Günlük arşivler: Ocak 1, 2014

ARAŞTIRMA DOSYASI : Euro Krizinin Kurumlar ve Politikalar Çerçevesinde İncelenmesi

Euro Krizinin Kurumlar ve Politikalar erevesinde ncelenmesi.pdf

Ahmet Kılıçaslan Aytar : İKİBİNONDÖRT – MAALESEF BİR TAYYİP YILI

2013’de Türkiye’nin devrimci tarihinden, güçlü demokrasi birikiminden gelişen Taksim Gezi Parkı’nda bir ağaca iliştirilmiş kartonda "Sen bir milyon topla, biz biriz" yazısıyla kendini açığa vuran Gezi Direnişi tüm yurdu sardı.

Toplumun her kesimi lidersiz ve belli bir ideolojinin olmadığı protestolarla, Başbakan Erdoğan’ın ileri demokrasi balonunu patlattı, eğreti fiyakasını bozdu, siyasal dengeyi yerinden oynattı.

*

İslamcı faşizme karşı korku eşiği aşıldı, herkes politikleşti, eylem ve muhalefet biçimi zenginleşti, her alanda dost-düşman farkedildi, tüketimden gelen güç keşfedildi ve halkın gücü dünyanın tüm halklarına nam oldu.

Erdoğan ve şürekası gözden düşerken, çok güçlü bir talep olarak AKP’nin neden olduğu partizanlık, usulsüzlükler ve haksız kazançların, doğa katliamının ve ne yaptılarsa hepsinin hesabının sorulması isteği akıllarda ve vicdanlarda yer etti.

*

Sonra, 2013 son günlerinde Erdoğan ve Fethullah Gülen arasında parlatılan birbirlerini yıpratma mücadelesine gelindi.

BM Güvenlik Konseyinin nükleer programından vazgeçmesi -aksi halde, gelirinin çoğunu petrolden sağlayan İran’ın merkez bankaları ile işlemlerinin askıya alınması kararının Erdoğan hükümetince by-pass edildiği sıralarda, İtinayla seçilmiş birçok iş adamın, banka müdürleri, belediye başkanları,bakan çocuklarının da bulunduğu organize bir suç örgütünün;
İstanbul’da bazı arazilerin usulsüz olarak imara açılmasıyla kazanılan milyonlarca liralık rantın -bir bölümünü, iç ettikleri -bir bölümünü, İslamcı terör örgütlerinin finansmanında kullandıkları -diğer bölümünün de aklanıp dövize ve altına çevirildikten sonra resmî olarak İran’dan doğal gaz ve hampetrol ithalinde kullandığına ilişkin soruşturma açıldı.

*

Şimdilerde, koca Başbakan Erdoğan bazı belge,ifade ve ilişkilerin deşifre olması halinde soruşturmanın oğullarına ve kendisine ulaşabileceği ihtimaline karşı tedbirler alıyor.

Ortada çok büyük yolsuzluk,rüşvet iddiaları ve bununla ilgili bir soruşturma varken,soruşturmanın yasalara ve hukuka uygun biçimde yürütülmesini önlemek ve olayın üstünü örtmek için elinden geleni yapıyor.

Akıl almaz bir keyfilikle Ceza Yargılama Yasası hükümlerini gözardı ediyor, büyük bir tasfiye operasyonu yapıyor, halkın bilgilenme kanallarını sansürlüyor.

*

Daha beteri, "Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet ve -ne alâka: Rabia" şifresinde oluşturduğu mottosuyla kışkırtıcılık yapıyor.

Mottosuyla yurt içinde ve dışındaki taraftarlarına "Şüphesiz sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de Rabbinizim. Öyleyse benden sakının" (Mu’minun, 23/52) ayetini işaret ediyor.
Bu suretle, altını oymakla itham ettiği Batı’nın baskıcı yönetimlerinin hızını kesmek için ümmet şuurunun ortaya çıkaracağı güçten, dayanışmadan ve işbirliğinden medet umuyor.

*

Çünkü, 2014′ e giren uluslararası camia, Arap Baharı sürecinin bir sırasında İslamcılığın demokrasi ile uyumsuzluğu:İslamcılıkla ülke ekonomilerinin rekabetçi baskılara dayanabilecek bir ekonomi varlığı içinde tutmanın mümkün olmayacağı: Cihad örgütlerinin İslamcılıktan beslendiği: Bu yüzden İsrail’in güvenliğinin beklemede kaldığı: Cihad örgütlerinin uluslararası tehdit haline geldiğini yaşayarak görmüştür.

Suriye’deki iç savaşın Ortadoğu’nun parçalanmasına neden olacağının anlaşıldığı bu sırada, Mısır’daki darbe; bölgenin bir arada tutulabileceğini, hoşgörü, özgürlük ve demokratik istikrar temelinde yeniden inşa edilebileceğinin umudunu vermiştir!

*

Nitekim, BM Güvenlik Konseyinin farklı görüşlerde 5 ülkesi, İsrail-Filistin arasında yeni bir barış planını merkezleyip, iç savaşıın yayılma potansiyeliyle tek başına küresel dengeye tehdit oluşturan Suriye sorununu çözmek, bölgeyi cihadçı terör örgütlerinden temizlemek ve İran’ın nükleer gelişmesini ortak bir çözümle engelleyerek Ortadoğu’da barışı gerçekleştirmek istiyor.

Bu niyetle Suriye’de kimyasal silahların imha edilmesine ilişkin 2218 sayılı kararıyla pekişen ve yürütülen bugünkü sürec başlatılmış bulunuyor.

*

Cenevre II Konferansı sürecinin kritik eşiği, işlenen hukuk ihlallerinden Esad rejimi kadar muhalif tarafların, teröristlerin ve bunları destekleyen devletlerin paylarını üstlenmeleri ve yeni Suriye’nin bu hukuktan kurulmasına ilişkin bağlayıcı kararın alınmasını müteakip BM merkezinden yeni bir dünya statüsünün oluşmasıdır.

Bu eşiğin geçilmesi ve yeni Suriye’nin kurulması için bağlayıcı kararının oluşmasında bir dizi hukuk içtihadı ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin durumla ilgili çıkaracağı sonuçlara ihtiyaç duyuluyor.

*

Bu noktada Başbakan Erdoğan, devletlerin uluslararası ilişkiler açısından görevlerini belirleyen BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen kararlara aykırı olarak, Suriye’de İslamcı örgütleri silahlandırıp-yönlendirmek ve savaşa salmak: Suriye’nin iç işlerine müdahale etmek:İç savaş çıkarmak ve hukuku ihlal edenlerle yardımlaşmak fiilleriyle itham ediliyor.

*

O yüzden -bir taraftan, Türkiye’nin ve benzer nedenlerle Suudi Arabistan’ın Cenevre II Konferansı’nı tıkamaya çalışan amillerinin, politikalarının, Suriye iç savaşında İslamcı cihad örgütlerine verdikleri desteklerin önlenmesine ve İslamcı terör örgütleriyle mücadeleye özen gösteriliyor.

Bir taraftan da, bunlara engel olunamaması halinde bölgenin bir arada tutulabileceğine, hoşgörü, özgürlük ve demokratik istikrar temelinde yeniden inşa edilebileceğine dair yükselen umudların tükeneceği düşünülüyor -ki; bu durumda,İsrail’in uygulayacağı yeni bir plan emre amade tutuluyor.

*

İsrail -hem, Batı’nın Suriye’ye askeri müdahalede bulunmamasından rahatsızdır -hem, Cenevre’de İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerde yapılan anlaşmayı kötü bir anlaşma olarak tanımlıyor.

Ortadoğu’da yalnızlaştığını ve İran’a yapacağı olası bir saldırı için meşru sebebin ortadan kalkmış olduğunu -bu sırada, İran’ın nükleer programında gelişeceğini ileri sürüyor…

*

Verdiği destekle Cenevre II Barış Konferansına Kasım’da prensipte katılacağını açıklayan muhalif Suriye Ulusal Koalisyonu,konferansla ilgili pazarlıkların son aşamaya geldiği şu günlerde,önkoşullar ve talepler ileri sürerek konferansı sabote etmenin işaretini veriyor.

Muhalifler insani yardım bahanesi ile Suriye hükümeti’nin ağır silahlarını şehir merkezlerinin dışına çekmemesi durumunda BM ülkelerinin silahlı güçlerine müdahil olma hakkı tanıyan BM Anlaşması’nın 7.maddesinin çıkarılması girişimini sürdürüyor.

*

Yine verdiği destekle Cenevre II Konferansı öncesinde Türkiye,Suudi Arabistan ve bir kısım Arap ülkesinin, Başbakan Erdoğan’ın liderliğinde "Cenevre II Barış Konferansıyla geçiş yönetimi kurulduğunda Esad ve arkadaşları yönetimde olmamalıdır: muhalefetin temsilini Ulusal Koalisyon yapmalı: Seçim ancak geçiş yönetimi tarafından ve uluslararası gözlemciler tarafından yapılmalıdır" ön şartı ileri sürülüyor.

*

Veya Suriye’de geniş bir İsrail düşmanlığı organize edilerek ABD’nin onaylayabileceği müdahale şartları oluşturuluyor.

Bu suretle BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye askeri müdahale olasılığını durdurmak için ABD-Rusya arasında bir uzlaşma zemini oluşturmayı -ardından,muhalif güçlerin ve İslamcı terör örgütlerinin mevkilerini iyileştirmelerine fırsat verileceği düşünülüyor.

*

Veya Ürdün’den Suriye’ye sokulacak ağır silahlı binlerce İslamcı Cihad örgütü mensubunun,bölgesel ya da uluslararası ortaklarıyla Suriye’de oynayacakları rolün dehşet verici olacağı,
Bu güçlerin Suriye’nin büyük yerleşim yerlerine yapacakları topyekün saldırılarla bölgenin içinden çıkılmaz bir hale gireceğinden kuşku duyulmuyor.

*

Ya da,neden Erdoğan’ın -işte,ağırlıklı olarak Rusya, kısmen de İran’a bağlı enerji ihtiyacını çeşitlemek,ucuz enerji bulmak ve doğudan batıya enerji köprüsü kurarak ayrı bir stratejik önem kazanmanın hesaplarını öne çıkararak, Mesud Barzani ile Irak Anayasası’nda Kürt Yönetimi sistemine dahil olmayan yerleşim alanlarının ve Musul-Kerkük sorununu bağlayan durumun netleşmesini öngören, Ortadoğu’nun yeniden belirlenmesinin kilidi özelliğinde ve Irak Merkezi hükümeti ile Kürdistan Federe Devleti arasındaki sınırı -elbette,İran’ın da bölgedeki hukukunu belirleyen 140.maddesi vasıtasıyla gerginlik çıkarmaya yakın durduğu -neden,bölgedeki yangını genişletmeye çalıştığı da sorgulanıyor.

*

Elbette, İran ile ambargo uygulamasının pazarlıkları ve teknik detaylar üzerinde yürütülen çekişmeli nükleer pazarlıkların -zımni, önşartı olan Sünni-Şii ekseninin kilit noktasında Suriye’de barışın mutlaka temin edilmesi gerekiyor-ki,aksi taktirde bölgeyi -işte,bu planların sonucunda İsrail- İran savaşı bekliyor.

*

2014’ü ya öyle-ya böyle Recep Tayyip Erdoğan’ın kaderi belirleyecektir.

2.1.2014

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

BAĞIMSIZ DEMOKRASİ PARTİSİ /// Altan Tan : Niye getirildin niye götürülüyorsun ?

BDP Diyarbakır Milletvekili Başbakan’a sordu…

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, Türkiye’deki yolsuzlukların yeni bir şey olmadığını söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a seslenen Tan, "Haklıysan zaten neticede aklanacaksın. Haksızsan hesap vereceksin" dedi.

Altan Tan, yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili soru üzerine şunları söyledi: "Tayyip Erdoğan diyor ki Amerika, İngiltere, Avrupa, İsrail, Cemaat, Aleviler, şunlar; işte herkes beni indirmek istiyor. Biz de soruyoruz. Tamam kardeşim seni indirmek istiyorlar. Peki 11 senedir bunlar seni destekliyordu. Cemaat de seni destekliyordu, Amerika da, İngiltere de seni destekliyordu. Sen ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanıyım’ diyordun. Necmettin Erbakan diyordu ki ‘Bunlar Siyonistlerle işbirliği yaptılar, İsrail uşaklarıdır.’ Kimse dinlemiyordu Necmettin Erbakan’ı. Seni destekleyen bütün bu dünya, Batı, dışarı ve içeri bugün ne oldu da sana karşı? Sen ne yanlışlar yaptın da içeride ve dışarıda, bu seni destekleyenler bugün seni desteklemiyor ve senin değişmeni istiyor? Bunu söylemiyor, burayı anlatmıyor. En tehlikeli yalan, yarısı doğru olan yalandır. Başbakan’dan bu çevrelerin, içeriden ve dışarıdan ciddi bir çevrenin memnun olmadığı, onun artık gitmesi gerektiğine inandığı doğru. Tırnak içerisinde götürülmek istendiği de doğru. Peki niye getirildin niye götürülüyorsun? Bunu anlat; bunu anlatmıyor. Birinci fasıl bu."

"GEL BU YOLSUZLUKLARI ANLAT"

İkinci faslın ise yolsuzluklar faslı olduğunu ve bunun Türkiye’de yeni olmadığını dile getiren Tan, şöyle devam etti: "İsmet Paşa’nın kardeşiyle ilgili bile yolsuzluk dosyaları olmuş. Tansu Çiller’in kocasıyla ilgili dosyalar olmuş, mahkemeler olmuş… Mesut Yılmaz ile ilgili bu tartışmalar olmuş. Turgut Özal döneminde bir büyük Emlakbank skandalı yani Engin Civan ve Selim Edes dosyaları olmuş. Turgut Özal’ın oğlu suçlanmış, mahkemelere çıkmış. Milli Savunma Bakanı Ercan Vuralhan cezaevine girmiş. Ardından Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel ölene kadar yargılanmış. Diğer yeğeni Yahya Demirel 12 yıl hapse mahkum olmuş. Yani bu yeni bir şey değil. Türkiye’de kim bu tip işlere karışmışsa yargılanmış, soruşturulmuş, tatbikata uğramış, büyük bir kısmı da ceza almış. Şimdi sen bunlarla itham ediliyorsun, aynı şekilde. Haklıysan zaten neticede aklanacaksın. Haksızsan hesap vereceksin. Yani bunun getirilme götürülme ayrı şey; ha bunları da anlat, niye getiriliyorsun, niye götürülüyorsun? Ama bir de gel bu yolsuzlukları anlat."

“GETİRİLDİ VE GÖTÜRÜLMEK İSTENİYOR AMA “

İstifa eden Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın sözlerini hatırlatan Tan, "Çık sen de cevap ver. ‘Hayır, ben bu talimatı vermedim’ de. Bunu belgele. Bu getirilme götürülme işi başka bir iştir. Doğrudur, getirildi ve götürülmek isteniyor ama bunun sebepleri var. Irak’ta, Suriye’de, Ortadoğu’da, Kürt siyasetinde, Balkanlarda, Kafkaslarda, İran ile ilişkilerde büyük hatalar, büyük yanlışlıklar yapmıştır Başbakan. Bunları tartışalım. Ama gerçek sebepleri de tartışalım. Yok ben Türkiye’yi büyütüyordum, yeni Osmanlı İmparatorluğu kuruyordum, aslında ben Cüneyt Arkın olmuştum, Erol Taş’lar bana karşı çıktı. Ey bütün kahramanlar, Ümmeti Muhammed beni destekleyin, desteklerseniz imanınızı kurtarırsınız istiklal savaşını kazanırız. Beni desteklemezseniz imanınız tehlikeye girer, cehenneme girersiniz. Bu yeni bir Enver Paşa, Ahmedinejad ve Chavez üslubudur. Yeni bir Enver Paşa nasıl Osmanlı İmparatorluğunu dağıttıysa bu da elimizdeki avucumuzdakini de dağıtır, götürür yani. Pirince giderken eldeki bulgurdan da oluruz. Onun için bize yeni bir Enver Paşa da lazım değil, yeni bir Chavez de lazım değil. İran Ahmedinejad’ı değiştirirken bizim yeni bir Ahmedinejad’a da ihtiyacımız yok. Aklı başında, bu işleri bilen insanlara ihtiyacımız var" şeklinde konuştu.

"DARBECİLERİN GELDİĞİ YERE GİDERSİN"

BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, Ergenekon ve Balyoz davasının yeniden görülmesi tartışmaları konusunda şunları söyledi: "Sen, İlker Başbuğ ve diğer Ergenekon sanıklarını yeniden yargılamadan önce Cumhurbaşkanı’nın, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın yıllarca arkadaşlık ettiği Salih Mirzabeyoğlu’nu yeniden yargıla. 28 Şubat mağdurlarını yeniden yargıla. Bütün elinden yetkileri, mevkileri, makamları alınan mağdur olanların haklarının iadesiyle ilgili yeniden bir yargı süreci başlat. Onun için eğer yeniden yargılama yapılacaksa, bana göre de yeniden yargılama yapılması lazım, birinci yeniden yargılama İstiklal Mahkemeleri’nden başlayacaktır. İskifli Atıf Hoca’dan Şeyh Said Efendi’den, Bediüzzaman Said Nursî Kürdi’den, Seyit Rıza’dan, Menderes’ten günümüze kadar ne kadar rejim mağduru varsa ölenleri gıyabında bir daha yargılayacaksın ve iade-i itibar edilecek. Aynı şekilde özür dilenecek. Şu an cezaevinde yatan Müslüman, mağdur İslamcılar ve Kürtleri de yeniden yargılayacaksın. Bunları yeniden yargılamadan, darbecilere yeniden yargı önü açarsan sen de darbecilerin geldiği yere gidersin."

HÜKÜMET ULUDERE KONUSUNDA HİÇBİR ŞEY YAPMADI

Hava operasyonu sonucu 34 kişinin hayatını kaybettiği Uludere olayının aydınlatılamamasını değerlendiren Tan, aydınlatılamamasının tek sebebinin bunların Kürt olması olduğunu savundu, Türkiye’de herhangi birisinin tavuğuna bir şey olsaydı bugüne kadar 50 defa aydınlatılacağını ifade etti.

"Hükümete bağlı olan polis, asker, Meclis, bu konuda hükümet hiçbir şey yapmadı." diyen Tan, şunları kaydetti: "Başbakan suçluları gizledi, kendisi de bu suçun içinde. Çünkü ’emri sen verdik’ diyoruz. ‘Ben vermedim’ diyor. Peki, ‘sen vermediysen, kim verdi, bunları çıkar’. ‘Söylemem’ diyor. En hafif bir ifadeyle, yardım ve yataklık, gerçek suçluları gizleme suçu işliyor. Ama bunun yanında yargıda etkili olan, cemaate yakın işte yargı diyelim, öyle diyelim veya çevreler diyelim; ne hikmetse bunlar da bir şey yapmadı. İçişleri Bakanı’nın oğluyla yaptığı görüşmeleri bile kaydeden belli güçler, yani kimse bunlar ben illa cemaattir demiyorum kimse, Roboski meselesinde herkes ortak bir tavır içerisine girdi, en ufak bilgi ve belge sızmadı… Birbirleriyle çatışan güçler de sürmediler, işin enteresan tarafı da bu. Ama kollektif, ortak bir suç işlendi. Türkiye’de bugün iktidar mücadelesi veren içeride ve dışarıda ne kadar güç varsa Roboski’yi tabir caizse pas geçti."

"BARIŞ SÜRECİ PALDIR KÜLDÜR GİDİYOR "

Barış sürecini değerlendiren Tan, "Barış süreci paldır küldür gidiyor, paldır küldür de durdu şimdi. Hiç kimse tam olarak üzerine düşeni yapmadı. Herkes çözüyormuş gibi davrandı bugüne kadar. Çözüyormuş gibi, barışıyormuş gibi yaptı. Bunun yasal düzenlemeleri, anayasal düzenlemeleri yapılmadı. Yasal ve anayasal düzenlemeleri yapılmayan şeylerin hepsi havada kalır. Başa gitmez, sonuca ulaşmaz, ulaştığı yer, doğru bir nokta olmaz. Hadise bu." şeklinde konuştu.

SİYASİ DOSYASI /// MELİH ALTINOK : Başka sorusu olan.

Melih Altınok

melih.altinok

Geçen cumartesi bilgisayarımı açar açmaz, okurlarımızın Türkiye’nin manşetini ekledikleri mesajları ve twitleriyle karşılaştım. Bizim gazetenin Genelkurmay Başkanı Özel’in “iki nokta” ile manşetine taşıdığı sözlerini soruyorlardı:

“Şimdi ne diyeceksiniz bakalım?”

Akıl sağlığımı korumak için hiç olmazsa hafta sonları siyaset detoksu yaptığımdan toplu cevap bugüne kaldı.

O halde “hadi bakalım” ne diyecekmişim…

Neydi manşetimiz:

“Özel: Askerlerin evine belgeler bırakıldı. Komutanlara da aynı kumpas kuruldu”

Birincisi, gazete adına açıklama yapacak pozisyonda değilim ama bu sözlerin editoryal bir yazıdan alınmış spotlar olmadığını anlayabilecek kadar “okurum.” İkincisi, Ergenekon ve Balyoz ile ilgili en üst düzey askerî bürokratın açıklamaları, aynı gün Cumhuriyet ve Milliyet’in de yaptığı gibi, pekâlâ manşet olabilir.

İşin kişisel boyutuna gelince. Mübalağasız her gün bu konuyla ilgili konuşuyorum, yazıyorum. Mesela;

“Demokratikleşme tarihini geriye doğru yazamazsınız” 18.12.2013/Türkiye

“Bir taşla iki kuş: Balbay’a tahliye BDP’lilere ret” 17.12.2013/ Türkiye

“Pireye kızıp Ergenekon’u, Balyoz’u yakmak” 13.12.2013/Türkiye

“Balbay’ın tahliyesinden Ergenekon’a beraat çıkartan karanlık” 11.12.2013/Türkiye

Üstelik şerhlerimi ve eleştirilerimi de ekleyerek yaptığım, dava süreçlerinin genel niteliğine dair yorumlarım yeni de değil.

“Şık’ı, Şener’i, Ersanlı’yı, Zarakolu’nu Ergenekon’a kalkan yaptıran yargının fütursuzluğu kadar sorumlu olacak, merkez medyanın ve çığırtkan ulusolcu kesimlerin tehditlerine boyun eğip isyan günlerinde Viyana mimarisinden bahseden dostlarımızın safına düşmek istemiyorum. Evet, üç dört yazıda bir mutlaka cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin, ama özellikle kimsesiz, beş parasız ve medyada dostları olmayanların (yanan beş mahkûmu hatırlayanınız var mı bu arada) seslerine ses vermeye çabalayan bir gazeteci olarak, herhangi birinin tahliyesine karşı çıkacak değilim… Şener’in ya da başka bir tutuklunun/hükümlünün maruz kaldığı, geçmişten ve günümüzden fazlasıyla aşina olduğumuz aşağılayıcı uygulamalar üzerinden Cumhuriyet tarihinin en önemli demokratikleşme davalarının mahkûm edilmesi projesi mayalanıyor. Demek Şık ve Şener tahliye olunca Ergenekon davası da düşmüş sayılıyormuş.” (Dava mı düştü, dağılalım mı, 16.03.2012)

“Melih Pekdemir gibi devrimcilere Ergenekoncu yaftası yapıştırılarak soruşturmalar ciddiyetsizleştirilmeye çalışılıyorsa şimdi de Ahmet Şık gibi, gazetecilik serüveni boyunca demokrasiden yana durmuş bir ismin evinin aranması gibi prosedürler üzerinden tüm sanıklar için masumiyet karineleri çıkartılmaya çalışılıyor.” (Ahmet’in şık gazeteciliği, Ergenekon’u pejmürdeleştiremez 04.03.2011/Taraf)

“Artık Ergenekon’un varlığına dair bir kanıt sunma ihtiyacında değiliz. Darbe günlükleri ortada; örgütün arşivleri çarşaf çarşaf yayımlanıyor. Ancak gelinen noktada patolojik bir vaka olan komplo teorisyenlerinin bu temizlik hareketine, demokrasi mücadelesine zarar verdiğini artık görmeliyiz. Bu fırsatı kaçırmayalım, Ergenekon Susurluk olmasın.”(22.07.2008/ Birgün)

Durum budur.

Ergenekon ve Balyoz olmasaydı, mesela Gezi’den sonra kimlerin durumdan vazife çıkartarak paşa paşa “göreve geleceğini” tahmin etmekte zorlanmıyorum bile. Davalarla eş zamanlı olarak faili meçhullerin, linçlerin bir anda durduğunu ve artık mahkeme salonlarının basılmadığını da görüyorum. Koruma polislerini emniyete geri gönderen yazarları da dinliyorum vs.

Elbette bu söylediklerim Ergenekon ve Balyoz’u oluşturan davalarda arızalar olmadığı anlamına gelmiyor. “Sanıkların mağduriyetleri yok sayılsın” demem de mümkün değil. Zira darbelere net tavır almamın tam olarak nedeni de bu: Hukuksuzluğa karşı olmak. Zaten söyler misiniz, hangi antimilitarist demokrat duruş bize, darbe yargılamalarının niteliğini etkileyecek yeni ve kayda değer iddiaların, delillerin ortaya çıkması hâlinde “zinhar dikkate alınmasınlar” deme hakkını verebilir?

Aynı durum örneğin, KCK davası için de geçerli. KCK, adam kaçıran, haraç alan, cinayet emirleri veren bir örgüt diye, Kürtçe kursuna giden çocukları örgüt üyeliğinden yargılayan, hükümetin düzenlemesine rağmen ölümcül tutuklu-hükümlülerin tedavisine bile direnen, CHP’nin yararlandığı haktan BDP’lileri yararlandırmayan yargı hakkındaki “kasıt iddialarını” görmezden mi geleceğiz?

Davaların sakatlıklarını, darbelerle hesaplaşma perspektifi zarar görmesin diyen vurgulayanlardan esirgenmeyen eleştirel tavrın, Devlet Bakanlarının bahsettiği, “Pensilvanya’ya danışan cemaat imamları” gibi unsurların bu mücadeleye verdikleri hasar karşısında da konuşturulmasını bekliyorum.

Şimdi ne diyecekler, ona da bakalım, değil mi?

AK PARTİ DOSYASI /// KEREM ALTAN : Kutudan çıkan kirli ittifak

Önce Başbakan’ın en “ilginç” danışmanı Yalçın Akdoğan tarafından dile getirilen, ardından tek işleri Akdoğan’ın işaret ettiği istikamette kalemlerini oynatmak olan medyadaki tetikçiler tarafından çoğaltılan “milli orduya (bir de milli olmayan ordumuz var herhalde) kumpas” teranesi karşısında şu soruyu sormak artık şart oldu:

Yolsuzluk operasyonlarını itibarsızlaştırmak için Ergenekon davalarının aslında “orduya kumpas” olduğunu iddia edebilecek kadar gözünü karartanların, aynı zamanda Ergenekon terör örgütünün yıllar boyunca katlettiği Kürtlerle barış sürecini devam ettirmeye çalışması biraz çelişkili değil mi?

Bir zamanlar “savcısıyım” dediği Ergenekon davalarını şimdilerde yolsuzluk skandalından paçayı kurtarabilmek için kendisine kalkan yapan Başbakan’ın, Kürtlerin en büyük kabusu olan Ergenekoncularla iş birliği içine girme çabaları, barış süreciyle ilgili samimiyeti hakkında soru işaretleri doğurmuyor mu?

Acaba Başbakan yolsuzluk skandalının kendisinin siyasi sonunu getireceğini gördüğü için ve ne pahasına olursa olsun bu sonu elinden geldiğince geciktirmek amacıyla Ergenekonculara yanaşıp barış sürecini de mi gözden çıkarmaya karar verdi?

Öyle ya Kürt sorununun bugünlere kadar gelmesinin en önemli sebebi Ergenekon terör örgütü değil miydi?

Kürtlere hayatı zindan eden derin devlet yapılanması Ergenekoncuların eseri değil miydi?

Bu ülke ne zaman barışa yaklaşsa Ergenekon denilen bela hortlamıyor muydu?

On binlerce faili meçhul cinayette Ergenekoncuların parmak izleri yok muydu?

Yıllarca varlığı inkar edilen JİTEM, Ergenekoncuların en karanlık yapılanmalarından biri değil miydi?

JİTEM’in en “meşhur” elemanları memleketin doğusunu kan gölüne çevirmemiş miydi?

Başbakan’ın her eleştiriye kalkan yaptığı Turgut Özal’ın şüpheli ölümünün her yerine bulaşmış derin devletin izleri yolsuzluktan yırtmak için görmezden mi geliniyor artık?

Turgut Özal için “zehirlediniz” derken işaret edilen derin devlet, yolsuzluk söz konusu olunca iş birliği yapılacaklar listesinin en başına mı zıpladı şimdi?

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın geçtiğimiz gün söylediği gibi “Roboski’de vur emrini veren Başbakan”ın tarihi barış sürecini de feda etmesi şaşırtıcı olmaz açıkçası.

Milyonlarca Kürt vatandaşının kaderiyle başkanlık hayallerini aynı paketin içine koyan biri, bu hayalinin artık gerçekleşemeyeceğini fark ettikten sonra barışı gözden çıkarmaktan neden çekinsin ki?

Hem “Ergenekon davaları milli orduya kumpas” diye bağırıp hem de barış güvercini kesilmek için galiba bizim siyasi iktidar kadar “ilkesiz” bir yapıya sahip olmak gerekiyor.

Yakında Veli Küçük’ü, Doğu Perinçek’i yanlarına alır hatta bu gidişle birini İçişleri Bakanı yapar diğerini MİT’in başına getirirler.

Öyle görünüyor ki Başbakan bu yolsuzluk konusunu kapatmak için her şeyi yapmaya hazır.

Gerekirse bir zamanlar yok ettiğini gururla söylediği askeri vesayeti bile yeniden canlandırmaya, tek eksiği olan silahlı gücü de arkasına almaya, kendisiyle birlikte tüm ülkeyi yakmaya razı gibi görünüyor.

Yalnız ne yaparsa yapsın cevabını vermemek için koskoca bir ülkeyi yakmaya hazır olduğu şu kısacık ama özlü mü özlü soru orada duruyor: Yolsuzluk var mı, yok mu?

Hadi iddia ettiğiniz gibi diyelim ki Ergenekon da yok, Balyoz planları da yok, hatta canınız isterse 12 Eylül darbesi de yok. Her şey dediğiniz gibi olsun.

Peki yolsuzluk var mı yok mu?

Başbakan şu basit sorunun cevabını vermemek için kılıktan kılığa girmeye, insanları birbirine düşürmeye, birbirinden kirli ittifaklar yapmaya hazır olsa da bu soru kendisinin peşini bırakmayacak.

“Dış mihrakların işi, faiz lobisinin parmağı vardı, Gezicilerin operasyonuydu, paralel devletin tuzağıydı” gibi yalanların arkasına sığınmak ayakkabı kutularından taşan milyon dolarları, rüşvet konuşmalarını, yatak odalarındaki kasaları, bavullar dolusu paraları saklamaya yetmiyor.

Ergenekoncularla sarmaş dolaş olabilir, bütün darbecilerle kucaklaşabilir, yargıyı tümüyle kendinize bağlayabilirsiniz ama “hukuk ve gerçek” gene de kaybolmaz, zamanını bekler.

Demirtaş’ın “vur emrini Başbakan verdi” sözüyle, para dolu ayakkabı kutuları ortada öyle duruyor.

Ergenekonculara sığınmak için gösterilen bu acıklı çaba bunları nasıl ortadan kaldıracak?

Binlerce Kürt vatandaşını öldüren Ergenekoncularla kurulacak bir koalisyon Kürt barışını nasıl sağlayacak?

Yolsuzluğu saklayalım derken bütün ülkeyi bir karmaşaya sokacaklar.

Girilen yol, karanlık bir yol.

Yeniden demokrasinin ışığını görene kadar bu karanlıkta çok tökezleyeceğiz ve çok acı çekeceğiz, bütün kazanımlarımız da kaybolup gidecek.

Bazıları bunu sevinçle alkışlarken bize de bir şiiri değiştirip söylemek kalacak, “bir ayakkabı kutusu uğruna Ya Rab ne ülkeler batıyor.”

TEKNİK TAKİP : ‘Emniyet İstihbarat’ta böcek skandalı !

Emniyet Genel Müdürlüğünün kalbi olarak tanımlanan İstihbarat Dairesi Başkanlığında sular durulmuyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın makam odası ile çalışma ofisinde bulunan ve yasadışı dinleme iddialarına neden olan "böcek"lerden sonra başlayan hareketlilik henüz bitmedi.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın İçişleri Bakanlığı döneminde Kastamonu Emniyet Müdürlüğü’nden Ankara’ya getirilerek Emniyet İstihbaratı’nın başına geçen Ömer Altıparmak’ın mevcut İçişleri Bakanı Muammer Güler tarafından görevden alınmasıyla başlayan atama ve soruşturma fırtınasına yenisi eklendi.

Gözden düşen başkan
Milliyet gazetesinin haberine göre; Emniyet İstihbaratı’nın başındayken Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar’ın "yakın çalışma ekibi"nin en önemli isimlerinden olan Altıparmak, istihbarat birimindeki kadro değişikliği sonrasında gözden düştü.

Altıparmak’ın yerine getirilen Engin Dinç ve ekibinin geçmişe yönelik başlattığı ön incelemeler özellikle eski başkan Altıparmak’ın son bir yılı üzerinde yoğunlaştı.

Dinç ve ekibinin geçmişe dönük incelemelerinde ilk olarak, dairede, özellikle teknik çalışmalar kapsamında son dönemde elde edilen veriler ile bilgilerin silindiği iddiası gündeme geldi.

Aralarında bazı gazetecilerin de yer aldığı hedef kişilere yönelik başta telefon görüşmeleri olmak üzere her türlü iletişim tespiti ve incelemesinin izinsiz biçimde gerçekleştirildiği iddiaları üzerine bu kez müfettişler devreye girdi.

Bir dönem Altıparmak’la yakın çalışan genel müdür Kılıçlar, Bakan Güler’in talimatı sonrasında istihbarat konularında uzman iki polis başmüfettişini bu iddiaları incelemek üzere görevlendirdi. Müfettişlerin bu çalışması halen devam ediyor. Müfettişler, Emniyet İstihbaratı’nda kaybolduğu iddia edilen bilgilere ulaşmak için "hummalı" bir çalışma yürütüyor.

Yeni inceleme başlatıldı

Daha önce verilerin kaybolduğu yönünde tespitler yaparak müfettiş talep eden yeni daire başkanı Engin Dinç’in şimdi de dairenin envanterinde gözükmesine rağmen bulunmayan bazı teknik malzemelerin kaybolduğu iddiasıyla yeni müfettiş istediği ortaya çıktı.

Kaybolduğu iddia edilen teknik cihazların özellikle "teknik dinleme ve takip çalışmaları"nda kullanılması iddiaları daha da boyutlandırdı.

Parçası kaybolan cihaz

Emniyet kulislerine yansıyan bilgilere göre, İstihbarat Dairesi Başkanlığı’nca önceki yıllarda yurtdışından ithal edilen çok önemli bir cihazın bazı parçaları kayboldu.

Dairede yapılan tüm araştırmalara karşın parçalarının bir bölümü bulunamayan bu cihazın; hedef kişilerin kullandığı cep telefonlarının dinlenmesi ile HTS adı verilen "kimin, kimlerle, ne zaman, nerede ve ne kadar süreyle" görüşme yaptığını belirlemeye yarayan verilerin tespit edilmesinde kullanıldığı olduğu ortaya çıktı.

Kopya baz istasyonu

Orta boy çanta büyüklüğünde olan ve milyon dolarlar değerinde olduğu ifade edilen bu cihazın, iletişim sisteminde "kopya baz istasyonu" olarak gözüktüğü ve gerçek baz istasyonları üzerinde gözükmesi gereken iletişim sinyallerini kendine çekerek GSM takibi yapılmasında kullanıldığı öğrenildi.

Aynı kapsamdaki bir diğer iddia ise, eski daire başkanı Ömer Altıparmak döneminde yine yurtdışından satın alınarak gerek istihbarat dairesinin merkez karargahında gerekse illerdeki ünitelerinde kullanılan "böcek" adı verilen dinleme cihazlarının akıbetinin belli olmaması.

Böcekler sarf malzemesi mi?

Bu kapsamda, gizli dinleme yapmak amacıyla özel izinle ithal edilen ve istihbarat dairesi bünyesindeki örtülü ödenekten parası ödenen çok sayıda "böcek" aparatının daire envanterine kaydının yapılmadan "sarf malzemesi" gibi gösterilerek, illerdeki ünitelere gönderildiği ve bir bölümünün kaybolduğu iddiası gündeme geldi.

Görevdeki daire başkanı Engin Dinç ve ekibinin yaptığı bu tespitler sonrasında yine Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar’ın onayı ile iki yeni polis başmüfettişi İstihbarat Dairesi kayıtlarında inceleme başlattı. Müfettişler, çalışmaları kapsamında geçen hafta Doğu ve Güneydoğu’daki bazı kentlere bizzat giderek iddialarla ilgili bilgisi olduklarını değerlendirdikleri yerel istihbarat ünitelerindeki personelin ifadesini aldı.

Böylece, EGM yönetimi, eski başkan Altıparmak’ın son yılı başta olmak üzere geriye dönük süreç için dört polis müfettişi görevlendirerek Emniyet İstihbaratı’nı mercek altına almış oldu.

İRAN DOSYASI : Şİİ ÖRGÜTLER ENBAR’A YÖNELİK SALDIRIDA MALİKİ’NİN YANINDA

İRAN ANALİZ / Mevsuatul Irak isimli internet sitesi, el-Enbar bölgesine yönelik Nuri Maliki’nin başlattığı askeri saldırılara Irak İslam Yüksek Meclisi ile Mukteda Sadr’ın destek verdiğini yazdı. Irak ve Şam İslam Devleti (el-Kaide)’ne karşı başlatıldığı iddiasıyla devam eden saldırılarda Maliki’ye bağlı güçlere radikal Şii Ammar el-Hekim ve Mukteda Sadr’ın da destek verdiğini yazan sitenin yanı sıra çeşitli bağımsız kaynaklar, saldırıyı yürüten güçler arasında çok sayıda bu gruplara ait Şii milislerin de bulunduğuna dikkat çekti.

Irak meclisinde el-Ahrar grubu adıyla örgütlenen radikal Şii din adamı Mukteda Sadr’ın milletvekili Hakim ez-Zamili bir basın açıklaması yaparak, Sünni bölgesi olan Enbar’a yönelik saldırı başlatan Nuri Maliki’ye destek verdiklerini ifade etti. Zamili konuşmasında, saldırıları meşrulaştırmak ve dikkatleri dağıtmak için Maliki ordusunun Sehl Hamrin ile Babil’in kuzeyine de operasyonlar yapması gerektiğini söyledi.

Öte yandan Enbar’daki saldırılara destek veren bir diğer Şii grubun da İran destekli Asaib Ehlil Hak adlı terör örgütünün olduğu kaydedildi. Aynı zamanda yüzlerce militanını Suriye halkına karşı savaşmak için Esed güçlerinin hizmetine gönderen Asaib Örgütünün Maliki güçlerine destek verdiği iddia edildi.

Merkezi Ramadi olan Enbar Eyaleti başkent Bağdat’ın 100 km batısında yer alıyor. Müttehidun Grubu milletvekili Sünni Ahmet Alvani’nin Maliki’ye bağlı Şii güçlerin saldırısı sonucu kaçırılması, saldırıda kardeşiyle bazı korumalarının öldürülmesinin ardından ciddi gerilimler yaşanmıştı. Milyonlarca insanın katılımıyla 6 Sünni bölgesinde Aralık 2012 tarihinden bu yana devam eden gösterilere farklı zaman dilimlerinde Maliki güçlerinin saldırısı olmuş, yüzlerce kişi ölmüş, yaralanmış ve tutuklamalar yapılmıştı. Buna rağmen barışçıl gösterilerin ve hukuk taleplerinin sürdüğü, meydanlarda çadırların kurulduğu bölgelere Maliki tehditler savurarak, buraların el-Kaide yuvası olduğunu ve dağıtılacağını ilan etmişti. Geçtiğimiz günlerde büyük konvoylar ve güçlerin desteğiyle Enbar’a saldırı gerçekleştiren Şii milislerle Maliki güçlerine karşı silahlı çok sayıda aşiretin karşı koyduğu, çok şiddetli çatışmaların yaşandığı ve direnişin gittikçe birçok bölgede yayıldığı gözlemleniyor.

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’den Cevap

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin, Fethullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak’ın açıklamasında yer alan kendisine yönelik ifadeleri şiddetle reddettiğini belirterek, "Uzun yıllara dayanan siyasi hayatımda araştırıp kanaat sahibi olmadığım hiçbir konuda kara propaganda veya iftira amaçlı beyanım olmamıştır" değerlendirmesinde bulundu.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin, Fethullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak’ın açıklamasında yer alan kendisine yönelik ifadeleri şiddetle reddettiğini belirterek, "Uzun yıllara dayanan siyasi hayatımda araştırıp kanaat sahibi olmadığım hiçbir konuda kara propaganda veya iftira amaçlı beyanım olmamıştır" değerlendirmesinde bulundu.

Şahin, yaptığı yazılı açıklamada, 29 Aralık 2013 Pazar günü Karabük’te gerçekleştirilen il danışma meclisi toplantısındaki konuşmasının basında yer alması üzerine Fethullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak’ın dün açıklama yaptığını anımsattı. Albayrak’ın açıklamasındaki bazı cümleleri paylaşan Şahin, burada yer alan "Dile getirilen iddialar son günlerde medyada yer bulmaya çalışan kara propagandanın bir parçasını teşkil eden iftiralardan ibarettir" ifadesini hatırlattı.

"Uzun yıllara dayanan siyasi hayatımda araştırıp kanaat sahibi olmadığım hiçbir konuda kara propaganda veya iftira amaçlı beyanım olmamıştır" değerlendirmesinde bulunan Şahin, Albayrak’ın açıklamasında kendisine yönelik yer alan ifadeleri şiddetle reddettiğini dile getirdi.

Şahin, açıklamasında şunlara yer verdi:

"Gündeme getirdiğim ve yeni öğrendiğim konunun ayrıntıları ile ilgili sahip olduğum bilgileri yetkili merciin usulünce talebi halinde paylaşabileceğimi de ifade etmek isterim. Avukat Sayın Albayrak, konuşmamdaki bazı cümlelerin nezaket ve edep sınırlarını aştığını iddia etmektedir. Bu anlama gelecek hiçbir beyanım olmamıştır. Üstelik, ‘Hocaefendi, ‘adalet neyi gerektiriyorsa ona göre karar verin’ demiş. ‘Allah razı olsun’ demek suretiyle kendisi takdir edilmiştir.

‘Hocam, artık Türkiye’ye dönün lütfen. Türkiye’de sizin isminiz kullanarak fitne yayılıyor. Gelin, buna vaziyet edin, sizi seviyoruz. Hakkımızda ne söylerseniz söyleyin, sizi seviyoruz’ cümleleri mi nezaket ve edep sınırlarını aşmaktadır? Ben, Fethullah Gülen Hocaefendinin yaptığı duaları da, kendi ağzından ilk kez duyduğum kamuoyunda beddua olarak algılanan yakarışlarını da anlayabilecek ferasete sahibim."

"Talihsiz, çalakalem bir açıklamadan ibaret kalmıştır"

Konuşmasının "yolsuzluk konusunu perdelemek amacını taşıdığı", "konuşmada yolsuzluk konusuna hiç değinilmediği" iddialarının da doğru olmadığını vurgulayan Şahin, konuşmasında "Kimsenin gözünün yaşına bakmayız. Hata yapan kim olursa olsun hesabını biz sorarız. Eğer tutuklanan bakan çocukları bir hata yapmışlarsa, evlerinde bulunan paraların hesabını doğru dürüst veremiyorlarsa onlar da hesaplarını vereceklerdir. Babalarının bu işte bir kusuru var mı? O da araştırılır" dediğine dikkati çekti.

Konuşmasında, hiç kimsenin hakkında kesinleşmiş yargı kararı olmadan suçlu ilan edilemeyeceğini söylediğini aktaran Şahin, "Ama Sayın Başbakanımız, elimizde suçlu olduğuna dair bir yargı belgesi olmamasına rağmen, ismi geçen bakan arkadaşlarımızı bakanlıklardan alarak yenilerini atadı. Biz AK Partiyiz. En ufak bir lekeyi bünyemizde barındırmayız, barındırmamak zorundayız" ifadelerini kullandığına vurgu yaptı.

Şahin, açıklamasında, "Görülmektedir ki muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinin avukatı Sayın Nurullah Albayrak’ın yaptığı tarafımı itham eden açıklama, maalesef, söz konusu konuşmamın bütünü incelenmeden yapılan, talihsiz, çalakalem bir açıklamadan ibaret kalmıştır" ifadelerine yer verdi.

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : ‘M. Ali Şahin yolsuzluğun perdelenmesine hizmet ediyor !’

Yaşanılan gelişmeler ve karşılıklı suçlamalar sonrası okyanus ötesinden AKP’ye uyarı niteliğinde bir açıklama geldi

Büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda AKP’li Bakanların ve çocuklarının isimlerinin de olması, AKP Hükümeti’nin yargıyı ve polisi baskı altına alma çabası sonrası AKP Hükümeti ile Cemaat arasında gerilim yaşanmıştı.

Başbakan Erdoğan, yeni hedefleri arasına okyanus ötesi (Fetullah Gülen’i) de alarak gittiği tüm mitinglerde, yaptığı tüm konuşmalarda Cemaat’i işaret etmişti.

Yaşanılan gelişmeler ve karşılıklı suçlamalar sonrası okyanus ötesinden AKP’ye uyarı niteliğinde bir açıklama geldi.

Fetullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak, AKP’li Mehmet Ali Şahin’in Cemaat ve yargı hakkında son sözlerinin kara propaganda olduğunu söyledi.

Gülen’in avukatı Albayrak, AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in “Cemaat imamı Pensilvanya’ya dosya gönderdi” şeklindeki iddiasına cevaben AKP’li Bakan ve çocukları ile tanınmış işadamlarının da isimlerinin geçtiği rüşvet ve yolsuzluk operasyonu konusunda yolsuzluğu perdelemek için hedef şaşırttığını söyledi.

Kandil‘in Paris‘te PKK‘lı üç kadının öldürülmesinde Cemaat’in rolü olabileceğine ilişkin iddiasına sert tepki gösteren, hukuki girişim başlatacaklarını belirten Nurullah Albayrak, "Dünyanın en kanlı terör örgütünün yöneticileri 60 yıldır barış tavsiye eden, sokak gösterilerine bile karşı çıkanı suçlaması karanlık komplo tezahürü" dedi.

Gülen’in avukatı Albayrak’ın kamuoyuyla paylaştığı açıklama ve cevap yazısında “Mevhum şahıslar üzerinden konjonktürel bir duruş sergileme ile açıklanabilecek bu konuşma içerisinde yer alan iddiaları kabul etmediğimiz gibi konuşmada geçen bazı cümlelerinnezaket ve edep sınırlarını aşan nitelikte olduğunu da ifade etmemiz gerekir” dedi. Müvekkilinin hiçbir zaman adalete muhalif bir davranış içerisinde olmadığını kaydeden Albayrak açıklamasında şöyle dedi:

Ulusal gazetelerde ‘Cemaat İmamı Pensilvanya’ya dosya gönderdi’ başlığı ile verilen haberlerde, AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in açıklamasında, Yargıtay’da olan bir dosyanın müvekkilime gönderildiği ve ne karar verilmesi gerektiğinin sorulduğu iddiasına yer verilmiştir.

Dile getirilen iddialar son günlerde medyada yer bulmaya çalışan kara propagandanın bir parçasını teşkil eden iftiralardan ibarettir.

Mevhum şahıslar üzerinden konjonktürel bir duruş sergileme ile açıklanabilecek bu konuşma içerisinde yer alan iddiaları kabul etmediğimiz gibi konuşmada geçen bazı cümlelerin nezaket ve edep sınırlarını aşan nitelikte olduğunu da ifade etmemiz gerekir. Şöyle ki; Kendisi de eski bir diyanet mensubu olan M. Ali Şahin’in müvekkilin duasının kapsamını ve mahiyetini anlayamayacağı düşünülemeyeceğine göre kendisinin şu an ülkemizin ana gündemini oluşturan yolsuzluk konusunun perdelenmesi amacına hizmet ettiği anlaşılmaktadır. Sayın Şahin’in konuşmasının hiç olmazsa bir bölümünde yolsuzluk konusuna değinmeden tamamen kara propagandaya malzeme temin eden bir üslubu benimsemesi kabul edilemez.”

Albayrak, AKP’li Mehmet Ali Şahin’in mesnetsiz iddialarda bulunulmasından kaçınılması gerektiğini söylerken “Israrla ifade edilmeye çalışıldığı üzere müvekkilim hiçbir zaman adalete muhalif bir davranış içerisinde olmamıştır” dedi.

Hizmet Hareketi’ne (Fetullah Gülen Cemaati) yönelik kirli komploların kurulmaya çalışıldığını söyleyen Albayrak, ikinci açıklamasına dair de PKK’lı üç kadının Paris’te öldürülmesi olayının sorumluluğunun Fetullah Gülen’e yıkılmaya çalışılmasını gösterdi.

“Altmış yılı kamuoyunun önünden geçen ömründe hep barış, sulh, hoşgörü tavsiye eden, en ufak sokak olayını dahi tavsiye ve teşvik etmeyen müvekkilim, ömrünü ülkemizde ve tüm dünyada sulh adacıkları oluşturmaya adamıştır” diyen Albayrak, külliyen yalan olduğunu belirttiği bu haber hakkında gerekli hukuki girişimlerde bulunacaklarını ifade etti.

Nurullah Albayrak, Dünyanın en kanlı terör örgütü PKK’nın liderinin şimdiye kadar en ufak bir şiddet olayının içinde olmayan Müvekkilimi ve onu seven insanları yine kendi terör örgütü mensubu kişilerinin öldürüldüğü karanlık bir suikast ile irtibatlı göstermesi çok kirli bir komplonun tezahürüdür. Altmış yılı kamuoyunun önünden geçen ömründe hep barış, sulh, hoşgörü tavsiye eden, en ufak sokak olayını dahi tavsiye ve teşvik etmeyen müvekkilim, ömrünü ülkemizde ve tüm dünyada sulh adacıkları oluşturmaya adamıştır. Bu haber, camiayı ve hizmet hareketine yönelik bir komplonun parçası olup ülkemizde müvekkilime ve camiaya saldıranların kimlerle ittifak içinde olduğunu göstermesi açısından da ibretamiz bir vakıadır. Külliyen yalan olan bu haber hakkında gerekli hukuki girişimlerde bulunacağımızı kamuoyuna saygı ile duyurulur” dedi.

AKP Hükümeti ile Fetullah Gülen arasında yaşanılan savaşın Türk ordusuna kumpas kuruldu, yargıda Cemaat hakimi ve son olarak artık cinayetleri de konu etmesi güç savaşında büyük darbelerin gündemde olacağının en açık kanıtı. (LAE)

Kaynak : http://www.sansursuzhaber.com/m-ali-sahin-yolsuzlugun-perdelenmesine-hizmet-ediyor_332873

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Okulda ‘beddua’

Cemaatçi okulda öğrencilere ‘beddua’ izletildi

AKP ile Cemaat arasında yaşanılan gerginlik dünyada etkilerini göstermeye başladı.

Azerbaycan’da Haqqin.az isimli haber portalının haberine göre Bakü’de Cemaat’e bağlı Kafkas Üniversitesi’nin yönetimi öğrencileri bir amfiye toplayarak Fetullah Gülen’in beddua ettiği videoyu izlettirdi. Öğrenciler bu beddualara ‘amin’ diyerek karşılık verdiler.

Olay durumdan rahatsız olan bir grup öğrencinin amfide tartışma başlatması üzerine duyuldu.

Haber portalına konuşan Eğitim Bakanı, olay hakkında bir bilgilerinin olmadığını söyledi. (LAE)

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: