Etiket arşivi: Yabancı Basın

YABANCI BASIN : Erdoğan Türk Diasporasını Hedefliyor

ei-cf783_gerdog_g_20140203181405.jpg?itok=ECBLNxuW

Alman parlamentosunun vekillerinden biri ve muhalif parti Yeşiller’in dış politika uzmanı olan Omid Nouripour “herşeyden önce Erdoğan Almanya’da kampanya yürütüyor ki bu küresel dünyada meşrudur” diyor. Erdoğan’ın dışarıdaki destek arayışı kendisi ve hükümetteki İslam kökenli Adalet ve Kalkınma Partisi için zor olan bir zamana denk geliyor. AK Parti Türkiye’nin iktisadi ve diplomatik gücünü iktidarda oldukları 10 yıldan fazla zaman boyunca hızlı bir şekilde genişletilmesini sağlamıştı.

Başbakan Aralık ayında bir kabine değişikliğini tetikleyen ve geçen ay Merkez Bankası’nın agresif bir şekilde faiz oranlarını yükseltmesine neden olan finansal piyasalardaki bir düşüşü şiddetlendiren bir yolsuzluk soruşturması ile darbe aldı. AKP hala %45 düzeyinde –neredeyse ana muhalefet partisinin iki katı seviyesinde- geniş bir desteğe sahip olmasına rağmen Erdoğan seçim sürecinin başlamak üzere olduğu bir dönem öncesi muhafazakar kamptaki elinin zayıfladığını görüyor. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Erdogan Targets Turkish Diaspora During German Trip, 3 Şubat 2014)

YABANCI BASIN : Ekonomik Türbülans Erdoğan’ı Zorluyor

untitled_19.png?itok=6DWfUACs

ISTANBUL— Başbakan Recep Tayyip Erdoganseleflerinin başaramadığı bir iktisadi istikrarı temin ederek on yıldan fazladır Türkiye siyasetini belirledi. Ancak şimdi o üç Türkiye önemli seçime yaklaşırken daha sert bir alanla yüzleşiyor. Metropol anket şirketi tarafından 1,000 kişi üzerinde uygulanan taramaya göre Erdoğan’ın liderliği için popüler destek Aralık’ta görünen %48 oranından Ocak’ta %39’a gerilemiş vaziyette. Bu onun Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2002’de iktidara gelmesinden beri karşılaştığı en düşük oranlardan birine işaret ediyor.

Erdoğan onlarca yıldır ülkenin en sevilen siyasetçilerinden biri olarak kalmasına –muhalefet partilerindeki rakiplerinden uzak ara popüler olmasına- rağmen anket son zamanlardaki diğer anketlerle karşılaştırılırsa bu büyük bir erozyonu yansıtıyor. Üç bakanı istifaya zorlayan 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının topuğunda gelişen kötü ekonomik haberler silsilesi Türkiye’nin ekonomik modelinin parlaklığından bir şeyler götürüyor. Yalnızca 1 yıl önce Türkiye ekonomistler atarafından diğer endüstrileşen ülkeler için bir örnek olarak gösteriliyordu. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Economic Turbulence Chips at Support for Turkish Premier, 30 Ocak 2014)

YABANCI BASIN /// Krugman : Türkiye’nin Sorununu Konuşmak

640x392_59257_185650.jpg?itok=-4YUuuNX

Tamam ama bu krizi kim sipariş etti? Zaten devam edegelen sorunlara ek olarak bizim ihtiyacımız olan en son şey halihazırda siyasi karışıklıkla çalkalanan bir ülkenin yeni bir ekonomik krizle karşılaşmasıdır. Doğru; Los Angeles büyüklüğündeki bir ekonomiye sahip olan Türkiye’den gelecek doğrudan küresel dalgalar büyük olmayacaktır. Fakat biz korkulu kelime olan “salgın”ın telaffuz edildiğini duyuyoruz. O salgın bir defasında Tayland’da bir krize neden olmuş ve Asya boyunca yayılmıştı ve son olarak da Yunanistan’da bir krize neden oldu ve Avrupa boyunca yayıldı. Şimdi herkes endişeleniyor ki bu salgın Türkiye’nin belalarının dünyanın gelişen piyasalarına yayılmasına neden olabilir.

Bu pek çok bakımdan aşina olduğumuz bir hikayedir. Fakat bu hikayenin bir kısmı çok rahatsız edici. Neden biz bu krizler içinde kalmaya devam ediyoruz? Ve krizler arasındaki aralık daha kısalmış gözüküyor ve her krizden çıkış sonuncusu ile karşılaştırıldığında daha kötü gözüküyor. Ne oluyor?

Türkiye’ye gelmeden önce küresel finansal krizlerin bir hulasasını verelim.

II. Dünya Savaşı sonrası bir kuşak boyunca dünya finansal sistemi modern standartlar dahilinde dikkat çekici ölçüde krizlerden uzaktı. Bu belki de pek çok ülkenin sınırlararası sermaye akışına tahditler koymalarından ve böylelikle uluslararası borç vermelerin ve almaların sınırlanmasından ötürüydü. 1970lerin sonlarında düzenlemelerin kaldırılması ve artan banker saldırganlığı Latin Amerika’ya fon akışını yükseltti, bunu 1982’deki ticari tabirle “ani duruş” ve bir kriz takip etti ki bu on yıl boyunca sürecek ekonomik gerilemeye neden oldu.

Latin Amerika eninde sonunda büyüme trendine döndü (Meksika 1994’de kötü bir düşüş yaşasa da); fakat 1990lar aynı hikayenin bir başka ve daha büyük versiyonunun ortaya çıkmasına sahne oldu: Büyük para akışları ve onları takip eden ani duruş ve ekonomik göçler. Bazı Asya ekonomileri çabucak kendine geldi; fakat ne yatırım ne de büyüme hiçbir zaman tamamıyla eskisi gibi olmadı.

Son olarak bu hikayenin başka bir versiyonu Avrupa’da gösterime girdi. Yunanistan, İspanya ve Portekiz’e akan para yığınağını ani bir duruş ve yoğun bir ekonomik acı takip etti.

Hikayenin yapısı aynı kalmakla beraber söylediğim gibi etkiler daha kötüleşiyor. Gerçek üretim Meksika’nın 1981-83 krizi boyunca %4 düşmüştü; 1997-1998 boyunca bu düşüş Endenozya’da %14 oldu ve Yunanistan’da %23 oldu.

Öyleyse daha kötü bir kriz mi pişiyor? Temel noktalar pek de rahatlatıcı değil. Özellikle Türkiye düşük devlet borcuna ve iş dünyasının dışarıdan çok fazla borç almasına rağmen genel finansal durumu çok kötü gözükmüyor. Fakat önceki her bir kriz iyimser beklentileri boşa çıkarttı. Ve şimdi Türkiye’nin haşatını çıkaran aynı güçler ayrıca dünya ekon omisini de oldukça ve yüksek oranda kırılgan yapıyorlar.

Belki duymamış olabilirsiniz ama ekonomistler arasında bizim bir seküler gerileme ile karşı karşıya olup olmadığımız ile ilgili olarak bir büyük tartışma var. Bu nedir? Evet, bunu tarif etmenin bir yolu insanların tasarruf miktarlarının yatırım yapmaya değer miktarlarının hacmini geçmesi şeklinde ifade edilebilir.

Bu durum gerçek olduğunda iki sonuçtan biri sizi bulur. Eğer yatırımcılar dikkatli ve ihtiyatlı ise biz esasında toptan gelirlerimizi daha az harcamaya çalışıyoruz demektir. Benim harcamam senin gelirini oluşturduğuna göre sonuç sürekli bir düşüştür.

Alternatif olarak düşük karlardan öfkeli ve umutsuzca kazanç elde etmek isteyen havanda su döven yatırımcılar kendilerini aldatıp paralarını kötü düşünülmüş projelere dökebilirler Bunlar riskli borç vermeler ya da gelişen piyasalara sermaye akışı şeklinde kendini gösterebilir. Bu ekonomiyi bir süreliğine şişirebilir; fakat sonunda yatırımcılar gerçeklikle yüzleşirler. Para kurur ve acı ortaya çıkar.

Eğer bu bizim durumuzun iyi bir tarifi ise –ki ben öyle olduğuna inanıyorum- imdi biz şişme ile depresyon arasında sallanmaya mahkum bir dünya ekonomisine sahibiz demektir. Ve şimdi gelişen piyasalardaki şişmenin patlayışı gibi görünen durumu seyrederken bu pek de cesaret verici bir düşünce olmuyor.

Daha geniş bakarsak Türkiye aslında problem değildir. Güney Afrika, Rusya, Macaristan, Hindistan ve şu an darbe alan başkaları da değildir. Gerçek sorun dünyanın zengin ekonomileri olan ABD, euro bölgesi ve daha küçük oyuncularının kendilerine özgü temel zayıflıkları çözmedeki başarısızlıklarıdır. En açık olanı çok fazla tasarruf etmek ama çok az yatırım yapmak isteyen bir özel sektöre rağmen bizim bunalım güçlerini derinleştiren tasarruf politikaları takip etmemizdir. Daha kötüsü bütün göstergeler işsizliğin büyümesine müsaade ederek biz hem kısa vade hem de uzun vade büyüme olasılıklarını bunalttığımızdır. Bu hal özel yatırımları daha da bunaltacaktır.

Oh, ve Avrupa’nın büyük kısmı daha şimdiden Japon tarzı bir deflasyon tuzağına düşme riski altındadır. Bir gelişen piyasa krizi –ki bu oldukça mantıklı- bu riski realiteye dönüştürebilir.

Öyleyse Türkiye ciddi bir beladaymış gibi görünüyor ve daha büyük bir oyuncu olan Çin ile birlikte biraz sallantılı gözüküyor. Fakat bu belaları korkutucu yapan şey Batı ekonomilerinin temel zayıflığıdır. Bu zayıflık hakiki kötü politikalarla daha da beter hale getirildi.

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, Paul Krugman, Talking Troubled Turkey, 30 Ocak 2014)

YABANCI BASIN : Piyasalar Sakinleşiyor

bn-bg259_euromk_g_20140127055225.jpg?itok=pElHW5FR

Türkiye Merkez Bankası’nın Salı akşamı olağanüstü bir faiz oranları ile ilgili toplantı yapacağını açıklaması rekor düzeydeki liranın düşüşünden sonra lirayı keskin bir şekilde yükseltti ve diğer zorluk içindeki piyasalardaki satışları da durdurdu. Société Générale’da bir makro-ekonomi stratejisti olan Kit Juckes “piyasalardaki mevcut karışıklık süreci gelişen piyasalardaki büyümeyi yavaşlatabilir ve FED politikasına daha az uygun vaziyetlerin ortaya çıkması durumunu ortaya koyabilir. Fakat pek çok bölgesel alt sürükleyiciler var: Çin’in gölge bankacılık sistemi, Türkiye’deki siyaset, Güney Afrika’daki grevler ve Arjantin siyaseti gibi bazılarını sayabiliriz. Bütün bu yangınların tamamının benzer şekilde patlayacağını beklemek için çok fazla yangın var “ diye konuştu.

6 milyar dolarlık bir mevduatı yöeneten GAM’de bir gelişen piyasa borç portföy yöneticisi olan Paul McNamara ise “2008 koşullarına geri dönebileceğimizi düşünebilir miyiz? Kesinlikle hayır. Peki pek çok gelişen piyasanın genel piyasalara olan bağlantısını kaybedeceğini düşünebilir miyiz? Yüksek ihtimal hayır. Fakat normalde bütün gelişen piyasaların her çevrimde bir şansı olurdu. Şimdi ise daha zor bir atmosfer var” diye beyanatta bulunuyor. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Turkey Stems Emerging-Markets Slide, 27 Ocak 2014)

YABANCI BASIN /// Abromowitz & Edelman : Türkiye İstikameti Deği ştirmeli

erdogan_ricciardione-620x330.jpg?itok=myObHgRP

Son on yıldaki Başbakan Erdoğan’ın başarıları her ne olursa olsun ülkesinin ürkütücü demokrasisini yok ediyor. Bu Türkler ve Türkiye’nin Batılı müttefikleri için önemli bir sorundur. Sessiz kalmak ve konuşmanın kısa vadeli menfaatlere zarar vereceğinden korkmak Türkiye’nin uzun vadeli istikrarını tehlikeye sokacaktır.

Geçen ay polis Erdoğan hükümetine yakın ve içinde etkili iş dünyasından yöneticiler ve kabine bakanlarının oğulları da olmak üzere 50’den fazla kişiyi yolsuzluk suçlamaları çerçevesinde tutukladı. Rüşvet uzun zamandır Türk hükümetlerinde mevcut olmakla beraber bu iddialar görülmemiş düzeydedir. İddialar hükümetin en üst kademelerine ulaşıyor ve yalnızca ulusal çaptaki ihlalleri değil ama İran ile ilgili müeyyidelerin de oldukça fazla delinmesini içeriyor.

Bu iddiaların dikkatli bir incelemeye alınması yerine Erdoğan onları gömme yoluna gidiyor. Erdoğan davanın ana savcılarını ve ulusal çapta 3,000 kadar emniyet yetkilisini görevden el çektirdiği gibi hükümetin zayıf yargı üzerindeki kontrolünü de arttırmayı deniyor, polisin bağımsız soruşturma yürütme kabiliyetini sınırlıyor, gazetecilerin dava ile ilgili haberlari rapor etmelerini engelliyor ve bir zamanlar kendisin en güçlü müttefikleri olan güçlü dini lider Fethullah Gülen’in takipçileri başta olmak üzere düşmanlarını yok etmeye dönük bir medya kampanyasını fişekliyor.

Bu temelde skandalı kapatmaya çalışan bir politikacının da hareketleri değildir. Erdoğan Türkiye üzerindeki gücünü arttırmak ve muhalefeti daha fazla susturmak için iddiaları istismar ediyor.

Taktikleri yeni değildir. Kendisiyle mücadele edildiğinde Erdoğan muhalifleri ile uzlaşmak yerine onları yok etmeyi tercih ediyor. Etkili bir şekilde askeriyenin politik tesirini azalttıktan sonra Erdoğan diğer güç merkezlerine ilerledi. Bunlar medya, iş dünyası liderleri, sivil toplum ve şimdi de güçlü ve siyaseten etkili bir topluluk olan Gülenciler oldu. Başbakan krizleri ister gerçek ister üretilmiş olsun hukuk devleti prensibinin zeminini oymak için kullandı.

Geçen yıl gerçekleşen Gezi Parkı protestoları ve mevcut skandal ne izole edilmiş yerel kargaşalardır ne de basit bir siyasi iç kavgadır. Bunların oluşu ve hükümetin cevabı artan bir şekilde otoriteryenleşen ve kendi yönetimine olan direnişi azaltmak isteyen bir hükümet ile seküler liberallerden muhafazakar Gülencilere kadar uzanan muhalif hareketler arasındaki bir mücadelenin işaretleridir.

Bu mücadele şimdi yeni bir safhaya girdi. Türkiye Mart sonunda cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin takip edeceği önemli yerel seçimlere sahip olacak. Erdoğan cumhurbaşkanlığına mı aday olacağını yoksa yeniden başbakan olmak için aday olacağını henüz ilan etmedi. Fakat kendisi Türkiye’yi yönetme niyetindedir. Bu iddialar ve müteakip olaylar onun oylarını düşürebilir ve muhalefet partilerine yeni bir nefes verebilir.

Türkiye’nin demokratik gerilemesi ABD için baskısı artan bir dilemma oluşturuyor. Erdoğan’ın mevcut istikameti Türkiye’yi mükemmel olmayan bir demokrasiden mutlakiyetçiliğe götürebilir. Böyle bir kader yakın bir müttefik ve NATO üyesi için bizim işbirliğimiz, ABD’nin kuşatılmış güvenilirliği ve bölgedeki demokrasi arzuları için muazzam sonuçlara sahiptir. Bu ayrıca Türkiye ekonomisini de tehdit edecektir.

Dışişleri Bakanı John Kerry Türk Başbakan ile beraber son zamanlarda ABD’nin demokrasi ve hukukun üstünlüğüne olan sadakati ile ilgili bazı orta halli, genel atıflar yaptı. Bu arada ABD’nin Türkiye’nin yerel siyasetinden uzak kalacağı kon hususunda ısrarcı oldu ve ikili ilişkileri övdü. Davutoğlu sürpriz olmayacak şekilde Kerry ile mutabıktı.

Erdoğan’ın hayali Amerikan müdahalesi ile ilgili kınamaları Washington’ı zor bir duruma sokuyor. ABD skandalla ilgili müdahil olursa Erdoğan’ın suçlamalarını haklı çıkartabilir ve kendi tarafına daha fazla destekçi toparlayabilir.

Erdoğan yönetiminin önemli bir kısmındaki Amerikan yaklaşımı çoğunlukla istenmeyen gelişmelerle ilgili olarak mevzii bazı özel uyarılar dışında kamusal bir sessizlik oldu. Biz daha önce yayınlanan Bipartisan Policy Center raporunda söylediğimiz gibi bu strateji başarısızdır. Erdoğan dış politikasının –ki çoğu zaman ABD siyasetinden ayrı yollardadır- önemli noktalarına tesir edememiş, çatışmacı üslubunu yumuşatamamış ve daha az sertlikteki bir ulusal siyaset izlemesine neden olmamıştır. Aslında bütün bu yıllar boyunca devam eden ABD sessizliği Erdoğan’ı teşvik etmiş bile olabilir.

ABD siyasa yapıcılar Erdoğan’ın diktatörlük temayüllerinin felaketvari etkisi ile karşılaşma gönülsüzlüğünü bir tarafa atmalıdır ve Türk lidere ABD’nin Türkiye’nin politik istikrarı ve demokratik gerekliliğine verdiği önemi hatırlatmalıdır. Hususiyetle, ABD’nin etkisi göründüğünden büyüktür. Türkler Amerika’ya güvenmeseler de onun zıddına gitmekten de hoşlanmıyorlar.

Erdoğan Türkiye’nin ABD ile olan işbirliğini ve Başkan Obama ile olan yakın şahsi münasebetini kendi meşruiyetini parlatmak için istismar etmiştir. Amerika’nın onun son hareketlerini hem kamusal alanda hem de hususi görüşmelerde –bu görüşmelerde üstelik daha sert bir şekilde- lanetlemesi onun tavırlarını sakinleştirebilir. Amerika’nın Türkiye menfaatleri ne kadar önemli olursa olsun ne sessizlik ne de beylik laflar onun siyasi düşüşünü durduramayacak.

Erdoğan Türkiye demokrasisine büyük zarar veriyor. ABD hem özel hem de kamuya açık olarak onun aşır hareketlerinin ve demagojisinin Türkiye’nin siyasi kurumlarını ve değerlerini bozduğu ve ABD-Türkiye ilişkilerini tehlikeye soktuğu konusunda net olmalıdır.

Morton Abramowitz ve Eric Edelman geçmişte ABD’nin Türkiye büyükelçiliklerini yapmıştır ve Bipartisan Policy Center’ın Türkiye Girişimi’nin eşbaşkanlıklarını yapmaktadırlar. Blaise Misztal ise sözkonusu merkezin dış politika direktörüdür.

Çeviren: Süreç Analiz

(WP, Morton I. Abramowitzi Eric S. Edelman, Blaise Misztal,The United States needs to tell Turkey to change course, 23 Ocak 2014)

YABANCI BASIN : Merkez Bankasının Faizle İmtihanı

bn-bd981_0120tu_e_20140120110615.jpg?itok=bFTb6b1B

6 milyar dolarlık bir mevduatı yöneten GAM’de bir gelişen piyasa borç portföy yöneticisi olan Paul McNamara Türkiye Merkez Bankası’nın faizleri yükseltme kararını “bu kesinlikle her şeyi değiştiren bir Draghi (Avrupa Merkez Bankası Başkanı Draghi’nin 2012 yazında euroyu koruma üzerine yaptığı kritik açıklamaya bir atıf, Süreç Analiz) anı değildir. Bunun işe yarayacağının %100 garantisi yok. Türkiye’deki baskılar temel faktörlerce oluşturulmaktadır. Bu hareket Türkiye’yi doğru istikamete yöneltiyor; ama bu tuhaf bir şekilde milli ekonomi için acı verici olabilir. Türkiye’den kaçış şansı dikkat çekici bir şekilde düşüktür; ama hala ihtimal dahilindedir” diye yorumluyor.

McNamara Türkiye’nin faiz kararına cevap olarak Türk hükümetindeki bonolara olan tahsisatını yükselttiğini ama kendi kriterleri göz önüne alındığında hala düşük bir pozisyonu tercih ettiğini söylüyor. McNamara Türkiye’ye kendi kriterlerinin önerdiğinden daha fazla bir portföy payı koymanın şu an zamanı olmadığını düşünüyor.

Pacific Investment Management Co’da, gelişen piyasa borç portföy yöneticisi olan Francesc Balcells ise “Türkiye’deki realite her gün sermaye akışına ihtiyaç duyulduğudur. Faiz oranlarını arttırılması liranın satışını daha güç yapacaktır. Ama bu kararın insanların Türkiye piyasasına gelmesini gerekli kılacağı anlamına da gelmiyor” diye konuşuyor. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Turkey, South Africa Moves Fail to Stem Slides, 29 Ocak 2014)

YABANCI BASIN : Türkiye’nin Yanlış İstikameti

erdy_nerdy_walks_away_from_europe.jpg?itok=0x0m2-x2

Türkiye’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta Avrupa ile ilişkileri tamir etme arayışı içinde Brüksel’deydi. Fakat çözüm arayışı bağlamında ilk olarak bakması gereken yer kendisidir. Bir zamanlar model Müslüman demokrasinin lideri olarak selamlanırken şimdi o ülkesinde siyasi bir felaket yarattı. Türkiye’yi bir otoriteryen devlete dönüştürerek yalnızca kendisi için değil ama ABD dahil NATO’daki müttefikleri için de tehlikeler oluşturuyor.

Başbakan yolsuzluk soruşturmasını bir “darbe teşebbüsü” olarak tanımlıyor ve Gülen hareketi tarafından yönetilen, ABD ve İsrail gibi “yabancı güçlere” hizmet eden yargı ve emniyet içindeki “gizli bir organizasyon”u suçluyor. Hükümet soruşturmanın başlamasından beri yüzlerce emniyet yetkilisini ve savcıyı görevden aldı ve yargı üzerinde kontrol sağlamaya girişti. Ayrıca hükümet kendisine hakimleri ve savcıları atama yetkisi veren bir kanun yazarak yargı bağımsızlığını daha da tahrip ediyor ve gazetecilerin bağımsız şekilde haber yapmasını da engelliyor.

Bu arada Erdoğan bitmek tükenmek bilmeyen komplo teorileri ve tahrik edici bir retorik geliştiriyor (Tam kelime spew: kusmak ya da istiğfar etmek anlamına gelmektedir, Süreç Analiz). Dahası Erdoğan Amerikan ihanetini ima ediyor ve Amerikan büyükelçisinin sınır dışı bile edilebileceğini söylüyor. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, Editör, Turkey’s Wrong Turn, 27 Ocak 2014)

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: