Etiket arşivi: KOMPLO TEORİLERİ

KOMPLO TEORİLERİ /// Hakan Albayrak : Dünyanın bütün şeytanların a karşı

1507847_797492143613159_233000412_n.jpg

Dünyanın bütün şeytanlarına karşı

Hakan Albayrak

Bırakın bu komplo teorilerini. Küresel güçlerin bu işlerle ne alâkası var?” diyorlardı.

Geçti o günler.

Ar damarını iyice çatlattılar.

Maskelerini tamamen indirdiler.

Artık açıkça itiraf ediyorlar, ülkemize küresel güçler adına operasyon çektiklerini.

Fethullah Gülen Cephesi’nin önemli bir kalemşoru, Zaman gazetesinde peş peşe yazdığı yazılarda İsrail, ABD ve diğer Batılı devletlere ‘nanik’ yapan AK Parti hükümetine bedel ödetilmesini makul karşılamak gerektiğini söyleyip duruyor.

O cephenin gazetelerinden birinin yayın yönetmeni de, Merkez Bankası’nın baskılara boyun eğerek faiz oranlarını yükseltmesi üzerine, zil takıp oynayarak, ‘küresel ekonominin zorlamasıyla bu kararı alan hükümetin dış politikada da küresel politikalara ayak uydurmak zorunda kalacağını’ müjdeliyor.

“Evet, 17 Aralık süreci küresel güçlerin Türkiye’den intikam sürecidir ve biz de onların maşasıyız, beşinci koluz” diye bas bas bağırıyorlar yani.

“Küresel politikalar”a ayak uydurmamız gerekiyormuş!

Nedir “küresel politikalar”?

Batı emperyalizminin bekasına, Filistin’in mahvına, Arap devrimlerinin bastırılmasına, Türkiye’nin yükselişinin önlenmesine vs, vs, vs yönelik politikalar değil midir?

‘Emperyalistler mevzi kazanıyor, Türkiye ve bütün İslam dünyası mevzi kaybediyor’ diye sevinebilen acayip bir Müslüman tipiyle karşı karşıyayız.

Ondan sonra, “Başbakan çok ağır konuşuyor”!

Haydi ordan!

Başbakan’ın en ağır sözleri bile çok hafif kalıyor ihanetin ağırlığı karşısında.

İnanılır gibi değil; kan banyosunu durdurduğu için Abdullah Öcalan’a diş bileyen bile var.

“Yandaş” Öcalan’la aynı fikirde olmayan PKK’lıların ülkemizi yeniden kan gölüne çevirmesini ihtiras derecesinde arzu eden alçaklar…

17 Aralık sürecini başlatanlara teşekkür borçluyuz aslında.

İçimizde nasıl korkunç bir yılan beslediğimizi bu sayede görebildik ve çok geç olmadan o yılanın başını ezme imkânını bulduk.

Yılan, giderayak ısırıyor ve son bir gayretle boğmaya yelteniyor ülkemizi.

Acı veriyor, sıkıntı çektiriyor, ama geçecek inşaallah.

Yeni Türkiye’nin son doğum sancılarıdır bunlar.

Dünyanın bütün şeytanları toplanmış, varlarını yoklarını ortaya koymuş, yükselişe geçen ülkemizi “paralel devlet” vasıtasıyla yere sermeye çalışıyorlar.

Nihai savaş gibi bir şey.

Bu badireyi de atlattığımızda ne kadar güçlü ve özgür bir ülke olacağımızın farkındasınız, değil mi?

KOMPLO TEORİLERİ /// BEKİR HAZAR : Baronlar İmparadorluğu

1271314.jpg

Baronlar imparadorluğu

Ortadoğu’da bir ülke.
O ülkenin Başbakanı davet veriyor.
Bir Türk gazeteci de davetliler arasında.

Sohbetler başlıyor, söz Türkiye’ye geliyor. Türk gazeteci "Bizim Başbakanımız" diye söze giriyor. Ortadoğu ülkesinin Başbakanı lafını kesiyor. "Yanlış bir ifadede bulundunuz" diyor.

Ve ekliyor;

"Siz Erdoğan’ı sadece sizin lideriniz mi zannediyorsunuz?" İşte Türkiye üzerine oynanan oyunların tamamının arkasında bu soru var.

Dünyayı soyan Para İmparatorlarının bankaları, medyası, düşünce kuruluşları hep bundan saldırıyor.

Tüm tezgahlar bu nedenle kuruluyor.

CFR’nin yönettiği Brookings Enstitü’sünü yazmıştım dün. O enstitü Ortadoğu ülkelerine gidiyor birkaç sene önce.
Mesela Mısır’da bir araştırma yapıyor.
Erdoğan sevgisini yerinde görüyor.

Anket sonucu ortaya konan rapor şu; "Erdoğan burada adaylığını koysa Başbakan olur."

Dünyayı sömürenlerin gitmediği ülke kalmadı. Portekiz bile yıllarca sömürge ülkelere sahipti. TÜRK SEVGİSİ Belçika’nın bile Afrika’da kolonileri vardı.
Dünya PETROL, ELMAS ve PARA Baronlarının güdümünde her yere girdiler.

Avrupa’da sömürgeleri olmayan ülke yoktu.

Gittiler, kan gölleri oluşturarak oralara BAYRAKLARINI diktiler.

Türkiye ise Osmanlı’dan kalan bir mirasa sahipti. Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Kafkaslara, Asya’daki Türk Cumhuriyetlerine ve Afrika’nın en ücra köşelerine kadar yaşanan SEVGİYDİ bu.

Onlar milyonlarca insanı katlederek BAYRAKLARINI DİKİYORLARDI.
Bizim ise gitmediğimiz ülkelerde insanlar TÜRK BAYRAĞINI SALLIYORDU.

Evet bayrağımız sallansa bile biz oralara gidemiyorduk tam 100 yıldır.

Çünkü Osmanlı’yı borçla, faizle, işbirlikçi masonlarla paramparça edenler bizi dar alanda kuma gömmüşlerdi.

Bizi alıyorlar, kamplara bölüyor, birbirimize düşürüyorlardı. İçeride "TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR" sloganı ile Türk’ü Türk’e kırdırıyorlardı.Kırılma sona erdiğinde Türk-
Kürt kavgası başlatıyorlardı.

Dışarıya bakacak gözümüz yoktu.

Çünkü devamlı birbirimize yumruk attırdıkları için morarmaktan kapanıyordu gözlerimiz.

İlk defa bir Başbakan çıktı, son kavga "Türk-
Kürt" kapışmasını bitirmek için kolları sıvadı. "Barış yapalım, Osmanlı’nın gittiği, Türk bayraklarının sallandığı ülkelere, kardeşlerimize gidelim, 100 yıllık hasreti sonlandırıp kucaklaşalım. Türk Bayrağını sallayan ellerinden tutalım, BÜYÜK TÜRKİYE’yi kuralım" dedi.

İşte bundan saldırıyorlar.

Sırf bu yüzden Baronların, KANDAN BESLENEN PARADORLARIN yönettiği ABD’deki düşünce kuruluşlarına Kürtleri çağırıyorlar.

"APO’yu boşverin, onu dinlemeyin, Kandil’e çıkıp savaşı sürdürün" diye çağrı yapıyorlar.

Dünyayı yöneten Musevi HANEDANLARI ve onların Kraliçesi, Osmanlı’yı yıktıkları gibi, yerine kurdukları bu ülkenin olduğu yerde kalmasını istiyor.

Birbirini kırıp, gömmesini istiyor. 767 Uluslararası şirket ve onların tepesindeki 10 aile ile bu sistemi dizayn için her yolu deniyorlar.

BARONLAR imPARAdorluğu, yeni bir Türk İmparatorluğunu istemiyor.
Onları yeni kitabımda anlattım uzun uzun.

Evet "BARONLAR İMPARADORLUĞU" adlı kitabım nihayet matbaadan çıktı.

Yeni doğan bir bebeğim var elimde.

Yeniden doğmak isteyen Türkiye’ye KÜRTAJ yapmak isteyenlerin maskesini düşürüyor.

Ne yaparlarsa yapsınlar bu çocuk doğacak.

Çünkü devirmek istedikleri Türkiye lideri sadece bu ülkenin lideri değil.

Balkon konuşmasında boşuna milyonlara söylemedi. "Bu seçimi Ramallah kazandı, Beyrut kazandı, Saraybosna kazandı, Üsküp kazandı" diye.

Ona kazandıran Türk Milleti’ydi.
Ve bu ülke artık uyandı.

NOT; Yeni kitabımı ve sevgili Ergün Diler’in "Kraliçe’nin Adamları" kitabını divanyolu.com.tr veya 0212 528 91 92 nolu telefondan temin edebilirsiniz.

BEKİR HAZAR

KOMPLO TEORİLERİ /// Bekir Hazar : Yan oda

1558458_662924410421966_1193078158_n.jpg

Yan oda

Odandan çıkmazsan, yan odayı göremezsin.
Başbakan Almanya giderken, bir gün önce birileri oralarda cami yakmaya kalkıyor.

Bu işler hep böyledir.

ABD , İsrail’e "Yeter artık" diyor.
İsrailli bir bakandan sonra ikincisi de ABD dışişleri bakanına hakaretler yağdırıyor.

Danimarka’da bir banka İsrail bankasını kara listeye alıyor.
Danimarka basını tek kare haber yapmıyor.
Putin dün "Rusya’nın tek rakibi Rusya’dır" diyor.
İçerideki ülke düşmanlarına dikkat çekiyor.
Bu bana hiç yabancı gelmiyor.
Dünyada bir şeyler oluyor.

Tüm yaşananları planlayan yan odadaki PARA’dır.

CFR’yi biliyorsunuz. "TEK DÜNYA DÜZENİ" sloganı atan Musevi Para İmparadorları’nın kurduğu o meşhur kurum.
Hanedanların para pompaladığı, İsrail’in üzerine titrediği o meşhur oluşum.

Evet Baronlar CFR’yi fonluyor, CFR de bazı düşünce kuruluşlarını.
Hedefe ulaşmak için milyar dolarlar akıtıyorlar.
İşte o CFR’nin fonladığı bir kurum var ABD’de.
Bir dönem akademisyenleri bünyesine aldı.
Eğitim projelerine daldı.

Ancak CFR’nin kontrolündeki bu kurum son yıllarda politikalarını değiştirdi.

Devrim niteliğindeki bu politikaların mimarı kuruma transfer olan Richard Haass’tı.

Richard "Ben eğitimi ikinci plana aldım" dedi.
Yeni politikayı ilan etti.

Artık ABD’de SİYASETİ DİZAYN etme işine soktu transfer olduğu kurumu.

ABD kongresinde çalışanları bünyesine aldı.
Kongreyi takip eden gazetecilere maaş bağladı.
İnanılmaz bir güç kurdu.

Birisi başkan oluyor, alt kadrosunu Richard Haass’ın kurumu ayarlıyordu artık.

BARONLARIN CFR’sinden fonlanan kurumun adı BROOKİNGS ENSTİTÜSÜ’ydü.

Ve çok ilginç Brookings Enstitüsü’ne geçen ve politikalarını değiştiren, Richard Haass CFR’nin başkanıydı.

CFR Başkanlığından Brookings Enstitüsü’ne geçerek "SİYASETİ DİZAYN DEVRİMİ"ni yapan PARALEL sistemi kurdu.

Ve dün amiral gemisi gazetemizin manşetinde bir adam vardı.
Onun adı Kemal Derviş’ti.

2009’dan itibaren Brookings Enstitüsü’nün başkan yardımcılığını yapıyor Kemal Bey…

Hürriyet gazetesinde diyor ki; "Maalesef ekonomi kırılgan olunca faiz yükseliyor.

Kırılganlık varsa, ancak yüksek faizle borçlanabilir duruma düşerse o zaman bir takım insanlara çok kolay para kazandırır veya kaybettirebilir de."

Faizleri, ekonomideki kırılganlık yükseltiyormuş.

Kemal Derviş Bey New York’ta mı yoksa Ankara’da mı yaşıyor şu an bilemiyorum.

Ancak bu ülkeye operasyon üzerine operasyon yapılıyor.

CFR’nin patronları tarafından pompalanan Musevi medyası da ABD ve İngiltere’den "Faizleri artırın" diye tam bir yıldır saldırıyor.
Operasyonlar kaos amaçlı geliyor.

Kaoslardan beslenen BARONLAR Türkiye’de dolar satın alma operasyonu başlatıyor.

Merkez Bankası saldırıyı durdurmak için piyasaya dolar sürüyor.
İngiltere’den üç banka bana mısın demiyor.
Karşı saldırıya geçiyor.

Tek amaç Erdoğan’ı devirmek, faizleri yükseltmek.

Ve Brookings Enstitüsü başkanı Kemal Derviş Bey bu saldırıları görmüyor. "Bu ülkeye saldırı var" diyemiyor.

Dünyaya ekonomimizin kırılgan olduğunu ilan ediyor.

Amiral gazetesine "Türkiye’de güven yok" diye manşet çektiriyor.

Neden Baronların saldırısını göremiyor?
Neden CFR’lerin planlarına Fransız kalıyor.

CFR’den transfer Richard Haass’a sorsa da öğreniverse.
Fazla uzakta değil.

Brookings Enstitü’nde o da başkan yardımcısı…
Ve hemen yan odada Richard.

Bekir Hazar

KOMPLO TEORİLERİ : İntiharların tarikatı

Sabah yazarı Haşmet Babaoğlu’nun bugünkü yazısında söz ettiği “Solar Temple” yani “Güneş Tapınağı” Tarikatı’nın adı intihar tarikatları arasında sayılıyor.

Sabah yazarı Haşmet Babaoğlu’nun bugünkü yazısında söz ettiği "Solar Temple" yani "Güneş Tapınağı" Tarikatı’nın adı intihar tarikatları arasında sayılıyor. Böyle anılmasının nedeni de 1994 yılında İsviçre, Kanada ve Fransa’da yaşayan müritlerinin kendilerini yakarak, toplu olarak intihar etmeleriydi…

Ölenlerin boyunlarında bulunan madalyonlarda iki başlı kartal, tarikatın baş harfleri ve Mahşerin Dört Atlısını’nın (ölüm, savaş, veba, kıtlık) isimleri bulunuyordu. Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde "Yüce Kaynak" isimli tarikatın 39 üyesi topluca intihar etti. Rancho Santa Fe kentinde, bir milyon dolarlık malikânede bulunan cesetlerin hepsinde siyah pantolon ve koyu renk tenis ayakkabıları bulunuyordu. Vücutlarının üst tarafında başlarını da örten piramit biçimin mor renkli kefene benzer bir örtü vardı. Kolları açık, sırt üstü yatıyorlardı.

Tarikatın üyeleri başka bir gezegenden geldiklerine ve dünyaya melek olarak gönderildiklerine inanıyorlardı. Asla içki, sigara kullanmıyor ve birbirlerine "kardeşim" diye hitap ediyorlardı.

Peki neden intihar etmişlerdi?
Kendilerini yakarak öldüren tarikatın liderleri Dr. Luc Jouret ve Joseph Di Mambro, kıyamet günü hazırlıkları yapıyordu. Hatta ölümlerinden bir gece önce "Son akşam yemeği" tarikatın düzenlediğini ve bağlılarına "deccalı engelleme görevinin kendilerinden alındığı"nı anlattığını gösteriyordu.

Bu tarikat, aynı zamanda UFO’lar ile yakın ilişki halindeydi. Grup liderleri Proxima adlı bir gezegenden gelen uzaylı varlıklardan bilgi alıyordu. Uzaylı varlıklar yaklaşmakta olan kıyametten tarikat üyelerini kurtaracakları sözünü vermişlerdi. Yakın UFO ve uzaylı temasları yaşıyorlardı ve daha sonra ileri gelen, zengin tarikat yöneticilerinden birinin elinde Amerika’dan getirttiği çok gelişmiş hologram efektleri yaratan cihazların bulunduğu ortaya çıktı.

1989 yılında en az toplam 442 üyesi olduğu sanılan kültün yayılış alanı ise şöyleydi; İsviçre 90, Fransa 187, Kanada 86, 53 kişi ise Martinik, ABD ve İspanya’da yaşıyordu. Bunlardan 66 kişi toplu olarak 2 kez toplu olarak intihar etti.

KOMPLO TEORİLERİ /// BEKİR HAZAR : Her şey ortada

b2c14967e1eb02f9cf6ee234cf1dd07c.jpg

Her şey ortada

ABD’li profesör John L. Esposito diyor ki;
"Türkiye’nin ekonomik gücü AB’yi endişelendiriyor.
Çünkü Türkiye artık büyük ve güçlü bir ülke.
Küçük ve fakir ülkeleri bile içine alırken, Büyük Türkiye’yi sindiremiyorlar."
Evet endişeleniyorlar.

3. köprüler, 3. havaalanları gelirse Londra ve Frankfurt ağıtlar yakacak.

Onun için Almanya’nın Merkel’i istemez.

2012 sonunda saray kasasında 32 milyon STERLİN olup 2013 sonunda 1 milyon sterline düşen İngiltere kraliçesi istemez.

Hele hele yıllardır önce parçaladıkları sonra yönettikleri Ortadoğu’ya girdiğimizi görürlerse asla istemezler.

Nisan 2012’de Bard Collage Profesörlerinden Walter Russel Mead, bir röportaj veriyor.
Dünyada güç dengelerinin değiştiğini söylüyor.

Düşüşe geçen ABD’ye "Türkiye, Hindistan gibi ülkelerle ilişkilerini geliştir" çağrısı yapıyor.

AB’nin çökmek üzere olduğunu belirtiyor.
Russel Mead’a göre evet ABD hala önemli bir aktör.
Ancak artık yedi kutuplu bir dünya var.

Russel, "Dünyada söz sahibi olanlar artrık bu 7’ler" diyor.

Bunlardan birinin Türkiye olduğunu açıklıyor. "Türkiye giderek dünya siyasetinde muazzam bir güç kazandı" diye ekliyor.
Böyle bir Türkiye’yi kimler ister, kimler istemez?
Bir hafta önce Dünya Bankası Türkiye Direktörü Martin Raiser konuşuyor.

Kriz sonrası dönemde Türkiye’nin işgücü piyasası performansına övgüler yağdırıyor.. "Son 10-15 yılda Türkiye’de işgücü verimliliğindeki artış yüzde 4’e yakın.

Bu, yükselen tüm diğer piyasalardan daha yüksek bir oran" diyor.
Raiser, AB’nin istihdamda 2 milyonluk düşüş yaşadığını Türkiye’nin 3.5 milyona iş sahası açtığını söylüyor.
Ve dahası Türkiye’de refahın arttığını belirtiyor.

Yani dünya geriye giderken Türkiye kıskanılacak bir şekilde büyüyor.
Böyle bir Türkiye’yi kim ister?
Tabii ki bu ülkeyi yıllardır yönetenler, soyup soğana çevirenler asla istemez.

Büyüyen, kabuğunu yırtan, Ortadoğu’ya akan, enerji hatlarına inen, DÜNYA 7’LERİ arasında gösterilen bir ülkeyi nasıl soyacaklar?
Onun için ABD’de Neo-Conlar ayağa kalkıyor.
Musevi BARONLARIN gazetelerinden bize hakaret yağdırıyor.
Sonra da muhalefet üyelerimizi ağırlıyor?

Neden? Gayet basit.

Bu ülkeyi BÜYÜTEN ADAMI istemiyorlar.
Davos’tan beri istemiyorlar.
Mavi Marmara’dan beri istemiyorlar.

Çünkü hepsi "İSRAİL" diye bas bas bağırıyor. Artık görüyorlar ki Türkiye MOSSAD’ın emrinde çalışmıyor.
Deliriyorlar.

Yoshiaka SASAKİ bir Japon Profesörü.

Bu ülkeye geldi, araştırmalar yaptı, Türkiye ile ilgili bir kitap hazırladı. "Türkiye DÜNYA LİDERİ olma yolunda hızla ilerliyor" diyor.

20 Haziran 2012’de ABD’de Dünya Para İmparatorlarının fonladığı Washington İnstute adlı LOBİ merkezinde bir konferans düzenleniyor. Toplantıda sözü İsrail Başbakan yardımcısı Mofaz alıyor.
Ve diyor ki; "Türkiye ile ilişkiler çok önemli.

Özellikle İsrail’de olmak üzere hepimiz, Türkiye’nin bölgesinde bir SÜPER GÜÇ haline geldiğini anlamalıyız.

Türkiye’yi bölgemizde bir süper güç olarak görüyorum, Bunda hiçbir ŞÜPHE yok."

Bunu ne zaman söylüyor?

Tam birbuçuk yıl önce 20 Haziran 2012’de.

Yani Türkiye’ye ard arda operasyonların başladığı tarihlere yakın bir süreçte.

Kimler bizden yana dertli?

Kimler BÜYÜYEN TÜRKİYE’yi istemiyor?

Kimler içimizden aynı konumdalar?

Kimler kimlerle yanyana gelip ittifaklar yapıyor?

Alt alta koyun…

Bu memlekette neler oluyor diye anlamakta kendinizi zorlamayın!

Bekir Hazar

KOMPLO TEORİLERİ /// Tamer Korkmaz : Derin Muhabbet

Osama-bin-Laden-con-Zbigniew-Brzezinski-002.jpg

Derin Muhabbet

11 Eylül’deki kurgusal saldırıdan iki gün sonra, uçuş yasağına rağmen Ladin ailesine mensup onlarca kişi Amerika’dan ayrıldı! ABD, ‘Üsame Bin Ladin’in kellesine 50 milyon dolar ödül’ koydu!

11 Eylül’den sonraki haftalarda Başkan Dabılyu Bush, Bin Ladin’le telefon muhabbeti yaptı!

Ladin’le görüşenler arasında ‘Karanlıklar Prensi’ diye bilinen Richard Perle de vardı!

3 Şubat 1980’de Pakistan’da çekilen fotoğraflarda ise dönemin ABD Başkanı Carter’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Brzezinski’nin Bin Ladin’le ‘enseye tokat’ kıvamında silah muhabbeti yaptıkları görülüyordu.

11 Eylül’ün onuncu yılına denk gelen bir ekran söyleşisinde (MSNBC’deki Morning Joe) Zbigniew Brzezinski, ‘ABD-İsrail ikilisinin Ortadoğu’da izole edildiklerinden yakınıyor ve uzun vadede bu durumun daha da kötüleşeceğini söylüyordu. (Eylül 2011)

Sabancı Üniversitesi ve Brookings Enstitüsü işbirliği ile Washington’da sekizincisi düzenlenen Sakıp Sabancı konferans serisinin 2012 yılı konuğu Zbigniew Brzezinski idi. Brookings Enstitüsü’nün başkan yardımcısı Kemal Derviş, Brzezinski ile ‘aile fotoğrafı’ çektirdi! (2 Mayıs 2012)

Baronların, Türkiye’deki salon filmlerinde rol verdiği Kemal Derviş, Şubat 2001’de anayasa fırlatma tiyatrosuyla patlayan ekonomik krizin ardından büyük sükse ile getirilip ‘kurtarıcı’ olarak sunulmuştu.

Batı Kulübü’nün mutemet adamı Kemal Derviş, 2013’ün Ağustos ayında baronlar hesabına şöyle bir göründü ve ‘Türkiye titizlikle komşularının içişlerine karışmayan bir dış politika izlemelidir’ diye konuştu.

‘Türkiye’nin dış politikasını eskiden olduğu gibi yine ABD ve İsrail belirlesin’ demeye getiriyordu!

ABD’nin eski Savunma Bakanı ve Türkiye’deki baronların kankası olan Paul Wolfowitz, WINEP’te Kemal Derviş’le yakınlıklarını anlatırken, onun ‘Çok iyi bir memur’ olduğundan söz etmişti.

İsrail devletinin destekçisi WINEP, Neo-Conların güdümünde bir kuruluştur.

*

Kemal Derviş, 2001’in 3 Mart’ında ekonomiden sorumlu devlet bakanı yapılmıştı. 2001’in 28 Haziran günü ise ‘ABD’deki İsrail’ diye tanımlanabilecek bir Yahudi örgütü olan JİNSA’nın yöneticileri ile Çevik Bir İstanbul Küçükçamlıca’daki çok özel bir yemekte buluştular.

Yemeğin baş konukları arasında İshak Alaton da vardı.

Kaşar Neo-Con’lardan Morton Abramowitz…

27 Nisan sanal bildirisinden sonra iki defa (Mayıs ve Ekim 2007) Türkiye’ye geldi. Her iki ziyaretinde de İshak Alaton’un misafiri oldu…

Abramowitz’in görüştüğü isimler arasında Can Kıraç ve Süheyl Batum da vardı…

27 Nisan e-muhtırasından iki hafta kadar sonra Bahçeşehir Üniversitesi’nde konuşan Abramowitz…

‘Türkiye İslam ülkelerine kayıyor, Batı’dan uzaklaşıyor’ diye yakınıyordu!

27 Nisan e-bildirisinden bir ay sonra (31 Mayıs 2007) Türkiye’ye gelen derin isimler arasında…

Henry Kissinger ve Paul Wolfowitz’le birlikte Richard Perle de yer alıyordu.

Perle’ün geldiği tarihten üç ay kadar önce…

Uzak diyarlarda, Bin Ladin ‘böbrek yetmezliği sonucu’ hayata veda etmişti!

*

Wolfowitz, 3 Haziran 2007’de Mustafa Koç’un teknesindeydi!

İtalyan otomotiv devi olan FIAT’ın üçüncü kuşak patronu John Elkann, Mustafa Koç’un kankasıdır.

Ankara’ya sistematik olarak ateş açan İngiliz The Economist dergisinin sahipleri arasında yer alan John Elkann, Kemal Derviş’in başkan yardımcısı olduğu Brookings Enstitüsü’nün de üyesidir.

*

ABD’nin eski Türkiye büyükelçilerinden Morton Abramowitz ile Eric Edelman, AK Parti Hükümeti’ni devirebilmek için fal tutmaya devam ediyorlar.

Hem Gezi Kalkışması ile hem de 17 Aralık sivil darbe girişimi ilgili ‘derin hesaba dahil’ bir konumda, ‘Pusu’ senaryolarının yazıldığı masada yer aldılar.

Birlikte yazdıkları ‘Retorikten Gerçeğe: ABD’nin Türkiye Politikasını Yeniden Çerçevelendirmek’ başlıklı raporun 2013’ün Ekim ayında yayınlandığını hatırlıyoruz:

Orada ‘Taksim protestoları sonrasında AKP yenilmez ve vazgeçilmez değil’ diyorlardı…

Hedeflerinde Erdoğan vardı.

*

Sibel Edmonds, ‘Abramowitz-Edelman-Misztal üçlüsünün’ ortaklaşa yazdıkları ‘histeri dolu’ makalelerinde ‘Erdoğan’ın hem bir despot, hem de ABD çıkarlarına büyük bir tehdit olduğunu ilan ettiklerinden’ bahsediyor ve şöyle diyor:

‘Dokuz yıl geriye gidelim ve bazı devlet sırlarını açıklayalım. Eric Edelman’ın; hükümetin devlet sırrı olarak kabul ettiği, FBI soruşturmalarına dahil olan, 1990’ların ortalarından beri Orta Asya ve Kafkasya’da CIA-NATO terör eylemlerini içeren dosyaların üzerinin örtülmesinin zanlısı olduğunu söylemiştim…’

(23 Ocak 2014)
*
Edelman, AK Parti’ye yönelik darbe planlarının yapıldığı 2003-2004 döneminde ABD’nin Ankara Büyükelçisi idi. O dönemdeki darbe girişimlerinin Eric Edelman tarafından canla başla desteklendiği biliniyor.

Tamer Korkmaz

KOMPLO TEORİLERİ : Tebrikler

absolute-power.jpg

Tebrikler

Aylardır bas bas bağırıyorlardı.

Gazetelerinde yorumlar yazdırıyorlardı. "Türkiye faizleri artırmalı" diye.
İngiliz ve ABD medyasıydı onlar.
PATRONLARININ tamamı Museviydi.
BANKERDİ, BANKACIYDI, FAİZCİYDİ.
Ve tamamı Dünya Para İmparatorlarının örgütlerine üyeydi.
HANEDANLARIN kapı kuluydu.
Ülkeleri savaştırıyorlar, batırıyorlar, 70 cente muhtaç hale getiriyorlardı.
Gerekirse kan denizine çeviriyorlardı.

Bir ülkeyi operasyonlarla bezdirmeyi, kaos planlarını devreye sokmayı çok seviyorlardı.

Sonra da gidip "Para verelim abi" diyorlardı. Hayırsever takılıyorlardı.
Borçlandırıp, operasyonla yükseltilmiş faizlerle soyuyorlardı. Ülkelerin bağımsızlıklarını ellerinden alıyorlardı.

Artık YENİ SAHİP onlar oluyorlardı.

Kazandıkça kasalarından para taşıyordu.
Taşan paraları elemanlarına veriyorlardı.

Elemanları Medya İmparatoru yapıyorlardı başka soyulacak ülkelerde.
Yüzlerce gazetenin ve televizyonun tekeli artık onlardaydı.
Ve o medya ile Türkiye’ye saldırıya geçtiler.

Operasyon üzerine operasyon düzenlediler. "Faizleri artır" diyerek hakaretler ettiler bu ülkeyi yönetenlere.
Alay ettiler, ALGI operasyonları düzenlediler.
Ne Hitler kaldı, ne de diktatörlük.

Zaten içeriden de buna çanak tutacak aktörleri vardı.
Musevi BARONLARIN medyası son olarak Obama’yı Türkiye’ye müdahaleye çağırdı.
Önce Washington Post’ta ısıtıldı bu çağrı.

Bir gün sonra NewYork Times atladı aynı olaya. 1Ertesi gün Hürriyet gazetesi 1.sayfasına taşıdı.
Dışarıda kuruluyor, içeride ısıtılıyordu.

CNNTürk’te ekonomi spikeri "Merkez Bankası bağımsız mı değil mi göstermeli" diyerek faizlerin artırılması için tellallık yapıyordu.

Soyadı TÜRK’tü ama adı CNN’di. "Hükümetin güdümünde olmak" imasıyla suçluyordu Merkez Bankası’nı.

İngiltere’deki Musevi Baron da Guardian gazetesinden önceki gün Erdoğan ile dalga geçiyordu.

Partisinin bir toplantısına kendisi değil "HOLOGRAM" tekniği kurularak görüntüsüyle katıldığı için. "HAYALET" diyerek saldırıyorlardı.

Sen misin faizleri artırmayan… O kadar operasyona hala direnen…
Ve dolar euroya saldırıp satın alıyorlardı.

Liranın değerini düşürmek, faiz artırımına götürmek için bir yerlerini yırtıyorlar, kasalarını parçalıyorlardı.

Merkez Bankası gece yarısı acil toplantı kararı aldı.

Daha toplanmadan gündüzden CNNTürk’te "Merkez Bankası faizleri artırmak için toplanıyor" diye yüzlerce alt yazı geçti.
Halbuki daha toplantı ve karar yoktu.

Ama adamlar gündüzden haber almışlardı FAİZLERİN zıplatılacağını.
Gazetecilik (!) başarısıydı bu.
Ve Merkez Bankası gece yarısı faizleri artırdı.

Dünya medyası, finans piyasaları şaşkına döndü, ŞOK geçirdi.
Onlar bile beklemiyordu bu kadar yüksek artışı.

Şaşkınlık kısa sürdü. "HURRAAA" çektiler, şampanyalar patlattılar.

"Dünya medyası bayram ediyor" diye düştü haber internet sitelerine.

ABD ve İngiltere’deki Baronlara ait gazetelerin tamamı Türkiye’deki faiz artışını FLAŞ haber olarak duyurdu. İNGİLİZ Reuters "Erdoğan’a rağmen" diyerek sevinç çığlıkları attı.

Ve en anlamlı açıklama ABD’deki Finans Baronlarından geldi. "Türkiye Merkez Bankası’nın aldığı kararın;

bugün toplanarak tahvil alımında 10 milyar dolarlık indirim yapması beklenen Amerikan Merkez Bankası Fed’in elini güçlendirdi" dediler ajanslara.

Evet FED’in eli güçlenmiş. Yani ABD Merkez Bankası’nın…

Peki kimin bu banka? Rotschild HANEDANI’nın…

Dünyayı yöneten, soyan PARA İMPARATORU’nun elini güçlendiren bir faiz artırımına girmiş Merkez Bankamız…

Çapulcular Ananascılar chp liler komünistler VAİZ VE FAİZ LOBİSİ Tebrik ederim sizi

KOMPLO TEORİLERİ : Astral Seyahat Üzerinde İnceleme

Astral Seyahat Üzerinde İnceleme

Cilt I (v1.1) Bölüm 4

Yazan Robert Bruce

Çeviren: Cem Çiloğlu

Bölünme

Uyuduğunuz veya herhangi bir beden dışı deneyim yaşadığınız her zaman, bilinç iki ayrı ama birbirinin benzeri parçaya ayrılır. Bu ayrılma çok iyi bir nedenden dolayı vuku bulur:

Eğer astral projeksiyon, lusid rüya, obe ( beden dışı deneyim) ve yakın ölüm deneyimleri hakkında olayları okursanız, bölünme etkisini tarif eden birçok tanıma rastlarsınız. Bir beden dışı deneyim esnasında ayrı, suptil bir beden içinde olduğunuzu hissederken aynı anda fiziksel bedenin farkında olmak çok yaygındır. Bunun nedeni iki vücudunuz arasındaki telepatik bağdır. Astral projeksiyon durumunda, bu bağ fiziksel bedeni herhangi bir zarar görmemesi amacıyla denetlemekte kullanılır.

Projeksiyon yaptığınızda astral dubleniz fiziksel bedenden ayrılır ve zihin bölünür. Bir parçası astral vücut içinde diğeri ise fiziksel bedenle kalması gereken eterik vücutta merkezlenmiştir. Astral form oluşturulduğunda zihninizin bir ayna yansıması oluşur. O SİZ’dir, her haliyle, bir band kaydının band kaydı gibi, ikisi de aynı, ikisi de SİZ!

Sık sık, uyku esnasında, yansımış zihinler bir tür telepatik rüya paylaşımı içinde karışır. Fiziksel, eterik zihinde ayrıca rüya görme yeteneğine sahiptir. Bu rüya karışımı, birden fazla bilinç noktasından kaynaklanan bir tür rüya hafıza şizofrenisi oluşturur. Şizofreniye aşina olmayanların bilgisine, şizofreniler aynı anda zihinlerinde birden fazla düşünce dizgisine sahip olabilir.

Dualite

Eğer astral ve eterik bedenlerin ikisi de tamamen uyanık olarak, bir projeksiyon esnasında birbirlerine yakın mesafeden konsantre olursa çift yönlü bir telepatik bağ oluşur. Bu çok rahatsız edicidir ve bunu çok sık denemenizi önermem. Fiziksel/eterik SİZ ve astral SİZ birbirini aynı anda açıkça görecektir. Birbirinizin gözlerinden aynı anda, simultane bir şekilde, her iki görüntü setinin farkında olarak bakıyor olacaksınız.

Üstüne üstük, durumu daha da karmaşıklaştıracak bir biçimde, simultane olarak kendinizinkilerle birlikte diğerinin de düşüncelerinin farkında olacaksınız. Bu telepatik bir geri bildirimdir, sonsuzluğa bir bakış atmanızı sağlamak için birbirine bakan iki aynayı tutmak gibi, yansımanın yansımasının yansıması vs….

Bu rahatsız ve kafa karıştırıcı durum, projeksiyon esnasında birbirinize çok yakından bakmayarak ve birbirinizi düşünmeyerek engellenebilir.

Bu, bir yönüyle bazen rüyaların niye çok karmaşık ve kaotik olduğunu bize açıklar. Zihin çok iyi bir nedenden dolayı bölünmektedir ve her iki parçada bağımsız olarak fonksiyon gösterebilmektedir.

Projeksiyon esnasında bu fenomeni birçok kez deneyimledim. Onun üzerinde çalıştım çünkü yakınına geldiğimde fiziksel bedenimi hissedişim konusunu merak ediyordum. Ayrıyetten, projeksiyon esnasında aynı anda iki farklı işi yapıyor olmanın kafa karıştırıcı anılarını almaya devam ediyordum. Örneğin: Projeksiyonu hatırlarken ev içindeki ve sokaktaki olayların ve seslerin farkında olmak. Bu dualite başka projeksiyon yapanlar tarafından da bildirilmiş ama hiçbir zaman hakkı vererek açıklanmamış veya anlaşılmamıştır.

İşte dualiteyi ve telepatik geri bildirimi ilk deneyimleyişimin hikayesi:

Ateşin yanında, sandalyemde meditasyon yapıyordum ve yağmur çatıyı dövmeye başladığında normal farkındalık halime döndüm. Rüzgar hızlanıyor ve pencereleri sarsıyordu. Saate baktım, sabahın üçüydü. Bu olağandışı değil çünkü bazen gece meditasyon yaparım. Kendimi iyi dinlenmiş ve enerji dolu hissediyordum. Kendi kendime düşündüm. ”Daha önce hiç yağmurda projeksiyon yapmamıştım. nasıl birşey olduğunu merak ediyorum.”

Yeniden gözlerimi kapadım, biraz sonra bedenimden dışarı projeksiyon yapmıştım.

Duvarın içinden geçerek dışarı, yağmurun içine çıktım. ne kadar muazzam ıslak bir histi. Yağmurun içimden geçtiğini hissediyordum. Yağmur kokusu ve ıslaklık heryerdeydi ve beni enerjiyle dolduruyor gibiydi. Çatıya doğru yükseldim, bacanın üstüne oturdum ve şehrin üzerinden baktım. Yağmurun çatı ve sokaklarda dans edişini, oluklardan girdaplar yaparak dönmesini ve mazgallara dökülmesini izledim. Kendine ait dost bir sesi ve ritmi varmış gibiydi ”İç beni, sıçrat beni, lıkırdat beni, taşır beni” diyordu. O an çok hoştu.

Bacada otururken aşağıda, sandalyede oturan bedenimi hissedebildiğimi farkettim. Fiziksel vücudumu yakınındayken hissedip uzaklaştığımda hissetmeyişim her zaman ilgimi çekmişti. Bacadan aşağı kayarak kendimi daha yakından etüt etmeyi kararlaştırdım.

Bir anda, kendimi hem duvardan geçerken hem de sandalyede otururken gördüm. O bendim, sandalyede oturan, duvardan geçerek süzülen bana bakan, ama aynı zamanda sandalyede oturan beni seyreden, sandalyenin on feet önünde süzülen de bendim. Bu sadece kafa karıştırıcı değildi aynı zamanda çok hasta hissetmeme sebep oldu.

Aynı anda ve birbirine bağlı olarak iki grup görüntüye ve iki grup düşünceye sahiptim, bu büyüleyiciydi. Aynı zamanda bir şey ifade ediyordu. Sadece astral bedenim fiziksel bedenimden ayrıldığı için niye fiziksel olan düşünmeyi kesindi?

Astral ben, o sırada onu izlemekte olan sandalyedeki beni inceleyerek odada gezindi. Hala fiziksel benin arkasında olsam da astral beni görebiliyordum. Astral beden odada gezinirken takip etmeye çalışan kendimi sandalyede oturur hissediyordum. Bunu yapmak sanki hiç kımıldamaya enerjim yokmuş gibi çok zordu. Kendimi dev gibi ve muazzam bir basınca karşı ilerliyormuş gibi hissettim. Görüntü noktamı hareket ettiriyordum ama fiziksel olarak pek hareket etmiyordum.

Farkındalığım aynı anda hem eterik hem de astral bedenimde bulunuyordu. Böylece fiziksel ben astral beni kolayca ve her bir açıdan görebiliyordu. Eterik bedenim, kelimenin tam anlamıyla derimin etrafında dönüyordu. Bu, kapalı göz kapaklarının ardından ve değişik perspektiflerden görebilme yeteneği sık sık projeksiyon ve meditasyon yapanlar tarafından anlatılır.

Bu dualite, şizofrenlerin bir nöbet anında hissettiklerine dikkate değer bir biçimde benziyor: Baş dönmesi, enerji kaybı, çoklu düşünce grupları ve yönünü kaybetme duygusu. Bu berbat kargaşa, astral bedenin yerinden oynaması yüzünden oluyor olabilir mi? Bu durumda bunu bulmanın tek yolu, astral görüş açısından bir şizofreni nöbet anında incelemek.

Astral formumla eterik/fiziksel bedenleri inceledikten sonra şu aşağıdaki sonuçlara ulaştım:

Normal uyku esnasında, enerji beden veya yaşamsal örtü olarak tarif edilmesi daha uygun olan eterik beden, sanki bir enerji süngeri veya güneş akümülatörü gibi çalışıyor. Astral bedenin serbestçe süzülmesini sağlayarak şişiyor ve açılıyor, bu esnada evrenden bir tür enerji (kozmik enerji?) emiyor.

Genişlediğinde, büyük ve küçük tüm çakralar bir bahçedeki çiçekler gibi yavaşça açılıyor ve enerjileri yakalayıp emiyorlar. Uyandığımızda eterik beden, astral bedeni küçültüyor ve yeniden emiyor böylece içinde saklı enerjiler ve seyyal bedenler barındıran yoğun bir eterik kalkan veya deri oluşturuyor.

Bazı kaynaklara göre, küçükleri de sayarsanız, 300 çakramız var.

Farkındalık üzerine odaklandığı zaman eterik bedenin kabarıklığı, aynı zamanda kendi içinde bir küçüklük duygusunun eşlik ettiği bedendeki şişlik hissinden sorumlu gibi görünüyor. Bu tuhaf his karışımları sık sık astral projeksiyon ve meditasyon yapan insanlar tarafından anlatılıyor. Bunlara, şişip evrenle ilişkiye geçen eterik beden neden oluyor gibi görünüyor

Cilt I (v1.1) Bölüm 5

Yazan Robert Bruce

Çeviren: Cem Çiloğlu

Projeksiyon Problemleri

Aşağıda, insanların projeksiyonla ilgili en genel problemlerine bazı yanıtlar bulunmaktadır. Bana gönderdiğiniz yüzlerce mail için teşekkürler. Geri bildiriminiz bana bu incelemeyi geliştirmemde yardımcı oluyor, bu da sonuç olarak herkese yardım ediyor. Eğer bana yazıp da bir hafta içinde yanıt alamazsanız yine yazın. Bazen kazara bazı mailleri kaybediyorum.

Orijinal, bilinci beden dışına aktarma tekniğiyle işimi bitirmiş durumdayım. Birçok kişi bu imgelemeyi çok zor buluyor ve bunu yaparken de değerli enerjiyi kaybediyor. İmgeleme tüm projeksiyon tekniklerindeki en büyük problemdir. Bunun üstesinden gelmek için çok daha etkin olan, daha basit bir teknik geliştirdim.

En genel problemler şunlardır:
1. Dışarı, kendi önüne imgeleme
2. Başarılı görünen bir projeksiyondan sonra felç
3. Korku
4. Projeksiyonu hatırlamak

1. Dışarı, kendi önüne imgeleme

İmgeleme sayesinde bilinç noktanızı bedenin dışına odaklamak, basitçe astral vücuda baskı uygulamanın bir yoludur. Daha önce bu seride verdiğim metottan başka bunu yapmanın birçok yolu bulunmaktadır. Bundaki en büyük problem, kendinizi içinde bulunduğunuz pozisyondan farklı bir yerde hayal etmenizin gerekmesidir.

Örneğin, Eğer yatıyorsanız, yataysınızdır ve bedeninizi yatağın bir ayak uzaklığında, ayakta hayal etmeye çalışacaksınız ki bu dikeydir. Bu, projeksiyon yapmanın bir sandalyede niye daha kolay olduğunun nedenlerinden biridir. Sandalyede dikeysinizdir ve kendinizi önünüzde dururken (dikey) hayal edersiniz. Oturmak ve ayakta durmak, her ikisi de dikey pozisyonlardır. Gözlerinizi kapatın ve kendinizi yerde yatar vaziyette hayal etmeye çalışın. Ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Tek zorluk bu değildir. Kendinizi asıl bulunduğunuz noktadan daha farklı bir yerde hayal etmenizi gerektiren herhangi bir imgeleme tuhaftır ve dolayısıyla çok zordur. Bu, inanıyorum ki, birçok başarısızlığın sebebidir. Projeksiyonun kendisinde kullanılabilecek pek çok enerji buna çabalarken kaybedilir.

Projeksiyon yapmayı öğrenirken imgeleme insanlar için büyük bir engeldir. Pek çok kişinin onunla sorunu vardır çünkü gözlerinde canlandırdıkları şeyi tam anlamıyla görmeleri gerektiğini düşünürler, bu böyle değildir. Şeyleri açıkça gözünde canlandıran kişiler aslında tam olarak bir şey görmüyorlardır. Eğer görüyorlarsa bu artık gözde canlandırma değil, durugörüdür.

İmgeleme, bir şeyin nasıl göründüğü veya hissettirdiği hakkında zihin gözünüzde bir simge yaratabilme yeteneğidir. Daha doğru bir adlandırmayla, gerçeğin hayali bir algılanması olan fantezi kurmak. Birçok kişi hiç imgeleme yapamadıklarını söylemektedirler ama yine de şık fanteziler üretebilmektedirler.

Bu problemi çözmek için bu işin aynısını yapacak olan zihinsel eller tekniğinin basit bir uzantısını geliştirdim. Eğer rahatlama egzersizlerindeki zihinsel elleri becerdiyseniz tamamdır. Bunda hiçbir zorlukla karşılaşmayacaksınız.

Zihinsel Eller Projeksiyonu

Yatağınızın veya sandalyenizin üstüne uzunca bir kurdele asın. Göğsünüzün üzerinde asılı ve ucuda kol mesafesinde içinde olsun. Eğer sandalye kullanıyorsanız, bir ayak uzaklıkta ve kol mesafesinde asılı olsun. Not: Bu sadece görsel yardımdır.

Bir sonraki projeksiyon denemesine başlamadan evvel uzanıp kurdeleyi tutma alışkanlığını edinin. Nerede olduğunu ve nasıl bir his verdiğini hatırlayın. Bu kurdeleyi kendinizi beden dışına çekmek için kullanacaksınız.

Bölüm üçte anlatıldığı üzere projeksiyonunuza başlayın. Trans durumuna geçtiğinizde, kendinizi dışarıda hayal etmek yerine kendinizi kulaç kulaç bedeninizden çıkarmak için zihinsel ellerinizi kullanın. Zihinsel ellerinizle uzanın ve kordondan yukarı tırmandığınızı hayal edin. Kolunuzu her attığınızda kendinizi fiziksel bedeninizden biraz daha çıktığınızı hayal edin. Bunu yaparken herhangi bir kasınızı germemeye dikkat edin. İrade gücü olarak elinizde ne varsa bu işe verin.

Kendinizi dışarı çıkarmak için zihinsel ellerinizi kullanırken nefes farkındalığını bırakabilirsiniz. Zihinsel ellerle kurdeleye tırmanmak zihninizi tamamen kaplayacak ve diğer bir zihinsel egzersizi lüzumsuz kılacaktır.Bu, sahip olduğunuz her gram enerjiyi karmaşık bir imgeleme egzersizinde harcamak yerine tek bir aktivitede, projeksiyonda toplayacaktır.

Kurdeleye tırmanırken fiziksel bedeninizden serbest kalıyor olduğunuzu hayal edin. Her yeni el atışta biraz daha yükseldiğinizi hayal edin. Serbestçe süzüldüğünüzü hissedin. Astral vücuda basınç verildikçe mide çukurunuzda hafif bir baş döndürücü his hissedeceksiniz.

2. Başarılı görünen bir projeksiyondan sonra felç

Her şey iyi gidiyor gibi görünürken, tüm hisleri, ağırlığı, kalp çakrasının gümbürdemesi hissettikten sonra bu olur. Ama hiçbir şey olmaz. Orada, kımıldayamaz halde, hafif hissederek ve uçar gibi bir hisle yatarsınız. Bu uyanma felcinin bir başka türüdür.

Başınıza gelen şudur, projeksiyon refleksini çalıştırdınız, eterik vücut genişledi ama sadece kısmi olarak astral bedeni serbest bıraktı. Bu, uyanma felcine çok benze.

Böyle bir şey olduğunda bundan kurtulmanın yolu, zihinsel ellerinizle kurdeleye tırmanışınıza daha fazla güç yüklemek, tüm iradenizi bunu yapmakta kullanmaktır. Bu, astral bedene projeksiyonu bitirmenizi sağlayacak yeterli baskıyı verecektir. Eğer bu işe yaramazsa kuvvetli bir olasılıkla, zaten projeksiyon yapmış ve fiziksel veya eterik bedeninizde merkezlenmiş olabilirsiniz.

Eğer durumun bu olduğunu düşünüyorsanız ve bunu kırıp geçemiyorsanız kullanın. Yapabildiğiniz kadar inceleyin, deney yapan, hissedin, göz kapaklarınızın ardından görün, arkanıza bakmayı deneyin. Deneyebileceğiniz bir başka şey ise bunu lusid rüyaya çevirmektir. Bir fanteziye veya gitmek istediğiniz bir yere odaklanmaya çalışın. Bunu zihninizde yaratın böylece kendinizi buna ayarlamış olursunuz.

Uyanma felcinin yukardaki koşuluna ilişkin yeterli şey bilinmemektedir. Onun hakkında veya onunla birşeyler yapmayı keşfederseniz lütfen bana e-mail atın. Başkalarına yardımcı olabilmek için bu bulguları gelecek bir yazıya katacağım.

3. Korku

Pek çok kişi bana projeksiyon esnasındaki korku hislerini yazdı. Bu, bazı insanlar için aşması gereken doğal bir bariyerdir.Bazıları onu ”Eşikte yaşayan” diye adlandırır. Bu sizin kendi iç korkularınızın bir tezahürüdür. Çocuğun sebepsiz yere karanlıktan korkması, bilinmeyenin korkusu gibi.

Birçok kişi, projeksiyon yapmalarına engel olan şeytani bir şeylerin veya kötü bir ruhun onları beklediğini hisseder. Bu cesaretle karşılanmalıdır! Bunu özgürce projeksiyon yapmadan önce geçilmesi gereken bir test gibi, bir sınav gibi görün. Bir kere projeksiyon yaptığınızda ve onunla yüzleştiğinizde bunun ufalanıp yok olan boş bir tehdit olduğunu fark edeceksiniz.

Hayatım boyunca, astral formumla yüzlerce kez projeksiyon yaptım ve hiç saldırıya uğramadım. Kendime ilk kez bilinçli olarak projeksiyon yapmayı öğretirken benimde çok güçlü korkularım vardı.

Bir de düşünülmesi gereken şu vardır. Astral formdayken siz yaralanmazsınız ve vücudunuzun projeksiyon esnasında sizi koruyan mükemmel sistemleri vardır. Genişlemiş eterik iradeniz, en ufak bir tacizde veya dostça olmayan dokunuşta anında tepki gösterecektir. Ne kadar uzakta olursanız olun sizi bir saniyede geri çekecektir.

Korkuyu yenme yolları:

· Gündüz projeksiyon yapmak

· Evdeki birçok ışığı yanık bırakmak

· Bir arkadaşla projeksiyon yapmak (Birleşik projeksiyon)

· Projeksiyon için inandığınız tanrıya dua etmek

4. Projeksiyonu hatırlamak

Eğer projeksiyonunuz uygun bir şekilde olmuş görünüyorsa ama sadece yatakta yattığınızı ve sonrada uykuya daldığınızı hatırlıyorsanız, problem astral deneyimi hatırlamak olabilir.

İşte hatırlamamaya karşı yapacağınız şey. Uyanır uyanmaz kalkın ve o anıları geri çekin. Oturun ve yoğun düşünün. Her sabah birkaç sakin dakikanızı ayırın ve bunu yapın. Bu projeksiyonlarınızı ve rüyalarınızı hatırlamada sizi eğitecektir.

Bu sakin zaman sırasınca, bir şeylere rastlayıncaya kadar aklınızdan anahtar cümleler geçirin. Şunun gibi şeyler söyleyin: Yürüyordum….. Falancayla konuşuyordum……….. Filan yere gidiyordum………….. Şuranın tepesindeydim……………. Şu yerin üzerinde uçuyordum…………. Şuranın içindeydim……. Bunlar sizi uzerine kilitlenebileceğiniz bir anı parçasına rastlamanızı sağlayabilecek cümle örnekleridir. Kendiniz için daha fazla cümleler bulun.

Zihninizde hatırlanacak bire şeyler varmış gibi hissetmeyebilirsiniz. ama sıkıca deneyin ve bunun için ciddi bir güç sarf edin. Onlar oradalar sadece ulaşıp yerlerini tespit etmeniz gerekiyor. Bir kere bir anı parçasına kitlendiğinizde çok daha fazlası tespit edilebilir. Bu şekilde ne kadar çok şey hatırlayabildiğinize şaşacaksınız.

Bu anıları hatırladığınız anda yazmak çok önemlidir. Çok canlı ve unutulmaz gibi görünebilirler ama eğer onları kaydetmezseniz birkaç dakika içinde kaybolacaklardır. Birkaç anahtar kelime yeterlidir.

Hatırlamaya yardımcı olacak bir başka yardım ise projeksiyon öncesi veya yatağa gitmeden evvel kendinize post hipnotik önermeler vermektir. Bu bir onaylama şeklinde olabilir. Şu gibi şeyler söyleyin ” Bu gece yaptığım her şeyi hatırlayacağım” İyice fenalık gelene kadar bunu tekrar edin.

Son olarak, Her projeksiyon için bir görevinizin olması yardımcı olur. Özellikle yapmak istediğiniz bir şey. Bunu onaylamayla birleştirin ve kendinizi bunu yapmaya programlayın. Örneğin şöyle deyin: Plaja gideceğim ve hatırlayacağım ki…… Plaja gideceğim ve hatırlayacağım ki……….

Son olarak, ilk birkaç projeksiyonunuzu çok kısa tutmayı hatırlayın. Bu kesin bir zorunluluktur. Hatırlayabildiğiniz 30 saniyelik bir projeksiyon, her gece yapıp da unuttuğunuz projeksiyonlardan çok daha önemlidir.

DSS

KOMPLO TEORİLERİ /// Bekir Hazar : Neden içeriden geliyorlar ??

taksim-gezi-parkindan-yeni-haber-taksimde-son-durum-_649365_720_400.jpg

Neden içeriden geliyorlar

İçeride birbirimizi boğazladığımız için dünyayı anlayamıyoruz.
Çünkü kendimizle didişmekten dışarıya ayıracak zaman bulamıyoruz.
Ne zaman dünyaya açılsak bir EL devreye giriyor.
Saat gibi bizi tekrar horoz dövüşüne kuruyor.

Halbuki dünyada çıkarlar savaşı var.
Komünist ÇİN fena geliyor.

MAO’nun çocukları kapitalist dünyayı PARA ile esir almaya hazırlanıyor.
Çin parası YUAN’ın değeri çok düşük.
Mallarının ihracatını artırıyor bu değer.

Dünya YUAN’ın değerini yükseltmek için ÇİN’le savaşıyor.
Ve dünün aç-sefil ÇİN’i sadece ABD’den 1 trilyon dolarlık şirket hissesi alıyor.

1 trilyon doları bir çekse ABD çökecek.

Rakamlar ve ekonomik savaş ABD’li PARA baronlarını da dehşete düşürüyor.

Onların uykularını kaçıran bir ülke de Türkiye.

Türkiye ve Çin’i 6 yıl sonra dünyanın SÜPER GÜCÜ olarak görüyorlar. İşte bu düşünce ile hamle üzerine hamle yapıyorlar.

Türkiye’ye yapılan saldırıların tamamında bu gerçek var. İsrail devletine çalışan Prof.David Passig’i önceki gün yazmıştım.

2050 adlı kitabın yazarı Prof. Passig "Türkiye süper güç" diyordu.
Bugün size George Freidman’dan bahsedeceğim.
O bir ABD’li NEOCON ahalisinden…
Macaristan doğumlu bir Yahudi.

Ekonomi, siyaset, ordular konusunda akademik geçmişi olan bir uzman.

Harp okullarındada, Milli Savunma Üniversitelerinde dersler veriyor.
Staretejik tahminler yapan, CIA’ya bilgi yağdıran STRATFOR’un da kurucusu.

Freidman ABD başkanlarına da danışmanlık yapıyor.
Ve diyor ki; "Rusya çökecek, Çin büyük bir kriz yaşayacak, Almanya-Fransa ortaklığı dağılacak."

Ekliyor Freidman; "Türkiye SÜPER GÜÇ olacak.

Hem Türk Cumhuriyetlerini hem de Arap dünyasını etrafını toplayarak BİRLİK kuracak.

Türkler tarih sahnesine İMPARATORLUK olarak dönecek"
Ve tarih de veriyor Freidman.

2040 yılında bu ülkenin bölgesinde ve dünyada SÜPER BİR GÜÇ olacağı konusunda bas bas bağırıyor.

Türkiye’nin İslam coğrafyasındaki gücü belli.

Balkanlarda Arnavutluk, hatta Sırbistan’la bile ilişkileri gelişiyor.
Kafkaslarda Gürcistan ve Azerbaycan ile ittifak kurdu.
Türkiye doğası gereği lider bir ülke.

Bu sözlerin tamamı CIA’ya çalışan uzman Freidman’a ait.
Bölgede benzerimizin olmadığını söylüyor.

Şimdiden "BÜYÜK TÜRKİYE İMPARATORLUĞU" öngörüsünün temellerinin atıldığını belirtiyor.
Canlı bir ekonomi, güçlü bir ordu.
Stratejik konum mükemmel.
SÜPER GÜÇ olmak için her şey var.

Gelecekte Osmanlı’da olduğu gibi biraz farklı yapıda da olsa bir çok bölgelere valiler atayabilir. Araplar’ın Türkiye’ye bakışı bir tür aşk nefret ilişkisi.

BATI’yı değil Türkiye’yi tercih ederler.
Orduları çok zayıf.
Arapların en büyük sorunu onları yönlendirecek dış gücün kim olacağı.

Türkiye bu coğrafyada tercih sıralamasında daima birinci GÜÇ.
İşte bunları söylüyor Freidman.

Ama bir sıkıntıya dikkat çekiyor. Diyor ki, "Türkiye’nin önündeki engel dışsal tehditler değildir.

En büyük engelleri İÇSEL TEHDİTLERDİR".
BİNGO…

Ne zaman söylüyor bunları Freidman…
Tam dört yıl önce 2010 senesinde.

İşte Çin’le boğuşan BARONLAR ve Türkiye’nin Süper GÜÇ olmasından korkan PARADORLAR, Faizci tefeci Bankerler, PETRODORLAR Freidman’ın öngördüğü İÇ TEHDİDE sarıldı son yıllarda.
İÇERİDEN geliyorlar…
Ve hep İÇERİDEN gelecekler.

Çünkü BÜYÜK TÜRKİYE’yi durdurmanın tek yolu İHANET.

Osmanlı’yı da böyle içeriden yıkmadılar mı?

Bekir Hazar

KOMPLO TEORİLERİ /// İBRAHİM KARAGÜL : Neoconlar Türkiye’yi ele geçirmek üzere

neo-con-war-short1.jpg

Neoconlar Türkiye’yi ele geçirmek üzere!

Amerikan aşırı sağı, üç yıl önce başlattığı; "Türkiye’de iç siyaseti yeniden dizayn etme" kampanyasının sonuna geldiğini düşünüyor. Daha şimdiden zafer çığlıkları atıyor. İsrail aşırı sağı ile birlikte, Türkiye’deki ortakları üzerinden uyguladıkları senaryonun bir benzerini, belki de daha rafine olanı tekrar uyguluyorlar.

Onlar sadece Irak’ı ele geçirmediler. Yanı başımızda yüz binlerce insanı katletmediler. Türkiye için de bir işgal senaryosu hazırladılar. Bütün bölgeye yönelik yıkım senaryoları çerçevesinde Türkiye’yi de ele geçirme serüvenine kalkıştılar.

Türkiye’de, iç siyasi krizi tartışırken bu boyutunun ihmal edilmesi bu ülkenin tamamına büyük zarar verecek. Daha önce de böyle oldu. Parti kapatmalardan bölgesel operasyonlara kadar onlar her zaman krizin merkezinde yer aldılar. Krizi yönettiler ya da yönlendirdiler. Birilerini hedef tahtasına koydular, ona karşı savaş ilan ettiler, kamuoyunu harekete geçirdiler, kurumlar üzerinden tüketmeye çalıştılar.

28 Şubat böyle bir operasyondu. İçimizdeki "yanıklar" bunu yıllar sonra anladı. Ne çabuk unutuldu? Bugünkü süreci o krizle ilişkilendirmek istemeyen çok. Doğru, farklı yönleri çok, tam da örtüşmüyor. Ancak onlar için semboller, siyasi söylemler, gündelik kavgalar değildi benzeşmesi gereken. Merkez iktidarın kontrolüyle bölgesel dizaynın örtüşmesiydi gerekli olan. Bu yüzden Yeni Ortadoğu için, küresel 28 Şubat için o krizi çıkardılar. Bu yüzden Irak işgali öncesinde Türkiye’de ciddi bir iç dizayn yaptılar. Şimdi, belki İran için belki bölgesel düzeyde başka projeler için yeniden ayarlama yapmaya girişiyorlar.

Türkiye’de rejim meselesi ekseninde kurumlar harekete geçirilirken, devlet iktidarı refleksiyle çatışma alanları alabildiğine genişletilirken ABD’de derin iktidarı, Anglosakson ırkçılığını temsil edenler paralel bir çalışma içinde oldu hep. Bunu görmezden gelemeyiz. 2005 yılından bu yana, üç yıldır yürütülen bu kampanyaya gözlerimizi kapatamayız. İslam ve tehdit söylemi üzerinden bu ülkenin yerel gücü, direnci kırılıyor. Irak işgaline direnen, İran saldırısına direnen, Filistin veya Lübnan fark etmez, bölgesel pozisyon almaya dönük motivasyon yok ediliyor.

Bütün bölgeyi kana bulayanların Türkiye’de sokakları bölmesine, çatışmayı teşvik etmesine karşı duramazsak yarın bu ülkede çok keskin bir etnik kavga başlayacak demektir. Bu şer odaklarının senaryoları ile içeride "ülke bütünlüğü" ve "vatanseverlik" adına, "Türkiye’yi kurtarma" adına harekete geçenlerin birbirleriyle bu kadar içli dışlı olmalarını hiçbir zaman anlayamadım. Türkiye de anlayamadı.

Birilerini "Amerikancı" diye vuranlar kendileri Amerika’nın en derin, en şahin, en kanlı odaklarıyla iş tutmasını anlamam benim açımdan mümkün değil. Bu bir işgal seferberliğidir. Bütün bölgeyi ele geçirmek isteyenlerin Türkiye’ye kurduğu ağır bir tuzaktır. Bu tuzak içimizde çok derin yaralar açacaktır. Bu toplumun bir kesiminin üzerine "satılmışlar" diye saldırı başlatırken o canilerle nasıl el ele olabiliyorsunuz, bunu nasıl kabullenelim?

Mesele sadece AK Parti meselesi değil, Türkiye meselesidir. Bunu hep yapıyorlar. Bu ülkenin kaderiyle her zaman böyle oynuyorlar. Kendi çıkarları için, hesapları için, iştahları için. İslam’a saldırdılar. Müslümanlara saldırdılar. Şehirlerimize saldırdılar. Yüzyıllarca birlikte yaşayanları birbirine düşürdüler. Mezopotamya’yı kam gölüne çevirdiler. Türkiye’yi tarihinin en büyük krizleriyle baş başa bıraktılar. Bunları tanıyalım artık!

Tetikçileri neler yazıyor, nerelerde yazıyor, kimlerden talimat alıyor bakalım: Daha birkaç gün önce "The Wall Street Journal"da yazan, yıllardır patronları adına iç savaş senaryoları tezgahlayan bir küstah adam, hem ABD ırkçılarından hem Türkiye’deki bazı çevrelerden beslenerek çirkin yazılar yazıyor. Burada öncelikle Türkiye’ye karşı işlenen bir cürüm var, saygısızlık ve hakaret var. Bu ülke için El Kaide senaryoları yazdılar. Bu ülke için şeriat senaryoları yazdılar. Bu ülkenin iktidar partisinin kapatılması için üç yıldır kampanya yapıyorlar. Bu ülkenin Başbakanı için ağza alınmayacak hakaret ve küfürler savuruyorlar.

Tayyip Erdoğan Putin’miş, diktatörmüş, durdurulmalıymış, Türkiye otokratik rejim oluyormuş! Sizin haktan, adaletten, özgürlükten, demokrasiden, dürüstlükten, erdemden söz edecek yüzünüz mü var? Biz sizi tanımıyor muyuz? Siz değil miydiniz darbe çağrıları yapan, darbecilerle ittifak yapan? Siz değil miydiniz Türkiye’de iç savaş isteyen? Siz değil misiniz bu bölgede bir çok ülkeyi işgal listesine koyan? Bu ne utanmazlık böyle!

Michael Rubin’i getirip Türkiye’de Başbakan yapalım. İstedikleri gibi bir vesayet yönetimi kuralım. ABD’nin neoconları da tatmin olur Türkiye’nin neoconları da. ABD işgallerine karşı duranların bu adamları alkışlaması anlaşılabilir bir şey değil.

Ama yapıyorlar. Washington-Ankara arasındaki güç ittifakı AK Parti’yi tasfiye etmek, Tayyip Erdoğan’ı siyaset sahnesinden silmek için inanılmaz enerji sarfediyor. Neden? Bu sorunun cevabını dikkatle bulmak gerekir. Gündelik söylemlerin arkasına uzanıp gerçek ittifakın ve senaryonun ne olduğuna bakmak gerekir. Rubin gibi ırkçı söylemleri olan birinin Harp Akademileri’nde uzman olarak konuşturulması, Türkiye’nin iç işlerine bu kadar müdahale edebilmesi, bu ülkenin Başbakanı’na Bin Ladin diyebilmesi hazmedilir bir şey değil. Bıraktık her şeyi. Hiç kimsenin bu ülkenin kurumlarına, örgütlerine, liderlerine bu şekilde sövmesini hazmetmemeli Türkiye.

Bir yıl önce, "AK Parti’ye karşı yargısal süreç işletilecek" dedi, işletildi. Kapatılacak ve bölünecek diyor. Devam ediyor, siyasi yasağı da geçti, tutuklamalardan söz ediyor.

Bu adamın kafası bu kadar çalışmıyor. Kurye bu kurye! Oradan oraya laf taşıyor, tetikçilik yapıyor, konuşuyor, yazıyor. Kim adına! İşte buraya dikkat.

Bir yıl önce, "AK parti"ye neocon tuzağı" başlığıyla bu senaryolu yazmıştım, 9 Mayıs 2007’de. Tuzak işledi ve bu noktaya getirildi. İçerideki ve dışarıdaki neoconların tezgahı işliyor. Ne için? Bütün bölgeyi savaş alanına dönüştürmek için. Vatanseverlik, ülke bütünlüğü sizi kandırmasın. Aldatıyorlar hepimizi, aldatıyorlar!

Ama anlamıyorlar. Bu oyun geri tepecek!

İBRAHİM KARAGÜL

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: