Etiket arşivi: Başbakan

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : İş takipçiliği ve ihale tevzii yapan bir Başbakan

4 Şubat 2014

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sn.R.Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

J

17 Aralık Yolsuzluk soruşturmasının ortaya çıkardığı en vahim olaylardan birisi de “Sabah-ATV” nin satışı sürecindeki havuz ilişkisidir. Başbakan’ın bizzat müdahil olduğu yolsuzluk ilişkisini, yasama denetimi sorumluluğu içinde dile getiren İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın mezkur önergesine getirilmek istenilen internet sansürü , olayı ve iddiayı daha da kritik bir hale getirmiştir.

Asgari demokrasi kültürü ve duyarlılığı olan bir toplumda, Hükümet’in istifasını gerektiren bu olayla ilgili iddia ve gelişmeleri , kararlılıkla gündemde tutmak ve sorgulamak zorunluluğu vardır. Öyle ki, bu konuları dolaylı olarak dile getirmek isteyen basın mensupları Başbakan tarafından azarlanmakta ve rencide edilmektedir. Soru soran gazeteciler ve gazete yönetimleri, Başbakan tarafından doğrudan hedef gösterilmektedir. Başbakan’ın ayırımcı üslubu nefret diline dönmüş, Devlet gücüyle basın organları tehdit edilir hale gelmiştir.

Esasen Sabah-ATV grubuyla ilgili havuz olayının aktörleri, 2005’li yıllardan bu yana Hükümet ve Başbakan’ın özel himayesindedir. Bu gruplar arasında Cengiz Grubu, Yasin El Kadı’lar, Tivnikli’ler, Çalık’lar, Topbaş’lar, Ağaoğulları öne çıkmaktadır.

Seydişehir Eti Alüminyum özelleştirmesindeki çıkar ilişkilerinin baş aktörlerinden olan Cengiz Grubu, 2013’lü yıllarda da yine aynı şekilde Başbakan’la “özel ve yakın ilişkiler” içindedir. Basına yansıyan bulgulara göre; ….Başbakan’ın oğluyla Cengiz Grubu doğrudan çıkar ilişkileri içinde olup, Devlet’ten ihale alan ve kamuoyunda bilinen sermaye gruplarına 100’er Milyon Dolar “salma” yoluyla havuz oluşturulduğu, Başbakan’ın “iş takipçiliği ve ihale tevzii”yaptığını gösteren bulgular söz konusudur. Esasen, Sabah-ATV’nin Çalık grubuna satış süreci gözönüne alındığında , bu ilişkinin organize bir nitelik kazandığı ve Başbakan’ın bu basın grubunu adeta “özel müktesebatı” olarak gördüğünü dehşetle gözlemliyoruz.

Başbakan’ın “ahlaki erezyona” dönüşen ve anayasal anlamda suç teşkil eden bu ilişkileri, demokratik zemin içinde elbette sorgulanacaktır. Başbakan, suç ilişkilerinin ve delillerin ortaya çıkmasının yarattığı panikle, toplumun her kesimini nüfuz suiistimali yoluyla tehdit eder hale gelmiştir.

Şimdiki hal ve ivedi kaydıyla soruyoruz;

(1) Çalık Grubunun ödeme şartlarını ihlal ettiği açıklık kazandığı halde, tazmin ve iadeye ilişkin hükümler neden uygulanmamaktadır? Halkbank ve Vakıfbank’ıtan alınan toplam 750 Milyon Dolar kredinin üzerine ayrıca 170 Milyon Dolar daha kredi alındığı yönündeki iddia ve bilgiler doğru mudur?

(2) Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına iş takipçiliği ve ihale tevzii yapmak yakışır mı?

4 ubat 2014 soru nergesi Sn Babakan a.doc

4 ubat 2014 soru nergesi Sn Babakan a.pdf

KİTAP TAVSİYESİ /// AHMET AKGÜL : ESKİ BAŞBAKAN NECMETTİN ERBAKAN’IN FARKI

KİTABI BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.

AK PARTİ DOSYASI /// Gülse Birsel’in okunma rekoru kıran yazısı : Doyamadım Başbakan’a

Başbakan’ı her kanalda her dakika görmek beni kesmiyor.

Çok alıştım kendisine. Günlük rutin fırçamı yemeden güne başlayamıyorum. Neyse ki hologram imdadımıza yetişti. Böylece olmadığı yerlerden de bize seslenebilecek

Şenay’ın 70’li yıllardan bir şarkısı vardır, aranızda hatırlayanlar olacaktır, adı ‘Doy Doy, Doyamadım Türkiye’me’. Güftede memleketin neredeyse bütün şehirleri sayılır ve hiçbirine doyum olmaz. Örneğin “Doy doy doy doy doooy, doymadıım Kayseri’yee”… Sağlam melodili, döneminin ilerisinde bir parçadır. Bu ara sürekli kulağımda çalıyor.
Farkında mısınız, son aylarda hayatımızda en sık gördüğümüz kişi Başbakan! Ben, ailem ve arkadaşlarımdan daha çok, kendisiyle karşı karşıya geliyorum! Zira gazete okumasan, radyo- televizyon açıyorsun, internete giriyorsun, en olmadı bir yerde posterine rastlıyorsun.

Huşu içinde fark ettim ki Sayın Erdoğan’ı zaman zaman kendimden bile çok görüyorum! Abartma değil. Günde 20 defa aynaya bakmıyorum mesela ama kanalları zaplarken beş dakika içinde 20 kanalda peş peşe kendisine rastladığım oluyor.

Başbakan herhangi bir televizyon yıldızı gibi değil. Beni filan zaten bırakın da daha sık program yapanlardan, örneğin ana haber bülteni sunucularından, günlük dizilerin oyuncularından, Acun’dan, Esra Erol’dan da farklı olarak, kendisi bütün kanallarda! Her gün, arzu ettiğiniz her saatte televizyonda yüzünü görebilir, radyoda sesini duyabilirsiniz. Zap’layarak ilişkinize bir mesafe koymanız, özleme fırsatı bulmanız mümkün değil yani.

KIYMETİNİ BİLİN

Önceden programlı basın toplantıları ve konuşmalarla iş bitmiyor. Ülkede günde beş olay patlayınca, Sayın Erdoğan tabii hepsiyle ilgili o an bir açıklama yapıyor. Dolayısıyla, çoğu zaman yayın kesilerek bulunduğu yerden canlı bağlantıya geçiliyor ve böylece vatandaş, mesela bir kültür-sanat programı seyrederken bile Başbakanıyla sürpriz bir görüşme imkânına ulaşmış oluyor.

Başbakanımız nerede, ne yapıyor, ne giymiş, ne demiş, modu nasıl, sinirli mi, yorgun mu, kime haddini bildirmiş, an be an takip edebiliyoruz. Hangi yakınınızın her gün, her saat nerede olduğunu bilirsiniz? Eşiniz? Belki. Başbakan’ı biliyoruz ama. Hiçbir ülkenin siyasi lideri vatandaşına bu imkânı tanımaz, umarım kıymetini biliyorsunuzdur!

Şahsen çok alıştım bu yoğun iletişime. Yani Şenay’ın dediği gibi, “Doy doy doy doy doooy, doyamadım Başbakanaa”! Her ama her konuda, doğruları, yanlışları bize göstersin istiyorum. Mesela pilav tereyağla mı iyi olur, tereyağ-zeytinyağı karışımıyla mı? Bakanlardan birinin açıklaması filan artık beni kesmez. Bizzat Başbakan, her konuda olduğu gibi, kendi tercihini söylesin, öteki türlü yapanları fırçalasın isterim.

Yarın bir gün kendisi siyasetten bıkıp evine çekilirse kendimi boşlukta hissedeceğim diye korkuyorum. Stockholm sendromu gibi bir şey bu. Günlük rutin fırçamı yemeden kendime gelemiyorum. İlla gelişigüzel bir kanalı açıp, azarımı işiteceğim. Başka türlü günümün bereketi olmuyor! Başbakan kafein gibi, insanı sürekli gergin tutuyor!
Ne var ki, işte aynı kafein gibi, insan alışıyor. Ve bir kere alışınca, kitle iletişim araçlarının takibi yetmiyor. Zira kimse aynı anda iki yerde olamaz, Erdoğan bile! Neyse ki hologram mucizesi imdadımıza yetişti! Böylece Başbakanımız, artık hem olduğu hem olmadığı yerlerden bize seslenebilecek! Arzu edilirse 24 saat kendisinin fikir ve görüşlerinden faydalanıp hizaya gelebileceğiz.

HER EVE LAZIM!

Şahsım adına, bu sohbetlerin biraz daha kişisel olmasını tercih ederim. Madem bu teknoloji çıktı, neden her eve bir Başbakan hologramı verilmesin? Hayaldi, gerçek olabilir! Açıkçası, illa fırça yiyeceksem, kişiye özel fırça yemeyi tercih ederim. Başbakan hologram marifetiyle, salonda, çalışma odamda, setteki oyuncu odasında filan belirip, yediğime içtiğime, kimlerle ne muhabbet ettiğime, hangi sitelere girip, ne tarz bir hayat yaşadığıma, ahlaki, siyasi ve ekonomik görüşlerime bizzat karışsın isterim! Öyle toplu halde yapılan yaşam tarzına müdahaleden bir tat alamıyorum ben!

Madem bu tarz teknik imkânlar var, artık vatandaş bire bir evinde teftiş edilsin, bizzat azarlansın.

Biz bunu hak ediyoruz.

Hürriyet

YOLSUZLUK DOSYASI : BAŞBAKANIN OĞLU BİLAL ERDOĞAN’IN SAVCILIĞA ÇAĞRI KAĞIDI /// AMA GİTMEDİ ///

PARALEL DEVLET DOSYASI /// Osman Ateşli – Haber 7 : Başbakan’ın açıklayamadığı kirli ittifak

erdogan--zaman-gazetesi-ve-fethullah-gulen-cemaatine-sert-cikisti-.jpg

Başbakan’ın açıklayamadığı kirli ittifak

Yanlış hatırlamıyorsam Başbakan Erdoğan o açıklamayı 2013 yılının son ayında yurtdışına yaptığı seyahatlerin birinin dönüş yolunda yapmıştı.

Türkiye’de dönen kirli pazarlıklara ilgili çok net ifadelerle, "Açıklayamadığım şeyler var." demişti gazetecilere… İfadelerden çıkardığımız zamanı geldiğinde tek tek anlatacaktı ama daha zamanı vardı.

Merak sahibi herkes gibi. "Acaba ne?" demiştik Başbakan’ın açıklayamadığı…

Daha 4-5 gün önce Bursa’da konuşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başbakan Erdoğan’ın paralel yapıyı hedef alan sert çıkışlarıyla ilgili bu ifadeleri doğrulayan cümleler kurmuştu.

"Başbakanımın içi yanıyor, yüksek perdeden bir şeyler söylüyor. Siz onun bildiklerini bilseydiniz daha çok şey söylerdiniz"

Evet, ihanet silahıyla sırtından hançerlenmesine rağmen susulabilmişti.

Canı yanmasına rağmen…

İçi kan ağlamasına rağmen…

Bu kadar açık ihanete rağmen…

Yine insaflıydı,

Herşeye rağmen itidalliydi…

Tek şikayeti milletineydi.

Kalabalıkların önünde bu ihanete karşı öfkesini dizginlemeye her beşer gibi zorlanıyordu.

O günlerde hep soru işaretleri kalmıştı kafamızda…

"Acaba daha neler vardı" bu kadar öfkelenecek diyorduk.

Hangi kirli tezgah bu kadar köpürtüyordu onu?

Tahminlerimizi en uçlarda gezdiriyoruk yine de bu kadarını yoramıyorduk.

Bir el tarafından ihanetin kayıt ve belgeleri tek tek ortalığa saçılınca Başbakan Erdoğan’ın bilip de boğazına dokuz düğüm atmak zorunda kaldığı, görüp de haykıramadığı şeylerin neler olduğunu daha da iyi anlar olduk.

Kumpasın aktörleri bir bir deşifre olurken ihaneti biz de gördük!

İhanet suçunu taşıyan derin pazarlığın aktörleri için herşey ‘masum’du!

Pazarlıklar da, ittifak da, kumpas da, ihanet de…

Ne var ki;

Milletin başa getirdiğini indirmek için birileriyle kirli planlar yapanlar, koltuk hevesine kapılarak karanlık bir hayalin peşinden sürüklenenler, iyot gibi açığa çıkmışlardı.

Başbakan ve arkadaşları ihanet şebekesine, binde birini yapmış olsaydı yeri ayaklarının altından çeker, gökkubbeyi başlarına yıkmak için yapmadıklarını bırakmazlardı.

Kim bilir daha neler vardı? Bakalım yarın daha önümüze neler düşecekti?

Amerika’yı üs seçmiş ‘güneydeki sevilen ülke’nin siyonist lobilerinin aşka getirmesiyle ülke yönetimini yeniden dizayn etme hayalciliğine kapılan derin yapının temsilcilerine elbette söylenecek çok şeyler var.

Milletin ve memleketin selameti için biz de bazı şeyleri hatırlatalım;

Milletin şifrelerini çözemediğiniz bir kez daha çok açık bir şekilde anlaşılsa da şu hakikatleri kafanıza sokun artık!

Bu ülke üzerinde operasyon yapılacak bir ülke asla değildir.

Bu tür kirli ve karanlık ittifaklara kim girerse, millet nezdinde yok olmaya mahkumdur.

İhanet komitalarıyla iş tutan karanlık fikirli yapılarınızın gücü, bu ülkeyi küresel lobilere peşkeş çekmeye, örselemeye yetmez, yetmeyecek. Hiç bir şekilde böyle bir şeye hakkınız da yok.

Zannetmeyin ki; Bu sofranın nimetlerini paylaşan milletin sizin tuzluğunuzdaki tuza ihtiyacı var.

Bu hakikatlere rağmen yine de bu ülkeyi yönetme arzusu taşıyorsanız, illegal yöntemler ve sızmalar yerine milletin huzuruna çıkabilecek medeni cesareti göstermekten başka çareniz kalmadı.

İşte meydan, işte millet…

Hodri meydan!

Gelin boyunuzun ölçüsünü siz de alın!

Osman Ateşli – Haber 7

TEKNİK TAKİP : Başbakan’ın Odasındaki Dinleme Cihazı Raporu Savcılıkta

Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun dinleme cihazı raporu savcılığa sunuldu. …

Başbakanlık Teftiş Kurulu, Başbakan Erdoğan‘ın, Başbakanlık Resmi Konutu ve Keçiören’deki evinde priz içerisine yerleştirilen dinleme cihazlarıyla ilgili soruşturmasında son aşamaya gelmiş, detaylı ve kapsamlı bir çalışma yürüten Teftiş Kurulu, konuya ilişkin bir de rapor hazırlamıştı.

DOSYA TMK SAVCILIĞINDA

Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun hazırladığı rapor, Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. Maddesiyle görevli başsavcı vekilliğine gönderildi. Memur suçları bölümünde yürütülen soruşturma da “Casusluk şüphesiyle” görevsizlik kararı vererek dosyayı TMK savcılığına gönderdi.

ÜÇ SAVCI GÖREVLENDİRİLDİ

Hükümet, özel yetkili mahkemeleri ve TMK’yı kaldırma hazırlığı yaparken Başbakan’ın çalışma ofisinde bulunan böcek ile ilgili soruşturma ve rapor ise TMK Başsavcı vekilliğine ulaştı. Şubat 2012’de dinleme olayının ortaya çıkmasıyla başlatılan soruşturmayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Bürosu yürütüyordu. Ancak bu soruşturmanın da memur suçlarından alınarak, TMK savcılığına gönderildiği bildirildi.

Soruşturmanın, “Devletin güvenliğine karşı işlenen suç” kapsamında olduğu ve casusluk şüphesiyle geçen hafta TMK Başsavcı vekilliğine iletildiği bildirildi. TMK Başsavcıvekilliği de soruşturma için 3 savcıyı görevlendirdi. Teftiş Kurulu’nun raporu 3 klasörden oluşurken, savcılığın elinde şu ana kadar böcekle ilgili toplam 8 klasör bulunduğu öğrenildi.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Teftiş Kurulu’nun hazırladığı raporun içeriğine dair bazı bilgileri önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşacağı belirtiliyor.

BAŞBAKANIN 1 NOLU YALAKASI YİĞİT BULUT : Sistem ve Sisteme Bağlı Kalmayı Zorlayanlar

Sevgili dostlar, “ERGENEKON örgüt olarak var mıdır, yok mudur” benim konum değil…Özellikle ortaya çıkan son durum sonrası YARGILAMA’nın daha da hassas olması gereğini bilerek devam eden süreçte “yorum yapmak son derece sakıncalı” notunu düşebilirim…

Soruya YARGI cevap ve karar verecek, süreç işleyecek…Benim Ergenekon algılamam farklı. Örgütlü bir yapıdan önce aklıma ilk gelen “örgütlü bir zihniyet” ve bu zihniyete uygun olarak örgütlenmiş yapı…

Nasıl mı ? Örnekleyerek arz edeyim…

Sevgili dostlar, ne dediğimi daha iyi anlatabilmek için size bir filmi hatırlatmak istiyorum…

2005 yılında gösterime giren ve daha sonra bazı televizyon kanallarında da yer alan “Ada” filmini mutlaka görmüşsünüzdür. Özeti şöyle: Yedek organ sağlamak amacıyla insanlar klonlanıp, kendilerine genetik olarak yüzde 95’in üstünde uyan, ikincil bir yapı oluşturuluyor. Ortaya çıkan klonlar, bilinçlerinde ve bilinçaltlarında yapılan manipülasyonlarla, ‘nükleer bir kirlenme sonucu kurtulanların ortak bir sığınakta yaşadıkları fikri’yle programlanıp, temiz kalan adaya gitme beklentisi içinde “bir arada” barındırılıyorlar… Kendilerini “esas” sanan “klonlar”, nasıl bir oyun içinde olduklarını fark edemeden, “adaya seçilecekleri” günü bekliyorlar.Ada fikriyle “motive” edilip aslında “neye hizmet ettiklerini” asla anlayamıyorlar. En acı ayrıntı da; başkalarının “amaçları” uğruna “araç” olduklarının farkına asla ama asla varamadan yaşıyorlar…

Tam bu noktada diyeceksiniz ki; bu film ile girişte tarif ettiğiniz “zihniyet” arasında ne gibi bir “ilişki” var? Bana göre durum çok açık. Küresel ana sistemin “siyasi-sosyolojik ve en önemlisi ekonomik” olarak sömürdüğü “bütün ülkelerde”, yerel yapıya uygun “yerel bir zihniyet ve sistem” kurulur… Daha açık ifadesiyle “küresel sömürü”, dünya üzerinde “sömürdüğü ada”lar oluşturur ve oraları “Ergenekon Zihniyeti” ile ayağa kaldırdığı “yerel yerleşik düzen” tarafından kontrol eder… Bu “yerel yapı” içinde “siyasetçi, bankacı, asker, medya, işadamı” gibi unsurlar vardır ve “ülkenin insanları” filmdeki “ada” üstünde “başka amaçlarla kandırılıp kullanılan klonlar” gibi hayatlarını geçirirler…

Sonuç: “Ergenekon Zihniyeti ve Yerel Yapılanma” sadece Türkiye’ye özgü değildir. Gelişmemiş ülkeler başta olmak üzere birçok ülke bu “yapılardan” etkilenir hatta gelişmekte olan yapılar başından itibaren tamamen kontrol edilir…Türkiye’de de durum farklı değildir…Ülkemiz, 1946 sonrası “ başlayan ve montaj endüstrisi ile kurgulanan burjuva” devrimi ile devam eden ve son olarak “finans-medya düzeninin” tesis edilmesi ile “olgunlaşan” bir yapıda “1946-2003” arasında tam ve tartışmasız bir şekilde bu “yapı” tarafından yönetilmiş, yönetimde etki azaldığı her dönemde “Siyasi-Sosyal Kaos-Darbe-Devalüasyon” üçgeninde yeniden “tam olarak” kontrol altına alınmıştır… Türkiye’de her 7-14 yıl arasında “askeri veya finansal darbe” olmuş ve sistem tam olarak kontrol altına alınmak istenmiştir; 1946,1960, 1971,1980,1994, 2001, 28 Şubat, Gezi ve 17 Aralık…

Sonuç: “Ergenekon Zihniyeti” Türkiye’ye özgü değildir. Adı burada böyle konmuş olsa, farklı bölgelerde farklı “isimler” ile tanımlansa bile bu “zihniyet” KÜRESEL SİSTEMİN yerel bekçisidir… Kendi mantığı içinde “askerinden, gazetecisine, siyasetçisinden, öğretim üyesine” kadar “legal-illegal” olarak örgütlenir. Burada bir not düşmem gerekli; örgütlenmenin “fiziki” olması ve birbirlerini tanımaları gerekmez. “Aynı zihniyet” çerçevesinde “indoktrine” edilip, maddi menfaatlar ile “sisteme” bağlananlar “ANA BÜYÜK YAPIYA” hizmet etmeye başlarlar ve “uyanamadıkları” sürece bu yolda sonuna kadar giderler… Buna en güzel örneklerden biri Türkiye’de “askeri entellektüel ve finansal entellektüel” yapılardır. Bu “kadrolar” öyle bir şekilde yıllarca “indoktrine” edilmişlerdir ki; Türkiye’nin borçlanması veya kayıtsız şartsız “MEDENİYET” olarak algıladıkları-algılattıkları Blok’a teslim olmasını “tek reçete olarak” görmüşler ve savunmuşlardır…

Son söz: “Ergenekon” yapılanmasını bir örgüt olarak düşünmekten çok daha geniş bir açıdan bakar ve “zihniyeti” anlamaya çalışırsak “resmin bütününü” görebiliriz… Türkiye’de her meslekten her Türk vatandaşı kendine şu soruyu sormalı: Doğru bildiklerimi yaparken, samimi şekilde kendimi ortaya koyarken acaba “kime, neye hizmet ettim ve ediyorum”! Konu çok detaylı, sorgulamaya devam edeceğiz.

http://haber.stargazete.com/yazar/sistem-ve-sisteme-bagli-kalmayi-zorlayanlar/yazi-836935

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Başbakan Erdoğan’ın Tahran Ziyareti : Türkiye-İran İlişkilerinde Yeni Bir Dö nüm Noktası

Yrd. Doç. Dr. Bayram Sinkaya

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 28-29 Ocak 2014 tarihlerinde İran’ın başkenti Tahran’a resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyaret, son yıllarda çeşitli nedenlerle bir sarsıntı geçiren Türkiye-İran ilişkilerinin gelişmesi açısından yeni bir dönüm noktası olmuştur. Bu çalışmada Erdoğan’ın Tahran ziyareti bağlamında Türkiye-İran ilişkilerinin dönüşümü ve iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinin önündeki potansiyel engeller tartışılmıştır.

İkili İlişkilerde Dönüm Noktası: “Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi”

Başbakan Erdoğan’a Tahran ziyareti sırasında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybek eşlik etmiştir. Erdoğan ziyaret kapsamında İran’daki muadili Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Rehber Ayetullah Hamanei ile görüşmüştür. İkili ilişkiler ve bölgesel meselelerin ele alındığı bu görüşmelerde, iki ülkenin bölgesel meseleler karşısındaki ortak kaygıları ve beklentileri ile iki ülke arasında ticaret hacminin 2015’te 30 milyar dolara çıkarılması temennileri ifade edilmiştir. Ziyaret sırasında üç anlaşma ve bir bildiri (“Türkiye ve İran arasında Ortak Ticaret Komitesi Kurulmasına Dair Anlaşma”, “Tercihli Ticaret Anlaşması” ve İran Haber Ajansı (IRNA) ile Anadolu Ajansı (AA) arasında İşbirliği Anlaşması) imzalanmıştır.

Ziyaretin en önemli sonucu Cumhurbaşkanı Ruhani ile Başbakan Erdoğan arasında “Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi kurulmasına dair ortak siyasi bildiri”nin imzalanmış olmasıdır. Son on yılda Türkiye-İran ilişkilerinde kaydedilen olumlu gelişmelere karşın iki ülke arasındaki işbirliğinin daha ileriye götürülebilmesinin önünde her iki ülkenin de bazı rezervleri vardı. Bu nedenle geçen on yılda Türkiye’nin en önemli dış politika araçlarından birisi olan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi anlaşmaları çok sayıda ülke ile imzalanmış, ama İran ile imzalanması gündeme bile gelmemişti. Keza İran yönetiminin Türkiye ile bölgesel işbirliği konusunda çok istekli görünmesine rağmen Türk yetkililer bu konuda İran’ın beklentilerini karşılamaya yanaşmamıştı.

Türkiye’nin İran’a karşı bu ihtiyatlı bakışının başlıca iki nedeni vardı. Bunlardan birincisi İran’ın ABD ve Batılı ülkelerle ilişkilerinin giderek bozulması idi. Bir yandan nükleer programı üzerindeki tartışmalar, diğer yandan Ahmedinecad hükümetinin “radikal dış politikası” dolayısıyla İran giderek uluslararası sistemden izole edilirken, Türkiye’nin kimi karşı çıkışlarına rağmen geleneksel ittifak ilişkilerinin hilafına bu ülkenin yanında durması çok zordu. Türkiye’nin İran’a karşı rezervlerinin ikincisi sebebi ise İran yönetiminin izlediği bölgesel politikalardan duyduğu bazı endişelerdi. Bölgenin tedrici şekilde ekonomik ve siyasi anlamda “liberalleşmesi” ile “bölgesel istikrarı” savunan Türkiye, İran’ın bölgede, Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelere yönelik olarak izlediği dış politikayı “istikrarsılaştırıcı” bir faktör olarak görmeye başlamış, bu nedenle bölgesel meselelerde İran’dan uzaklaşmıştır.

Bu çerçevede Ağustos 2013’te İran’da yaşanan hükümet değişikliği ve yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin dış politikada çatışma yerine diplomasiye ve işbirliğine önem veren bir yaklaşım benimsemesi, Türkiye’nin İran hakkındaki rezervlerinin ortadan kalkmasını sağlamıştır. Ruhani’nin nükleer meselede uzlaşmacı bir tavır izleyerek bu konuda somut ilerlemeler kaydetmesi ve İran’ın bölge ülkeleri ile ilişkilerinin geliştirilmesine öncelik vermesi Türkiye’den de olumlu karşılık bulmuştur. Bu gelişmeler iki ülke arasında “Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi”nin kurulmasının gündeme gelmesini sağlamıştır ki bu gelişme her iki ülkenin de ikili ilişkilerini kapsamlı bir şekilde geliştirme niyetini ifade etmektedir.

Ankara-Tahran İlişkilerinin Rasyonelleşmesi ve Kompartmanlaşması

Türkiye-İran ilişkilerinde kaydedilen bu olumlu gelişme, iki ülke arasındaki bütün sorunların çözüldüğü ve özellikle bölgesel meseleler karşısındaki görüş ayrılıklarının giderildiği anlamına gelmemektedir. Mevcut sorunlara ve görüş farklılıklarına rağmen ikili ilişkilerde kaydedilen bu olumlu gelişme, Türkiye-İran ilişkilerinin “rasyonelleştiğini” ve “kompartmanlaştığını” göstermektedir. İkili ilişkilerdeki rasyonelleşme ve kompartmanlaşma süreci 2000’lerin hemen başlarında ortaya çıkmıştır. Rasyonelleşme, ihtilaflı noktaların geri plana itilerek iki ülke arasındaki işbirliği noktalarının ve ortak çıkarların öne çıkarılmasını sağlamaktadır. Kompartmanlaşma ise tarafların ikili siyasi, güvenlik, kültürel, iktisadi ilişkileri ile bölgesel düzeydeki ilişkilerinin ayrı ayrı ele alınması anlamına gelmektedir. Böylece ikili ilişkilerdeki alt-alanlardan birisinde meydan gelen olumsuz gelişmelerin diğer ilişkileri olumsuz etkilemesinin önüne geçilmektedir.

Ankara-Tahran ilişkilerinin rasyonelleşmesi ve kompartmanlaşması açısından son birkaç yıl önemli bir test olmuştur. Zira hatırlanacağı üzere 2011’de Türkiye topraklarında NATO Füze Kalkanı Programı çerçevesinde Amerikan radarlarının konuşlandırılması, patriot sistemlerinin Türkiye-Suriye sınırına yerleştirilmesi, hem Irak’ta hem de Suriye’deki gelişmeler üzerinden Türkiye ile İran’ın karşı karşıya gelmesi Ankara-Tahran ilişkilerini ciddi şekilde tehdit etmiştir. İlginçtir, Ankara-Tahran ilişkilerinin ciddi şekilde tehdit altında olduğu bu dönemde Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacmi rekor kırarak 2012’de 22 milyar dolara yaklaşmıştır. Bu başarı, iki ülkenin ihtilaflı noktaları bir yana bırakarak işbirliği yapabildiklerini göstermektedir.

Türkiye-İran İlişkilerinin Önündeki Potansiyel Engeller

Önümüzdeki aylarda İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Türkiye’ye resmi bir ziyaret yapması beklenmektedir. Bu ziyaret sırasında da muhtemelen yeni anlaşmalar imzalanacaktır. Bununla birlikte, ikili ilişkilerdeki rasyonelleşme ve kompartmanlaşmaya rağmen Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin ilerlemesinin önünde birtakım potansiyel engeller vardır.

Her şeyden önce Türkiye ile İran arasındaki karşılıklı üst düzey ziyaretler sırasında mutat olduğu üzere iyi niyet ve işbirliği mesajları verilmekte, bazı anlaşmalar yapılmaktadır, fakat söz konusu anlaşmaların hayata geçirilmesinde bazı problemlerle karşılaşılmaktadır. Bu problemler bürokratik veya teknik engeller şeklinde olabilmektedir, ama esas sorun siyasi iradenin anlaşmanın takipçisi olmamasından kaynaklanmaktadır. Ankara ile Tahran arasında imzalanan ama uygulanmasında problemle karşılaşılan çok sayıda anlaşma vardır. Mesela iki ülke arasında 2007’de Türkiye’nin İran’da doğalgaz araması, çıkarması, işlemesi ve pazarlamasına dönük enerji işbirliği anlaşması uzun süre gündemde kaldıktan sonra rafa kaldırılmıştır. Keza, Başbakan Erdoğan’ın gezisi sırasında imzalanan “tercihli ticaret anlaşması” yıllardır gündemdeydi. Hatta 2011’de Cumhurbaşkanı Gül’ün Tahran ziyareti sırasında imzalanması beklenen bu anlaşma ancak şimdi imzalanabilmiştir.

İkili ilişkilerin önünde bir başka potansiyel engel olarak İran’da Ruhani hükümetinin güç kaybetmesinden bahsedebiliriz. Yukarıda değinildiği üzere Ruhani’nin İran dış politikasına getirdiği yeni yaklaşım, Türkiye’nin İran’a karşı rezervlerinin ortadan kalkmasını sağlamıştır. Türkiye’nin bu dönemde İran’a olumlu yaklaşımı aynı zamanda Ruhani hükümetinin desteklenmesi ve cesaretlendirilmesi yönünde bir adım olarak değerlendirilebilir. Fakat İran’daki siyasi dengeler açısından bakıldığında Ruhani hükümetinin siyasi geleceği ve kapasitesi büyük ölçüde İran’ın nükleer meselesinin çözümünde göstereceği performansa ve başarıya bağlıdır. Ruhani’nin bu cephede başarısızlığa uğraması, İran siyasetindeki dengelerin yeniden değişmesine neden olabilir. Buna bağlı olarak İran siyasetinde ve dış politikasında meydana gelebilecek yeni gelişmeler Türkiye-İran ilişkileri için de yeni sorunların doğmasına sebep olabilir.

TEKNİK TAKİP : BAŞBAKAN SÖZKONUSU OLUNCA ORTALIK AYAĞA KALKIYOR /// MK ULTRA MAĞDURLARI SAHİPSİZ ///

Erdoğan’ın odasına izinsiz giren yanacak

Başbakan Erdoğan’ın evi ve çalışma ofisinde dinleme cihazları bulunmasının ardından, bu makam odalarında “sensör” önlemi alındığı ortaya çıktı.

Erdoğan’ın yüzü, yürüyüşü ve hareketlerinin tanımlandığı sensörler, odalara farklı biri yalnız girdiği anda alarm veriyor.

Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Ankara Keçiören’deki evi ve Başbakanlık Resmi Konutu’ndaki makam odasında bulunan dinleme cihazlarıyla ilgili raporunda son rötuşlar yapılırken diğer yandan da benzeri olayları önlemek üzere önlem alındı.

DİNLEMEYE KARŞI ‘SENSÖR’ ÖNLEMİ

Öncelikle dinleme cihazının nasıl yerleştirildiği belirlendi. Odalarda kamera olmadığı için böceği koyan kişiye, koridorda bulunan kamera kayıtlarından ulaşılmaya çalışıldı. Böceklerin yerleştirildiği 2011 yılı Kasım ayı ve böceğin bulunduğu Aralık ayını kapsayan 2 aylık süreye ilişkin tüm görüntüler tek tek incelendi. Bu sürede makam odası ve evdeki ofise giren çıkan Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanlığı’ndaki tüm personelin ifadeleri alındı. İfadelerin ardından ve deliller ışığında böceği koyan kişi tespit edildi. Edinilen bilgiye göre; dinleme cihazlarını prizlere yerleştiren kişinin kolaylıkla bulunamamasında makam odasında kamera bulunmaması etkili oldu. Bu aşamada "sensör" önlemi gündeme geldi.

ERDOĞAN’A TANIMLANDI

Öncelikle Başbakanlık merkez binası ile Başbakanlık Resmi Konutu’ndaki makam odaları Erdoğan’a tanımlandı. Odalara Erdoğan’ın yüzünü, yürüyüş ve hareketlerini ezberleyen sensörler yerleştirildi. Başbakan Erdoğan’a tanımlanan odada ve arkasındaki dinlenme bölümünde, Erdoğan olmadan başka birinin dolaşması halinde sistem anında alarm veriyor. Sistemi kontrol eden birimden izinsiz, Başbakan haricinde koruma ya da bir başkasının girmesi halinde elektronik sistem odasındaki bilgisayara uyarı geliyor.

TIR OPERASYONU /// MİT eski Daire Başkanı Mahir Kaynak : ‘SALDIRININ HEDEFİ BAŞBAKAN’

"Saldırının hedefi Başbakan" MİT eski Daire Başkanı Kaynak, ‘TIR krizi ile başlayan kampanyanın hedefi Başbakan Erdoğan’ dedi

"Saldırının hedefi Başbakan" MİT eski Daire Başkanı Kaynak, ‘TIR krizi ile başlayan kampanyanın hedefi Başbakan Erdoğan’ dedi. Kaynak, dun ‘İran yanlısı’ diyenlerin, bugün MİT Müsteşarı Fidan’ı Suriye’de muhaliflere silah göndermekle suçlamalarının çelişki olduğunu söyledi. Seçim odaklı derin operasyonla birlikte Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) yönelik başlatılan karalama kampanyası da hız kazandı. Son dönemde MİT’in korumasındaki bazı TIR’ların savcılar tarafından yetki aşımı pahasına durdurularak aranması, kuruma yönelik yürütülen kampanyanın boyutlarını gözler önüne seriyor. Yaşanan son gelişmeleri AKŞAM’a değerlendiren MİT eski Daire Başkanı Prof. Dr. Mahir Kaynak, bugüne kadar kuruma karşı bu çapta bir saldırının görülmediğini söyledi. Kaynak, saldırının hedefinin MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve onun üzerinden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olduğunu belirtti.

GÜÇLENMEMİZİ İSTEMİYORLAR

"Türkiye bölgesinde önemli bir güç" diyen Kaynak, "Küresel güçler Türkiye’nin bölgesel güç olmasını istemiyorlar. Başbakan MİT’in başına Fidan’ı getirdiği gün, kuruma yönelik saldırılar başladı. Bugünlerde ise, bu saldırılar ve karalama kampanyaları iyice artırılmış durumda" ifadelerini kullandı. Fidan’ın görevden alınması için Başbakan’a çeşitli yollardan baskı kurmaya çalışıldığını belirten Kaynak, "Daha dün ‘Fidan İran yanlısıdır’ diyenler, şimdilerde ise, MİT kontrolündeki TIR’lara baskınlar yaparak, kurumun Suriye’de Beşşar Esad’a karşı savaşan muhalif gruplara silah taşıdığını iddia ediyorlar. Peki, hani Fidan Iran yanlısıydı. İran yanlısı olan biri nasıl oluyor da İran’ın açık şekilde desteklediği Esad’a karşı savaşan gruplara el altından silah götürebilir" dedi.

http://www.haberyurdum.com/saldirinin-hedefi-basbakan-290145-yerel-basin.html#ixzz2rjiQUpiE

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: