Etiket arşivi: PARALEL DEVLET DOSYASI

PARALEL DEVLET DOSYASI /// Osman Ateşli – Haber 7 : Başbakan’ın açıklayamadığı kirli ittifak

erdogan--zaman-gazetesi-ve-fethullah-gulen-cemaatine-sert-cikisti-.jpg

Başbakan’ın açıklayamadığı kirli ittifak

Yanlış hatırlamıyorsam Başbakan Erdoğan o açıklamayı 2013 yılının son ayında yurtdışına yaptığı seyahatlerin birinin dönüş yolunda yapmıştı.

Türkiye’de dönen kirli pazarlıklara ilgili çok net ifadelerle, "Açıklayamadığım şeyler var." demişti gazetecilere… İfadelerden çıkardığımız zamanı geldiğinde tek tek anlatacaktı ama daha zamanı vardı.

Merak sahibi herkes gibi. "Acaba ne?" demiştik Başbakan’ın açıklayamadığı…

Daha 4-5 gün önce Bursa’da konuşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başbakan Erdoğan’ın paralel yapıyı hedef alan sert çıkışlarıyla ilgili bu ifadeleri doğrulayan cümleler kurmuştu.

"Başbakanımın içi yanıyor, yüksek perdeden bir şeyler söylüyor. Siz onun bildiklerini bilseydiniz daha çok şey söylerdiniz"

Evet, ihanet silahıyla sırtından hançerlenmesine rağmen susulabilmişti.

Canı yanmasına rağmen…

İçi kan ağlamasına rağmen…

Bu kadar açık ihanete rağmen…

Yine insaflıydı,

Herşeye rağmen itidalliydi…

Tek şikayeti milletineydi.

Kalabalıkların önünde bu ihanete karşı öfkesini dizginlemeye her beşer gibi zorlanıyordu.

O günlerde hep soru işaretleri kalmıştı kafamızda…

"Acaba daha neler vardı" bu kadar öfkelenecek diyorduk.

Hangi kirli tezgah bu kadar köpürtüyordu onu?

Tahminlerimizi en uçlarda gezdiriyoruk yine de bu kadarını yoramıyorduk.

Bir el tarafından ihanetin kayıt ve belgeleri tek tek ortalığa saçılınca Başbakan Erdoğan’ın bilip de boğazına dokuz düğüm atmak zorunda kaldığı, görüp de haykıramadığı şeylerin neler olduğunu daha da iyi anlar olduk.

Kumpasın aktörleri bir bir deşifre olurken ihaneti biz de gördük!

İhanet suçunu taşıyan derin pazarlığın aktörleri için herşey ‘masum’du!

Pazarlıklar da, ittifak da, kumpas da, ihanet de…

Ne var ki;

Milletin başa getirdiğini indirmek için birileriyle kirli planlar yapanlar, koltuk hevesine kapılarak karanlık bir hayalin peşinden sürüklenenler, iyot gibi açığa çıkmışlardı.

Başbakan ve arkadaşları ihanet şebekesine, binde birini yapmış olsaydı yeri ayaklarının altından çeker, gökkubbeyi başlarına yıkmak için yapmadıklarını bırakmazlardı.

Kim bilir daha neler vardı? Bakalım yarın daha önümüze neler düşecekti?

Amerika’yı üs seçmiş ‘güneydeki sevilen ülke’nin siyonist lobilerinin aşka getirmesiyle ülke yönetimini yeniden dizayn etme hayalciliğine kapılan derin yapının temsilcilerine elbette söylenecek çok şeyler var.

Milletin ve memleketin selameti için biz de bazı şeyleri hatırlatalım;

Milletin şifrelerini çözemediğiniz bir kez daha çok açık bir şekilde anlaşılsa da şu hakikatleri kafanıza sokun artık!

Bu ülke üzerinde operasyon yapılacak bir ülke asla değildir.

Bu tür kirli ve karanlık ittifaklara kim girerse, millet nezdinde yok olmaya mahkumdur.

İhanet komitalarıyla iş tutan karanlık fikirli yapılarınızın gücü, bu ülkeyi küresel lobilere peşkeş çekmeye, örselemeye yetmez, yetmeyecek. Hiç bir şekilde böyle bir şeye hakkınız da yok.

Zannetmeyin ki; Bu sofranın nimetlerini paylaşan milletin sizin tuzluğunuzdaki tuza ihtiyacı var.

Bu hakikatlere rağmen yine de bu ülkeyi yönetme arzusu taşıyorsanız, illegal yöntemler ve sızmalar yerine milletin huzuruna çıkabilecek medeni cesareti göstermekten başka çareniz kalmadı.

İşte meydan, işte millet…

Hodri meydan!

Gelin boyunuzun ölçüsünü siz de alın!

Osman Ateşli – Haber 7

PARALEL DEVLET DOSYASI /// Süleyman Özışık : Peygamber efendimiz cemaate twitter emri verdi mi ?

twitter_pakistanda_yasaklandi_h881968.jpg

Yoğun gündemin arasında kaynayıp gitti o sözler. Oysa toplumun tüm kesimlerine çok, ama çok önemli mesajlar veriyordu Bülent Arınç’ın sözleri…

"Başbakan’ın ciğeri yanıyor. Onun gördüklerini, onun bildiklerini siz bilseniz, çok daha fazlasını söylerdiniz" diyordu.

Her zaman söylerim, burada tekrar etmekte yarar görüyorum. "Siyaset bizim gördüklerimizden değil, görmediklerimizden ibarettir" aslında. Her birimiz, bilmemiz için bize sunulan küçük bilgi kırıntıları üzerinden yorum yapıyoruz.

Oysa ki devlet, elde ettiği istihbaratlar, gelen ihbarlar, eldeki resmi belgeler üzerinden hareket eder. Bu bilgilerin milyonda biri toplumla paylaşılır. Mesela 2012 yılında sadece İstanbul’da 13 canlı bomba yakalanmış ve kargaşa ve paniğe neden olmaması için bu bilgiler kamuoyu ile hiç paylaşılmamıştı.

Bunun gibi yüzlerce örneği sıralayabilirim…

Dershaneler üzerinden başlayan kavga da işte böyle bir şeydi. 2008 yılında başlayan kavga uzun süre gizli tutuldu. Cemaat kanadı "Belki geri adım atılır" umuduyla gizli ikna yöntemlerini tercih etti. Biz bundan hiç haberdar olmadık, çünkü olmamız istenmedi.

Dershanelerin kapanması sürecinde geri adım atılmayacağı, sadece biraz daha zaman tanındığı netleşince, Hakan Fidan’ın gözaltına alınması için düğmeye basıldı. Daha sonra Erdoğan’ın evine ve ofisine böcek diye tabir ettiğimiz dinleme cihazı konulduğu ortaya çıktı. O dinleme cihazını yerleştiren kişi, Erdoğan’ın koruma ekibindeydi ve cemaate yakınlığı biliniyordu.

Duyulan güven o derece büyüktü anlayacağınız.

Oysa o zamana kadar çevresindeki herkes Erdoğan’ı cemaat konusunda uyarıyordu.

Erdoğan’ın cevabı hep aynıydı: "Bugüne kadar ülkesi için her türlü zulme katlanan inançlı insanlardan, alnı secdeye giden bir cemaatten bu ülkeye de, bize de zarar gelmez. Beni bu konuda etkilemeye çalışmanız boşuna çaba"

Önceki iktidarlar tarafından birer vebalı gibi dışlanan cemaatlere mensup kişilerin de devletin kurumlarında görev yapma hakkı olduğuna inanan ve kadrolaşmaya göz yuman Erdoğan, ilk kez o zaman tehlikenin farkına vardı.

Düğmeye basıldı ve bizim halen bilmediğimiz bilgi ve belgelere ulaşılınca harekete geçildi. Biz meseleyi sadece dershanelerin kapatılması meselesi olarak duyduk.

Şunu kabul etmemiz gerekiyor ki hiçbir siyasi iktidar, kendi tabanını da oluşturan bir camiaya karşı, hem de seçimlere 4 ay kala operasyon başlatmaz. Erdoğan istese, bu herkesi rahatsız eden durumu önümüzdeki kritik seçimlerden sonraya bırakabilirdi.

Seçimi kaybetme pahasına, 17 Aralık ve benzeri operasyonların yapılacağını bile bile bu yapıyı çökertme kararı alması, aslında hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir durum.

Dedim ya…

Elimizdeki küçük bilgi kırıntıları üzerinden yorum yapıyorduk bir süre öncesine kadar. Artık biraz daha fazlasını biliyoruz yayınlanan ses kayıtları sayesinde…

Önce Fethullah Gülen’in ananas içerikli birinci kaseti yayınlandı. Gezi’yi başlatan hükümet karşıtı işadamlarına çeşitli ihale jestleri yapılması, bunun karşılığında sponsorluklar alınması ve yazarların yazılarına sansür uygulanması gibi şeyler bizzat birinci ağızdan duyuldu.

Şimdi ise ikinci kaset yayında…

Dün dikkat ettim de…

Yıllardır yapılan yasadışı dinlemelere ilişkin tek kelime etmeyen… Erdoğan’ın evinde ve ofisinde bulunan dinleme cihazları ile ilgili üç maymunu oynayan… "Ahan da Bilal’in adının geçtiği konuşma kaydı" diyerek illegal ses kayıtlarını aralarında paylaşan… Numan Kurtulmuş ve Rasim Ozan Kütahyalı’ya ait olmayan sahte seks kasetlerinin onlara aitmiş gibi yayılması için sosyal medyada seferber olan cemaate mensup arkadaşlar, hep bir ağızdan bu dinlemelerin yasal olmadığını haykırıyordu.

Bazıları kaset işinde uzmanlaşmış olacak ki, "Bu montaj ben anlarım" diyerek hemen teşhisi yapıştırıyordu. Bazıları ise, Kahpe Bizans filminde böğrüne kılıç sokulan Mehmet Ali Erbil’in "Acımadı ki, acımadı ki" repliğinden feyz almış olacak ki "Bunlarda yasa dışı konuşma yok ki" demekle meşguldü…

Doğru!

Ses kaydında yasal olmayan bir konuşma yok!

Mustafa Koç’un gönderilen hediye tesbihle "darbe, darbe, darbe" diyerek zikre dalması istenmediyse sıkıntı yok…

İdris Bal’ın Gezi olayları sırasında mensubu olduğu hükümeti yaylım ateşine tutması için ayartılması da, "Ona yeni vekillerin de dahil edilmesi için çalışmalar yapın" talimatı verilmesi tamamen yasal!

"Zafer Çağlayan’ı boş bırakmayın. Büyük ağaya yakın durmasını engelleyin" denmesi de yasal. Ali Sabancı’nın, "Bu hükümete biri dur demeli" sözünden keyif almanın da suç teşkil eden bir yanı yok!

Yeni parti kurulması çalışmalarıyla ilgili Pensilvanya’dan izin almaya gidenlerin seyahati yasal, "Erdoğan gidecek, PKK geri gelecek" diye sevinçten çıldırmak yasal, "Nisan ayından sonra milletvekillerini biz seçeceğiz" demek yasal. Hatta, "Ergenekon’da olduğu gibi hükümeti zamanla yıkacağız" demek de yasal!..

Biliyorum, biliyorum!

Bu sözleri söyleyen Süleyman Hamit Müftigil sizden biri değil, tanımıyorsunuz!

Hadi bir hükümeti yasal olmayan yollardan devirmeye çalışmak yasal diyelim! Hadi yapılanlara yeni bir siyasi oluşum için yapılan lobi çalışması adı verelim.

Peki günah?

Müslümanın bu tür kumpaslar içinde olması günah değil mi? Ülkeyi yangın yerine çevirenlerle saf tutup devletin ve milletin kasasından milyar dolarların uçup gitmesine neden olmak hiç mi günah değil?

Parayı pulu bir kenara bırakalım.

"Rüyada gördük. Peygamber Efendimiz hükümet karşıtı atılan twitlerin sayısını iki katına çıkarın" yalanıyla Allah’ın elçisine iftira atmak da mı günah değil?

Kurban olduğum Peygamber bir kez olsun, "Sizin güneydeki dostunuz İsrail değil" demedi mi? "Bir kez de Filistin için, Suriye için, Mısır için, Arakan için, dünya üzerinde zulme maruz kalan mazlum din kardeşleriniz için twit atın" demedi de, bir tek hükümeti yıkmak için mi twit önerisinde bulundu?

"Tuzaktan, fitneden, fesattan, iftiradan ve ülkenizi yangın yerine çevirmekten uzak durun" demedi de, "Bol bol twit atın" dedi öyle mi?

Sadece twitter için mi söyledi?

Mesela Facebook da çok yoğun kullanılıyor. Orayla ilgili sinyal gelmedi mi halen? İş dünyası Linkedin kullanıyor ve orası da bayağı etkili bir mecra. Orası için de mi mesaj yok?

Demek ki buralardaki kadrolaşma veya paralel geçiş zamanla sağlanacak.

"Hükümetle savaşta bundan böyle hiçbir meşru sınır tanımayız" demiştiniz. Anlaşılan o ki bu tuhaf rüyalar, gülünç açıklamalar konusunda da bir hududunuz olmayacak.

Oldu olacak ‘ananas’ı ‘Hacerül Esved’ yerine koyun, "twit atma işinde sahabeler de bize yardım ediyor" deyin, tam olsun

PARALEL DEVLET DOSYASI : Paralel yapının darbe tarihi deşifre ol du !

paralel_yapinin_darbe_tarihi_desifre_oldu13912485770_h1122906.jpg

Paralel yapının darbe tarihi deşifre oldu!

Paralel yapıyla ilgili şok iddialara önceki gün internete düşen yeni bir ses kaydı daha eklendi. Nisan’da darbe planları yapan paralel yapının Türkiye’de tam bir kaos ortamı eylemler deşifre oldu.

Youtube adlı video paylaşım sitesine düşen 5 ayrı ses kaydı paralel yapının darbe yoluyla hükümeti ele geçirme planlarını ayrıntılarıyla ortaya koydu.

Kirli plan telefon kayıtlarında

Star gazetesinin bugün sürmanşetten verdiği haberde; Youtube’ye konulan kasetlerdeki yazılarda Cemaat’in iş çevreleri ve İsrail lobisi ile ilişkilerini yürüten isim olarak adlandırılan Süleyman Hamit Müftigil adlı bir işadamının Sözcü Gazetesi muhabiri Veli Toprak ile 17 Aralık operasyonunun yapıldığı gün gerçekleşen konuşmada hükümete tarih verilerek ömür biçilmesi dikkat çekiyor.

Yeni kurulacak parti yüzde 34 oy alacak

Süleyman Hamit Müftügil adlı işadamının 20 Ekim 2013 tarihli olduğu öne sürülen ses kaydında, ‘Mason Ahmet’ lakaplı olduğu yazılan Ahmet Sürücü ile konuşmasına yer veriliyor. Yeni parti kurulacağı imasının yer aldığı konuşmalarda şifre olarak ‘tren, vagon’ ifadesi kullanılıyor. Müftüfil, yeni kurulacak partinin % 32-34 oy alacağını söylüyor.

Nisan ayı içerisinde hükümet yıkılacak

Mütfügil’in 17 Aralık 2013’teki Sözcü Gazetesi muhabiri Veli Toprak’la yaptığı konuşmasında ise Nisan ayında AK Parti hükümetinin yıkılacağından söz ediyor. Konuşmada "Nisan’dan sonra bakanları, milletvekillerini biz koyacağız. Bu iş Ergenekon gibi uzuyor. Seçimlere kadar uzayacak. Ve bütün hükümeti kabineyi yıkacak" diyor. 10 Ekim 2013 tarihli konuşma ise, AK Parti’nin içini boşaltma harekatından söz eden Müftigil, "Genç Parti’yi aldılar. İçini düzenlediler. Bayramdan sonra 25-26’sında resmi müracaatı yapılacak. Bununla beraber 78 tane milletvekili AK Parti’den ayrılıp, buraya girmeye şu anda hazır. Taşı koysam, tuzluğu koysam seçtirim" diyor.

Sözcü’nün CD’leri Pensilvanya’dan

Süleyman Hamit Müftigil’in 21 Ekim 2013’te Sözcü Gazetesi muhabiri olduğu iddia edilen kişiyle yaptığı görüşme kaydında da CD’lerden bahsedildikten sonra, CD’lerin Sözcü Gazetesi muhabirine de geleceği konuşuluyor. Muhabir de CD’nin geldiğini söyleyerek ilk kasedin geldiği kaynağı da Gülen ile bağlantılı hemşehrisinin verdiğini anlatıyor.

İmralı ve Barzani bertaraf edilecek

26 Ekim 2013 tarihli konuşmasında Sözcü Muhabiri’ne Washington’daki BDP toplantısından söz eden Müftigil İsrail’den ‘benim sevdiğim ülke’ diye sözederek "ABD ve bizim kürt kardeşlerimiz birlikte bir organizasyon, dayanışmayı organize edecekler. Bu da bir şekilde İmralı’nın bertarafı anlamına geliyor. İmralı’nın hükmü bitti. Barzani de bertaraf edilecek ve bölgede silahlı çatışma dönemi yeniden başlayacak" diyor.

Muhabirimiz haber amaçlı görüştü

Ses kayıtlarındaki kişinin Ankara muhabiri Veli Toprak olduğunu açıklayan Sözcü Gazetesi, "Tamamen haber amaçlı görüşmelerdir. O görüşmeler sonrası yapılan haberler de yayınlanmıştır" açıklaması yaptı.

Gülen’in avukatı: Kara propaganda

Fethullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak yaptığı açıklamada, "Ülkemizde en az 6 aydır sistemli bir şekilde illegal dinleme yapılmakta ve bu dinlemelerle elde edilen veriler montajlanarak ve çarpıtılarak servis edilmek suretiyle kara propagandanın aracı olarak kullanılmaktadır" dedi. Gülen’e ait kayıtların siyasi bir mühendislik ve yolsuzlukları unutturmaya yönelik bir propaganda amaçlı ve iftira olduğunu savunan Albayrak, "İllegal dinlemelerin sorumluları ve Süleyman isimli şahıs hakkında gerekli yasal başvurular tarafımızdan gecikmeksizin yapılacaktır" dedi.

STAR

PARALEL DEVLET DOSYASI : Paralel yapı operasyonu için ilk adım atıldı

İstanbul’da yürütülen 17 ve 25 Aralık soruşturmalarında görev alan polisler hakkında örgüt iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

Polisler; "devlete ait gizli belge ve bilgileri örgütsel amaç doğrultusunda kurum dışına çıkarmakla" suçlanıyor.

NTV’nin haberine göre, paralel devlet iddialarıyla ilgili ilk adım atıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 17 ve 25 Aralık operasyonunun örgütsel yapı tarafından organize edildiği iddiasıyla soruşturma başlattı.

17 Aralık yolsuzluk operasyonunu sonrası göreve getirilen cumhuriyet savcısı İsmail Uçar tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, organize ve mali şube müdürlüklerinde görevli polisler mercek altına alındı.

Operasyon sonrasında fiziki ve teknik takip bilgilerinin yer aldığı mali ve organize şubeye ait bilgisayarların özel bir yazılımla formatlandığı saptanmıştı.

Soruşturma kapsamında bu şubelerin bilgisayarlarının log kayıtları incelenerek hangi bilgisayara kim tarafından girildiği tespit ediliyor.

17 bin sayfalık telefon dinleme kayıtlarını da inceleten savcılık, teknik takip ve dinlemelerde görev alan personel hakkındaki delil karartma ve delil uydurma iddialarını da araştırıyor.

Soruşturma kapsamında 17 Aralık sonrası Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Yakub Saygılı ile arama el koyma gözaltı ve teknik takiplerde görevli emniyet görevlilerinin ifadesinin alınacağı bildirildi.

PARALEL DEVLET DOSYASI /// KURTULUŞ TAYİZ : ‘Üçüncü yol’, kimin yolu?

KURTULUŞ TAYİZ / kurtulus.tayiz

Hükümet ile cemaat arasındaki savaşta Kürt siyasi hareketinin aldığı pozisyon belki en çok sol çevrelerden tepki topladı. İmralı, Kandil ve BDP hiç olmadığı kadar, sol gruplar tarafından AK Parti’ye destek olmakla suçlandı. En “mantıklı” görünen eleştiri ise Kürtlerin “üçüncü yol”u bulamaması, biçiminde.

Sol, siyasi hayatımızın en kritik zamanlarında kendisine hep “üçüncü” bir yol bulmayı başardı! 28 Şubat ve 27 Nisan’da “Ne şeriat, ne darbe” sloganıyla duruşunu formüle etti; 17 Aralık’ta ise “Yolsuzlukları da Ergenekon’u da AK’lama” tavrını benimsedi. Ki bence solun klasik “yesinler birbirini” tavrı bile, bundan daha kişilikliydi. Hiç olmazsa iktidar savaşının ve siyasi hayatın dışında kalmayı öneriyordu.

“Yolsuzlukları da Ergenekon’u da AK’lama” tutumu ise iktidar savaşının içinde, hükümete karşı cemaatin tarafında yer almayı ifade ediyor. Burada açık bir taraf tutma hali var. Geçmişte en azından “nötr” görünme kaygısı taşırlardı. Ancak, “tarafsızlık”, “üçüncü yol” örtüsünü de üzerlerinden sıyırıp attılar.

Bu açıklığın nedeni, iktidar savaşının gelip dayandığı aşamayla ilgili olmalı. Kavga kızıştığında taraflar bütün güçlerini seferber etme ihtiyacı duyar. Geri cephedekileri de savaşa sürer. O güne kadar tarafsız görünenler de resmi üniformalarını giymek zorunda kalır.

Askeri vesayete karşı seçilmiş hükümetin yanında duramayan, demokrasiyi savunma yerine üçüncü bir yol icat eden sol, 17 Aralık’taki yargı darbesine karşı üçüncü bir yol bile bulamadı, bu basireti bile gösteremedi, bürokratik vesayetin değirmenine su taşımaya başladı, o çevrelerin hazırlayıp iktidarla savaş için cepheye sürdüğü bildirinin nesnesi haline geldi.

Sol, “üçüncü yol”un kapısının bugüne kadar neden hiç demokrasiye açılamadığını, aksine o kapının neden hep demokrasi dışı odakların çağrılarına açık durduğunu makul bir şekilde izah edebilmelidir, yoksa uzun bir süre daha bu eleştirilerden kendisini kurtaramaz.

Hem yolsuzluklarla ilgili endişeleri dile getirip, iktidara karşı eleştirileri sürdürürken, hem de bürokrasinin geçmiş alışkanlıklarını tekrar ederek kalkışılan bu operasyonu darbe olarak nitelemek çok mu zor? Böyle bir tutum, üçüncü bir yoldan çok daha anlaşılır ve dürüst olmaz mıydı sol için?

Ergenekon soruşturmalarında “AKP ve cemaat kendi derin devletini kuruyor” diyen sol, bugün nasıl oluyor da “Ergenekon’u AK’lama” noktasına geldi. Düne kadar Ergenekon soruşturmasını ABD’ye bağlayanlar, “devlet içinde çetelerin savaşı” nitelemesi yapanlar, ne tür bir manevrayla bütün davalara kefil olma noktasına geldi?

Gerçekte bir üçüncü yol varsa o da Kürt siyasi hareketinin yürüdüğü yoldur. 17 Aralık için “darbe” teşhisini koyup demokrasiden yana tavır aldılar. “Darbenin karşısına dikiliriz” dediler. AK Parti iktidarıyla bugüne kadar kimse Kürt hareketi kadar savaşmadı, kimse Kürtler kadar bedel ödemedi. Peki, onlar korkuyorlar mı, çekiniyorlar mı AK Parti’ye karşı tavır almaktan? Yoksa siyasi manevra kabiliyetleri mi yetmiyor AK Parti’yi devirme festivaline katılmaya?

Biraz gerçekçi olalım; burada mesele gayri meşru odakların yürüttüğü operasyonun parçası haline gelip gelmeme meselesidir. Yoksa iktidara karşı olsun veya olmasın, demokrasiye çıkan her yolu canı gönülden desteklemeye hazırım.

PARALEL DEVLET DOSYASI : Nazlı Ilıcak’ı Ali Fuat Yılmazer’le kim tanıştırdı ??

Yazdığı "Her Taşın Altında The Cemaat mi var" kitabı tartışma konusu olan Nazlı Ilıcak o kitabı kendisinin yazdığını söyledi.

Türkiye gazetesi yazarı Yıldıray Oğur, bir süre önce Nazlı Ilıcak’ın kitabının Cemaat tarafından yazıldığını iddia etmişti.

Oğur’un yazdığı "Her taşın altında olmasa da…" yazısı üzerine Nazlı Ilıcak bir açıklama gönderdi.

Açıklamayı köşesine taşıyan Yıldıray Oğur, "Özetle Nazlı Hanım, kitabı, çok iyi olan ofisindeki arşivi ve zaten bu konularda yazılmış arşivlerdeki köşe yazılarını kullanarak yazdığını, sadece açık kaynakları kullandığını anlatıyor." ifadelerini kullandı.

Ilıcak’ın açıklamasında dikkat çeken bir detay daha vardı. Ilıcak, Cemaat’in kilit polis müdürlerinden Ali Fuat Yılmazer’le kendisini Posta gazetesi yazarı Candaş Tolga Işık’ın tanıştırdığını söyledi. Bu açıklama "kimin eli kimin cebinde" yorumlarına neden oldu.

İşte Ilıcak’ın gönderdiği o düzeltme:

“Her Taşın Altında The Cemaat mi Var?” kitabımın başkaları tarafından yazıldığı izlenimini oluşturacak şekilde bir makale kaleme almışsınız. Böyle düşünmenize doğrusu şaşırdım.

Kitap, Ergenekon davalarından sonra, polislerin “Fethullahçı” iddiasıyla karşı karşıya kalmalarına, böylece davaların gözden düşürülmesi çabalarına bir cevap mahiyetindedir. Nitekim 2008’de, Ergenekon ismi altında büyük operasyon başlar başlamaz, Aydınlık gazetesinde “İşte Emniyet’teki Fethullahçı polislerin listesi” diye 57 kişinin ismi yayınlandı. Kitabımda da belirttiğim gibi, 1991’den itibaren “Poliste Fethullahçı örgütlenme” iddiası sürekli gündemde tutulmuştur. Kitabımda bu benzerlikleri ortaya koyuyorum. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ile yardımcısı Osman Ak’ın meşhur Telekulak skandalını hatırlayınız… 10 Ocak 1999’da Aydınlık’ta yayınlanan “Devlete sunulan rapor: Fethullah Emniyeti Ele Geçirdi” haberini aklınıza getiriniz… Daha sonra Fethullah Gülen’e yönelik kasetler… DGM savcısı Nuh Mete Yüksel’in bu kasetleri de içine alan ve Gülen’i devlet içinde çeteleşmeyle suçlayan, onu çete reisi ilan eden iddianamesi… Kitabımda, devam ve birbirini takip eden bu süreçleri bir bir yazdım.

Sabah gazetesinde çalışanlar ve benim odamı ziyaret edenler bilir. 100-150 dosyalık konulara göre ayrılmış arşivim mevcut. Geriye gidip bir araştırma yapmak benim için çok kolay. Zaten o dönemlere bizzat yaşayarak şahit oldum.

Kitaptaki “Sabri Uzun” bölümünü, onun Fatih Altaylı’ya yazdığı mektuptan ve Aslı Aydıntaşbaş’ın Sabah gazetesinde yayınlanan “Şemdinli’nin faturası Uzun’a çıktı” yazılarından derledim. Yani açık istihbarat… Kitabımda da bunu belirtiyorum. Şemdinli olayı 2005’te vuku bulunca, o konuda birçok yazı yazmıştım. O yazılarımda, bagajdan çıkan mermi sayısına kadar anlatmıştım. Bunun için polis raporuna gerek yok. Gazete haberleri yeterli. (16 Kasım 2005 tarihli yazıma bakınız.)

Zaten, Ergenekon, Zirve Yayınevi, Hrant Dink dosyası, İrtica ile Mücadele Eylem Planı gibi konularda yazılmış onlarca yazım mevcut. Dolayısıyla, kimseden farklı bir malûmat almama gerek kalmadan, kendi makalelerimdeki bilgilerden yararlandım. Olayların cereyan ettiği tarihlerde, en ince teferruata dikkat ederek yazı yazmam, kitabı kaleme alırken işimi çok kolaylaştırdı. Büyük ölçüde kendi yazılarımdan ve arşivimden faydalandım.

Keza Hanefi Avcı’nın kitabı çıkınca, 2010 yılında, bu hususta da çok sayıda yorumum Sabah’ta yayınlanmıştı. Sizin söylediğiniz 2 telefon arasındaki irtibata o tarihte, yani kitabım çıkmadan çok önce temas etmiştim. (Bakınız 25 Eylül 2010 tarihli makalem)

Oda TV davası hakkındaki teknik bilgileri nereden aldığımı kitapta da açıkça belirtiyorum: Hem sanıkların Boğaziçi Üniversitesi’ne hazırlattığı, hem de Oda TV davasının ek klasörlerinden çıkan adli bilirkişilerin raporlarına eski yazılarımda yer vermiştim. (Bakınız 8 Ekim 2011 tarihli “Oda TV ve Bilirkişi raporları” yazım.)

“Bu teknik bilgilere Nazlı Ilıcak nasıl sahip?” diye soruyorsunuz. O raporları dikkatlice okur ve teknolojiye yakın kişilere danışırsanız, raporlardaki tesbitleri anlaşılır bir dille siz de okurlarınıza aktarabilirsiniz.

ALİ FUAT YILMAZER’LE CANDAŞ TOLGA TANIŞTIRDI

Kitabın sadece Ali Fuat Yılmazer ile ilgili bölümünde, Yılmazer ile konuştum. O tarihe kadar Yılmazer’i tanımıyordum. Candaş Tolga vasıtasıyla tanıştım. Kitabı yazarken 2 ya da 3 kere bir araya geldik; not tuttum. Her 3 toplantıda da Candaş Tolga vardı. Yılmazer, Hrant suikastine adının karıştırılması karşısında kendini savundu. Kitaptaki belgeleri ise, Nedim Şener’in “Kırmızı Cuma”sından aldım: 1) Trabzon İstihbarat Müdürlüğü’nden 17 Şubat 2006’da İstanbul İstihbarat Müdürlüğü’ne gönderilen ve Yasin Hayal’in Hrant Dink’e yönelik eylem düzenleyeceği ihbarı. 2)Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nden 15 Şubat 2006’da düzenlenip, 17 Şubat 2006 günü İstihbarat C Şube Müdürlüğü’ne bilgi için gönderilen F4 Bilgi Raporu. 3) İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü’nün, Trabzon’dan gelen 17 Şubat 2006 tarihli yazı üzerine, tahkikat yaptığını gösteren not. 4) İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in İçişleri Bakanlığı müfettişlerine gönderdiği yazı.

Nedim Şener’in kitabından farklı olarak yayınladım tek belge, Ali Fuat Yılmazer’in, ihbar İstihbarat Daire Başkanlığı’na ulaştığında, kendisinin yurt dışında olduğunu gösteren görevlendirme yazısıydı.

Sütununuzda bu düzeltmeyi yayınlarsanız, hakkımı yememiş olursunuz.

Saygılarımla

Nazlı Ilıcak"

Odatv.com

PARALEL DEVLET DOSYASI : Abdullah Gül’den paralel yapıya müdahale açıklaması

Cumhurbaşkanı Gül, paralel yapılanmayla ilgili “Devlet sistemi içinde bazı kurumlarda farklı dayanışmalar var, bunun bazı örnekleri var. Bunların hukuk çerçevesinde düzeltilmesinden daha normal bir şey olamaz. Bir hukuk devletinde görevlilerin hepsinin sadakati önce anayasa kanunlar ve devlete olacaktır” dedi.

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, bakanlar ve kalabalık bir iş adamı grubuyla birlikte yaptığı İtalya ziyaretin 2009’da italya Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ziyaretine karşılık bir iadeyi ziyaret olduğunu ifade etti. Gül İtalya yolunda gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevapladı.

– Doğal bir süreç mi yaşıyoruz?

Hak etmediğimiz bir ortam içindeyiz. Hak etmediğimiz tartışmalar yaşanıyor. Nasıl kaynaklandı, ne oldu, bu ayrı bir konu. Bu mikro detaylara girmek istemem.

Dili gözden geçirmeliyiz

– Türbülanstan nasıl çıkılır?

Türbülans lafının boyutunu çok büyütmek kanısında değilim. Türbülansa girersiniz, çıkarsınız. Şimdiye kadar türbülansta düşen bir uçak yok. Ama yolcuları rahatsız eder. Boyutunu büyütmeyin, kasırga fırtına esiyormuş gibi almayın. Ama hepimiz görüyoruz, manşetlere, konuşulanlara baktığınızda, keskin bir ortam var. Bundan çıkmanın yolu, konuşulan dil çok önemli, hepimiz için. Söylem tarzlarımız biraz gözden geçirilirse, bu birden havayı değiştirir kanaatindeyim.

Kurumlar arası birlik var

– Yaşanan sürecin mahiyeti ve bununla nasıl baş edileceği konusunda devletin tepesinde, buradaki kurumlar arasında fikir birliği var mı?

Devlet organları arasında farklılıklar yok, Cumhurbaşkanlığı, hükümet, yüksek mahkemelerin başkanları ve diğer önemli kurumlara baktığınızda… Söylediğiniz konudaki problemlerin çözülmesi ancak hukuk çerçevesi içinde mümkün olabilir. Bunun ötesinde zaten başka bir şey yapamazsınız. Hukuk çerçevesi içinde yanlış gördüğünüz, devlet için bu tip davranışlar doğru değildir dediğinizde, bunların hukuk çerçevesi içinde düzeltilmesi bir noktada görevdir. Bunlar yapılırken yanlışlar olursa, hukuk dışı olursa, yine mekanizmalar var.

Problem olmasa duman olmaz

-“Bürokrasi içinde ayrı bir dayanışma içinde davrananlar var” demiştiniz. Buna ne tür bir müdahale münasiptir?

Devlet sistemi içinde bazı kurumlarda farklı dayanışmalar var, bunun bazı örnekleri var. Bunlar hukuk çerçevesi içinde düzeltilebilir. Bunun düzeltilmesinden daha normal bir şey olamaz.. Hatta bu dayanışmalar dini olabilir, etnik olabilir, dolayısıyla bunların bir hukuk devletinde devlette çalışanları hepsinin sadakati önce anayasa kanunlar ve devlete olacaktır. Varsa alacakları bir direktif, hiyerarşik bir sistem içinde kanunlar içinde olmalıdır. Bunun dışında başka bir şekilde dayanışma olursa, buna hukuk çerçevesi içinde müsaade edilmez, hangi saikle olursa olsun…

– Problem olduğunu kabul ediyorsunuz…

Bir problem olmasa bu kadar duman da çıkmaz…

Tüm gücümü kullanıyorum

– Bardağın dolu tarağını anlatıyorsunuz. Ama bir de boş tarafı var. Suriye malum. İçeride de kırıcı bir tartışma var. Bunlar sizi rahatsız etmiyor mu? Yatıştırıcı adımlar atmayı düşünmüyor musunuz?

Bardağın dolu tarafını görerek Türkiye’nin ufkunun, geleceğinin parlak olduğunu göstermek durumundayız. Şüphesiz ki bardağın boş tarafları da vardır. Boş tarafları benim aleni bir şekilde konuşmam için bazı engeller var. Yeri geldiğinde eleştirel bakışlarımı paylaşıyorum kamuoyuyla. Ama bazı şeyler de var ki, bunları Cumhurbaşkanı kimliğimle özel yapabilirim. Ama bu konuların hepsinde duyarsız mı kalacağım? Belki çoğunuzdan daha duyarlıyım. Ama bunları daha özel bir şekilde ele alıyorum. Yani bu konuların aşılması için gücümü katkılarımı kullanıyorum, bunları toplantılarda kurullarda baş başa görüşmelerimizde söylüyorum. Yüz yüze bakamayacak duruma gelmek lazım. Yanlışlar hukuk yoluyla düzeltilmeli.

MİT’in aleni tartışılması doğru değil

– MİT ile ilgili tır tartışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her devletin istihbarat teşkilatı vardır. Bu, devlet olma vasfının şartıdır. Güvenlik meseleleri kesinlikle ihmal edilemeyecek konulardır. Ama şu da bir gerçektir ki, istihbarat faaliyetleri de böyle aleni işler değildir. Bunlar örtülü meselelerdir, devletin, milletin ali menfaatleri için, halkın güvenliği için polis ve TSK varsa, o da kendisine verilen görevleri yerine getirecektir. Ben istihbarat teşkilatının bu kadar aleni gündemde tutulmasını, tartışılmasını doğru bulmam.

Hesabı gereken yere verirler

İstihbarat teşkilatının bu kadar ağızlarda olmasının, bu kadar sayfalarda olmasının iyi olmadığı kanaatindeyim. Hesaplarını vermeleri gereken makamlara verirler. Çevremizde büyük kırılmaların yaşandığı bir coğrafyadayız. Gelecekle ilgili çalışmaları ihmal edemez. Güney sınırlarımızın ötesi çok değişmiştir. Bu gerçekler karşında Türkiye’nin ileride kendisine tehditlerin ortaya çıkmaması için muhakkak milli istihbarat teşkilatına da görevler düşmektedir. Onun faaliyetleri de kanunlar çerçevesinde olacaktır.

SİYASİ VE EKONOMİK İSTİKRAR VAR

– Son dönemde Batı basınında ekonomik ve siyasi alanda istikrarsız bir Türkiye fotoğrafı inşa ediliyor sanki…

Basın olarak siz nasıl bakarsanız, Batı basını da öyle bakar. Daha sivri tarafları ön plana çıkartır, daha tartışılır halde göstermek ister. Bu basının tabiatıyla ilgili. ‘Niye eleştiriyor kardeşim, olumlu taraftan baksın’ dediğinizde, o zaman basın olmuyor, başka bir şey oluyor. Ekonomimizde de çok yüksek boyutlu olmasa da ufak bazı dalgalanmalar oluyor. Bütün bunlara rağmen şu da bir gerçek ki Türkiye’de siyasi istikrar var.

Toptancı yaklaşmayalım

Dışarıdan çok kasıtlı olarak kötü göstermek isteyen çevreler olabilir ama bunu toptancı bir şekilde “dışarısı kötü göstermek istiyor, kampanya yapıyor” diye düşünmek doğru değil. Unutmayalım ki, bir zamanlar bizim için “Türkiye’nin reformcu hükümeti” diye manşet atan gazetelerdir bunlar. Bazen “sırıtıyor, çok kasıtlı, çok aleyhte” dediğiniz yazılar da var. Hepsini toptancı şekilde Türkiye düşmanı gibi görmemek gerekir. O zaman yanlış yaparız ve herkesi Türkiye’nin düşmanları safına yerleştiririz.

ÖYM’ler için Başbakan doğru söylemiş

– Başbakan’ın özel yetkili mahkemelerin kapatılacağı açıklamasına nasıl bakıyorsunuz?

Bunun hikayesi eskidir. 2004’te yasayla bu özel yetkili mahkemeler kurulurken, ben itiraz etmiştim. Maalesef o zaman bugün özel yetkili mahkemelerden en çok şikayet eden çevreler, bu mahkemelerin önemini ve devamını çok arzu ettiler o zaman. Bir mahkemeye özel etiketini koyduğunuz andan itibaren işte o da özel davranmaya başlıyor. (Başbakan’ın ÖYM’ler kaldırılacak açıklaması hatırlatılınca) Doğrusu, Sayın Başbakan çok doğru söylemiş.

İnternette özgürlükten yanayım

– İnternetle ilgili bir düzenleme gündemde, önünüze geldi mi?

Getirilmek istenen düzenlemenin detaylarını bilmiyorum. Ama ben bu konularda genel olarak özgürlükçü düşünürüm. İnternet dediğiniz öyle bir okyanus ki, ancak okyanusu acarken çocuklar ve korunması gereken kesimler açısından tedbirli alternatiflerin olmasını da doğal karşılarım. Böyle bir okyanusta kimsenin simidi olmadan denize atılmasını da doğru bulmam.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: