Günlük arşivler: Ocak 26, 2014

PROGRAM TAVSİYESİ : 5 Tam Sürüm Ashampoo Yazılımı Kampanyası /// 5 PROGRAM DA BEDAVA ///

[​IMG]

Ashampoo’nun 5 adet ücretli ürününün kampanyası bulunmaktadır. Toplam 124,95$ değerindeki kampanyaya buradan ulaşabilirsiniz.

FETULLAH GÜLEN DOSYASI /// HAKAN ALBAYRAK : CEMAATİN AMACI MEML EKETİ BATIRMAK ENKAZA ÇEVİRMEK

999281_789638634398510_1986274886_n.jpg

CEMAAT’İN AMACI MEMLEKETİ BATIRMAK, ENKAZA ÇEVİRMEK!

Gülen Cemaati’nden bir öğretmen kardeşimiz soruyor: “Siz ayda 200 dolara Afrika’da çalışır mısınız?”

Bu soruyla, cemaate yönelik eleştirilerimizi geçersiz hale getirdiğini düşünüyor herhalde.

Allah, Afrika’daki hayırlı işleri için ondan ve onun gibilerden razı olsun; ama, onların ayda 200 dolara çalışmaları, “abi”lerine Türkiye’yi 200 milyar dolar zarara sokma hakkını vermez.

***
17 Aralık sürecinde dövizin fırlaması ve ticari/iktisadi faaliyetlerde çekingenliğin, tedirginliğin, korkunun hüküm sürmeye başlaması, ekonomimizi tehdit ediyor.

Bu sıkıntılara yol açanların muradı, ekonomik sıkıntılardan bunalan vatandaşın seçimlerde AK Parti iktidarı aleyhinde tavır takınmasıdır.

Ne var ki vatandaş ekonomik sıkıntının faturasını doğru adrese, Gülen Cemaati kadrolarına çıkarma eğiliminde.

Her taraftan homurtular yükseliyor: “Nedir bunların derdi? Memleketi batırmak mı istiyorlar?”

Mesele tam olarak budur maalesef; memleketi batırmak istiyorlar.

Memleketin ekonomisini, uluslararası saygınlığını, küresel emperyalist sisteme direncini, her şeyini…

Geriye kocaman bir enkaz kalacak; emperyalistler o enkazda rahatça cirit atacak; Gülen Cemaati de onlar adına hüküm sürecek… Hesap bu.

Abarttığımı mı düşünüyorsunuz?

Öyleyse elinizi vicdanınıza koyup söyleyin lütfen:

Birbiriyle alakasız yolsuzluk iddialarını aylarca bekleten ve seçim arefesinde hepsini bombalı bir paketin içine tıkıştırıp patlatarak Türkiye’yi krize sürükleyen…

Ekonomik göstergeler alarm sinyalleri verdikçe geri adım atmak yerine krizi derinleştirecek yeni hamleler yapan…

Almanya, Fransa ve İngiltere’nin tehdit olarak gördüğü üçüncü İstanbul havaalanı projesini alan işadamlarını batırmaya çalışan…

İsrail’in tehdit olarak gördüğü Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan’ı ve İHH İnsani Yardım Vakfı’nı da hedef tahtasına koyan…

Cenevre-2 görüşmeleri öncesinde MİT’in yardım kamyonlarını durdurarak Suriyeli devrimcilerin ve dolayısıyla Türkiye’nin mevzi kazanmasını, müzakere masasında elinin güçlenmesini engelleyen…

Emperyalistlerin “Yeni Osmanlı’yı kuruyor, Türkiye’yi büyütüyor” diye diş biledikleri Başbakan Erdoğan’a acımasızca saldırarak Türkiye’ye haddini bildirme davasına hizmet eden…

Abdullah Öcalan’la anlaşma yoluna gidilerek kanın durdurulmasını içlerine sindiremeyerek barış sürecinin aleyhinde bulunan…

Batı’da Türkiye’nin diktatörlükten mustarip bir fundamentalist terör yuvası olduğu intibaını uyandırmak için canla başla gayret gösteren…

Adeta Türkiye’yi emperyalist müdahalelere açmak için varını yoğunu ortaya koyan…

Bütün bunları resmen ve alenen, hiç utanmadan ve sıkılmadan yapabilen kadroların, en başta Fethullah Gülen’in, “Bizimle iş tutarsanız Türkiye yıkılacak ama siz abat olacaksınız” şeklindeki bir teklifi reddedebileceğine / reddetmiş olabileceğine dair garantiniz var mı Allah aşkına?

Orta yerdeki manzarayı göre göre, “Hayır, o kadar da değil. Emperyalistlerle böyle bir ittifaka kesinlikle girmezler” diyebiliyor musunuz?

***
1980’lerde “Ziyaretçiler” diye bir TV dizisi vardı.

İnsanlara benzeyen nur yüzlü uzaylılar geliyor dünyaya; dostluk, barış, dayanışma mesajları veriyorlar insanlığa; herkesin kalbini fethediyorlar… Derken bir adam onların gerçek niyetlerinin dünya su kaynaklarını -insanlığın kökünü kurutmak pahasına- kendi gezegenlerine transfer etmek olduğunu keşfediyor ve “Ziyaretçiler”e karşı kurtuluş savaşı başlıyor…

Afrika’da ayda 200 dolara çalışan öğretmen kardeşlerimiz filan bir yana; ülkemize bu operasyonları çeken “abi”leri o uzaylılara benzetiyorum ben.

Hakan Albayrak.

TARİH : ResminTamamı -1 100 yıl önce: Osmanlı, Abdülhamid, Ümmet

2.abdulhamid_hanin_selanik_surgunu.jpg

ResminTamamı -1 100 yıl önce: Osmanlı, Abdülhamid, ümmet

Bugün ülkemizde ve Ortadoğu’da başımızı döndüren tüm olayları anlamakta zorlanıyoruz. Çünkü resmin tamamını göremiyoruz ve o resmin nasıl yapıldığını da bilmiyoruz.

Bugünden itibaren dört yazıda, aslında resmin ne olduğunu ve resmin nasıl yapıldığını bu kısıtlı köşede, özetle anlatmaya çalışacağım. Böylece meselenin Gezi, Cemaat, El Kaide, Suriye olmadığını anlayacağımızı ümit ediyorum.

Şimdi önünüze 18. Yüzyıl’daki sınırlarıyla bir Osmanlı haritası koyun. Şimdi bugünkü dünya haritasını açın ve yanına koyun. Bugünkü dünya haritasında savaş, terör, çatışma, kaos yaşanan ülkeleri işaretleyin. İşaretlediğiniz ülkelerin sınırlarını birleştirin. Ne görüyorsunuz? Ortaya, Osmanlı haritasının Ortadoğu bölümü çıktı değil mi? Çatışma yaşanan bölgeleri son 50 yılı baz alarak işaretlersiniz haritaya Kafkaslar ve Balkanlar bölgesi de girecektir.

Böyle olması normal, çünkü Osmanlı toprakları son iki yüzyıldır planlı ve düzenli olarak parçalandıkça ve ana gövdeden koparıldıkça savaş, terör ve kaos o topraktan eksik olmuyor ve asla huzur bulamıyor.

Çok değil, sadece yüz yıl geriye gidelim. Büyük Sultan Abdülhamid, otuz yıllık iktidarı boyunca imparatorlukta yaşayan milletleri ve 5 milyon kilometrekare toprağı bir arada tutmayı başarmıştı. Düşmanları kendileriyle uzlaşmayan (özellikle Filistin konusunda) Abdülhamid için iki ayrı plan yaptı.

İçeride, ‘Kızıl Sultan’ ve ‘istibdat yönetimi’ (diktatörlük) denerek yoğun bir kampanya başlatıldı. Abdülhamid’in bir ‘despot ve diktatör’ olarak tüm özgürlükleri kısıtladığı gerekçesiyle her yerde aleyhinde konuşuluyordu. Öte yandan ‘Ümmet’ kavramını ve Osmanlı’nın imparatorluğu bir arada tutan tutkalını yok edecek bir tartışma başlatıldı: ‘Biz kimiz? Osmanlı demek ne demek? Müslüman kimliği bizi temsil ediyor mu?’ Sonunda ‘Asıl millet Türk’tür’ denilerek Osmanlı’nın 600 yılda oluşturduğu kuşatıcı ve birleştirici ‘millet’ kavramını çatlatan ilk hançeri sapladılar. Tartışmayı sürükleyen ana kadro Jön Türklerdi ve İngiltere ile Fransa’da yaşıyorlardı daha çok.

Osmanlı içinde kimlik ve millet kavramları tartışılırken ve Abdülhamid ‘diktatör’ denilerek iktidardan indirilmeye çalışılırken; Ortadoğu’da İngiliz Lawrence gibi kişiler aracılığı ile Arap milliyetçiliği körüklenerek Osmanlı’ya karşı Ortadoğu halkları kışkırtılıyordu.

En önemli argümanları ‘Osmanlı’nın Arapları sömürdüğü, geri bıraktığı ve Türklüğü önemsediği, Arapları aşağıladığı’ yönündeydi. Bunları anlattıkları her Arap aşiretine bir de bağımsız bir devlet vaadinde bulunuyorlardı.

‘Ümmet ve millet’ kavramı burada da tartışmaya açıldı. Arap ırkının Osmanlı olmadığı, Osmanlı ‘millet’ kavramının içinde Arapların yer almaması gerektiği ısrarla vurgulandı.

Tüm bunlarla aslında İngiltere, Hindistan’dan Fas’a kadar tüm İslam coğrafyasında hedefini seçmişti: ‘Ümmetin birliği ve hilafetin dirliği’.

Halife Abdülhamid irtica, terör, kaos, ekonomik bozukluklar bahane edilerek askeri bir darbeyle tahttan indirildi. Jön Türklerin devamı İttihat Terakki iktidara geçti. Abdülhamid iktidardan indirildikten hemen sonra 1912 de Balkan Savaşlarıyla Osmanlı’nın sağ kolu kopartıldı. Balkan cephesi düştü. Osmanlı Anadolu’ya doğru çekildi.

İki yıl sonra bu kez Birinci Dünya Savaşı başladı. Osmanlı’nın tüm toprakları saldırıya uğradı. Tüm coğrafyada ölümüne direnen bir imparatorluk vardı ama müttefiki Almanya yenildi diye Osmanlı da yenildi sayıldı. Arap coğrafyasında ekilen fitne tohumları yeşerdi ve Osmanlı’dan kopartıldı. Osmanlı doğduğu ana rahmine Anadolu topraklarına çekildi, iki kolu ve bacakları kopartılmış olarak.

İngiltere savaşın galibi olarak işte o zaman elinde cetvelle bir resim çizmeye başladı. Ortadoğu’da sürekli savaş, terör ve acının yer alacağı mutsuzluğun resmiydi bu.

Osmanlı’nın parçalanmış bedeni üzerine çizilmiş kanlı bir haritanın resmi.

SURVEILLANCE : US government privacy board says NSA bulk collection of phone data is illegal

President Barack Obama rebuked over his defence of security agency’s gathering of Americans’ phone data

The report amounts to the strongest criticism yet within the US government of the controversial surveillance program. Photograph: Pete Marovich/Pool/Corbis

The US government’s privacy board has sharply rebuked President Barack Obama over the National Security Agency’s mass collection of American phone data, saying the program defended by Obama last week was illegal and ought to be shut down.

A divided Privacy and Civil Liberties Oversight Board, an independent and long-troubled liberties advocate in the executive branch, issued a report on Thursday that concludes the NSA’s collection of every US phone record on a daily basis violates the legal restrictions of the statute cited to authorize it, section 215 of the Patriot Act.

“This program should be ended, allowing for a transition period,” board member James Dempsey said Thursday.

The recommendations of the five-member board, which featured two dissenters, amount to the strongest criticism within the US government yet of the highly controversial surveillance program, first disclosed by the Guardian thanks to whistleblower Edward Snowden. They give fresh support to congressional efforts at ending the practice on Capitol Hill – the main political battleground where the scope of surveillance will be readjusted this year.

According to the report, first published by the Washington Post and the New York Times, the privacy board found that the mass phone data collection was at best marginally useful for US counter-terrorism, a finding that went further than similar assessments by a federal judge and Obama’s own surveillance advisory board.

Not only did the board conclude that the bulk surveillance was a threat to constitutional liberties, it could not find “a single instance” in which the program “made a concrete difference in the outcome of a terrorism investigation”.

“Moreover, we are aware of no instance in which the program directly contributed to the discovery of a previously unknown terrorist plot or the disruption of a terrorist attack.”

During a live Q&A on the Free Snowden website on Thursday, Snowden called for the White House to end the program, citing the report’s estimate that the NSA’s searches of 300 phone numbers in 2012 resulted in 120 million phone numbers being placed into its storehouse of searched data.

Describing Obama’s decision to deliver his NSA reform speech last week ahead of the privacy board report’s publication as “interesting”, he said: “When even the federal government says the NSA violated the constitution at least 120 million times under a single program, but failed to discover even a single ‘plot’, it’s time to end ‘bulk collection’, which is a euphemism for mass surveillance. There is no simply justification for continuing an unconstitutional policy with a 0% success rate.”

The board tacitly rejected the NSA’s public claim that the bulk phone records collection may have made the difference in stopping a terrorist plot connected to cab drivers in San Diego – a rare case in which a government review body has specifically refuted the NSA’s aggressive post-Snowden PR campaign.

“We believe that in only one instance over the past seven years has the program arguably contributed to the identification of an unknown terrorism suspect. Even in that case, the suspect was not involved in planning a terrorist attack and there is reason to believe that the FBI may have discovered him without the contribution of the NSA’s program,” it found.

The privacy board did not castigate the NSA. Its report said the NSA had not acted “in bad faith”, nor had it seen evidence of government misconduct. But it said that the documented incidences of the NSA exceeding its court-ordered mandates resulted from the program’s “technical complexity” and illustrated the “risks inherent in such a program”.

But the board dramatically sought to illustrate the implications on US privacy of the process NSA uses to query the phone when it has “reasonable articulable suspicion” of a connection to terrorism. While the NSA has said, and the privacy board affirmed, that most collected phone data is never examined by the agency, the fact that its analysts examined the call patterns of 300 numbers in 2012 meant that its “corporate store” of searched data “would contain records involving over 120 million phone numbers”.

Obama endorsed moving the bulk phone records collection out of the NSA’s hands and into those of a private entity, whose contours he left undefined in his Friday speech, his most extensive remarks on the surveillance to date.

But Obama accepted the intelligence community’s highly contested rationale that bulk phone records collection was necessary in order for the government to detect domestic connections to terrorism. “I believe it is important that the capability that this program is designed to meet is preserved,” Obama said.

National Security Council spokeswoman Caitlin Hayden said Thursday that the White House disagreed with the privacy board’s assessment of the program’s legality.

President Obama speaks about the National Security Agency and intelligence agencies surveillance techniques. Photograph: Jim Watson/AFP/Getty Images

“Consistent with the recent holdings of the United States district courts for the southern district of New York and southern district of California, as well as the findings of 15 judges of the Foreign Intelligence Surveillance Court on 36 separate occasions over the past seven years, the administration believes that the program is lawful. As the president has said though, he believes we can and should make changes in the program that will give the American people greater confidence in it,” Hayden said.

The privacy board, which briefed Obama on its findings before his speech last week, recommends instead that the bulk collection ought to be ended outright, owing to its assessed lack of necessity and dubious legality.

Under the privacy board’s recommendation, federal agencies would be able to obtain phone and other records under court orders in cases containing an individualized suspicion of wrongdoing. But there would be no storehouse, private or public, of telephone data beyond what the phone companies keep in the course of their normal business activities.

That recommendation, which goes further than the one issued by Obama’s surveillance advisory board, bolsters a bipartisan bill in the House and Senate, called the USA Freedom Act, which aims to decisively end bulk domestic data collection.

But the privacy board assessment drew its own rebuke from Representative Mike Rogers of Michigan, a former FBI agent and chairman of the House intelligence committee.

“I am disappointed that three members of the board decided to step well beyond their policy and oversight role and conducted a legal review of a program that has been thoroughly reviewed,” Rogers said in a pre-dawn statement that castigated the privacy board for going “outside its expertise” in criticizing the utility of the bulk phone data collection.

“As those of us with law enforcement experience know, successful investigations use all available tools – there often is no ‘silver bullet’ that alone thwarts a plot,” Rogers said. The White House did not have an initial reaction.

Two of the board members, Rachel L Brand and Elisebeth Collins Cook, both lawyers in the George Bush-era Justice Department, dissented on the finding that the bulk phone data collection was illegal.

“The government’s interpretation of the statute is reasonable and was made in good faith,” said Brand, who said she feared that public dissatisfaction with the surveillance revelations would contribute to a “pendulum swing” in policy that might handicap the NSA’s legitimate spying activities.

The three other members – chairman David Medine, retired federal judge Patricia Wald, and civil liberties advocate James X Dempsey – rejected the government’s argument, reaffirmed for years by a secret surveillance court, that the mass phone records collection was justified under a section of the Patriot Act that permits the government to amass records “relevant” to a terrorism inquiry.

Mike Rogers of Michigan. Photograph: AP

But the board’s majority found that bulk collection could not be “relevant” to such an investigation “without redefining the word relevant in a manner that is circular, unlimited in scope, and out of step with the case law from analogous legal contexts involving the production of records”.

The board found that such widespread and suspicionless data collection could have a “chilling effect” on Americans’ constitutional rights. Its conclusion echoed Senator Ron Wyden, an Oregon Democrat on the intelligence committee, who has likened the metadata collection to a “human relations database”.

The PCLOB found unanimity on a proposal, supported by many in Congress, to create a bar of special civil liberties advocates before the Fisa court in exceptional cases, and in doubting Obama’s proposal to transition the bulk collection to a private entity would resolve either the privacy or the security concerns inherent.

“I would have concerns with counting on the providers to hold the records as an adequate substitute,” Cook said.

“The same amount of information would likely not be available, and less and less would likely be available over time. Companies do not want this, and I am hard-pressed to see how this would help with their customers’ concerns. I think the end result will be significant pressure to impose a data-retention requirement, which potentially poses more threats to privacy.”

Dempsey said that Obama “didn’t answer the question of what does the new program look like, he kicked that down the road. And he in my view hasn’t fully grappled with the statute that is currently on the books and currently the basis for the program doesn’t fit with the way the program is being operated. … It is not clear whether he fully appreciated the need to go back to some basics.”

Civil libertarians greeted the privacy board’s report as a vindication, particularly after the Obama speech fell short of their expectations.

“The board’s report makes even clearer that the government’s surveillance policies, as well as our system of oversight, are in need of far-reaching reform. The release of this long-awaited report should spur immediate action by both the administration and Congress,” said ACLU deputy legal director Jameel Jaffer.

Senator Patrick Leahy, the Vermont Democrat who chairs the judiciary committee and co-authored the USA Freedom Act, said the report added to “the growing chorus” that wanted to end the phone metadata dragnet.

“The report reaffirms the conclusion of many that the Section 215 bulk phone records program has not been critical to our national security, is not worth the intrusion on Americans’ privacy, and should be shut down immediately,” Leahy said.

Leahy’s partner in the House, Wisconsin Republican James Sensenbrenner, said that the report “adds to the growing momentum behind genuine legislative reforms” and said it is “up to Congress to rein in abuse and restore trust in our intelligence community”.

Representative Adam Schiff, a California Democrat on the intelligence committee, predicted the report would spell “the final end of the government’s bulk collection of telephone metadata”.

The board is not finished with its assessment of NSA surveillance. It plans in the coming weeks to issue another report evaluating the NSA’s collection of bulk foreign Internet communications, which have included those with Americans “incidentally” collected.

It also amounts to the first major test of the board, created in 2004 as a post-9/11 reform. A decade’s worth of problems with independence, member vacancies and other issues meant the privacy board did not functionally operate until 2013, when it was unexpectedly confronted by the Snowden revelations.

Chairman Medine told the Guardian last Thursday that he felt the privacy board rose to the challenge, even though Obama’s speech preceded its own report, a White House decision that raised eyebrows in the civil liberties community.

“I believe we’ve risen to the task, and are demonstrating both in the United States and around the world that the United States has a vigorous oversight body that will take a close look at these programs, have full access to them, and will be able to advise whether the programs do strike the right balance,” Medine said.

The White House, which set up the privacy board with hand-picked members of Washington’s establishment, distanced itself from the report on Thursday, particularly on the lawfulness and effectiveness of bulk collection.

“On the issue of 215, we simply disagree with the board’s analysis on the legality of the programme,” said press secretary Jay Carney.

“Consistent with the recent holdings of the US district courts of the southern district of New York and southern district of California as well as the finding of 15 judges of the Foreign Intelligence Surveillance court on 36 separate occasions over the past seven years, the administration believes the programme is lawful.”

However the administration insisted its decision to announce Obama’s review conclusions before publication of the privacy board report did not mean he had not listened to them.

“The president and the board met several times including near the end of his review and was able to benefit from some of the conclusions in draft form,” added Carney.

“In the speech on Friday and in the action to come, he is taking steps that were directly derived from some of the recommendations by PCLOB.”

While not specifying which conclusions he had listened to, the White House directly rejected the board’s conclusion that bulk collection had not stopped terrorist attacks.

“This programme combined with other programmes that are undertaking as part of our signals intelligence collection have had the effect of making Americans more safe, of disrupting potential terrorist plots [and] is a useful tool to combat terrorists who have designs on the United States and our allies,” said Carney.

MUSTAFA SARIGÜL DOSYASI : Erdoğan yolsuzlukları açıkladı !

Erdoğan’ın Mustafa Sarıgül’le ilgili yolsuzluk dosyasını açıkladı.

Başbakan, Kılıçdaroğlu’na Sarıgül üzerinden seslenmiş, "Sana pazar gününe kadar müsaade. Eğer İstanbul Büyükşehir adayınla alakalı yolsuzluk klasörünü açıklamazsan, ben açıklayacağım" demişti.

İstanbul’da aday tanıtım töreninde konuşan Başbakan Erdoğan, ‘Elimde CHP’nin, Şişli Belediyesi’ne ilişkin iddialarla ilgili kurulan komisyonun hazırladığı 57 sayfalık rapor var. CHP’nin raporuna göre Şişli’de kaçak inşaatlara göz yumulmuş. Belediye başkanı baş sorumludur. Bunu kim diyor komisyon diyor’ dedi.

İşte Başbakan’ın açıklamaları:

Malum örgüt ve yol arkadaşları yolsuzluk iddiaları üzerinde bize saldırıyorlar. İstanbul adayınızın dosyasını açıklayın, yoksa ben açıklayacağım dedim. Ben CHP genel müdürü gibi sahte belgelerle konuşmuyorum. Elimde CHP’nin Şişli Belediyesi’ne ait araştırma komisyonunun raporu var. Altında da kendi elemanlarının imzası var. Bu çalışma neticesinde 57 sayfalık raporda CHP adayıyla ilgili iddialar tüm belgeleriyle ortaya konuyor.

İkincisi yapı ruhsatı. Üzerinde çok sayıda yolsuzluk ve usülsüz oynama yapılmıştır. Yüzlerce milyon lira usülsüzlük yapılmış. Bu belgeler orijinal. Ben belediyecilikten geliyorum. Bunların hangi fırıldağı çevirdiğini çok iyi biliyorum. Aldıkları parayı da borç olarak aldığını söylüyorlar.

Kaçak inşaat yapımına sürekli olarak göz yummuş. Bunların hepsi bu dosyada var. İnşaat mafyasıyla işbirliği yapmışlar. Yıllar önce İSKİ belediyesinde yapılan yolsuzluk partimize yönelik en büyük eleştiri olmuştur. Ben demiyorum, bu raporda imza atanlar diyor. Bu olayların yani Şişli Belediyesi’ndeki yolsuzluk olaylarının faturası ağır olacaktır diyor bu komisyon raporunda.

Bu komisyonun raporunun ardından Şişli Belediye Başkanı CHP’den ihraç ediliyor. CHP’nin genel müdürü de adayının dosyasıyla poz veriyordu. Kılıçdaroğlu’nun yolsuzluk dosyası diyor. ben demiyorum, Kılıçdaroğlu’nun kendisi diyor. Ne oldu da adayın yapıyorsun. Hani sen temizdin? İhraç ettiğiniz bu kişiyi neden şimdi aday gösteriyorsun.

TMSF için bu komplo diyor. Geç onu. Şişli Belediye Başkanı ve arkadaşları Bank Ekspress’ten kredi alıyorlar. Usulsüzlük diz boyu. TMSF’ye şu geçtiğimiz Kasım ayında bankanın eski sahibi bir belge ulaştırıyor. İki aylık bir olay. Gelen bu yeni belge ile birlikte TMSF de el koyuyor. Bu yeni belgeyi veren biz değiliz. El koyma o yeni belgeden sonra gerçekleşiyor. O belgenin neden şimdi geldiğini de taraflar açıklasın. Rakibimizle illegal yollardan değil hukuk yoluyla mücadelemizi yapıyorlar. Bize yolsuzluk iftirası atanlar hırsız görmek istiyorlarsa aynaya baksınlar.

BELEDİYELER DOSYASI : 20 büyükşehir bir İstanbul etmiyor

Yeni yasaya göre 750 bin nüfuslu şehirler ‘büyük’ oldu. Oysa İstanbul’un birçok ilçesi ‘bölündüğü hâlde’ 700 bini buluyor.

30 Mart’ta yapılacak yerel seçimin en kritik sembolü olan İstanbul, büyükşehir belediye başkanlığının yanı sıra ilçeleri ile de güç mücadelesinin merkezi. İstanbul’daki bazı ilçeler nüfus ve ekonomik potansiyel açısından Anadolu’daki büyükşehir belediyeleri ile yarışıyor. Hatta ekonomik rant açısından çok daha avantajlı durumdalar. O yüzden de İstanbul’da büyükşehir belediye başkanlığının yanı sıra ilçe belediyelerinde de kıran kırana bir mücadele yaşanacak.

Yasaya göre 750 bin nüfuslu şehirler büyükşehir belediyesi statüsüne alınabiliyor. Buna ilçe nüfusları da dahil. Geçtiğimiz yıl 14 ilin daha bu statüye alınmasıyla büyükşehir sayısı 30’a ulaştı. 2012’de yapılan adrese dayalı nüfus sayımına göre 75 milyon 627 bin kişi olan Türkiye nüfusunun 13 milyon 854 bini İstanbul’da yaşıyor. Türkiye nüfusunun beşte birini barındıran İstanbul’un 39 ilçesinden her biri şehir büyüklüğünde. Hatta bazı ilçeler pek çok şehrin nüfusunu katlıyor.

Büyükşehirlerin bazılarının kent merkezindeki nüfusundan fazla olan ilçeler bile var. Örneğin büyükşehir olan Erzurum’un merkez nüfusu 395 bin iken İstanbul’un ilçelerinden Bağcılar 749 bin, Küçükçekmece 721 bin, Ümraniye 645 bin, Pendik 625 bin, Bahçelievler 600 bin nüfusa sahip. Bu ilçelerin nüfusları Türkiye’deki şehirlerin yüzde 75’inden fazla. Çünkü 59 ilimizin şehir merkezi nüfusu 600 binin altında. İstanbul’da nüfusu 100 binin altında olan sadece üç ilçesi var; onlar da Adalar, Çatalca ve Şile. Türkiye genelinde kent nüfusu 100 binin altında olan 6 il bulunuyor.

Kartal, Maltepe, Esenler, Üsküdar, Esenyurt, Fatih, Gaziosmanpaşa, Kağıthane ve Sultangazi 400 binin üzerinde nüfusa sahip olan ilçeler. Oy deposu olan İstanbul ilçeleri Türkiye’deki seçimlerin kaderini de belirleyebilecek nitelikte. Bu ilçeler Çanakkale, Edirne, Erzincan gibi onlarca ilin nüfusundan daha fazla nüfusa sahip. Hatta bazı illerin nüfusunun birkaç katı büyüklüğünde. Mesela İstanbul’un en kalabalık ilçesi olan Bağcılar 75 bin nüfusa sahip Bayburt’un tam 10 katı.

KİTAP TAVSİYESİ : Babam Sultan Abdülhamid

Sultan 2. Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu’nun ‘Babam Abdülhamid’ kitabında ilginç bir ananas olayı anlatılıyor.

Ayşe Osmanoğlu’nun ‘Babam Abdülhamid’ kitabında anlattığı ananas elmas anısı:

"Sıkıntılı günler gelmişti. Bunları daha acı ve felâket günleri takip etti. Balkan Harbi’ndeki buhranlı devreler sırasında da babamı pâyitahta getirmek istediler. Nihayet bir gün, bir Alman gemisinin bordasında İstanbul’a getirildi, İkametine Beylerbeyi Sarayı tahsis edildi. Sıhhat ve afiyet haberlerini alıyorduk, yalnız görmek mümkün değildi. Babamın halefi olan amcama, Meclis-i Meb’usan reisine ve Sadr-ı Âzama yazı ile müracaat ederek, babamızı görmek hakkımızdan mahrum edilmememizi bildirdim. Bir hafta sonra, her bayramın ilk günü, yanımızda muhafız subayların aileleri bulunmak şartıyla, görüşmemize müsaade edildi. İlk ziyareti yapacağımız Ramazan Bayramının 1. günü geldi. Beşiktaş iskelesinde bir çatana bizi bekliyordu. Vasıta ile Beylerbeyi’ne götürüldük.

MUHAFIZ GETİRDİ

Karşılaşmamız hazin oldu, teker teker babama sarıldık, öpüştük. Aileleri, benden daha fazla heyecan içindeydiler; çünkü onların hasretleri daha uzun sürmüştü. Babamız başımızda olduğu halde, o gün annelerimiz ve kardeşlerimiz ile bir sofrada oturup yediğimiz yemeği hiç unutamam. Akşam oldu. Dönüş vakti geldi. Ayrılmak bize çok acı ve ağır geliyordu. Tekrar kucaklaşıp rıhtımdan çatanamıza bindik, iki ay sonra Kurban Bayramı gelecekti. O zaman gene böyle mesut bir ziyaret yapmak ümidiyle teselli bulmuştuk. Her hafta kardeşlerimizle bir olur, harem ağalarımız vasıtasıyla babama lazım olan şeyleri hazırlar ve yollardık. Kurban Bayramı geldi.

Biz Erenköyü’nde olduğumuz için Beylerbeyi’ne otomobil ile geldik. Annemle beraberdim, hemşirelerim ve validelerim Beşiktaş’tan daha gelmemişlerdi. Mütebessim ve mânidar bir tavırla yüzüme baktı. "Geçen gün, muhafız beyefendi bir tane ananas getirmişler, buranın terasında yetişiyor, en sevdiğin bir meyva olduğu için, sana saklamıştım. Bir tane olduğu ve takdim edilemeyeceği cihetle, bunu kardeşlerin görmesin, vakıa ehemmiyetsiz bir şey, keşke birkaç tane daha olsaydı da, onlara da verseydim. Zaten fazla yetiştirmek de mümkün olmuyor. Bu da, zannederim sonuncusu imiş. Kardeşlerinin görüp de, ehemmiyetsiz bir şey için başka fikre sahip olmalarını istemem kızım" dedi.

İÇİNE SAKLAMIŞTI

Derhal dışarı çıktım. Orada bekleyen hizmetimdeki kıza, kâğıda itinâ ile sarılmış babamın kıymetli hediyesini verdim ve iyi muhafaza etmesini tenbih ettim. Yarım saat sonra celdelerim ve kardeşlerim geldiler. Babamızla neşe içinde gene yemek yedik ve akşam evlerimize döndük. Gece zevcimle birlikte babamı konuşurken, onu gündüzkü hediyesi ananası hatırladım ve beraber yemek için, gittim getirdim. Ananası, sarılı olduğu kâğıdından çıkarırken, içinden, meyvanın dikenli kabuğu üzerine maharetle tatbik edilmiş küçük bir paket daha gördüm. Merakla açtık, içinden elmaslar dökülmeğe başladı. Hem hayret, hem de sevinç içinde kalmıştık. Taşlar da, değerlerine ve cinslerine göre, ayrı ayrı bükülmüş kağıtlara sarılmışlardı. Ayrıca, bir de küçük not bulduk: "Su çantasındaki hakkın." O zaman bu sürprizin iç yüzünü çözdüm.

Benim su çantası bildiğim, başmuhasip ağa tarafından muhafaza edilen bu zatî eşya, anladım ki, babamın daima beraber bulundurduğu, küçük bir hazinesiymiş, içi su ile değil, kıymetli taşlarla dolu imiş ve anahtarını da kendi üzerinde taşırmış. Ananas paketinden çıkan her biri nohut tanesi iriliğindeki iki avuç dolusu kıymetli taşlar, paha biçilemeyecek değerde harika şeylerdi. Fakat, bunların hiçbirisini o anda gözlerim görmüyordu. Babamın çok ince bir şekilde bu hatırlayışı, beni pek hislendirmiştir. Hatta tuhaf bir hâleti ruhiye ile, ananası taşlardan çok daha kıymetli bulmuştum."

KİTAB HAKKINDA TANITIM METNİ

"Otuz üç sene millet ve devletim için, memleketimin selâmeti için çalıştım. Elimden geldiği kadar hizmet ettim. Hâkimim Allah ve beni muhakeme edecek de Resûlullah’tır."

"Günün birinde umumî bir harbin çıkacağına hiç şüphe yoktu. Fakat bizim bu işe atılmamız büyük bir cehalet ve tedbirsizlikti. Selâmetimiz tarafsız kalmaktaydı."

Sultan Abdülhamid

Meşrutiyet’le başlayan, 31 Mart ile devam eden ve tahttan azille son bulan çalkantılı bir devrin padişahı: Sultan II. Abdülhamid. İstanbul’da Yıldız Sarayı’nda başlayan, Selânik’te Alâtini Köşkü’ne uzanan ve yine İstanbul’da Beylerbeyi Sarayı’nda sona eren bir ömrün hikâyesi…

Osmanlı Devleti’nin ve dahası dünyanın talihini değiştiren bu devrin en yakın şahitlerinden biri: Sultan II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu. Sultan olarak sarayda doğan, özenle yetiştirilen, sonra ülkesinden kovulan, gurbette hayata tutunmaya çalışan bir kadının, unutulmasın diye yazdığı ve Türk milletine yadigâr bıraktığı hatıraları…

Elinizdeki bu hatırat, Abdülhamid’i sadece padişah olarak değil; bir oğul, eş ve baba olarak okuyucuyla buluşturuyor. Unutulmuş saray âdetlerinden bayram sofralarına; Abdülhamid’in kişisel yaşamından, döneme dair başka hiçbir yerde bulunamayacak bilgilere yer veren eserde dedikodu ve rivayetler üzerinden aktarılan bir dönem, o zamanları bizatihi yaşamış birinin kalemiyle aydınlatılıyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleriyle ilgilenen okurlar, hakikatin peşine düşen tarihçiler ve tarihseveler için bir başucu eseri!

KİTABIN KÜNYESİ

Kitabın adı: Babam Sultan Abdülhamid
Yazarı: Ayşe Osmanoğlu
Yayınevi: Timaş Yayınları
Konu: Tarih/ Anı – Mektup – Günlük – Seyahatname
ISBN: 9786050812022
Sayfa Sayısı: 320
Basım Tarihi: Ekim 2013

TARIM DOSYASI : Bakanlık kuraklık için harekete geçiyor

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü özellikle su kıtlığının yaşandığı kurak yaz mevsimlerinde atıksuları tekrar kullanmak için çalışma başlattı.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü özellikle su kıtlığının yaşandığı kurak yaz mevsimlerinde atıksuları tekrar kullanmak için çalışma başlattı. Atıksuların atık olmaktan çıkacağı proje ile arıtılan sular zirai sulamada kullanılacak. Bu kapsamda ilk proje ise Afyonkarahisar’da hazırlanıyor.Türkiye su fakiri olmamakla birlikte su zengini bir ülke konumunda da yer almıyor. Ziraat ve su sektörünün su kıtlığını gidermek konusunda büyük bir çaba harcadığı Türkiye’de, bu konuda arıtılmış atıksu önemli bir ilgi alanı olarak ortaya çıkıyor.

İLK UYGULAMA AFYONKARAHİSAR’DA

Hollanda ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın çalışmalarıyla projelendirilen ve Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan "Arıtılmış Evsel Atıksuların Tarımda Kullanımı" projesi Afyonkarahisar’da gerçekleştiriliyor.Proje, Hollanda tarafından sağlanan 750 bin Euro hibe ve Afyonkarahisar Belediyesinin katkıları ile gerçekleştirilecek. Proje kapsamında Afyonkarahisar Atıksu Arıtma Birliği tarafından işletilen atıksu arıtma tesisi atıksuları tarımsal sulamada yeniden kullanılmak üzere temizlenecek. Yeni teknolojiler uygulanacağı ve Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan proje ile su kaynakları üzerindeki önemli bir baskı ortadan kaldırılacak.

TOPLAM SU TÜKETİMİNİN YÜZDE 70’İ ZİRAİ SULAMADA KULLANILIYOR

Türkiye’de, tarım sektörünün su ihtiyacı toplam su tüketiminin yüzde 70’ine ulaşıyor. Bu çerçevede, tarım sektöründe atıksuların tarımsal sulama maksatlı tekrar kullanımı uygulamaları yeterli olmadığı gibi iklim değişikliği sebebiyle kuraklığın yaşandığı son günlerde, yetersiz su kaynakları göz önüne alındığında atıksuların geri kazanım uygulamalarının önemi daha da belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor.

Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu "Atıksuların Arıtılması, Su Kaynaklarının Sürdürülebilir Kullanımına Önemli Bir Katkı Sağlayacak" Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu ise atıksuların geri kazanımıyla kısıtlı olan su kaynaklarının ekolojik, estetik ve ekonomik açılardan korunmasının temin edileceğini ifade etti.Atıksuların arıtılması ve tarımsal sulamada kullanılması durumunda köylülerin tarımsal faaliyetlerinin çeşitleneceğini belirten Prof. Dr. Veysel Eroğlu şöyle konuştu:

"Atıksuların arıtılması ekonomik bir getiri sağlayacak olmasının yanında son yıllarda önemli hale gelen su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımına da önemli bir katkı sağlayacak. Proje dahilinde arıtılmış atıksuların yeniden kullanımı sonucu suyun bir katma değer olarak ele alınması sağlanacak. Sağlanan ekonomik katkı sonucu ülkemizde gerçekleştirilen arıtma teknolojilerine dair yatırımların çeşitlenerek bu yatırımlarda suyun yeniden kullanımına dair seçeneklerin de göz önüne alınması teşvik edilecek"Prof. Dr. Eroğlu, projelerden elde edilen sonuçların yaygınlaştırılması sayesinde mevcut su kaynaklarının daha verimli kullanımının da temin edileceğini vurguladı.

TEKNOLOJİ : İnternet fiyatları düşüyor

Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Elvan, ‘BTK kararıyla Türk Telekom’un İSS’lere toptan seviyede sunduğu DSL tarife yapısı, bu yıl haziran ayından itibaren değiştirilecek’ dedi.

Elvan, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) kararı doğrultusunda yeni uygulamanın devreye gireceğini, böylece internet kullanıcılarının daha çok seçenekli tarifelerle, daha ucuz internet kullanma imkanı elde edeceklerini söyledi.

Kararla DSL internet tarife yapısının değiştirileceğini, abonelere daha fazla seçenek sunulacağını ve daha uygun fiyatlarla internete erişim imkanı sağlanacağını vurgulayan Elvan, kararla Türk Telekom’un İnternet Servis Sağlayıcılarına (İSS) toptan seviyede sunduğu DSL tarife yapısının bu yıl haziran ayından itibaren geçerli olacak şekilde değiştirileceğini söyledi.

BTK kararı uyarınca İSS’lerin tarife belirleme serbestliği artacağı için abonelerin talep ve ihtiyaçlarına uygun tarife seçeneklerinin çoğalması ve bunun internet abonelik ücretlerine de olumlu bir şekilde yansımasının beklendiğine işaret eden Elvan, şu anda uygulanan tarife yapısında, İSS’ler tarafından abonelere sunulan tarife paketlerine ilişkin hız ve kota gibi şartların Türk Telekom tarafından belirlendiğini, İSS’lerin Türk Telekom’dan aldıkları DSL paketlerinin şartlarında herhangi bir farklılaştırma yapamadan abonelerine hizmet verdiklerini anlattı.

Bakan Elvan, yeni uygulamanın internetin yaygınlaşması açısından da önem taşıdığını belirterek, şunları kaydetti:

"Maliyet esaslı onaylanan toptan tarife yapısına geçişten sonra İSS’ler, Türk Telekom’dan uygulama şartları belirlenmiş paketler yerine, toptan internet kapasitesi satın alacak ve almış oldukları kapasiteyi kendi belirleyecekleri şartlar çerçevesinde abonelerine satabilecek. Düzenlemeyle İSS’lerin tarife belirleme serbestileri daha da artacağı için abonelerin ihtiyaçlarıyla uyumlu tarife paketleri oluşturulabilecek ve İSS’ler arasındaki rekabet de artacak. Bu uygulamayla internet aboneleri için daha makul ücretler karşılığında daha fazla seçenek sunulmasını amaçlıyoruz."

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Ananas füruatmış

Fethullah Gülen’in talimatlarıyla Afrika’daki devlet ihalelerini Mustafa Koç gibi iş adamlarına pazarlayan ve patronlara ananas gönderen TUSKON’dan açıklama geldi: Ananası herkese gönderiyoruz

Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON), Genel Sekreter Mustafa Günay, Cemaat lideri Fethullah Gülen ve Mustafa Koç, Ali Sabancı, Turgay Ciner ile Mehmet Nazif Günal gibi ünlü iş adamları arasında çıkan çıkar ilişkileriyle ilgili açıklamada bulundu. Kayıtlarda Mustafa Günal’ın Fethullah Gülen’den gelen talimatlarla Uganda’da 3 milyar dolarlık rafineri ihalesini iş adamlarına pazarladığı ve bir çok ünlü patronla da yakın ilişki içinde olduğu ortaya çıkmıştı. Hatta Günay, Afrika’ya götürdüğü işadamlarına ananas da hediye edildiğini belirtmişti. TUSKON yaklaşık on günlük sessizliğini bozdu ve bu kayıtlarla alakalı açıklama yaptı. İşte o açıklamalar:

ANANASLA ALAY EDİLMEZ

Uganda’nın İstanbul Fahri Konsolosu da olan Genel Sekreterimiz Dr. Mustafa Günay’ın, TUSKON üyesi olan veya olmayan Türk işadamlarının Uganda’da ticaret ve yatırım yapmaları için yürüttüğü faaliyetler görevlerinin gereğidir. Uganda’daki petrol rafinerisi işini Türk şirketlerinin alması için yaptığı çalışmanın eleştirilmesinden esef duyuyoruz. Uganda’da yetişen lezzetli ve dünyaca meşhur ananas meyvesi zaman zaman iş dünyası, protokol ve medya mensuplarına hediye edilmiştir. Muhatapları da mektupla teşekkür etmişlerdir. Bunların alaya alınmasını reddediyoruz.

SPONSOR BULDUK FENA MI?

İnsanlarımızın dostluk ve birliktelik duygularının pekiştirilmesine hizmet eden bir muharrem iftarı programına Türkiye’nin büyük şirketlerinin sponsorluk desteğinde bulunmalarına vesile olmayı önemsiyoruz. Fethullah Gülen ile Genel Sekreter Dr. Mustafa Günay’ın bu konularda görüşme yapmasının farklı yönlere çekilmesini kınıyoruz.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: