Etiket arşivi: ÖNEMLİ

/// ÖNEMLİ /// FACEBOOK VE GMAIL HESABINIZI NASIL GÜVENCEYE ALIRSINIZ ?? LÜTFEN OKUYUN !!

-Facebook-

Sırasıyla gitmeniz gereken ayarlar. Her işlemden sonra enter’a basın.

Genel hesap ayarları

Güvenlik

Kodmatiki açın (telefon gerekli)

Giriş onayı gerekiyor’a ayarlayın…
Telefonunuza gelen kod ile etkinleştirin giriş onayını…
O an itibariyle hesabınıza başka tarayıcıdan girmeye çalışılırsa (şifre bilinse bile)…sizin telefonunuzda 30sn.de bir yenilenen kod gerekli….

-Gmail-

Öncelikle arkadaşlar bu yöntem size gelen logları kesebilir o yüzden….

Mail ayarlarında (server’ın) gönderen-alıcı kısımlarındaki gmailler aynı olmasın bir fake açın gönderen tarafa (şifre istenen) onu yazın böylece logların geldiği hesap güvende kalacaktır… (Server-unpack durumuna karşın)

Gmail

Account

Manage Security

2-Step Verification

Start Setup

Şifreniz

Telefon Numaranız >> Enter Verification Code


Bunları yaptıktan sonra telefonunuza google play authanticator uygulamasını indirmenizi isticek yolladığı linkten değil kendi google play uygulamanız ile uygulamayı bulup yükleyin…

Görkem Bayındır

ÖZEL BÜRO HACK TİMİ

/// ÖNEMLİ /// Hack Yapanların Kullandıkları Yöntemler /// Okuyu n ve Önleminizi Alın ///

dikkat.png

Şifre ve bilgilerinizi çalmak isteyen kişilerin yöntemlerini öğrenirseniz kendinizi daha iyi bir şekilde koruyabilirsiniz. Aşağıda anlatılan yöntemler hiçbir zaman eskimez sadece hazırlanışı veya bulunduğu şekiller değiştirilebilir.

Şifre ve Bilgileriniz Nasıl Çalınabilir ?

1. .jpg, .gif, .exe veya değişik formatlarda olan bir dosyayı trojan veya virus içeren bir programla birleştirip karşı tarafa herhangi bir yöntemle gönderdikten sonra bu programı açması veya çalıştırması sağlanır.

2. Keylogger gönderilir. (Bu program klavye üzerinde basılan her tuşu bir dosyaya kaydeder ve e-mail yolu ile belirli aralıklarla ilgili kişiye ulaştırır.)

3. Fake Mail gerçek bir mailin veya bilgi formunun içeriği ve görünüşünün sahte bir şekilde hazırlanmasıyla ortaya çıkan bir bilgi çalma yöntemidir. Sahte e-mail içerikleri, site üyelik girişleri, bilgi formları şeklinde hazırlanabilirler. Ayrıca e-mail içine virüslü bir dosya eklenebilir veya önceden hazırlanmış trojanlı bir site linki koyularak bu linkin ziyaret edilmesi sağlanabilir.

4. Eğer e-mail şifresi ele geçirilmek istenen bir kişi varsa gizli sorusuna ne tür bir cevap yazdığı tahmin edilmeye çalışılır. Ayrıca email sahibi hakkında çeşitli yollar ile bilgi toplanarak bu bilgiler e-mail çalma yöntemleri üzerinde kullanılabilir.

5. Şifresi çalınmak istenen kişinin bir şifresi ele geçirilerek başka ortamlarda kullandığı diğer şifreleriyle karşılaştırılır veya benzer şifreler üretilerek hedefe ulaşılabilir.

6. Ip adresi öğrenmek için email, sohbet veya dosya paylaşımı gibi yöntemler kullanmak. Fakat ip adresi öğrenilse bile şifresi çalınacak kişinin bilgisayarında bazı güvenlik açıkları olması gereklidir. Aksi taktirde Ip adresini kullanarak kişinin şifreleri çalınamaz veya bilgisayarı ele geçirilemez.

7. Trojanlı bir web site içeriği hazırlanarak kişinin bu web sitesini ziyaret etmesi sağlanabilir. Başka bir yol ise hazırlanan bir site içerisinde bulunan program, dosya, yama veya resmin virüslü dosya ile birleştirildikten sonra karşıdaki kişinin bu içeriği yüklemesi ve kullanması önerilir.

8. Ip adresi biliniyorsa Scanner yardımıyla tüm portlar kontrol edilir.Bilinen trojan portlarından internette mevcut olan programlar, exploitler veya portlarda çalışan güncel olmayan servislerin açıklarından yararlanılarak hedef bilgisayara girilmeye çalışılır.

9. İnternette sohbet yapılan bir ortamda isek bayan nicki erkek tarafını kandırmak için çok geçerli bir tekniktir. Msn de, site forumlarında veya başka bir yerde hedef seçilen kişi bayan nickiyle kandırılarak üst tarafta anlattığım teknikler uygulanır.Buna benzer diğer bir yöntem ise bayan isminden oluşan bir e-mail alınır ve bu maille karşı tarafa yanlışlıkla mail gönderilmiş gibi yapılabilir bu bahaneyi kullanarak da sohbet başlatılabilir.

10. Güven kazanmak iyi bir şeydir. Fakat sabır ve güveni birleştirdikten sonra bu güveni iyi veya kötü yolda kullanmak kişiye kalmıştır.Güven verdiğiniz bir insanın şifrelerini almak kadar basit bir şey yoktur.

/// ÖNEMLİ /// Hâkim Köksal Şengün : Ergenekon iddianamesini tam okumadan kabul ettik, şimdi ols a geri çevirirdim !

Hâkim Köksal Şengün: ‘Askeri hâkimler komutanın emrinde çalışır’ derler ama gördüğüm kadarıyla sıkıyönetim mahkemelerindeki hâkimler daha demokrattılar

hazalozvaris

"Ergenekon, her yere kon!"

Haziran 2007’de başlayan Ergenekon soruşturması, "çete" başlığı altında yan yana getirilen bazı insanlar ve olayların birbirine mesafesi nedeniyle giderek sloganlaşan bu ifadeyle de eleştirildi. Aynı kadrajda yan yana getirilmek istenen bazı insanların varlığı "çete" fotoğrafını bulanıklaştırıyor, bu arada çok sayıda insana karşı sergilenen hoyratlık, sanki zihinlerde yürütülen gizli bir davada verilen peşin hükümlerin infazıymış gibi icra ediliyordu.

Nasıl oldu da, darbe eğilimlerinin ilk kez sivil mahkemelerde ele alındığı Ergenekon ve Balyoz davaları "tarihsel" bir başlangıçtan "talihsiz" bir sürece evrildi? Nasıl oldu da, soruşturma sürecinde bazı askerlerin tahliye edilmesine "Çetenin hâkimleri de varmış" diye tepki gösteren, kitabı nedeniyle gazetecilerin tutuklanmasına "Bombadan tesirli kitaplar olabilir" sözleriyle destek veren bir hükümet, "Milli orduya kumpas kuruldu”, “Yargılamalar yenilenebilir" noktasına geldi?

Sorular çok ve "Gülen cemaatiyle kavga…" diye başlayan cevaplar yıllarca tartışılacak, giderek çoğalacak.

Başlangıçta Ergenekon davasının "savcısı" olduğunu açıklayan iktidar, Gülen cemaatiyle kavganın ardından, yıllar önce davanın "avukatı" olduğunu duyuran ana muhalefet partisi civarında konuşlanmış görünüyor. Ve soruşturmanın başlamasından tam 6,5 yıl sonra, yıllardır süren tutuklulukların ardından, sahte delil iddiaları eşliğinde davaların yeniden görülmesi tartışılıyor, formüller aranıyor.

Siyasetin kendisini tayin ettiği "savcılık" ve "avukatlık" makamları bir yana, ne olursa olsun kararı yine hâkimler verecek. Bu nedenle, sonuçlanması beş yıl süren Ergenekon davasının görüldüğü 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu davadaki ilk başkanı olan Köksal Şengün’ün kapısını çaldık.

Şengün, muhalefet şerhini daha davanın başlangıç aşamasından itibaren koyuyor, ekleriyle birlikte binlerce sayfayı bulan iddianameyi tam okuyamadan kabul etmek durumunda kaldıklarının altını çiziyor ve ekliyor:

"Okuduk desek yalan söyleriz. Şimdi olsa gerekli incelemeyi yaptığım için birçok yönden o iddianameyi geri çevirirdim!"

Yaklaşık 20 iddianamenin birleştirildiği ve binlerce sayfadan oluşan dosyaya vakıf olmaya çalışan sayılı isimlerden biri olan Şengün, başta Mustafa Balbay ve Prof. Mehmet Haberal olmak üzere bazı sanıkların tahliyelerinden yana yaptığı çıkışlarla biliniyor.

Hâkimliğe 1976’da başlayan ve 37 yıl sürecek mesaisi sıkıyönetim ile devlet güvenlik mahkemelerine de (DGM) uzanan Şengün, Ergenekon davasına üç sene baktıktan sonra Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) kararıyla Temmuz 2011’de Bolu hâkimliğine atandı. Şengün, “gözdağı” olarak nitelendirdiği tayinden bir süre sonra kanser olduğunu öğrendi.

Ağustos ayında emekliye ayrılan Köksal Şengün’e, kendi bulunduğu noktadan Ergenekon davasında gördüğü yanlışları, eksikleri ve özeleştirilerini sorduk. TÜBİTAK’tan gizli tanıklara, savcı Zekeriya Öz’den Ergenekon soruşturmasının başlangıç noktası olarak bilinen Ümraniye’de bulunan bombalara uzanan geniş bir alanda sohbet ettik. Görüşlerine katılmayacak olanların da ihtimal kayıtsız kalamayacağı Şengün’ün cevapları aşağıda…

‘Dijital deliller için yeterli araştırma yapılmadı’

– Bugünden geriye dönüp baktığınızda Ergenekon davasında gördüğünüz eksiklik ve yanlışlar neler?

Yanlışlıklar çok. Yalnız kararın gerekçesi ortaya konmadığı için fazla detaya girmek mümkün değil.

– Davaları karardan ibaret görmediğimizi not düşerek soralım; yargılama sürecine dair “Bir yığın eksiklik var’’ demenize yol açan vakalar neler?

Bazı araştırmaların yapılamadığı kanaatindeyim. Örneğin, o CD’lerin incelemesi yapılmadı. Ben ayrılmak zorunda kaldığımda savunmalar devam ediyordu, benden sonraki gelişmeleri bilmemekle beraber söylüyorum bunları. Ceza davalarında savunma bittikten sonra delilleri okursunuz, daha sonra avukatlar delillere itirazlarını koyar. Mesela “Evde yapılan aramada şunlar şunlar bulunmadı” gibi tutanaklara karşı itirazlar yapılır. Bu itirazların giderilmesi için tutanakta imzası olan kişilerin bir kısmının huzurda dinlenmelerinde fayda var. Böylece hem kişi “nasıl, niçin düzenlendi” diye sorar, hem de gerektiğinde mahkeme de, savcı da soru sorar.

‘Bilgisayar veya akıllı telefonunuz varsa bombanın üzerindesiniz’

– Dosyaya en hakim isimlerden biri olarak somutlaştırabilir misiniz, değerlendirmelerini yeterli görmediğiniz deliller hangileri?

Ne yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermek isterim, ne de başkalarını suçlamak. Yargılama benden sonra yaklaşık iki sene daha devam etti, sonra karar verildi. Yani, “delil değerlendirmesi”nin de yapıldığı iki sene içerisinde olanları bilmiyorum, sadece televizyonlara yansıyan bağırmalar, çağırmalar… Ancak şimdiki gelişmeler de gösteriyor ki, bu deliller irdelenmemiş.

– TÜBİTAK’ta çalışan bir uzmanın bilirkişi raporunda “oynama yapıldığı” söylediği 5 no’lu harddisk benzeri deliller Ergenekon davasında da var mı sizce?

CD, e-mail gibi dijital nitelikli deliller konusunda çok fazla bilgi sahibi değilim. Ancak öğrendiğim kadarıyla, bir bilgisayarınız veyahut akıllı telefonunuz varsa bombanın üzerinde oturuyorsunuz demektir. Yani bunlara herkes el atabilir, ben bunu öğrendim, sizden habersiz bazı şeyler yüklenebilir, istenilen tarih atılabilir… Dürüst olmayan insanların elinde çok kötü bir silah olarak kullanılabilir bu aletler, nitekim de kullanılıyor, işte yaşadık görüyoruz. Bana göre yeterli bir araştırma yapılmadı bu konuda.

‘Dinçer ve Gül’ün tanıklığı faydalı olurdu’

– Dijital deliller dışında ne gibi eksikler gördünüz dava sürecinde?

Hilmi Özkök dışında tanık dinlenmedi mesela.

– Neden tanık dinlenmedi? Dinlenecek tanıklara mahkeme karar vermiyor mu?

Sanık ve vekillerinin belirttiği bazı askeri ve sivil kişilerin, iddiaların doğrulanması açısından dinlenmeleri gerektiği kanaatindeyim. Ancak bunlar yapılmadı, nedenini bilmiyorum. Bana göre yapılması gerekirdi.

– Davadan alınmasaydınız, Erdoğan’ın Başbakanlık Müsteşarlığı’nı da yapan “Cuntalardan haberdardık” diyen Ömer Dinçer veya Nokta’nın “Darbe Günlükleri” yayını ardından 2004’teki girişimlerden haberdar olduğunu söyleyen Abdullah Gül tanık listenizde yer alır mıydı?

Bu insanların içerisinde beyanatlarıyla Ergenekon’la ilgili bilgi sahibi olduğu anlaşılan kişilerin de dinlenmesi gerekirdi. Dediğiniz beyanatlar yapıldıysa, bu isimlerin dinlenmesinin gerçeklerin ortaya çıkması açısından faydalı olacağı düşüncesindeyim.

‘Gizli tanıkların ifadeleri araştırılmadı’

Ancak mahkeme sürecinde tanık yerine, hep gizli tanık dinledik. Gizli tanık dediğiniz kişilerin tamamına yakını gayri kanuni, yani suç işlemiş insanlar. DHKP-C’den ceza alanlar da var aralarında, başka davalardan da. Gizli tanıklığın da ceza indiriminden yararlanma diye bir avantajı var. Dolayısıyla bunların anlatımlarının ne dereceye kadar doğru olduğu irdelenmediği gibi, gizli tanıklar dinlenirken bazı noktalar açıkta kaldı. Savcılık aşamasında belirttikleri mekan ve saatler veya karşılarındaki muhatap insanlarla ilgili bir bağlantı hiç kurulmadı. Salt gizli tanıkların ifadesi ile yetinildi.

– İfadelerin doğrulanmaması tüm gizli tanık ifadeleri için geçerli mi?

Maalesef. Gizli tanıklık müessesesi Türkiye’de sakat bir müessese. Belirli bir seviyeye gelmiş toplumlarda çok daha rahat olabiliyor. Çünkü gelişmiş ülkelerde cezadan kurtarma diye bir şey yok, şahitlik sadece adalete yardımcı olmak için yapılıyor.

– Başta Şemdin Sakık olmak üzere tartışılan bu gizli tanıkların ifadelerine siz itibar etmiyor musunuz?

Sakat buluyorum. Teyit edilmedikleri için bir, onların kişiliklerinden kaynaklanan şüpheler var iki. Ayrıca, gizli tanıkların sıcağı sıcağına ifadelerini alırsanız bir şey elde edebilirsiniz. Yıllar geçtikten sonra alınan ifade üzerine “Gizli tanığımız şöyle bir beyanda bulundu, ne diyorsun” dersen olmaz. “Hatırlamıyorum” diyecek, siz de “Nasıl hatırlamıyorsun” diye sorma hakkına sahip olmayacaksınız.

– “JİTEM’i kurdum” diyen Arif Doğan’ın varlığı ve açıklamalarıyla 1990’lar gibi uzaklara da uzanan bir davayken Ergenekon’da “sıcağı sıcağına gizli tanıklık” ne kadar mümkündü?

Kastım olayın gerçekleştiği zamanı değil, tahkikat başladıktan sonraki dönemi kapsayan bir çabukluk. Yoksa öncesinde zaten herkes hayatını olağan akışında devam ettiriyordu. Şimdi Doğan’ın Diyarbakır dosyasında suçlandığı şeyler çok değişik; Güneydoğu’da yapılan işkence, ölüm gibi yanlışlıklarla ilgili. İddianamemizde ise bu olaylarla ilgili bir tane suçlama yok kimse hakkında.

‘Yargılama bitince suç duyurusu yapacaktık’

– Sevk maddeleri arasında işkence, cinayet gibi suçlamalar olmadığında, ağır ceza mahkemesi başkanı olarak bunu değiştirmek için yapabilecekleriniz nelerdi? Davadan alınmasanız müdahale edebilir miydiniz?

Edemezdim. Biz, bize gösterilen suçlamayla bağlıyız. O suçlamanın yargılamasını yaparken o şahsın başka bir suçunu delillerle tespit ederseniz suç duyurusunda bulunursunuz. Ama bunlar sizin elinizdeki dosyaya talep olmadıktan sonra girmez.

– Ergenekon davası hâkimiyken suç duyurusunda bulunma girişimleriniz oldu mu?

Olmadı. Bunların hepsini toplayıp yapacaktık suç duyurusunu. Yarı yolda bir şeyleri kesmek de doğru olmuyor çünkü elinizdekileri pekiştirmek durumundasınız. Savcı iddiada bulunur fakat mahkeme öyle değil. Hüküm veren mevkide olduğu için, afaki iddialara yönelik şeyleri hemen suç duyurusu olarak bildirmesi doğru olmuyor.

– İlk üç sene içinde suç duyurusu kapsamında değerlendirdiğiniz vakalar neydi?

Mesela biraz önce değindiğiniz Arif Doğan’ın yaptıkları şeyler bir yerde suç konusu.

– Doğan’ın evinden çıkan dokuz çuval dolusu belge “devlet sırrı” olduğu gerekçesiyle kamuoyuyla paylaşılmadı. Siz bu belgeleri okudunuz mu?

Bizden sonra olan bir gelişme o. Ama bizde çok geniş anlamda kullanılıyor “devlet sırrı” kavramı. Bir yığın suç işliyorsun, sonra bunu devlet sırrı adı altında gizlemeye çalışıyorsun, olmaz böyle şey. Ben şahsen kabul etmem, suç varsa davamı açarım, suç duyurusunda bulunurum. Adam öldürmek, işkence etmek, dağa kaldırmak devlet sırrı olmaz. Fakat bunları yaptık Türkiye’de maalesef. Şimdi bunların hepsini devlet sırrı altına sokarsak, her şeyi kapadık anlamına gelir.

‘Birlikte çalıştığım askeri hâkimler daha demokrattı’

– Bir dönem mesai yaptığınız sıkıyönetim mahkemeleriyle bugünkü yargıyı mukayese ettiğinizde çıkan tablo ne?

O zaman bile bugünkü şekilde yanlışlar olmadı gibi geliyor bana. Biliyorsunuz, mesela, eski yasamızda da DGM’lerde askeri hâkimimiz vardı. 1999’da onu çıkarttık, tamamını sivil yaptık.

– ‘Hatalar’dan kastınız ne?

“Askeri hâkimler komutanın emrinde çalışır” derler ama gördüğüm kadarıyla bizden daha rahattılar, daha demokrattılar.

– Nasıl?

Daha objektif kararlar veriliyordu.

– Köksal Bey, sizden bunu duyanlar şaşıracaklardır. Bir yandan sıkıyönetim mahkemelerinde Erdal Eren kemik yaşı yükseltilerek idam edilirken, diğer yandan DGM’lerde 1994’te 34 kişinin öldüğü Şırnak katliamı için takipsizlik veriliyordu.

Saydığınız mahkeme kararlarına asla katılmıyorum. Ben beraber çalıştığım arkadaşlarım için söylüyorum, yoksa genelleme yapmıyorum. O zamanlar biliyorsunuz, askeri hâkim yetmediği için sivil hâkimler de aldılar. Bugünleri gördükten sonra, geriye baktığımda o zamanlar daha rahat çalıştık gibi geliyor. Böyle sert şeyler yapmadık yani.

– Ne gibi sert şeyler?

O zamanlar tutukluluk konusunda bu kadar açık hükümler olmamasına rağmen bugünkü kadar uzun süre insanları cezaevlerinde tutmuyorduk. Bu bir sert uygulamadır. Şimdi tutukluluk istisna oldu. Düşünün, bir kişiyi adam öldürürken yakalasanız bile yasa şahıs için “tutuklanabilir” diyor. Yani daha CD’lerle yargıladığınız insanlara karşı biraz daha anlayışlı olacaksınız. Çünkü elinizde o kadar sağlam bir deliliniz yok.

– “Hâkim ve savcılar için üç aylık cezaevi deneyimi öğretici bir staj olurdu” fikrine katılır mısınız?

Üç aylık deneyim değil ama insanların cezaevlerini görmeleri lazım. Oradaki yaşam şartlarının bilinmesi, o kararı verirken biraz daha düşünmelerini sağlar.

‘Ergenekon’da örgüt yok, bıraksan birbirlerini ısırırlar!’

– Gizli tanıkların ağırlığı, ifadelerin doğrulanmaması, faili meçhullerin iddianamede değerlendirilmemesi… Siz savcıların dile getirdiğiniz eksikleri gidermeme eğilimlerini neye yoruyorsunuz?

Eğer belli düşüncelerle yola çıkılmışsa, o yola uygun şeyler elde edilmeye uğraşılır.

– “Belli düşünceler” ne?

Onu söylersem şimdi olmaz. Ama herkes görüyor hangi düşüncelerle yola çıkıldığını.

– Başbakan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın dile getirdiği “orduya kumpas”tan mı bahsediyorsunuz?

Hepsi söylüyor bunu. Başbakan da demiyor mu? AKP yetkilileri de sahte belgelerden bahsediyor. Ben bunları söylemem, konuşursam haliyle beraber çalıştığım arkadaşlarım zarar görecekler. Ama yanlışlıklar hakikaten var. Düşünün, benim baktığım davada içeri alınan insanların hiçbiri birbirini tanımaz. Nerededir bu örgüt? Bir örgütü devlet bulur. Devlet der ki size; “Bu örgüt şu eylemleri yapmıştır, silahlıdır.” Biz de ona göre “silahlı örgüt” deriz, “silahsız örgüt” deriz. Bizim önümüze koydukları torbanın içine herkesi atmışlar, yan yana bıraksan birbirlerini ısırırlar bunlar. Öyle insanlar var ki içerisinde, birbirlerine kurşun atarlar.

– Bu sizce “örgüt yok” anlamına mı geliyor?

Ben bu kadar örgüt davasına baktım, bu şekilde oluşmuş bir örgüt görmedim. Yok yani, yok.

– Örneğin, Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz, Sevgi Erenol gibi birbiriyle temasta olan isimleri nasıl açıklıyorsunuz?

Ne yapmışlar bunlar? Türk Ortodoks Kilisesi’ne katılmışlar, toplantı yapmışlar. “Devleti mi yıkacağız” demişler, ne demişler? Yaptıkları sohbette ne konuştukları yok. “Efendim bir araya geldiklerine göre bunlar devleti yıkmaya yönelik konuşmuşlardır” deniyor.

– Bu ekibin Hrant Dink cinayeti sürecindeki organizasyon beyan eden diyalogları Ergenekon dosyasına yansımışken sizce aralarındaki temas sıradan Ahmet’le Mehmet’in yan yana gelmesinden ibaret görülebilir mi?

Doğrudur, ama “Bunlar bir araya geldiklerine göre bir halt karıştıracaklardır” diyerek insanlara ceza verebilir misiniz? Sonuçta ona gidiyor bu. Bunu maddi bulgularla ortaya koyacaksınız, “Bunlar geldiler bir araya, bunları konuştular, bunlarla ilgili böyle bir yöntem uyguladılar” diyeceksiniz mahkemeye. Öyle bir şey yok, sadece o görüntüyü vermişler. Bu kişiler iktidara karşı, ortak noktaları bu.

‘TÜBİTAK bir yığın yanlış yaptı’

– Duruşmalarda sanıklardan Oktay Yıldırım bir CD’yi tekrar dinletmek isteyince “İsterseniz beş kez dinletin, duymayan insana onu duyuramazsınız”, Mustafa Balbay “Küresel ısınmanın ne zaman Ergenekon’a yükleneceğini merak ediyorum” deyince “Mümkündür” dediniz.

Yıldırım’a söylediklerime savcılar çok alınmıştı. Ama şu var, orası çok gergin ve insanları yumuşatmak için bazı nükteli sözler söylemekte fayda var. Yoksa iki kelime söylersin, kabarır milletin ayranı.

– Nüktedanlığınızın sanıklar lehine olması…

Hem ona hak vermek, hem de bir daha aynı şeyle mahkemeyi oyalamasın düşüncesiyle onu susturmak açısından bunları söyleyeceksin tabii. Ama içerisinde bir gerçek payı da var.

– Bu gerçeklik payı üzerinden soracağız; Ergenekon davasında hataları sayan Köksal Şengün’ün suç ve ceza ilişkisi kurduğu hiçbir nokta yok mu?

Şimdi bunu yanıtlarsam biraz tuhaf olacak ama ben bu tarz davalara çok fazla sıcak bakmayan bir insanım.

– “Bu tarz davalar” derken?

Ne bileyim CD’lerle, hard disklerle, derme çatma dijital delillerle yürüyen davalara ben çok fazla inanmıyorum. Çünkü bu bilgisayar ve telefonların işlevini öğrendikten sonra bunlardan ürktüm. Her an, herkesin elinde bir bomba olduğunu düşündüğüm için çok fazla değer vermiyorum bunlara. Onlara ancak eğer bunları başka delillerle doğrularsanız inanırım.

– Dönem teknoloji dönemiyken, deliller daktilodan çıkanlarla sınırlı kalabilir mi?

Ama bana “Bunlar gerçek” diyemiyorsun, ötesinde “İlave olmuş” diyebiliyorsun. TÜBİTAK’ın yaptığı bir yığın yanlış var, başlangıçta yanlış raporlar verdi, şimdi düzeltiyor.

‘Yapılanlar TÜBİTAK’ın yanlış yönlendirdiğini gösteriyor’

– Hangi TÜBİTAK raporları için “yanlış” diyorsunuz?

5 numaralı hard disk için önceden verilen TÜBİTAK raporu yanlıştı mesela. Bu ortaya çıkmadı mı?

– 2. rapor, bir öncekini doğrulamadı, fakat TÜBİTAK açıklama yaparak “Rapor bizi bağlamaz” dedi.

Gayet tabii “Bağlamaz” der çünkü bu bir heyet raporu değil. Heyet raporu şöyle oluyor; TÜBİTAK’ta görevli uzman kişilerden bir heyet oluşturuyorsunuz ve onlardan bir rapor istiyorsunuz. Ve istediğiniz soruları soruyorsunuz. Onlar da inceleyip sorularınızı yanıtlıyor.

Bu hard disk birçok davada kullanılıyor ve bir davada Hasan’ı, diğerinde Hüseyin’i suçluyorsun. Ve üç bilgisayar mühendisi bir hard disk konusunda ayrı ayrı karar verebiliyor! Bu maddi bir bulgu. Orada bir işaret var. O uzman bilgisayar mühendisiyse, doğru dürüst bakacak ve o işaretin nereden geldiğini bulacak. Bilemiyorsa da “Bilemiyorum” demeli.

– Köksal Şengün’e göre, TÜBİTAK, yanlış yönlendirme mi yapıyor?

Kimseyi suçlamak istemem ama yapılanlar onu gösteriyor.

Ümraniye’deki bombalar ‘üretilmiş delil’ mi?

– Ergenekon davasında hangi raporlar size bunu düşündürdü?

Ümraniye’de ele geçirilen o büyük bombaların imha tutanakları vardı. Çok yanlışlar oldu. Şimdi bombaları buluyorsunuz, nerede olduğu belli olmadan “patlattı” diye rapor tutuyorsunuz. Hiç kimse görmüyor bu bombaları. Bombaları gören o grup, emniyet teşkilatında alınan üç beş kişi. Bunlar nasıl bombalardır vs. incelemesini yapmalısınız. Ama kendileri her şeyi yapıp tamamladılar. İmha ederek yeniden üzerlerinde bilirkişi incelemesi yapma şansınızı da elinizden aldılar. O delil beni tam olarak bağlamadı, kafamdaki soru işaretlerini izale etmedi.

– Ümraniye için koyduğunuz ihtimaller ne?

Şimdi bir çetenin, örgütün tahkikatının özel yetkili mahkemelerde görülmesi için silahlı olması, şiddet içermesi gerek. Bombalar silahı göstereceği için tahkikatta önemliler. Böylece silahlı örgüt oluyor.

– Sizce Ümraniye bombaları Ergenekon davası, özel yetkili mahkemelerde görülsün diye üretildi mi?

Bilemiyorum ama onda yanlışlıklar var. Bence ÖYM’lerde görülsün diye bir şeyler üretildi. Silah olarak bu var. Daha sonra bir iki yerde daha yine kazılardan bulundu evraklar. Yani başka türlü eylem yok. Zaten görülmekte olan Cumhuriyet’e atılan bomba ve Ankara’da görülen Danıştay olayı Ergenekon dosyasına alındı, onlar var bir de eylem olarak.

‘Zekeriya Öz emniyetle fazla haşır neşir bir savcı’

– Soru işaretlerinizi Savcı Zekeriya Öz’le konuştunuz mu?

Savcı Öz’le hiçbir konuda konuşmadım. Savcı Öz’ü ben şikâyet bile ettim. Ama işlem yapılmadı o başka.

– Konu neydi?

Bakanla ilgili olay çıktığında şikâyet ettim. Telefonumu dinletti.

– Sizi Savcı Öz’ün dinlettiğini mi düşünüyorsunuz?

Savcı Öz dinletmediyse, onun grubu dinletti.

– İsminin yanına iki nokta üst üste koyduğunuzda Zekeriya Öz hakkında ne dersiniz?

Konuşmak istemiyorum isimler hakkında.

– Kişisel değil, mesleki değerlendirmenizi merak ediyoruz.

Ben savcılığını beğenmiyorum. Emniyetle bu kadar haşır neşir olan bir savcıyı ben şüpheyle karşılarım. Savcı inisiyatifi kendisi kullanmalı, emniyet güçleri değil.

Delil toplarken inisiyatif emniyete mi bırakıldı?

– Öz’ün inisiyatifi emniyete bıraktığı yönündeki eleştiriniz delil toplama aşaması için de geçerli mi?

Olmaz olur mu? Bu tür şeylerin tamamının savcı tarafından toplanmasını emreder yasa. Bizim mahkemelerin görev alanına giren suçlarda tahkikatı savcı yapar. Ama uygulamaya geldiğinizde bütün ifadeler, bütün sorular emniyetten gelir. Şimdi konuşturdunuz yine beni.

– 17 Aralık döneminde söylediğinizin aksine Zekeriya Öz, “Sorular mühürlensin” gerekçesiyle emniyete gitti. Bu bir tezat değil mi?

O soruları kim hazırladı? Kendisi mi?

– Sizin tahmininiz ne yönde?

Alınan emniyet görevlilerinin hazırladığı sorular, yeni gelen görevliler tarafından tahrifata uğramasın veya azaltılmasın düşüncesiyle yapılan bir işlem. Yoksa kendi eseri değil.

‘İddianame ve eklerini tamamen okumadan kabul ettik’

– Can Dündar’ın sunduğu Canlı Gaste’de darbe davaları için “Ben dahil hepimiz hesap vermeli bu döneme dair” dediniz. Sizin özeleştiriniz ne?

O döneme bakıp ne yapıldığını görmek lazım. Hepsini hatırlama şansım yok. Ama yanlış yapmayan insan olur mu? Önemli olan bunu bir kasıtla yapmamak.

– Siz inanmadığınız bir davanın mahkeme başkanlığını mı yaptınız?

Şimdi bakınız, bir iddianame mahkemeye tebliğ edildikten sonra 15 gün süreyle incelenir. İddianamenin kabulü veya reddi diye bir müessesemiz vardır. Bu iddianameyi ve delilleri inceleme süresi bu dosya için mümkün olmayan bir süre. 2 bin 500 sayfa iddianame artı 500 klasör belge!

– Okumadan mı kabul ettiniz iddianameyi?

Okuduk ama belirli bir süre, belirli bir yere kadar okuduk. Can alıcı noktalarını okuma imkanımız olmadı. Okuduk desek yalan söyleriz. Bir insanın okuma kapasitesi var. Günde 500 sayfa okuyabilir misiniz? Okuduktan sonra da, dosyalarla da karşılaştırma yaparak “Şuraları eksik, şuraları yanlış” diyerek iddianameyi geri çevirebiliyorsunuz. Ancak biz o şansa sahip olmadığımız için kabul etmek durumunda kaldık. Çünkü yeterince incelememiştik. Şimdi olsa gerekli incelemeyi yaptığım için birçok yönden o iddianameyi geri çevirirdim. Ama o zaman kabul etmekten zorundaydık çünkü geri çevirmek için sebepleri öne sürmek gerekiyordu.

/// ÖNEMLİ /// PKK, TÜRKİYE SINIRLARI İÇİNDE Kİ TÜM ŞEHİRLERE 100 BİN TERÖRİST İLE SALDIRACAK

/// KAMPANYA /// ÖNEMLİ /// Zihin Kontrolü ve Yasadışı Teknik Ta kibe son verilsin ! /// @basbakanerdogan

KAMPANYAYA KATILMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

Bu kampanya, -Batıda- hakkında belli bir şuur ve tepki oluşmuş TELEGRAM (Zihin Kontrolü) konusunda, -kendi çapında- vatandaşları kaba hatlarıyla da olsa bilgilendirmek ve potansiyel mağdurların oluşmasını engellemek için hazırlanmıştır.

***

Sayın İlgili,

Öncelikle KAMPANYAMIZA zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

TÜRKİYE’de 2000’li yıllardan bu yana belirli yerel ve yabancı istihbarat servisleri tarafından PSİKOTRONİK – ELEKTRO MANYETİK takip cihazları ile vatandaşlara yönelik yasadışı teknik takip yapılmaktadır.

Bu konunun mağduru binlerce kişi var ama ne yazık ki konunun kamuoyunca yeterince bilinmemesi yada komplo teorisi olarak görünmesi nedeniyle şikayetlerini resmi merciler dışında saklama gereği duyuyorlar. Şu anda mağdurlar dernek kurma aşamasına geldiler ve seslerini kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlar. Yurt dışında ise on binlerce mağdur var ve bir çok sivil toplum örgütü adı altında haklarını arıyorlar.

Bunlardan birisi de ICAACT ORGANISATION. Web sitesi : http://icaact.org

Bunun yanı sıra bu konuda yayın yapılan grup olarak kamuoyunu bilgilendirme amacıyla açtığımız yerel bir site de mevcut. www.zihinkontrol.com bağlantısından siteye ulaşabilirsiniz.

MK ULTRA konusu bizce çok önemli ve dikkat edilmesi gereken bir konudur. Çünkü sadece ülkemizde bu projenin binlerce mağduru bulunuyor ve maalesef haklarını gerektiği gibi arayamıyorlar. Halbuki başta ABD olmak üzere tüm Batı dünyası bu konuya çok önem veriyor, bu konuda filmler, kitaplar, şarkılar ve klipler yayınlıyorlar.

Örneğin yakın zamanda çevrilen ve meşhur ABD’li aktör DENZEL WASHINGTON’ın oynadığı MANCHURIAN CANDIDATE (Mançurya Kobayı) ve Bruce Willis’in ve Julia Roberts’ın oynadığı CONSPIRACY THEORY (Komplo Teorisi) bunlara verilecek en iyi örneklerdir. Yine 2009 yılında çevrilen GAMER (OYUNCU) filmi örneklerden biridir.

Bu konu artık komplo teorisi olmaktan öteye gitmiştir Batı dünyası ülkeleri için. Çünkü ABD başta olmak üzere tüm dünyada ZİHİN KONTROLÜ yada orijinal adıyla MK ULTRA bir realite halini almıştır.

Örneğin OKLAHOMA BOMBACISI TIMOTHY MCVEIGH’in bir MK ULTRA MAĞDURU olabileceğini düşünür müydünüz ? Bu konuyu ABD BASINI sık sık dile getiriyor.

Aşağıda ABD BASINI’nda yer alan bazı videoları dikkatinize sunuyorum.

Yine aynı şekilde geçtiğimiz hafta KONGRE ve BEYAZ SARAY’a saldıran Aaron Alexis’in bir MK ULTRA MAĞDURU olabileceğini düşünür müydünüz ?

Bu konuyu da ABD BASINI sık sık dile getiriyor.

Aşağıda ABD BASINI’nda yer alan bazı videoları dikkatinize sunuyorum.

Ancak halen maalesef ülkemizde bu projenin mağdurları ile yeterince ilgilenilmiyor. Ne resmi mercilerden yeteri kadar destek görüyorlar, ne kamuoyundan, ne basından, ne de diğer devlet bürokrasisinden. Adeta görünmez bir el mağdurların haklı mücadele sürecinde sürekli engel üzerine engel çıkarmakta. Mağdurlar ve perişan aileleri bu mücadelede yalnız bırakılmışlardır.

Biz grup olarak mağdurlara elimizden geldiği kadar destek vermeye çalışıyoruz. Onların bu anlamda seslerini kamuoyuna duyurmaları için sözcülüğünü yapmaya ve ulaşabildiğimiz tüm üst merci ve makam yetkililerine mağduriyetlerini anlatmaya çalışıyoruz ancak ERGENEKON ve BALYOZ DAVA’larının finansörü ve planlayıcısı olan Amerikan Gizli Servisleri’nin (CIA, NSA, PENTAGON) sürekli engellemeleri ile karşılaşıyoruz. Sosyal Medyada bu konuda yapmış olduğumuz tüm duyurular bu servislerin baskısı sonucunda sosyal medya (Twitter, Facebook, WordPress Bloglarımız) hesaplarımızın kapatılması ile engellendi.

Bildiğiniz gibi eski NSA çalışanı ve şu anda zorunlu olarak Rusya’da geçici olarak ikamet eden Edward Snowden’ın İngiliz Guardian Gazetesi’ne sızdırdığı belgelerde de Amerikan Gizli Servislerinin tüm dünyada global teknik takip faaliyetleri yürüttüğünü net olarak ortaya koymuştu. Google’da Edward Snowden yazdığınızda bu konudaki haberlere erişebilirsiniz.

Sayın İlgili,

Biz grup olarak mağdurların şikayetlerini hem Cumhurbaşkanlığı’na hem İç İşleri Bakanlığı’na hem de TBMM’ye ilettik ve çözüm getirmelerini talep ettik. Ancak, halen ne mağdurları dinlediler ne de şikayetleri değerlendirdiler. TBMM’ye göndermiş olduğumuz dilekçe ise red edildi. Adeta görünmez bir ambargo uygulanıyor.

Sonuç olarak;

Biz MK ULTRA PROJESİ (Psikotronik Silah Mağduru / Organized Stalked Victim) kurbanı Türk Vatandaşları adına bu konuya dikkat çekebilmek amacıyla size yazmak istedik. Bu konuda tarafımıza başvurup yardım talep eden çok sayıda vatandaş var. Bunlardan 3’ünü saygılarımızla dikkatinize arz ediyoruz.

(Lütfen tıklayın)

MK ULTRA’NIN TARİHSEL GELİŞİMİ

Ortadoğu’yu kimyasal silah üretmekle suçlayan ABD, anayasasına göre yurttaşlar üzerinde gizli askeri deney yapılması yasal olduğundan insanlık dışı deneyler gerçekleştirdi.

‘Kitle imha silahları geliştirmekle’ suçladığı Irak’ı işgal eden, ardından da benzer nedenlerle Suriye, İran ve Kuzey Kore’yi hedef göstermeye başlayan ABD, yıllardır kimyasal ve biyolojik silah geliştirmek uğruna yaptığı sayısız deneyde kendi yurttaşlarını kullandı. Üstelik Amerikan anayasasına göre yurttaşlar üzerinde gizli askeri deneyler yapılması yasaldı. 1977 yılından itibaren yirmi yıl süreyle yürürlükte kalan bu madde, Körfez Savaşı’ndan sonra bazı sivil örgütlerin girişimiyle böyle bir yasadan haberdar olan halkın tepkisi üzerine 1997 yılında geri çekildi. Amerikan istihbaratı ile Savunma Bakanlığı’nın çoğu zaman ortaklaşa gerçekleştirdiği bu deneylerin başlangıç tarihi, 1930′lara kadar uzanıyor. II. Dünya Savaşı’nın ardından Almanların ve Japonların bu konudaki deneyiminden de yararlanan ABD, Soğuk Savaş sırasında dünyanın en korkunç biyolojik silah deposu haline geldi.

Nazi savaş suçluları çalıştırıldı

ABD’nin 34. başkanı General Dwight D. Eisenhower‘ın Nazi savaş suçlularına çalışmalarını Amerika’da devam etmeleri karşılığında dokunulmazlık verdiği biliniyor. Almanların sayısız insan hayatı ve hayal bile edilemeyecek işkenceler karşılığında elde ettikleri bilgileri edinmek isteyen Eisenhower, Nazi toplama kamplarında gerçekleştirilen araştırmalardan ”yararlanılması” emrini vermişti. Daça toplama kampında Yahudiler üzerinde gerçekleştirdiği korkunç deneylerle tanınan Dr Hubertus Strughold ve onun gibi 34 Nazi ”bilim adamı” uzay tıbbı çalışmalarına Amerikan topraklarında devam edebilmeleri için Teksas, San Antonio’daki Randolph Hava Kuvvetleri Üssü’ne getirildi.

Ataç Projesi kapsamında toplam 3 bin kadar Nazi savaş suçlusuna ABD ve Kanada topraklarında çalışma izni verildiği tahmin ediliyor. Tarihçiler ve bilim adamları, CIA tarafından Amerikan ve Kanada (başta MKULTRA projesi olmak üzere ABD’de yapılan bazı deneylerin bir ayağı da Kanada’da sürdürülmüştür) vatandaşları üzerinde gerçekleştirilen deneylerin çoğunun Nazi ölüm kamplarında yapılan insanlık dışı deneylerin bir devamı olduğunu ortaya koymuşlardır.

Zihin kontrol deneyleri

Soğuk Savaş’la birlikte Rusların zihnin kontrolü alanında kaydettikleri ilerlemelere karşılık CIA da zihin kontrol tekniklerine olan ilgisini ve bu konudaki araştırmalarını yoğunlaştırdı. Dehşet veren araştırmalarda, psikotronik ilaçlar kullanılarak beyin yıkama ve insan zihnini kontrol etme deneyleri yapıldı. Vietnam Savaşı sırasında sorgulanan insanları itirafa zorlamak için aynı yöntemler kullanıldı. Belki de tüm bunlar arasında en rahatsız edici olanı, belgelerin büyük bölümü sonradan CIA tarafından yok edildiği için ve ilgili kişilere ulaşılamadığı için insan kobaylar üzerinde yapılan deneylerin gerçek boyutlarının bilinmiyor olması. Zihin kontrolü deneyleri arasında en acımasız ve en geniş kapsamlı olanı 50′li yıllarda başlayıp 70′lere kadar süren ünlü MKULTRA projesiydi. Üniversitelerde, hapishanelerde, akıl hastanelerinde, yetimhanelerde ve uyuşturucu bağımlıları rehabilitasyon merkezlerinde yürütülen deneylerin yanı sıra kentlerin olası bir saldırıya karşı ne kadar dirençli olduğunu ölçmek için kalabalık yerleşim birimleri de kimyasal ve biyolojik maddelere maruz bırakıldı.

ÖZEL BÜRO

/// ÖNEMLİ /// Emekli Büyükelçi ve ATAA’nın kurucusu Şükrü Elekdağ’dan İsmet Berkan’a to kat gibi cevap /// MİLLİ YALAN ///

Değerli büyüğümüz ATAA kurucusu Şükrü Elekdağ’tan ibretlik bir tarih dersi.

Hala tarihimizi anlamamakta ve çarpıtmakta ısrar edenlere ithaf olunur.

Bu konudan bizi haberdar eden Oya hanıma da kalb-i teşekkürlerimizle.

***

From: Dr. Şükrü M. Elekdağ

Sent: Wednesday, December 11, 2013 10:24 PM

To: iberkan

Subject: Milli yalan

Sayın Berkan,

“Çocuklarımızın sadece yüzde 1’inin doğru cevaplayabildiği soru” başlıklı makalenizde, ilkokul 4. sınıf öğrencisi olan oğlunuzun ders notlarında yer alan, Kurtuluş Savaşında Türkiye’nin “sadece Batı’da Yunan işgaline karşı değil Doğu’da Ermeni işgaline karşı savaştığı” ifadesinin “düpedüz yalan olduğunu belirtiyor, oğlunuza okulda “milli yalanlar” öğretildiğinden şikayet ediyorsunuz

Hemen belirteyim ki, bu konuda tam bir yanılgı içindesiniz. Zira, Kurtuluş Savaşı sırasında TBMM Hükümeti’nin kararıyla doğuda Ermeni işgalindeki Türk topraklarını kurtarmak ve Ermeni yayılmacılığına son vermek amacıyla Ermenistan Cumhuriyeti kuvvetlerine karşı bir savaş verilmiş ve yenilgiye uğrayan Ermenistan’la Gümrü Antlaşması imzalanmıştır. (Lütfen tıklayın)

Oğlunuza doğru bilgiler vermenize yardımcı olmak amacıyla, şu tarihi gerçekleri dikkatinize getiriyorum:

Birinci dünya Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu topraklarının paylaşılmasıyla ilgili olarak 26 Şubat 1919’da toplanan Paris Konferansı’na Osmanlı Ermenilerini temsilen Bogos Nubar Paşa, Ermenistan Cumhuriyeti’ni temsilen de Avetis Ahoranyan katılmışlardı. Ermeni temsilciler, galip devletlerle birlikte Osmanlı ordularına karşı savaştıklarını, büyük fedakarlıklarda bulunduklarını ve “muharip taraf” statüsüne sahip olduklarını ileri sürerek, Kafkasya’dan Akdeniz’e kadar uzanan ve Doğu Anadolu’nun hemen hemen tümünü kapsayan topraklar üzerinde hak iddia ettiler ve “Büyük Ermenistan” hedefini savundular.

Ermeniler bu hedeflerini gerçekleştirmek için de, Erivan bölgesinde kurmuş oldukları Ermenistan devleti içinde ve dışında kalan,özellikle Kars ve Nahçıvan bölgelerindeki Türklere karşı bir etnik temizlik harekatı başlatarak Türk nüfusun büyük kısmını ya yok ettiler, ya da göçe zorladılar. Türk ordusunun Mondros Mütarekesi hükümleri uyarınca bölgeden çekilmiş olması Ermenilerin bu vahşetini kolaylaştırdı.

Mondros Mütarekesi’nden sonra bir generalin komutasında Kars’a gelen İngiliz birliği 13 Nisan 1919’da Kars’ta kurulmuş olan Milli Şura hükümetini dağıtarak idareyi Kars’ı işgal eden Ermenilere devretti. Bunu takiben Ermeniler Güneybatı Kafkaslar ile Nahçıvan’ı da işgal ettiler…

Yunanlılar, ünlü Milne hattını aşarak Anadolu’nun derinliklerine doğru Soma ve Salihli cephelerinden saldırıya başladıklarında, bu harekatla eşzamanlı olarak 22 Haziran 1920’de Ermeniler de batı istikametinde Oltu-Baldız bölgesine karşı taarruza geçtiler. Oltu bölgesinde kanlı çarpışmalardan sonra Ermeni taarruzunu durduran Kuvayi Milliye’nin milis kuvvetleri, ayni başarıyı Baldızda gösteremeyip geri çekildiler. Bilahare, savaşa katılan 9. Türk Kafkas Tümeni’nin karşı taarruzlarıyla Ermeniler bozguna uğratıldı.

Bu gelişmeler üzerine TBMM Hükümeti, Ermeni işgalindeki Türk topraklarını kurtarmak, Ermeniler tarafından yapılan Türk katliamına son vermek ve Ruslar ile başlayan ilişkileri geliştirebilmek için direkt olarak sınırdan bağlantı kurmak amacıyla 20 Eylül 1920’de bölgede askeri harekat yapma kararını aldı ve 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir’i tam yetkiyle Doğu cephesi komutanlığına atadı.

Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk kuvvetleri 15-20 bin kişi arasındaydı. Ermeni ordusunun mevcudu ise 20 bini bulmakla beraber çok geniş milis kuvvetleriyle de takviye edilmişti.

29 Eylülde taarruza geçen 15. Kolordu, Oltu’da Drastamat Kanayan komutasındaki Ermeni ordusuyla çatışmaya girdi. Daha sonra Simon Vratsiyan ve Artahes Babalian komutasındaki Ermeni güçleriyle yapılan Sarıkamış ve Kars savaşları sonucunda Ermeni kuvvetleri bozgun halinde Kars’ın doğusuna çekilmek zorunda kaldılar. Bolşevik Rusya ile ABD’den yardım isteyen Erivan, bu taleblerine olumlu bir cevap alamayınca, işgal etmiş olduğu Erzurum, Kars ve çevresini Kazım Karabekir kuvvetlerine bıraktı. Kazım Karabekir kuvvetleri, Ermeni ordusunu peşini bırakmadı ve Gümrü’ye kadar takip etti. Burada yapılan muharebede Ermeni kuvvetlerinin mağlup olması üzerine Ermeni hükümetince barış istenmiş ve 2 Aralık 1920’de Gümrü Antlaşması imzalanmıştır.

Bu Antlaşma ile, Sevr Antlaşması’nın geçersiz olduğu Ermenistan tarafından kabul edilmiştir. Keza Ermenistan, Doğu Anadolu üzerindeki isteklerinden ve Türkiye’ye karşı hertürlü tazminat talebinden vazgeçmiştir. Ancak, Türk kuvvetlerinin Gümrü’den ayrılmasının akabinde Ermenistan’ın Bolşevik Rusya tarafından işgali nedeniyle Gümrü Antlaşması onaylanmamıştır.

Kısa bir süre sonra TBMM Hükümeti ile Bolşevik Rusya arasında imzalanan Moskova ve Kars anlaşmalarıyla Türkiye-Rusya ve bu meyanda Ermenistan sınırları çizilmiş ve Gümrü Antlaşmasında öngörülen lehimizdeki temel hükümler teyit edilmiştir. Bu şekilde TBMM Hükümeti açısından Ermeni sorunu sona erdirilmiş ve Ankara tüm enerjisini Batı Cephesi’ne teksif edebilmiştir.

1917’de Bolşevik ihtilalinin başlamasından sonra Anadolu’daki 200 bin kişinin üzerindeki Rus ordusu kısa sürede “dezentegre” olmuş, asker ve subayları çil yavrusu gibi dağılıvermiş, arkalarında bıraktıkları silah ve cephaneler Ruslarla ayni safta çarpışan Ermeni birliklerin eline geçmişti. Gümrü zaferinden sonra Kazım Karabekir Paşa Ermeni ordusu elindeki özellikle ağır silah ve cephaneye el koymuştur. Bilahare, bu silahlarla birlikte Batı cephesine transfer edilen personelin Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasına kayda değer bir katkısı olmuştur.

Saygılarımla,

Şükrü Elekdağ

/// ÖNEMLİ /// Bilgisayarınızı Hacker Girişine Nasıl Kapatırsını z ?? /// BU YAZIYI MUTLAKA OKUYUN VE OKUTUN ///

Konu Başlığında Belirttiğim Gibi Bilgisayarınızı Hacker Girişine Kapatmayı Konu Alan Görsel Dökümanları Sizlere Sunacağım.

Öncelikle Bilgisayarıma Sağ Tıklayıp Yönete Tıklayın. Eğer Yönet Seçeneği Yoksa Bilgisayarınızın Arama Seçeneğinden ” Bilgisayar Yönetimi ” Olarak Aratınız.

98742160.jpg

Bir Sonraki Aşamada İse Açılan Yönetim Panelinde Hizmetler ve Uygulamalar Seçeneğine Tıklayın.

23158618.jpg

Bu Aşamada Ad Kısmındaki Hizmetler Seçeneğini Çift Tıklayın.

54403419.jpg

Sağ Tarafta Bulunan Telnetin Üzerine Gelip Sağ Tıklayın ve Özellikler Dedikten Sonra Başlangıç Türü Yazan Kısmı Devre Dışı Bırakın.

89764732.jpg

Uzaktan Erişim Otomatik Bağlantı Yöneticisine Gelip Sağ Tıkladıktan Sonra Özellikler Diyerek Başlangıç Türünü Devre Dışı Bırakıyoruz.

24781268.jpg

Uzaktan Kayıt Defterine Gelip Sağ Tıklayın Özellikler Dedikten Sonra Devre Dışı Bırakın.

30219935.jpg

İşlemimiz Bitmiştir.

Salih Yılmaz

ÖZEL BÜRO HACK TİMİ

Not : Bizzat Kendimiz Denedik ve Bir Başka Bilgisayardan Bağlanma Girişimine Kalktık Hata Verdi Bağlanamadı.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: