Etiket arşivi: KOMPLO TEORİLERİ

KOMPLO TEORİLERİ : Astral Seyahat Üzerinde İnceleme

Astral Seyahat Üzerinde İnceleme

Cilt I (v1.1) Bölüm 4

Yazan Robert Bruce

Çeviren: Cem Çiloğlu

Bölünme

Uyuduğunuz veya herhangi bir beden dışı deneyim yaşadığınız her zaman, bilinç iki ayrı ama birbirinin benzeri parçaya ayrılır. Bu ayrılma çok iyi bir nedenden dolayı vuku bulur:

Eğer astral projeksiyon, lusid rüya, obe ( beden dışı deneyim) ve yakın ölüm deneyimleri hakkında olayları okursanız, bölünme etkisini tarif eden birçok tanıma rastlarsınız. Bir beden dışı deneyim esnasında ayrı, suptil bir beden içinde olduğunuzu hissederken aynı anda fiziksel bedenin farkında olmak çok yaygındır. Bunun nedeni iki vücudunuz arasındaki telepatik bağdır. Astral projeksiyon durumunda, bu bağ fiziksel bedeni herhangi bir zarar görmemesi amacıyla denetlemekte kullanılır.

Projeksiyon yaptığınızda astral dubleniz fiziksel bedenden ayrılır ve zihin bölünür. Bir parçası astral vücut içinde diğeri ise fiziksel bedenle kalması gereken eterik vücutta merkezlenmiştir. Astral form oluşturulduğunda zihninizin bir ayna yansıması oluşur. O SİZ’dir, her haliyle, bir band kaydının band kaydı gibi, ikisi de aynı, ikisi de SİZ!

Sık sık, uyku esnasında, yansımış zihinler bir tür telepatik rüya paylaşımı içinde karışır. Fiziksel, eterik zihinde ayrıca rüya görme yeteneğine sahiptir. Bu rüya karışımı, birden fazla bilinç noktasından kaynaklanan bir tür rüya hafıza şizofrenisi oluşturur. Şizofreniye aşina olmayanların bilgisine, şizofreniler aynı anda zihinlerinde birden fazla düşünce dizgisine sahip olabilir.

Dualite

Eğer astral ve eterik bedenlerin ikisi de tamamen uyanık olarak, bir projeksiyon esnasında birbirlerine yakın mesafeden konsantre olursa çift yönlü bir telepatik bağ oluşur. Bu çok rahatsız edicidir ve bunu çok sık denemenizi önermem. Fiziksel/eterik SİZ ve astral SİZ birbirini aynı anda açıkça görecektir. Birbirinizin gözlerinden aynı anda, simultane bir şekilde, her iki görüntü setinin farkında olarak bakıyor olacaksınız.

Üstüne üstük, durumu daha da karmaşıklaştıracak bir biçimde, simultane olarak kendinizinkilerle birlikte diğerinin de düşüncelerinin farkında olacaksınız. Bu telepatik bir geri bildirimdir, sonsuzluğa bir bakış atmanızı sağlamak için birbirine bakan iki aynayı tutmak gibi, yansımanın yansımasının yansıması vs….

Bu rahatsız ve kafa karıştırıcı durum, projeksiyon esnasında birbirinize çok yakından bakmayarak ve birbirinizi düşünmeyerek engellenebilir.

Bu, bir yönüyle bazen rüyaların niye çok karmaşık ve kaotik olduğunu bize açıklar. Zihin çok iyi bir nedenden dolayı bölünmektedir ve her iki parçada bağımsız olarak fonksiyon gösterebilmektedir.

Projeksiyon esnasında bu fenomeni birçok kez deneyimledim. Onun üzerinde çalıştım çünkü yakınına geldiğimde fiziksel bedenimi hissedişim konusunu merak ediyordum. Ayrıyetten, projeksiyon esnasında aynı anda iki farklı işi yapıyor olmanın kafa karıştırıcı anılarını almaya devam ediyordum. Örneğin: Projeksiyonu hatırlarken ev içindeki ve sokaktaki olayların ve seslerin farkında olmak. Bu dualite başka projeksiyon yapanlar tarafından da bildirilmiş ama hiçbir zaman hakkı vererek açıklanmamış veya anlaşılmamıştır.

İşte dualiteyi ve telepatik geri bildirimi ilk deneyimleyişimin hikayesi:

Ateşin yanında, sandalyemde meditasyon yapıyordum ve yağmur çatıyı dövmeye başladığında normal farkındalık halime döndüm. Rüzgar hızlanıyor ve pencereleri sarsıyordu. Saate baktım, sabahın üçüydü. Bu olağandışı değil çünkü bazen gece meditasyon yaparım. Kendimi iyi dinlenmiş ve enerji dolu hissediyordum. Kendi kendime düşündüm. ”Daha önce hiç yağmurda projeksiyon yapmamıştım. nasıl birşey olduğunu merak ediyorum.”

Yeniden gözlerimi kapadım, biraz sonra bedenimden dışarı projeksiyon yapmıştım.

Duvarın içinden geçerek dışarı, yağmurun içine çıktım. ne kadar muazzam ıslak bir histi. Yağmurun içimden geçtiğini hissediyordum. Yağmur kokusu ve ıslaklık heryerdeydi ve beni enerjiyle dolduruyor gibiydi. Çatıya doğru yükseldim, bacanın üstüne oturdum ve şehrin üzerinden baktım. Yağmurun çatı ve sokaklarda dans edişini, oluklardan girdaplar yaparak dönmesini ve mazgallara dökülmesini izledim. Kendine ait dost bir sesi ve ritmi varmış gibiydi ”İç beni, sıçrat beni, lıkırdat beni, taşır beni” diyordu. O an çok hoştu.

Bacada otururken aşağıda, sandalyede oturan bedenimi hissedebildiğimi farkettim. Fiziksel vücudumu yakınındayken hissedip uzaklaştığımda hissetmeyişim her zaman ilgimi çekmişti. Bacadan aşağı kayarak kendimi daha yakından etüt etmeyi kararlaştırdım.

Bir anda, kendimi hem duvardan geçerken hem de sandalyede otururken gördüm. O bendim, sandalyede oturan, duvardan geçerek süzülen bana bakan, ama aynı zamanda sandalyede oturan beni seyreden, sandalyenin on feet önünde süzülen de bendim. Bu sadece kafa karıştırıcı değildi aynı zamanda çok hasta hissetmeme sebep oldu.

Aynı anda ve birbirine bağlı olarak iki grup görüntüye ve iki grup düşünceye sahiptim, bu büyüleyiciydi. Aynı zamanda bir şey ifade ediyordu. Sadece astral bedenim fiziksel bedenimden ayrıldığı için niye fiziksel olan düşünmeyi kesindi?

Astral ben, o sırada onu izlemekte olan sandalyedeki beni inceleyerek odada gezindi. Hala fiziksel benin arkasında olsam da astral beni görebiliyordum. Astral beden odada gezinirken takip etmeye çalışan kendimi sandalyede oturur hissediyordum. Bunu yapmak sanki hiç kımıldamaya enerjim yokmuş gibi çok zordu. Kendimi dev gibi ve muazzam bir basınca karşı ilerliyormuş gibi hissettim. Görüntü noktamı hareket ettiriyordum ama fiziksel olarak pek hareket etmiyordum.

Farkındalığım aynı anda hem eterik hem de astral bedenimde bulunuyordu. Böylece fiziksel ben astral beni kolayca ve her bir açıdan görebiliyordu. Eterik bedenim, kelimenin tam anlamıyla derimin etrafında dönüyordu. Bu, kapalı göz kapaklarının ardından ve değişik perspektiflerden görebilme yeteneği sık sık projeksiyon ve meditasyon yapanlar tarafından anlatılır.

Bu dualite, şizofrenlerin bir nöbet anında hissettiklerine dikkate değer bir biçimde benziyor: Baş dönmesi, enerji kaybı, çoklu düşünce grupları ve yönünü kaybetme duygusu. Bu berbat kargaşa, astral bedenin yerinden oynaması yüzünden oluyor olabilir mi? Bu durumda bunu bulmanın tek yolu, astral görüş açısından bir şizofreni nöbet anında incelemek.

Astral formumla eterik/fiziksel bedenleri inceledikten sonra şu aşağıdaki sonuçlara ulaştım:

Normal uyku esnasında, enerji beden veya yaşamsal örtü olarak tarif edilmesi daha uygun olan eterik beden, sanki bir enerji süngeri veya güneş akümülatörü gibi çalışıyor. Astral bedenin serbestçe süzülmesini sağlayarak şişiyor ve açılıyor, bu esnada evrenden bir tür enerji (kozmik enerji?) emiyor.

Genişlediğinde, büyük ve küçük tüm çakralar bir bahçedeki çiçekler gibi yavaşça açılıyor ve enerjileri yakalayıp emiyorlar. Uyandığımızda eterik beden, astral bedeni küçültüyor ve yeniden emiyor böylece içinde saklı enerjiler ve seyyal bedenler barındıran yoğun bir eterik kalkan veya deri oluşturuyor.

Bazı kaynaklara göre, küçükleri de sayarsanız, 300 çakramız var.

Farkındalık üzerine odaklandığı zaman eterik bedenin kabarıklığı, aynı zamanda kendi içinde bir küçüklük duygusunun eşlik ettiği bedendeki şişlik hissinden sorumlu gibi görünüyor. Bu tuhaf his karışımları sık sık astral projeksiyon ve meditasyon yapan insanlar tarafından anlatılıyor. Bunlara, şişip evrenle ilişkiye geçen eterik beden neden oluyor gibi görünüyor

Cilt I (v1.1) Bölüm 5

Yazan Robert Bruce

Çeviren: Cem Çiloğlu

Projeksiyon Problemleri

Aşağıda, insanların projeksiyonla ilgili en genel problemlerine bazı yanıtlar bulunmaktadır. Bana gönderdiğiniz yüzlerce mail için teşekkürler. Geri bildiriminiz bana bu incelemeyi geliştirmemde yardımcı oluyor, bu da sonuç olarak herkese yardım ediyor. Eğer bana yazıp da bir hafta içinde yanıt alamazsanız yine yazın. Bazen kazara bazı mailleri kaybediyorum.

Orijinal, bilinci beden dışına aktarma tekniğiyle işimi bitirmiş durumdayım. Birçok kişi bu imgelemeyi çok zor buluyor ve bunu yaparken de değerli enerjiyi kaybediyor. İmgeleme tüm projeksiyon tekniklerindeki en büyük problemdir. Bunun üstesinden gelmek için çok daha etkin olan, daha basit bir teknik geliştirdim.

En genel problemler şunlardır:
1. Dışarı, kendi önüne imgeleme
2. Başarılı görünen bir projeksiyondan sonra felç
3. Korku
4. Projeksiyonu hatırlamak

1. Dışarı, kendi önüne imgeleme

İmgeleme sayesinde bilinç noktanızı bedenin dışına odaklamak, basitçe astral vücuda baskı uygulamanın bir yoludur. Daha önce bu seride verdiğim metottan başka bunu yapmanın birçok yolu bulunmaktadır. Bundaki en büyük problem, kendinizi içinde bulunduğunuz pozisyondan farklı bir yerde hayal etmenizin gerekmesidir.

Örneğin, Eğer yatıyorsanız, yataysınızdır ve bedeninizi yatağın bir ayak uzaklığında, ayakta hayal etmeye çalışacaksınız ki bu dikeydir. Bu, projeksiyon yapmanın bir sandalyede niye daha kolay olduğunun nedenlerinden biridir. Sandalyede dikeysinizdir ve kendinizi önünüzde dururken (dikey) hayal edersiniz. Oturmak ve ayakta durmak, her ikisi de dikey pozisyonlardır. Gözlerinizi kapatın ve kendinizi yerde yatar vaziyette hayal etmeye çalışın. Ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Tek zorluk bu değildir. Kendinizi asıl bulunduğunuz noktadan daha farklı bir yerde hayal etmenizi gerektiren herhangi bir imgeleme tuhaftır ve dolayısıyla çok zordur. Bu, inanıyorum ki, birçok başarısızlığın sebebidir. Projeksiyonun kendisinde kullanılabilecek pek çok enerji buna çabalarken kaybedilir.

Projeksiyon yapmayı öğrenirken imgeleme insanlar için büyük bir engeldir. Pek çok kişinin onunla sorunu vardır çünkü gözlerinde canlandırdıkları şeyi tam anlamıyla görmeleri gerektiğini düşünürler, bu böyle değildir. Şeyleri açıkça gözünde canlandıran kişiler aslında tam olarak bir şey görmüyorlardır. Eğer görüyorlarsa bu artık gözde canlandırma değil, durugörüdür.

İmgeleme, bir şeyin nasıl göründüğü veya hissettirdiği hakkında zihin gözünüzde bir simge yaratabilme yeteneğidir. Daha doğru bir adlandırmayla, gerçeğin hayali bir algılanması olan fantezi kurmak. Birçok kişi hiç imgeleme yapamadıklarını söylemektedirler ama yine de şık fanteziler üretebilmektedirler.

Bu problemi çözmek için bu işin aynısını yapacak olan zihinsel eller tekniğinin basit bir uzantısını geliştirdim. Eğer rahatlama egzersizlerindeki zihinsel elleri becerdiyseniz tamamdır. Bunda hiçbir zorlukla karşılaşmayacaksınız.

Zihinsel Eller Projeksiyonu

Yatağınızın veya sandalyenizin üstüne uzunca bir kurdele asın. Göğsünüzün üzerinde asılı ve ucuda kol mesafesinde içinde olsun. Eğer sandalye kullanıyorsanız, bir ayak uzaklıkta ve kol mesafesinde asılı olsun. Not: Bu sadece görsel yardımdır.

Bir sonraki projeksiyon denemesine başlamadan evvel uzanıp kurdeleyi tutma alışkanlığını edinin. Nerede olduğunu ve nasıl bir his verdiğini hatırlayın. Bu kurdeleyi kendinizi beden dışına çekmek için kullanacaksınız.

Bölüm üçte anlatıldığı üzere projeksiyonunuza başlayın. Trans durumuna geçtiğinizde, kendinizi dışarıda hayal etmek yerine kendinizi kulaç kulaç bedeninizden çıkarmak için zihinsel ellerinizi kullanın. Zihinsel ellerinizle uzanın ve kordondan yukarı tırmandığınızı hayal edin. Kolunuzu her attığınızda kendinizi fiziksel bedeninizden biraz daha çıktığınızı hayal edin. Bunu yaparken herhangi bir kasınızı germemeye dikkat edin. İrade gücü olarak elinizde ne varsa bu işe verin.

Kendinizi dışarı çıkarmak için zihinsel ellerinizi kullanırken nefes farkındalığını bırakabilirsiniz. Zihinsel ellerle kurdeleye tırmanmak zihninizi tamamen kaplayacak ve diğer bir zihinsel egzersizi lüzumsuz kılacaktır.Bu, sahip olduğunuz her gram enerjiyi karmaşık bir imgeleme egzersizinde harcamak yerine tek bir aktivitede, projeksiyonda toplayacaktır.

Kurdeleye tırmanırken fiziksel bedeninizden serbest kalıyor olduğunuzu hayal edin. Her yeni el atışta biraz daha yükseldiğinizi hayal edin. Serbestçe süzüldüğünüzü hissedin. Astral vücuda basınç verildikçe mide çukurunuzda hafif bir baş döndürücü his hissedeceksiniz.

2. Başarılı görünen bir projeksiyondan sonra felç

Her şey iyi gidiyor gibi görünürken, tüm hisleri, ağırlığı, kalp çakrasının gümbürdemesi hissettikten sonra bu olur. Ama hiçbir şey olmaz. Orada, kımıldayamaz halde, hafif hissederek ve uçar gibi bir hisle yatarsınız. Bu uyanma felcinin bir başka türüdür.

Başınıza gelen şudur, projeksiyon refleksini çalıştırdınız, eterik vücut genişledi ama sadece kısmi olarak astral bedeni serbest bıraktı. Bu, uyanma felcine çok benze.

Böyle bir şey olduğunda bundan kurtulmanın yolu, zihinsel ellerinizle kurdeleye tırmanışınıza daha fazla güç yüklemek, tüm iradenizi bunu yapmakta kullanmaktır. Bu, astral bedene projeksiyonu bitirmenizi sağlayacak yeterli baskıyı verecektir. Eğer bu işe yaramazsa kuvvetli bir olasılıkla, zaten projeksiyon yapmış ve fiziksel veya eterik bedeninizde merkezlenmiş olabilirsiniz.

Eğer durumun bu olduğunu düşünüyorsanız ve bunu kırıp geçemiyorsanız kullanın. Yapabildiğiniz kadar inceleyin, deney yapan, hissedin, göz kapaklarınızın ardından görün, arkanıza bakmayı deneyin. Deneyebileceğiniz bir başka şey ise bunu lusid rüyaya çevirmektir. Bir fanteziye veya gitmek istediğiniz bir yere odaklanmaya çalışın. Bunu zihninizde yaratın böylece kendinizi buna ayarlamış olursunuz.

Uyanma felcinin yukardaki koşuluna ilişkin yeterli şey bilinmemektedir. Onun hakkında veya onunla birşeyler yapmayı keşfederseniz lütfen bana e-mail atın. Başkalarına yardımcı olabilmek için bu bulguları gelecek bir yazıya katacağım.

3. Korku

Pek çok kişi bana projeksiyon esnasındaki korku hislerini yazdı. Bu, bazı insanlar için aşması gereken doğal bir bariyerdir.Bazıları onu ”Eşikte yaşayan” diye adlandırır. Bu sizin kendi iç korkularınızın bir tezahürüdür. Çocuğun sebepsiz yere karanlıktan korkması, bilinmeyenin korkusu gibi.

Birçok kişi, projeksiyon yapmalarına engel olan şeytani bir şeylerin veya kötü bir ruhun onları beklediğini hisseder. Bu cesaretle karşılanmalıdır! Bunu özgürce projeksiyon yapmadan önce geçilmesi gereken bir test gibi, bir sınav gibi görün. Bir kere projeksiyon yaptığınızda ve onunla yüzleştiğinizde bunun ufalanıp yok olan boş bir tehdit olduğunu fark edeceksiniz.

Hayatım boyunca, astral formumla yüzlerce kez projeksiyon yaptım ve hiç saldırıya uğramadım. Kendime ilk kez bilinçli olarak projeksiyon yapmayı öğretirken benimde çok güçlü korkularım vardı.

Bir de düşünülmesi gereken şu vardır. Astral formdayken siz yaralanmazsınız ve vücudunuzun projeksiyon esnasında sizi koruyan mükemmel sistemleri vardır. Genişlemiş eterik iradeniz, en ufak bir tacizde veya dostça olmayan dokunuşta anında tepki gösterecektir. Ne kadar uzakta olursanız olun sizi bir saniyede geri çekecektir.

Korkuyu yenme yolları:

· Gündüz projeksiyon yapmak

· Evdeki birçok ışığı yanık bırakmak

· Bir arkadaşla projeksiyon yapmak (Birleşik projeksiyon)

· Projeksiyon için inandığınız tanrıya dua etmek

4. Projeksiyonu hatırlamak

Eğer projeksiyonunuz uygun bir şekilde olmuş görünüyorsa ama sadece yatakta yattığınızı ve sonrada uykuya daldığınızı hatırlıyorsanız, problem astral deneyimi hatırlamak olabilir.

İşte hatırlamamaya karşı yapacağınız şey. Uyanır uyanmaz kalkın ve o anıları geri çekin. Oturun ve yoğun düşünün. Her sabah birkaç sakin dakikanızı ayırın ve bunu yapın. Bu projeksiyonlarınızı ve rüyalarınızı hatırlamada sizi eğitecektir.

Bu sakin zaman sırasınca, bir şeylere rastlayıncaya kadar aklınızdan anahtar cümleler geçirin. Şunun gibi şeyler söyleyin: Yürüyordum….. Falancayla konuşuyordum……….. Filan yere gidiyordum………….. Şuranın tepesindeydim……………. Şu yerin üzerinde uçuyordum…………. Şuranın içindeydim……. Bunlar sizi uzerine kilitlenebileceğiniz bir anı parçasına rastlamanızı sağlayabilecek cümle örnekleridir. Kendiniz için daha fazla cümleler bulun.

Zihninizde hatırlanacak bire şeyler varmış gibi hissetmeyebilirsiniz. ama sıkıca deneyin ve bunun için ciddi bir güç sarf edin. Onlar oradalar sadece ulaşıp yerlerini tespit etmeniz gerekiyor. Bir kere bir anı parçasına kitlendiğinizde çok daha fazlası tespit edilebilir. Bu şekilde ne kadar çok şey hatırlayabildiğinize şaşacaksınız.

Bu anıları hatırladığınız anda yazmak çok önemlidir. Çok canlı ve unutulmaz gibi görünebilirler ama eğer onları kaydetmezseniz birkaç dakika içinde kaybolacaklardır. Birkaç anahtar kelime yeterlidir.

Hatırlamaya yardımcı olacak bir başka yardım ise projeksiyon öncesi veya yatağa gitmeden evvel kendinize post hipnotik önermeler vermektir. Bu bir onaylama şeklinde olabilir. Şu gibi şeyler söyleyin ” Bu gece yaptığım her şeyi hatırlayacağım” İyice fenalık gelene kadar bunu tekrar edin.

Son olarak, Her projeksiyon için bir görevinizin olması yardımcı olur. Özellikle yapmak istediğiniz bir şey. Bunu onaylamayla birleştirin ve kendinizi bunu yapmaya programlayın. Örneğin şöyle deyin: Plaja gideceğim ve hatırlayacağım ki…… Plaja gideceğim ve hatırlayacağım ki……….

Son olarak, ilk birkaç projeksiyonunuzu çok kısa tutmayı hatırlayın. Bu kesin bir zorunluluktur. Hatırlayabildiğiniz 30 saniyelik bir projeksiyon, her gece yapıp da unuttuğunuz projeksiyonlardan çok daha önemlidir.

DSS

KOMPLO TEORİLERİ /// Bekir Hazar : Neden içeriden geliyorlar ??

taksim-gezi-parkindan-yeni-haber-taksimde-son-durum-_649365_720_400.jpg

Neden içeriden geliyorlar

İçeride birbirimizi boğazladığımız için dünyayı anlayamıyoruz.
Çünkü kendimizle didişmekten dışarıya ayıracak zaman bulamıyoruz.
Ne zaman dünyaya açılsak bir EL devreye giriyor.
Saat gibi bizi tekrar horoz dövüşüne kuruyor.

Halbuki dünyada çıkarlar savaşı var.
Komünist ÇİN fena geliyor.

MAO’nun çocukları kapitalist dünyayı PARA ile esir almaya hazırlanıyor.
Çin parası YUAN’ın değeri çok düşük.
Mallarının ihracatını artırıyor bu değer.

Dünya YUAN’ın değerini yükseltmek için ÇİN’le savaşıyor.
Ve dünün aç-sefil ÇİN’i sadece ABD’den 1 trilyon dolarlık şirket hissesi alıyor.

1 trilyon doları bir çekse ABD çökecek.

Rakamlar ve ekonomik savaş ABD’li PARA baronlarını da dehşete düşürüyor.

Onların uykularını kaçıran bir ülke de Türkiye.

Türkiye ve Çin’i 6 yıl sonra dünyanın SÜPER GÜCÜ olarak görüyorlar. İşte bu düşünce ile hamle üzerine hamle yapıyorlar.

Türkiye’ye yapılan saldırıların tamamında bu gerçek var. İsrail devletine çalışan Prof.David Passig’i önceki gün yazmıştım.

2050 adlı kitabın yazarı Prof. Passig "Türkiye süper güç" diyordu.
Bugün size George Freidman’dan bahsedeceğim.
O bir ABD’li NEOCON ahalisinden…
Macaristan doğumlu bir Yahudi.

Ekonomi, siyaset, ordular konusunda akademik geçmişi olan bir uzman.

Harp okullarındada, Milli Savunma Üniversitelerinde dersler veriyor.
Staretejik tahminler yapan, CIA’ya bilgi yağdıran STRATFOR’un da kurucusu.

Freidman ABD başkanlarına da danışmanlık yapıyor.
Ve diyor ki; "Rusya çökecek, Çin büyük bir kriz yaşayacak, Almanya-Fransa ortaklığı dağılacak."

Ekliyor Freidman; "Türkiye SÜPER GÜÇ olacak.

Hem Türk Cumhuriyetlerini hem de Arap dünyasını etrafını toplayarak BİRLİK kuracak.

Türkler tarih sahnesine İMPARATORLUK olarak dönecek"
Ve tarih de veriyor Freidman.

2040 yılında bu ülkenin bölgesinde ve dünyada SÜPER BİR GÜÇ olacağı konusunda bas bas bağırıyor.

Türkiye’nin İslam coğrafyasındaki gücü belli.

Balkanlarda Arnavutluk, hatta Sırbistan’la bile ilişkileri gelişiyor.
Kafkaslarda Gürcistan ve Azerbaycan ile ittifak kurdu.
Türkiye doğası gereği lider bir ülke.

Bu sözlerin tamamı CIA’ya çalışan uzman Freidman’a ait.
Bölgede benzerimizin olmadığını söylüyor.

Şimdiden "BÜYÜK TÜRKİYE İMPARATORLUĞU" öngörüsünün temellerinin atıldığını belirtiyor.
Canlı bir ekonomi, güçlü bir ordu.
Stratejik konum mükemmel.
SÜPER GÜÇ olmak için her şey var.

Gelecekte Osmanlı’da olduğu gibi biraz farklı yapıda da olsa bir çok bölgelere valiler atayabilir. Araplar’ın Türkiye’ye bakışı bir tür aşk nefret ilişkisi.

BATI’yı değil Türkiye’yi tercih ederler.
Orduları çok zayıf.
Arapların en büyük sorunu onları yönlendirecek dış gücün kim olacağı.

Türkiye bu coğrafyada tercih sıralamasında daima birinci GÜÇ.
İşte bunları söylüyor Freidman.

Ama bir sıkıntıya dikkat çekiyor. Diyor ki, "Türkiye’nin önündeki engel dışsal tehditler değildir.

En büyük engelleri İÇSEL TEHDİTLERDİR".
BİNGO…

Ne zaman söylüyor bunları Freidman…
Tam dört yıl önce 2010 senesinde.

İşte Çin’le boğuşan BARONLAR ve Türkiye’nin Süper GÜÇ olmasından korkan PARADORLAR, Faizci tefeci Bankerler, PETRODORLAR Freidman’ın öngördüğü İÇ TEHDİDE sarıldı son yıllarda.
İÇERİDEN geliyorlar…
Ve hep İÇERİDEN gelecekler.

Çünkü BÜYÜK TÜRKİYE’yi durdurmanın tek yolu İHANET.

Osmanlı’yı da böyle içeriden yıkmadılar mı?

Bekir Hazar

KOMPLO TEORİLERİ /// İBRAHİM KARAGÜL : Neoconlar Türkiye’yi ele geçirmek üzere

neo-con-war-short1.jpg

Neoconlar Türkiye’yi ele geçirmek üzere!

Amerikan aşırı sağı, üç yıl önce başlattığı; "Türkiye’de iç siyaseti yeniden dizayn etme" kampanyasının sonuna geldiğini düşünüyor. Daha şimdiden zafer çığlıkları atıyor. İsrail aşırı sağı ile birlikte, Türkiye’deki ortakları üzerinden uyguladıkları senaryonun bir benzerini, belki de daha rafine olanı tekrar uyguluyorlar.

Onlar sadece Irak’ı ele geçirmediler. Yanı başımızda yüz binlerce insanı katletmediler. Türkiye için de bir işgal senaryosu hazırladılar. Bütün bölgeye yönelik yıkım senaryoları çerçevesinde Türkiye’yi de ele geçirme serüvenine kalkıştılar.

Türkiye’de, iç siyasi krizi tartışırken bu boyutunun ihmal edilmesi bu ülkenin tamamına büyük zarar verecek. Daha önce de böyle oldu. Parti kapatmalardan bölgesel operasyonlara kadar onlar her zaman krizin merkezinde yer aldılar. Krizi yönettiler ya da yönlendirdiler. Birilerini hedef tahtasına koydular, ona karşı savaş ilan ettiler, kamuoyunu harekete geçirdiler, kurumlar üzerinden tüketmeye çalıştılar.

28 Şubat böyle bir operasyondu. İçimizdeki "yanıklar" bunu yıllar sonra anladı. Ne çabuk unutuldu? Bugünkü süreci o krizle ilişkilendirmek istemeyen çok. Doğru, farklı yönleri çok, tam da örtüşmüyor. Ancak onlar için semboller, siyasi söylemler, gündelik kavgalar değildi benzeşmesi gereken. Merkez iktidarın kontrolüyle bölgesel dizaynın örtüşmesiydi gerekli olan. Bu yüzden Yeni Ortadoğu için, küresel 28 Şubat için o krizi çıkardılar. Bu yüzden Irak işgali öncesinde Türkiye’de ciddi bir iç dizayn yaptılar. Şimdi, belki İran için belki bölgesel düzeyde başka projeler için yeniden ayarlama yapmaya girişiyorlar.

Türkiye’de rejim meselesi ekseninde kurumlar harekete geçirilirken, devlet iktidarı refleksiyle çatışma alanları alabildiğine genişletilirken ABD’de derin iktidarı, Anglosakson ırkçılığını temsil edenler paralel bir çalışma içinde oldu hep. Bunu görmezden gelemeyiz. 2005 yılından bu yana, üç yıldır yürütülen bu kampanyaya gözlerimizi kapatamayız. İslam ve tehdit söylemi üzerinden bu ülkenin yerel gücü, direnci kırılıyor. Irak işgaline direnen, İran saldırısına direnen, Filistin veya Lübnan fark etmez, bölgesel pozisyon almaya dönük motivasyon yok ediliyor.

Bütün bölgeyi kana bulayanların Türkiye’de sokakları bölmesine, çatışmayı teşvik etmesine karşı duramazsak yarın bu ülkede çok keskin bir etnik kavga başlayacak demektir. Bu şer odaklarının senaryoları ile içeride "ülke bütünlüğü" ve "vatanseverlik" adına, "Türkiye’yi kurtarma" adına harekete geçenlerin birbirleriyle bu kadar içli dışlı olmalarını hiçbir zaman anlayamadım. Türkiye de anlayamadı.

Birilerini "Amerikancı" diye vuranlar kendileri Amerika’nın en derin, en şahin, en kanlı odaklarıyla iş tutmasını anlamam benim açımdan mümkün değil. Bu bir işgal seferberliğidir. Bütün bölgeyi ele geçirmek isteyenlerin Türkiye’ye kurduğu ağır bir tuzaktır. Bu tuzak içimizde çok derin yaralar açacaktır. Bu toplumun bir kesiminin üzerine "satılmışlar" diye saldırı başlatırken o canilerle nasıl el ele olabiliyorsunuz, bunu nasıl kabullenelim?

Mesele sadece AK Parti meselesi değil, Türkiye meselesidir. Bunu hep yapıyorlar. Bu ülkenin kaderiyle her zaman böyle oynuyorlar. Kendi çıkarları için, hesapları için, iştahları için. İslam’a saldırdılar. Müslümanlara saldırdılar. Şehirlerimize saldırdılar. Yüzyıllarca birlikte yaşayanları birbirine düşürdüler. Mezopotamya’yı kam gölüne çevirdiler. Türkiye’yi tarihinin en büyük krizleriyle baş başa bıraktılar. Bunları tanıyalım artık!

Tetikçileri neler yazıyor, nerelerde yazıyor, kimlerden talimat alıyor bakalım: Daha birkaç gün önce "The Wall Street Journal"da yazan, yıllardır patronları adına iç savaş senaryoları tezgahlayan bir küstah adam, hem ABD ırkçılarından hem Türkiye’deki bazı çevrelerden beslenerek çirkin yazılar yazıyor. Burada öncelikle Türkiye’ye karşı işlenen bir cürüm var, saygısızlık ve hakaret var. Bu ülke için El Kaide senaryoları yazdılar. Bu ülke için şeriat senaryoları yazdılar. Bu ülkenin iktidar partisinin kapatılması için üç yıldır kampanya yapıyorlar. Bu ülkenin Başbakanı için ağza alınmayacak hakaret ve küfürler savuruyorlar.

Tayyip Erdoğan Putin’miş, diktatörmüş, durdurulmalıymış, Türkiye otokratik rejim oluyormuş! Sizin haktan, adaletten, özgürlükten, demokrasiden, dürüstlükten, erdemden söz edecek yüzünüz mü var? Biz sizi tanımıyor muyuz? Siz değil miydiniz darbe çağrıları yapan, darbecilerle ittifak yapan? Siz değil miydiniz Türkiye’de iç savaş isteyen? Siz değil misiniz bu bölgede bir çok ülkeyi işgal listesine koyan? Bu ne utanmazlık böyle!

Michael Rubin’i getirip Türkiye’de Başbakan yapalım. İstedikleri gibi bir vesayet yönetimi kuralım. ABD’nin neoconları da tatmin olur Türkiye’nin neoconları da. ABD işgallerine karşı duranların bu adamları alkışlaması anlaşılabilir bir şey değil.

Ama yapıyorlar. Washington-Ankara arasındaki güç ittifakı AK Parti’yi tasfiye etmek, Tayyip Erdoğan’ı siyaset sahnesinden silmek için inanılmaz enerji sarfediyor. Neden? Bu sorunun cevabını dikkatle bulmak gerekir. Gündelik söylemlerin arkasına uzanıp gerçek ittifakın ve senaryonun ne olduğuna bakmak gerekir. Rubin gibi ırkçı söylemleri olan birinin Harp Akademileri’nde uzman olarak konuşturulması, Türkiye’nin iç işlerine bu kadar müdahale edebilmesi, bu ülkenin Başbakanı’na Bin Ladin diyebilmesi hazmedilir bir şey değil. Bıraktık her şeyi. Hiç kimsenin bu ülkenin kurumlarına, örgütlerine, liderlerine bu şekilde sövmesini hazmetmemeli Türkiye.

Bir yıl önce, "AK Parti’ye karşı yargısal süreç işletilecek" dedi, işletildi. Kapatılacak ve bölünecek diyor. Devam ediyor, siyasi yasağı da geçti, tutuklamalardan söz ediyor.

Bu adamın kafası bu kadar çalışmıyor. Kurye bu kurye! Oradan oraya laf taşıyor, tetikçilik yapıyor, konuşuyor, yazıyor. Kim adına! İşte buraya dikkat.

Bir yıl önce, "AK parti"ye neocon tuzağı" başlığıyla bu senaryolu yazmıştım, 9 Mayıs 2007’de. Tuzak işledi ve bu noktaya getirildi. İçerideki ve dışarıdaki neoconların tezgahı işliyor. Ne için? Bütün bölgeyi savaş alanına dönüştürmek için. Vatanseverlik, ülke bütünlüğü sizi kandırmasın. Aldatıyorlar hepimizi, aldatıyorlar!

Ama anlamıyorlar. Bu oyun geri tepecek!

İBRAHİM KARAGÜL

KOMPLO TEORİLERİ : İlluminati Nedir ?

İlluminati nedir ? Çoğu insan bunu bilmiyor, bilenlerin de bir kısmı yanlış biliyor. Bunu anlatan siteler var fakat bir makalede herşeyi anlatmaya çalışmışlar, bu daha fazla kafa karışıklığına sebep olur. Size bu makalemizde Türkçe karşılığı aydınlatılmış olan illuminatinin temel amacını anlatacağız. İlluminati, (çoğul bir sözcük olup tekili Latince: illuminatus, Türkçe: aydınlanmışlar) tarihteki adıyla Bavyeralı İlluminati, […]

İlluminati nedir ? Çoğu insan bunu bilmiyor, bilenlerin de bir kısmı yanlış biliyor. Bunu anlatan siteler var fakat bir makalede herşeyi anlatmaya çalışmışlar, bu daha fazla kafa karışıklığına sebep olur. Size bu makalemizde Türkçe karşılığı aydınlatılmış olan illuminatinin temel amacını anlatacağız.

İlluminati, (çoğul bir sözcük olup tekili Latince: illuminatus, Türkçe: aydınlanmışlar) tarihteki adıyla Bavyeralı İlluminati, batıl inanca, ön yargıya, dinin sosyal hayat üzerindeki etkisine, iktidarın kötüye kullanımına karşı Aydınlanma Çağı döneminde 1 Mayıs 1776′da kurulmuş gizli bir topluluk.

Modern İlluminati; zihin kontrolü uygulayarak, hükümetleri ve kuruluşları ele geçirerek Yeni Dünya Düzeni’ni sağlamak amacıyla hareket ettiği iddia edilen, monarşileri yıkmayı, dini inançları yok etmeyi, ulus devletleri ve vatanseverliği sonlandırarak sosyal düzeni alt üst etmeyi planladığı öne sürülen; ancak faaliyeti ve varlığı kanıtlanamamış bir yapılanmadır. [1] Bazı komplo teorisyenleri, İlluminati üyelerini ışığın insanları ya da aydınlanmışlar olarak addetmektedirler.

İlluminatinin tarihi çok eskidir. 1 Mayıs 1776 da kurulmuştur. 1785 te Baveryan hükümeti tarafından dağıtılan grubun tüm dökümanları yayınlanmıştır. O tarihten sonraki illuminati topluluğu sürekli gizli kalmıştır. Hala topluluğun kesin varlığı hakkında bir bilgi yoktur. Örgütün temel amacı yeni dünya düzenini kurmaktır. Yeni dünya düzeni bütün dünyayı tek dil, din, devlet altında toplamaktır.(Bunu 3D olarak aklınızda tutabilirsiniz.) Örgüt amacını istediği kadar (yani çok az) anlatmıştır.Ve Örgüte ait simgeleri her yere yaymaya çalışır.Bu onları güçlü gösterecektir.

Şimdi ise illuminati örgütünün başında 10 kişi olduğu ve bu 10 kişinin tüm dünyaya hükmettiği düşünülmektedir. Amerikan başkanlarının da illuminatiye hizmet ettikleri sağlam görüşlerdendir. Önceki makalelerimiz de anlattığımız Subliminal mesaj, Backmasking, 25. kare tekniği bu örgütün vazgeçilmez silahlarıdır. Diğer makalelerimiz de bu yollarla anlatılan bilgilin ne kadar etkli olduğununu anlatmıştık.Bu yollarla amaçlarını yaymaktadırlar.

Yazar Texe Marrs, “Süper zenginlerin yönettiği bir Dünya Komplosu”ndan bahsettiği kitabında, dünyaya hakim olan bu güce bu adı uygun görmüş. Kitabın satırları arasına gömüldükçe ve sayfalar arasında ilerledikçe inanması güç iddialarla karşılaşıyorsunuz.

Dünyayı 10 kişi yönetiyor

Yazara göre, dünyayı kendilerine “bilge adamlar” adını veren, 10 kişi yönetiyor. İlluminati’nin güç şebekesi, dünyanın en güçlü kişilerinden, yatırımcılarından, şirket başkanlarından ve siyasilerden oluşuyor. “İç çember” denilen en tepedeki 10 kişiye bağlı 300 kişi ise onların alt kadrosunda yer alıyor ve talimatlarını yerine getiriyorlar. 10 kişilik “bilge adamlar” grubunda Fransa’dan, üç, ABD’den iki, Kanada, Avusturya, İngiltere, İspanya ve Güney Afrika’dan birer üye bulunuyor. Yazar, burada Fransa’nın üç üyelikle ilk sırada yer almasının yanıltığı olduğunu, Kanada’nın bir üyesinin de ABD’nin üçüncü adamını tamamladığını belirtiyor.

Hedef tek dünya devleti kurmak

“İç çember” üyelerinin ortak özelliği Dış İlişkiler Konseyi, Bilderberg, Trilateral Komisyon, Mahson Tarikatı, Kafatası ve Kemir Tarikatı, Aspen Enstitüsü, Malta Şövalyeleri, Opus Dei, Roma Kulübü, Bohemian Grove, Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Federalleri üyesi olmaları. İlluminati Komplosu’nun hedefi, başkenti Kudüs olan bir dünya devleti kurmak. Kitabın, sonunda illuminati piramidinin üstünde bulunan “bilge adamlar”a hizmet eden isimlerden bir kısmı, unvanlarıyla birlikle verilmiş. Türkiye’den kimse var mı diye baktık ancak, ne hikmetse kimseyi bulamadık! İlginç değil mi?

İlluminati nasıl çalışıyor?

Yılda bir kez biradaya gelen İlluminati üyeleri, hedefledikleri dünya devletini kurmak için planlar yapıyorlar. Bu planların içinde çeşitli ülkelerde ekonomik krizler çıkararak, ülkeleri sömürmek, savaşlar çıkarmak, “Daha Fazla Savaş” ilkeleri gereği savaşların sürekliliğini sağlamak, çeşitli hastalıklar icat etmek, (kitapta, AIDS ve HIV’in ABD’deki askeri araştırma laboratuvarlarından dünyaya yayıldığı iddia ediliyor.) nüfus azaltıcı çalışmalar yapmak, etnik temizliği desteklemek ve 11 Eylül örneğinde olduğu gibi terör yaratarak, “anti-terör yasaları” çıkarmak. Yazarın iddiasına göre, 11 Eylül saldırısı için FBI bazı Arapları kullandı ve bombaları temin etti. İlluminatı’nın ilkelerinden en önemlisi “Kaostan kaynaklanan düzen”. İlluminati, kendi düzenini çıkarmak için sürekli kaos yaratmak zorunda.

KOMPLO TEORİLERİ : Bekir Hazar : Jeff’in düdükleri

1661775_659383587442715_2083237207_n.jpg

Jeff’in düdükleri

Morton Isaac Abramowitz ve Eric Edelman…
BARONLARIN para yüklemesi yaptığı Bipartisian Policy Center üyesi.
İşleri güçleri bu aralar Türkiye’ye sallamak.
Geçtiğimiz ay BPC adına bir rapor hazırlayıp, Türk hükümetine ağır hakaretlerde bulunmuşlardı.
Onların yazmıştım bu sütunlarda.

Siyonizmin "Tek Dünya Düzeni" sloganı için yırtanan CFR üyesi olduklarından girmiş, İsrail aşklarına kadar örnekler vermiştim.
İkisi de Musevi’ydi.

Edelman Türkiye’de elçilik yapmıştı.

Abramowitz "ABD yönetimi Tel Aviv’i Ankara’ya tercih ederiz demeli" çağrısı yapmıştı.
Ömürlerinin sonbaharında kendilerini "Erdoğan’ı itibarsızlaştırma" projesine adadılar.
Kendi açılarından haklılar.

Çünkü maaşları dolaylı olarak Musevi Rotschild Hanedanı ve BARON Rockfeller’den geliyor.
Önceki gün yine görevlerini yaptılar.

Washington Post’ta oturup birlikte makale yazdılar.
Obama’yı Türkiye’ye karşı sessiz kalmakla suçladılar.
Erdoğan’a 17 Aralık operasyonu nezdinde müdahaleye çağırdılar.
Bu da gayet normal bir çağrı.
Çünkü adamlar darbeci.

Gittikleri hemen her ülkede darbeler yaptırmışlar, paramparça etmişler.
Musevi BARONLARIN genlerine zerk ettiği virüsle darbe klonlaması yaşıyorlar.
Daha ne olsun?

Bizim mümtaz basın hala bu adamların kim olduğunu bilmiyor.
Aslında biliyor da işin o tarafına bakmadan DARBECİLERİN makalesine bodoslama atlıyor. "ABD’den uyarı" diye yazıyorlar.
Eskiden olsa Türk halkı etkilenirdi.
Tek tip BARONLAR medyası vardı o zamanlar.
Yedirdikleri kadar yediriyorlardı.

Ama artık adamların ipliği pazara çıkıyor.
Halk bu Türkiye düşmanlarını ve arkasındaki GÜÇLERİ biliyor.
Medyamızın tatlı su sazanlığını görüyor.

Ama balık balıktır… Balıktan AT doğmaz.
Türkiye’ye müdahale çağrısına sayfalarını açan Washington Post’a gelince…
Sahibi Jeff Bozes…

Annesi Jackliyn hanımefendi onu doğurduğunda 18 yaşından küçüktü.
Jeff doğduğu gün babası evden kaçtı.
Annesinin ikinci eşi PETROL mühendisi Miguel Bezos’un soyadını aldı Jeff.

23 yaşındayken Fitel adlı şirkette işe girdi.
Ve orada en büyük müşterileri ile ilişkileri yönetmeye başladı.
O en büyük müşteri Musevi Levy’in kurduğu banka Salomon Brothers’dı.

Salomon Brothers ile tanışmadan sonra bizim Jeff, "Yürü ya JEFF"e dönüştü.

Yatırım bankası olan Bankers Trust Company’e transfer oldu.
10 ayda, 26 yaşında Banker Trust tarihinin en genç başkan yardımcısı oldu.

Ve derken Forbes’a göre 19 milyar dolarlık servetle dünyanın en zengin 17. adamı haline geldi.
Yani sizin anlayacağınız Washington Post İsrail çıkarlarına hizmet eden bir PARA impratoruna ait. "Para" Edelman ve Abramowitz gibi adamlara düdük çaldırır.

Türkiye’ye operasyon yapanların arkasında hep PARADORLAR olduğunu boşuna söylemiyoruz.

Saldıranlar veya saldırtanlar hep banker çıkıyor. "Türkiye’de faizler artmalı" diye tellallar bağırtıyorlar.
PARA’ya bakacaksın fotoğrafı çekeceksin.

PARA, Erdoğan’ı devirerek yüksek faiz düzeninin kurdurulacağı Türkiye’de soygun yapmak istiyor.

PARA PARA’yı çeker boşuna dememiş BARONLAR.
Kılıçdaroğlu ABD’ye gittiğinde Sarıgül’ün adaylığını açıklamıştı.
Sonrasında da Obama’yı Erdoğan’a müdahaleye çağıran Edelman-Abramowitz düdükleri ile yemekte buluşturulmuştu.
Neden onu buluşturdular acaba?
Kemal Bey bilmiyordur bence…

Bekir Hazar

KOMPLO TEORİLERİ /// Bekir Hazar : İş adamı

freemason.jpg

İş adamı

Başbakan Erdoğan’ı izledim dün.
Hükümeti eleştiren TÜSİAD’a öfkeliydi.
Haksız buldum bu öfkeyi hatta yakıştıramadım.
Zira ortada bir gerçek vardı.

TÜSİAD bir BARONLAR kulübüydü.
Ondan beklenen görevini yapıyordu.

Son TÜSİAD toplantısında kürsüye İshak Alaton çıktı. "Hepinizden utanıyorum" dedi. "TÜSİAD 12 Eylül
darbesini destekledi mi desteklemedi mi?" diye sordu.

1997 yılında hazırlanan TÜSİAD raporunu gündeme getirdi.

Ve o günkü TÜSİAD yönetimine diktiği gömleği şu ifadelerle haykırdı;

"Bizim demokrasi arayışı ile ilgimiz yok dediler.
Bizim işimiz para kazanmak demeye getirdiler."

Evet darbelerde TÜSİAD var mıdır yok mudur?

Gelin 28 Şubat’a uzanalım biraz.

TÜSİAD hükümeti düşürmek için 1997’de bir tezgah hazırladı.
Bilim adamlarına maksatlarına uygun rapor hazırlattı.
En zengin ve seçkinler kuruluşudur TÜSİAD.
Siyasi faaliyetleri Türkiye ile sınırlı değildir.

Bünyesindeki bazı özel kişiler vasıtasıyla ABD’nin en etkin askeri, ekonomik ve politik kuruluşu olan CFR’ye kadar uzanır.

Bünyedeki bu özel kişiler, hem TÜSİAD’ın hem de ABD’nin en etkili ve politik GÜCE sahip şirketler topluluğu olan "Business Raund Table"ın üyesidirler.

Business Raund Table sadece Amerika’nın değil, dünya siyasetinin tek yetkili kuruluşu olan CFR ile beraber çalışır.

CFR, Yahudilerin dünya politikasını kendi kontrolleri altında tutabilmek için Yahudi Walter Lipmann tarafından kurulan bir teşkilattır.

Rivayet odur ki;

TÜSİAD’ın meşhur Ocak 1997 raporu, "Business Raund Table" vasıtasıyla ABD’deki CFR’ye iletildi.
CFR’de Pentagon’a havale etti.
Pentagon’dan JİNSA’ya ulaştı.

Jinsa da Çevik Bir’e iletti ve Pentagon’dan gerekli talimat verildi;

"Hükümeti bertaraf etmek için Meclis dağıtılmayacak.
Müdahaleyi askerler, uygulamayı siviller yapacak.

Çok önceden Makovsky tarafından anahtarları tespit edilen 18 maddelik talep listesi de hükümete uygulattırılacak." İşte kim, neyi nasıl yaptırıyor, herşey ortada.
O dönemi zamanın Adalet Bakanı Şevket Kazan aynen böyle aktarıyor.

CFR ABD’yi yıllardır yöneten, başkanlardan genelkurmay başkanlarına kadar seçen kurumdur.
Yahudi işadamları üyesidir.

Busienss Round Table ise TEK DÜNYA DÜZENİ teorisini geliştirdi.

Bu teoriye göre şekillendirilecek organlar, üstlendikleri görevlere göre kendi aralarında bir irtibat ağı kuracak, bilgi alış verişinde bulunacak ve dünya ülkelerini yönlendirecek politikalar geliştireceklerdi.

Yuvarlak Masa organlarının elemanları kendi ülkelerinde etkili kişiler olacaklardı.

Yuvarlak Masa teorisi ilk olarak 1877’de Musevi işadamları John D. Rockefeller, Cecil Rhodes, John P. Morgan, Andrew Carnegie ve Mayer A.Rothschild’ den oluşan beşli tarafından ortaya atılmıştır.
En tepede dünyayı soyup soğana çeviren İngiltere kraliçesinin akrabası Rotschild hanedanı vardır.

Nerede bir savaş, kaos veya kan varsa oradan beslenirler.

Hanedanın Fransa’ya gönderdiği Salmon Jacob Rotschild, birkaç nesil önce Mayer Amschel Rothschild’in ortaya attığı yatırım stratejisiyle övünüyordu:

O stratejinin sloganı da şöyleydi; "Paris’in caddelerinde kan gövdeyi götürürken ben satın alırım."

Evet Merkez Bankası dolar ve euroya müdahale ediyor.

Ancak yurtdışından 3 banka buna rağmen dolar ve euroya saldırıyor.
Durmaksızın satın alıyor.

Birileri operasyonlar yapıyor, ülkeyi kaosa sokmak istiyor.

TÜSİAD da safını belli edip kendinden bekleneni yapıyor, hükümete saldırıyor.

Yani işini yapıyor.

Başbakan niye kızıyor ki?

Adı üzerinde ; Adamlar İŞ ADAMI!!!

Bir işverenler topluluğu olarak TÜSİAD’ın, yine “ekonomi” çerçevesinde bir “merak” içinde olması ve bu merak doğrultusunda birtakım politikalar geliştirmesi beklenir.

Bakıyoruz ve görüyoruz ki, TÜSİAD, merakı hep başka alanlarla, üzerine vazife olmayan konularla sınırlı olmuş…

Reflekstir:

Eğitimde reform mu yapılacak?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Katsayı mı düzenlenecek?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

İmam Hatip Okulu mu açılacak?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Köprü mü yapılacak? Havaalanı mı açılacak? Nükleer enerjiye mi geçilecek?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Mavi Marmara gemisi Gazze’ye yardım mı götürecek?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Kısmi anayasa değişikliği mi yapılacak?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Darbelere cevaz verdiği öne sürülen malum maddeyle ilgili düzenleme mi yapılacak?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Parlamento Cumhurbaşkanı mı seçecek? (1987’yi hatırlayalım!)

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Bu bildiriler, üstelik, çoğu zaman MGK bildirileriyle senkron oluşturacak biçimde tasarlanır.

Bir refikimiz, TÜSİAD’ın yayınladığı son bildiri üzerine, “İnşallah Erdoğan TÜSİAD’ı da darbeci, komplocu ilan etmez” diye yazmış; sanki TÜSİAD bu süreçlerin dışındaymış gibi…

Erdoğan’ın bunu ilan etmesine gerek yok ki… Malumu ilam olur…

TÜSİAD zaten darbelerin içindedir… Darbecidir…

Refikimiz, 28 Şubat sürecinde, TÜSİAD’ın (TÜSİAD’a üye değerli işverenlerin) hangi rolü üstlendiğine baksın… İshak Alaton’un dediklerine kulak versin.

Bir de şunu araştırsın:

Bugüne kadar hiçbir darbeyi kaçırmamış ve hepsini usulünce desteklemiş, 28 Şubat sürecinde de “Üst düzey bir general beni aradı, dedi ki…” şeklinde “korkutucu”

yazılar yazan duayen gazeteci kimdi?

Bekir Hazar

KOMPLO TEORİLERİ : Tek kollu dev

48852-mason-ataturk-yahudi-israil.jpg

Tek kollu dev

İnanın her köşede "ülkeyi nasıl tekrar ele geçireceklerini" konuşuyorlar. "Kim?" diye sormayın!

BARON ve adamları yatlarda, yalılarda, smokinle katıldıkları özel gecelerde, evlerde hep konu TÜRKİYE! Gelen giden YABANCININ da haddi hesabı yok!

Türkiye’yi bu ülkenin çocuklarına bırakmaya niyetleri yok! Geldiler ve gelecekler! Ülkenin görünmeyen KÖŞESİNDE dalgalanan İNGİLİZ BAYRAĞININ inmemesi için kapıya tekrar dayanacaklar! 90 yıldır yaşanan HALÜSİNASYONUN bitmemesi için saldıracaklar!
BÜYÜK PATRON her rolü gereken kişiye dağıtmış durumda!
Replikler de belli! Gelecekler!

Nasıl Ukrayna’yı Putin’e yakın bir çizgide bırakmamak için ALMANYA’nın bağrını açtığı ünlü BOKSÖR Vitali Klitschko’yu kullanıyorlarsa bizde de birçok DEVLET adamı ve PARANIN BAŞI Londra tarafından yönetiliyordu!

Bakın, Klitschko 1971’de o zamanki Sovyetler Birliği sınırları içinde kalan BELEVODSK şehrinde dünyaya geldi. Babası Vladimir Rodionovich, Sovyetler’de pilottu! Annesi Nadezhda Ulyanova ise ev hanımıydı!

Kickboks’a meraklıydı! Vurduğunu deviriyordu. Amatör olsa da herkes onu tanıyordu! Derken ilerleyen yıllarda BOKSA olan yatkınlığını keşfetti!

Ringlerde fırtına gibi esti. Ünü yayıldı! Ama UKRAYNA’nın dışına çıkması gerekiyordu! ALMANLAR imdada yetişti!

Abisiyle birlikte HAMBURG’a davet edildi! Hatırlarsınız, Hamburg kısa bir süre önce Kiev’e karşılık RUSLAR tarafından karıştırılmıştı. Hamburg’taki UNIVERSUM kulübü iki kardeşe kollarını açtı! Hem tanıtım hem de eğitim hızla devam etti!

GONG sesleri çaldığında ringe çıkan dev adam Klitschko vurduğunu indiriyordu!

ALMAN BAYRAĞINI yanına alıp ilerliyor ve dünya şampiyonluklarına, rekorlara koşuyordu! İşte bu şampiyon şimdi ülkesinin BAĞIMSIZLIĞI için meydanlarda Ukraynalılar’ı örgütlüyor!

Ülkesi adına AVRUPA BİRLİĞİ’ne çalıştığının farkında değil! Ruslar’ı kontrol edebilmek için öne sürüldüğünü bilmiyor!

İçtenlikle önlerde koşuyor, çatışıyor! Ama sonunda o kazansa bile gülen ALMANYA olacak! Çünkü ortadaki mücadele aslında onun değil! Ama o şimdilik öyle sanıyor!

Tıpkı bizim gibi! Yıllarca birbirimizi yerken kiminle mücadele ettiğimizi bilemedik! Iskaladık! Biz kavga ettikçe BARONLAR ve onların PATRONLARI kıs kıs güldü!

Ama şimdi işler onların istediği gibi gitmiyor!
Nasıl mı?

Anlatayım, hem de göz yaşartan bir hikaye ile…

Dünya tatlısı bir çocuk 10 yaşındayken trafik kazası geçirdi! Ailesi sağ olarak kurtulduysa da o SOL KOLUNU kaybetti! Oysa kendine bile söyleyemediği bir hayali vardı! Büyüyecek ve ünlü bir JUDOCU olacaktı! Bir süre içine kapandı!

Babası evladı için ne yapacağını bilemedi!
Herkes etrafında dönse de mutlu değildi!

Bir gün oğlunun hayalini öğrenen baba ünlü bir judo hocasına giderek durumu anlattı! Hoca çok akıllı biriydi. "Al getir onu!" dedi…
Ertesi sabah baba-oğul erken saatte hocanın karşısına dikildi. Hoca çocuğa dikkatlice baktı! Adeta süzdü! Dakikalar sonra "Tamam yarın sabah eşyalarınla birlikte geliyorsun ve başlıyorsun" diyerek görüşmeyi bitirdi!

Gece heyecandan uyuyamayan çocuk istenen saatte orada oldu! Salona gelen hoca ona seslendi! Ve gösterdiği hareketi aralıksız yapmasını emretti!

Çocuk büyük bir hırsla gösterilen hareketi defalarca yaptı. Bıkmadan usanmadan tekrar etti.

Ertesi gün hoca yine aynı hareketi yapmasını söyledi! Yaptı! Ancak bir iki saat sonra hocanın yanına giderek "Ben bu hareketi iyi yapıyorum. Başka bir şey göstermeyecek misin?" diye sordu.
Hocanın cevabı kısa ve netti: Çalışmaya devam et! Haftalar haftaları aylar ayları kovaladı!

Çocuk her sabah gelip bütün gün aynı hareketi yaptı. Tam bir yıl dolduğunda gidip "İnanın bu hareketi çok iyi yapıyorum. Sanırım başka bir şey öğrenmek hakkım!" dedi… Hoca başını bile kaldırmadan "Dediğimi yap!
Soru sorma" diye kestirip attı…

Çocuk hayalinden vazgeçmemek adına çalıştı, çalıştı, çalıştı…
Aradan üç yıl daha geçti…

Bir sabah hocanın odasının kapısını çaldı. "Yetmedi mi bu kadar çalıştığım. Artık bu hareketle ilgili öğrenebileceğim bir şey kalmadı!" dedi kısık ve yalvaran bir sesle…
Hoca cevap vermedi… Çaresiz antrenmana kaldığı yerden devam etti!

Ertesi sabah sürpriz vardı! Çocuk tam çalışmaya başlayacakken hoca seslendi:

Hazır ol yakında turnuva var! Orada yarışacaksın!

Çocuğun kalbi duruyordu! Bildiği tek bir hareket vardı! Ve kendisi yarışmacı olarak en iyilerin arasında mücadele edecekti…
Japonya’nın bütün otoriteleri oradaydı!

Turnuva başlamıştı… Bizim SOL kolu olmayan çocuk ilk maçına çıktı! Kendinden uzun ve güçlü bir rakiple karşılaşıyordu!

Yapacağı pek bir şey yoktu zaten! Maç başladı ve bildiği tek hareketi yaptı! Maç başlar başlamaz bitmişti! Rakip yerdeydi ve kalkamıyordu!
İkinci maç, üç, dört, beş, altı, yedi derken kolsuz çocuk YARI FİNALE geldi!
Herkes onu izliyordu!

Maç başladı! Onun için her maç aynıydı! Bildiğini yapıyor ve kazanıyordu!

Yine öyle oldu! Ona ait olan hareketle rakibini devirdi! Artık hayallerinin ötesine geçmiş turnuvada FİNALE yükselmişti!

Maçtan önce hocasına gidip "Efendim bu kadar yeter! Burası bile hayaldi. Finale çıkıp Japonya’nın en ünlü ismi karşısında rezil olmak istemiyorum!" dedi…

Hoca kendinden emindi: "Çık bildiğini yap" diye kestirip attı!

Kolu olmayan çocuk eksik olduğu yere avucunu koyup eksikliğini hissetti ve çaresiz maça çıktı! Karşısında bir dev vardı!
Yenilgisi bile yoktu! Salonu dolduranlar "Çocuğu hırpalamasa bari!" diye düşünüyordu! Derken maç başladı!

SOL KOLU olmayan çocuk en zor maçı en kolay kazandı! Tek bildiği hareketi o kadar iyi yaptı ki ŞAMPİYON yerden kalkamadı!

Çocuk şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı! Gözyaşları içinde onu vareden hocasına sarıldı. Ağlıyordu. Gözyaşlarını durduramıyordu…
Bir nefes alıp "Hocam nasıl oldu bu iş? Benim tek kolum ve bildiğim bir hareket vardı" diye sordu…

Hoca bu soruyu beklediğini hissettirerek "Bak evlat, sen bu hareketi o kadar çok çalıştın ki dünyada senden daha iyi bu hareketi yapacak hiç kimse yok.

5 yılını verdiğin bu hareketin tek bir karşılığı var!
Ancak rakiplerinin bunu yapması için senin SOL KOLUNU tutması gerekir! Ancak o da sen de yok!"

İşte TÜRKİYE böyleydi!

Dini ile, tarihi ile, bölgesi ile, kişiliği ile, destanları ile, gururu ile bağlantısı kesilmiş bir GARİP ülke olmuştu! Kişiliği ve kimliği kaybolmuştu!

Para da güç de bizim değildi! Kontrol altında öksüz bir çocuk gibiydik! Her denileni düşünmeden yapıyorduk!

Kendimizi kaybetmiştik! 150 yılda belki SOL KOLUMUZU kaybetmiştik! Ama herkese yetecek bir SAĞ KOLUMUZ daha vardı!
İşte şimdi devreye o girdi!

Onu da kesmek için geliyorlar!
Hem de her kanaldan!
Ama olsun!

SAĞ hepsine yeter de artar bile!
Gelecekleri varsa görecekleri de var!
SAĞ kol içeridekileri de dışarıdakileri de bitirir!
Burası UKRAYNA değil!

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: