Günlük arşivler: Ocak 25, 2014

İSTİHBARAT : MİT filigran uygulamasını kaldırdı mı ?

MİT’in uzun yıllardır uyguladığı filigran uygulamasına son verdiği iddia edildi. Uygulamanın ortaya çıkan belgelerin MİT yönetimini zor durumda bırakması üzerine kaldırıldığı öğrenildi.

Radikal.com.tr – Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) evraklarının üzerinde yer alan filigran ve printer kodu, dokümanı kimin hazırladığı ve nereden printer alındığını gösteren bir nevi parmak izi işlevi görmekteydi. Belgelerde filigran kullanılması, sahte belge üretilmesinin de önüne geçmekteydi. Edinilen bilgiye göre filigran uygulamasından dolayı son dönemde ortaya çıkan, fişleme, illegal talimatlar, suikast evrakı gibi dokümanlar bu belgelerin yalanlanmasına imkan vermiyordu. İddiaya göre MİT, belgelerin orijinal olduğunu gösteren filigran uygulaması nedeniyle son dönemde servis edilen belgeler yüzünden çok zor durumda kaldı.

17 OCAK’TAN İTİBAREN UYGULAMA KALKTI

Edinilen bilgiye göre filigran uygulamasının yerine MİT içerisinde yeni bir uygulamaya geçildi. Bu yeni uygulama ile birlikte kurum kendi içinde iç denetimi sağlayacak uygulamalar geliştirdi. Filigran uygulaması 17 Ocak 2014 tarihinden sonraki belgelerde artık kullanılmayacak.

Paris’te PKK ‘yla ilişkili olduğu belirtilen 3 kadının bir suikast sonucu öldürülmesi olayıyla ilgili olarak MİT’e ait bir iç yazışma olduğu belirtilen bir belge geçtiğimiz günlerde ortaya çıkmış ve büyük tartışma yaratmıştı.

İSTİHBARAT /// MİT Eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş : AKP-Cemaat kavgası MİT’i çare siz bıraktı

MİT Eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Cemaat-AKP kavgasının MİT’e uzanan ayağını, Türkiye’nin Suriye politikasını ve krizin sonunda Türkiye’yi bekleyenleri BirGün’e anlattı

17 Aralık Operasyonu ile yolsuzluk ve rüşvet Türkiye’nin gündemine otururken, Cemaat ile AKP arasındaki savaşın en büyük cephelerinden biri de, hükümetin Suriye politikalarının yürütücüsü konumundaki Milli İstihbarat Teşkilatı üzerinden açıldı. Adana ve Hatay’da yakalanan silah ve mühimmat yüklü olduğu iddia edilen Suriye yönüne giden TIR’ların aranmasına izin vermeyen iktidar, TIR’lara dokunan tüm yargı ve Emniyet mensuplarına sürgün niteliğindeki atama ve görev değişikliklerini uygun gördü. Cemaat-AKP savaşının MİT üzerinden gelişen ayağını, 41 yıl boyunca MİT’te görev yapan, yıllarca İstihbarattan Sorumlu MİT Müsteşar Yardımcılığı makamında bulunmuş Cevat Öneş, BirGün’e değerlendirdi.

-17 Aralık Operasyonu süreciyle ayyuka çıkan ve dış politikayla da bütünleşen ayrışma, cepheleşme ve mevzi kapma savaşının arka planını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye toplumu, ekonomisi ve siyaseti çok ciddi bir değişim süreci yaşıyor ancak parlamenter siyasetin değişim taleplerine yanıt veremiyor oluşu gerilimin esas kaynağı. Dönüşüm, kaçınılmaz olarak toplumun da desteklediği demokratikleşme istikametinde gelişiyor. Türkiye toplumlarının sosyolojik farklılıkları düşünüldüğünde yeni bir toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç olduğu görülüyor. Evrensel değerlerin şekillendirdiği bir demokratik sistemin özümsenmesi ve buna uygun bir demokratik kurumsal yapının oluşturulması gerekiyor. Ancak hâlihazırdaki siyaset bu nitelikli değişime cevap verme potansiyeli ve kabiliyetine sahip değil; talebe yanıt veremediklerinden iktidar savaşı yapmayı seçiyorlar.

-Çözüm kapasitesi olmayan siyasetin yerini hangi özellikteki unsurlar alabilir?

Nitelikli demokratik yapının karşılığı çoğulcu katılımdır ancak Türkiye siyasetinde ne çoğulculuk söz konusu, ne de katılım. Uzlaşı ortamının eksikliğinde sosyal ayrımlar derin siyasal uçurumlara dönüşüyor ve siyasal kavga ortamı Türkiye’ye hâkim oluyor. Türkiye’nin, hukukun üstünlüğü ilkesinin şekillendiği yeni bir devlet yapısına; iktidarın koruma kavgaları yerine çoğulcu ve katılımcı demokrasiyi inşa edecek bir siyasete ihtiyacı var. İktidarı koruma kavgası tüm sorunları derinleştiriyor ve tüm topluma yeni yükler bindiriyor.

-Kavga devlet kurumlarına nasıl yansıyor?

Devlet silsilesindeki tüm kurumlar, iktidar kavgasından paylarını alıyorlar ancak kurumların çoğu meselelerde tayin edici unsur değil. Sorun, kurumlara yön veremeyen siyaset yapısında. Siyasal iktidarın diğer unsurlarla olan kavgasının kurumlara yansıması, yeni bir anayasa ihtiyacını tekrar hatırlatıyor. Siyaset verdiği sözleri tutamadı; komisyon kararlarıyla oyalanıldı ve toplumsal talebe rağmen yeni anayasa inşa edilemedi. Dolayısıyla bugünkü krizin yaşanması kaçınılmaz hale geldi. Yeni anayasanın yapılamamasında demokrasi kültürünün yetersizliği kadar, siyaset kadrolarının yetersizliği de etkili oldu. Toplumun değişimci hareketlerin hepsini desteklemesine karşın, siyaset toplumun gerisinde kaldı.

-Oslo görüşmelerinden sonra başlayan tartışmalarda Başbakan Erdoğan’ın Hakan Fidan’ı kişisel koruması altına almasının ardından, iktidar kavgasının MİT’e tesir ettiğini görüp bir krizin yaklaşmakta olduğunu hissettiniz mi?

Oslo’dan sonra ortaya çıkan sorunları da, bugünkülerle benzer biçimde, iç iktidar mücadelesinin bir örneği olarak gördük. Başbakan’a ve AKP’ye MİT üzerinden yapılan baskı, bugün yargı yoluyla yapılıyor. Her iki olayda da, gerek Cemaatin müdahale şekli, gerekse de iktidarın telaşlanarak düşünmeden attığı adımlar, yasa çıkarma telaşı ve Emniyet’e yaptığı müdahaleler, demokratik yapının zayıflığını gösteriyor.

-Son çatışmada Adana ve Hatay’da yakalanan TIR’lar, Cemaat ile AKP arasındaki çatışmanın MİT üzerinden yürütüldüğünü, çatışmanın Suriye ve dış politika ekseninde hararetlendiğini gösteriyor. Kavganın temel sebebini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Pek çok bağlamda geniş etki alanı sahibi olan ve küreselleşen, ekonomik güce dönüşerek kadrolaşan, AKP ile kurduğu koalisyonla yükselen Cemaatin siyasal hak talep etmemesi mümkün değildi. Ancak bu iki yapının küresel siyasete farklı bakışları var. Yine de, dış politika görüşlerinde farklılıklardan ziyade, kavgaya yol açanın “İktidar mücadelesinde ben de varım” diyen Cemaatin mahalli, genel ve cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken keskinleşen talepleri olduğunu düşünüyorum. Küresel güçler elbette Türkiye’nin çizeceği kompozisyonla ilgileniyor ancak bu krizin kaynağını dışarıda aramak hatalı. Bana göre bu yönelim, siyasetin çözemediği sorunları sırtından atmasıdır.

-MİT’in AKP’ye, Emniyet’inse Cemaate yakın olduğuna ilişkin değerlendirmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bürokrasi her dönem iktidarın personel kaynağı olmuştur. İktidarlar Emniyet’i, yargıyı ve bürokrasiyi kendi anlayışına göre şekillendirmeye çalışır. Geçmişte, polis teşkilatında silah kabzaları kurt başlıklı olan polisler gördük, şimdiyse Cemaati görüyoruz. Şu anda poliste, itaat kültürü ile hareket eden bir yapı var ve dikey bir örgüt yapılanması olmasa bile dayanışma içerisinde nasıl toplu hareket ettiklerini görüyoruz.

-Bugünkü kriz sona erdiğinde Türkiye’de neler değişmiş olacak?

Erkler arası kavga, yasama, yürütme ve yargının bağımsız ama bütünlüklü çalışmasının önemini hatırlattı. İktidarla muhalefet arasındaki katılımcılığın gerekliliği anlaşıldı ve çoğulculuk ihtiyacı bir kez daha görüldü. İç sorunların dış sorunlarla ilişikli olduğu anlaşıldı. Bu süreçte devletin istihbarat ve güvenlik kuruluşlarının denetlenmesi ve hesap vermesi gerekliliği ortaya çıktı. Bu denetimlerde sivil toplumun yerinin ne olacağı ilerleyen günlerde Türkiye’de de tartışılmalıdır. Ekonomik ve toplumsal yeni riskler ve ayrışmalar ortaya çıksa da, Türkiye bu süreci yaşamak zorundaydı. Cemaat de, AKP de bundan sonra yalnızca demokratik ilkeler çerçevesinde hareket edebileceğini öğrenmeli. Türkiye toplumu eğitim, örgütlenme ve sivil toplum direnci bakımından yetersiz olsa da, tarihsel birikimi sayesinde değişimi destekleyen bir yapıya sahip. Bu krizle siyasete hâkim olan demokrasi kültürü yetersiz kadroların iktidar olma ve kar paylaşımı odaklı anlayışının toplumun taleplerine uymadığı görüldü.

***

AKP’NİN TIR’LARI:

‘MİT politika uygulayıcısıdır, silah gidiyorsa hükümete bakın’

-Sınır ötesindeki bir iç savaşın gayrimeşru tarafına silah taşımak rutin bir istihbarat faaliyeti midir?

İstihbarat gri bir alandır ancak demokratik ülkeler ilkelerden taviz vermeden, açık politikanın girmediği alanlarda hukukun ruhuna uygun olarak çalışmalar yürütürler. TIR’larla Suriye’ye silah taşındığı söyleniyor ancak asıl mesele MİT’in silah taşıyıp taşımadığı değil. Tartışılması gereken, teşkilata verilen görevin evrensel hukuka, ülkenin çıkarlarına ve insani değerlere uyup uymadığıdır.

-TIR tartışmasında iktidarın MİT’i zor bir duruma sürüklediği yorumuna katılıyor musunuz?

MİT’i sıkışmış, şaşırmış olarak görüyorum. Suriye’de asrın kavgalarından biri oluyor; sınırlar değişiyor ve bölge yeniden şekilleniyor. Sınırımızda Irak ve Şam İslam Devleti gibi kabul edilemeyecek yapılar oluşmaya başlıyor. Suriye’nin bölünmesi halinde istikrarsızlıktan en çok Türkiye etkilenir. Dolayısıyla istihbarat servisinden beklenen, muhtemel bir savaşın çıkması ihtimalini göz önüne alarak çalışmalar yapmasıdır; muhtemel bir savaşta işbirliği yapılabilecek yapılarla irtibat kurulabilir. Gerekirse insani yardım malzemesi de, silah da gidebilir. Önemli olan bu hamlelerin Türkiye’nin barışçıl, insancıl politikalarıyla uyumlu olmasıdır. Bugün muhalefet TIR yerine, Türkiye’nin barışçıl olmayan politikalarını tartışmalı.

-TIR’ların polis ve savcılar tarafından çeşitli defalar durdurulması ve MİT faaliyetlerinin ifşa oluşu neyin göstergesi?

Demokratik mekanizmaların işlediği bir hukuk devletinde, istihbarat örgütünün yapacağı sevkiyatın açığa çıkması mümkün değildir. Devlet kurumlar arası koordinasyonu sağlar, MİT de yetkileri çerçevesinde, ülkenin çıkarları doğrultusunda faaliyet yürütür. MİT Kanunu’nun 26. maddesine göre, MİT’in kovuşturulması Başbakan’ın müsaadesine tabidir. Aynı kanunun 5. Maddesinde ise, devlet kurumlarının MİT’e çalışmalarıyla ilgili konularda yardımcı olmaları gerektiği belirtilir. MİT’teki bireysel hatalar elbette denetime ve yargıya konu olur ancak TIR’lar meselesi bize erkler arasındaki kavganın büyüklüğünü gösteriyor.

-MİT’i devlet politikalarının uygulanmasında bir araç olarak değerlendirirsek, devlet politikalarının barışçıl ve insani nitelikte olmaması halinde, MİT’in eylemleri devletin farklı organları tarafından denetlenebilir mi?

Demokratik bir ülkede yargı ile yürütme arasında kavga olamaz. MİT politika üretmez; istihbarat teşkilatları üretilen politikaların arka plan uygulayıcılığını üstlenirler. Dolayısıyla, MİT’e verilen görevler hükümet kararıdır ve mutlaka Milli Güvenlik Kurulu’nda tartışılır. Erkler arası kavganın MİT üzerinden yürütülüyor oluşu, MİT’teki kavgaya değil, devletteki çarpıklığa işaret ediyor.

***

‘Dış politika sorunları içeriye transfer oluyor’

-Türkiye’nin Suriye’ye yaptığı müdahaleler sır değil; birkaç yıl önce Esad’la iyi ilişkilere sahip olan AKP, Suriye batağına nasıl saplandı?

Suriye’deki gelişmeler Türkiye’nin müdahaleleriyle ortaya çıkmadı. Arap Baharı furyasının ardından Suriye de benzer bir sürece itildi ancak burası ABD-İsrail ile İran-Rusya eksenli ittifakların kesiştiği ve çatıştığı bir alan oldu. Esad rejiminin kısa sürede değişeceğine ilişkin başlangıçtaki yargı, Türkiye’yi de Batı blokuyla birlikte Esad karşıtı cephede konumlanmasını sağladı; böylece kısa vadede muhalefet genişletildi ve silahlı unsurlar bölgeye aktı. Batı yalnızca demokratik düzlemde ilerlemiyor; ekonomik çıkarlar doğrultusunda emperyalist amaçlara da sahip parçalı bir yapıdan söz ediyoruz. Dolayısıyla Suriye’deki istikrarsızlığın devamı Batının çıkarınaydı. Ancak Rusya ve ABD ile birlikte Batının bölgeden elini çekmesi, Türkiye’yi risklerle baş başa bıraktı. Çok geniş sınırları Suriye’yle paylaşan Türkiye, çok da tercih edilmeyecek El Kaide gibi yapıları destekledi. Sonuçta hem siyasal, hem toplumsal, hem de ekonomik olarak Türkiye’yi tehdit eden bir tablo ortaya çıktı. Batının politikalarını erken okuyamayan Türkiye, Esad’ın kısa vadede düşeceğini hesaplayarak hareket etti ve bugünkü noktaya gelindi.

-Davutoğlu idaresindeki ‘sıfır sorun’ doktrininden müdahil devlet haline nasıl gelindi?

Türkiye sıfır sorun doktrini uygulanırken güçlü bir görüntüdeydi ancak müdahaleci yapıya geçilince prestij ve güç kaybı yaşandı. Özellikle Türkiye’nin mezhepçi bir politika uyguladığı konusundaki kaygılar olumsuz bir algı yarattı. Ancak demokratik, barışçıl yüzü ile mezhepler üstü hareket eden bir Türkiye’nin bölgede etkin rol oynayabileceği anlaşılmalı.

-Türkiye’nin Suriye politikasındaki yanlış tercihleri, içerideki sorunları artıran ve ayrıştırıcı etki yapan bir noktaya mı geldi?

Türkiye söz konusu olduğunda iç politika ile dış politika arasında ayrılamaz bir bütünlük var. Kürt sorunu, demokratikleşme ve PKK’nin silahsızlandırılması yoluyla çözülmediği takdirde, yeni risklerin ortaya çıkacağını, Türkiye’nin demokratikleşme krizi yaşayacağını ve iç sorun gibi gözüken meselenin bölgeselleşeceğini hep söylüyorduk. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi sürecinin bir benzeri, Suriye ve Irak’ta yaşanıyor. Türkiye ise bu ortama kendi meselelerini çözmeden müdahil olmaya çalışıyor.

Özellikle Müslüman, hatta Sünni kimliğe dayanan yaklaşımlardan kesinlikle uzak durulmalı. Türkiye’nin jeo-stratejik konumu bunu zorunlu kılıyor ancak Türkiye son dönemde Müslüman inancının teorik çerçevesi içerisinde tartışmayı ve karşılıklı suçlamalarla gerilim yaratma üzerinden ilerliyor. Bu, iç politika için de çok tehlikeli bir tutum çünkü Türkiye çok kimlikli, çok inançlı bir yapı ve bu yapı ancak kimliklerimizi özgürce yaşayarak ve bu kimliklerin üzerine çıkan demokratik çoğulculuk çerçevesinde ileri gidebilir.

HACKER DOSYASI : Yabancı istihbarata siber müdahale

TİB çatısı altında Siber Güvenlik Merkezi kurulacak. Bu birimin ana görevi, yabancı istihbarat örgütlerine çalışan ‘hacker’ları devre dışı bırakmak.

Yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantılı hacker grupları tarafından kritik devlet kurumlarına yönelik siber saldırılar son dönemde oldukça arttı. Söz konusu saldırılarda özellikle Suriye istihbaratının çok etkin olduğu tespit edildi. Ortaya çıkan güvenlik zafiyetine karşılık devlet, yeni bir strateji belirledi. Geçen ay MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın yardımcısı Ahmet Cemalettin Çelik’in başına atandığı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) çatısı altında Siber Güvenlik Merkezi kurulacak. Birimin ana görevi, yabancı istihbarat örgütlerine çalışan ‘hacker’ları devre dışı bırakmak olacak. Merkezde, istihbarata karşı koyma (kontr espiyonaj) teknikleri uygulanacak.

Merkezde çalışacaklar, özellikle Emniyet, İçişleri Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, MİT ile Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı gibi kurum personeli arasından seçilecek 20 kişilik özel ekipten oluşacak. Siber saldırı durumlarında, şüphelilerle ilgili işlem yapılması için elde edilen bilgiler jandarma ve polisle paylaşılacak. Eğer saldırıda bulunan hacker grubu yabancı istibarat örgütleri ile bağlantılı ise, MİT devreye girecek. Siber Güvenlik Merkezi’nin birkaç ay içinde uygulamaya geçeceği belirtiliyor.

Henüz siber savunma strateji belgesine sahip olmayan Türkiye’de, Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi (USOM) bulunuyor. Oysa İstihbarat örgütlerinin siber saldırıları dünyada çok yaygın. Ülkeler arasında bu konuda çok sert mücadeleler yaşanıyor. Son dönemde Türkiye’de pek çok kurum siber saldırılara hedef oldu. Bu tür saldırılar özellikle kritik süreçlerde gerçekleştiriliyor. Örneğin Gezi olayları sırasında Suriye Elektronik Ordusu’nun desteklediği Anonymous grubu, Başbakanlık’ın internet sitesini çökertmişti. Redhack grubu da, 2013’te 20 resmi kurumu ‘hack’ledi.

İSTİHBARAT : CIA, Polonya’daki gizli hapishaneye milyonlar ödedi

Amerikan istihbarat örgütü, Polonya’da kiraladığı gizli bir hapishane için 15 milyon Dolar ödedi.

Amerikan istihbarat örgütü CIA’nın terörist zannıyla yakalayıp, işkenceli sorgulamalar yaptığı değişik ülkelerdeki hapishanelerle ilgili yeni bilgiler ortaya çıktı. ‘Washington Post’ gazetesinde yeralan bir habere göre CIA, Polonya’da gizli bir yerde bulunan bir hapishane için 2003 yılında Polonya İstihbarat Teşkilatına toplam 15 milyon Dolar ödedi.

El-Kaide üyesi olduğu iddia edilen Müslümanların tutulduğu hapishane için nakit paranın Warşova’daki ABD Büyükelçiliğine iki karton içinde getirildiği ve burada Polonya istihbarat örgütü Başkan Yardımcısına verildiği bildirildi.

Polonya’daki CIA’nın gizli hapishanesi ile ilgili başlatılan soruşturma yıllardan beri devam ediyor. Polonya Başbakanı Donald Tusk, soruşturmanın Polonya topraklarında yabancı istihbaratlara hizmet eden muğlak mali operasyonlara götürmemesini umduğunu söyledi.

Gizli hapishanenin kiralandığı yıllarda Başbakanlık yapan Leszek Miller ise ne böyle bir hapishanenin varlığından ne de paralardan haberi olduğunu belirtti. Miller, daha önce de yaptığı açıklamalarda böyle bir gizli hapishanenin bulunduğunu kabul etmemişti. Krakow Başsavcılığı, Amerikan gazetesinde çıkan haberin değerlendirileceğini bildirdi.

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Caitlin Hayden, CIA’nın böyle bir programının artık bulunmadığını, önemli olanın da bu olduğunu söyledi. Barak Obama, Başkanlığa seçildiği ilk hafta CIA’nın esir programını sona erdirmişti. Hayden, Washington Post’un haberindeki bilgileri onaylamadı.

İnsan hakları teşkilatı ‘Human Rights Watch’, 2005’te Polonya ve Romanya’yı CIA’ya topraklarında esir tutma ve sorgulama imkanı sağlamakla suçlamıştı. Avrupa Konseyi özel araştırma görevlisi Dick Marty, 2007’de hazırladığı raporda Doğu Avrupa’da CIA hapishanelerinin bulunduğunu ortaya koydu. Ancak şimdiye kadar iktidardaki tüm Polonya hükümetleri bu şekildeki gizli hapishanelerin varlığını inkar ettiler.

PROGRAM TAVSİYESİ : AVG LinkScanner 2014

[​IMG]

AVG LinkScanner 2014 tarayıcınızdan girdiğiniz internet sitelerininde bir tehdit teşkil edip etmediğini analiz eder veya web adresi altında bulunan web sitesini denetler. AVG LinkScanner 2014 Google, Yahoo! ve MSN arama sonuçlarını denetler. Ek olarak, program, tüm yer imlerini ve anlık mesajlar ve e-postalar içinde yer alan linkleri tarar.

Buradan ulaşabilirsiniz.

YERLİ BASIN : Suriye Dersleri

33045.jpg?itok=oCaJ-oHY

Star: Eser Karakaş: Suriye, Mısır ve demokrasi

Komşumuz Suriye’de korkunç şeyler olmuş ve olmaya devam ediyor. Mısır’da olanlar da, seçimle gelmiş ve darbeyle devrilmiş bir Cumhurbaşkanının serbest bırakılmasını isteyen insanların üzerine hedef gözetmeden ateş açılması gibi olaylar da çok korkunç idi. Bu iki ülkenin diktatörlerine, Mübarek ve Esad’a karşı halk hareketleri başladığından beri bendenizin aklını kurcalayan ve bu iki ülkeye mahsus olmak üzere kurguladığım bir kriteri bugün okurlarla paylaşmak istiyorum. Devamı…

YeniŞafak: İbrahim Karagül: Suriye meselesinde TSK neden yok?

Suriye’den gelen işkence ve kıyım fotoğraflarını gördünüz. Böylesini Ebu Gureyb’de bile görmemiştik. Orada köpeklerle, işkence uzmanlarıyla, bir ideolojik perspektifle, bir Haçlı zihniyetiyle Müslüman olanı ve İslami değerleri aşağılamaya odaklı bir işkence vardı. Görüntülerin ortaya çıkmasıyla ABD’nin moral üstünlüğü sıfıra indi. Zaten yoktu ama görüntüler bölgede ve dünyada büyük bir infiale neden oldu. Aslında o an savaşı kaybetmişti ve bir daha bu bölgede kitlelerin öfkesini yenemeyecekti. Peki Suriye’de o görüntülerin arkasında nasıl bir psikoloji var? Devamı…

Zaman: İhsan Dağı: Suriye dersleri

Anlaşılan, iktidarı bir ‘varlık-yokluk’ meselesi olarak düşünenlerin yapamayacakları şey yok. Esed’in Suriye’si bunu gösteriyor bize. Bir rejim, bir adam ne kadar zalim olabiliyormuş! Ölmeyi, öldürmeyi, her türlü işkenceyi nasıl bir ‘hikmet-i hükümet’ mantığıyla haklılaştırabiliyor, bakamadığımız o fotoğraflara, işlenen insanlık suçlarına bir kılıf bulunabiliyormuş. İnsan insana, Müslüman Müslüman’a bunu yapabiliyormuş… Savaş böyle bir şey. Devamı…

Sabah: Hasan Celal Güzel: Esad’ı destekleyenler şimdi hiç utanmıyorlar mı?

Üç gündür gazetelere ve televizyon ekranlarına bakamıyorum. Anadolu Ajansı’nın çok başarılı bir gazetecilik örneği vererek ele geçirdiği fotoğrafları görünce içim sızlıyor; insanlığımdan utanıyorum. Fotoğrafların Esad’ın işkencecilerinden elde edildiği anlaşılıyor. Eli kanlı katil diktatörün Dışişleri Bakanı ne kadar inkâr ederse etsin, uzmanlar fotoğrafların tamamının da tahrif edilmemiş gerçek çekimler olduğunu tespit etmiş bulunuyorlar. Devamı…

Milliyet: Nihat Ali Özcan: Suriye ve Türkiye’nin güvenlik riskleri

Tarihsel tecrübelerimiz ve sahadaki durum Suriye’de hızlı ve kalıcı bir barışın gerçekleşmesinin mümkün olmadığını gösteriyor. Buna rağmen Cenevre 2 görüşmelerinden olumlu bazı kararların çıkmasını umuyoruz. Ancak, masa etrafında yer alan tarafların birbirlerine bağırmalarından yalın bir gerçeğin de farkına vardık. Savaş, çoktan tek başına Suriye’nin sorunu olmaktan çıkmış. Savaşın etkilerini önce komşular, şimdilerde de diğer ülkeler hissetmeye başladılar. Ekonomik, sosyal, psikolojik boyut her geçen gün hissediliyor. Öyle ki bir süre sonra savaşı kimin, ne amaçla başlattığını bile unutacağız. Devamı…

(Süreç Analiz, 24 Ocak 2013)

YERLİ BASIN : Brüksel ve Cenevre Sonrası

basbakan-erdogan-ab-komisyon-baskani-barroso-ile-5570852_9445_o.jpg?itok=uW5KOZMs

Star: Mensur Akgün: Cenevre’den sonuç çıkar mı?

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Cenevre müzakerelerinin sonuçları konusunda genel bir karamsarlık var. Montreux’de başlayıp Cenevre’de devam eden görüşmelerin sonuçsuz kalacağından, Suriye’deki insanlık trajedisinin süreceğinden, bölgeye yansıyan istikrarsızlığın derinleşeceğinden endişe ediliyor. Endişelenenlerin haksız olduğunu söylemek zor. 130 binden fazla insanın öldüğü, 9.5 milyon insanın yerinden edildiği, vahşetin her alanda hüküm sürdüğü çok taraflı, çok boyutlu bir çatışmaya neredeyse bütün dünya seyirci kaldı. İnsani yardım konusunda bile çekimser davranıldı. Devamı…

Sabah: Tulu Gümüştekin: AB-Türkiye zirvesi sonrası çaresiz kalanlar

Başbakan Erdoğan’ın Brüksel ziyareti ve bunun olumlu yansımaları, hükümete muhalif kesimde derin bir hayal kırıklığı yarattı. Israrla, aslında bu zirvenin Başbakan Erdoğan açısından çok olumsuz geçtiği hissi verilmeye çalışılıyor. Bu yaklaşım sergilenirken, kantarın topu bazen öylesine kaçıyor ki, zirveye katılan medya mensuplarının yabancı dil bilmedikleri bile iddia edilebiliyor. Gerçekten Başbakan Erdoğan’ın Brüksel ziyaretinde ne oldu? Avrupa ülkelerinin önde gelen medya organları, zirve öncesinde gayet ciddi biçimde alarm veren bir üslup kullanmışlardı. Devamı…

Taraf: Murat Belge: Brüksel sonrası

Başbakan durumu Avrupalılar’a da anlattı, Brüksel’de, anlatıp döndü. Tahmin ediyorum, onlar da “müstefid” olmuşlardır. Hortlak hikâyesi falan gibi dinlemişlerdir. “Ecnebiler” bizim “devlet” konusunda epey şaşkın olmalılar. Yıllarca bunun “derin” olanını anlattık. “Şimdi, şu gördüğünüz devlet var ya,” dedik, “görünüşe aldanmayın. Asıl onun derininde bir devlet daha var. Kararları veren, işleri yapan odur.” Tabii “ecnebiler” böyle “yeraltı devleti” denecek şeyler hakkında fazla fikir sahibi değildirler, şaşarak dinlerlerdi (Amerikalılar pek şaşmazdı, çünkü o “alt kattaki”nin oluşumuna onların da emeği geçmişti). Devamı…

Aydınlık: Türker Ertürk: Cenevre’den ne çıkar?

Uzun süredir ötelenen 2. Cenevre görüşmeleri geçtiğimiz Çarşamba (22 Ocak 2014 ) önce Montrö’de geniş katılımlı olarak başladı; iki gün sonra Cenevre’ye alındı ve halen devam etmektedir. Dünya kamuoyunun beklentisi, Suriye’de akan kanın durdurulması, bölgeye barış ve istikrar gelmesi. Suriye’de akan kanın durması ve barışın gelmesi için ABD’nin halen sürdürdüğü pozisyonunu değiştirmesi, bölgeyi istikrarsızlaştırma ve Suriye’de rejim değişikliği hedefinden vazgeçmesi gerekmektedir. Devamı…

Hürriyet: Yılmaz Özdil: AB’ye paralel

Brüksel’e giden Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği’ne “paralel devleti” anlatmış, Avrupa Birliği de dinleyip, ikna olmuş. Ne anlatmıştır acaba derseniz? “Almanya’da mesela” demiştir… Hani, alt tarafı 700 euroluk tatil masrafını arkadaşına ödettiği ortaya çıkan Almanya Cumhurbaşkanı utanıp istifa etti ya… Biz öyle yapmadık, ayakkabı kutuları ortaya çıktı, para sayma makineleri ortaya çıktı, dört bakanım hakkında rüşvetten fezleke var, beşinci bakanımın bacanağını yakaladılar, bu satırlar kaleme alınırken adalet bakanım hakkında da fezleke ortaya çıktı, hiç istifimi bozmadım, üstüme bile alınmadım, koçlar gibi oturuyorum koltuğumda demiştir. Devamı…

(Süreç Analiz, 25 Ocak 2014)

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: