Günlük arşivler: Ocak 24, 2014

/// DUYURU /// ÖZEL HASTANEDE MUAYENE OLAMAYAN TÜM SOSYAL GÜVENCESİ OLANLARIN, EMEKLİLERİN DİK KATİNE ///

Sn. Prof. Dr. Firdevs GÜRER’den FACE BOOK aracılığıyla aldığımız iletiyi sizlerle paylaşma ihtiyacı duyduk.

***

SOSYAL GÜVENCESİ OLANLAR, EMEKLİLER…

ÇOK ÖNEMLİ… DİKKAT!..

HERHANGİ BİR ÖZEL HASTANEYE GİTTİĞİNİZDE MUHTEMELEN SİZDEN FAZLA PARA ALACAKLAR. OYSA SGK İLE ( Ssk, Bagkur, Emekli Sandığı gibi) ANLAŞMASI OLAN ÖZEL HASTANELERİN ALMASI GEREKEN PARA BELLİ VE ÇOK AZ BİR MİKTAR.

AYNI ZAMANDA TEŞHİS AŞAMASINDA İSTENEN TAHLİL, FİLM GİBİ İŞLEMLER İÇİN İSE 1 KURUŞ BİLE TALEP EDEMEZLER. BUTUN BUNLARA RAGMEN EGER SİZDEN GEREK MUAYENE GEREKSE TAHLİL VEYA FİLMLER İÇİN PARA İSTENİRSE ÖDEMENİZİ KREDİ KARTI İLE YAPIN, AYRINTILI FATURA İSTEDİĞİNİZİ BELİRTİN VE MUTLAKA FATURANIZI ALIN.

MUAYENE VEYA TEDAVINIZI OLUN. İŞİNİZ BİTİNCE ELİNİZDEKİ BELGELERLE HER HASTANE İÇİNDE BULUNAN HASTA HAKLARI VEYA MUSTERİ İLİŞKİLERİ BÖLÜMÜNE GİDEREK SİZDEN FAZLA TAHSİL EDİLMİŞ OLAN PARAYI TALEP EDİN. EVELEYİP GEVELEYEBİLİRLER. KONUDAN GERCEKTEN HABERİNİZ VAR MI YOK MU ONU ANLAMAYA ÇALIŞABİLİRLER.

SAKIN GERİ ADIM ATMAYIN VE EGER PARANIZI GERİ VERMEZLERSE SGK ‘ YA ŞİKAYET EDECEGİNİZİ SÖYLEYİN. ŞİKAYET DURUMUNDA HER İŞLEM BAŞINA 5 BİN TL CEZA ÖDEMEK ZORUNDALAR VE ONLAR BU CEZAYI ÖDEMEK YERİNE EMİN OLUN SİZE PARANIZI SEVE SEVE GERİ VERECEKLER.

VE SAKIN BİRDAHA AYNI HASTANEYE GİTMEKTEN DE CEKİNMEYİN.. MADEM Kİ SGK İLE ANLAŞMIŞLAR KURALLARA UYMALARI GEREKTİĞİNİ BİLİYORLAR, İŞLERİNE GELMİYORSA ANLAŞMAYI FESH ETSİNLER.

BUNU DA ONLARA SÖYLEYİN. BEN BU HABERİ İLK DUYDUGUMDA TEREDDÜT ETMİŞTİM ANCAK 950 TL LİK İŞLEMİN 900 TL SİNİ GERİ ALINCA INANMANIN ÖTESİNDE ÇOK DA SEVİNDİM. VE YAKLAŞIK 4 AYDIR AYNI HASTANEDE İŞLERİMİ YAPTIRIYORUM, HEPSİ DE BENİ TANIYOR ARTIK. VEZNE BAŞINA GİDİNCE İŞLEMLERİ ONA GÖRE YAPIYORLAR. SESSİZ VE SAKIN. BAŞKALARI DUYMASIN DİYE.

AMA BEN SİZE BUNU DUYURAYIM. ZULME SESSİZ KALMAK DA ZALIMLİKTİR

Okuduysanız başkaları da okusun diye paylaşır mısınız lütfen?

PROGRAM TAVSİYESİ : Wondershare Video Converter Pro v6.7

[​IMG]

Wondershare Video Converter Pro v6.7 kampanyası bulunuyor

Buradan ulaşabilirsiniz.

PROGRAM TAVSİYESİ : MalwareBytes RegASSASSIN

[​IMG]

MalwareBytes RegASSASSIN ile bilgisayarınızda herhangi bir kayıt defteri anahtarı veya değeri yok edebilirsiniz.İki basit adımda içine yerleştirilen zararlı kayıt defteri anahtarlarını kaldırır.Kritik kayıt defteri anahtarlarını silmeyin.

Buradan ulaşabilirsiniz.

PROGRAM TAVSİYESİ : Advanced System Care Pro 7 + Kingsoft Office Pro 2013 Kampanyası

[​IMG]

Bu iki muhteşem yazılımın kampanyası bulunuyor. Kaçırmayın derim..

Buradan ulaşabilirsiniz.

YERLİ BASIN : Suriye

suriye-bombalama-dera_0.jpg?itok=o06pwcdH

Star: Eser Karakaş:Suriye, Mısır ve demokrasi

Komşumuz Suriye’de korkunç şeyler olmuş ve olmaya devam ediyor. Mısır’da olanlar da, seçimle gelmiş ve darbeyle devrilmiş bir Cumhurbaşkanının serbest bırakılmasını isteyen insanların üzerine hedef gözetmeden ateş açılması gibi olaylar da çok korkunç idi. Bu iki ülkenin diktatörlerine, Mübarek ve Esad’a karşı halk hareketleri başladığından beri bendenizin aklını kurcalayan ve bu iki ülkeye mahsus olmak üzere kurguladığım bir kriteri bugün okurlarla paylaşmak istiyorum. Devamı…

YeniŞafak: İbrahim Karagül: Suriye meselesinde TSK neden yok?

Suriye’den gelen işkence ve kıyım fotoğraflarını gördünüz. Böylesini Ebu Gureyb’de bile görmemiştik. Orada köpeklerle, işkence uzmanlarıyla, bir ideolojik perspektifle, bir Haçlı zihniyetiyle Müslüman olanı ve İslami değerleri aşağılamaya odaklı bir işkence vardı. Görüntülerin ortaya çıkmasıyla ABD’nin moral üstünlüğü sıfıra indi. Zaten yoktu ama görüntüler bölgede ve dünyada büyük bir infiale neden oldu. Aslında o an savaşı kaybetmişti ve bir daha bu bölgede kitlelerin öfkesini yenemeyecekti. Peki Suriye’de o görüntülerin arkasında nasıl bir psikoloji var? Devamı…

Zaman: İhsan Dağı: Suriye dersleri

Anlaşılan, iktidarı bir ‘varlık-yokluk’ meselesi olarak düşünenlerin yapamayacakları şey yok. Esed’in Suriye’si bunu gösteriyor bize. Bir rejim, bir adam ne kadar zalim olabiliyormuş! Ölmeyi, öldürmeyi, her türlü işkenceyi nasıl bir ‘hikmet-i hükümet’ mantığıyla haklılaştırabiliyor, bakamadığımız o fotoğraflara, işlenen insanlık suçlarına bir kılıf bulunabiliyormuş. İnsan insana, Müslüman Müslüman’a bunu yapabiliyormuş… Savaş böyle bir şey. Devamı…

Sabah: Hasan Celal Güzel: Esad’ı destekleyenler şimdi hiç utanmıyorlar mı?

Üç gündür gazetelere ve televizyon ekranlarına bakamıyorum. Anadolu Ajansı’nın çok başarılı bir gazetecilik örneği vererek ele geçirdiği fotoğrafları görünce içim sızlıyor; insanlığımdan utanıyorum. Fotoğrafların Esad’ın işkencecilerinden elde edildiği anlaşılıyor. Eli kanlı katil diktatörün Dışişleri Bakanı ne kadar inkâr ederse etsin, uzmanlar fotoğrafların tamamının da tahrif edilmemiş gerçek çekimler olduğunu tespit etmiş bulunuyorlar. Devamı…

Milliyet: Nihat Ali Özcan:Suriye ve Türkiye’nin güvenlik riskleri

Tarihsel tecrübelerimiz ve sahadaki durum Suriye’de hızlı ve kalıcı bir barışın gerçekleşmesinin mümkün olmadığını gösteriyor. Buna rağmen Cenevre 2 görüşmelerinden olumlu bazı kararların çıkmasını umuyoruz. Ancak, masa etrafında yer alan tarafların birbirlerine bağırmalarından yalın bir gerçeğin de farkına vardık. Savaş, çoktan tek başına Suriye’nin sorunu olmaktan çıkmış. Savaşın etkilerini önce komşular, şimdilerde de diğer ülkeler hissetmeye başladılar. Ekonomik, sosyal, psikolojik boyut her geçen gün hissediliyor. Öyle ki bir süre sonra savaşı kimin, ne amaçla başlattığını bile unutacağız. Devamı…

ARAŞTIRMA DOSYASI : Kerry’nin Arabuluculuğunda İsrail-Filistin Barış Görüşmeleri ve Kerry’ni n Ürdün ve Suudi Arabistan Ziyaretleri

Firuze Yağmur Gökler

ORSAM Uzman Yardımcısı

firuzegokler

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı John Kerry, geçtiğimiz hafta İsrail–Filistin barış müzakereleri için Ortadoğu’ya onuncu kez ziyaret düzenledi. Kerry bu ziyaretinde İsrail ile Filistin arasında yaşanan anlaşmazlıkları çözmede desteklerini almak için Ürdün ve Suudi Arabistan Kralları ile görüştü. Kerry ilk olarak Ürdün Kralı Kral Abdullah’ı daha sonra Suudi Arabistan Kral’ını ziyaret etti.

İsrail-Filistin arasındaki doğrudan görüşmeler, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı John Kerry’nin girişimleri ile 29 Temmuz 2013’te başladı. Böylece iki ülke arasındaki barış süreci Kerry’nin teşebbüs ile yeniden başlamıştır. İsrail- Filistin arasındaki anlaşmazlığında nihai bir karara ulaşmak için 2014 yılının Nisan ayına kadar dokuz aylık müzakere süreci planlanmıştır. Görüşmeler başlamadan önce, 1993 Oslo I Anlaşmasının öncesinden beri İsrail hapishanelerinde tutuklu olan 104 Filistinli mahkum İsrail tarafından serbest bırakılmıştır. Bu olaydan sonra iki ülke arasındaki barış görüşmeleri Dışişleri Bakanı Kerry’nin öncülüğünde ilk olarak Washington’da başlamıştır. İki ülke arasında çözülmesi gereken önemli noktalar bulunmaktadır ve barış görüşmelerinin yeniden başlamasından sonra hala devam eden sorunlar da bulunmaktadır. İki taraf arasındaki sınır ve bu sınırın hangi noktalara göre belirleneceği, bağımsız bir devlet olarak Filistin’in tanınması, Kudüs’ün statüsü ve İsrail’in hala devam ettirmekte olduğu Batı Şeria’da yerleşim yeri inşaatları çözülmesi beklenen ve istenen önemli sorunlardır.

Mahmud Abbas görüşmelerin ilk gününde kendi topraklarında sivil ya da asker İsrailli istemediklerini dile getirmiştir. Bu görüşü İsrailli makamlar tarafından Yahudilere karşı yapılan ayrımcılık olarak dile getirilmiştir. Abbas daha sonraki görüşmelerde bu söyleminde işgalin tarafında olan İsraillileri kastettiğini, işgal kuvvetleri olmadıkları sürece İsraillilerin ya da Yahudilerin Filistin’e turizm ya da iş sebebiyle gelmelerinde hiçbir probleminin olmadığını dile getirmiştir. İsrail Başbakanı Benyamin Netenyahu Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkını (Palestinian Right of Return) reddettiklerini ve Kudüs bölünmeden kalmalıdır şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. Ayrıca İsrailli müzakereciler 1967 sınırlarına dayalı bir devlet olmayacağını ve Separation Wall’ın sınır olacağını dile getirmişlerdir.

Kerry, İsrail-Filistin barış sürecini görüşmek ve iki ülke arasında yaşanan anlaşmazlıkları çözmek için Ürdün ve Suudi Arabistan Kralları ile görüştü. İlk olarak Ürdün Kralı Kral Abdullah ile görüşen Kerry, bu görüşmede konu ile ilgili Ürdün Kralı’nın desteğini aldı. Ürdün Kralı Abdullah, İsrail- Filistin anlaşmazlığına çözüm olacak ya da sona erdirecek barış çabalarına destek vereceklerini Kerry’e yenilemiştir. Kral Abdullah; iki ülke arasındaki sorunun adil bir şekilde çözülmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Ürdün Kralı bu noktada İsrail-Filistin barış görüşmelerinde Kerry’nin arabuluculuk çabalarını da desteklediklerini dile getirmiştir. Kerry ise Ürdün Kralı’na iki ülke arasındaki sorunların çözülmesi için adil ve eşit çözümler bulunacağı sözünü vermiştir.

Kerry Ürdün ziyareti sonrası Suudi Arabistan’a gitti ve burada Suudi Arabistan Kralı Kral Abdullah bin Abdülaziz ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud El-Faysal ile görüştü. Kral Abdullah da Ürdün Kralı gibi Kerry’nin İsrail-Filistin barış müzakerelerindeki çabalarını desteklediklerini dile getirdi. Dışişleri Bakanı Prens Faysal, Filistin-İsrail anlaşmazlığını ele aldıkları Kerry ile görüşmesinde "uluslararası kararlar ve meşruiyetin esaslarına dayalı adil, kapsamlı ve kalıcı barışın sağlanmasının zorunluluğu, toprak karşılığı barış ilkesi ve Arap barış girişimi" konularında aynı fikirde olduklarını dile getirmiştir. Kerry bu iki ülkenin desteğinin barış görüşmelerinde önemli rol oynayacağına ve seyrini olumlu yönde değiştireceğine inandığını söylemiştir.

İsrail–Filistin barış görüşmelerinde bölge ülkelerinin desteği önemlidir, ama asıl görev İsrail ve Filistin taraflarına düşmektedir. İsrail’in son zamanlardaki Filistin politikalarına baktığımız zaman barış görüşmelerinin sekteye uğrayacağını ve sürecin uzun bir zaman alacağını söylememiz mümkün.

ARAŞTIRMA DOSYASI : İran Hazar Denizinden Su Transfer Etme Planını Rafa Kaldırdı

Dr. Tuğba Evrim Maden

ORSAM Su Araştırmaları Hidropolitik Uzmanı

İran uzun bir dönemdir ülke nüfusunun su talebini karşılamakta sorun yaşamaktadır. Bu durumun en önemli nedenleri nüfus artış oranının büyüklüğü, yıllık yağış ortalamalarında meydana gelen düşümler, artan sıcaklık, su kaynaklarının doğal ve insan kaynaklı kirliliği olarak sıralanabilir. İran’da su kaynaklarının yüzde 92’si tarım amacıyla kullanılmaktadır ve geleneksel yöntemlerle yapılan sulamalarda büyük ölçüde su kaybı gerçekleşmektedir. Ülke coğrafyasında su kaynakları eşit bir dağılıma sahip değildir ve nüfus yoğunluğun yaşandığı bölgelerde su talebini karşılamamaktadır. Bu nedenle İran yaklaşık 25 yıldır kendi ülkesi sınırlarında havzalar arası su transferi gerçekleştirmektedir. Transfer edilen sular şehirlerin içme suyu ihtiyacını karşılarken ayrıca gıda üretiminde de yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Her ne kadar İran, son yıllarda havzalararası su transferi projelerini artık yapmayacağını dile getirse de, Ahmedinejad’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde gerek Urmiye gölünü kurtarma çalışmalarında gerek ülkenin merkez vilayetlerinin artan su ihtiyacını karşılamak üzere havzalararası su transferleri tekrar gündeme gelmiştir.

16 Nisan 2012 tarihinde İran, Hazar denizi sularının desaline edilip, İran’da su ihtiyacı olan merkez bölgelere taşınmasına ilişkin bir proje başlattıklarını açıklamıştı. Maliyeti 800 milyon dolar olan projede, Hazar denizi suyunu tuzdan arıttıktan sonra içme ve sulama amacıyla kullanılması planlamıştı. Projenin ilk aşamasında, Hazar denizinden yılda ortalama 200 milyon metreküp su çekilmesi planlanmıştır. Proje tamamlandıktan sonra yılda 500 milyon metreküp suyun, inşa edilecek 500 km’lik boru hattıyla İran merkez platoya, Kebir çölüne taşınması amaçlanmaktadır. Yapılan açıklamalara göre proje dahilinde Mazandaran eyaletinin Sari kentinden su transferi yapılacak bölgeler sırasıyla; ilk aşamada Simman, diğer aşamalarda ise Yazd ve Kerman olarak planlanmıştır.

2016 yılında bitmesi planlanan bu proje ile ülke kalkınmasına katkı sağlanması amaçlanmıştır. Bu proje, Hazar denizi kıyıdaş ülkeleri ve çevreciler tarafından eleştirilmiştir. Çevreciler bu projeyi bilimsel ve uygulanabilir olmaktan uzak olarak değerlendirilirken, suyun transfer maliyetinin çok yüksek olduğunu da belirtmişlerdir. Ayrıca, desaline işlemi yapıldıktan sonra ortaya çıkan 32 milyon ton tuzun tekrar denize desarj edilmesi ve her yıl diğer çıktılar hariç otomatik olarak 200 milyon metreküp suyun denizden uzaklaştırılmasının çevresel bir felakete yol açacağı konusunda endişeler dile getirmiştir. Geçen haftasonu İran, bu projeyi rafa kaldırdığını belirtmiştir. Hem Hazar denizi kıyıdaş ülkeleri, hem de İran içinde yoğun eleştirilere maruz kalan bu projenin rafa kaldırılması, Cumhurbaşkanı Ruhani’nin 30 Ekim 2013 tarihinde temeli attığı “Ulusal Su Koruma Planı” çerçevesinde gerçekleştiği değerlendirilmektedir. Su kaynakları ile ilgili yeni bir yapılanmayı amaçlayan bu plan suyla ilgili projeleri de tekrar değerlendirmeyi içermektedir. Cumhurbaşkanı Ruhani, seçim öncesi çalışmalarında İran’ın önemli bir çevre sorunu olan Urmiye gölünün kurtarılmasına öncelik vereceğini ifade etmiş ve bu doğrultuda da Cumhurbaşkanı olduktan sonra Urmiye gölü ile ilgili bir çalışma grubunun oluşturulmasını sağlamıştır.

Her ne kadar yeni plan su kaynakları yönetiminin değişmesi gerektiğini ve eski yöntem olarak tanımladıkları baraj inşaatlarının su sorunu çözmede yeterli olmayacağı belirtilse de, ulusal su koruma eylem planı dahilinde havzalararası su transferi projeleri Urmiye gölü için Aras nehrinden su transferi ve Karun nehrinin saptırılması projeleri devam etmektedir. Ayrıca, su depolamak ve su transferlerinde önemli bir araç olan barajların inşası da devam etmektedir.

ARAŞTIRMA DOSYASI : İsrail-Filistin Barış Görüşmeleri ve Şeria Nehri Vadisinde İsrail Varlığı

Dr. Seyfi Kılıç

ORSAM Su Araştırmaları Programı Uzmanı

seyfikilic

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin inisiyatifi ile yeniden ivme kazanan İsrail ile Filistin arasındaki barış görüşmelerinde İsrail’in Ürdün nehri olarak da bilinen Şeria nehri vadisinde askeri varlığını korumak istemesi diğer birçok sorunun yanında yeni bir ihtilaf alanı olarak ortaya çıkmaktadır. İsrail’in bu konudaki ısrarı güvenlik gibi tartışmalı bir kavrama dayandırılmakla birlikte başka nedenleri olduğu da dikkate alınmalıdır. Konuya ilişkin yapılan bazı değerlendirmelerde İsrail’in geri çekilme yolunu açması durumunda bunun sonunun olmayacağı ve İsrail devletinin varlığının tehlikeye gireceği ileri sürülmektedir. Ancak tarihsel açıdan bakıldığında İsrail’in Sina, Lübnan ve Gazze Şeridi olmak üzere üç defa geri çekildiği bilinmektedir. Bu geri çekilmelerin ise askeri olarak herhangi bir soruna yol açtığı söylenemez.

İsrail’in Şeria nehri vadisinde askeri olarak varlığını sürdürme isteğini, iç savaş içindeki Suriye, ABD işgalinden henüz çıkmış ve etnik ve mezhepsel çatışma içindeki Irak ya da askeri olarak bir anlam ifade etmeyen Ürdün kaynaklı tehdit(ler)le açıklamak mümkün görünmemektedir. Tek bir sebep ile açıklanamasa da İsrail’in bu talebi Batı Şeria’daki işgalini devam ettirme ve bu yolla da gerek Şeria nehrinin kontrolünü sağlama, gerek Batı Şeria’da bulunan ve İsrail’in hukuka aykırı bir şekilde ana kaynaklarından biri olarak su çektiği dağ akiferleri üzerindeki hakimiyetini devam ettirme isteği olarak değerlendirilebilir.

Şeria nehri taşıdığı küçük su miktarına rağmen uluslararası su politikasında ve uluslararası politikada oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Nehir havzasında Ürdün, İsrail, Suriye, Lübnan ve Filistin yer almakta ve İsrail ve Ürdün için ana yer üstü su kaynağını oluşturmaktadır. Filistinliler için şu anda bu kaynaktan su tüketim faaliyeti bulunmamaktadır.

Şeria Nehri, İsrail’in temel yerüstü su kaynağı durumundadır. Yıllık ortalama 1527 milyon m3 su taşıyan nehrin kaynağı durumunda olan üç kolu bulunmaktadır. Bunlar Dan, Hasbani ve Banyas kollarıdır. Dan kolu 1967 öncesi İsrail sınırları içinde yer alırken, Hasbani Lübnan, Banyas ise Suriye toprakları içinde yer almaktadır. Bununla birlikte Hasbani ve Banyas kolları da 1967 savaşından bu yana İsrail kontrolü altında yer almaktadır. İsrail toprakları içinde birleşen bu üç kol, 1950’li yıllarda ilk olarak Yahudi yerleşimciler tarafından başlanan çalışmalarla kurutulmaya başlanan Huleh bataklıklarından geçerek Tiberya gölüne (Galile Denizi) dökülür. Tiberya gölüne kadar olan kısım Yukarı Ürdün nehri olarak anılır. İsrail’in Ulusal Su Taşıyıcısı olarak bilinen ana su yapısı, sularını bu gölden alarak nüfusun yoğun olduğu kıyı bölgesi ile Necef çölündeki tarımsal alanlara su taşımaktadır.

Tiberya gölünün güneyinden Ölü Deniz’e kadar olan kısım ise Aşağı Şeria nehri olarak anılır. Nehrin bu kısmında Yarmuk, Zarka ve bazı küçük kollar katılır. Aşağı Şeria nehrinin en önemli yan kolu Yarmuk nehridir. Bu nehrin kaynağı Suriye’dedir ve Suriye’nin güneyinde bir yay çizdikten sonra Ürdün ile sınır oluşturur ve daha sonra Ürdün topraklarına girer ve Tiberya gölünün güneyinden Şeria nehrine karışır. İsrail Yarmuk nehrinden yılda 70 ile 100 milyon m3 suyu Tiberya gölüne pompalamaktadır.

İsrail’in Suriye ve Lübnan’a ait toprakları elinde tutması Yukarı Şeria nehrine dair kontrolün tümüyle İsrail’in elinde olması anlamına gelirken, Batı Şeria’daki işgal durumu da buradaki yeraltı sularını tek taraflı olarak çekmesini sağlamaktadır. Batı Şeria’daki İsrail işgali Filistinlilerin sadece yeraltı su kaynaklarını kullanmasını engellemekle kalmamakta aynı zamanda Filistinlilerin Şeria nehrine kıyıdaş olmalarını da engellemektedir.

Barış görüşmelerinde her zaman önemli bir yer tutan su kaynaklarının durumu küresel iklim değişikliği dolayısıyla daha da önemli hale gelmektedir. Bunun farkında olan İsrail’in de klasik söylem olan güvenlik kaygısını ileri sürerek Filistinlileri Şeria nehrine kıyıdaş olmaktan alıkoymayı amaçlayan bir müzakere süreci yürüttüğü değerlendirilmektedir. İsrail basınında da Filistinlilerin 1967 sınırları ötesinde istekleri olduğu yönünde haberler çıkmaya başlamıştır. Kastedilenin İsrail’in en büyük su kaynağı durumundaki Galile gölünden Filistin’in su talep etmesidir. Şeria nehrine kıyıdaş olan bir ülkenin de bu talebi doğal olacaktır.

ARAŞTIRMA DOSYASI : Suriye’de İslami Cephenin Yükselişi

Oytun Orhan

ORSAM Ortadoğu Uzmanı

Suriye’de silahlı muhalefet en baştan itibaren Özgür Suriye Ordusu çatısı altında toplanmaktaydı. Ancak 1000’in üzerine farklı gruptan oluşan bu yapı kendi içinde bir türlü bütünlük sağlayamadı. Düzenli ordu yapısına kavuşturmak için Yüksek Askeri Konsey adı altında liderlik oluşturuldu ve Genelkurmay Başkanı olarak Selim İdris seçildi. Buna rağmen Konsey dağınık silahlı gruplar üzerinde etkinlik sağlayamadı. Silahlı gruplar, Konsey ya da Selim İdris’ten ziyade doğrudan finansman sağladıkları ülke, kurum ya da kişiye bağlılıklarını sundu. Bu yapı içinde zamanla bazı silahlı gruplar öne çıkmaya başladı ve dağınık güçler bazı merkezlerde toplanmaya başladı. Bu süreçte öne çıkan gruplar İslami – Selefi düşünceye sahip olanlar oldu. Körfez ülkelerinden gelen sermayeye dayanan bu gruplar hem Özgür Ordu’nun başarısızlığı hem de yükselen El Kaide tehdidine karşı birlik oluşturma yolunu seçti. Bu sürecin sonunda 22 Kasım 2013 tarihinde 7 büyük İslami – Selefi grubun bir araya gelmesi ile “İslami Cephe”nin kuruluşu ilan edildi. İslami Cephe şu anda Suriye’nin en güçlü isyancı grubu konumundadır. İslami Cephe’yi oluşturan gruplar şunlardır:

1. Ahrar el Şam İslam Hareketi (İslami Özgür Şam Hareketi): Bu hareketin kökeni, ayaklanmanın ilk dönemlerinde kurulan ve İdlib ile Hama’da operasyonlar düzenleyen Ahrar el Şam Hareketi’ne dayanmaktadır. Ahrar el Şam, Ocak 2013 tarihinde 100’e yakın grubu Ahrar el Şam İslam Hareketi adı altında toplamıştır. Şu anda İdlib ve Hama başta olmak üzere Suriye genelinde etkili bir örgüttür. Selefi inancına sahip bir harekettir. Lideri Hasan Abbud’dur.

2. İslam Ordusu: Şam’ın doğusunda muhaliflerin güçlü olduğu Guta bölgesinde etkili 43 İslamcı birliğin bir araya gelmesi ile kurulmuştur. En güçlü isyancı gruplardan biridir. Grubun başında, en güçlü ayaklanma liderlerinden biri olarak kabul edilen Zehran Alluş bulunmaktadır. Alluş 2011 yılı ortasında rejim tarafından hapisten salıverilmiştir. Zehran Alluş yakın zaman önce verdiği bir röportajda, “Esad rejiminin kendilerini ayaklanma başladıktan sonra hapishaneden salıvermesinin gerekçesinin muhalefetin İslamcı kimliğini güçlendirmek ve ayaklanmayı radikalize etmek olabileceğini” belirtmiştir.

3. Şukur el Şam Tugayı: Daha önce Özgür Suriye Ordusu çatısı altında savaşan, İslamcı görüşe sahip örgüt ilk çıkış yeri olan İdlib’te ve Kuzeybatı Suriye bölgesinde etkilidir. Lideri Ahmet Abu İsa’dır.

4. Tevhid Tugayı: 2012 yılı ortasında Halep Vilayeti’nin kuzey kırsalındaki birliklerin bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Yakın zamana kadar Halep’in en güçlü askeri birliği konumunda olan Tevhid Tugayı, lideri Türkmen kökenli Abdülkadir Salih’in hayatını kaybetmesi ile zayıflamıştır. Salih’in ölümünden sonra Abdülaziz Salameh hareketin siyasi liderliğini üstlenmiştir.

5. Hak Tugayı: 2012 yılında Humus’ta Selefi grupların bir araya gelmesi ile kurulmuştur. En güçlü olduğu bölge de Humus ve çevresidir.

6. Ansar el Şam Taburu: Lazkiye Vilayeti’nin kuzeyinde ve İdlib Vilayeti’nde faaliyet göstermektedir. Lazkiye’nin kuzeyinde Türkmen Dağı Bölüğü ile rejime karşı ortak mücadele yürütmektedir.

7. Kürt İslami Cephesi: Kürt İslamcıların oluşturduğu nispeten zayıf bir gruptur ve Halep ile Kuzey Suriye bölgesinde faaliyet göstermektedir.

İslami Cephe, El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi ve Irak ve Şam İslam Devleti’ni dışarıda bırakarak Özgür Ordu bünyesindeki en güçlü İslamcı – Selefi grupların bir araya gelmesi ile oluşmuş çatı bir yapılanmadır. (Esasen grupların birçoğu ayaklanmanın başından beri hiçbir zaman Özgür Ordu çatısı altında savaştıklarını kabul etmemiştir.) İslami Cephe kendini şu şekilde tanımlamaktadır: “Esad rejimini devirmek ve sadece Allah’ın kanunun geçerli olacağı bir devlet inşa etmek amacıyla oluşturulmuş bağımsız bir askeri, siyasi ve sosyal oluşum”. İslami Cephe’nin savaşçı sayısının 70 bin civarında olduğu iddia edilmektedir. Bu sayının doğruluğu net olmasa da her halükarda en fazla savaşçıya sahip ve güçlü muhalif grupları barındırdığını söylemek mümkündür. Bu gruplar büyük ölçüde Körfez ülkelerinden gelen finansmana dayanmaktadır. Grupların tamamı Suriye Ulusal Koalisyonu’nun otoritesi tanımadıklarını ve kendilerini temsil etmediklerini belirtmektedir. Cenevre 2 Konferansı’na karşı olduklarını, katılacak kişilerin de “hain” olarak görüleceğini açıklamışlardır.

İslami Cephe’nin kuruluşundaki önemli nedenlerden biri Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD)’nin artan gücüdür. İslamcı – Selefi gruplar ile IŞİD arasındaki ilişki ilk dönemlerde karşılıklı şüpheye dayanmaktaydı. Bazı bölgelerde işbirliği yapsalar da IŞİD’in kural tanımaz uygulamaları hem İslami Cephe hem de Özgür Ordu birliklerini rahatsız etmekteydi. Zaman içinde IŞİD rejimden ziyade zaten muhaliflerin kontrolü altında olan bölgelere yönelmeye başladı. Zayıf konumdaki Özgür Ordu’nun elinden birçok yeri aldı ve bazı birlik liderlerini tutuklamaya başladı. IŞİD’in rejimle savaşmaması, rejimin de IŞİD kontrolündeki bölgeleri bombalamaması nedeniyle muhalifler arasında IŞİD’in rejim tarafından yönlendirilen bir örgüt olduğuna ilişkin inanç oluşmaya başladı. Ahrar el Şam Lideri Hasan Abbud bu süreçte gerçekleştirdiği röportajında IŞİD için şu ifadeleri kullanmıştı:

“İsyancı grupların kendi arasındaki kavga sadece devrimi zayıflatacak ve rejime yardım edecektir. Biz İslami Cephe olarak IŞİD ile çatışma kararı almadık. Fakat grubumuz içinden saldırılar olduysa bu IŞİD’in diğer gruplara karşı tavrından kaynaklanmıştır. IŞİD gerçekleri reddetmekte ve sadece diğer bir isyancı grup olduğunu kabul etmemektedir. Bağımsız mahkemelere gitmeyi reddetmektedir. Birçok isyancı gruba saldırdı, silahlarını çaldı, üslerini işgal etti, halka, gazetecilere ve diğer isyancı grup savaşçılarına yönelik keyfi tutuklamalar gerçekleştirdi. Tutsaklarına acımasızca işkence uyguladı. Uygulamaları neticesinde insanlar artık IŞİD’den bıktı. Bu insanların bazıları IŞİD’e saldırı gerçekleştirdi ama IŞİD ilk saldıran olarak bu tepkileri kendi üzerine çeken taraftır.”

İslami Cephe ile IŞİD arasında ipler, Ahrar el Şam liderlerinden Huseyin Süleyman’ın Ocak 2014 ayı başında IŞİD tarafından öldürülmesi ile koptu. Halep kırsalında yer alan Maskaneh köyünde IŞİD ile Ahrar el Şam arasında çıkan sorunu çözmek için köye giden Süleyman, IŞİD tarafından alıkonduktan sonra işkence edilerek öldürüldü. İslami Cephe bu olayın ardından IŞİD için “Esad rejiminden daha kötü” şeklinde çok sert bir açıklama yaptı ve taraflar arasında Kuzey Suriye’nin stratejik bölgeleri ve sınır kapılarında çatışmalar yaşandı. Çatışmaların sonunda İslami Cephe; İdlib’e bağlı Atme, Dane ile Halep’e bağlı Atarib, Munbiç, Cerablus ve Halep şehir merkezindeki birçok kontrol noktasını IŞİD’den geri aldı. Halep ve İdlib’te ağır darbe alan IŞİD, merkezi konumundaki Rakka Vilayeti’ne yönelerek kısa sürede vilayetin neredeyse tamamında kontrolü ele geçirdi. Şanlıurfa’ya bağlı Akçakale Sınır Kapısı da IŞİD tarafından ele geçirildi. Kapının kontrolünü kaybeden İslam Cephesi’ne bağlı Ahrar el Şam birlikleri ise silahlarını bırakarak Türkiye’ye sığındı. İslami Cephe ve IŞİD arasında son dönemde yaşanan çatışmalar neticesinde her iki taraftan toplamda 700’ü aşkın kişinin hayatını kaybettiği iddia edilmiştir.

IŞİD’in İslami Cephe karşısında gerilemesinde iki faktör rol oynamıştır. Birincisi İslami Cephe’nin kurulması ve IŞİD’e karşı mücadelesi için destek almasıdır. İkincisi, IŞİD’in, Irak’ın Anbar Vilayeti’nde merkezi hükümete karşı yürüttüğü mücadele nedeniyle imkanlarının bir kısmını Irak’a kaydırmak zorunda kalmasıdır. İslami Cephe’nin IŞİD’e yönelik saldırıları ile Irak ordusunun Anbar’daki IŞİD operasyonları aynı zaman diliminde gerçekleşmiştir.

İslami Cephe, Suriye’deki IŞİD tehdidine karşı en güçlü alternatif olarak öne çıkmaktadır. Bunun yanı sıra kendi karargahını dahi koruyamayan Özgür Suriye Ordusu’na göre Esad ile mücadele açısından da en uygun seçenek konumuna yükselmiş durumdadır. Cephe, Özgür Ordu’ya göre çok daha organize ve ideolojik açıdan homojen bir nitelik taşımaktadır. Bu nedenle İslami Cephe’ye destek de artabilir. İlk aşamadaki başarıya rağmen İslami Cephe’nin IŞİD tehdidini ortadan kaldırabilmesi Irak’ın Anbar Vilayeti’ndeki çatışmaların nasıl sonuçlanacağı ile doğrudan bağlantılı olacaktır. Zira IŞİD halen Rakka Vilayeti’nin büyük çoğunluğunu, Deyr ez Zor Vilayeti’nin bir kısmını ve buradaki bazı petrol alanlarını, Irak’a geçiş hattını kontrol etmektedir. IŞİD yoğun baskı nedeniyle Halep ve İdlib’ten çekilmeyi ve Rakka’ya yoğunlaşmayı seçmiştir. Şu aşamada kendileri açısından Irak bağlantısı daha büyük önem taşımaktadır. Çekildikleri İdlib ve Halep’te ise doğrudan mücadele yerine terör saldırıları ile mücadele yönetimini seçmiş durumdadır. Son dönemde Halep’te muhalif bölgelerde patlayan bomba yüklü araçlar bu stratejinin sonucudur.

KOMPLO TEORİLERİ : Tek kollu dev

48852-mason-ataturk-yahudi-israil.jpg

Tek kollu dev

İnanın her köşede "ülkeyi nasıl tekrar ele geçireceklerini" konuşuyorlar. "Kim?" diye sormayın!

BARON ve adamları yatlarda, yalılarda, smokinle katıldıkları özel gecelerde, evlerde hep konu TÜRKİYE! Gelen giden YABANCININ da haddi hesabı yok!

Türkiye’yi bu ülkenin çocuklarına bırakmaya niyetleri yok! Geldiler ve gelecekler! Ülkenin görünmeyen KÖŞESİNDE dalgalanan İNGİLİZ BAYRAĞININ inmemesi için kapıya tekrar dayanacaklar! 90 yıldır yaşanan HALÜSİNASYONUN bitmemesi için saldıracaklar!
BÜYÜK PATRON her rolü gereken kişiye dağıtmış durumda!
Replikler de belli! Gelecekler!

Nasıl Ukrayna’yı Putin’e yakın bir çizgide bırakmamak için ALMANYA’nın bağrını açtığı ünlü BOKSÖR Vitali Klitschko’yu kullanıyorlarsa bizde de birçok DEVLET adamı ve PARANIN BAŞI Londra tarafından yönetiliyordu!

Bakın, Klitschko 1971’de o zamanki Sovyetler Birliği sınırları içinde kalan BELEVODSK şehrinde dünyaya geldi. Babası Vladimir Rodionovich, Sovyetler’de pilottu! Annesi Nadezhda Ulyanova ise ev hanımıydı!

Kickboks’a meraklıydı! Vurduğunu deviriyordu. Amatör olsa da herkes onu tanıyordu! Derken ilerleyen yıllarda BOKSA olan yatkınlığını keşfetti!

Ringlerde fırtına gibi esti. Ünü yayıldı! Ama UKRAYNA’nın dışına çıkması gerekiyordu! ALMANLAR imdada yetişti!

Abisiyle birlikte HAMBURG’a davet edildi! Hatırlarsınız, Hamburg kısa bir süre önce Kiev’e karşılık RUSLAR tarafından karıştırılmıştı. Hamburg’taki UNIVERSUM kulübü iki kardeşe kollarını açtı! Hem tanıtım hem de eğitim hızla devam etti!

GONG sesleri çaldığında ringe çıkan dev adam Klitschko vurduğunu indiriyordu!

ALMAN BAYRAĞINI yanına alıp ilerliyor ve dünya şampiyonluklarına, rekorlara koşuyordu! İşte bu şampiyon şimdi ülkesinin BAĞIMSIZLIĞI için meydanlarda Ukraynalılar’ı örgütlüyor!

Ülkesi adına AVRUPA BİRLİĞİ’ne çalıştığının farkında değil! Ruslar’ı kontrol edebilmek için öne sürüldüğünü bilmiyor!

İçtenlikle önlerde koşuyor, çatışıyor! Ama sonunda o kazansa bile gülen ALMANYA olacak! Çünkü ortadaki mücadele aslında onun değil! Ama o şimdilik öyle sanıyor!

Tıpkı bizim gibi! Yıllarca birbirimizi yerken kiminle mücadele ettiğimizi bilemedik! Iskaladık! Biz kavga ettikçe BARONLAR ve onların PATRONLARI kıs kıs güldü!

Ama şimdi işler onların istediği gibi gitmiyor!
Nasıl mı?

Anlatayım, hem de göz yaşartan bir hikaye ile…

Dünya tatlısı bir çocuk 10 yaşındayken trafik kazası geçirdi! Ailesi sağ olarak kurtulduysa da o SOL KOLUNU kaybetti! Oysa kendine bile söyleyemediği bir hayali vardı! Büyüyecek ve ünlü bir JUDOCU olacaktı! Bir süre içine kapandı!

Babası evladı için ne yapacağını bilemedi!
Herkes etrafında dönse de mutlu değildi!

Bir gün oğlunun hayalini öğrenen baba ünlü bir judo hocasına giderek durumu anlattı! Hoca çok akıllı biriydi. "Al getir onu!" dedi…
Ertesi sabah baba-oğul erken saatte hocanın karşısına dikildi. Hoca çocuğa dikkatlice baktı! Adeta süzdü! Dakikalar sonra "Tamam yarın sabah eşyalarınla birlikte geliyorsun ve başlıyorsun" diyerek görüşmeyi bitirdi!

Gece heyecandan uyuyamayan çocuk istenen saatte orada oldu! Salona gelen hoca ona seslendi! Ve gösterdiği hareketi aralıksız yapmasını emretti!

Çocuk büyük bir hırsla gösterilen hareketi defalarca yaptı. Bıkmadan usanmadan tekrar etti.

Ertesi gün hoca yine aynı hareketi yapmasını söyledi! Yaptı! Ancak bir iki saat sonra hocanın yanına giderek "Ben bu hareketi iyi yapıyorum. Başka bir şey göstermeyecek misin?" diye sordu.
Hocanın cevabı kısa ve netti: Çalışmaya devam et! Haftalar haftaları aylar ayları kovaladı!

Çocuk her sabah gelip bütün gün aynı hareketi yaptı. Tam bir yıl dolduğunda gidip "İnanın bu hareketi çok iyi yapıyorum. Sanırım başka bir şey öğrenmek hakkım!" dedi… Hoca başını bile kaldırmadan "Dediğimi yap!
Soru sorma" diye kestirip attı…

Çocuk hayalinden vazgeçmemek adına çalıştı, çalıştı, çalıştı…
Aradan üç yıl daha geçti…

Bir sabah hocanın odasının kapısını çaldı. "Yetmedi mi bu kadar çalıştığım. Artık bu hareketle ilgili öğrenebileceğim bir şey kalmadı!" dedi kısık ve yalvaran bir sesle…
Hoca cevap vermedi… Çaresiz antrenmana kaldığı yerden devam etti!

Ertesi sabah sürpriz vardı! Çocuk tam çalışmaya başlayacakken hoca seslendi:

Hazır ol yakında turnuva var! Orada yarışacaksın!

Çocuğun kalbi duruyordu! Bildiği tek bir hareket vardı! Ve kendisi yarışmacı olarak en iyilerin arasında mücadele edecekti…
Japonya’nın bütün otoriteleri oradaydı!

Turnuva başlamıştı… Bizim SOL kolu olmayan çocuk ilk maçına çıktı! Kendinden uzun ve güçlü bir rakiple karşılaşıyordu!

Yapacağı pek bir şey yoktu zaten! Maç başladı ve bildiği tek hareketi yaptı! Maç başlar başlamaz bitmişti! Rakip yerdeydi ve kalkamıyordu!
İkinci maç, üç, dört, beş, altı, yedi derken kolsuz çocuk YARI FİNALE geldi!
Herkes onu izliyordu!

Maç başladı! Onun için her maç aynıydı! Bildiğini yapıyor ve kazanıyordu!

Yine öyle oldu! Ona ait olan hareketle rakibini devirdi! Artık hayallerinin ötesine geçmiş turnuvada FİNALE yükselmişti!

Maçtan önce hocasına gidip "Efendim bu kadar yeter! Burası bile hayaldi. Finale çıkıp Japonya’nın en ünlü ismi karşısında rezil olmak istemiyorum!" dedi…

Hoca kendinden emindi: "Çık bildiğini yap" diye kestirip attı!

Kolu olmayan çocuk eksik olduğu yere avucunu koyup eksikliğini hissetti ve çaresiz maça çıktı! Karşısında bir dev vardı!
Yenilgisi bile yoktu! Salonu dolduranlar "Çocuğu hırpalamasa bari!" diye düşünüyordu! Derken maç başladı!

SOL KOLU olmayan çocuk en zor maçı en kolay kazandı! Tek bildiği hareketi o kadar iyi yaptı ki ŞAMPİYON yerden kalkamadı!

Çocuk şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı! Gözyaşları içinde onu vareden hocasına sarıldı. Ağlıyordu. Gözyaşlarını durduramıyordu…
Bir nefes alıp "Hocam nasıl oldu bu iş? Benim tek kolum ve bildiğim bir hareket vardı" diye sordu…

Hoca bu soruyu beklediğini hissettirerek "Bak evlat, sen bu hareketi o kadar çok çalıştın ki dünyada senden daha iyi bu hareketi yapacak hiç kimse yok.

5 yılını verdiğin bu hareketin tek bir karşılığı var!
Ancak rakiplerinin bunu yapması için senin SOL KOLUNU tutması gerekir! Ancak o da sen de yok!"

İşte TÜRKİYE böyleydi!

Dini ile, tarihi ile, bölgesi ile, kişiliği ile, destanları ile, gururu ile bağlantısı kesilmiş bir GARİP ülke olmuştu! Kişiliği ve kimliği kaybolmuştu!

Para da güç de bizim değildi! Kontrol altında öksüz bir çocuk gibiydik! Her denileni düşünmeden yapıyorduk!

Kendimizi kaybetmiştik! 150 yılda belki SOL KOLUMUZU kaybetmiştik! Ama herkese yetecek bir SAĞ KOLUMUZ daha vardı!
İşte şimdi devreye o girdi!

Onu da kesmek için geliyorlar!
Hem de her kanaldan!
Ama olsun!

SAĞ hepsine yeter de artar bile!
Gelecekleri varsa görecekleri de var!
SAĞ kol içeridekileri de dışarıdakileri de bitirir!
Burası UKRAYNA değil!

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: