Etiket arşivi: Türkiye

İRTİCA DOSYASI : 2014 TÜRKİYE’SİNDE KIZ ÇOCUKLARININ DURUMU

Gömülü resim için kalıcı bağlantı

YABANCI BASIN : Türkiye’nin Website Planları

shutterstock_774006371.jpg?itok=T12ceALI

ISTANBUL— Türkiye’nin parlamentosu bir mahkeme kararı olmaksızın web sitelerini kapatma noktasında otoritelere yetki veren bir yasayı kabul etti. Bu hareket eleştirmenler tarafından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın muhalefeti susturma ve medya kontrolünü genişletmeye dönük bir çabası olarak yerildi.

New York bazlı küresel risk danışmanlık organizasyonu Teneo Intelligence’de yönetici direktör olan Wolfango Piccoli, “kanunun kabulünün hükümetin internet üzerindeki kontrolünü arttırdığını ve dünyada şu an gazetecileri en fazla hapse gönderen bir ülkede şeffaflığa, hesap verilebilirliğe ve şahsi hayatın gizliliğine karşı atılmış başka bir adım olduğunu” söylüyor. Erdoğan online forumlarla ilgili nefretini saklamıyor. Haziran ayındaki ulusal çaptaki hükümet karşıtı protestolar boyunca göstericiler mikro blog forumlarını organize olmak ve medya karanlığının üstesinden gelebilmek için kullandıklarından Erdoğan Twitter’ın toplum için bir “baş belası” olduğunu ilan etmişti. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Turkey Approves Plans to Shutter Websites, 6 Şubat 2014)

YABANCI BASIN : Kimin Türkiyesi Burası ?

09istanbul3-articlelarge.jpg?itok=Q1QFnIUS

Erdoğan’ın hem Gezi Parkı protestolarına hem de yolsuzluk soruşturmalarına cevabı kendisine sadık olmadığını düşündüğü kişileri cezalandırma şeklinde oldu. Erdoğan’ı eleştirenler hainler ya da teröristler veya daha renkli bir son ifadeyle haşhaşinler olarak çağrılıyorlar.

Binlerce aktivist gözaltına alındı, okulları ya da işyerleri arandı ve evlerine baskın yapıldı. Sokak protestolarında yaygın olan formal olmayan acil sağlık yardımı kriminal bir eyleme dönüştürüldü. Erdoğan’ın kendisine karşı komplo yaptığını iddia ettiği 5,000 kadar emniyet yetkilisi ve savcı işlerinden atıldı ya da başka yerlere tayin edildi. İnternet siteleri birdenbire ulaşılamaz hale geldi.

Yargı Erdoğan’ın kontrolü altına girme tehlikesi altında. Türkiye’nin kuru lira için değişim oranları dikkat çekici bir şekilde düşerken ekonomi ile ilgili tahminler korku verici boyutta. Türkiye’deki hissiyat birdenbire modern Müslüman dünya için model olan bir ülkenin dağılma eşiğine geldiği yönünde. Erdoğan ülkesinin yeni gelişen kapsayıcı politikalarını artık kullanışlı bulmuyor. Seçim zaferinin kendine verdiği manda ile o Türkiye’nin kendisinde vücut bulduğuna inanmış görünüyor. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, Suzy Hansen, Whose Turkey Is It?, 5 Şubat 2014)

YERLİ BASIN : Türkiye’de Muhalefet

muhalefet_akpyi_topa_tuttu_h9176.jpg?itok=TJHdzqL6

Sabah: Engin Ardıç: Ağaç diyordun Abbas

Kadir Topbaş, yeni Taksim projesini açıklamış. (Bu konuda Sarıgül ne diyor? "Allah size beni göndermiş, daha ne istiyorsunuz?" diyor. Seçimi kaybettiği gün de "Allah çarptı" diyecek herhalde.) Yeni Taksim’de topçu kışlası falan yok tabii. Ağaç isteyenleri memnun etmek için daha fazla ağaç var. Bedrettin Dalan’ın yokettiği, Tarlabaşı girişindeki eski bina blokunun "mevkiine" ikinci bir park daha yapılıyor. İnönü Gezisi kadar büyük değil ama gene de ağaçlı bir yeşil alan. Gençlere not: Devamı…

Star: Fehmi Koru: Yazık etti Kemal Bey, kendisine de, siyasi hayatımıza da…

Salı günü ülkemiz siyasi hayatında yeni bir sayfa açıldı; kötü bir sayfa… CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, bir bakanla bazı işadamları arasında geçtiği iddialı telefon görüşmeleri tapelerini okudu. Tapelerini okuduğu görüşmelerin orijinal ses kayıtlarını da yakında dinletecekmiş CHP lideri… Yine Meclis çatısı altındaki kürsüden… Böylece, siyasi hayatımızda ‘yasadışı’ dinlemelere parti olarak sahip çıkılan yeni bir dönem açılmış oldu. Devamı…

Bugün: Doğu Ergil: Toplum sarı kart gösteriyor

17 Aralık, ülkemiz siyasal tarihinin kilometre taşlarından biri olmaya aday. O günden sonra pek çok şey tartışmaya açıldı, sorgulandı. Bunların başında da rejimin niteliği ve iktidarın ülkeyi toplumun arzusu olan gelişmiş, demokratik bir hukuk devleti olmak hedefine ne oranda yaklaştırdığı geliyor. Toplumda genel bir çekişme ve karamsarlık havası hakim olsa da bu tartışmanın bizi daha iyi bir yere taşıyacağına inanmalıyız. Kimse bugüne dek elde edilmiş kazanımların kaybedilmesini kabul etmeyecektir. Devamı…

YeniŞafak: Markar Esayan: Diktatör de olmasa Erdoğan’dan ‘kurtulmak’ lazım

Ülke adeta bir açık ameliyat geçiriyor. Ülkenin, tarihinde herhalde hiçbir dönemde bu kadar ‘şeffaflaştığı’ olmamıştı. Yargı, istihbarat kurumları, emniyet, cemaatsel yapılar, dış siyaset gibi konular kamuoyu önünde tartışılıyor. Krizin yarattığı olağanüstü ‘şeffaflık’ ve ‘açık sözlülükle’ birçok iddia ve sızdırma bilgiler önümüze seriliyor. İlginç, ilginç olduğu kadar tehlikeli, tehlikeli olduğu kadar da verimli olabilecek bir açık ameliyat geçiriyoruz. Tabii, bu durum çok uzun süremez. Devamı…

Radikal: Murat Yetkin: İşte, çalışıyor ya muhalefet

30 Mart yaklaştıkça CHP’nin de MHP’nin de ‘Ne yapalım, muhalefet yok ki’ söylemini haksız çıkaracak şekilde siyasete sarıldığı görülebiliyor. Meslektaşımız İsmail Küçükkaya geçen sabah Fox TV’de yaptığı sabah haber programı, ‘Çalar Saat’in sonuna doğru ilginç bir soru sordu. Sorunun muhatabı HDP Milletvekili ve İstanbul Belediye Başkan Adayı Sırrı Süreyya Önder idi. “Anlamadığım bir şey var” diyordu İsmail, “Önder bir muhalefet partisinin adayı ama hep diğer muhalefet partilerini eleştiriyor. Devamı…

Aydınlık: Mustafa Mutlu: Cemaat CHP’yi gösterip MHP’yi destekleyecek!

Cemaat ile AKP arasında gittikçe tırmanan kavgadan sonra herkes aynı soruları soruyor: Fethullah Gülen Cemaati, AKP’den desteğini çektiğine göre hangi partiyi destekleyecek? Eğer; bugüne kadar kuşkulanıldığı gibi seçim sonuçlarına parmak atmak gibi bir alışkanlığı varsa, bu seçimlerde bu parmağı hangi parti lehine atacak? Genelde Fethullah Gülen Cemaati’nin yeni gözdesinin CHP olacağı söyleniyor. Bu, İstanbul için doğru olabilir. Çünkü Cemaat’e yakınlığıyla bilinen Mustafa Sarıgül’e destek verilmesi son derece doğal görülebilir. Devamı…

(Süreç Analiz, 6 Şubat 2014)

İRAN DOSYASI : 8. Türkiye – İran Yuvarlak Masa Toplantısı İstanbul’da

İran Dışişleri Bakanlığı Politik ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü IPIS ve Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM iş birliğinde başlatılan Türkiye – İran Yuvarlak Masa Toplantıları’nın sekizincisi 07 Şubat 2014 tarihinde İstanbul Gönen Hotel’de saat 09:30’da gerçekleştirilecek.

İlki 12 Kasım 2008 tarihinde TASAM’ın ev sahipliğinde İstanbul’da yapılan Türkiye – İran Yuvarlak Masa Toplantıları o tarihten beri İstanbul ve Tahran’da dönüşümlü olarak icra ediliyor.

“Yeni Dönem Türkiye – İran İlişkileri Fırsatlar ve Riskler” ana teması ile yapılacak 8. Türkiye – İran Yuvarlak Masa Toplantısı’na İran tarafı Dışişleri Bakan Yardımcısı, Uluslararası Eğitim ve Araştırma Merkezi (Center for International Research and Education ICRE) Başkanı ve Büyükelçi Dr. Hadi Soleimanpour başkanlığında aralarında eski Dışişleri Bakanı Manouchehr Mottaki, Büyükelçi (E) Ebrahim Taherianbir, Büyükelçi (E) Mohammad Irani, gibi önemli isimlerin olduğu geniş bir heyetle katılacak.

Türkiye tarafında ise toplantıya TASAM Başkanı Süleyman Şensoy başkanlığında TASAM Başkan Yardımcısı (E) Büyükelçi Murat Bilhan, Büyükelçi (E) Selim Karaosmanoğlu, Büyükelçi (E) Ümit Pamir, Büyükelçi (E) Oğuz Çelikkol, Büyükelçi Suha Umar, Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu, Prof. Dr. Mustafa Kibaroğlu, Prof. Dr. Nurşin A. Güney, TASAM Orta Doğu Uzmanı ve İ.Ü. Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Muharrem Hilmi Özev, TASAM Yönetim Kurulu Üyesi ve Nükleer Fizikçi Dr. Necmi Dayday, DEİK Ortadoğu ve Körfez Bölge Koordinatörü Suzan Cailiaou ve Koordinatör Akın Dıblan, Euronews’den Dr. Bora Bayraktar, NTV’den Can Ertuna, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü’nden Dr. Bilgehan Alagöz, C4 Savunma Dergisi Editörü Bahadır Tokgöz, TASAM Uzmanı Hazar Vural ve Uzman Yardımcısı Ahmet İşçan iştirak edecekler.

8. Türkiye – İran Yuvarlak Masa Toplantısı’nda ele alınacak alt konu başlıkları “Ekonomik İlişkiler: Fırsatlar ve Güçlükler”, “Enerji Politikaları: Jeopolitik ve Güvenlik Sonuçları”, “P5+1 – İran Nükleer Anlaşması ve Çok Boyutlu Perspektifler”, “Teknoloji Paylaşımı, Akademik ve Kültürel İş Birliği”, “Sosyal, Ekonomik ve Politik Gelişmeler”, “Akdeniz, Ortadoğu (Suriye – Irak), Afrika, Orta Asya Ülkeleri ve Türkiye – İran”, “ŞİÖ, CICA, D8, AB ve Yeni Ortaklarla İlişkiler ile Bölgesel Stratejiler” ve “Çok Kutuplu Dünyada Yükselen Güçler ve Küresel Yönetim Yapılarına Adaptasyon” olarak belirlenmiş.

İran ve Türkiye’den katılacak önemli konuşmacı isimler dışında uzman, akademisyen, gazeteci, bürokrat ve diplomatların izleyici veya müzakereci olarak katılacağı 8. Türkiye-İran Yuvarlak Masa Toplantısı İstanbul Gönen Hotel’de 7 Şubat Perşembe günü saat 09:30’da başlayacak.

TASAM Başkanı Süleyman Şensoy toplantı ile ilgili yaptığı açıklamada “8. Türkiye – İran Yuvarlak Masa Ülke Toplantısı; sorun alanlarını ihmal etmeden P5+1 Ülkeleri ile İran’ın vardığı anlaşma, Suriye ile ilgili devam eden Cenevre Süreci gibi parametrelerin belirleyici olacağı “yeni dönemde” Türkiye – İran ilişkilerindeki fırsatlar ve tamamlayıcılık ilişkisini stratejik bir bakış açısı ile Türkiye ve İran kamuoyları nezdinde ortaya koyarak, kurumsal ve entelektüel zemin inşasına dönemsel stratejik katkı sağlayacaktır” dedi.

DETAYLI BİLGİ EK’TEDİRİ.

8. Trkiye – ran Yuvarlak Masa Toplants stanbul’da.pdf

YANDAŞ KALEM YILDIRAY OĞUR : Türkiye’nin “kullanışlı aptal” tarihi

Türkiye gazetesi yazarı Yıldıray Oğur, her bir satırı, her bir cümlesi birbirinden kıymetli bir yazıyla bugün paralel yapı ve Gülen örgütünün vesayetine bir kez daha “hayır” dedi.

Oğur Türkiye’deki "kullanışlı aptallık tarihi"ni de anlattığı yazısında, mezarlardan ölüleri, Kamboçya’dan öğretmenleri kaldırıp oy vermeye çağıran bir cemaatin bütün bunları yapabileceğini, düğmeye bastığında harekete geçen bir paralel devlete sahip olduğunu, Koç’a bir ananas, Haberal’a cuma namazında bir omuz mesafesine kadar geldiğini görememeleri için de "utancı bizim olsun" diye yazdı.

İşte Yıldıray Oğur’un mutlaka okunması gereken yazısı:

Kullanışlı bile olmayan bir aptallık üzerine…

1833 yılında Takvim-i Vekayi’de (şimdi Bulgaristan topraklarında olan) Tırnova Kadısı’nın bir mektubu yayınlandı. Mektup kasaba halkına dadanan yaratıklar hakkındaydı. İnsanlara saldırıyor, evlere girip erzakları talan ediyordu bu görünmez yaratıklar. Sonra halka çok zulmetmiş iki yeniçerinin mezarlarından "hortlayıp" bu işleri yaptığı ortaya çıktı. İki Yeniçeri’nin mezarı açıldı. Bir de ne görülsün! Cesetler büyümüş, tırnakları saçları uzamış iki vampir…

Kasaba halkı ancak cesetleri yakarak vampir Yeniçerilerden kurtulabilmişti.

Kadı’nın bu mektubunun 1833 yılında II. Mahmud’un resmî gazetesi Takvim-i Vekayi’de çıkması herhalde tesadüf değildi. Bundan 7 yıl önce Yeniçerileri kılıçtan geçirmiş padişahın gazetesinin yaptığı ilk millî kara propaganda haberi olarak geçmişti kayıtlara…

Daha sonra iktidarlar, bu kara propaganda işinde profesyonelleşti. Abdullah Cevdet’in veciz ifadesiyle "Bize ilim değil, faydalı ilim lazımdır" diyen entelektüellerin ülkesinde, hakikatlerin üzerine perde çekmek hep kolay oldu.

Enver Paşa, Sarıkamış’tan İstanbul’a döndüğünde havai fişeklerle karşılandı. Kimse sesini çıkarmadı. İttihatçılar kaçıp, 1921’de Sibirya’daki sürgünden İstanbul’a gelince orduya kabul edilmeyen öfkeli bir yarbay hatıralarını yazana kadar kimse Sarıkamış’ta ne olduğunu bilmedi.

Eğer, Halil Berktay 1970’te Paris’te yerleştiği pansiyonun Ermeni sahibesinden ilk kez o hikâyeleri duymasa, Türkiye 1915’i 80 yıl sonra bile konuşmaya başlayamayacaktı.

İstiklal Mahkemeleri’nin, Dersim Katliamı’nın resmî arşivleri daha birkaç yıl önce açılabildi. Ama hâlâ katliam için "Atatürk hastaydı, bilmiyordu" hikâyelerine inanan Dersimlilerden biri CHP Genel Başkanı.

Batı’daki beyaz Türkler ancak 2013’te polis şiddetiyle tanıştıklarında Kürtleri anlayabildiler.

1994’te daha sonra AİHM’de rekor tazminata çarptırılan Kürt köyü jetlerle bombalanırken, köyler yakılırken, binlerce faili meçhul cinayet işlenirken kullanışlı aptalları oynayan o günkü gazetelerin Genel Yayın Yönetmenleri, köşe yazarları ancak bugün gerilla anılarını yayınlayıp, Kandil’e gitme planları yapıyorlar.

27 Mayısçı entelektüellerin bir kısmı ancak idamlarla uyanabildi. 12 Mart darbesini devrimciler yaptı sanıp destekleyen solcular ise ancak Balyoz Operasyonuyla uyanmışlardı. 9 Mart’ta darbeye teşebbüsten yargılananlar yıllarca darbe mağduru diye dolaştılar bu ülkede. Nazi mağduru Başkonsolos, üç teknisyeni İngiliz diye öldürenlerden, barış ve demokrasi kahramanı çıkaran karanlığı kimse sorgulamadı. Yıllar, yıllar sonra Mehmet Ali Birand yazmasa ordunun Kıbrıs Çıkarmasında kendi gemisini batırdığını bilmiyorduk. 1977 1 Mayıs’ında aslında ne olduğunu ise kimse soğulamaya cesaret edemedi. 12 Eylül’ün kullanışlı aptalları üzerine ise bizzat Kenan Evren tarafından yazılmış "12 Eylül’den Önce ve Sonra Ne Demişlerdi?" diye kitap bile var.

Barışı yapmaya çalışan Özal’a karşı Emin Çölaşan’ı tutan kullanışlı aptalların hikâyeleri yazılmayı bekliyor. 28 Şubat’ın kullanışlı gazetecilerinin farkı aptal olmamalarıydı. Şeriat korkusuyla nasıl kullanıldıklarının farkına varanlardan nedamet getirenlerin sayısı hâlâ bir elin parmaklarını geçmez.

2000’lerin başındaki darbe planlarının, sonra Cumhuriyet Mitinglerinin, 27 Nisan’ın kullanışlı aptallarının, karargahlara gidip darbe dilenen profesörlerin, paşalarla darbe toplantısı yapan medya patronlarının, gazetecilerin zavallı hikâyeleri iddianamelerden, günlüklerden okunabilir.

Ama Türkiye’nin "Kullanışlı Aptal" tarihi burada bitmiyor. Bundan sonrası da tarihçiler tarafından yazılacak. Onlara torpil geçilmeyecek. Ve şu ana kadarki kısmını konforlu koltuklarından izleyenlere uzatılacak bu kez parmaklar.

Demokratikleşme, sivilleşme için, askerî vesayete karşı iyi niyetli duyguları, öfkeleri sömürülen liberal-sol-demokrat aydınların, gazetecilerin kullanışlılık hikâyeleri de eklenecek bu tarihe.

Bundan kimse kaçamaz. Burası öz eleştiri sevmeyen bir ülke. Öyle olmasa Sarıkamış’ı 90, 1915’i 85, Dersim’i 70 yıl sonra konuşur muydu? İlk öz eleştiri veren bütün suçları üstlenmiş olur.

Bugüne kadar haklı olarak herkesi geçmişiyle yüzleşmeye çağıranlar, herkesi parmaklarını uzatıp öz eleştiriye davet edenler bu kez yüzleşmeye ve öz eleştiriye çağrılıyor ve çağrılacak.

Gelmek istemeyecekler, "ama ben" diye tarihi tersten yazmaya çalışacaklar, tıpkı diğerlerinin yaptığı gibi.

Tıpkı birkaç gün önce Taraf’ın sürmanşetten yaptığı gibi.

Hatırlatırım, çalıştığım yıllarda Taraf’ın yayınladığı Kafes Planı haberinin sonradan düzmece olduğunun ortaya çıktığını yazdığım yazıda kendi öz eleştirimi verirken "Kullanışlı Aptal" sözünü bizzat kendim için kullandım. Aynı sözü bana karşı hakaret olarak kullanmak gibi "buluş"lara tevessül edenlerin "kullanışsız kurnazlıkları" insanda cevap verme isteği bile uyandırmıyor o yüzden.

Tam da Kafes’in de içine atıldığı Poyrazköy Davası’nda kalan beş tutuklu sanığın da tahliye edilmesinden sonra, somut iddiaların olduğu bir yazıya verilecek cevap "Hayır yanılıyorsun yine, o dava şöyle şöyle haklıydı ve o haber doğruydu" olmalıydı.

Yoksa içim sızlayarak baktığım eski ve bir zamanlar çok sevdiğim gazetem Taraf’ın sürmanşetindeki yazı gibi "salak sensin taaam mı" gibi ergen liseli atarları değil.

Haklılar onlar kullanışlı aptal değil. O yazıda kullanışlı bile olamayacak saf bir aptallık var sadece. Ama bu çeşit bir aptallığı bile kullanışlı bulanlar var demek ki. Haki renkli üniformalıların vesayetine kafayı takıp, kendini lacivert renkli üniformalarının vesayetinin şefkatli kollarına terk etmiş bir kullanışlılık bu. Yani bir tane iddianamenin tek bir sayfasını okumamışların gerçek karşısında sarımsaklar çıkarmasının sebebi bağnazlık olmasa gerek. Bu gayet gözü açık, kullanışlı bir ahlaksızlık.

"Kartaca yıkılmalı, Erdoğan gitmeli" diyenlerin her şeyi mubah buldukları bir kullanışlı ahlaksızlık bu. Polis radyosuna dönmüş gazetede sosyalist ütopya pazarlamacılığının, barış karşıtı paralel devletle paralel hattan hükümeti barıştan vurmaların başka bir açıklaması zor bulunur.

Balyoz’da Taraf’ın haberinden sonra çıkmış Gölcük cd’lerinden birini şüpheli hale getiren bilirkişi raporunu bile "Polislerimiz, savcılarımız en iyisini bilir" diye karşılamanın gönüllü kullanışlılık dışına bir açıklaması zor bulunur.

Zor olacak. Öz eleştiriye cesaret edenleri entelektüel bir cadı avı bekliyor. Başlarında dönek, satılık diyen zamane Emin Çölaşanlarını bulacaklar. Kaça satıldığın sorulacak, geçmiş kafana vurulacak. "Niye şimdi" diye sigaya çekileceksin.

Hanefi Avcı’nın bile 2009’a kadar şüphelenmedim dediğini, hükümetin çok safmışız dediğini o kadar erken görmemiş olmanın utancı bizim olsun. Mezarlardan ölüleri, Kamboçya’dan öğretmenleri kaldırıp oy vermeye çağıran bir cemaatin bütün bunları yapabileceğini, düğmeye bastığında harekete geçen bir paralel devlete sahip olduğunu, Koç’a bir ananas, Haberal’a cuma namazında bir omuz mesafesine kadar geldiğini görmemek de.

Taraf’ta Sri Lanka’daki kolejdeki bir öğretmen maaşından az alırken göremediğimizi, Türkiye’de ABD’deki charter okulundaki öğretmenin maaşından az alırken görmek de.

Ama hiçbiri sizi kendi hesabınızı vermekten kurtaramayacak. Bilmem farkında mısınız; Berlin Duvarı’nın çöküşünü kabul etmeyen komünistlere benziyorsunuz.

Türkiye 60 yıllık askeri vesayeti tasfiye etti. Her tasfiye süreci kirlidir. Biz de temizlenirken kirlendik. Şimdi bir inşa sürecindeyiz. Ve her inşa süreci işe önce tasfiye kirliliğini temizleyerek başlar. Bugün yeniyi inşa etmeden önce ilk yüzleşmemiz gereken gerçek şudur: Derin devleti tasfiye ederken bir paralel devletimiz oldu. Dün demokratlık o derin devlete karşı çıkmaktı, bugün ise onun mirasçısı paralel devlete. İsyan ahlakıyla hesap sorduktan sonra şimdi sorumluluk ahlakıyla hesap vermenin zamanı geldi. Yeni ve temiz bir Türkiye; belki herkes biraz kirlendikten sonra kurulacak ancak…

Kullanışlı aptallık köprüden önceki belki son çıkışınız olabilir. Bundan sonraki tek yol kullanışlı ahlaksızlığa gidiyor çünkü…

/// YENİ AKİT GAZETESİ FETULLAH CEMAATİ SAVAŞI /// Gülen Türkiye’yi paspas yaptı ! ///

Her fırsatta Türkiye sevdasından dem vuran Fethullah Gülen, BBC’ye röportaj verirken, üzerinde Türkiye haritası bulunan halıyı, BBC muhabirlerinin ayağına paspas yapmış.

Fethullah Gülen’in villasında Türkiye haritasının paspas gibi yere serildiği ortaya çıktı. İngiliz BBC ekibinin Gülen’le yaptığı röportaja ait ve sosyal medyada paylaşım rekoruna koşan fotoğraflarda, yerdeki Türkiye haritası açıkça görülüyor. BBC kanalı muhabir ile fotoğrafçı ve kameramanları yerdeki Türkiye haritasının üzerinde geziyor.

Aynı karede, dolapların üzerinde yüksek bir yerde dünya haritası bulunuyor. Gülen’in Pensilvanya’daki villasında Türkiye haritasının paspas gibi yere serilmiş olması özellikle sosyal medyada büyük tepki topladı.

Fetullah Gülen geçtiğimiz günlerde Amerika’daki villasında İngiliz kanalı BBC’ye konuşmuştu. BBC ekibi röportaj sırasında, Gülen’in hayatını geçirdiği villayı da gezmişti. Ekip, Hocaefendi’nin çalışma ofisini görüntülemişti. Görüntülerle ilgili özellikle de yerdeki Türkiye haritasına ilişkin Cemaat’ten şuana kadar herhangi bir yalanlama gelmedi.

"ERDOĞAN YERDE BIRAKMAMIŞTI"

Gülen’in Pensilvanya’daki villasında bunlar yaşanırken, Başbakan Erdoğan Türk Bayrağı’nı yer bırakmamasıyla takdir topluyor. Erdoğan G20 gibi uluslar arası toplantılarda, fotoğraf çektirmek üzere toplanan liderlerin yerlerini belirtmek için yere konan bayraklar arasında Türk bayrağını kaldırıp cebine koymasıyla biliniyor. Başbakan bu hareketiyle Türk milleti tarafından büyük takdir görüyor.

"MAHSUS YAPILMIŞTIR"

Batı Trakya Türk Toplumu’nun yenen hakları için yıllarca mücadele eden önemli gazetecilerden Süleyman Sefer Cihan konu hakkında Akit’e yaptığı açıklamada, bayrakların ve haritaların Türk toplumu için çok kutsal ve ulvi bir yer teşkil ettiğini söyledi. Gülen’in evindeki Türkiye haritalı halının yere serilmesi ve üstünden geçilmesini hakaret kabul eden Cihan, "Bizim bildiğimiz bu tür kutsal değerler duvara ve yükseğe asılır. Parada bile bizim için önemli değerler olduğu için yere atılmazken bir halıya işlenmiş Türkiye haritasını yere sermeyi saygısızlık olarak görüyorum. Mahsus yapılmış bir şey olarak kabul ediyorum" diye konuştu.

Hassasiyet farkı…

Fethullah Gülen, Türkiye haritasını yere paspas yaparken, Başbakan Erdoğan G-20 zirvesinde liderler ile fotoğrafı çekildiği sırada yere konan bayraklar arasındaki Türk bayrağını itina ile yerden alıp, güzelce katlayarak cebine koymuştu…

(YENİ AKİT)

İRAN DOSYASI /// SELİM SAVAŞ GENÇ : Türkiye-İran ilişkilerinin sınırlarını Tahran belirliyor

İran, tarihinin hiçbir devresinde olmadığı kadar rahat, mutlu ve kendini garanti altında hissettiği bir dönemin tadını çıkartıyor. Ortadoğu’da vuku bulan neredeyse tüm hadiseler hemen her gün Tahran’ın gücüne güç katarken; Irak, Suriye, Lübnan ve Gazze’de bölgesel rakiplerini yanına yaklaştırmayacak pozisyonlar alabiliyor.

‘Baş düşmanı’ olarak kimlik oluşumunda basamak niyetine kullandığı ABD ile konuşabilen ve İsrail’in gönlüne su serpecek şekilde nükleer programının önemli bir kısmından vazgeçen İran, başarı için sınır ve prensip tanımayan bir aktör görünümünde. Batıya yaklaşırken de, batıdan uzaklaşırken de bir yere gittiği yok İran’ın. Ortadoğu planlarını gergef ile işler gibi ilmek ilmek şekillendirirken ne acele ediyor ne de telaş…

Anlaşılan Türkiye ‘kendisini ikinci evinde hissettiği’ İran ile kurduğu ilişkilerde Suriye sorununu yok sayıyor. Ya da anlaşılan İran, Türkiye ile konuşurken Suriye meselesini konuşmayacağız ön şartı ile Ankara’yı lütfedip kabul ediyor. Başbakan ve neredeyse küçük bir kabineden oluşan heyetinin Tahran ziyaretinde düzenlenen tek basın toplantısında gazetecilerin soru sormasına müsaade edilmiyor. Zira bir an boş bulunup gazetecilik görevini ifa etme refleksi gösteren bir basın mensubunun “55 bin Suriyelinin işkence altında can verdiği son bulgular hakkında Tahran ne düşünüyor?” gibi can alıcı bir soruyu sorması gezinin tüm ‘ihtişamını’ altüst edebilirdi.

Suriye konusunda İran farklı bir taktik uyguluyor. Başbakan Erdoğan’a yönelik mevki ve meslektaşları kesinlikle sert ikazlar yapmıyor, hatta Türkiye’nin Suriye politikalarını öncelikli olarak dış politika argümanlarında kullanmıyorlar. Lakin kritik dönemlerde daha alt seviyeden bir görevli bürokrat ya da askerî makamların temsilcileri gibi görevli adamlar vasıtası ile Türkiye ve Başbakan Erdoğan’ı en sert üslupla ve bazen de ağza alınmayacak hakaretlerle eleştiriyorlar. Tahran âdeta ‘Senin hakkındaki düşüncelerimiz bunlardan ibarettir. Bunu bilmeni istiyoruz lakin korkma, yüz yüze geldiğimizde sana gülümseyip canını sıkacak bir şey yapmayacağız’ tavrında.

Son İran ziyareti öncesinde de böyle oldu. Hamaney’in Devrim Muhafızları Yardımcı Temsilcisi Abdullah Hacı Sadıki’nin Erdoğan’ın ziyareti öncesi “Türkiye Başbakanı, son zamanlara kadar Suriye krizinde daha çok İsrail’in kuklası gibi hareket ediyordu. Fakat son zamanlarda artık uyandığını görüyoruz.” ifadelerini kullanabiliyor. Kendimizi tam anlamı ile ‘ikinci evimizde’ hissedebileceğimiz bir karşılama! Yeryüzünde Erdoğan’ın ziyaretinden birkaç saat önce bu açıklamayı yaptırtıp ajanslara servis edebilecek kaç ülke vardır?

Türkiye’yi bölgede radikal unsurların yanında, İran’ı ise makul, tutarlı ve Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılmasında konuşulabilecek bir partner olarak lanse ettiren süreç, birkaç doktora tezi konusu olabilecek hacimdedir. Bir sene önce demokratikleşme eğiliminde olan Ortadoğu’nun tek kaybedeni ve telaşe içindeki aktörü görüntüsü veren İran, bu rolünü nefes kesen hamleler neticesinde nasıl Ankara’ya devrettiğini uzun zaman konuşacağız. ‘Arap Uyanışı’ sürecinde varını yoğunu hipodromda koşmayan bir ata yatıranların ne iç ne de dış politikada manevra alanlarının kalmadığını görmeye başladılar. İran’ın diplomatik aklının, Türkiye Cumhuriyeti başbakanına ‘bölgesel ve küresel güç olma hedefinin olmadığı’ itirafını yaptırtmış olması hemen her şeyi özetler mahiyettedir. Dün İran’ı uluslararası arenada savunan ve Tahran’ı merkeze çekmeye çalışan Türkiye, bugün Ortadoğu’da uluslararası sistemle birlikte hareket eden, enerji bağımlısı olduğumuz ve nükleer silah elde etmesinden endişe duyduğumuz İran ile karşılaşmanın şoku içindedir. Böyle bir tablo karşısında hangi siyasi, gazetecilerin soru sormasına izin verebilirdi ki?

/// DİN TÜCCARLARI 2014 TÜRKİYE’SİNDE ZAVALLI DİNDARLARI NASIL KANDIRIYOR ? /// GÜLER MİSİ N AĞLAR MISIN ///

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ DOSYASI : Türkiye platform cenneti

Ergenekon ve Balyoz davalarının ardından yaptıkları suç duyurularıyla adlarından söz ettiren platformlar, son dönemde yaşanan Mısır’daki darbe süreci, 17 Aralık soruşturması, MİT görevlilerinin bulunduğu TIR’ların aranması, HSYK ve Emniyet’teki değişiklik gibi siyasi konulardaki hukuki girişimlerle siyaset arenasında daha da görünür hale geldi.

Her siyasi gelişmeyle yeni bir platform daha sivil toplum alanına eklenirken, 17 Aralık sürecinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a destek için İstanbul’dan Ankara’ya kefenli yürüyüş gerçekleştiren Remzi Can, kurduğu 1299 Platformu’yla, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında MİT’le ilgili açıklamaları nedeniyle suç duyurusunda bulundu.

Platformlar siyasette olduğu kadar, çevre, eğitim ve sağlık gibi konularda da karar alma süreçlerine etki etmek için çaba gösteriyor. Gezi Parkı sürecinde öne çıkan Taksim Platformu gibi kuruluşlar ciddi bir kesime hitap ederken, küçük grupların oluşturduğu platformlar daha çok suç duyurularıyla gündeme geliyor.
Dernek, vakıf, oda ve düşünce kuruluşları tarafından kurulan platformlar ise daha çok sınırlı çalışmalar yürütüyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Nükleer Karşıtı Platform, Hayvan Hakları Platformu, Çocuk Gelinlere Hayır Platformu mücadeleleriyle öne çıkan platformlardan.

‘Geniş çaplı paneller düzenleyeceğiz’

Erdoğan ve Bozdağ hakkında suç duyurusunda bulunan Bağımsız Hukukçular Platformu ise bir grup avukat tarafından kuruldu. Platform içinde yaklaşık 150-200 avukatın yer aldığını belirten platform başkanı Onur Berispek, “Süreci yakından takip edeceğiz. Hukuk ihlallerinin yaşandığına inandığımız müddetçe, suç duyuruları gerekirse geniş çaplı paneller de düzenleyeceğiz” diyor.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: