Etiket arşivi: tasfiye

ERGENEKON DAVASI /// Hatip Dicle : Ergenekon’da ABD’ye hayır diyenler tasfiye edildi

KCK tutuklusu eski DEP Milletvekili Hatip Dicle, Ergenekon ve Balyoz operasyonlarının ordunun ulusalcı kesimine yapıldığını söyledi.

2009 yılında tutuklanan ve halen Diyarbakır Cezaevi’nde yatan Hatip Dicle, ulusalcıları anlatırken PKK ve BDP’nin resmi söylemlerinin dışına çıktı. Dicle, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer’e konuştu.

“Ergenekon ve Balyoz davalarında kimler tutuklandı? Çetin Paşa, İlker Paşa… Ordunun ulusalcı güçleri tasfiye edildi ama 1990 ile 1999 arasında Kürtleri yakıp yıkan, faili meçhulleri yapanlar ortada yok. İçerideki generallerin hiçbiri yakıp yıkmadı. Çıksınlar tabii ki”

Dicle, 17 Aralık sonrası PKK çevrelerindeki tartışmaları da değerlendirdi.

“17 Aralık sonrası PKK’daki hava şu: Erdoğan gidecek ve savaş başlayacak ama son günlerde Cemil Bayık ve Selahattin Demirtaş "Erdoğan olsa da olmasa da çözüm süreci devam eder" diyorlar. Biz bu sözleri çok önemsedik. Acaba birileri "Bu devlet politikasıdır, değişmez" mesajı mı götürdü PKK’ya? Devletin bir kanadı olabilir. Belki de ulusalcı kanadı. "Erdoğan gittiği anda savaş başlar" diye düşünenlere bir yanıt olarak mesaj mı götürüldü? Yani "Böyle düşünmeyin" denmiş olabilir. Özal öncesinde ve 1996-97’de de bu tür ulusalcı güçler PKK ile temastaydı. Ulusalcı güç dediklerimiz, 1 Mart tezkeresinde ABD ve Batı’ya rağmen "hayır" diyenler. Devletin hep böyle bir kanadı olmuştur”

KCK tutuklusu eski DEP Milletvekili Hatip Dicle,cemaate güvenmediklerini belirtti.

ulusalkanal.com.tr

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI : Adlî Tıpta da tasfiye

Adlî Tıp Kurumunda “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nı inceleyen 11 kişilik heyetten “İmza Dursun Çiçek’in” diyen 7 kişiden 5’i görevden alındı. “İmza tesbit edilemez” diyen 4 üye ise yerinde kaldı. Sabah’ın haberine göre Ergenekon soruşturmasının kilit belgelerinden biri olduğu iddia edilen belgede ıslak imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğu yönünde görüş bildiren 5 üye, görev ve yetkileri ellerinden alınarak pasifize edilip, farklı birimlere atandı.

İMZA İKİ KEZ ONAYLANDI

Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, bir ihbar mektubuyla gelen “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” belgesini Adlî Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi’ne göndermişti. İncelemede ıslak imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğu belirtildi. Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Çiçek’in talebiyle söz konusu belgeyi Üst Kurul’a göndermişti.
11 grafologdan oluşan Fizik İhtisas Adlî Belge İnceleme Genel Kurulu’nda üst heyet oluşturuldu. 7 üye “İmza Albay Dursun Çiçek’in el ürünü” derken 4 üye muhalefet edip “İmzanın tesbiti yapılamaz” dedi. Böylece 4’e karşı 7 oy ile imzanın Çiçek’e ait olduğu yönünde ikinci kez rapor hazırlanmış oldu.

Adlî tıbba da tasfiye

17 Aralık operasyonu sonrası yargı, emniyet ve eğitim kurumlarında başlayan görevden almalara, Adalet Bakanlığı’na bağlı Adlî Tıp Kurumu da eklendi. Sabah Gazetesinde yer alan habere göre, Ergenekon soruşturmasının kilit belgelerinden biri olduğu iddia edilen “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” isimli belgede ıslak imzanın Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu yönünde görüş bildiren 5 üye, görev ve yetkileri ellerinden alınarak pasifize edilip, farklı birimlere atandı.

11 üyeli kurulda “İmzanın tesbiti yapılamaz” görüşü bildiren 4 üye ise yerlerinde kaldı. “İmza Dursun Çiçek’in el ürünüdür” kararı veren Eyüp Kandemir, Gürol Berber, Bülent Özata, İsmail Çakır ve Lokman Başer pasifize edilip farklı kurullara raportör olarak görevlendirildi. Fizik İhtisas Dairesi Başkanı Bülent Üner ve Hacı Mehmet Akın ise üçlü kararnameyle atandıkları için görev süreleri bitince görevden alınacağı öğrenildi. Belgedeki imza için “Tesbit edilemez” diyen 4 üye ise Tuncay Çınar, Kağan Gürpınar, Uğur Günaydın, Hasan Karasu’ydu. Çınar ve Günaydın, daha önce muhalefet şerhi dolayısıyla görevlerinden alınıp başka birimlere gönderildi. Muhalefet şerhi koyan Gürpınar ve Karasu ise dairelerinde kaldı. Son değişikliklerle Çınar ve Günaydın da yeniden kurula atandı.

32 KİŞİ PASİFİZE EDİLDİ

Kurumda son bir haftada çoğunluğu “Fizik İhtisas Dairesi” olmak üzere 32 personel, yetkileri alınıp pasif görevlere getirildi. Özellikle Ergenekon, Balyoz gibi dâvâlarda birçok belge ve bilginin gittiği Fizik İhtisas Dairesi’nde belge, ses, bilişim, teknoloji, görüntü ve balistik incelemeler yapılıyor. Dairede, Türkiye’nin hemen her yerinden gönderilen silah, mermi, yazı (grafolojik – daktiloskopik), fotoğraf, resim, imza, imza niteliğini taşıyan parmak izleri ile radyolojik, radyoizotop, klimatolojik ve diğer fiziksel materyaller inceleniyor. Kurumda tartışmalı Turgut Özal raporundan sonra geçen Haziranda görevden alınan Doç. Dr. Haluk İnce’nin yerine de yardımcısı Doç. Dr. Yalçın Büyük atanmıştı.

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Ahmet Kılıçaslan Aytar : YENİ TÜRKİYE TASFİYE EDİLİYOR

Haziran’da Kuzey İrlanda G8 Zirvesi’nde,Suriye sorununu çözümlemek ve Suriyelilere istedikleri değişiklerde yardımcı olmak üzere, "Geçici bir yönetimi sağlayacak Cenevre sürecinin desteklenmesi: Irak’tan dersler çıkararak devletin temel kurumlarının geçiş sürecinde korunmasının sağlanması: Suriye’yi İslamcı terörizmi besleyen kaynaklardan arındırma ve terörizmin lağvedilmesi: kimyasal silah kullanımını önlenmesi:tüm Suriyelilerin onayını alan bir Suriye hükümetinin desteklenmesi" kararları alındı.

*

Eylül’de BM Güvenlik Konseyinin farklı görüşlerde 5 ülkesi, İsrail-Filistin arasında yeni bir barış planını merkezleyip, çevresinde iç savaşı yayılma potansiyeliyle tek başına küresel dengeye tehdit oluşturan Suriye sorununu çözmek, bölgeyi cihadçı terör örgütlerinden temizlemek ve İran’ın nükleer gelişmesini ortak bir çözümle engelleyerek Ortadoğu’da barışı gerçekleştirmek üzere, Suriye’de kimyasal silahların imha edilmesine ilişkin 2218 sayılı kararıyla pekişen ve yürütülen bu süreç başladı.

*

Geçen hafta Türkiye’de konusu -arka planında: BM Güvenlik Konseyinin nükleer programından vazgeçmesi -aksi halde, gelirinin çoğunu petrolden sağlayan İran’ın merkez bankaları ile işlemlerinin askıya alınmasıyla çökertilmesini öngören kararının, AKP hükümetince by-pass edilmesi, Ön planında: Aralarında iş adamları,banka müdürleri,belediye başkanları,bakan çocuklarının da bulunduğu bir organize suç örgütünün İstanbul’da bazı arazilerin usulsüz olarak imara açılmasıyla kazandıkları milyonlarca liralık rantın -bir bölümünün, iç edilmesi -diğer bölümünün, aklanıp dövize ve altına çevrildikten sonra İran’dan doğal gaz ve hampetrol ithalinde kullanılması olan bir soruşturma başlatıldı.

Bu karakteriyle soruşturmanın olası sonuçlarının Türkiye’yi uluslararası hukuk operasyonlarına muhatap etme olasılığını belirtmek gerekiyor!

*

Bu manzaranın önünde Başbakan Erdoğan, ortada çok büyük yolsuzluk,rüşvet iddiaları ve bununla ilgili bir soruşturma varken,soruşturmanın yasalara ve hukuka uygun biçimde yürütülmesini önlemek ve olayın üstünü örtmek için elinden geleni yapıyor.

İnanılmaz bir keyfilikle Ceza Yargılama Yasası’nın hükümleri ve ilkelerini gözardı ediyor, büyük bir tasfiye operasyonu yapıyor, halkın bilgilenme kanallarını sansürlüyor.

Sonra görülmemiş pişkinlikle,"Yolsuzluk kılıfına gizlenmiş bir saldırıyla karşı karşıyayız. Bu bir yolsuzluk soruşturması değildir. Bu millete karşı açık bir tezgahtır. Yeni Türkiye’de uluslararası operasyona yer olmayacak. Yeni Türkiye’de hukuk keyfiyet içinde olmayacak. Yeni Türkiye’de milli iradeye suikastler yapılmayacak, " Ya millet,ya zillet" diyor!

*

Halbuki Bay Erdoğan başbakan olması sergüzeştinde kişiliğinin ve konumunun;ABD’nin kendisine küresel güç ve İsrail’e güvenlik sağlamayı teminen Türkiye ve Osmanlı’nın ardından oluşan devletlerde İslami hareketler vasıtasıyla kurulacak İslam Birliğinin oluşması, Birliğe dönüşüm sürecinde ülkelerin ekonomik ve sosyo-politik değişkenlerinin birbiriyle etkileştirilmesiyle zayıflatılmaları -bu sayede, sağlanacak maksimum kârın lideri olduğu küresel ekonomiye ilişiklenmesini amaçlayan projesinin bir sonucu olduğunu ve bunun millete yaşatılan büyük bir zillet olduğunu -pekâlâ, biliyor.

*

Üstelik, Bay Erdoğan ABD’nin verdiği destekle mevcut TC.Anayasa’sına rağmen, işbirlikçi siyasi iktidarının cemaat ile birlikte devletin icra-yürütme-yargı kuvvetlerini tek elde toplamayı becerdiğini, Bu suretle tüm kurumlar ve silahlı kuvvetleri üzerinden Türkiye Cumhuriyetine ipotek koyduğunu, Hareketlerini kısıtlayan ekonomik dengeleri yeniden düzenlerken ülkenin parasını çarçur etmekten öte-bir güzel, kendi servetlerini de büyüttüklerini, Devleti, Osmanlı’nın İslam toplumlarındaki siyasal kültürün kurumları ve kültürel kodlarının çağdaşlaşmasına yönelik politikalarıyla kurumsallaştırdıklarını da biliyor. "Yeni Türkiye" ifadesiyle bu yapıyı kastediyor.

*

Bay Erdoğan’ın anlayamadığı şey; algısının,"İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi"nde belirtilen geri alınamaz hakların tümünden yararlanmayı sağlayan ahlaki ve kültürel koşulları oluşturmaya açık olduğunu sanmasıdır.

Halbuki, Batı’nın aydınlanma yöntemlerini terslediği için küresel zenginliğin başlıca hammaddesi ve ürünü olan bilginin yaratılması ve sermaye hareketlerine cazibe yaratması olanaklı görülmüyor.

Son zamanda ABD; Türkiye ve İslam ülkelerinde besleyip yetiştirdiği, İslamcılığın demokrasiye aykırı olmadığı tezinde başta Erdoğan olmak üzere, İslamcı siyasi ya da dini liderleri, bu sanıları yüzünden fütursuzca neden oldukları sonuçlarda itham ediyor.

*

Eğitildikleri "La şarkıyye la garbiyye illa İslamiyye illa İslamiyye" felsefesiyle Türkiye’nin Müslüman Ortadoğu’nun bir parçası olarak algılanması ve sonuçlarından, Dinamik bir toplumsal yapının inşa edilmesi yerine,ekonomik ve siyasal yönetim anlayışlarıyla bireysel ve toplumsal hafızayı zayıflatmak suretiyle nifakçı, ikiyüzlü ve takiyyeci karakterli tuhaf ve rahatsız edici sosyo-kültürel yapıların kurulması ve bu kaynağın İslamcı Cihat örgütlerini beslemesinden, İdeolojik İslamcılık ile Suriye,Irak,Mısır yönetimine yüklenerek mütemadiyen Ortadoğu gerginliğini tırmandırma girişiminde olunmasından, Suriye politikalarını değiştiriyor gibi görünürken, "Barış Konferansı Esad’sız toplansın, bütün vebal Esad’a yüklensin " sonucunu verecek fikri yapıyla diplomatik çözüm eğilimine-giderek,İran’ın nükleer programıyla ilgi diplomatik görüşmeleri akamete uğratarak,İsrail-Filistin arasında bir barışa engel çıkarıldığı ile itham ediliyor.

*

O yüzden, İslamcı Cihad’ı besleyen İslamcı ideolojisinin sonuna gelinmiştir -işte,ortaya saçılan çok büyük yolsuzluk,rüşvet iddialarını,kara para ilişkilerini ve terör örgütlerine yapılan desteklerin açıklanmasını,sorgulanmasını,soruşturmanın yasalara ve hukuka uygun biçimde yürütülmesini önlemek ve olayın üstünü örtmek için elinden geleni yapıyor.

Hem, ahlaki zaafiyeti ortaya döküldükçe toplumsal itibarı düşüyor.

Hem, işgal ettiği devletin yargı, yürütme ve yasama erkleri çerçevesinde soruşturulmalarının yasalara ve hukuka uygun biçimde yürütülmesini önlemek ve olayların üstünü örtmek için elinden geleni yaparken, tüm kurumları bölüyor, ayrıştırıyor, parçalıyor, küçültüyor.

Mısır’da Mursi ve Müslüman Kardeşler Örgütünün tasfiyesinden sonra kendi eliyle inşa ettiği yeni Türkiye’nin en kolay şekilde lağvedilmesinin yolunu açıyor.

*

Öte yanda,Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın "Cemaat orduya kumpas kurdu" açıklaması üzerine, Ergenekon ve Balyoz Davasının ABD/İsrail/NATO/AKP/Cemaat işbirliğince çözülememiş dosyalar ve sahte belgelerle tertiplenmiş, savcısının Başbakan olduğu ve Kemalist ideolojinin tarihten silinmesine yönelik bir kurgu olduğuna inanan Türkiye’nin en donanımlı kesimleri, davanın sanık avukatlarının sözcülüğünde -hem, "Cumhuriyet başsavcıları bu ihbarı dikkate almalıdır. Özgürlükleri hukuksuzca ellerinden alınan herkesin derhal özgürlükleri ve itibarlarının iade edilmesini talep ediyoruz" diyor -hem de,bu olayda en önemli sorumluluk sahibi olması gereken Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’den personeline, mağdur edilen TSK’ya ve TSK’nın görevlerine sahip çıkması isteniyor. Komuta heyeti de ya tasfiye ya devam noktasında bulunuyor.

*

Millete zillet sizsiniz!

İslamcı ideolojiyle inşa edilen Yeni Türkiye özgür akıl ve özgür vicdan sahiplerine zillettir.

Yeni Türkiye’nin lağvedilmesiyle doğacak umudlara gafil kalmak da bir diğer zillet!

Şimdi Erdoğan’ı sarsmak, sarsmak, sarsmaya devam etmek gerekiyor…

27.12.2013

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

MEDYA DOSYASI : Oral Çalışlar Taraf’tan nasıl tasfiye edildiğini anlattı

Radikal gazetesi yazarı Oral Çalışlar, Taraf gazetesinden nasıl tasfiye edildiğini bir kez daha anlattı.

Dershane tartışmaları sırasında ortaya çıkan MGK belgesini yayımlayan Taraf’ın gazetecilik anlayışı sorgulandı.

2. ergenekon iddianamesinde bahse geçen MGK belgesi neden şimdi yayınlandı? Operasyonel gazetecilik tartışması yeniden gündeme geldi.

Radikal gazetesi yazarı Oral Çalışlar, çözüm sürecinde kendilerine servis edilen bazı belgeleri yayınlamadıklarını açıkladı. Çalışlar, editöryal bağımsızlığa müdahale için 24 yazar ve 5 yazı işleri yöneticisinin istifa ettiğini hatırlattı.

Oral Çalışlar, CNN Türk’te yayınlanan ve Akif Beki’nin sunduğu karşı gündem programına konuk oldu. Bir dönem Taraf’ın genel yayın yönetmenliğini yapan Çalışlar, kendi çalıştığı dönemi anlatarak, tatışmaya işte bu sözlerle katıldı:

MEDYA HEP KULLANILDI

“Her dönem medya siyasi iktidar kavglarının aleti oldu. 28 Şubat’ta, Ergenekon davalarında kullanıldı. Taraf bu konuda tek başına örnek değil. Geçen genel seçimler öncesinde MHP milletvekillerinin kasetleri yayınlandı ve diskalifiye oldular. Siyaset dışına çekilecek tarzda yayıncılık yaparak bir yol aramak medyanın işi olmaması gerekir. Yanlış bir iştir ama ne yazıkki bu yapılıyor kullanılıyor. Bavulcu diye geçmişte bazı çevrelerce hedef alınan bavulcu şu anda muteber bir bavulcu haline dönüşüyor bazı kesimlerce.

TARAF’TA BAZI BELGELER ÖNÜME GELDİ

Şimdi mesela ben gazetecilik yaparken Taraf’ta şeye çok dikkat ediyordum. Bize gelen malzemeler, bilgiler bizi bir yere yönlendirmek istiyor mu? Siyasi oyunların alet olabilir miyiz? En çok hassasiyet gösterdiğim ve dikkat ettiğim konulardan biriydi.

Geldi önüme de bazı belgeler. Sonra ben ayrıldıktan sonra yayınladılar o belgeleri. Ama benim önüme geldiğimde hiç bir şekilde alet olmayacağımı söyleyerek yayımlamadım.

Zaten ben o zaman açıklamıştım. Barış sürecini baltalamak istiyorlar. Gerçekten çözüm süreci başlamıştı biz Taraf’ta çözüm sürecini çok destekleyen ve bunun Türkiye’nin kaderi açısından çocuklarımızın ölmemesi, yeni bir Türkiye yaratmak açısından çözüm sürecini hayati görüyorduk. Bütün ekip, ben kendi başıma değil. Yazar arkadaşlarım, yazı işleri takımı hepsini birden tasfiye ettiler. 24 yazar istifa etti, yazıişleri yönetiminin tamamı. İlkesel bir tavır yüzünden.

24 yazar şunu söylediler. Dediler ki ‘editöryal bağımsızlığa müdahale edildiği için biz bu gazeteden istifa ediyoruz.’ Yazarlara yapılmış bir müdahale yoktu. Bize yapılan müdahaleye ilkesel bir tutumla karşı koydular. Belki dünya tarihinde olmadık bir şey.

TARAF’TA YAŞANANLARLA İLGİLİ TAVIR ALDINIZ MI?

Geçenlerde gazetecilik özgürlüğü tartışması yapılıyordu. Türkiye’de basın özgürlüğü yok, ayaklar altına alındı. Dedim hepinize soracağım. ‘Bir gün olsun Taraf’la ilgili herhangi bir yere yazı yazdınız mı tavır aldınız mı? Herhangi bir televizyon programında dile getirdiniz mi?’ dediğimde sustular kaldılar.

24 tane yazarı, 5 tane yazıişleri yönetimi tamamı istifa eden ve editöryal bağımsızlığı korumak için bunu yapan bir kesimin yaptığı şey yok sayıldı. “

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: