Etiket arşivi: PARALEL DEVLET DOSYASI

PARALEL DEVLET DOSYASI : Paralel yapıya ilk suçüstü

Derin operasyonun ardından pasif göreve atanan komiser M.A.’nın, İstanbul İtfaiyesi’ne yapılacak baskınla ilgili dosyaları yanında götürdüğü ortaya çıktı.

Türkiye’yi sarsan 17 Aralık ve 25 Aralık derin operasyonunun ardından paralel yapı içerisinde görev alan polislerin arşivleri silerek gizli belgeleri yok ettiği ortaya çıktı. Paralel yapının polislerine yönelik ilk suçüstü İstanbul’da yapıldı. İddialara göre olay şöyle gelişti: İstanbul Cumhuriyet Savcısı İbrahim Baytekin, 16 Ocak günü İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İtfaiyesi çalışanlarına yönelik gözaltı listesini Emniyet’e gönderdi. Polis, kendilerinde böyle bir dosya olmadığını belirterek tutanağa geçti. Teslim tutanakları ile kayıp olan dosyaların peşine düşen polis, dosyanın bir komiser tarafından silindiğini ve dışarı çıkartıldığını tespit etti. Derin operasyonlarında başarılı olamayan paralel yapı, son kozları olan Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul İtfaiyesi’ne yapılacak operasyon için hazırlık yapmıştı. Ancak paralel yapının deşifre olmasının ardından planlanan operasyon gerçekleştirilememişti.

OPERASYONA BAŞLIYORUZ

Paralel yapının içerisinde yer aldığı tespit edilen komiser M.A., 17 Aralık operasyonunun ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından görev yeri değiştirilerek Organize Şube Müdürlüğü’nden Küçükçekmece Emniyet Müdürlüğü emrine verilmişti. Kayıp dosyanın izini süren polis, operasyon dosyasının komiser M.A. tarafından bilgisayarlardan silindiğini, harici bellek ile şube dışına çıkartıldığını tespit etti. M.A.’dan dosyayı almak için çalışan polis "paralel yapı" içerisinde görev alıyormuş gibi "Operasyon yapacağız, elimizde dosya yok. Emir geldi başlıyoruz. Dosyayı getir" diyerek komiserin Emniyet’e gelmesini sağladı. Komiser M.A. dosyayı taşınabilir harici bellekle Emniyet Müdürlüğü’ne getirdi. İçerisinde İstanbul İtfaiyesi’ne yapılacak operasyonun detayları bulunan bellek tutanakla teslim alındı.

ÇALIŞMAYA DEVAM ET

Kayıp dosyayı polislere teslim eden komiser M.A.’nın meslektaşlarına, "Abiler tekrar göreve gelecek. Dosyalarla ilgili çalışmaya devam edin. Bizden haber bekleyin" dediği iddia edildi. M.A.’nın polislerin "Emir geldi, sabah operasyon yapacağız" telefonunun "abilerin emri sandığı" ve o nedenle dosyayı getirdiği ortaya çıktı.

AÇIĞA ALINDI İFADE VERECEK

Dosyayı bilgisayarlardan silerek evine götüren, Küçükçekmece Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görev aldığı halde gizlilik kararı bulunan dosya üzerinde çalışma yapan M.A. idari soruşturma açılarak açığa alındı. Hakkında gizlilik kararı bulunun dosyaları silmek, usulsüz yollarla Emniyet Müdürlüğü dışına çıkarmak suçlamaları ile açığa alınan M.A. memur suçları savcısına ifade verecek.

PARALEL DEVLET DOSYASI : Hükümeti yıkacak plan işte böyle suya düştü

Derin operasyonun planlayıcılarının hedefleri tek tek ortaya çıkıyor. Paralel yapı elemanları ülkede Gezi benzeri olaylar çıkarıp ‘Teknokratlar Hükümeti’ kurmak istedi. Darbe fark edilince plan suya düştü.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın "Bazı şeyler yeni dökülmeye başladı" diye işaret ettiği "kumpas" harekatında, yeni ayrıntılar ortaya çıktı. Akşam’dan Muhammet Kutlu’nun haberine göre, istihbarat birimlerine ulaşan bilgiler, AK Parti üzerinden hareketle ülkeyi ve milleti hedef alan yapının ihanet planının, bilinenden çok daha derin olduğunu su yüzüne çıkardı.

"TEKNOKRATLARIN BAŞBAKANI BİLE HAZIRMIŞ"

Kamuoyuna "rüşvet" ve "yolsuzluk" kılıfıyla sunulan operasyonun kısa ve orta vadeli hedefinin, genellikle demokrasilerin kesintiye uğradığı ve ekonomik krizlerin yaşandığı süreçlerde örneklerine rastlanan "Teknokratlar Hükümeti oluşturmak" olduğu öğrenildi. Teknokratlar hükümetinin başbakanının bile hazır olduğu belirtiliyor.

BAKANLIK RÜŞVETİ

Bu noktada medya yeniden devreye girerek, "krizden çıkış reçetesi" olarak "partiler üstü milli mutabakat hükümeti" formülü sunulacaktı. Muhalefet partilerine, "Ülke elden gidiyor" çağrıları yapılarak, olası hükümet senaryolarında yer almaları istenecekti. Böylece kamuoyunda, "Teknokratlar Hükümeti" tartışması başlatılacaktı. Yeni hükümetin güvenoyu almasının sağlanması için AK Partili bazı vekillere yakın markaj uygulanıp, "bakanlık" rüşvetiyle partilerinden istifa etmeleri istenecekti.

‘KURTARICI BAKAN’ FORMÜLÜ

Şubat kıyamet planıyla yerle bir olan ekonomi ise tıpkı 12 Mart 1971 muhtrasından sonra Nihat Erim’in Başbakanlığı’nda kurulan hükümette ve DSP-ANAP-MHP koalisyon hükümetinde olduğu gibi, ABD’den gelerek kabineye dışarıdan katılacak "kurtarıcı bakan" formülüyle dizayn edilecekti. Teknokratlar Hükümeti’nin güvenoyu almasından sonra, 2014 sonbaharı için erken seçim kararı alınacaktı. Böylece Türkiye, 30 Mart yerel seçimleri ve ağustostaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, son derece gergin bir atmosferde girecekti. Paralel yapının hesaplarına göre bu gelişmelerin ardından Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkışı zora girecek ve AK Parti dağılarak küçülecekti.

DEFAKTO GİRİŞİMİ

Paralel yapının planları tutsaydı, başta Halkbank olmak üzere Türkiye’nin elinde kalan devlet bankaları özelleştirme ya da halka arz yöntemiyle, sessiz sedasız yabancı fonların kontrolüne geçecekti. Kuzey Irak yönetimiyle petrol ve doğalgaz konularında sürdürülen çalışmalar askıya alınacak, İran ile köprüler atılacak ve Türkiye içe döneceği için Suriye ile ilgili tüm tezlerinden vazgeçecekti. Bu arada, Kıbrıs çevresindeki doğalgaz parselleri üzerindeki Türkiye iddiası da Defakto girişimlerle ortadan kalkacaktı.

VEKİLLERE İSTİFA BASKISI

Çok ayaklı planlama ile harekete geçen paralel yapı, 25 Aralık tarihinde kalkıştığı ikinci dalga operasyonda başarıya ulaşsaydı, çapı giderek büyüyen bir dizi operasyon da peşinden gelecekti. "İtibarsızlaştırma" algısı üzerinden devreye sokulan plan uyarınca, paralel yapının elemanları tarafından üretilen bazı ses kayıtları ile belgeler de aynı süreçte, internet üzerinden servise konularak, tahribat artırılacaktı. Ekonomik dengeleri altüst edecek girişimler sürerken, paralel medyada "yolsuzluk" ve "rüşvet" haberleri körüklenerek hükümet üzerindeki baskılar yoğunlaştırılacaktı. Bu süreçte, 12 Haziran seçimlerinde AK Parti’ye sızmayı başarmış az sayıda vekilin toplu istifası sağlanarak, "Hükümet dağılıyor" görüntüsü verilecekti.

‘ÜLKE KAOSA SÜRÜKLENİYOR’ ALGISI YERLEŞECEKTİ

Provokotörlerin sahneye çıkmasıyla birlikte ‘GEzi’ benzeri olayların fitili atetşlenecek ve metropollerden başlayarak ülke geneline yayılması sağlanacaktı. Ülke kaosa sürükleniyor algısı yaratılacaktı. Derin yapılanmanın planına göre hükümet baskılara dayanamayıp istifa edecekti. TEknokratlar Hükümeti 2014 sonbaharına kadar yönetecekti. Teknokratlar hükümetinin kurulmasıyla birlikte paralel yapının tasfiye edilen emniyet, yargı vebürokrasideki kadroları terfi ettirilerek görevlerine dönecekti.

PARALEL DEVLET DOSYASI /// AKP MİLLETVEKİLİ MEHMET METİNER : Türkiye’nin badem bıyıklı Neoconlar ı…

Hükümete karşı darbe girişimini değerlendiren AK Partili Mehmet Metiner, ‘Türkiye’nin badem bıyıklı Neoconları olarak tanımladığımız bu paralel yapı, hükümetin yürüyüşünü engellemekiçin pek çok yanlışlıklar yaptı’ dedi.

AK Parti Adıyaman milletvekili Mehmet Metiner, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın hükümet-cemaat çatışmasına benzin dökmeyecekleri yolundaki açıklaması ve Gezi sürecindeki tavrını överek, "Öcalan, Türkiye’nin demokratikleşme sürecine katkı sağlayan bir yerde duruyor" dedi.

RS FM Ankara temsilcisi Nihat Dağdelen’in sorularını yanıtlayan Mehmet Metiner, 17 Aralık operasyonunun ardından yaşananlara dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Operasyonun hükümete karşı bir darbe girişimi olduğunu savunan Metiner, yolsuzluğun söz konusu olmadığını ileri sürdü.

“PARALEL YAPIYI TASFİYE ETME KONUSUNDA KARARLIYIZ”

“Cemaat – hükümet çatışması” nereye kadar sürecek?

Cemaatle hükümetin çatışması söz konusu değil. Cemaatin üst yönetiminin hükümetimize karşı başlatmış olduğu bir kavga var. Emniyet ve yargı içindeki elemanlarını harekete geçirerek bizi diz çöktürmeye, AK Parti’nin siyasetini belirlemeye çalışıyorlar. Biz bu yapıya, "paralel yapı" diyoruz. Devlet içinde devlet olmak istiyorlar. Bu paralel yapıyla hükümetimizin demokrasi mücadelesi var ve bunları tasfiye etme konusunda kararlıyız.

“KCK’YI PARALEL DEVLET OLARAK GÖRMÜYORUZ”

-Bu "paralel yapı"yı öteden beri eleştirenler var. Geriye dönüp baktığınızda bu konuda bir özeleştiri yapmanız gerektiğini düşünüyor musunuz? Mesela KCK davasındakiler de, "paralel devlet" iddiasıyla içeri atıldılar. Balyoz, Ergenekon davalarında da benzer iddialar vardı yine…

-Biz KCK’yı paralel devlet olarak görmüyoruz. Çünkü paralel devlet, devlet içinde devlet yapılanmasıdır. KCK devlet içindeki bir devlet yapılanması değildir. KCK, mevcut devlete alternatif bir devlet yapılanmasının yaratılmasını isteyebilir. Kendi tüzüklerinde de var bu zaten. Ama bizim sözünü ettiğimiz paralel devlet, devletin kritik makamlarında olduğu halde, emri sivil otoriteden, kendi sıralı amirlerinden değil bağlı oldukları bir başka yapıdan alarak hareket eden ve gerektiğinde sivil hükümeti alaşağı etmekten kaçınmayan bir yapı. Dolayısıyla KCK’nın paralel yapılanmasıyla, bizim sözünü ettiğimiz yapılanma birbirinin tam tersi.

"KCK OPERASYONU VE ERGENEKON YARGILAMALARI YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMELİ"

KCK operasyonlarını çok sağlıklı bulmuyoruz. Dolayısıyla buna imkan sağlayan Terörle Mücadele kanunlarını da çok demokratik bulmuyoruz. Evet Ergenekon sürecinde de bir darbeyle hesaplaşılmıştır ama pek çok insanın da mağdur edildiğinden artık kuşku duymuyoruz. Dolayısıyla KCK operasyonlarının, top yekün Ergenekon yargılamalarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

"PARALEL YAPI: TÜRKİYE’NİN BADEM BIYIKLI NEOCONLARI"

Haşhaşiler diye, Türkiye’nin badem bıyıklı Neoconları olarak tanımladığımız bu paralel yapı, hükümetin demokrasiye doğru olan yürüyüşünü engellemek ve demokratik hamlelerini önemsizleştirmek için pek çok yanlışlıklar yaptı. Bugün artık bunu kabul ediyoruz. Bu bir özeleştiriyse, evet bu bir özeleştiri.

"ORDUNUN İÇİNDE BİR TAKIM GÜÇLER, ORGANİZE DARBE PLANLAMIŞLARDIR"

Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarında Türkiye’de var olan derin devletin üzerine gidilmediği, aslında bunun sulandırıldığı görüşüne katılıyor musunuz?

Biz sadece darbeyle hesaplaşma sürecini çok anlamlı buluruz. Ergenekon bir bütün olarak fasa fiso değildir. CHP ile ayrıştığımız yer burası. Yani sanki Türkiye’de hükümete karşı hiçbir darbe girişimi olmamış da, durup dururken bu davalar açılmış diye bakmak, hakikatın inkar edilmesi olur. Hükümetimize karşı ordunun içinde bir takım güçler organize bir şekilde darbe planlamışlardır. Ergenekon dediğimiz dava, bu darbe süreciyle bir hesaplaşmadır. Bu yüzyılımızın bence çok önemli bir adımıdır. Türkiye açısından da milattır.

"KCK SORUŞTURMALARI, ÇÖZÜM SÜRECİNİ SABOTE İÇİN TAMAMEN HUKUK DIŞI YÖNTEMLERLE YAPILMIŞ"

Ama bu süreçte görünen o ki paralel yapı, kendi muhaliflerini de bu torbanın içine yerleştirerek mahkum etmiştir. Türkiye’nin çözüm sürecini sabote etmek için de KCK soruşturmalarını tamamen hukuk dışı yöntemlerle yapmaktan kaçınmamışlar. Bugün gördüğümüz manzara bu. Onun için biz yeniden yargılanma süreçleri de dahil, Türkiye’nin çok köklü bir reforma ihtiyaç duyduğu kanaatindeyiz.

"YENİ BİR DEMOKRATİKLEŞME HAMLESİ YAPACAĞIZ"

Bu yüzden yeni bir demokratikleşme hamlesiyle inşallah Türkiye’nin karşısına çıkacağız. Terörle Mücadele kanunlarının yeniden düzenlenmesi ve belki tamamen kaldırarak Türk Ceza Kanunu içinde bunların yer almasını sağlamayı amaçlıyoruz. Özellikle Özel Yetkili Mahkemelerin ortadan kaldırılması konusunda hükümetimizin yeni bir hazırlığı var. Bir yandan HSYK’nın demokratik bir temsil sistemine kavuşturulmasını sağlayacağız. Bir yandan da emniyet ve yargı üzerinden, terörle mücadele yasalarından aldığı güçle bu paralel yapının yanlış yapmasını engellemeye çalışacağız. Hükümetimizin bu konudaki hazırlıkları devam ediyor. Yerel seçimlerden önce bu yasaları meclisten geçirmeye çalışacağız.

"YOLSUZLUK KILIFI ALTINDA DARBE GİRİŞİMİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ"

Bu arada yolsuzluk iddiaları var ve 4 bakan bu yüzden ayrılmak zorunda kaldı. “Bu dedikleriniz doğru ama bir de yolsuzluk var” söylemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz, yolsuzluk kılıfı altında bir darbe girişimiyle karşı karşıya olduğumuzu söylüyoruz.

Yani burada yolsuzluk yok mu?

-Bence yok. Kişisel yolsuzluklar, rüşvetler yeryüzünün her yerinde vardır. Ama hükümetimizden kaynaklı, doğrudan hükümetimizin bilgisi dahilinde yapılan bir yolsuzluk olayından söz etmek iftira olur. Ama herhangi bir insanın, bu bir bakan oğlu da olabilir, birisine bir işlem yaparken aldığı şeyleri hükümete bağlamak büyük bir iftiradır. Hükümetimiz böyle bir iftirayla karşı karşıya. O yüzden yolsuzluk kılıfına büründürülmüş bir darbe girişimiyle karşı karşıya olduğumuzu söylüyoruz.

"ÖYM’LER KALKARKEN YOL AÇTIKLARI MAĞDURİYETLERİN GİDERİLMESİ GEREKİR"

Sayın Bekir Bozdağ, Özel Yetkili Mahkemeler’in (ÖYM) kaldırılacağını açıkladı. ÖYM’lerin kaldırılması, özellikle yargı alanında yaşandığı iddia edilen hukuksuzları büyük ölçüde giderir mi? Diğer mahkemelerin, ÖYM’lerin yerine geçme tehlikesi var mı?

Hayır. Biz ÖYM’leri kaldırırken bu mahkemelerin yol açmış olduğu mağduriyetlerin de giderilmesi gerektiğine inanıyoruz. Sadece bu mahkemleri kaldırmak yetmiyor. Bu mahkemelerin yol açtığı mağduriyetler var. Bunların da giderilmesi gerekir.

Nasıl giderilecek?

-Bu konuda Adalet Bakanlığımız gerekli yasal düzenlemeleri hazırlayabilir. Meclisimiz de bu yasaları rahatlıkla geçirebilir. Ama ne yaparsanız yapın eğer hakimler, savcılar, paralel yapının mensubu gibi hareket edebiliyorlarsa başka mağduriyetlere de sebep verebilirler. Çünkü, sonuçta mahkemelerin takdir yetkileri var. Ama biz prensip olarak hem ÖYM’leri ortadan kaldırmayı hem de bu mahkemelerin marifetiyle ortaya çıkmış mağduriyetleri gidermeyi önemseyen bir siyasal anlayışa sahibiz. Bunun nasıl olacağına artık Adalet Bakanlığımızın yetkilileri karar verirler.

"ÇÖZÜM DAHA FAZLA DEMOKRASİ, HUKUK VE ÖZGÜRLÜKLER"

Ben bütün partilerin bu tür konularda uzlaşıya açık olduğu kanaatinde değilim. Hele AK Parti’nin marifetiyle herkesi memnun ederek toplumsal vicdanı rahatlatacak adımların atılmasından meclisteki muhalefet partilerimizin memnuniyet duyacağı kanaatinde değilim. Bunlar, "Keşke AK Parti bu adımları atmasa da, biz bunun üzerinden siyaset yapsak" diye düşünüyorlar. Bakmayın siz demokratikleşme istedikleri yönündeki söylemlerine. AK Parti ön almaya başladığından itibaren her birisi farklı gerekçelerle hükümete gene suçlamalar yöneltiyor. Ama biz bütün bu tehlikeleri bertaraf edebilecek tek formülün daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha fazla hukuk olduğu kanaatindeyiz.

"İMRALI’DAN ÇOK ANLAMLI VE DEĞERLİ ŞEYLER SÖYLENİYOR"

Barış süreci konusuna gelecek olursak… Abdullah Öcalan, bu yapıyla ilgili Başbakan’a bir yıl önce bir mektup yazdığını açıkladı. Bu yapının darbe hazırlığı içinde olduğu konusunda uyardığını belirten Öcalan, "Biz öyle bir çatışmaya benzin taşımayacağız" demiş. Bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Nevruz sürecindeki tutumu, Gezi süreci ve hükümete karşı şimdiki darbe girişimine karşı almış olduğu tutumu çok anlamlı ve değerli buluyorum. Öcalan’ın aslında durduğu yer, Türkiye’nin demokratikleşme sürecine katkı sağlayan bir yer. Öcalan’ın gösterdiği bu istikamete yönelik bir siyasetin henüz yürütülemediği kanaatindeyim. Öcalan İmralı’da çok anlamlı, çok değerli şeyler söylüyor. Türkiye’nin demokratikleşmesine de katkı sunabilecek çok anlamlı şeyler söylüyor. Paralel yapıyı görüyor. Paralel yapının aslında hükümeti alaşağı etmeye, çözüm sürecini sabote etmeye dönük eylemselliklerini de görüyor. Ama Öcalan adına siyaset yapanların, henüz bunu yeterince gördükleri kanaatinde değilim. Görüyorlarsa da ideolojik barajları nedeniyle buna yönelik bir siyaset üretemedikleri kanaatindeyim.

"HEDEF SİLAHLI MÜCADELE SÜRECİNİN TASFİYESİNİ SAĞLAMAK"

Öcalan’ın hükümetten de bir takım beklentileri var ve bu konuda seçime kadar bazı adımların atılmasını istediği belirtiliyor…

-TMK’da değişiklikler yapılıyor. ÖYM’leri kaldırıyoruz. Hukuk alanında çok önemli reformlara imza atacağız. Seçim sonrasında da bizim nihai hedefimiz, silahlardan arındırılmış bir toplumsal beraberlik abidesi dikmek. Yani silahlarını bırakmak isteyip de gelip siyaset yapmak isteyenlerin önünü açmak. Bu konuda yasalardan kaynaklı engeller varsa bunları da ortadan kaldırmak istiyoruz. Tabi bunları Öcalan söylediği için yapmıyoruz. Böyle bir algının oluşması, bizi de, Türkiye toplumunu da rahatsız eder.

"ÖCALAN SAĞLAM DURUYOR, HÜKÜMETİMİZ KARARLI ŞEKİLDE SÜRECİN ARKASINDA"

Siz dönüp baktığınızda evet bu süreç yürüyor ve ilerleyecek diyebiliyor musunuz?

-Hem de çok istekli ve kararlı bir şekilde yürüyor. Öcalan sağlam duruyor. Hükümetimiz kararlı bir biçimde bu sürecin arkasında duruyor. Paralel yapının ortaya çıkmasından sonra da bu sürecin Kürtler için de, herkes için de elzem olduğu görüldü. Belki de bu şerden böyle bir hayır doğdu. Birileri ısrarla Türkiye’nin bu sorunu çözerek güçlenmesini istemiyor. Türklerin, Kürtlerin birlikte kazanmasını istemiyorlar.

"PARALEL YAPININ BİR HEDEFİ DE ÇÖZÜM SÜRECİ"

Paralel yapının doğrudan bir hedefinin de çözüm süreci olduğu ortaya çıktı. Dolayısıyla çözüm sürecini başarıya ulaştırmak, hükümetimizin olmazsa olmaz görevleri arasındadır. Biz çözüm sürecinin tam arkasındayız. Yol temizliği için ne gerekiyorsa da sonuna kadar yapacağız. Ama bunun için biraz daha sabra, biraz daha zamana ihtiyacımız var.

"KDP-PKK UZLAŞISI"

Leyla Zana’nın Öcalan’ın mektubunu KDP’ye ulaştırmasının ardından PKK ve KDP’nin anlaştığına dair haberler var. Özellikle Rojava’da uzlaşıya varıldığı belirtiliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Kendi aralarındaki bir şeydir. Ayrıntılarını bilemiyorum. O konuda bizim yorum yapmamız doğru değil. Ama çözüm sürecinin başarısı konusunda bir anlaşmaya varmışlarsa, bir mutabakata varmışlarsa bu bizi ziyadesiyle memnun eder.

"BAŞBAKANIN İRAN GEZİSİ, İLİŞKİLERİN REHABİLİTASYONU"

Başbakanın İran gezisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle Brüksel’in ardından İran’a gitmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Dış politikamızı, Türkiye’nin çıkarlarına uygun bir şekilde belirliyoruz. Bizi İran ile karşı karşıya getirmek isteyen güçlerin oyununa gelmemek gerektiğine inanıyoruz. İran’ın bu konuda Türkiye’nin partnerliğine ihtiyacı var. Türkiye’nin de İran’ın dostluğuna ihtiyacı var. Zaten iki kardeş ülkeyiz; aramızdaki sorunları pekala kendimiz oturup çözebiliriz. Ben bu ziyaretin, özellikle Suriye ve Irak konusunda ortaya çıkan kırılganlıkların ortadan kaldırılmasına bir vesile olacağı inancındayım.

İlişkilerin rehabilitasyonu olarak görüyorsunuz…

-Evet iki taraf da birbirlerini dinleyecek. Varsa yanlış anlamalar giderecek. Dilerim yeni bir ittifak anlayışıyla Türkiye-İran dostluğu pekişir.

"AK PARTİ’NİN OYLARINDA DRAMATİK DÜŞÜŞ YOK"

Son gelişmeler, AK Parti’nin oylarını nasıl etkiler sizce?

-Önümüzde bir yerel seçim var. Genel seçim ve yerel seçim birbirinden farklıdır. Yerel seçimde, yerel dengeler önem arz eder. Ama genel seçim, çok daha farklı. Ben önümüzdeki yerel seçimde AK Parti’nin oylarında başkalarının iddia ettiği gibi dramatik bir düşüş olduğu kanaatinde değilim. Tam tersine bir önceki seçimden, yerel seçimde almış olduğu oylardan çok daha fazla alacağını ve gene birinci parti olarak çıkacağı kanaatindeyim. Genel seçimde de ben, AK Parti’nin yüzde 50’nin üzerinde bir oy oranıyla çok da güçlü bir biçimde iktidara oturacağı kanaatindeyim.

"CUMHURBAŞKANLIĞI İÇİN GÖNLÜMÜZDEN GEÇEN ÖNCELİKLE RECEP TAYYİP ERDOĞAN"

AK Parti’nin Köşk adayı sizce kim olacak?

-Hepimizin öncelikli tercihi hiç kuşkusuz, Genel Başkanımız ve Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. (Kaynak: Rusya’nın sesi)

PARALEL DEVLET DOSYASI /// CEM KÜÇÜK : Darbe girişimi başarısız olursa başa geleceklerden kaçama zsın

Cem küçük’ten okunması gereken yazı…

27 Mayıs darbesinin başarıya ulaşmadığını düşünen Albay Talat Aydemir arkadaşlarıyla beraber yeni bir cunta hazırlığına başlar. Aydemir ve arkadaşları yeni bir ihtilal yapıp Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Başbakan İsmet İnönü’yü devirmenin hesaplarını yaparlar. 22 Şubat 1962’de Binbaşı Fethi Gürcan’ın gayretleriyle Cumhurbaşkanlığı Köşkü kuşatılır. O gece Gürsel, İnönü ve bazı bakanlar Çankaya’da ablukaya alınır. İnönü, Gürcan’a haber gönderir. Köşk’ten çıkmalarına müsaade edilip edilmeyeceğini sorar. Gürcan, ‘İhtilal gerçekleşti, koruma altındasınız’ dese her şey Talat Aydemir ve arkadaşları başarıya ulaşacaktır. Gürcan, Aydemir’e, ‘Ne yapalım?’ diye sorar. Aydemir, ‘Bırak gitsinler’ cevabını verir. Her şey bu tarihten itibaren devletin lehine döner. İsmet İnönü’nün Çankaya Köşkü’nden çıkarken Fethi Gürcan’a, ‘Talat’a söyle, şimdi kaybetti’ dediği kulaktan kulağa yayılır.

Eskiden darbeler tankla tüfekle yapılırdı. Zamanla darbeler de dönüşüme uğradı. Post modernden dost moderne yepyeni kavramlar hayatımıza girdi. Kelimeler bile anlamlarını kaybettiler. 17 ve 25 Aralık darbe girişimleri başarılı olsaydı muhtemelen şu anda başka şeyler konuşuyor olacaktık. Emniyet-yargı cuntası istediğini alamadı. Nisan ayından itibaren bakanları atayacaklarını düşünenler, anahtar teslim devleti ele geçireceklerinin hesabını yapan paralel yapı şu anda hayal kırıklığına uğramış durumda. İmamlar toplantı üstüne toplantı yapıyorlar.

Artık bu cunta için sonun başlangıcına gelmiş durumdayız. Emirlerindeki polis, yargı mensupları ya da kamuda çalışan üyelerine ‘Sakin olun, yine gücü ele geçireceğiz’ telkinleri yapılıyor ama iş işten geçti. Öte yandan 15 Şubat’ta yeni bir tezgâhın içinde olduklarını sosyal medyadaki sahte hesaplarla dile getiriyorlar. Artık bu saatten sonra bir şey elde edecekleri yok. Sadece akıllarınca korku yayıyorlar.

Devletin elindeki enstrümanlar her zaman daha çoktur. Yakın zamanda başlayacak casusluk soruşturmasıyla bu illegal yapının bütün kirli işleri birer birer deşifre olacak. Başbakanlık Teftiş Kurulu (BTK) nihai raporunu Erdoğan’a sundu ve savcılığa iletti. Raporu inceleyen savcılar casusluk üzerinde soruşturmalarını devam ettiriyorlar. Şubat 2012’de Başbakan Erdoğan’ın evinde ve dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in ofisinde dinleme cihazları bulunmuştu. Kalemden bile küçük cihazları devletin en tepesindeki isimlerin odalarına koyanlar uluslararası bazı istihbarat teşkilatlarıyla da bağlantı içindeler. Yani açıkça vatana ihanet suçu işliyorlar. Bu cihazları yerleştirenin ismi ve hangi abisinden emir aldığı bile belli. Bu cihazların ne kadar süreyle odalarda kaldığı TÜBİTAK’tan alınan raporla teyit edildi. Sadece elde edilen dinleme verilerinin nereye ya da kimlere aktarıldığı bilinmiyor.

Savcılık yakın bir zamanda böceği koyduğu BTK’da yazılı olan kişinin ifadesini alacak. Sonra soruşturmanın genişleyip genişleyemeyeceği belli olacak. Şahsi fikrim genişleyeceği yönünde. 7 Şubat’ta Hakan Fidan’ı devirip polis içinden kendi adamını MİT’in başına getirmek isteyen cunta zaten dinlemenin baş faili durumunda. Bu cuntaya kimlerden talimat gittiği biliniyor. İhbar mektupları da bu bilgileri doğruluyor.

Burada bir nokta daha var: MİT’in Türkmenlere yardım götüren tırlarını jandarmaya ihbar ederek durdurtanlar istihbaratın içindeki paralel yapının bir kliği. Bunlar elbette emniyet ve yargıdaki cuntayla beraber çalışıyorlar. Bu süreçleri yöneten de bazı imamlar.

Medyadaki adamlarını da kullanan ve imal edilmiş haberler yaptıran cuntanın diğer bütün illegal işleri BTK raporunda var. Casusluk işini kotaranlarla 17 ve 25 Aralık darbesini örgütleyenler de aynı yapı. Hükümeti düşüreceklerinden çok emindiler ama yanıldılar. İşler istedikleri gibi gitmedi. Şimdi cunta faaliyetlerinin hesabı yargı önünde kendilerine sorulacak.

Bir ülkede darbe girişiminde bulunup başaramadığınızda bunun sonuçlarının ne olacağı herkesin malumu. Darbe başarılsaydı Humeyni gibi yurda dönmenin hesaplarını yapanlar herhalde hesaplarının tutmadığını görünce derin bir hayal kırıklığı yaşadılar. Ankara’da, Bursa’da kendilerine Beyaz Saray gibi devasa malikanelerden yaptıranlar Türkiye’ye nizam verip devleti idare edeceklerini sandılar. Onlara geçmiş olsun diyorum.

Talat Aydemir ve Fethi Gürcan başaramadıkları darbenin bedelini ödediler. Aydemir kıyamadığı İnönü tarafından tereddüt dahi edilmeden darağacına gönderildi. Aynı İnönü, Gürcan’a da acımadı. Başbakan Erdoğan kendisini devirmek isteyen ve bir ucu uluslararası bir şebekeye dayanan paralel yapıya acımayacağını ilan etmişti.

Şu anda bütün kontrol devletin elinde. Bu saatten sonra paralel yapının elindeki kasetler, şantaj dosyaları artık bir işe yaramayacaktır. 15 Şubat hayalleri ya da korkutma taktiklerinin etkisi olmayacaktır. Meşruiyet yaratma çabaları ya da AK Parti’yi kapatma hayalleri de boşa düştü. Kabak gibi ortadasınız.

Tarih ders alınırsa tekerrür etmiyor. Alınmazsa neler olduğu mevcut. Hele hele darbe gibi bir girişim başarısız olunca başa gelen çekilir.

PARALEL DEVLET DOSYASI /// FETULLAHÇI İŞ ADAMINDAN GÖZDAĞI /// “Gülen’den icazet almazsanız ma lınızı satmam”

ETİ’yi kuran ve büyük bir marka haline getiren Firuz Kanatlı, Gülen Cemaatinin "ticaret ilişkisi"nin nasıl yürüdüğünü anlattı.

ETİ’yi kuran ve büyük bir marka haline getiren Firuz Kanatlı, çocuklarına devrettiği şirketin yönetimine karışmamayı tercih ediyor. Kanatlı, şimdilerde arkadaşlarına namaz kılmayı öğretecek bir kitapçık hazırlıyor.

Yeni Şafak’tan Emeti Saruhan’a konuşan Firuz Kanatlı, başından geçen bir olayı ilk defa paylaştı:

"İstanbul’da Kadıköy tarafında büyük bir distribütör var, o bölgeyi ona verdik. Fakat baktık ki pek iyi de satamıyor. ‘Sizden daha iyisini bekliyoruz’ diyoruz ona. Bir gün geldi, ‘Fethullah Gülen Hoca’dan icazet alamazsanız ben sizin malınızı satamayacağım. Kusura bakmayın’ dedi."

Hikayenin geri kalan kısmını Firuz Bey’den dinleyelim mi?

Fethullah Gülen’den icazet?

Evet. 1996 yılı Ramazan’ı. Biz İstanbul’da iyi satmaya başlamıştık. ‘İcazet nasıl alınıyor’ dedim. ‘Çırağan Sarayı’nda iftar veriyor. Oraya gidin hocayla tanışın, anlaşın. Hoca bize icazet verecek, biz de toptancılara icazet vereceğiz. Öyle bisküvinizi satabiliriz. Bunu hemen yapın’ dedi. Bana tuhaf geldi ama bir gidelim bakalım dedim. Gittik. Yanıma da çok iyi tanıdığım bir kuyumcu dostum geldi oturdu. Hasbihal ettik. Hoca o akşam hastaymış gelemedi. Fakat onun İstanbul’daki temsilcisi gibi, İhsan Kalkavan Bey konuştu. Konferans verdi. Barış Manço da gelmişti. O da Rusya’da okulları gezmiş. Çok hürmet ederek konuştu. Biz de dinledik. Yemekten sonra konuşmalar devam ederken önümüze birer kağıt kondu.

Nasıl kağıtlar?

Açtık, liste var. Projeleri sıralamışlar. Bir yerde cami, bir yerde bir okul… 500 bin liraya kadar gidiyor. İstenen şu; listeden bir tanesine angaje oluyorsun. ‘Ben 50 bin liralık istiyorum, ben 100 bin liralık istiyorum’ diye seçip, orada taahhüdünü imzalıyorsun. Yanımdaki arkadaşla biz ‘Kusura bakmayın. Biz bir düşünelim’ deyip kalktık. İcazet isteyen bizim için hiç de sempatik bir adam olmadı. Ben dürüst bir şekilde ticaretimi yapıyorum. Hiç siyasete girmiyorum. Sen bana icazet vereceksin de malımı satacağım. Şimdi bilmiyorum bu hala var mı?

O engeli nasıl aştınız?

Aşamadık ki. Başka birini bulup onunla anlaştık. Çünkü adam talimat almış. Eti o zaman İstanbul’da iyi satıyordu. Eti’nin satışına mani olursak bize taahhütte bulunur hesabını yaptılar ve icazet vereceğiz yoksa satamazsınız dedirttiler bize. Biz de başkasına verdik dağıtımı. Çok şükür Allah’a yine satışımızı yaptık.

Yeni Şafak

PARALEL DEVLET DOSYASI : İşte 17 Aralık’ın şifreleri

Sosyal medyaya yansıyan inanılmaz konuşmalar paralel devletin darbe girişiminin şifrelerini çözüyor. Fethullah Gülen ve grubunun konuşmalarında hükümete karşı darbe planının bütün adımları açıkça anlatılıyor.

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyaya yansıyan konuşmalar 17 Aralık darbe girişiminin perde arkasını büyük ölçüde ortaya çıkardı. Ekim, Kasım ve Aralık aylarında yapıldığı iddia edilen konuşmalar, hükümete karşı darbe için dershaneleri dönüştürme yasasının bahane olarak kullanıldığını ortayla çıkardı. Ünlü işadamlarının ihale vaadi ve yargı-bürokrasideki dosyaların takibi teklifiyle darbeye destek vermeye zorlandığı belirlendi. İş dünyasıyla birlikte medya, bürokrasi ve siyasetle ilgili planların tamamı tek tek deşifre oldu.

İşadamlarına ‘gönül’ ihalesi

Gazeteciler ve Yazarlar vakfı tarafından da doğrulanan ilk konuşmada Gülen Grubu’nun lideri Fethullah Gülen ile TUSKON Genel Sekreteri arasındaki konuşmada bazı işadamlarının darbeye desteği için özel çaba sarf ediliyor. Adı geçen işadamlarından biri olan Pegasus Havayolları sahibi Ali Sabancı’nın operasyonla ilgili bilgilendirildiği ve Sabancı’nın da "Birileri bunlara dur demeli" diyerek darbeyi destekler yönde konuştuğu anlaşılıyor. Cemaatin yöntem olarak ünlü işadamlarına Gana, Tanzanya, Uganda ve Çin’de büyük ihaleler ayarladığı, işadamlarının gönlünü kazanmak için ananas ve tespih gibi hediyeler gönderildiği belirtiliyor.

Milletvekillerine talimat

31 Aralık’ta istifa eden AK Parti Burdur Milletvekili Hasan Hami Yıldırım’a, Gülen’in TUSKON Genel Sekreteri aracılığıyla "İdris Bal gibi yap" talimatı gönderdiği, "İstifa etseler ne olur, vekillikten olacak değiller ya" demesi cemaatin parti içindeki vekiller üzerindeki planını ortaya koyuyor. Geçen hafta sonu istifa eden cemaat üyesi İstanbul vekili Muhammet Selçuk Çetin de konuşmasında zamanlama için Gülen’in talimatını beklediğini itiraf etti.

Bakanları cemaate çekme planı

Bakanların bile cemaat saflarında yer alması için çalışıldığı 27 Kasım’daki konuşmada ortaya çıkıyor. Gülen, TUSKON Genel Sekreteri’ne "Zafer (Çağlayan) bey sizi tutuyor gibi tavır sergiliyor fakat, dershaneler konusunda Başbakan’ın yanında. Belli etmeden münasebetlerinizi sıkı tutun, başka tarafa kaymasın" diyor. Konuşmadan 20 gün sonra Çağlayan ve oğluna yapılan operasyonun nedeni ortaya çıkıyor.

Hedef hükümet Başbakan bertaraf edilecek

İşadamı Süleyman Hamit Müftigil’in 17 Aralık operasyonu öncesi aradığı Sözcü Gazetesi muhabirine istihbarat veriyor. Cemaatin önde gelen isimlerinden olan Müftügil Türkiye’nin çok karışacağının sinyalini vererek, " Bunlar Türkiye’de halkı uyutmuşlar. Halk aptal zavallı hepsi. Geri adım atmak yok. Onun (Başbakan) bertaraf edilmesi şart. Ülkenin varlığı yokluğu buna bağlı. Nisandan sonra bakanları, milletvekillerini biz belirleyeceğiz. Daha bunlar iyi günleri. Nisandan sonra senaryoyu biz yazacağız" diyor. Cemaatin operasyonu çok önceden planladığı dershaneleri bahane olarak kullandığı şu diyaloglarla ortaya çıkıyor:

Muhabir: … O zaman şurada bir iki ay var. Yılbaşından önce göreceğiz zaten.

Müftügil: Yılbaşına kalmaz.

78 vekile istifa şantajı

Müftügil, Sözcü muhabirine darbe girişimiyle ilgili bilgiler de aktarıyor. Genç Parti’yi cemaatin aldığını belirten Müftügil, "İçi düzenlendi, müzenlendi. Bayramdan sonra ayın 25’i 26’sında resmi müracaatı yapılacak. Şu anda 78 milletvekili AK Parti’den ayrılıp buraya girmeye hazır. Erken seçim olacak. Benim bağlantılı olduğum cemiyetler var ya cemaatler, biliyorsun onları, aradaki bütün koordinasyonu sağladım. Her şey yerli yerine oturmuş durumda " diyor. Bu bilgi cemaatin AK Parti milletvekillerini şantaj yaparak istifaya zorlama planını deşifre ediyor. Cemaat içinde Gülen’e başka cemaat üyelerini ihbar etme alışkanlığı da var. TUSKON Genel Sekreteri, "Arkadaşlar rahatsız" bahanesiyle İzmir Milletvekili İlhan İşbilen için de istifa talimatı almaya çalışıyor.

Çözüm süreci bitecek, İsrail darbeye destek verecek

İnanılmaz diyaloglar, 17 Aralık’tan beri çok tartışılan darbede İsrail faktörü konusuna da açıklık getiriyor. Cemaatin önde gelen isimlerinden Müftügil "Pazartesi Washington’da BDP’nin ABD bürosu açılıyor. İmralı’dakinin karşısında olan dünyadaki herkes oraya geliyor. ABD kongreyi tanımış oluyor. Ondan sonra bunlara bizim güneyde bir ülke var ya hani benim sevdiğim (İsrail), onlar da destek oluyor. İsrail, ABD ve bizim Kürt kardeşlerimiz, birlikte bir dayanışma organize edecekler" diyor.

Silahlı çatışmalar geliyor

Konuşmada "Türkiye’deki hareketlilik baya artacak" denilerek barış sürecinin bitirilmesinin de hedeflendiği açıkça anlaşılıyor. Müftügil, Sözcü’teki kaynağına şu istihbaratı veriyor: "Bundan sonra silahlı ve çatışmalı bir dönem geliyor…" Devamında da "Bunlar Türkiye’de halkı uyutmuşlar. Halk aptal. Zavallı hepsi. Geri adım atmak yok. Onun (Başbakan’ın) bertaraf edilmesi şart. Ülkenin varlığı yokluğu buna bağlı" sözlerini sarf ediyor.

Star

PARALEL DEVLET DOSYASI : ‘Paralel’in seçim tuzağına önlem

Paralel yapının, 30 Mart seçimlerini manipüle edeceği ihbarı üzerine AK Parti 800 bin kişiyi sandıklarda görevlendirdi. Görevliler özel bir program yüklenen akıllı telefonlarla sonuçlarını görüntüleyip genel merkeze gönderecek.

30 Mart seçim güvenliğinin sağlanmasına ilişkin devlet gerekli önlemleri alırken, paralel yapının sonuçların güvenilirliğini tartışmaya açmak, vatandaşların kafasını karıştırmak için bazı girişimlerde bulunacağı ihbarları gelmeye başladı. Bunlardan biri de paralel yapının 100 bin kişiyi sandık başlarında görevlendireceği oldu. Çoğunluğu öğrencilerden oluşan gençlerin ortaya çıkartabileceği sıkıntılara karşı da AK Parti özel önlemler aldı. AK Parti’nin geliştirdiği üç kademeli önlem paketinin detayları şöyle: Her bir sandığın sonuçlarının tam ve doğru olarak kaydedilerek AK Parti genel merkezinde değerlendirilmesi için özel bir program geliştirildi. Bu program sayesinde AK Parti sandıklar ile ilgili sonuçlar hakkında anında ve sağlıklı bilgi alma, buna paralel olarak da spekülasyonları önleme şansına sahip olacak. Sonuçların birilerinin müdahalesi ile değiştirilmesinin de önüne geçilmeye çalışılacak.

AK Parti, 30 Mart yerel seçim sandıklarında 800 bin kişilik bir ordu görevlendirecek. Geçmiş seçimlerden farklı olarak 800 bin kişinin elinde sandık başına giderken içinde özel geliştirilen yazılım yüklenen akıllı telefonlar olacak. Sandıklar açılır açılmaz ilk sonuçların telefonla görüntülenip program üzerinden genel merkeze ulaştırılacak. Sayım bitip sonuçlar kesinleşince de oy tutunağının fotoğrafı çekilip genel merkeze gönderilecek. Bu arada, AK Parti, sandık görevlilerinin eğitimlerini uzun süredir devam ettiriyor. Son aşamada sandıklardan gelen bilgiler, imzalanmış tutanak sonuçları ve YSK’dan yapılacak resmi açıklamayla 2009’daki sonuçlar sandık bazında karşılaştırmalı analizi yapılacak. Belirgin oy sapması görülen sandıklar ile parti veya aday bazında olağan üstü sonuçlar çıkması halinde yeniden sayım talep edilecek.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: