Etiket arşivi: KOMPLO TEORİLERİ

KOMPLO TEORİLERİ : İlluminati Nedir ?

İlluminati nedir ? Çoğu insan bunu bilmiyor, bilenlerin de bir kısmı yanlış biliyor. Bunu anlatan siteler var fakat bir makalede herşeyi anlatmaya çalışmışlar, bu daha fazla kafa karışıklığına sebep olur. Size bu makalemizde Türkçe karşılığı aydınlatılmış olan illuminatinin temel amacını anlatacağız. İlluminati, (çoğul bir sözcük olup tekili Latince: illuminatus, Türkçe: aydınlanmışlar) tarihteki adıyla Bavyeralı İlluminati, […]

İlluminati nedir ? Çoğu insan bunu bilmiyor, bilenlerin de bir kısmı yanlış biliyor. Bunu anlatan siteler var fakat bir makalede herşeyi anlatmaya çalışmışlar, bu daha fazla kafa karışıklığına sebep olur. Size bu makalemizde Türkçe karşılığı aydınlatılmış olan illuminatinin temel amacını anlatacağız.

İlluminati, (çoğul bir sözcük olup tekili Latince: illuminatus, Türkçe: aydınlanmışlar) tarihteki adıyla Bavyeralı İlluminati, batıl inanca, ön yargıya, dinin sosyal hayat üzerindeki etkisine, iktidarın kötüye kullanımına karşı Aydınlanma Çağı döneminde 1 Mayıs 1776′da kurulmuş gizli bir topluluk.

Modern İlluminati; zihin kontrolü uygulayarak, hükümetleri ve kuruluşları ele geçirerek Yeni Dünya Düzeni’ni sağlamak amacıyla hareket ettiği iddia edilen, monarşileri yıkmayı, dini inançları yok etmeyi, ulus devletleri ve vatanseverliği sonlandırarak sosyal düzeni alt üst etmeyi planladığı öne sürülen; ancak faaliyeti ve varlığı kanıtlanamamış bir yapılanmadır. [1] Bazı komplo teorisyenleri, İlluminati üyelerini ışığın insanları ya da aydınlanmışlar olarak addetmektedirler.

İlluminatinin tarihi çok eskidir. 1 Mayıs 1776 da kurulmuştur. 1785 te Baveryan hükümeti tarafından dağıtılan grubun tüm dökümanları yayınlanmıştır. O tarihten sonraki illuminati topluluğu sürekli gizli kalmıştır. Hala topluluğun kesin varlığı hakkında bir bilgi yoktur. Örgütün temel amacı yeni dünya düzenini kurmaktır. Yeni dünya düzeni bütün dünyayı tek dil, din, devlet altında toplamaktır.(Bunu 3D olarak aklınızda tutabilirsiniz.) Örgüt amacını istediği kadar (yani çok az) anlatmıştır.Ve Örgüte ait simgeleri her yere yaymaya çalışır.Bu onları güçlü gösterecektir.

Şimdi ise illuminati örgütünün başında 10 kişi olduğu ve bu 10 kişinin tüm dünyaya hükmettiği düşünülmektedir. Amerikan başkanlarının da illuminatiye hizmet ettikleri sağlam görüşlerdendir. Önceki makalelerimiz de anlattığımız Subliminal mesaj, Backmasking, 25. kare tekniği bu örgütün vazgeçilmez silahlarıdır. Diğer makalelerimiz de bu yollarla anlatılan bilgilin ne kadar etkli olduğununu anlatmıştık.Bu yollarla amaçlarını yaymaktadırlar.

Yazar Texe Marrs, “Süper zenginlerin yönettiği bir Dünya Komplosu”ndan bahsettiği kitabında, dünyaya hakim olan bu güce bu adı uygun görmüş. Kitabın satırları arasına gömüldükçe ve sayfalar arasında ilerledikçe inanması güç iddialarla karşılaşıyorsunuz.

Dünyayı 10 kişi yönetiyor

Yazara göre, dünyayı kendilerine “bilge adamlar” adını veren, 10 kişi yönetiyor. İlluminati’nin güç şebekesi, dünyanın en güçlü kişilerinden, yatırımcılarından, şirket başkanlarından ve siyasilerden oluşuyor. “İç çember” denilen en tepedeki 10 kişiye bağlı 300 kişi ise onların alt kadrosunda yer alıyor ve talimatlarını yerine getiriyorlar. 10 kişilik “bilge adamlar” grubunda Fransa’dan, üç, ABD’den iki, Kanada, Avusturya, İngiltere, İspanya ve Güney Afrika’dan birer üye bulunuyor. Yazar, burada Fransa’nın üç üyelikle ilk sırada yer almasının yanıltığı olduğunu, Kanada’nın bir üyesinin de ABD’nin üçüncü adamını tamamladığını belirtiyor.

Hedef tek dünya devleti kurmak

“İç çember” üyelerinin ortak özelliği Dış İlişkiler Konseyi, Bilderberg, Trilateral Komisyon, Mahson Tarikatı, Kafatası ve Kemir Tarikatı, Aspen Enstitüsü, Malta Şövalyeleri, Opus Dei, Roma Kulübü, Bohemian Grove, Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Federalleri üyesi olmaları. İlluminati Komplosu’nun hedefi, başkenti Kudüs olan bir dünya devleti kurmak. Kitabın, sonunda illuminati piramidinin üstünde bulunan “bilge adamlar”a hizmet eden isimlerden bir kısmı, unvanlarıyla birlikle verilmiş. Türkiye’den kimse var mı diye baktık ancak, ne hikmetse kimseyi bulamadık! İlginç değil mi?

İlluminati nasıl çalışıyor?

Yılda bir kez biradaya gelen İlluminati üyeleri, hedefledikleri dünya devletini kurmak için planlar yapıyorlar. Bu planların içinde çeşitli ülkelerde ekonomik krizler çıkararak, ülkeleri sömürmek, savaşlar çıkarmak, “Daha Fazla Savaş” ilkeleri gereği savaşların sürekliliğini sağlamak, çeşitli hastalıklar icat etmek, (kitapta, AIDS ve HIV’in ABD’deki askeri araştırma laboratuvarlarından dünyaya yayıldığı iddia ediliyor.) nüfus azaltıcı çalışmalar yapmak, etnik temizliği desteklemek ve 11 Eylül örneğinde olduğu gibi terör yaratarak, “anti-terör yasaları” çıkarmak. Yazarın iddiasına göre, 11 Eylül saldırısı için FBI bazı Arapları kullandı ve bombaları temin etti. İlluminatı’nın ilkelerinden en önemlisi “Kaostan kaynaklanan düzen”. İlluminati, kendi düzenini çıkarmak için sürekli kaos yaratmak zorunda.

KOMPLO TEORİLERİ : Bekir Hazar : Jeff’in düdükleri

1661775_659383587442715_2083237207_n.jpg

Jeff’in düdükleri

Morton Isaac Abramowitz ve Eric Edelman…
BARONLARIN para yüklemesi yaptığı Bipartisian Policy Center üyesi.
İşleri güçleri bu aralar Türkiye’ye sallamak.
Geçtiğimiz ay BPC adına bir rapor hazırlayıp, Türk hükümetine ağır hakaretlerde bulunmuşlardı.
Onların yazmıştım bu sütunlarda.

Siyonizmin "Tek Dünya Düzeni" sloganı için yırtanan CFR üyesi olduklarından girmiş, İsrail aşklarına kadar örnekler vermiştim.
İkisi de Musevi’ydi.

Edelman Türkiye’de elçilik yapmıştı.

Abramowitz "ABD yönetimi Tel Aviv’i Ankara’ya tercih ederiz demeli" çağrısı yapmıştı.
Ömürlerinin sonbaharında kendilerini "Erdoğan’ı itibarsızlaştırma" projesine adadılar.
Kendi açılarından haklılar.

Çünkü maaşları dolaylı olarak Musevi Rotschild Hanedanı ve BARON Rockfeller’den geliyor.
Önceki gün yine görevlerini yaptılar.

Washington Post’ta oturup birlikte makale yazdılar.
Obama’yı Türkiye’ye karşı sessiz kalmakla suçladılar.
Erdoğan’a 17 Aralık operasyonu nezdinde müdahaleye çağırdılar.
Bu da gayet normal bir çağrı.
Çünkü adamlar darbeci.

Gittikleri hemen her ülkede darbeler yaptırmışlar, paramparça etmişler.
Musevi BARONLARIN genlerine zerk ettiği virüsle darbe klonlaması yaşıyorlar.
Daha ne olsun?

Bizim mümtaz basın hala bu adamların kim olduğunu bilmiyor.
Aslında biliyor da işin o tarafına bakmadan DARBECİLERİN makalesine bodoslama atlıyor. "ABD’den uyarı" diye yazıyorlar.
Eskiden olsa Türk halkı etkilenirdi.
Tek tip BARONLAR medyası vardı o zamanlar.
Yedirdikleri kadar yediriyorlardı.

Ama artık adamların ipliği pazara çıkıyor.
Halk bu Türkiye düşmanlarını ve arkasındaki GÜÇLERİ biliyor.
Medyamızın tatlı su sazanlığını görüyor.

Ama balık balıktır… Balıktan AT doğmaz.
Türkiye’ye müdahale çağrısına sayfalarını açan Washington Post’a gelince…
Sahibi Jeff Bozes…

Annesi Jackliyn hanımefendi onu doğurduğunda 18 yaşından küçüktü.
Jeff doğduğu gün babası evden kaçtı.
Annesinin ikinci eşi PETROL mühendisi Miguel Bezos’un soyadını aldı Jeff.

23 yaşındayken Fitel adlı şirkette işe girdi.
Ve orada en büyük müşterileri ile ilişkileri yönetmeye başladı.
O en büyük müşteri Musevi Levy’in kurduğu banka Salomon Brothers’dı.

Salomon Brothers ile tanışmadan sonra bizim Jeff, "Yürü ya JEFF"e dönüştü.

Yatırım bankası olan Bankers Trust Company’e transfer oldu.
10 ayda, 26 yaşında Banker Trust tarihinin en genç başkan yardımcısı oldu.

Ve derken Forbes’a göre 19 milyar dolarlık servetle dünyanın en zengin 17. adamı haline geldi.
Yani sizin anlayacağınız Washington Post İsrail çıkarlarına hizmet eden bir PARA impratoruna ait. "Para" Edelman ve Abramowitz gibi adamlara düdük çaldırır.

Türkiye’ye operasyon yapanların arkasında hep PARADORLAR olduğunu boşuna söylemiyoruz.

Saldıranlar veya saldırtanlar hep banker çıkıyor. "Türkiye’de faizler artmalı" diye tellallar bağırtıyorlar.
PARA’ya bakacaksın fotoğrafı çekeceksin.

PARA, Erdoğan’ı devirerek yüksek faiz düzeninin kurdurulacağı Türkiye’de soygun yapmak istiyor.

PARA PARA’yı çeker boşuna dememiş BARONLAR.
Kılıçdaroğlu ABD’ye gittiğinde Sarıgül’ün adaylığını açıklamıştı.
Sonrasında da Obama’yı Erdoğan’a müdahaleye çağıran Edelman-Abramowitz düdükleri ile yemekte buluşturulmuştu.
Neden onu buluşturdular acaba?
Kemal Bey bilmiyordur bence…

Bekir Hazar

KOMPLO TEORİLERİ /// Bekir Hazar : İş adamı

freemason.jpg

İş adamı

Başbakan Erdoğan’ı izledim dün.
Hükümeti eleştiren TÜSİAD’a öfkeliydi.
Haksız buldum bu öfkeyi hatta yakıştıramadım.
Zira ortada bir gerçek vardı.

TÜSİAD bir BARONLAR kulübüydü.
Ondan beklenen görevini yapıyordu.

Son TÜSİAD toplantısında kürsüye İshak Alaton çıktı. "Hepinizden utanıyorum" dedi. "TÜSİAD 12 Eylül
darbesini destekledi mi desteklemedi mi?" diye sordu.

1997 yılında hazırlanan TÜSİAD raporunu gündeme getirdi.

Ve o günkü TÜSİAD yönetimine diktiği gömleği şu ifadelerle haykırdı;

"Bizim demokrasi arayışı ile ilgimiz yok dediler.
Bizim işimiz para kazanmak demeye getirdiler."

Evet darbelerde TÜSİAD var mıdır yok mudur?

Gelin 28 Şubat’a uzanalım biraz.

TÜSİAD hükümeti düşürmek için 1997’de bir tezgah hazırladı.
Bilim adamlarına maksatlarına uygun rapor hazırlattı.
En zengin ve seçkinler kuruluşudur TÜSİAD.
Siyasi faaliyetleri Türkiye ile sınırlı değildir.

Bünyesindeki bazı özel kişiler vasıtasıyla ABD’nin en etkin askeri, ekonomik ve politik kuruluşu olan CFR’ye kadar uzanır.

Bünyedeki bu özel kişiler, hem TÜSİAD’ın hem de ABD’nin en etkili ve politik GÜCE sahip şirketler topluluğu olan "Business Raund Table"ın üyesidirler.

Business Raund Table sadece Amerika’nın değil, dünya siyasetinin tek yetkili kuruluşu olan CFR ile beraber çalışır.

CFR, Yahudilerin dünya politikasını kendi kontrolleri altında tutabilmek için Yahudi Walter Lipmann tarafından kurulan bir teşkilattır.

Rivayet odur ki;

TÜSİAD’ın meşhur Ocak 1997 raporu, "Business Raund Table" vasıtasıyla ABD’deki CFR’ye iletildi.
CFR’de Pentagon’a havale etti.
Pentagon’dan JİNSA’ya ulaştı.

Jinsa da Çevik Bir’e iletti ve Pentagon’dan gerekli talimat verildi;

"Hükümeti bertaraf etmek için Meclis dağıtılmayacak.
Müdahaleyi askerler, uygulamayı siviller yapacak.

Çok önceden Makovsky tarafından anahtarları tespit edilen 18 maddelik talep listesi de hükümete uygulattırılacak." İşte kim, neyi nasıl yaptırıyor, herşey ortada.
O dönemi zamanın Adalet Bakanı Şevket Kazan aynen böyle aktarıyor.

CFR ABD’yi yıllardır yöneten, başkanlardan genelkurmay başkanlarına kadar seçen kurumdur.
Yahudi işadamları üyesidir.

Busienss Round Table ise TEK DÜNYA DÜZENİ teorisini geliştirdi.

Bu teoriye göre şekillendirilecek organlar, üstlendikleri görevlere göre kendi aralarında bir irtibat ağı kuracak, bilgi alış verişinde bulunacak ve dünya ülkelerini yönlendirecek politikalar geliştireceklerdi.

Yuvarlak Masa organlarının elemanları kendi ülkelerinde etkili kişiler olacaklardı.

Yuvarlak Masa teorisi ilk olarak 1877’de Musevi işadamları John D. Rockefeller, Cecil Rhodes, John P. Morgan, Andrew Carnegie ve Mayer A.Rothschild’ den oluşan beşli tarafından ortaya atılmıştır.
En tepede dünyayı soyup soğana çeviren İngiltere kraliçesinin akrabası Rotschild hanedanı vardır.

Nerede bir savaş, kaos veya kan varsa oradan beslenirler.

Hanedanın Fransa’ya gönderdiği Salmon Jacob Rotschild, birkaç nesil önce Mayer Amschel Rothschild’in ortaya attığı yatırım stratejisiyle övünüyordu:

O stratejinin sloganı da şöyleydi; "Paris’in caddelerinde kan gövdeyi götürürken ben satın alırım."

Evet Merkez Bankası dolar ve euroya müdahale ediyor.

Ancak yurtdışından 3 banka buna rağmen dolar ve euroya saldırıyor.
Durmaksızın satın alıyor.

Birileri operasyonlar yapıyor, ülkeyi kaosa sokmak istiyor.

TÜSİAD da safını belli edip kendinden bekleneni yapıyor, hükümete saldırıyor.

Yani işini yapıyor.

Başbakan niye kızıyor ki?

Adı üzerinde ; Adamlar İŞ ADAMI!!!

Bir işverenler topluluğu olarak TÜSİAD’ın, yine “ekonomi” çerçevesinde bir “merak” içinde olması ve bu merak doğrultusunda birtakım politikalar geliştirmesi beklenir.

Bakıyoruz ve görüyoruz ki, TÜSİAD, merakı hep başka alanlarla, üzerine vazife olmayan konularla sınırlı olmuş…

Reflekstir:

Eğitimde reform mu yapılacak?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Katsayı mı düzenlenecek?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

İmam Hatip Okulu mu açılacak?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Köprü mü yapılacak? Havaalanı mı açılacak? Nükleer enerjiye mi geçilecek?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Mavi Marmara gemisi Gazze’ye yardım mı götürecek?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Kısmi anayasa değişikliği mi yapılacak?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Darbelere cevaz verdiği öne sürülen malum maddeyle ilgili düzenleme mi yapılacak?

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Parlamento Cumhurbaşkanı mı seçecek? (1987’yi hatırlayalım!)

Hemen TÜSİAD’dan bildiri gelir…

Bu bildiriler, üstelik, çoğu zaman MGK bildirileriyle senkron oluşturacak biçimde tasarlanır.

Bir refikimiz, TÜSİAD’ın yayınladığı son bildiri üzerine, “İnşallah Erdoğan TÜSİAD’ı da darbeci, komplocu ilan etmez” diye yazmış; sanki TÜSİAD bu süreçlerin dışındaymış gibi…

Erdoğan’ın bunu ilan etmesine gerek yok ki… Malumu ilam olur…

TÜSİAD zaten darbelerin içindedir… Darbecidir…

Refikimiz, 28 Şubat sürecinde, TÜSİAD’ın (TÜSİAD’a üye değerli işverenlerin) hangi rolü üstlendiğine baksın… İshak Alaton’un dediklerine kulak versin.

Bir de şunu araştırsın:

Bugüne kadar hiçbir darbeyi kaçırmamış ve hepsini usulünce desteklemiş, 28 Şubat sürecinde de “Üst düzey bir general beni aradı, dedi ki…” şeklinde “korkutucu”

yazılar yazan duayen gazeteci kimdi?

Bekir Hazar

KOMPLO TEORİLERİ : Tek kollu dev

48852-mason-ataturk-yahudi-israil.jpg

Tek kollu dev

İnanın her köşede "ülkeyi nasıl tekrar ele geçireceklerini" konuşuyorlar. "Kim?" diye sormayın!

BARON ve adamları yatlarda, yalılarda, smokinle katıldıkları özel gecelerde, evlerde hep konu TÜRKİYE! Gelen giden YABANCININ da haddi hesabı yok!

Türkiye’yi bu ülkenin çocuklarına bırakmaya niyetleri yok! Geldiler ve gelecekler! Ülkenin görünmeyen KÖŞESİNDE dalgalanan İNGİLİZ BAYRAĞININ inmemesi için kapıya tekrar dayanacaklar! 90 yıldır yaşanan HALÜSİNASYONUN bitmemesi için saldıracaklar!
BÜYÜK PATRON her rolü gereken kişiye dağıtmış durumda!
Replikler de belli! Gelecekler!

Nasıl Ukrayna’yı Putin’e yakın bir çizgide bırakmamak için ALMANYA’nın bağrını açtığı ünlü BOKSÖR Vitali Klitschko’yu kullanıyorlarsa bizde de birçok DEVLET adamı ve PARANIN BAŞI Londra tarafından yönetiliyordu!

Bakın, Klitschko 1971’de o zamanki Sovyetler Birliği sınırları içinde kalan BELEVODSK şehrinde dünyaya geldi. Babası Vladimir Rodionovich, Sovyetler’de pilottu! Annesi Nadezhda Ulyanova ise ev hanımıydı!

Kickboks’a meraklıydı! Vurduğunu deviriyordu. Amatör olsa da herkes onu tanıyordu! Derken ilerleyen yıllarda BOKSA olan yatkınlığını keşfetti!

Ringlerde fırtına gibi esti. Ünü yayıldı! Ama UKRAYNA’nın dışına çıkması gerekiyordu! ALMANLAR imdada yetişti!

Abisiyle birlikte HAMBURG’a davet edildi! Hatırlarsınız, Hamburg kısa bir süre önce Kiev’e karşılık RUSLAR tarafından karıştırılmıştı. Hamburg’taki UNIVERSUM kulübü iki kardeşe kollarını açtı! Hem tanıtım hem de eğitim hızla devam etti!

GONG sesleri çaldığında ringe çıkan dev adam Klitschko vurduğunu indiriyordu!

ALMAN BAYRAĞINI yanına alıp ilerliyor ve dünya şampiyonluklarına, rekorlara koşuyordu! İşte bu şampiyon şimdi ülkesinin BAĞIMSIZLIĞI için meydanlarda Ukraynalılar’ı örgütlüyor!

Ülkesi adına AVRUPA BİRLİĞİ’ne çalıştığının farkında değil! Ruslar’ı kontrol edebilmek için öne sürüldüğünü bilmiyor!

İçtenlikle önlerde koşuyor, çatışıyor! Ama sonunda o kazansa bile gülen ALMANYA olacak! Çünkü ortadaki mücadele aslında onun değil! Ama o şimdilik öyle sanıyor!

Tıpkı bizim gibi! Yıllarca birbirimizi yerken kiminle mücadele ettiğimizi bilemedik! Iskaladık! Biz kavga ettikçe BARONLAR ve onların PATRONLARI kıs kıs güldü!

Ama şimdi işler onların istediği gibi gitmiyor!
Nasıl mı?

Anlatayım, hem de göz yaşartan bir hikaye ile…

Dünya tatlısı bir çocuk 10 yaşındayken trafik kazası geçirdi! Ailesi sağ olarak kurtulduysa da o SOL KOLUNU kaybetti! Oysa kendine bile söyleyemediği bir hayali vardı! Büyüyecek ve ünlü bir JUDOCU olacaktı! Bir süre içine kapandı!

Babası evladı için ne yapacağını bilemedi!
Herkes etrafında dönse de mutlu değildi!

Bir gün oğlunun hayalini öğrenen baba ünlü bir judo hocasına giderek durumu anlattı! Hoca çok akıllı biriydi. "Al getir onu!" dedi…
Ertesi sabah baba-oğul erken saatte hocanın karşısına dikildi. Hoca çocuğa dikkatlice baktı! Adeta süzdü! Dakikalar sonra "Tamam yarın sabah eşyalarınla birlikte geliyorsun ve başlıyorsun" diyerek görüşmeyi bitirdi!

Gece heyecandan uyuyamayan çocuk istenen saatte orada oldu! Salona gelen hoca ona seslendi! Ve gösterdiği hareketi aralıksız yapmasını emretti!

Çocuk büyük bir hırsla gösterilen hareketi defalarca yaptı. Bıkmadan usanmadan tekrar etti.

Ertesi gün hoca yine aynı hareketi yapmasını söyledi! Yaptı! Ancak bir iki saat sonra hocanın yanına giderek "Ben bu hareketi iyi yapıyorum. Başka bir şey göstermeyecek misin?" diye sordu.
Hocanın cevabı kısa ve netti: Çalışmaya devam et! Haftalar haftaları aylar ayları kovaladı!

Çocuk her sabah gelip bütün gün aynı hareketi yaptı. Tam bir yıl dolduğunda gidip "İnanın bu hareketi çok iyi yapıyorum. Sanırım başka bir şey öğrenmek hakkım!" dedi… Hoca başını bile kaldırmadan "Dediğimi yap!
Soru sorma" diye kestirip attı…

Çocuk hayalinden vazgeçmemek adına çalıştı, çalıştı, çalıştı…
Aradan üç yıl daha geçti…

Bir sabah hocanın odasının kapısını çaldı. "Yetmedi mi bu kadar çalıştığım. Artık bu hareketle ilgili öğrenebileceğim bir şey kalmadı!" dedi kısık ve yalvaran bir sesle…
Hoca cevap vermedi… Çaresiz antrenmana kaldığı yerden devam etti!

Ertesi sabah sürpriz vardı! Çocuk tam çalışmaya başlayacakken hoca seslendi:

Hazır ol yakında turnuva var! Orada yarışacaksın!

Çocuğun kalbi duruyordu! Bildiği tek bir hareket vardı! Ve kendisi yarışmacı olarak en iyilerin arasında mücadele edecekti…
Japonya’nın bütün otoriteleri oradaydı!

Turnuva başlamıştı… Bizim SOL kolu olmayan çocuk ilk maçına çıktı! Kendinden uzun ve güçlü bir rakiple karşılaşıyordu!

Yapacağı pek bir şey yoktu zaten! Maç başladı ve bildiği tek hareketi yaptı! Maç başlar başlamaz bitmişti! Rakip yerdeydi ve kalkamıyordu!
İkinci maç, üç, dört, beş, altı, yedi derken kolsuz çocuk YARI FİNALE geldi!
Herkes onu izliyordu!

Maç başladı! Onun için her maç aynıydı! Bildiğini yapıyor ve kazanıyordu!

Yine öyle oldu! Ona ait olan hareketle rakibini devirdi! Artık hayallerinin ötesine geçmiş turnuvada FİNALE yükselmişti!

Maçtan önce hocasına gidip "Efendim bu kadar yeter! Burası bile hayaldi. Finale çıkıp Japonya’nın en ünlü ismi karşısında rezil olmak istemiyorum!" dedi…

Hoca kendinden emindi: "Çık bildiğini yap" diye kestirip attı!

Kolu olmayan çocuk eksik olduğu yere avucunu koyup eksikliğini hissetti ve çaresiz maça çıktı! Karşısında bir dev vardı!
Yenilgisi bile yoktu! Salonu dolduranlar "Çocuğu hırpalamasa bari!" diye düşünüyordu! Derken maç başladı!

SOL KOLU olmayan çocuk en zor maçı en kolay kazandı! Tek bildiği hareketi o kadar iyi yaptı ki ŞAMPİYON yerden kalkamadı!

Çocuk şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı! Gözyaşları içinde onu vareden hocasına sarıldı. Ağlıyordu. Gözyaşlarını durduramıyordu…
Bir nefes alıp "Hocam nasıl oldu bu iş? Benim tek kolum ve bildiğim bir hareket vardı" diye sordu…

Hoca bu soruyu beklediğini hissettirerek "Bak evlat, sen bu hareketi o kadar çok çalıştın ki dünyada senden daha iyi bu hareketi yapacak hiç kimse yok.

5 yılını verdiğin bu hareketin tek bir karşılığı var!
Ancak rakiplerinin bunu yapması için senin SOL KOLUNU tutması gerekir! Ancak o da sen de yok!"

İşte TÜRKİYE böyleydi!

Dini ile, tarihi ile, bölgesi ile, kişiliği ile, destanları ile, gururu ile bağlantısı kesilmiş bir GARİP ülke olmuştu! Kişiliği ve kimliği kaybolmuştu!

Para da güç de bizim değildi! Kontrol altında öksüz bir çocuk gibiydik! Her denileni düşünmeden yapıyorduk!

Kendimizi kaybetmiştik! 150 yılda belki SOL KOLUMUZU kaybetmiştik! Ama herkese yetecek bir SAĞ KOLUMUZ daha vardı!
İşte şimdi devreye o girdi!

Onu da kesmek için geliyorlar!
Hem de her kanaldan!
Ama olsun!

SAĞ hepsine yeter de artar bile!
Gelecekleri varsa görecekleri de var!
SAĞ kol içeridekileri de dışarıdakileri de bitirir!
Burası UKRAYNA değil!

KOMPLO TEORİLERİ /// ERGÜN DİLER : Kim saldırıyor ??

1390431946415.jpg

Kim saldırıyor

Başımızdaki derdin ne olduğunu anlamadan reçete yazmak kolay değil.

Çok uzun yıllar perdenin arkasındaki gizli gücü bilemedik! CHP’li olduk, MHP’li olduk, Adalet Partili olduk, Refahlı olduk, Faziletli olduk ama bir türlü BİZ KİMİZ ve KİM TARAFINDAN YÖNETİLİYORUZ sorusunu sormayı akıl edemedik!

Sorsak da alacağımız bir cevap yoktu!
Yoktu; çünkü millet parça parçaydı!

Kimse kimseyi dinlemiyor, herkes bedenine göre biçilmiş İDEOLOJİK gömlekle konuşuyordu! Oysa bize AKORD verenler SİYASETİ dizayn ediyordu!

Siyasi tarihimiz kime hizmet ettiğini bilmeyen partilerle doluydu! Bir kesimin hoşuna gidecek ideolojik elbiseyle yürüyorduk! Hangi kanalda olursak olalım LONDRA’ya çalışıyorduk ama göremiyorduk! Kabul edelim ki karşımızdaki AKILLI bir rakipti! Çökerttiği Osmanlı’dan bu yapıyı elde etmeyi başarmıştı!

Her mahallenin hedefi farklı olan bir ülkeye dönüşmüştük!
Ve içinde maneviyat ile milli hedef neredeyse hiç yoktu! Devleti, partileri, kurum ve kuruluşları, orduyu, MİT’i emanet ettiğimiz isimler de bu mahallelerden çıkıyordu!

Bir sorunu meydana getiren şartların dışına çıkıp bakamazsak, sorunun kaynağını göremezdik!

MAHALLELERİMİZDEKİ siyasete esir düştüğümüz için de gören çıkmıyordu! En büyük güç olan millet de bu nedenle uyanamıyor, akıl tutulmasıyla yürüyordu!

Biz uyurken onlar birbirine hiç ama hiç benzemeyen OKULLARI el altından birleştiriyordu! Gençlerimizin bedenlerinde yükselerek DEVLETİ ele geçirmeye hazırlanıyorlardı! Bunun için de çok uzun zamandır hazırlık yapılıyordu!

İçimizdeki gizli gücü ve faaliyetlerini bir türlü anlamıyorduk! Kadehten başını kaldırmayan istihbaratçılar, orduevlerinden çıkmayan askerler, söyledikleri sözlerin içini dolduramayan siyasiler nedeniyle DEVLET ÇÜRÜYORDU!

Cumhuriyet de tıpkı OSMANLI gibi çökecek ve yeni bir yapı oluşacaktı!
Hedef buydu! Cumhuriyet’i kuran, İKİNCİ ADIMI atmıştı!
Markaları çok da olsa kaynakları yetersiz olan AVRUPA inmemek üzerine dünya sahnesine çıkmak istiyordu! İki hedefleri vardı!

Önce Rusya’yı alacaklar, sonra da Türkiye’yi yerle bir edeceklerdi! Hem enerji yolları hem kaynakları böylece onların olacaktı!
Karşımızda gördüğümüz TABELA, SOROS’tu!

Daha 1980’de dönüşüm başladı! Biz göremedik tabii! 12 Eylül’ün neden yapıldığını hala çok kişi bilmez! Soros, SOSYALİZMİ yıkmak için Doğu Avrupa’da kesenin ağzını açtı. Kendisine kim iş yapıyorsa para yağdırdı! Arkadaki ROTHSCHİLD ailesi "yürü" dedikçe o koşuyordu! Macaristan’a girdi ve bütün EĞİTİM KURUMLARINI aldı.

Sonra Polonya ve Balkanlar’ı keşfetti! Çin’e giderek altyapıyı hazırladı! Sovyetler’in etrafını ördükten sonra düğmeye bastı!
Gittiği yerlerde birlikte hareket ettiği kişileri şöyle anlatıyordu: Ya liderlerle ya da kendini gizleyenlerle çalışırım!

Etraf çevrildikten sonra Sovyetler, SEÇİLMİŞ isim olan Gorbaçov’un çabalarıyla yıkıldı! Soros ilk olarak bütün RUS ÇOCUKLARINA bedava kitap dağıttı. Gençlerin beynini yıkayıp finans sistemini ele geçirdi. Yargıya el attı!

FORD, HERITAGE vakıfları, Harvard, Duke ve Columbia üniversiteleri arkasındaydı! EN arkada görünmeyen güç ise Rothschild ve Kraliçe’ydi! CIA de yanındaydı! Para ile her kapıyı açıyordu!

Tam 55 bin RUS bilim adamına para yağdırdı! Hem bilimsel sırları aldı, hem de kontrolü ele geçirdi! Üniversitelere harcadığı paranın haddi hesabı yoktu!

Soros Vakfı, adı altında burs ve hibeler için yıllık ayırdığı rakam yaklaşık 900 milyon dolardı. Tabii bilineni bu!

Eğitim, gençlik, medya, sağlık, hukuk konularında burs veriyordu. 10 öğrenciden 9’u iş garantisi ile okuyordu. 5 kıta-95 ülkede faaliyet gösteriyor, 10 yılda eğitim bursu verdiği genç sayısı 22 bine yükseliyordu. Tabii bu, onların açıkladığı RESMİ rakamlardı!
Bizim gibi ülkelerde ise işi başka türlü yapıyorlardı!

Muhafazakar ya da LAİKÇİ okulları el altından alıp aynı istikamete yönlendiriyorlardı!

Ana-babalar bilmeden hiç de onaylamadıkları bir ideolojinin pençesine çocuklarını bırakıyorlardı! Ama dediğim gibi devlet de veliler de bilmiyordu!

Soros’un ağı çok genişti! MASONİK yapılanmalar ile smokinli ve takkeli birleşiyordu!

Para ile liselilerden gazetecilere, üniversite profesörlerinden akademisyenlere, kültür, ekonomi, bilim, adalet çarklarından, edebiyat çevrelerine kadar birçok ADAM devşirildi!
Türkiye’de bu operasyon farklı şekilde gerçekleştirildi! Çalınan sınav soruları, hak edenlere yapılan büyük haksızlık bu KÜRESEL ÇETENİN işiydi!

İstediklerine yolu açtılar, bu memleketin çocuklarını ise durdurdular! Ankara günlük düşündüğü için bunu göremedi!
1980’den sonra içimizde BÜYÜYENİN ne olduğunu anlamadı!

Devleti koruduğunu söyleyenler başka başka yüzlerle bir bir kandırıldı! Annesi, kardeşi ya da eşi başörtülü olanların üzeri çizilirken, bunlar aradan sıyrıldı! Devlete sahip çıktıklarını her fırsatta söyleyenler de bu tuzağa düştü! Aynı evin iki çocuğundan biri "başı kapalı" diye üniversiteye giremezken, diğeri erkek olduğu için elini kolunu sallayıp okuluna devam edebiliyordu!

Ortada böylesine garip bir durum vardı! Ama devleti teslim ettiklerimiz bunu göremeyecek kadar engelliydi!

Ortadoğu ve Yakın Asya’da iki büyük devlet vardı!
Rusya ve Türkiye… İkisi de enerji ve geçiş yollarının tam ortasındaydı! YAHUDİ SERMAYESİNİN ve İngiltere’nin yaşaması için buraların alınması ve elden çıkmaması gerekiyordu! Amaç, içeride yetiştirilen çocukların kontrolü ele geçirip günü geldiğinde TESLİMİ yapmasıydı!

Biz Kürtler’le, Araplar’la arayı açarken adamlar içeride cirit atıyordu!
Plan böyle yapılırdı!

Ayrı ayrı mahallelerde yetişen ve birbirine benzemeyen ÇOCUKLARIMIZ aslında bunlara çalışıyordu!
Tıpkı partilerimiz ve kurumlarımız gibi…

Şimdi saldıranları sakın bir GRUBUN üyesi olmakla suçlamayın!
Yoksa arkadaki AKLI hiçe saymış oluruz! Çok koldan, tek akıldan geliyorlar!

Amaçları Sovyetler’i kaybettikten sonra Türkiye’yi elden kaçırmamak!
Ukrayna’yı alarak Putin’i çevrelemek istiyorlar! Türkiye onlar için FİNAL maçının oynanacağı yer!
Yahudi BARONLAR ve KRALİÇE, Türkiye olmadan yaşayamayacağını biliyor!

Bu nedenle içerideki adamları ve dışarıdakiler el ele! İstiklal Harbi’nde karşımızdakinin üniforması süngüsü, gemisi vardı!
Ve kiminle çarpıştığımız biliyorduk!
Ama şimdi karşımızdaki daha çok yanımızda!
Sorun bu!

Maça, konsere, okula, tiyatroya, camiye, mevlide birlikte gittiklerimiz saldırıyor!

Amaç ülkeyi hasar görmeden KRALİÇE’ye teslim etmek ve Londra’ya başkaldıran devleti bitirmek!
Devletle hesabı görmek için de işe
Erdoğan’dan başlamak istiyorlar!

NOT: 16 YILDIZ, 17 OLMAYACAK! Aksine gelenlerin yıldızı sönecek!
Türk devleti yaşayacak!

KOMPLO TEORİLERİ /// BEKİR HAZAR : Bir Türk’ü öldür, rahat et

4303c412d8adbfe645c278d591154bbd_1378259429.jpg

Londra’da yayınlanan Middle East Review adlı dergi yıllar önce şöyle bir haber yayınladı. "İsrail Başbakanı Menahem Begin bir Türk’ü öldür rahat et diyor." İsrail konsolosu hemen bir açıklama yaptı; "Başbakanımız böyle bir söz söylemedi" diye.

Ve arkasından ekledi; "Bir Türk’ü öldür, rahat et sözü bir özdeyiştir.
Bir İsrail atasözüdür."

Rus ordusunda bir Yahudi asker Türkler’le savaşa gidiyor.
Annesi "Bir Türk öldür dinlen…
Sonra bir Türk daha öldür ve dinlen" diyor.

Yahudi asker, "Peki Türkler beni öldürürse anne" diye soruyor. "Yavrum seni neden öldürsünler, sen onlara hiçbir şey yapmadın ki" cevabı geliyor.

Lübnan Kasabı ünvanıyla geçtiğimiz günlerde ölen Ariel Şaron da, İsrail Savunma Bakanı’yken İtalyan gazetesine işgal planlarını anlatıyordu. "Türkiye İsrail’in ilgi alanı içinde" diyordu Şaron. Irak’ın kuzeyini, Kandil Dağı’nı yıllarca kullandılar bize karşı.
Teröriste silah yağdırdılar.

Bir diğer komşumuz İran’da bölücülere üsler açtılar.
Suriye, Hatay bölgesini istiyordu.

Yunanistan, yıllarca hemen dibimizde düşman edildi bize.
Her yerden ablukaya aldılar.

Tek amaç vardı; bu ülkeyi paramparça etmek ve dağıtmak.
Çünkü İsrail’i kuran dünya baronları böyle istiyordu.
Ortadoğu, enerji hatları, petrol yatakları aşkı vardı ortada.

Paradorların tek hedefi daha fazla kazanmaktı.
Osmanlı’yı yıktıktan sonra 1975’te Bilderberg’in İzmir Çeşme toplantısı ile bu ülkeye kök saldılar iyice.

Yeni Asır Gazetesi o günlerde "Tek kelime ile DÜNYA EKONOMİSİNİ ALLAK BULLAK EDEBİLECEK KADAR VARLIKLI BANKERLER İzmir’de buluştu" diye haber yapıyordu.

Toplantı sonrası Amerikan Manhattan Bankası Yönetim Kurulu Başkanı ve ABD Başkan Yardımcısı’nın kardeşi Yahudi banker Rockfeller soluğu Ankara’da aldı.

Başbakan Ecevit ve kurmayları ile toplantı yaptı. Toplantı bittiğinde Ecevit kimseye SIR vermedi.

Hatta CHP’lilere "Fazla ısrar etmeyin, partiden istifa ederim" diye tehdit savurdu.

Ve o yıllarda Malazgirt Savaşı’nı unutan TRT’de "İnsanlığın Yücelmesi" diye bir program yayına verildi.

O programda Türk Milletine şöyle sesleniliyordu; "Vaad edilmiş bir toprak, yeni bir yaşam yok bunun sonunda.
Yakub’un yaptığı gibi…
Yeşua, İsrail kavmini vaad edilmiş toprağa götürürken…"

Ve sonunda Türk halkı şöyle BİLİNÇLENDİRİLİYORDU(!) "İsrail kavimleri Mezopotamya’ya girmek için savaşıyordu.

Anadolu’nun güney sınırını çizen dağlardan Batı’da Akdeniz’e, aşağıda Basra körfezine uzanan bu bölgeye girebilmek için İsrail kavimlerinin Eriha’yı ellerine geçirmeleri gerekiyordu."

Evet her yerde BARONLARIN kurduğu İsrail vardı.

Devlet televizyonundan bile propaganda yapacak kadar güçlüydüler içimizde.

1950’lerde MİT’in maaşlarını bile CIA ödüyordu. Böylesine gayr-ı MİLLİ’ydik.

Bu ülkeyi kardeş kavgasıyla darmadağın etmek ve yutmak istiyorlardı.
Ankara ne zaman "Yeter artık" dedi, Kürtlerle kucaklaştı işte o zaman gürültü koptu.

Tüm operasyonların ardında bu gerçek var.
Bizim TIR’larımıza bile bize operasyon yaptırıyorlar.
O kadar uzağız MİLİ DEVLET olmaya.

Ne zaman ki bize operasyon yapanlara operasyona gideceğiz…
İşte o zaman Türkiye MİLLİ DEVLET olacak…
Bunu başaracak kudret ve İRADE var artık.

Zaten bunu gördükleri için panikteler.
Ve indirmek için çırpınıyorlar.
Çırpına çırpına birgün bir yerlerine İNME inecek…
Kimse merak etmesin.

Bekir Hazar – Takvim

KOMPLO TEORİLERİ /// ERGÜN DİLER : Kod Adı Sezar

Esad’ın yaptığı işkence ve insanlık suçu, belgelenince ne yapacağımı düşünmeye başladım. Ortada 11 bin ceset ve 55 bin fotoğraf vardı! Bir de KOD ADI SEZAR olan fotoğrafçı! Askeri polis olduğu söylenen ve nerede olduğu konusunda bilgi olmayan SEZAR kimdi! Aklıma ilk gelen bu oldu!

Bulmak kolay değildi! Hele şu aşamada! Ama yine de “iz bulabilir miyim?” diye düşündüm.

Gün boyu tüm çabalarıma rağmen bir sonuç elde edemedim.

Umutsuzluk klavyeme hakim olmuşken kaç zamandır görmediğim dostumdan “pat” diye mesaj geldi: “Senin neyi merak ettiğini biliyorum! Belki yardımım olur.”

Sonuna koyduğu GÜLÜCÜKLE şifreyi kırmıştım! Heyecanlandım! Her yerde bulunacak biri değildi!

Hemen numarayı çevirdim.

Açmadı! “Ben seni arayacağım” diye ikinci bir mesaj geldi. Tam okuyacakken başka bir telefondan beni istediğini öğrendim. Şaşırdım. Koşarak gittim.

Gazetenin başka bir köşesindeydim! “Not defterimi açtım. Ben sordum o cevapladı!

Bence ortaya keyifli bir sohbet çıktı!

Her yerde bulunamayacak bir DOST, her yerde bulunamayacak şeyler söyledi! PUZZLE’ın parçalarını birleştirdi!

Bakalım keyif alacak mısınız!

Yaklaşık iki ay önce Kasım’ın ortalarında bana ne söylediğinizi hatırlıyor musunuz?

O nedenle mesaj yolladım!

Hatırlamasam rahatsız etmezdim!

Bugünü anlatıyor yani?

Elbette! “Suriye konusunda önümüzdeki 2 aylık dönem çok önemli. Bu süreçte Maliki, Türkiye’ye gelecek. Erdoğan da Moskova’yı ziyaret edecek. Esad’ın neden gitmesi gerektiğini bir kez daha anlatacak. Eli bu kez çok daha güçlü. Eğer bu 3 görüşme sonrasında Esad gitmezse, maalesef o zaman hiç istemediğimiz halde devreye biz gireceğiz” demiştim!

Evet!

Esad için ilk ciddi uyarı Şam’da havaya uçan Ulusal Güvenlik Merkezi’ydi! Bunu anlamadı! Üstesinden geleceğini sandı! Arkasındaki güçler onu buna inandırdı!

Ben de sana iki ay önce “Belki en sadık adamı ‘Bu ülkeye çok zarar verdiniz!’ diyerek onu infaz edecek.

Bekle biraz!” demiştim!

Çok net hatırlıyorum!

Tamam! İşte o gün geldi ve gereği yapıldı!

Ben havaya uçacak sonucu çıkarmıştım inanın!

Yok, dünya değişti! KARAKTER suikastları moda! Nasıl Bizim Başbakanımıza saldırıyorlarsa, biz de aynısını yapıyoruz! Esad ölse kahraman olur! Türkiye de suçlu! Biz daha ŞIK olanını yaptık! Yanında taşıdığı ve sonuna kadar güvendiği 6 isimden BİRİNİ yanımıza aldık! Hep onlar yanımızdakileri alacak değil ya!

Kim bu Sezar!

Aslında görevi başka! Fotoğrafçı değil! Ama bütün belgeleri masasına getirecek kadar etkili biri! Bu şahıs Türkiye’ye ve bize çok güvendi!

Düğmeye basıldı!

Ne zaman? Önceki gün mü?

Hayır, çok oldu!

Ne zaman peki?

Aralık ayının başında, Erdoğan yanına aldığı bir heyetle KATAR’a günübirlik bir ziyaret yaptı! Hatırladın mı?

Tabii Yanında MİT Müsteşarı Hakan Fidan da vardı! Kim bilir, belki o gün masaya bu da gelmiştir!

Bunlar da konuşulmuştur!

İlgiyi kuramadım!

O ziyaretten bir gün sonra KATAR‘ın tuttuğu ÖZEL HEYET bu ALBÜM için çalışmaya başladı!

Yani belki Erdoğan döndükten hemen sonra düğmeye basılmış olabilir!

Neden çıkıp bunu açıklamıyorsunuz?

Neden ortada biz olalım! İçeriden ve dışarıdan bizi TERÖRİST ülke olarak göstermeye çalışanlar varken neden ateşe elimizi sokalım…

Neden Katar ve İngiltere peki?

Suriye’de herkes var ama son söz İNGİLTERE‘nin! Esad doğrudan oraya bağlı. Nasıl içerideki birbirine benzemeyen İTTİFAK emri Londra’dan alıyorsa, Esad da aynı merkeze bağlı!

İngilizler’i “Hayır!” diyemeyeceği bir silahla etkisiz kılmak şarttı! Maalesef 11 bin masum insanın işkence çekerek cansız düşmüş bedenleri KANIT oldu! Şimdi isterlerse “DİKTATÖR!” diye Erdoğan’a seslenmeye devam etsinler!

İşin merkezindeyiz yani?

Kuşkun olmasın! Bak orada 1500′e yakın örgüt var! Hepsiyle konuşan tek ülke Türkiye ve MİT! Her yerdeyiz!

Bunu bildikleri için bizi kışkırtıp hataya zorladılar! Biz ise sakin ve akılla giderek onları İLETİŞİMLE, yani reddedilmeyecek fotoğraflarla vurduk!

Şimdi göz doktoru Esad ve Kraliçe düşünsün!

Dosyayı hangi büro hazırladı?

Fotoğraflar, Yugoslavya ve Sierra Leone’de bu alanlarda görev yapmış Sir Desmond de Silva, Sir Geoffrey Nice ve Profesör David Crane adlı 3 eski savcı tarafından incelendi.

Özellikle SIR SILVA Kraliçe’nin yakın adamıydı! Hukuk konusunda büyük hizmetleri oldu! NICE de öyle!

Zaten Carter-Ruck and Co. şirketi bu nedenle seçildi! Kraliçe adamlarıyla sarsılacaktı! Öyle de oldu!

CHP için ne dersiniz?

Londra’dan emir aldıkları artık SIR değil! Esad’a destek olmaktan başka seçenekleri yoktu! Kemal Bey de üstüne düşeni yaptı! Katliama imza atan birine destek olup, Türkmenler’i korumaya alan Ankara’ya karşı durdu!

Tablo bu! CHP’nin kime çalıştığı şimdi bir kez daha düşünülsün!

BARONLARA hoş görünmek adına devletten ve milletten uzaklaştılar!

Yanıldılar!

Peki son günlerdeki Erdoğan’ı merkeze alan saldırılar için ne dersiniz?

O konu mu!

Evet!

Daha devlet inan bir şey yapmadı!

Onlar her şeyi bildiklerini ve arşivlediklerini sanıyorlar! Bir tek kroşede yıkılıp giderler! Bunun altını çiz lütfen! Tek kroşe!

Nasıl yani? Şimdi söylemem doğru değil! Bir iki gün içinde bir şeyler çıkacak bekle!

Devletle savaş öyle olmaz! Madem meydana çıktın, başına ne gelirse eyvallah diyeceksin!

Çok merak ettim!

Bekle! Çok az! Bak! Devlette üç kişi vardır! Birine görev verilir! Diğeri görev verileni izler! Üçüncü isim ise ikisini izleyip rapor eder!

Denklem budur! Bunlar zincirin kendilerinde, yani ikinci kişilerde bittiğini sandılar!

Yanılgı bu! Burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti! Ve burada her şey NOT edilir! Zamanı geldiğinde gereği yapılır!

Duruma hakimsiniz?

Elbette! Mesela Esad göz doktoruydu ama burnunun dibini göremedi! Görebilseydi yanı başındaki TÜRKLERLE tanışacaktı!

Ergün Diler/Takvim

KOMPLO TEORİLERİ /// ERGÜN DİLER : Kör şeytan

1536616_656010647780009_160126847_n.jpg

Kör şeytan!

Esad’ın yaptığı işkence ve insanlık suçu, belgelenince ne yapacağımı düşünmeye başladım. Ortada 11 bin ceset ve 55 bin fotoğraf vardı! Bir de KOD ADI SEZAR olan fotoğrafçı! Askeri polis olduğu söylenen ve nerede olduğu konusunda bilgi olmayan SEZAR kimdi! Aklıma ilk gelen bu oldu!

Bulmak kolay değildi! Hele şu aşamada! Ama yine de "iz bulabilir miyim?" diye düşündüm.

Gün boyu tüm çabalarıma rağmen bir sonuç elde edemedim.
Umutsuzluk klavyeme hakim olmuşken kaç zamandır görmediğim dostumdan "pat" diye mesaj geldi: "Senin neyi merak ettiğini biliyorum! Belki yardımım olur."

Sonuna koyduğu GÜLÜCÜKLE şifreyi kırmıştım! Heyecanlandım! Her yerde bulunacak biri değildi!
Hemen numarayı çevirdim.

Açmadı! "Ben seni arayacağım" diye ikinci bir mesaj geldi. Tam okuyacakken başka bir telefondan beni istediğini öğrendim. Şaşırdım. Koşarak gittim.

Gazetenin başka bir köşesindeydim! "Not defterimi açtım. Ben sordum o cevapladı!
Bence ortaya keyifli bir sohbet çıktı!

Her yerde bulunamayacak bir DOST, her yerde bulunamayacak şeyler söyledi! PUZZLE’ın parçalarını birleştirdi!
Bakalım keyif alacak mısınız!
Yaklaşık iki ay önce Kasım’ın ortalarında bana ne söylediğinizi hatırlıyor musunuz?

O nedenle mesaj yolladım!
Hatırlamasam rahatsız etmezdim!
Bugünü anlatıyor yani?

Elbette! "Suriye konusunda önümüzdeki 2 aylık dönem çok önemli. Bu süreçte Maliki, Türkiye’ye gelecek. Erdoğan da Moskova’yı ziyaret edecek. Esad’ın neden gitmesi gerektiğini bir kez daha anlatacak. Eli bu kez çok daha güçlü. Eğer bu 3 görüşme sonrasında Esad gitmezse, maalesef o zaman hiç istemediğimiz halde devreye biz gireceğiz" demiştim!

Evet!

Esad için ilk ciddi uyarı Şam’da havaya uçan Ulusal Güvenlik Merkezi’ydi! Bunu anlamadı! Üstesinden geleceğini sandı! Arkasındaki güçler onu buna inandırdı!

Ben de sana iki ay önce "Belki en sadık adamı ‘Bu ülkeye çok zarar verdiniz!’ diyerek onu infaz edecek.
Bekle biraz!" demiştim!
Çok net hatırlıyorum!
Tamam! İşte o gün geldi ve gereği yapıldı!

Ben havaya uçacak sonucu çıkarmıştım inanın!

Yok, dünya değişti! KARAKTER suikastları moda! Nasıl Bizim Başbakanımıza saldırıyorlarsa, biz de aynısını yapıyoruz! Esad ölse kahraman olur! Türkiye de suçlu! Biz daha ŞIK olanını yaptık! Yanında taşıdığı ve sonuna kadar güvendiği 6 isimden BİRİNİ yanımıza aldık! Hep onlar yanımızdakileri alacak değil ya!

Kim bu Sezar!

Aslında görevi başka! Fotoğrafçı değil! Ama bütün belgeleri masasına getirecek kadar etkili biri! Bu şahıs Türkiye’ye ve bize çok güvendi!
Düğmeye basıldı!
Ne zaman? Önceki gün mü?
Hayır, çok oldu!

Ne zaman peki?

Aralık ayının başında, Erdoğan yanına aldığı bir heyetle KATAR’a günübirlik bir ziyaret yaptı! Hatırladın mı?
Tabii Yanında MİT Müsteşarı Hakan Fidan da vardı! Kim bilir, belki o gün masaya bu da gelmiştir!
Bunlar da konuşulmuştur!

İlgiyi kuramadım!

O ziyaretten bir gün sonra KATAR’ın tuttuğu ÖZEL HEYET bu ALBÜM için çalışmaya başladı!
Yani belki Erdoğan döndükten hemen sonra düğmeye basılmış olabilir!

Neden çıkıp bunu açıklamıyorsunuz?

Neden ortada biz olalım! İçeriden ve dışarıdan bizi TERÖRİST ülke olarak göstermeye çalışanlar varken neden ateşe elimizi sokalım…
Neden Katar ve İngiltere peki?

Suriye’de herkes var ama son söz İNGİLTERE’nin! Esad doğrudan oraya bağlı. Nasıl içerideki birbirine benzemeyen İTTİFAK emri Londra’dan alıyorsa, Esad da aynı merkeze bağlı! İngilizler’i "Hayır!" diyemeyeceği bir silahla etkisiz kılmak şarttı!

Maalesef 11 bin masum insanın işkence çekerek cansız düşmüş bedenleri KANIT oldu! Şimdi isterlerse "DİKTATÖR!" diye Erdoğan’a seslenmeye devam etsinler!

İşin merkezindeyiz yani?

Kuşkun olmasın! Bak orada 1500’e yakın örgüt var! Hepsiyle konuşan tek ülke Türkiye ve MİT! Her yerdeyiz!

Bunu bildikleri için bizi kışkırtıp hataya zorladılar! Biz ise sakin ve akılla giderek onları İLETİŞİMLE, yani reddedilmeyecek fotoğraflarla vurduk!
Şimdi göz doktoru Esad ve Kraliçe düşünsün!

Dosyayı hangi büro hazırladı?

Fotoğraflar, Yugoslavya ve Sierra Leone’de bu alanlarda görev yapmış Sir Desmond de Silva, Sir Geoffrey Nice ve Profesör David Crane adlı 3 eski savcı tarafından incelendi.

Özellikle SIR SILVA Kraliçe’nin yakın adamıydı! Hukuk konusunda büyük hizmetleri oldu! NICE de öyle!

Zaten Carter-Ruck and Co. şirketi bu nedenle seçildi! Kraliçe adamlarıyla sarsılacaktı! Öyle de oldu!

CHP için ne dersiniz?

Londra’dan emir aldıkları artık SIR değil! Esad’a destek olmaktan başka seçenekleri yoktu! Kemal Bey de üstüne düşeni yaptı! Katliama imza atan birine destek olup, Türkmenler’i korumaya alan Ankara’ya karşı durdu!

Tablo bu! CHP’nin kime çalıştığı şimdi bir kez daha düşünülsün!
BARONLARA hoş görünmek adına devletten ve milletten uzaklaştılar!
Yanıldılar!

Peki son günlerdeki Erdoğan’ı merkeze alan saldırılar için ne dersiniz?
O konu mu!

Evet!

Daha devlet inan bir şey yapmadı!

Onlar her şeyi bildiklerini ve arşivlediklerini sanıyorlar! Bir tek kroşede yıkılıp giderler! Bunun altını çiz lütfen! Tek kroşe!

Nasıl yani? Şimdi söylemem doğru değil! Bir iki gün içinde bir şeyler çıkacak bekle!

Devletle savaş öyle olmaz! Madem meydana çıktın, başına ne gelirse eyvallah diyeceksin!

Çok merak ettim!

Bekle! Çok az! Bak! Devlette üç kişi vardır! Birine görev verilir! Diğeri görev verileni izler! Üçüncü isim ise ikisini izleyip rapor eder!

Denklem budur! Bunlar zincirin kendilerinde, yani ikinci kişilerde bittiğini sandılar!

Yanılgı bu! Burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti! Ve burada her şey NOT edilir! Zamanı geldiğinde gereği yapılır!

Duruma hakimsiniz?

Elbette! Mesela Esad göz doktoruydu ama burnunun dibini göremedi! Görebilseydi yanı başındaki TÜRKLERLE tanışacaktı!

Ergün Diler

KOMPLO TEORİLERİ /// Dr. Veysel GANI /// ABD’nin Ulusları yok etme silahı : GENOM

Kendilerini seçilmiş insanlar olarak gören Amerikalı’lar, dünya egemeliğini ellerine geçirmek için Türkler gibi diğer ulusları da toptan yok etmeyi planlıyor. Bu amaçla başlatılan GENOM projesine göre önce toplumların milli değerleri ortadan kaldırılıp bölünmeleri sağlanacak,sonra tarihin sayfalarına gömülecektir. Geçmiş yıllarda bütün Töton ırkları içinde Amerikan halkı, "sonunda dünyanın dinçleştirilmesine öncülük etmek üzere" seçilmiş ulus olarak görülürdü. Amerika’nın yüce görevi buydu. Tanrı Amerikan halkını, "dünyanın gelişmesini emanet ettiği halk, hakça bir barışın koruyucuları olarak atamıştı . 1910’ların ABD’sinde Beveridge bu görüşleri dile getirmişti. Bugünün ABD Başkanı Bush, "Birliğin Durumu" adlı konuşmasında "Kendisinin yıldızların ötesinden aldığı ilhamla dünyayı demokratikleştirme ve özgürleştirme" görevi olduğunu söylemiştir.

Genetik silah

6 Mayıs 2005 tarihli Milliyet Gazetesi’nin haberine göre dünyadaki ırkların genetik geçmişini aydınlatmak üzere "National Geographic" Derneği ve IBM şirketinin sponsorluğu ile "Genografi" adlı bir proje başlatılmıştır. Bu proje ile Genetik yapısı nispeten saf olan yerli topluluklardan en az yüz bin DNA örneği toplamayı hedeflemektedir. Bu projeye, dünyanın her yanından genetik geçmişini bilmek isteyenler de katılabileceklerdi. Bu noktada öteden beri Türkiye’de çeşitli isimler altında ortaya konulan birkaç somut olayı hatırlamak gerekir. Bunlardan en popüleri ünlü Dr.Babuna olayıdır. Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un Tespiti Kan kanseri olan ve ABD’de tedavi gören Dr.Babuna’ya uygun kemik iliğinin bulunması için Türkiye’nin belirli bir bölgesinden büyük bir "kan toplama" kampanyası düzenlenmiş ve analiz için binlerce kan örneği ABD’ye gönderilmişti.

Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı olur olmaz "Kanla genetik haritamızı çıkarmak istiyorlar" diyerek bu kampanyanın stratejik ve sinsi amaçların aracı olarak kullanılmasına dikkat çekmişti. Toplanarak ABD’ye gönderilmiş olan kanların geri getirilmesi için de olağanüstü gayretler ortaya koymuştu. Genom Projesi’nin Türkiye yönünden önemi Proje özellikle Türkiye’yi hedef almamaktadır. Gerçekte bilimsel içerikli bir araştırma olup küredeki insanların geçmişleri, kökleri ve ırki özelliklerine ilişkin veriler elde etmeyi amaçlamaktadır. Ancak Türkiye’de her fırsattan yararlanarak ortaya konulan ya da konulacak olan her bilgi ya da veriyi "Türk soyu" aleyhine yorumlama gayretkeşliği içinde bulunan onlarca insan var. Bunun tipik örneklerinden birisinin de bu proje vesilesiyle proje sorumlusu Dr.Wells ile yapılan bir söyleşi ve Milliyet Gazetesinden söz konusu söyleşinin veriliş biçimidir.

Milliyet gazetesi henüz tamamlanmamış, sonuçlandırılmamış ve kesinliği konusunda da her zaman kuşkular olacak olan bir projeyi vesile ederek şu başlığı atıyor: "Türkiye’de Türk Genlilerin Sayısı Az". Dr.Wells’in "Türkiye’de Türk geni az" görüşlerine Türkiye’den uzmanlar da büyük bir iştahla derhal katılmışlardır. Bir gen uzmanı: "Türkler çok heterojen. Bu aslında beklenen de bir sonuç. Çünkü Türkiye göç yolları üzerinde. Önemli olan insanların kültür birliğidir. Türkler genetik bakımından çevresindeki insanlara benziyor. Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslara benziyoruz. Ermenilere de Arap’lara da biraz benziyoruz ama kendimize özgü bir yapımız var". Bir başkası da Türkiye’nin "Heterojen bir yer olması çok doğal, biz göçmeniz. Biz, durduğumuz yerde durmamışız. Cinsel cazibe çok önemlidir. Türkler gerek erkekleri gerek kadınları göçmen oldukları için çok rahatlıkla kapalı kalmamışlar. Sürekli bir hoşgörü içinde bulundukları toplumda gen alıp vermişler, eş alıp vermişler".

Gazetecinin "Araştırma sonucunda, örneğin Orta Asya’dan geldiğini sanan bir Türk, atalarının Afrika’dan Anadolu’ya geçtiğini öğrenebilir, öyle mi?" diye sorduğu soru ve bu soruya verilen cevap da oldukça ilginçtir. Yapılan araştırmaların ortay çıkardığı söylenen bilimsel bulgularına göre bütün ırklar Afrika’dan türemiş ve oradan dünyanın diğer yörelerine dağılmışmış. Bu mantığa göre Orta Asya’ya da insanlar Afrika’dan gitmiş olmalıdır. Orta Asya’dan Anadolu’ya birkaç kişi (!) de olsa birilerinin geldiği bir vakıa olduğuna göre bu mantığa göre önceden bilinen bir sonuç niçin şaşırtıcı olsun? Türklük kavramını ortadan kaldırmak istiyorlar Genom ve benzeri araştırma sonuçları gerekçe yapılarak küreselleşmenin gereği olan, tüm eski mensubiyet, aidiyet veya kimliklerin yeniden tanımlanması, onlardan kuşku duyulmasının sağlanması ve bunlara bir çok yeni değerler eklenmesi söz konusu edilebilecektir.

Bu tür projeler milletleşme sürecini henüz tamamlayamamış toplumlarda sosyal, kültürel ve siyasal sonuçlar doğuran büyük çalkantılara neden olabilir. Bu bağlam henüz Türk mü, Türkiyeli mi? Müslüman mı, Ilımlı Müslüman mı? Türk vatandaşı mı, Dünya vatandaşı mı? Olduğuna karar verememiş aydını bu denli bol olan bir ülkede büyük etkileri olacağı açıktır. Genom projesinin Türkiye’ye yönelik amaçları için şunlar söylenebilir. 1.Türk’lük kavramının tartışmaya açmak "Türkiye’de Türk genlilerin sayısı az" gibi bir ön yargı ile yola çıkanlar Türkiye’nin Türklerin ülkesi olarak nitelendirilmesinin sona erdirilmesi amacını güttükleri söylenebilir. Buna bağlı olarak da Türkiye’de yeniden milliyet, Türk, Türklük, milliyetçilik, milli egemenlik, bağımsızlık gibi kavramları tartıştırmaya çalışabilirler.

2.Kimliklerden kuşku duymak

Türkiye’de yaşayan insanların kimlikleri konusunda kafalarının karıştırılarak; insanların mevcut aidiyetlerinden kuşku duyar hale getirmek isteyebilirler. Nitekim Türkiyeli bilim adamlarının bile kerameti kendinden menkul bu tür araştırmalara bilim dışı kalırız korkusuyla "evet, zaten biz de böyle olduğunu biliyorduk" gibi bir yaklaşım içine girdiklerine göre halk kitlelerinin bu tür spekülasyonlar karşısındaki durumunun ne olacağını iyi düşünmek gerekir.

3.Azınlıkların kışkırtmak

Bu projenin Türkiye yönünden etnik ve mezheple ilgili yapıları abartıp, kışkırtarak mikro milliyetçi akımların gelişmesini sağlamak gibi gizli bir amaca hizmet ettiği açıktır. Son zamanlarda AB’nin Alevilerin ve Kürtlerin azınlık olarak kabul edilmesini talep etmesiyle sözü edilen gen projesi arasında gizli bir bağlantı bile söz konusu olabilir. Genom projesiyle AB’nin Türkiye’de suni azınlık yaratmayı esas alan uçuk taleplerine bilimsel gerekçe üretilmiş olabilecektir.

4.Sosyal çözülmeler yaratmak

Toplumların benzerliklerini perdeleyerek farklı yanlarını ve ayrıntıları ön plana çıkarıp sosyal çözülmelerin önünü açmakta bu tür projelerin bir başka amacı olabilir.

5.Kitleleri birbirine düşürmek

Barış içinde bir arada yaşayan kitleleri birbirine düşürmek, ulusal sınırların laboratuarda üretilmiş ırkı ve etnik yapılar doğrultusunda yeniden çizilmesini sağlamak.

6.Ülkeler’in kendi içlerine kapanmasını sağlamak

Özellikle imparatorluk mirasçısı olan Türkiye gibi ülkeleri etnik/ırki çelişkilerle uğraştırarak kendi içine kapanmasını sağlamak ve hatta ayrıştırma başarılı olursa kontrol edilebilir etnik temelli küçük devletçiklere dönüştürmek. "Genom" milli değerleri yıkma sürecinin son aşamasıdır. Türkiye’de son zamanda milli olan her şeye şuursuzca saldıran sayısız yazar/gazeteci ve düşünür türemiştir. Bunlar Türkiye için değerli, kutsal, milli, etik bulunan her şeye saldırarak halkta moral bunalımına neden olmaktadırlar. Gerçekte yapılan psikolojik bir savaştır. Bu savaşı klasik savaştan ayıran askerle ve silahla değil kavramlarla yapılmış olmasıdır. Örneğin Türklerin meşhur "Oğuz Kağan Destanı"ndan bugüne, nesillerin nesillere aktararak getirdikleri bir "vatan"ın kutsallığı algısı vardır.

Bunun için Türkün olduğu her yerde önce yüreklere sonra da dağa bayıra her yere "Önce vatan" yazılmıştır. Vatan uğruna ölen evladının ardından bir baba çıkar ve "oğlumu uğruna kaybettim. Vatan sağ olsun" der. Bu duyguyu yenmek ve halkın nezdinde gözden düşürmek için sureti haktan görünen türlü çeşit gayret sarf edilmektedir. Bir gazete yazarı vatana ihanetin sağlayacağı yararları bir İspanyol yazardan alıntı yaparak şöyle ifade eder: "Vatan tüm kötü alışkanlıkların anasıdır: İlletten tedavi olmanın en hızlı ve etkin yolu onu satmak, ihanet etmektir; nasıl mı satmak? İster pahalı ister bedavaya; kime mi? En yüksek peyi kim sürerse ona; ya da, verip kurtulmak ağulu armağanı, onu hiç bilmeyene, bilmek de istemeyene; ister zengine ister yoksula, umursamazın tekine ya da bir aşığa; salt ihanet zevki yeter; bizi belirleyen, bizi tanımlayan, istemeden bizi bir şeyin sözcüsüne dönüştüren; üstümüze bir yafta yapıştıran, bize bir maske yakıştıran ne varsa ondan sıyrılma zevki uğruna… Haraç mezat satmak her şeyi; tarih, inanışlar, dil; çocukluk, manzaralar, aile; fırlatıp atmak kimliğini, sıfırdan başlamak; Sisyphos olmak, aynı zamanda, kendi küllerinden yeniden doğan Anka kuşu". Bu yazar aktardığı bu sözlerden sonra "önce vatan" ilkesini sistemimizden dışarı atıp atamayacağımızın ne kadar önemli olduğunu altını çiziyor.

"Vatan seni seviyor mu?" Bir başka meşhur düşünürümüz (!) de şöyle diyor; "İnsanı zorla askere alıyorlar, Afganistan’a yolluyorlar. ‘Vatanını seviyorsan’ diyorlar. ‘Sevmiyorum’ derse ne olacak? Siz vatanı seviyor musunuz? Ben yaptığım işi seviyorum. İnsan yaptığı işi seviyorsa, bir de ‘vatanı sevmek’ diye ayrıca bir meslek çıkmaz ortaya. Vatan sevmek bir meslek midir Allah aşkına? Bir de ‘Vatan seni seviyor mu?’ diye sorarlar adama". Bu düşünür (!)bir mülakatta sorulan "Milliyetçilik ne demektir?" sorusuna Oscar Wilde’dan şu alıntıyı yaparak cevaplandırmıştır: "Her alçağın son sığındığı yer milliyetçiliktir". Bu anlı şanlı (!) yazar ülke ve millet sevgisiyle dolu, zamanını üretmekle geçiren, kütüphane ve laborotuvarları mesken edinmiş, eba ecdatının mirasına saygılı, diline ve inanç değerlerine bağlı olmayı milliyetçilik olarak algılayan insanlara bile dolaylı da olsa "alçak" deme hakkını kendinde görebilmektedir.

Milliyetçiliğe karşı dünya vatandaşlığı

Bir başka yazar :

"Millet herhangi bir insan kümesinden neden daha değerli olsun?" diye sorarken bir diğeri "milliyetçiliğin iyisi yoktur" diye yazar. Milliyet, milliyete bağlılık bilinci, milli devlet ve milli egemenlik aşağılanırken onun yerine konulması gerekenler üzerinde de kafa yoran bir başka aydınımız erkekçe (!) bir çıkışla "milliyetçiliğe karşı dünya vatandaşlığı"nı önerir. Birisi çıkıp da kendi ülkesinin vatandaşı olmayı beceremeyen birisinin dünya vatandaşı olmayı nasıl becereceğini soracağını ise hiç aklına getirmez. Kuşkusuz bütün bu çabalar entelektüel egzersiz olsun diye yapılmamaktadır. Millet, milliyet, milliyetçilik, vatan vb. kavramların tahribinin ardından son aşama olarak Genom Projesi ile de "Türk diye bir soy yoktur" siz "kendinizi yanlış tanıyorsunuz, aslında siz Afrika’dan Mao Mao ya da Hutu kabilesinin ilk reisinin torunlarısınız" demeye getireceklerdir. Ardından da vatanınız dünya, milletiniz bütün insanlıktır; bulunduğunuz topraklara gelince işte oralar bulunmanız gerekli olan topraklar değil! Nitekim Genom ve benzeri projelerle eş zamanlı olarak Türkiye’de Türklerin yüzdesi de verilmeye başlanmış, milliyetçilik sözü edilen projenin varsayımlarına göre yeniden Türklük’ün tanımlanması ortaya atılıp önerilmeye başlanmıştır.

GENOM Projesi neyi amaçlar?

Genom, ABD’nin dünyadaki en büyük güç olma savaşının en büyük silahıdır. Yakın geçmişte SSCB’nin evrensel iddialarından ve kapitalizmin lideri ABD’yle rekabetten çekilmesiyle dünya tek kutupluluğa mahkûm hale gelmiştir. Neredeyse bütün ülkelerinin günümüzde egemenlikleri, meşruiyetleri, etkinlikleri ve varlıkları tek küresel güç olan ABD’ye bağımlıdır.

ABD’ de tarihin kendisine sunduğu bu eşsiz tek güç olma fırsatını sürekli kılabilmek için elinden geleni yapmaktadır. Bu bağlamda tek küresel güç olmanın sağladığı stratejik, askeri ve politik üstünlüğünü dünyanın herhangi bir köşesinde tehdit edecek bir bloklaşmanın ya da bütünleşmenin ortaya çıkmasını engellemeyi birinci stratejik hedef olarak almıştır. Bu bakımdan bölgesel güç olabilecek ülkeleri etnik, soy, dil, mezhep, ideoloji vb. yönlerden ayrıştırarak güçsüzleştirmektir. İşte "Genom" bu amacı gerçekleştirecek çok güçlü ve bir o kadar da tehlikeli stratejik bir saldırı projesidir .Bir başka deyişle Milli Devletler’e yönelik ırkçı saldırıların başlangıç aşamasıdır. Türkiye kendi genlerini AB/ABD/Yunan/Ermeniperest olmayan, kendisini "Dünya Vatandaşı" değil Türk vatandaşı olarak gören fikir namusuna sahip bilim adamlarına emanet etmelidir. Gen araştırmalarını Türkiye’ye karşı silah olarak kullanmak isteyenlere karşı kendi argümanlarını bizzat kendi bilim adamlarına hazırlatmalıdır. Artık birileri bu konuda da "Değmesin mabedimin göğsüne namehrem eli" demek cüretini göstermelidir.

Kaynak: Yeniçağ

İnsan Genomu Projesi

Organizmayı oluşturmak için gerekli bilgilerin toplamına genom diyoruz. Bir diğer tarifle, bir hücredeki genetik materyalin tamamı o organizmanın genomunu oluşturur.

Resmi olarak Ekim 1990’da başlamış olan insan genom projesi (İGP), uluslararası niteliğe sahip olup insan kromozomlarının fiziksel haritasının çıkarılmasını, sayısı yaklaşık 100.000 adet olarak tahmin edilen insan genlerinin keşfedilmesini ve bu sayede bu genlerin daha ileri biyolojik çalışmalar için ulaşılır kılınmasını amaçlamaktadır. Günümüzde, tedavisi henüz olanaksız 3000’den fazla genetik hastalık milyonlarca insanın yaşamını etkilemektedir. Bu tip hastalıklardan sorumlu genlerin yapısının aydınlatılması ile “işlevi bozuk” genler için “düzeltmelerin” yapılabileceği, hastalıkların önceden teşhisi ve tedavisinin mümkün hale geleceği tartışmaları, bu projenin başlatılmasındaki en önemli etken olmuştur.

Genetik bilimi, 1860’larda, Gregor Mendel’in kendi yetiştirdiği bezelyeler üzerine yaptığı çalışmalarla başladı. Mendel bezelyelerin çeşitli karakterlerinin (renk, büyüklük, vb. tohum ve çiçek özellikleri) daha sonraları “gen” olarak isimlendirilecek ünitelerle belirlendiğini, bu ünitelerin kalıtım faktörleri olduğunu gösterdi. Bunu, genetik bilgilerin kromozom adı verilen yapılar üzerinde taşındığının bulunması izledi.

Watson ve Crick isimli iki araştırıcının deoksiribonükleik asitin (DNA’nın) yapısını keşfetmesi, insan genom projesinin geçtiğimiz günlerde popüler hale gelmesinden sadece yarım yüzyıl önce gerçekleşti ve bu dev buluş bugünkü gen teknolojilerine olanak veren bir dönüm noktası oluşturdu. 1970’lerde DNA üzerindeki belirli genlerin izole edilebildiği, bu genlerin kesilip biçildiği ve yeniden yapılandırıldığı “genetik mühendisliği” uygulamaları başladı.

Organizmayı oluşturmak için gerekli bilgilerin toplamına genom diyoruz. Bir diğer tarifle, bir hücredeki genetik materyalin tamamı o organizmanın genomunu oluşturur. Yine diğer bir tanımla genom, bir organizmanın DNA’sının tamamı olup o organizmanın yaşamı boyunca tüm yapı ve aktivitelerini belirleyecektir. Tüm bu tanımlar, genomun DNA materyalinden ibaret olduğunu, her iki terimin de genetik materyali ifade ettiğini göstermektedir. Bu materyal, sıkı bir yumak halinde biçimlenerek kromozom adını verdiğimiz silindirik yapıları oluşturur. Prokaryot adı verilen tek hücreli basit canlılarda (bakteriler) tek bir kromozom oluşturan bu materyal hücre içerisinde serbest iken, ökaryot adını verdiğimiz daha ileri canlılarda (algler, mantarlar, bitkiler, hayvanlar, insanlar) her hücrede birden fazla kromozom şeklinde bulunur ve bu kromozomlar özel bir kompartman olan hücre çekirdeği içinde yer alırlar. Serbestçe açılması halinde 2 metreye yaklaşan DNA molekülü, sıkı bir yumak oluşturması sayesinde mikroskobik büyüklükteki hücreye sığmaktadır.

İnsan genom projesinin temel hedefi, insan genomunun detaylı bir fiziksel haritasını elde etmektir. Baz çifti sayısı temelinde genlerin dizilimi ve aralarındaki mesafeyi gösterecek bu haritanın elde edilmesi, ancak DNA üzerindeki nükleotidlerin dizilim analizi (sekanslama) ile mümkündür. Elde edilen insan genomu referans dizisi, yeryüzünde yaşayan her bireyin genom dizisine birebir uymayacaktır Örnekler çok sayıda gönüllüden özel bir protokolla alınmış olup bu örneklerden çok azı projede kullanılmaktadır. Örnekleri veren kişilerin ismi saklıdır; dolayısı ile hem örneklerin sahipleri, hem de bilim adamları bu projede kullanılan DNA’ların kimlere ait olduğunu bilmemektedirler. Kadınlardan kan örnekleri, erkeklerden ise sperm örnekleri alınmıştır, kadınlarda Y kromozomu bulunmadığından sperm örnekleri özellikle önemlidir. İlk referans genom dizisinin oluşturulmasının 10-20 birey bazında olacağı tahmin edilmektedir.

Fiziksel haritanın elde edilmesi için öncelikle seçilen kromozomun çok küçük parçacıklara ayrılması, bu parçacıkların ayrı ayrı dizi analizlerinin yapılması ve elde edilen verilerin birleştirilmesi gerekir. Bu amaçla, restriksiyon enzimleri adı verilen ve DNA’ nın belirli dizilerini tanıyıp molekülü o dizilerden kesen enzimler kullanılır.Daha sonra, elde edilen parçacıkların daha ileriki çalışmalarda kullanılabilmesi için klonlanması (çok sayıda kopyasının elde edilmesi) işlemine geçilir. Farklı DNA parçacıklarında birbiri ile örtüşen diziler belirlenmek suretiyle kromozom boyunca uzun bir segmenti, hatta tüm kromozomu temsil eden sıralı bir klonlar kolleksiyonu (kontig) elde edilir. Bu yolla elde edilen harita “kontig harita” olarak isimlendirilir.

Günümüzde nükleotid dizilimi analizi için DNA çiplerinin kullanıldığı yeni yöntemler de mevcuttur, ancak en yaygın olarak kullanılan yöntemde temel adımlar şunlardır: Öncelikle her bir kromozom (50-250 milyon baz çifti) enzimlerle çok daha küçük parçacıklara (yaklaşık 500 baz çifti; Celera Genomics’te geliştirilen yeni ve hızlı yöntemde 2000-10.000 baz çiftlik parçalarla başlandığı bildirilmektedir) bölünür. Makinalarla yapılacak olan dizi analizi için herbir parçacığın milyarlarca kopyası gerekir. Bu nedenle parçacıklar bakteri hücrelerinde klonlanırlar ve çok hızlı çoğalan bakteriler kopya makinaları gibi bu parçacıkları çoğaltırlar. Bu şekilde çoğaltılan DNA materyali, özel boyalarla muamale edilerek her bir baz çeşitinin (A, T, G, ya da C) lazer ışık altında farklı bir renk vereceği biçimde boyanır, daha sonra parçacıkların elektroforezleri yapılarak büyüklüklerine göre ayrılırlar ve bu süreçte lazer ışını ve kamera bazların boyanma rengini kaydederek 4 renkli kromatogram oluşturulur. Tüm bu işlemler insan eliyle değil, otomatik dizi analiz cihazı kullanılarak yapılmaktadır. Bazlar “okunduktan” sonra bilgisayarlar aracılığıyla dizilim analiz edilir. Katrilyonlarca hesaplama sonucu parçacıkların dizilim bakımından birbirleri ile örtüşen uçları yanyana getirilmek suretiyle dizilim yeniden düzenlenir. Analiz hataları, gen bölgeleri (insan genomunda bilinen fonksiyonel proteinleri kodlayan genler, toplam genomun sadece yaklaşık %5’ini oluşturmaktadır, geriye kalan kısım ise gen aktivitesini kontrol eden ya da henüz fonksiyonu bilinmeyen bölgelerdir), daha önce bilinen genlere ne oranda benzerlik gösterdiği, vb. belirlenir. Herbir DNA parçası 5 kez dizilim analizinden geçmişse, elde edilen bulgular “taslak” dizilimi oluşturur. Analiz 10 kez yapıldığında ise “final” dizilim (hata oranı 1/10.000) elde edilir. Bugünkü analiz sonuçları %90-95 doğrulukta bir müsvette analiz sonuçlarıdır.

Hatalar ve bazı boşluklar halen mevcuttur, yüksek kaliteli referans diziliminin 2003 yılında elde edileceği bildirilmektedir. Ancak, final dizilimin elde edilmesi projenin nihai amacı değildir; bulunan genlerin fonksiyonlarının ve birbirleriyle etkileşiminin anlaşılması çalışmaları sürecek, buna paralel olarak çeşitli hastalıkların tedavisi için geni ya da kodladığı proteini hedef alan yeni ve etkin ilaçların tasarım ve denenmesine devam edilecektir (sorumlu genin aydınlatılmış olduğu bir çok hastalık için halen bu yönde çalışmalar sürmektedir).

Proje bünyesinde robotiklerin ve bilişim teknolojisinin önemi özellikle not edilmelidir. Sadece insan gücü kullanılarak projenin gerçekleştirilebilmesi neredeyse olanaksızdır. Robot kolları olan yüzlerce makine, aynı anda, DNA parçacıklarını dizilim analizi için ince cam tüplere pompalamaktadır. Bunun yanısıra, veritabanı ve yazılım geliştirme alanlarındaki ilerlemeler de bu projeye hız kazandırmıştır. Teknoloji ilerledikçe ve dizilim bulguları çok büyük bir hacim tutacak şekilde biriktikçe, eldeki bilgilere sahip çıkmak, organize etmek ve bunları yorumlayabilmek için daha sofistike bilgi işlem kaynaklarına gereksinim olacaktır. Proje ile ilgili tüm araştırıcıların dünyanın her yerinden dizilim bulgularına ulaşıp onları kullanabilmeleri, projenin başarısının doğrudan ölçütüdür. Perkin Elmer, Celera Genomics için 1 milyar dolar harcamış, en hızlı analitik cihazları (300 adet) ve yüksek performanslı süper bilgisayar teknolojisini temin etmiştir. Özel bir yazılım ile 80 terabayttan fazla veri işlenebilmiştir. Bu nedenlerle, Celera Genomics’in gen dizilimi analizi yapan diğer tüm laboratuvarlara göre en az 3 kat daha hızlı çalışabildiği ifade edilmektedir. Bunun vurgulanması için, Celera laboratuvarlarının aylık elektrik faturasının 60.000 dolar olduğu belirtilmektedir. Şirket yöneticileri, 9 ay gibi kısa bir süre içinde etnik kökenleri farklı toplam 5 birey için (3 kadın, 2 erkek) 15 milyara yakın baz çiftinin diziliminin tamamlandığını açıklamaktadır.

kaynak: http://www.geocities.com/secme_tartismalar/tartismalar/tartisma_harunyahya.html

KOMPLO TEORİLERİ /// ERGÜN DİLER : İkinci raund !

fed+reserve.jpg

İkinci raund!

Erdoğan’a karşı iz bırakmadan bir araya gelen patronları ve gizli planlarını anlamak için bugün de PARADAN gidelim… Türkiye’nin başına geçirilmek istenen çuvalı görmeden ayakkabı kutusuna takılırsak olduğumuz yere yığılır kalırız!

Tek yapmamız gereken bütün dikkatimizle PARANIN arkasına saklanıp koalisyon yapanları takip etmek ve amaçlarına ulaşmasını engellemek!
İnanın şu an İSTANBUL’da çok patron dışarısı ile el sıkışmış durumda!
Sadece Ankara’nın bunu bilmediğini düşünüyorlar! Başkenti eski alışkanlıklarından dolayı kör ve sağır sanıyorlar!
Yanılıyorlar!
Nereden mi biliyorum?
Anlatayım…

Önce dün yazdıklarımızı kısaca hatırlayalım… Dünyanın her hangi bir yerinde yaprak kımıldasa bunun arkasında kesinlikle ve kesinlikle şu 6 aile ve şirket vardır:

Bank of America: Rockefeller ailesi
JP Morgan: Morgan ve Rockefeller ailesi
Citigroup: Rothschild ailesi
Wells Fargo: Fargo ve Rothschild ailesi
Goldman Sachs: Rockefeller ailesi
Morgan Stanley: Morgan, Rockefeller ve Rothschild ailesi…

Bu aileleri birbirine bağlayan BIG FOUR yani BÜYÜK DÖRTLÜ denilen yapıda ise State Street Corporation, Vanguard Group, BlackRock ve FMR (Fidelity) isimli DEV yapılar var! İsmini bile bilmediğimizi bu YAPININ sahibi olduğu şirketler ise evlerimize kadar girmiştir:

Alcoa Inc., Altria Group Inc., American International Group Inc., AT&T Inc., Boeing Co., Caterpillar Inc., Coca-Cola Co., DuPont & Co., Exxon Mobil Corp., General Electric Co., General Motors Corporation, Hewlett-Packard Co., Home Depot Inc., Honeywell International Inc., Intel Corp., International Business Machines Corp., Johnson & Johnson, JP Morgan Chase & Co., McDonald’s Corp., Merck & Co.
Inc., Microsoft Corp., Pfizer Inc., Procter & Gamble Co., United Technologies Corp., Verizon Communications Inc., Wal-Mart Stores Inc., Time Warner, Walt Disney, Viacom, Rupert Murdoch’s News Corporation.,, CBS Corporation, NBC Universal gibi…

Bütün bu şirketlerin ve 6 ailenin görünen servetlerinin dışında bir de merkezi İsviçre’nin BASEL kentinde olan The Bank of International Settlements (BIS) yani Uluslararası Varlıklar Bankası var!

Bu banka hiç ortalarda görünmeyen ROTHSCHILD ailesinin en büyük silahıdır!
Hemen hemen dünyadaki bütün MERKEZ BANKALARI arasındaki PARA uyumunu sağlamakla görevlidir! 1930’da kuruldu ve o günden bu yana işlevini eksiksiz yerine getirmektedir! Türkiye’de çok etkili olduğu dönemler oldu! Yönetiminde Rockefeller ailesinden 2 kişi olmakla birlikte asıl patron Rothschiller’dir!

Göstermelik olarak Morgan ve Fargo ailelerine de hisse verilmiştir!
Bu banka Deutsche Bundesbank başta olmak üzere Bank of England, Bank of Italy, Banque de France gibi 50’ye yakın Merkez Bankası’nı da yönetmektedir.

Ve bu ailelerin üyelerinden oluşan 8 ÇOK ÖNEMLİ KİŞİ Basel’deki ALP Dağları’nda bilinmeyen bir yerdeki GİZLİ SIĞINAKTA toplanır! Yolun, marketin, telefonun, televizyonun, elektriğin, otomobilin, radyonun, CD çaların, iPad’in olmadığı bir yerde dünyayı değiştiren, kaderini belirleyen kararlar alınır! ÖZEL ATEŞLE yapılan bu toplantılara çok nadiren KISSENGER gibi hizmetini ve sadakatini ispatlamış insanlar alınır!

Zaten Kissenger diğer ülkelerdeki gibi bizdeki BARONU da kontrol ve dizayn eden kişidir!

Sınırlı sayıda kişinin katıldığı bu toplantıdan sonra CFR ve Bilderberg gibi gizli toplantılarıyla tanınan kuruluşlar, orada belirlenen gündemle bir araya gelir! Bu toplantılar aslında EMİRLERİNDEKİ insanların fikrini almaktır!

Neyse bu Bank of International Settlements aynı zamanda Amerikan Merkez Bankası’nın da patronudur! Ünlü P2 Mason Locası’nın bulunduğu bölgeye yakın olan toplantıdan çıkan kararlar Dünya Siyonist Teşkilatı’na bildirilir!
Ve bizim İstanbul’u kontrol eden BARONLARDAN birkaçı da buraya koşarak gider ve farklı kanallardan bu bilgilere kavuşurlar!
Hatta biri giderken "Dünya Basel’den yönetiliyor!
Sen ne sanıyorsun!" diye bir dostuna takılmıştı!

Türkiye’yi ve bölgeyi etkileyen kararlar da buralarda alındı! Her istediklerini yapacaklarını sandılar!

Ama bazen olmadı! İsteklerine kavuşamadılar! Mesela Rusya’da PUTİN’e feci şekilde yenildiler!

PARALARI geçmedi! Koltuğa gelir gelmez tavrını ortaya koyan PUTİN, Rothschildler’in adına ülkesini İŞGAL eden ne kadar OLİGARK varsa topladı ve uyardı! Ciddiye alanlar malını mülkünü bırakıp kaçtı! "Bize bir şey olmaz!" diyenler ise kendini beş parasız içeride buldu! Medya imparatoru Vladimir Gusinsky, Lebedev, Hodorkovski, Boris Berezovski ve Bilalov kardeşler gibi isimler yok olup gitti!

Rothschildler’in piyonu SOROS’la gelenler Putin’e mağlup oldu! Açık Rusya Vakfı’nı kuran Jacob Jothschild ve Kissenger yıkılıp gitti! Ne dolarları, ne bankaları kurtarabildi onları! Türkiye’de de yenilmemek için Bank of International Settlements 20 milyon dolar rüşvet vererek Merkez Bankası’ndaki toplam parayı öğrenmek istedi! Öğrenemedi!

Operasyonla adamları alındı! Bu aslında onlara görülmeyen ve bilinmeyen en büyük uyarıydı! Bunu gururlarına yediremediler! Kendi elleriyle kurdukları CUMHURİYET darbeyi indiriyordu! Kabul edemediler!

İçerideki adamlarının gücü ve sayısı çok olmasına rağmen Erdoğan onları dinlemiyordu! Üzerlerine üzerlerine gidiyordu! Çatışmanın, kavganın, kasetlerin, koalisyonların asıl nedeni buydu! Türkiye’nin enerjide oyun kurması ve paraya gitmesi tansiyonu fırlattı! Adamlar alışık olmadıkları bir problem yaşıyordu!

Engeli aşmak için yetiştirdikleri ve uzun zamandır UYKUYA bıraktıkları hücreleri uyandırdılar! Bu UYANDIRMA harekatından önce İSTANBUL SERMAYESİ denilen yapıya el altından BRİFİNG verildi!
Herkese gerekli NOT gitmişti!

Tarafsız görünmekle birlikte saldıranların Erdoğan’ı devirmesine yardım ediyorlardı! Ankara’nın bunu ıskaladığını düşündüler! Oysa kimin nereye hangi uçuşla gittiği, kabinde neler konuştuğuna kadar birçok bilgi ortadaydı!

Gizli sandıkları görüşmelerin TAPELERİ ise daha ortaya çıkmamıştı! Son günlerde ortaya çıkan ve hiçbir suç içermeyen kayıtların amacı ise çok açık ortadaydı!

Obama ve Putin’in desteğiyle tıpkı MOSKOVA’da olduğu gibi LONDRA’ya bağlı sermaye temizlenecekti! İsmi geçen işadamlarının arka bahçesi LONDRA’ydı! İlişkiler orada dizayn ediliyordu! Kasedi sızdıranlar "Türkiye artık bu yükle devam edemez!

Sermayede temizlik şart! Herkes yerini kesin olarak bildirmeli! Ya buraya ya Londra’ya bağlı kalacaklar" mesajı veriyordu!

Bakın bu güçlerin arkasında olan İNGİLİZ İSTİHBARATININ logosu PİRAMİTTİR!
En tepede Kraliçe ile birkaç aileyi barındırır! Aynı zamanda Britanya Finans İmparatorluğu’nun simgesidir!

Sözkonusu piramit olunca diğerlerini bilemem ama TÜRK MİLLETİNE ve kardeşlerine ayrılan yer sadece alt kattadır! Bunun anlamı EZİLMEKTİR!
Türkiye bu savaşı içeridekileri temizleyerek vermek zorundadır! İkinci raund kesinlikle sermaye ile Ankara arasında olacaktır!

Hazır o vakit gelmeden yerlerini belirleseler iyi olur!

Yok! Musevi baronların dediklerine inanıp arkadan yumruk atmaya devam edeceklerse kendileri bilir!
Kaçış yok!
Hesap görülecek!

Ergün Diler – 17.01.2014

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: