bu kadar mutsuzsun, sinema kapataydın kardeşim” cümlelerini göğsünde yumuşatması gerekendir.

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan ‘dan CEMAAT ANALİZİ

1551619_499557200152715_137838546_n.png

"Cemaat’in, bizzat kendi yayınlarından yola çıkarak nasıl Müslümanların yüzkarası ve küresel şebekelerin maskarası olduğunu ürpertici delillerle gözler önüne sereceğim… Küçük dilinizi yutacaksınız o zaman…"

Bu sözler Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan’a ait. Cemaatin beyin takımını Hassan Sabbah çetesine benzeten Kaplan’a göre taban, Allah rızası için koşturuyor. Tavan ise, Türkiye’ye karşı komplo üstüne komplo kuruyor.

Ilımlı İslam projesi ile İslamiyetin protestanlığa dönüştürülmek, Hinduizm, Budizm, Zen, Taoizm gibi ölü, antropolojik dinlere dönüştürecek şekilde hadım edilmek istendiğini yazan Kaplan, tehlikeyi bertaraf edebilmek için cemaatin şifrelerinin çözülmesi gerektiği görüşünde.

Modern Hasan Sabbah çetesinin küresel ölçekte faaliyet gösterdiğini ve cemaat’i her bakımdan yönlendirdiğini ifade eden Kaplan, bugünkü köşesinde cemaatin üç katmanlı yapısını böyle yazdı.

POSTMODERN ZAMANLARIN TÜREDİ HASAN SABBAH ÇETESİ

"Birincisi, iç ve dış şer şebekeleriyle derin ve kirli ilişkiler kuran, küresel şebekeler tarafından kullanılan ‘türedi Hasan Sabbah çetesi’.

Bu türedi Hasan Sabbah çetesini, ‘planlayıcılar’ ya da ‘beyin takımı’ olarak adlandırabiliriz.

Bu çete, küresel ölçekte faaliyet gösteriyor ve Cemaat’i her bakımdan bu ‘küresel çete’ yönlendiriyor.

Bu ‘küresel çete’nin önü, küresel şebekeler tarafından inanılmaz bir şekilde açılıyor.

Zaman zaman sorunlar yaşasa da, hedeflerine ulaşıyor bu çete ve ayartıcı bir ‘zafer sarhoşluğu’ (euphoria) yaşıyor o yüzden.

KÜRESEL SİSTEMİ KULLANDIĞINI SANAN AMA SİSTEM TARAFINDAN KULLANILAN UYGULAYICILAR CEPHESİ

İkincisi, küresel sistemi kullandığını sanan ama küresel şebekeler tarafından kullanıldığını bile anlayamayan, yalnızca önlerine konulan planları -Allah rızası için- adım adım, tam bir zafer coşkusuyla hayata geçiren uygulayıcılar cephesi.

Bunlar, iyi niyetliler ama nasıl bir tezgâha getirildiklerini, neye hizmet ettiklerini anlayabilecek derinlikten yoksunlar.

TABAN: ‘ROBOT’LAR ZÜMRESİ VE SAMİMİ MÜMİNLER CEMAATİ

Üçüncüsü de, taban’dan oluşuyor. Taban’ın iki ana gövdesi var.

Birinci gövde, ‘tepe’den gelecek her emre uymayı görev telakki eden, entelektüel yetileri de, basiretleri de, zihinleri de donmuş robotlar zümresi.

İkinci gövde, yapılan şeyin hizmet olduğuna yürekten inanan ve Cemaat’in kahir ekseriyetini oluşturan, yurt içinde ve yurtdışında Allah rızası için koşturan ama yaşananlara hiç bir anlam veremeyen, dünyaları yıkılan, yürekleri yangın yerine dönen vefakâr, cefakâr ve her şeylerini hizmete adayan samimi müminler cemaati.

Asıl Cemaat bu.

Adına ‘Camia’ denen ‘Cemaat’ten kurtarılması gereken hakîkî cemaat bu kişilerden oluşuyor.

Cemaat’i ‘Cemaat’ten kurtarmak gerekiyor, derken kastettiğim bu ana gövde işte."

KÜRESEL SİSTEMİN DESTEĞİNİ ARKASINA NASIL ALIYOR?

Çetenin hedeflerine ulaşmaı başarmasını üç nedene bağlayan yazar, bunların ne olduğunu böyle açıkladı:

Birincisi, postmodern zamanların ayartıcı, sinsice yöntemlerine başvuruyor bu çete.

O yüzden, hedefe ulaşmak için her yolu deniyor, her yöntemi meşru, mübah olarak görüyor.

İkincisi, İslâm dünyasında faaliyet gösterdiği yerlerdeki bütün İslâmî hareketlerle, oluşumlarla, cemaatlerle ‘Cemaat’ arasına gözle görülür bir mesafe koyuyor.

Böylelikle küresel sistemin desteğini kolaylıkla arkasına almayı başarmış oluyor.

Ve ayartıcı diyalog ve hoşgörü stratejisini sadece ve sadece güç sahibi Yahudi ve Hıristiyanlarla ilişki ve irtibat kurmak şeklinde uyguluyor.

Üçüncü olarak, hedefe ulaşmak için her türlü yalana, her türlü baskı ve sindirme yöntemine başvurmakta hiç bir sakınca görmüyor."

MÜSLÜMANLARIN YÜZKARASI VE KÜRESEL ŞEBEKELERİN MASKARASI..

‘Cemaat’, yaptığı şeyin, her şeyden önce, kendi intiharını hazırladığını göremiyor mu?’ diye soran Kaplan, ‘pazar günkü yazımı bekleyin’ diyerek tamamladı:

İkinci olarak, bir cemaat, Müslüman bir topluma değil, Müslüman olmayan bir topluma bile, her ne suretle olursa olsun, bu kadar büyük zarar verebilir mi, ülkeyi tam bir siyasî, iktisadî, sosyal ve manevî kaosun, hercümercin eşiğine sürükleyebilir mi?

Üçüncü ve son olarak, ‘Cemaat’, bütün bu işlediği ‘cinayetlerle’ hem Müslümanların yüzkarası hem de küresel şebekelerin maskarası olduğunu göremiyorsa, vay hâlimize!

Pazar günkü yazıda ‘Cemaat’in, bizzat kendi yayınlarından yola çıkarak nasıl Müslümanların yüzkarası ve küresel şebekelerin maskarası olduğunu ürpertici delillerle gözler önüne sereceğim… Küçük dilinizi yutacaksınız o zaman…"

KOMPLO TEORİLERİ : Para değil inanç

111.jpg

Para değil inanç

Türkiye asla kendi haline bırakılmıyor!
Bırakılmayacak da…

Amerika’ya içinden çıkıp RAKİP olan dev sermaye, Japonya ve Çin’i yarattı!
Avrupa’daki Henkel, Siemens, AEG, Bosch, BP, Shell, ING Group, Aviva gibi sayılamayacak kadar şirket Rothschildler’indi! Bir de bu ailenin Amerika’da kendi bankalarının verdiği hayati önemde kredilerle yarattığı Rockefeller ailesi vardı!

Citigroup, Standart Oil, Exxon-Mobil, Chevron gibi paha biçilemeyecek şirketler de bu ailenindi!

Ama FORBES’ın her yıl açıkladığı zenginler listesinde, ne hikmetse, biz dünyayı avucunda tutan bu iki ailenin üyelerinden hiç kimseyi göremiyorduk!
Carlos Slim, Bill Gates, Buffet, GOOGLE’un sahipleri, İn&Out isimli hamburgeci bile listeye girerken bunlardan kimseler yoktu!
Zaten yalan da burada başlıyordu!

Paranın ve zenginliğin adresi bunlardı ama kendileri yoktu!
Şirketlerinde asla değişmeyecek kurallar vardı!
Kilit noktalarda kesinlikle aileden olanlar otururdu!
Ailenin büyük erkek çocukları bir adım önde olurdu!

Genel itiraz olmadığı zamanlarda BÜYÜK oğlun büyük oğlu işin başında olurdu!
Evlilikler ikinci ve üçüncü dereceden kuzenlerle yapılırdı!
Daha da var!
Ama baktığınızda adamlar servetlerini bir İMPARATORLUK gibi yönetirler!
Kendi kuralları, yasaları vardır!
Mesela; asla ve kat’a bir MÜSLÜMAN TÜRK bunların şirketinde yukarılara tırmanamaz!
Şans ve tesadüf yoktur!

Bu aileler KARLİÇE’nin bilgi ve deneyimiyle hızla yol aldılar! İkinci Dünya Savaşı’nda öne çıkan Amerika bu işbirliği ile frenlendi! Onların askerle yaptıkları İŞGALLERİ bunlar çok daha ucuz ve karlı olan BANKACILIKLA yaptılar!
Ve dünyaya talip oldular! Maaşlı on binlerce FİNANS askeriyle sınırları değiştirmeden ülkeleri ele geçirdiler! İngiliz bayrağı dikmeseler de paralar onların bankalarına aktı!

Kurşun atmadan, süngü takmadan ülkeleri bir bir düşürdüler! Geneli de MÜSLÜMAN ülkelerdi!
Bir gün internette dolaşırken şu yazıyı okumuştum… İlginçti! Bugünü anlatıyordu sanki…

Bir işadamının işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu.
Bir zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen şimdi borç altındaydı!
Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir sürü insan ödeme bekliyordu.

Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış yolu bulamıyordu.
Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu, başını ellerinin arasına aldı ve bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı.
Yaşlı bir adam gelip önünde durdu! "Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden bir şey olduğu belli…
Derdini açmak ister misin?" diye sordu…

İşadamını dinledikten sonra da, "Üzme kendini! Sana yardım edebilirim" diyerek ÇEK defterini çıkardı… Eliyle koparttığı sayfayı uzatırken "Bu para senin. Bir yıl sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al" dedi.
Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu.

İşadamı elindeki çeke baktı. Çekte 500 bin dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller’e aitti! Dünyanın en zengin adamı önüne çıkmıştı! Şansa bak! "Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim" diye düşündü.
John Rockefeller’e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu.

Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle işine dört elle sarıldı.
Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri doğurdu.
Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabilmişti.
Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para kazanmaya başlamıştı.

Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu. Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti.

Kararlaştırılmış saatin gelmesini bekledi. Tam zamanında yaşlı adamın hızla ona doğru geldiğini gördü. Tam ona çekini geri verip başarı öyküsünü paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı.

Hemşire "Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir" dedi. "Çünkü bu bey sürekli olarak huzur evinden kaçıp, bu parka geliyor. Herkese kendisinin John Rockefeller olduğunu söylüyor" diye ekledi.

Hemşire adamın koluna girip onunla birlikte uzaklaştı. İşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Sanki donmuştu. Tüm yıl boyunca arkasında yarım milyon dolar olduğuna inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı.

Birden, hayatının akışının değiştiren şeyin para olmadığını fark etti.
Hayatını değiştiren kendinde bulduğu inançtı.

Başarının sırrı, kasamızda duran değil, kendi kalbimizde ve kafamızda olanlardı.
Başka yerde aramaya gerek yoktu!

Teşbihte hata olmaz ama Türkiye’nin hali tam bu hikayedeki gibiydi!
Cumhurbaşkanı oldunuz mu, Başbakan oldunuz mu, Bakan oldunuz mu, Genelkurmay Başkanı oldunuz mu, MİT Müsteşarı oldunuz mu hep önünüze "Aman MUSEVİLER’i kızdırmayın!
Para onlarda. Güçleri belli. Yaşamak istiyorsan uyum sağla!" denirdi!

Danışmanlar düne kadar bunun için vardı!
Ülkenin yönetimine geçseniz de bilinmeyen bir el sizi uzaktan yönetir ve kontrol ederdi!

Bunun adı bazen Amerika, bazen Rusya, bazen Almanya, kısık bir sesle de olsa bazen İngiltere olurdu!

Kimse çıkıp bunlara İTİRAZ edemezdi! Türkiye içinde öyle bir örgütlenme ağı vardı ki; her tarafta adamları ve grupları vardı!
BİZDEN olanlarla bizi yönetiyorlardı!

Oysa PARA imparatorluğunun görünmeyen kurallarına esir oluyorduk!
Kapağı açılmayan ve üstüne gidilmeyen gizli kuralda "Türkiye İsrail’in güdümündedir! Bunu değiştirmeye kalkmayın!" ifadesi yer alırdı!
Türkiye bizden daha çok Museviler’indi!
Kraliçe’nindi!
Rothschildler’in ve Rockefeller ailesinindi!
Ama biz bilmezdik!

Bizdeki BARONUN milyonlarca dolar onların MÜZELERİNE BAĞIŞ yaptığını da atlardık! İlişki kuramazdık!

Bizdeki zenginliğin de bizim BARONLARA ait olduğu yalanına inanırdık!
Oysa onlar sadece taşıyıcılardı!

Gerçekte sahip oldukları SERVET kendi ismini astıkları TABELANIN karşılığı olarak asıl sahiplerin BANKALARINDA yatıyordu!

İşte Türkiye bu DEĞİŞMEZ denen kuralın üstüne gitti! Erdoğan’ın cesareti hedef olmasına yol açtı! "Sakın ha! Aklınızdan bile geçirmeyin" denilen kuralları kaldırıp çöpe attı!

Bunu yaparken de "Para onlarda kriz sizi bitirir!" uyarılarına kulak asmadı!
Erdoğan da biliyordu ki ülkeyi İNANÇ değiştirebilirdi!
PARANIN sözü bir yere kadar geçiyordu!
Yürek, BANKNOTU yeniyordu!

Şimdi yaşananları ileride TARİH böyle yazacak!
Ve bu onların en büyük yenilgisi olacak! En çok güvendikleri oyuncu kaybetti çünkü!

Erdoğan’ı yakından vurmak isteyenler en yakından vuruldu!
Bu da Allah’ın işi!

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: