Kategori arşivi: Güvenlik

İRAN DOSYASI : RADİKAL CAFERİ DİN ADAMININ SÜNNİ MEZHEBİ KORKUSU !

İRAN ANALİZ / Hamaney’in Huzistan (Arabistan) eyaletindeki temsilcisi Caferi din adamı Muhammed Ali Musavi Cezairi yaptığı açıklamasında tarihi olarak Sünni olan bu bölgede Sünni Mezhebinin yaygınlaştığını, bunun tehlikeli hal aldığını söyleyerek uyarılarda bulundu.

Radikal Şii din adamı Cezairi Vakıflar Dairesine yeni gelenler ve eskilerin ayrılması nedeniyle yapılan bir törende gerçekleştirdiği konuşmasında Müslümanlara yönelik bakış açısını ortaya koydu. İslam’ın bölgede yayılmasını bir tehdit olarak gören Caferi mollası konuşmasında ‘Vehhabi düşüncesi’ olarak tanımladığı bir akımın bölgede yayıldığını, bunun da müstekbir güçlerini stratejileri çerçevesindeki bir proje olduğunu öne sürdü! İran içinde veya dışındaki Müslümanları Vehhabi, tekfirci, selefi diye isimlendirerek hedef tahtasına oturtan İran rejimi böylece sözde Sünnileri hedef almadığı şeklinde bir propapagan yapıyor.

Ahvaz’ın merkez şehri, gerçek ismi Arabistan olan ve 1925 İran işgalinden sonra ismi Huzistan olarak değiştirilen bölge yoğun şekilde Farslılaştırma ve Şiileştirme, asimilasyon faaliyetlerine maruz kalıyor.

TOP SECRET : National Geospatial-Intelligence Agency Sochi 2014 Winter Olympics Maps

NGIA-Sochi-6-819x1024.jpg

DÖKÜMANI AŞAĞIDAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

1. BÖLÜM (tıklayın)

2. BÖLÜM (tıklayın)

3. BÖLÜM (tıklayın)

GENELKURMAY : Bakın o gün çuvalı çıkarmaya çalışanlar bugün nerede ?

ABD Kara Kuvvetleri Komutanı General Raymond Odierno, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’le görüştü. Özel’le görüşen General Odierno aynı zamanda, 2003 yılında Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde 11 Türk askerinin, başlarına çuval geçirilmesi emrini veren kişiydi.

Ergenekon ve Balyoz Davaları’nda silah arkadaşlarının tutuklanmalarına sessiz kalan Necdet Özel’in, Türk askerlerinin, başlarına çuval geçirilme emrini veren komutanla yüz yüze gelmesi dikkat çekti.

ÇUVAL OLAYININ TARAFLARI

Yaşanan bu gelişme “çuval olayı” ile ilgili Ergenekon ve 28 Şubat davalarında yargılanan askerlerin açıklamalarını ve durumlarını akıllara getirdi.

Geçtiğimiz yıl Hurşit Tolon’u cezaevinde ziyaret eden CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, “çuval olayı” ile ilgili çarpıcı bir iddiayı gündeme getirmişti. Gerçekleşen görüşmede Hurşit Tolon, 2003 yılında Türk askerinin başına çuval geçirilmesi olayını protesto etmek için ABD’de yapılan bir törene katılmaması nedeniyle cezalandırıldığını söylemişti. Ergenekon Davası’nda müebbet hapis cezasına çarptırılan Tolon, yaş ve sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi.

Ergenekon Davası’ndan yargılanan emekli Albay Mustafa Levent Göktaş da, 2009 yılında yaptığı açıklamada;

“Çuval olayın olabileceğini ve gerekli önlemlerin alınmasını söylemiştim. Çünkü, bu tür istihbari bilgiler geliyordu." demişti. Göktaş, Ergenekon davasında 23 yıl 9 ay hapis cezası aldı.

2003’te gerçekleşen Türk askerinin başına çuval geçirilmesi olayının kilit ismi, dönemin Genelkurmay Harekât Başkanı emekli Korgeneral Köksal Karabay da, yine 28 Şubat Davası’ndan yargılanmış, daha sonra tahliye edilmişti. Ayrıca o dönemde TSK’da görev yapan birçok asker Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat gibi davalarda yargılandı.

KİM BU ODİERNO?

"Çuval"a sesini yükseltenlerin durumu böyle iken, Türk askerinin kafasına çuval geçirenler ise, ceza yerine ödüllendirilmişti. Dönemin Irak işgal kuvvetlerinin komutanı olan Korgeneral David Petraeus, orgeneralliğe terfi ettirilerek Yakın Doğu bölgesinden sorumlu ABD Merkez Komutanlığı’nın başına getirildi. Odierno da Irak’taki güçlerin komutanı olmuştu. Odierno bugün ABD Kara Kuvvetleri Komutanı ve Ankara’da Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’le görüşmeler yapıyor.

Odierno’yu daha yakından tanımak için gelin 2 yıl önce yayınlanan bir kitaba göz atalım. Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve Haber Müdürü Barış Terkoğlu’nun yazdığı “Wikileaks’te ünlü Türkler” adlı kitapta Odierno’nun 4 Şubat 2010 günü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Kürt Açılımı’na yönelik yaptığı görüşme, James Jeffrey’in kripto kitabından alıntı yapılarak şöyle aktarılıyor:

“Davutoğlu görüşme sırasında Odierno’dan PKK ile mücadele konusunda Barzaniyi ikna etmesini talep etti. Barzani ile Erbil’de yaptığı görüşmede Kürt liderin PKK ile mücadelede destek sözü verdiğini ancak bu alanda Amerika’nın teşvikine ihtiyaç duyduğunu belirterek, ‘Bunu sizden duymaları’ gerek dedi ve ekledi: Eğer bize yardım ederlerse karşılığını 10 katıyla alırlar.”

Aynı kitapta Davutoğlu’nun ABD’nin PKK’ya operasyon yapması talebinin Odierno tarafından reddedildiği ve Odierno’nun ABD’nin PKK’ya doğrudan müdahale edemeyeceğini, ancak istihbarat paylaşımı ve hedef belirleme konusunda yardımcı olabileceğini söylediği anlatılıyor.

Yani “çuval olayı”nın yaşandığı dönemde TSK’da görev yapan askerler şu anda mahkemelerde yargılanırken, “çuval olayı” emrini veren komutan Odierno Türkiye’nin güneydoğu politikalarında etkin bir rol oynuyor.

Onur Özcan

Odatv.com

SURİYE DOSYASI : Esed Gitmezse Ne Olur ?

Bu soru, kimyasal silahların yok edilmesi için geçen yıl yapılan anlaşmanın Esed’in pozisyonunu güçlendirdiği açıklaması yapan ABD’li istihbarat yetkilisine soruldu.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper, Suriye’nin elindeki kimyasal silahların yok edilmesine yönelik geçen yıl yapılan anlaşmanın Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in pozisyonunu güçlendirdiğini söyledi.

ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi’nde "Dünya Genelindeki Tehditler" başlıklı oturumda konuşan Clapper, Kongre üyelerinin sorularını da yanıtladı.

Cumhuriyetçi Parti’nin Floridalı milletvekili Jefferson Miller’in "Suriye’de Esed gitmezse ne olur?" sorusuna Clapper, şu yanıtı verdi:

"Şu andaki görünüşe bakılırsa Esed aslında geçen yıl bunu tartıştığımız zamana göre, kimyasal silahların taşınması için yaptığı anlaşma sayesinde pozisyonunu güçlendirdi.

Eğer o gitmezse, Cenevre’nin veya devamındaki görüşmelerden gelecek bir çeşit diplomatik anlaşmanın yokluğunda, ne rejimin ne de muhaliflerin galip geldiği, kazananın olmadığı aynı tür bir geleceği öngörüyorum."

Clapper, ülkedeki kimyasal silahların yok edilmesine yönelik varılan anlaşmada, rejimin ilk başlarda kendilerinden istenilenleri yerine getirdiğini, ancak silahların taşınmasında yavaş hareket ettiğini kaydetti.

Clapper, şu ana kadar 53 metrik tonluk iki sevkiyatın gerçekleştiği bilgisini verdi.

KIRGIZİSTAN : Kırgızistan’da Genelkurmay Başkanlığı Dönemi

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev, Genelkurmay Başkanlığı’nın kurulmasına ve başına Asanbek Alımkojoyev’in getirilmesine ilişkin kanunu onayladı.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden yapılan açıklamada, Atambayev’in, 2013-2017 yıllarını kapsayan 5 yıllık sürdürebilir kalkınma planı çerçevesinde, Kırgızistan Silahlı Kuvvetleri’ni tek merkezden komuta edecek, herhangi bir insani ve askeri kriz döneminde personel, istihbarat, harekat, eğitim-öğretim ve lojistik hizmet programlarını yürütecek, ayrıca diğer güvenlik birimleri arasında koordinasyonu sağlayacak bir askeri komuta merkezi olarak Genelkurmay Başkanlığı’nın kurulmasına ilişkin kanunu imzaladığı belirtildi.

Cumhurbaşkanı Atambayev, ülkedeki tüm güvenlik birimlerinin yöneticilerine yeni Genelkurmay Başkanı Alımkojoyev’i tanıtarak, Kırgızistan devletinin askeri yönden güçlendirilmesinde Genelkurmay Başkanlığı’nın oynadığı role dikkati çekti.

-Alımkojoyev’in özgeçmişi-

Çuy eyaletine bağlı Sokuluk ilçesinde 11 Nisan 1956’da doğan General Alımkojoyev, askeri eğitimini tamamladıktan sonra 1977-1979 yılları arasında Kazakistan’da istihbarat müfreze komutanlığı görevinde bulundu. Sovyet-Afgan Savaşı’nda Rus cephesinde alay komutanlığında istihbarattan sorumlu olan Alımkojoyev, 1981-1992 yılları arasında Rusya Federasyonu’nda istihbarat komutanlığı ve Komando Tugay Kurmay Başkanlığı yaptı.

Kırgızistan’ın bağımsızlığına kavuşmasının ardından 1992 yılında ülkesine dönen Alımkojoyev, İçişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı’nda çeşitli komutanlıkların yanı sıra Milli Muhafız Birliği Komutanlığı görevini yürüttü.

TOP SECRET : Google Inferring Events Based on Mob Source Video Patent

Google Inferring Events Based on Mob Source Video Patent.pdf

TOP SECRET : National Geospatial-Intelligence Agency Sochi 2014 Winter Olympics Talking Map

DÖKÜMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

GÜVENLİK DOSYASI : Gökyüzü dijital ejderha istilasında

Asimetrik savaşların ‘dijital ejderhaları’ modern orduların vazgeçilmezleri artık! İnsansız hava araçlarından (İHA), başka bir ifadeyle robotik kuşlardan bahsediyoruz… Tarihleri 1915’e kadar uzansa da asimetrik saldırı kasırgalarının yaşandığı 2000’lerde geliştirildiler.

Kabiliyetleri arttı. İHA’lar son 10 yılda düşman unsurlarını keşfedip, sıcak takiple yetinmiyor, anlık saldırılar düzenleyebiliyor. Hâliyle cephede düzenli ordulara ciddi üstünlük sağlıyor.

Yakın geçmişe kadar ağırlıklı savaş-savunma alanında kullanılan İHA’lar bugünlerde farklı alanlarda da boy gösteriyor. Kurtarma operasyonları, sınır devriyeleri, bilimsel gözlemler, hatta taşımacılıkta bile kullanılıyor. ABD’de bir firma İHA’ları yakın mesafelerde kullanmaya başladı bile! Uçurulması ve operasyonları dışarıdan göründüğü kadar basit olmasa da (Bir İHA ekibi en az 160 kişiden oluşuyor) uzmanlar gelecekte dijital kuşların gökyüzünde daha sık görüleceğini vurguluyor.

ABD Federal Havacılık Dairesi (FAA), önümüzdeki 20 yıl zarfında Amerikan hava sahasında 30 bin İHA uçacağını iddia ediyor! ABD’nin envanterindeki uçakların yüzde 35’inin İHA olduğu; Çin, Rusya, İsrail ve İngiltere’nin savunma ve saldırı kapasitelerinde bu araçlara daha fazla yer verdiği göz önüne getirildiğinde, yeni dönemde hava sahalarının ‘robot ejderhalara’ emanet edileceği ortada. Dolayısıyla 15 bin metre yüksekten yerdeki bir çiçeği imha edebilen bu kuşları yakından tanımakta fayda var. Zira İHA saldırıları ciddi ‘yan hasarlara’ yol açabiliyor. Hedefin yanında hedef olmayan da hasar görebiliyor. Bir bakıma dost ateşine kapı aralıyor. Mesela ABD 2013’te Pakistan’da 15, Yemen’de 20 kadar İHA saldırısı düzenledi. Her iki ülkede de yaklaşık 150 kişinin ölümüne yol açtı. Hayatını kaybedenlerden büyük kısmının ‘masum’ olduğu ifade edildi. ABD 2012’de her iki ülkeye ellişer saldırı düzenlemişti. Bu çalışma ülkelerin sahip olduğu İHA türlerini, kapasitelerini göstermenin yanında muhtemel bir İHA tehdidini bertaraf etme taktikleri de veriyor.

İHA’lardan gizlenmek mümkün

Yüksek irtifalarda uçan İHA’lar gece-gündüz görüşlü, güçlü kameralarla donatılsalar, kızıl ötesi izleme yapabilseler de etkili kamuflajlar karşısında yetersiz kalabiliyor. İHA’lar askerî kamuflaj ve sık orman alanlarında sıcak takip yapamıyor. Hedef, gece şartlarında ışığa duyarlı açık alanda bulunmayarak korunabilir. Polyester filmden yapılan acil durum battaniyeleri ısı kamuflajı sağlar. Yani İHA karşısında sizi görünmez yapar. İHA’lar kötü havalarda, güçlü rüzgârlarda, dumanda, sağanak yağışlarda kontrol edilemediği için uçurulmaz. Cep telefonları, GPS cihazlarını ve kablosuz ağları kolayca hedef alabilse de ayna ve parlak metallerden gelen yansımalar görüşünü bozar. Cansız mankenlerle şaşırtılabilir. Belki de en zayıf yönleri ‘hack’ edilebilmeleri! Genellikle uydu üzerinden binlerce kilometre öteden uçurulan dijital kuşlar, sinyal hattına girilerek kontrol dışı bırakılabilir. Uzmanlar küçük bir GPS cihazıyla söz konusu bağlantıya zarar verilebileceğini belirtiyor. İran son 3 yılda bu yolla 3 ABD İHA’sını düşürdüğünü iddia etti. İkisinin görüntüsünü yayımlayarak iddiasını kuvvetlendirdi.

EKONOMİ DOSYASI : Ama’sız bir ekonomi tahmini yapmak zor

Puslu bir havanın hâkim olduğu dünya piyasalarında 2014’e ilişkin ‘ama’sız bir tahmin yapmak mümkün değil. Her şeye rağmen daha olumlu geçeceğine dair iyimser bir beklenti mevcut.

Eylül 2008’de yatırım bankası Lehman Brothers’ın 613 milyar dolar borçla batması sonucu ABD’de patlayan finans krizinin ardından ekonomide yerinden oynamayan taş kalmadı. ABD’den sonra Euro Bölgesi’ne yayılan krizde birçok ülke ancak kurtarma paketleriyle batmaktan kurtarıldı. Krizin oluşturduğu kötümser hava, Euro para birliğinin dağılmasına kadar varan birçok kötü senaryonun konuşulmasına sebep oldu.

2013’te kötü günleri geride bırakmanın sinyallerini veren Avrupa ve dünya ekonomilerinin tansiyonu, Türkiye ve Arjantin gibi gelişmekte olan ülkelerin para değerlerinde yaşanan ciddi kayıplar sonrası tekrar yükseldi. Rus para biriminde yaşanan düşüşler ve Brezilya’dan ciddi miktarda sıcak para çıkışı, yükselen piyasalarda yaşanan sıkıntıların diğer sinyalleri oldu. Nobel ödüllü ekonomist Nouriel Roubini, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda ‘kırılgan beşli’ olarak tanımlanan riskli ülkeleri ‘kırılgan dokuzlu’ şeklinde değiştirdi. Roubini, kırılgan beşliye (Türkiye, Endonezya, Güney Afrika, Hindistan ve Brezilya) Ukrayna, Macaristan, Arjantin ve Venezuela’yı da ekledi.

Sıcak para ve iç tüketime dayalı büyüyen bu ülkeler, işlerin kötüye gitmesi durumunda, yükselen hayat standartları sonrası halkın beklentilerinin karşılanması konusunda sorunlar yaşayacak gibi gözüküyor. Yüksek büyüme rakamlarına alışkın ülkelerde artan faizler, hane başı borçlanma rakamları yükselmiş bu ülkelerde ekonomik kırılganlıkları artırıyor. Ekonominin doğrudan etkilendiği bir diğer önemli faktör ise siyasi istikrar.

2014 için ekonomik tahminler ihtiyatlı bir şekilde yapılırken; Uluslararası Para Fonu (IMF) dünya ekonomisi için yüzde 3,6’lık bir büyüme tahmininde bulundu. Büyüme konusunda yükü endüstrileşmiş ülkeler çekerken; 2008 öncesi elde edilen yüksek büyüme rakamlarını görmek şimdilik pek mümkün gözükmüyor. Ekonomistler 2014’ün 2013 yılından daha iyi bir yıl olacağı konusunda ise hemfikir.

Ekonomik büyüklüğü ABD ekonomisi ile aynı seviyede olan Avrupa Birliği’nde İrlanda ve İspanya’nın kurtarma paketinden çıktıklarını açıklaması ile yüzler gülüyor. Dört yıldır devam eden olağanüstü şartların yerini normalleşmeye bıraktığı Avrupa’da, kurulan firma sayılarında ve ihracatta yaşanan artışlar büyüme konusunda iyimserliği beraberinde getiriyor.

Avrupa ekonomisi rekabet gücüne tekrar ulaşmak için çaba sarf ederken; artmaya devam eden kamu borçları, düşük büyüme rakamları ve bankaların kredi musluklarını kısmasının getirdiği sıcak para ihtiyacı, 2014’te de ekonominin en önemli sorunları olarak öne çıkıyor. İşsizliğin ve borçlanmanın panzehiri olan güçlü bir büyüme ise hâlâ imkan dâhilinde gözükmüyor. Ülkelerin denk bütçe elde etmek için izlediği tasarruf paketleri büyüme için gerekli yatırımların yapılmasının önüne geçiyor. Tasarruf tedbirlerinin yanı sıra yapısal tedbirler de alınırken, krizin en sıcak yaşandığı yer olan bankaların kontrollerine yönelik önemli adımlar atılıyor. Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı Bankacılık Birliği tasarısı ile 130 büyük banka Avrupa Merkez Bankası tarafından kontrol edilebilecek. Kurtarılan bankalardan ağzı yanan birliğin en önemli projesi olarak lanse edilen Bankacılık Birliği, istikrarlı bir Euro için oldukça önemli bir adım olacak.

SURİYE DOSYASI : Suriye’ye ‘ne oldur ne öldür’ stratejisi

Esed rejimi ile Suriye muhalefetini Cenevre’de buluşturan Batı’nın krize ‘ne oldur ne öldür’ stratejisiyle yaklaştığı tescillendi. Rejime şuurlu olarak göz yuman küresel ittifak, kontrollü çatışmalarla ülkenin çökmesine göz yumuyor.

Suriye iç savaşını diplomasi masasında çözmeyi hedefleyen ‘Cenevre II’ sürecinde sürpriz yaşanmadı. Montrö Sarayı’nda toplanan (22 Ocak) konferans gibi sonrasında BM Cenevre Ofisi’nde yürütülen ikili görüşmeler de sonuçsuz kaldı. Arabulucu BM-Arap Birliği Özel Temsilcisi El Ahdar El İbrahimi, Suriye rejimi ile muhalifleri yüz yüze görüştürmeyi başarı saysa da tarafların pozisyonları değişmedi. Ateşkes sağlanamadı, acil insani yardım koridoru açılamadı… Daha önemlisi Batı’nın Suriye krizine ‘ne oldur ne öldür’ stratejisiyle yaklaştığı tescillendi! Bir taraftan Esed rejimine ‘Haziran 2014’ seçimine kadar dokunmama sinyali verirken diğer taraftan Suriye Ulusal Konseyi’ne yardım vaadinde bulundu. Çok geçmeden dünya medyasına Washington’un yeniden muhaliflere hafif silah yardımında bulunduğu bilgisi sızdı… Muhaliflerin Esed rejimini hafif silahlarla deviremediği ortadayken!

Esasında ‘ne oldur ne öldür’ oyunu ilk kez uygulanmıyor Ortadoğu’da. ‘Böl-yönet’ gibi bu da bir İngiliz stratejisi. İngilizler bu yöntemi bir asır evvel Osmanlı İmparatorluğu’na uyguladı. Rusya karşısında Osmanlı’yı korurken Anadolu’da yaşanan isyanları teşvik etti, cesaretlendirdi. Böylece bölgedeki çıkarlarını zayıf Osmanlı üzerinden korudu, yönetti. Keza Lozan’da Osmanlı’dan alınan Boğazların hâkimiyetinin Montrö Anlaşması (1936) ile yeniden Ankara’ya bırakılması özünde ‘ne oldur ne öldür’ stratejisiydi. Zira Boğazların Rusya hâkimiyetine girmesi İngilizlerin çıkarına değildi.

Batı’nın Suriye denklemi irdelendiğinde Esed rejiminin ‘ehven-i şer’ addedildiği görülüyor. Mart 2011’den bu yana sahaya inen Esed karşıtlarına ağır silahlar verilmemesi de bu tavrı doğruluyor. ABD-İngiltere’nin Suriye’deki varlığını bilenler ‘El Kaideci grupları güçlendirmemek için muhaliflere ağır silah vermeme’ tavrının bahaneden ibaret olduğunun farkında. Zira Batı, Türkiye üzerinden bizzat Suriye Ulusal Konseyi’ne istediği silahı, istediği miktarda verme imkânına sahip. Muhaliflere kısıtlı sayıda vereceği Stinger füzeleri ile Esed’i ayakta tutan hava gücünü akim bırakabilir. Ancak bundan kaçınıp muhalifleri hafif silahlarla belli kapasitede tutuyor. Hâliyle Esed’e de zaman kazandırıyor. Böylece tarafların ‘yenişememe’ hâli sürüyor. Yaşanan bir bakıma kör dövüşü!

Cenevre sürecinde bulunan bir yetkiliye Batı’nın Suriye’de uyguladığı ‘yenişememe’ denkleminin kime ne kazandırdığını soruyoruz. ABD-İngiltere liderliğindeki Batı ittifakının başından bu yana Suriye konusunda ‘ipe un serdiğini’ anlatıyor. Batılıların konferansın ardından düzenlenen ikili görüşmelerde Esed rejimine yeterince ‘geçiş süreci’ baskısı yapmadığını söylüyor: “Taraflar BM arabuluculuğunda her gün iki defa (sabah-akşam) bir masa etrafında buluşturuldu. Esir değişimi, insani yardım koridoru gibi ikincil meseleler tartışıldı. BM çıkıp da ‘Esed ne zaman bırakacak? Geçiş hükümeti ne zaman kurulacak?’ diye sormadı. Hâlbuki ülkede bölünmeler başladı. Kuzey’de Kürtler, güneyde Dürziler, Batı’da Nusayriler özerk yönetim kurma arifesinde. Yani ülke bölünmeye gidiyor. ABD bu durumu umursamıyor. Muhalefeti güçlendirmediği gibi Esed rejimine zaman kazandırıyor… Kör dövüşünün sürmesine, Suriye’nin çökmesine göz yumuyor. Ortada bir sağırlar diyaloğu var. Kıbrıs’ta sonuca ulaşmayan bu tür proxy (vekil) görüşmelerin 40 yıl sürdüğünü unutmayın!”

Zirve Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İsa Afacan, ‘Cenevre II’ sürecinin Haziran 2012’deki ‘Cenevre I’ inisiyatifi gibi sahadaki denklemi değiştirmeyeceğini iddia ediyor. Batı ittifakında Esed rejiminin samimi olarak gitmesini isteyen kesimler olsa da rejimin devamına göz yuman tarafın ağır bastığını anlatıyor: “Önümüzdeki yıl bu zamanlar büyük ihtimalle ‘Cenevre III’ sürecini konuşuyor olacağız. Çünkü ne ABD-AB, ne de Rusya bölgesel statükonun değişmesini istiyor. Askerî ve ekonomik varlıklarını Suriye iç savaşını durdurmaya matuf kullanmak istemiyorlar. Batı’nın bu tavrını iyi okuyan Esed rejimi Cenevre süreçlerinde Suriye coğrafyasında güçlenen El Kaide tehdidini nazara verip, varlığını konsolide ediyor. Kendini ‘ehven-i şer’ gösteriyor. Dolayısıyla rejim, Batı’nın da yardımıyla Cenevre süreçlerini ağır aksak işletip zaman kazanıyor.”

Bu noktada öne çıkan soru şu: Suriye’nin kör dövüşüyle çökertilmesi kime yarıyor? Sahaya hâkim bir güvenlik uzmanı Batı’nın Suriye kurgusunu Esed’in ‘gitmemesi’ üzerine kurduğunu doğruluyor. Kontrol edilebilir iç savaşla Suriye devletinin çökertildiğini iddia ediyor: “Daha en başında kurgu, rejimi değil de devleti çökertmek üzerine kurgulandı. Zira Suriye istihbaratı ve ordusuyla Arap dünyasının güçlü kalelerinden biriydi. Varlığı ile bölgede bulunan Batı unsurlarının (İsrail gibi) çıkarlarını tehdit ediyordu. Arap Baharı vesilesiyle çökertme operasyonuna giriştiler. Önce ülkedeki zengin tabaka taşınabilir varlıklarıyla ülke dışına çıkarıldı. Ardından ülke içi isyan dalgası desteklendi. Çatışmalar iç savaş kıvamına gelince de tarafları kontrol edilebilir düzeyde tutup, ülkeyi harap etmelerine göz yumuldu. Eğer Batı isteseydi sınırlı, düşük maliyetli bir askerî vuruşla Esed’i çabucak devirebilirdi. Bu şuurlu olarak yapılmadı. Yapılmayacak da…”

Görevi gereği sık sık Suriye sınır boyunun nabzını tutan kıdemli uzman Suriye’de ‘Lüblanlaşma’ sendromunun görülmeye başladığını aktarıyor. Aynen Irak’ta olduğu gibi devlet sistemi ve altyapısı çökertilen Suriye’nin etnik-mezhep temelli çatışmalara itildiğini ifade ediyor: “Suriye kontrol edilebilir, sürdürülebilir kaos dizaynı çerçevesinde mezheplere ve etnik kamplara ayrıştırılıyor. Kürt kantonu kurduruldu. Sünni, Dürzi ve Nusayri kantonları da kurulacak. Ardından ülkede aynen Irak ve Lübnan’daki gibi iç çatışmalar başlayacak. O cendereye düşen bir ülke 50-100 yılda belini doğrultamaz. Güçlü otorite oluşamaz. İç sorunlarla uğraşmaktan dış güçlere mukabelede bulunamaz. İstenen de bu zaten!”

Peki, Cenevre II süreci cepheye nasıl yansıdı? Suriye Türkmen Cephesi’nden Bekir Atacan, ABD-Avrupa öncülüğündeki Batı ittifakının Cenevre II’de Suriye’nin bölünmesine zımnen destek verdiğini, bu tavrın cephedeki muhaliflerin elini zayıflattığını söylüyor: “Gelinen noktada muhaliflerin Batı’ya güveni kalmadı. 3 yıldır talep ettikleri desteği alamadılar. Buna karşılık Esed rejimine zaman kazandırıldığını gördüler. Yani ikiyüzlü bir tavır ortada… Muhaliflerin Esed’i devirmelerine, iktidarı elde etmelerine izin verilmiyor. Fakat Nusayrilerin Şam-Halep-Lazkiye hattında devletleşmelerine göz yumuluyor. ‘Kara-kirli’ planlar çerçevesinde kullanıldıklarını düşünüyorlar.”

Suriyeli Atacan, cephede Ankara-İran yakınlaşmasının endişeyle izlendiğine, Türk hükümetine duyulan güvenin azaldığına değiniyor: “Muhalifler başından bu yana yanlarında yer alan Türk hükümetinin son dönemde Esed safında savaşan İranlılarla iş tutmasına, yakınlaşmasına anlam veremiyor. Ankara saf değiştirirse muhalifler zayıflayacak. Suriye’nin bölünmesi hızlanacak. Esed’in varlığını sürdürmesi veya Suriye’nin yoluna bölünerek devam etmesi İran’dan çok Türkiye’ye zarar verecek.”

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: