Etiket arşivi: Odatv

ERGENEKON DAVASI : Odatv, Balyoz gibi davalarda kullanılan virüsün kaynağı neresi

Balyoz, Ergenekon, Odatv gibi davalardaki dijital delilleri inceleyen Arsenal Adli Bilişim Şirketi’nin ABD’de araştırdığı bir olay, Cemaat’e bağlı devlet içindeki bir ekibin, devlet kaynaklarını kullanarak kendi işlerini gördükleri şüphelerini artırıyor.

Sol gazetesinden Yiğit Günay, ABD’li adli bilişim şirketi Arsenal’in şefi Mark G. Spencer’la yaptığı söyleşiye bugün de devam etti.

Röportajda Spencer, dijital delilleri inceledikleri Balyoz, Poyrazköy-ÇYDD, Odatv, Ergenekon gibi davalardaki komploları kuran kişilerin kim olduğunu tam olarak bilmemelerine rağmen bunun bir ekip olduğu izlenimi edindiklerini belirtmiş ve “Giderek kendilerini geliştirdiler” demişti.

Spercer’a göre gelişim, kabaca şu şekilde ilerledi:

"İlk dönemde kurulan dijital komplolarda çete, delil olarak alınan harddisk’lere ve CD’lere, sonradan başka bilgisayar üzerinden dosyalar ekliyordu. Bunun yakalandığı anlaşıldıktan sonra, teknik olarak daha dikkatli olmaya başladılar. Ardından Odatv’de, ofisteki bilgisayarlara dışarıdan kötü amaçlı yazılım vasıtasıyla kimi dosyalar yüklendi. Bu, daha profesyonel bir işti.

AKADEMİSYENE VİRÜS

Ancak gelişimin şimdiye kadar bilinen tepe noktası, ABD’deki bir olay gibi gözüküyor. 2013 Haziran ayı başında ABD’li bir kadın akademisyen, Harvard Üniversitesi’nden bir meslektaşından e-posta aldı. E-postanın konusu, “Fethullah Gülen Cemaati”ydi. Kadın akademisyen de, gönderen meslektaşı da Gülen Cemaati’nin ABD’deki faaliyetleriyle ilgileniyordu.

Ancak e-postayı gönderen kişinin adresinin “harvard.edu” yerine “hardward.edu” şeklinde olduğunu fark edince, ABD’li akademisyen Arsenal’le bağlantı kurdu.

Arsenal ve Rus bilişim şirketi Kaspersky’nin uzmanlarının çalışmaları, e-postada “Remote Control System”, Türkçesiyle “Uzaktan Kontrol Sistemi” adlı bir virüs bulunduğunu tespit etti.

ŞİRKET YANIT VERMEDİ

“Uzaktan Kontrol Sistemi”, İtalya merkezli Hacking Team adlı bir yazılım firması tarafından geliştiriliyor. Firma, bu sistemi yalnızca devletlere satıyor, özel kişi ve şirketlere satmıyor. Sistem, sızdığı bilgisayar veya akıllı telefondaki tüm özel yazışmaları, şifreleri ve benzeri bilgileri alabilmesinin yanında, makinenin mikrofonunu da açarak ortam dinlemesi yapılabilmesini ve Skype gibi sesli sohbet programları kanalıyla yapılan görüşmelerin kaydedilmesini sağlıyor.

Hacking Team şirketi, bu virüsü Türkiye’ye satıp satmadıkları yönündeki sorumuzu yanıtsız bıraktı.

Spencer, Kaspersky dışında hiçbir kurum, olayın aydınlatılması konusunda kendileriyle işbirliği yapmadığı için saldırıyı düzenleyenlerin kimliklerini açığa çıkaramadıklarını belirtiyor.

Fakat e-postanın konusu ve gönderen ve gönderilen akademisyenlerin çalışmaları, komplonun arkasında Cemaat’e yakın bir ekibin olması ihtimalini güçlendiriyor.

Hacking Team’in bu çok etkili yazılımı yalnızca devletlere satıyor olması, Emniyet veya İstihbarat içerisindeki Cemaat kadrolarının, bu yazılımı kendi amaçları için de kullanıyor olabileceklerine işaret ediyor.

Yıllarca süren ve Türkiye siyasetine damga vuran dijital delilli siyasi davaların ardından, kim oldukları açığa çıkarılmamış olan çetenin daha da tehlikeli hale geldiği ortada."

Odatv.com

ERGENEKON DAVASI : Odatv yine nal toplattı

Genelkurmay Başkanlığı’nda Anayasa Mahkemesi ve askeri yüksek yargı organlarının üyelerine verilen yemek bugün gazetelerde yer aldı.

Ergenekon ve Balyoz davalarında yeniden yargılama tartışması devam ederken Genelkurmay Başkanlığı’nda 18 Aralık’ta Anayasa Mahkemesi ve askeri yüksek yargı organlarının üyelerinin katıldığı bir yemek düzenlendi. Yemekte, askerlerin yargılandığı Balyoz ve Ergenekon davalarının konuşulduğu iddia edildi.Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ise yemekte Ergenekon ve Balyoz davaları ile ilgili konuşulmadığını söyledi.

Odatv Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız; “Kritik dönemde karargâhta dikkat çekici yemek” başlıklı yazısında bugün yayınlanan haberlerden 1 hafta önce Genelkurmay Başkanlığı’nda yemek verildiğini kaleme almıştı. Medya ise olaya bir hafta sonra uyandı. Kısacası Odatv yine nal toplattı.

İşte Odatv Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız’ın 1 hafta önce yayınlanan o yazısı:

Odatv.com

ERGENEKON DAVASI : Erdoğan ve Remzi Gür’ün akçeli konuşmalarını yayınlayan gazeteci Odatv’ye konuş tu

Ergenekon Davası kapsamında 4 yıl tutuklu bulunduktan sonra 16 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan Eski Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım cezaevinde ikinci kitabını yazıyor. Gazeteci Deniz Yıldırım, tutuklu gazeteciler ve cezaevi hayatı ile ilgili sorularımızı avukatları aracılığı ile yazılı olarak yanıtladı. Yıldırım yeni kitabının Ergenekon Davası üzerine olduğunu belirtti.

Deniz Yıldırım’ın hapiste olmasının bugünü polis operasyonlarıyla ilgisi var.

Zira Yıldırım’ın Başbakan Erdoğan’ın iş adamı Remzi Gür’le yaptığı akçeli telefon görüşmesini yayınlaması “suç delili” olarak karşısına çıktı ve hüküm giydi.

Hatırlanacağı gibi; gazeteci Yıldırım Başbakan Erdoğan’ın kızı Sümeyye için işadamı Remzi Gür’den 20-25 bin (dolar) istiyordu. İşadamı Remzi Gür de bu isteği "Hay hay efendim hemen" diye yanıtlıyordu.

Silivri Cezaevi’nde meslektaşı Hikmet Çiçek’le aynı koğuşta kalan Deniz Yıldırım, Ergenekon Davası’nın ünlü tanıklarının mahkemedeki anlatımlarını içeren bir kitap üzerinde çalışıyor. Deniz Yıldırım, sorularımıza verdiği yazılı yanıtta, “Örneğin Fehmi Koru her yerde ‘Ergenekon Terör Örgütü’nden bahsederken, mahkemede ‘Herhangi bir bilgim yok’ dedi. Kısacası medyada buldukları her platformda konuşanlar, mahkemede nasıl sustular, bunun kitabını yazıyorum” diyor. Yıldırım ayrıca medya ve paradigma üzerine akademik bir çalışma yaptığına değinerek ileride bunu da kitaplaştırmayı düşündüğünü ifade ediyor.

“TAYYİP’İN VOLELERİ” KİTABINDAKİ BİLGİLER YALANLANMADI

Deniz Yıldırım, 9 Kasım 2009’da tutuklanmış, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili yolsuzluk iddialarına dayanan ilk kitabı “Tayyip’in Voleleri”ni 2011’de cezaevinde yazmıştı. Yıldırım ilk kitabının belgeli ve araştırmacı gazeteciliğe dayanan bir çalışma olduğuna değiniyor. Kitaptaki hiçbir bilginin yalanlanmadığını vurgulayan Yıldırım, “Kitapta yer alan hususlarla ilgili olarak Bakan Hayati Yazıcı açtığı davayı kaybetti ve beraat ettim. Kitapla ilgili açılan tek dava buydu” diyor.

“4 YILI AŞAN TUTUKLULUĞUN HESABI SORULMALI”

Deniz Yıldırım, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Ergenekon Davası kararlarının Yargıtay aşamasındaki beklentileri ile ilgili sorumuzu şöyle yanıtlıyor:

“Şayet Yargıtay; olmayan, bugüne kadar varlığı hiç kimse tarafından ispatlanamayan, örgüt üyeleri yahut yöneticileri oldukları iddia edilen ve fakat hiçbir sanığın varlığını dahi kabul etmediği bu sözde örgütün varlığına hukuku hiçe sayarak, davanın her aşamasında gördüğümüz siyasi unsurların etkisinde kalarak karar verirse, benim de 10 yıl 6 ayı örgüt üyeliğinden, Recep Tayyip Erdoğan’ın telefon konuşmalarını (ki bunlardan biri KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş aleyhine, bir diğeri Remzi Gür’den istediği paraya, diğeri ise Aydın Doğan’ın tehdit edilmesiyle ilgilidir.) haberleştirmekten de 6 yıl 4 ay olmak üzere aldığım tüm cezalar onanacak demektir.”

Ancak yine de umudunu kaybetmediğini belirten Yıldırım, “Türkiye’de bir yerlerde biraz hukuk varsa, Türk Ceza Kanunu, Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi yürürlükteyse ve başka başka mahkemelerde verilen ‘haberlerde kamu yararı vardır’ şeklindeki kararlar emsal karar olarak dikkate alınacaksa o zaman bu kararın bir an önce bozulması gerekir” diyor. Yıldırım ayrıca 4 yılı aşan tutukluluğuna sebep olanlardan bunun hesabının sorulması gerektiğini düşünüyor.

SUÇ SAYILAN SES KAYITLARINI ÖNCE VATAN YAYINLADI

İddianamede Deniz Yıldırım’a yöneltilen suçlama şu: “Deniz Yıldırım’ın, (Tayyip Erdoğan ve AKP’lilere ait) ses kayıtlarını yayınlaması örgüt üyeliği ile birlikte devlete ait belgeleri temin etme ve kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları yayınlama suçunu oluşturmaktadır.” Ancak Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, 18 Ekim 2009’da Aydınlık’ta yayınlanan söz konusu kayıtların tüm gazetelerin Ankara temsilciliklerine gönderildiğini ve kendilerinin bunu Aydınlık’tan 6 ay önce haberleştirdiklerini 13. Ağır Ceza Heyeti önünde söyledi.

Yıldırım, Devecioğlu’nun açıklamasını ve kendisine verilen cezayı şöyle yorumluyor: “Bunları söylediği gün Tayfun Devecioğlu genel yayın yönetmenliği görevinden alınmıştır. Buradan da görüldüğü üzere, medyaya yönelik baskı bazen tutuklama, bazen de işten atılma şeklinde kendini göstermektedir. Bunların tamamı sansürdür. Bizim de şansımıza tutuklama düştü demek ki…”

MEDYA VE SİYASET DÜNYASINDAN DESTEK OLAN İSİMLER

Cezaevi günlerinde kendisine en çok desteğin başta Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi’den geldiğine değinen Yıldırım, “Bunların dışında, Tufan Türenç, Pınar Türenç, Ali Sirmen, Yazgülü Aldoğan, Melih Aşık, Yalçın Bayer, Yavuz Selim Demirağ, Ertuğrul Özkök, Mine Kırıkkanat ve daha ismini sayamadığım bir çok gazeteci, yazılarıyla ve cezaevi ziyaretleri ile destek oldular. Siyaset dünyasından ise; Kemal Kılıçdaroğlu, Hüsamettin Cindoruk, Bülent Tezcan, Atilla Kart, Veli Ağbaba, Mahmut Tanal, Birgül Ayman Güler, Melda Onur gibi isimleri sayabilirim” diyor.

GAZETECİLER “MANEVİ” İŞKENCELERİ YAZMADI

Deniz Yıldırım’a Ergenekon Davası sürecine medyanın yaklaşımı konusundaki görüşlerini soruyoruz. Şöyle yanıtlıyor: “Duruşmalarda da gördüğümüz kadarıyla, duruşmaları izleyen gazetecilerin neredeyse hiç biri orada yaşanan hukuk cinayetlerini, insanlara yapılan “manevi” işkenceleri yazmadılar, yazamadılar. İstanbul’dan kilometrelerce uzaktaki bir duruşma salonunda yaşananları imkânı olanlar gelerek gördüler. Zaten burada oynanan tiyatroyu bir kere izlemek bile neyin ne olduğunu anlamak için, bu davaların nasıl kurgulandığını ve ne kadar temelsiz olduğunu görmek için yeterliydi.”

İKTİDARIN İSTEDİĞİ GAZETECİ PROFİLİ

Deniz Yıldırım tutuklu gazeteciler konusunda AKP’nin kendi medyasını yaratabilmek için önce muhalif gazetecileri tutuklattığını, sonra merkez medyaya mali operasyonlar başladığını öne sürüyor. Sonraki aşamada AKP’nin yazarları işlerinden attırdığını iddia eden Yıldırım, tüm bunların otosansürü kendine layık gören bir gazeteci profili oluşturabilmek için olduğuna değiniyor. “İktidarın istediği gazeteci, kendilerini üzmeyen ve mutlak otoritesini sorgulamayan bir gazetecilikti. Sanıyorum bunu da başardılar” diyor. Yıldırım, tutuklu gazetecilerle ilgili hükümetin tutumunu, “Konuyla ilgili Avrupa’dan da çok fazla eleştiri alıyorlar ama bildiğiniz gibi her eleştiriye verecek bir cevapları mutlaka var” şeklinde yorumluyor. Sansür konusunda Deniz Yıldırım şunları söylüyor:

“Basına uygulanan sansürü görmezden gelemezsiniz. Bu konuyla ilgili hazırlanmış onlarca rapor mevcut. Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi Raporu, Sınır Tanımayan Gazeteciler Raporu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Tutuklu Gazeteciler Raporu, Türkiye Gazeteciler Sendikası Raporu, Tutuklu Gazetecilere Özgürlük Platformu Raporu, Türkiye Basın Konseyi Raporu bunlardan sadece bir kısmı. Tutuklu gazeteciler sorunu tüm bunlardan bağımsız düşünülemez.”

“BAŞBAKAN GAZETECİLİĞİMİ TARTIŞACAK DURUMDA DEĞİL”

Yıldırım, Ergenekon Davası’ndaki savunmasında, hiçbir tanık ya da gizli tanık ifadesinde örgüt üyeliği ve diğer suçları destekleyen cümle olmadığını, tanık ifadelerinde adının dahi geçmediğini belirtiyordu. Yıldırım’a savunmasındaki bu ifadelerini ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’deki tutuklu gazeteciler için sarf ettiği “Gazetecilik faaliyetlerinden tutuklu değiller” cümlesini hatırlatıyoruz. Yıldırım şu bilgileri veriyor: “Bunlar sadece benim iddialarım değildir. Dosyada bulunan tüm duruşma tutanakları ile de sabittir. Ben uluslararası basın kartı sahibi bir gazeteciyim. Aynı zaman da Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Çağdaş Gazeteciler Derneği üyesiyim. Üstelik uluslararası basın kartı ile Dünya’nın her yerinde profesyonel olarak gazetecilik yapma hakkına sahibim. O yüzden Başbakan’ın söylemleri benim için hiçbir anlam ifade etmiyor. Gazeteciliğimi tartışabilecek durumda değil ne yazık ki…”.

CEZAEVİNDE BİR GÜN NASIL GEÇİYOR

Deniz Yıldırım, Hikmet Çiçek ile birlikte kaldıkları koğuşta bir günün nasıl geçtiği ile ilgili sorumuzu şöyle yanıtlıyor:

“Sabah saat 08:00’de sayımla kalkıyoruz, kahvaltı falan derken, 10:30 gibi gazeteler geliyor. Her gün 12 gazete alıyoruz. Öğleye kadar gazeteleri okuyoruz. Öğleden sonra spor yapıyorum. Akşamüzeri yazacağım konuları belirleyip çalışmaya başlıyorum. Bu süreç gece 12’ye, 1’e kadar sürüyor. Bu arada gün içerisinde ziyaretçilerimiz, neredeyse her gün de avukatlarımız geliyor.”

Deniz Yıldırım, Hikmet Çiçek ve kısa bir süre öncesine kadar birlikte kaldığı Tuncay Özkan ile aralarında zaman zaman tartışmalar olup olmadığı konusundaki sorumuza şu yanıtı veriyor: “Çoğu zaman medya üzerine politik gelişmelerle ilgili aramızda konuşuyoruz. Her birimiz ayrı birer birey olduğumuz için de mutlaka tartışmalar yaşıyoruz, ama en son tartışma konumuz şuydu bir örnek vermek gerekirse: Organik tarım mı, endüstriyel tarım mı dünyayı açlıktan kurtarır?

ÇIKINCA ALBÜMLE KÖŞEYİ DÖNMEYİ PLANLIYORUM

Deniz Yıldırım’ın cezaevine girmeden önce müziğe olan ilgisi cezaevinde de devam ediyor:

“Uzun yıllar yan flüt başta olmak üzere bazı nefesli enstrümanları çaldım. Ancak cezaevinde gitara yoğunlaştım. Boş zamanlarımız olduğu için, besteler ve düzenlemeler yaptım. Buradan çıkınca bir albümle köşeyi dönmeyi planlıyorum. İddialıyım bu konuda!”

Günün büyük bir bölümü okuma ile geçiren Yıldırım, en son Hakan Günday’ın “Daha” isimli kitabını okuduğunu ifade ediyor. Emrah Serbes’in bütün kitaplarını okuduğunun altını çizen Yıldırım, başucu kitabının Murat Menteş’in “Korkma Ben Varım” isimli eseri olduğunu belirtiyor.

Hakan Güngör / Hazan Celhunz

Odatv.com

ODATV /// NİHAT GENÇ’TEN BAŞBAKANA MEKTUP : Devlet ikiye bölündü

SAYIN BAŞBAKANIM,

Devlet ikilik kaldırmaz, durum çok vahimdir.

Süreç sayesinde milletin bütünlüğü tartışılırken şimdi ‘devletin’ bütünlüğü tehlikeye hatta kaosa doğru gidiyor.

Başbakan ve sorumlu sizsiniz, devletteki bu ikilik kaosunu sona erdirmek sizin yetkinizde ve meclis elinizin altında.

İlk yapılacak şey, meclisi hemen toplayıp, Ergenekon, Balyoz ve KCK gibi saçma sapan davaların zindanlarını hemen boşaltmak.

İkinci yapılacak şey, CHP’yle el ele yeni bir anayasa düzenlemesi yapılarak, referandumla yapılan değişiklikleri gözden geçirip ‘cemaat’in hakimler üzerindeki gücüne son vermeniz.

Sayın Başbakanım, devlet ikilik kaldırmaz, an itibariyle devlet tam ortadan ikiye bölünmüş ve bir iç savaş manzarası hakimdir.

Sayın başbakanım, bize yapılırken iyi, size yapılırken oh olsun diyemeyiz.

Üzerinde yaşadığımız mensubu olduğumuz devletin hukuki organizasyonunun tam bir keşmekeş içinde olduğu ve krizin derinleşerek devleti ortadan bölmekte olduğunu görüyoruz.

Yapılacak ilk şey, önce bakanlar kurulunu, sonra meclisi toplamak ve son anayasa referandumunla yediğiniz b.kları bir anayasa düzenlemesiyle yeniden temizlemektir.

Faili meçhuller suikastler ağır hukuk ihlalleri bir daha yeniden henüz yaşanmadan, henüz silahlı kuvvetlerle polis güçleri karşı karşıya henüz gelmeden, bu siyasi kaosu sona erdirecek tek yerin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu hatırlatırız.

Cemaati CIA’sı Mossad’ı devleti yedi kocalı Hürmüz’e çevirdiniz.

Birileri eline geçirdiği hakimlerle, devleti bizleri hepimizi kıyasıya dövmekte, savcıları sopa kırbaç gibi kullanarak hepimizle acı acı eğlenmekte.

Korkunç şeyler oluyor, hükümet’in merkezi Ankara mı Pensilvanya mı belli değil?

Haksız hukuksuzca içeri tıktığınız askerlere ve bağımsız milli solcu vb. yazarlara karşı boş inançlarınızdan tezviratlarınızdan hemen vazgeçiniz.

Yasama yürütme yargı yetkileri tam anlamıyla birbiriyle iç savaşa başlamıştır, devletin ve hükümetin kontrolü Başbakan olarak elinizden çıkmıştır.

Bilgisiz ve karanlık kişilerle kurduğunuz gizli tezgah ve koalisyonların ağır sonuç ve maliyetlerini önce bizler yaşadık şimdi sıra devletin ta kendisine gelmiştir.

Hakimleri cemaate teslim ettiğinizden beri askerlerimize yapılan casus suçlamalarından Hrant Dink davasına kadar herşey şaibe tezgah ve karanlık içinde ülkeyi hukuku ve devleti yeterince kaosun içine sokmuştur.

Sayın başbakanım, burası kişizadeler şeyhler efendiler ülkesi değil, bakın, meclis orada ve çoğunluk şimdilik elinizin altında.

Sayın başbakanım, kötü niyetli değilseniz artık uyanın, ‘yargılayanları’ bir cemaatin seçeceği bir ülke bir demokrasi bir hukuk nereye kadar gidebilirdi?

Dağın bir yanının heyelanla düşmesi gibi bu çöküş siyasi iktidarınızı daha büyük bir felçe sokmadan meclis’i toplayın, meclis’e koşun.

Sayın Başbakanım, meclis denilen yer bütün kavgalarına rağmen Neşeli Bir Yer’dir.

Sayın Başbakanım, el altından gizli tezgahlar cemaatler karanlık güçler ise her çağda her toplumun huzurunu kaçıran dirlik düzenini bozan ve EGEMENLİĞİNİ hiçe sayan yerlerdir.

Egemenlik’in ne olduğu ise Meclis duvarında asılıdır.

Nihat Genç

Odatv.com

MEDYA DOSYASI : Hangi tutuklu genel yayın yönetmeninin Odatv yöneticisi ile kitabı çıktı ??

Ergenekon Davası kapsamında 10 yıl 6 ay hapis cezasına çaptırılan tutuklu gazeteci Merdan Yanardağ’ın “Yeni Muhafazakarlık, Neo-Conlar” adlı kitabı Destek Yayınları’ndan çıktı.

“Yeni muhafazakarlığa karşı yalnızca siyasal alanda değil, ideolojik ve felsefi planda da etkili bir mücadele yürütmek önem taşıyor” diyen Yanardağ Amerika’daki Neo-Con hareket ile AKP arasındaki ideolojik ilişki ve siyasal bağlantıları da irdeliyor.

“Yeni Muhafazakarlık Neo-conlar” adlı çalışma, aslında ilk olarak 2003-2004 yılları arasında Sosyalist Kültür Derneği tarafından, Merdan Yanardağ yönetiminde kurulan “Siyaset ve Siyaset Felsefesi Çalışma Grubu” etkinliklerinin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştı.

Bu çalışma grubunu içinde Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu’nun yanısıra Alzade Güldağ, Ramazan Gülten ve Ulaş Meydan bulunuyordu.

Şimdi ise Merdan Yanardağ’ın güncellemesi ve genişletmesiyle kitaba Neo-Con hareketinin son durumu, ABD’nin siyasal ve entelektüel yaşamı üzerindeki kalıcı etkileri bağlamında incelenmesi eklendi ve güncellenmiş haliyle piyasaya sürüldü.

Yanardağ bu çalışmasında, ABD ve Türkiye’nin içi ve dış politikasının yeniden yapılanmasında 1980’den sonra önemli rol oynayan, yeni muhafazakarlar (Neo- Conservatives) ve yeni muhafazakarlık konusunu felsefi, siyasal, tarihsel ve örgütsel düzeylerde inceliyor.

Neo-Conservative ekibin izi sürülerek şaşırtıcı örgütsel ilişkileri, Yahudi sermayesi ve teolojisi ile bağlantıları, Soğuk Savaş’ın zirveye ulaştığı 1960’lı yılların sonundan itibaren ABD hükümetleri üzerinde giderek artan ve günümüze kadar gelen ağırlıkları ortaya çıkarılıyor.

NEO-CONLAR İLE AKP ARASINDAKİ İDEOLOJİK İLİŞKİ

“Yeni Muhafazakarlık” , yalnızca ABD’deki Neo-Con’ları ele almıyor aynı zamanda, Türkiye muhafazakarlığını da kapsamlı bir biçimde ele alıyor. AKP-Cemaat iktidarının yeni küresel güç ilişkilerindeki yerini de mercek altına alıyor.

Merdan Yanardağ, kitabının önemli bir özelliği olarak şunu söylüyor;

“Amerikan yeni muhafazakarlığının Türk muhafazakarlığı ve İslamcı hareket üzerindeki etkileri kitabın temel tartışma konuları arasında yer alıyor. Amerika’daki Neo-Con hareket ile Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) arasındaki ideolojik ilişki ve çarpıcı siyasal bağlantılar irdeleniyor.”

YENİ MUHAFAZAKARLIK NEDİR?

Merdan Yanardağ, kitabının giriş bölümünde alt başlık olarak “Yeni Gericiliğin Siyaseti ve Felsefesi” diye belirtmesi “yeni muhafazakarlığın” çapını sergiliyor.

Yanardağ, “Yeni Muhafazakarlık, özgür akla ve bilimsel bilgiye karşı bir saldırıdır. Bu özelliği ile bir tür ‘Ortaçağ’a dönüş” ideolijisi olarak da değerlendirebilir.” diyerek “Neo-con”ların gerici özelliğini ortaya çıkarıyor.

“Yeni muhafazakarın aydınlanma ve modernizme yönelik tarihsel bakımdan gerici, kategorik olarak karşıdevrimci eleştirilerini karşılmak, dahası bu hareket ile post-modernistler ve neo-liberaller arasındaki ideolojik akrabalık ilişkisini ve siyasal bağı saptamak, hem entelektüel hem de siyasal planda yeni bir açılım sunacaktır.”

Yanardağ yukarıdaki sözleriyle içinde yaşadığımız karanlık günlerin de açılımını yapmak adına bize yol gösteriyor. Yanardağ, bu açılımla, aydınlanma ve moderniteyi aşmaya yönelik devrimci eleştirinin olanaklarına da işaret ettiğini belirtiyor.

Eski yani klasik muhafazakarlık ile yeni muhafazakarlık arasındaki farklar ortaya konarak, değerlendiriliyor muhafazakarlık.

Yeni muhafazakarlık, hem küresel egemenlik siyaseti izleyen Amerikan sermayesinin aktüel ihtiyaçlarının bir ürünü hem de bu ihtiyaçlara verilen bir radikal yanıt olarak görülmelidir.

Yeni muhafazakarlar, neoliberal ve burjuva “demokratik” politikaların yetemediği hız ve nitelikte sonuç almakta başarısız olduğu bir aşamada devreye girmiş ve iktidara tırmanmıştır.

Bu bakımdan, Amerikan demokratları ile yeni muhafazakarlar arasındaki fark, güncel politik gelişmeler bakımından önem taşıyor.

Odatv.com

NARKOTİK DOSYASI : AA bölge müdürü AA çalışanından uyuşturucu isterken Odatv’ye yakalandı

Anadolu Ajansı Arapça Yayınlar Genel Koordinatörü’nün sosyal paylaşım sitesi Twitter’dan attığı tweetler bir skandalı gözler önüne serdi.

Twitter’da Yemen Büyükelçisi Fazlı Çorman, Anadolu Ajansı Arapça Yayınlar Genel Koordinatörü Turan Kışlakçı ve Anadolu Ajansı Bölge Müdürü Mehmet Ekici arasındaki geçen diyalog, Kışlakçı’nın "Khat" bitkisini kullandığını açıklaması üzerine başladı.

O BİTKİ TÜRKİYE’DE YASAK

KHAT (Yemen Otu) bitkisi, Yemen ve Doğu Afrika’da yetiştirilen Catha Odulis bitkisine verilen yöresel isim. Bitkinin uç kısmındaki körpe yapraklar çiğnenerek kullanılıyor. Khat kullanıldığında abartılı neşe, coşku, taşkınlık, bilinç bozukluğu ve yanılsamaya neden oluyor. Bitki bu özelliklerinden dolayı uyuşturucu niteliği taşıdığı gerekçesiyle Avrupa’nın bazı ülkelerinde ve Türkiye’de yasaklandı.

Arapça Yayınlar Genel Koordinatörü Turan Kışlakçı, Yemen’de bulunduğu sırada Türkiye’de yasaklı olan Khat bitkisinden kullandı. Üstelik kullandığını da kendisi Twitter hesabından herkese duyurdu. Turan Kışlakçı, Twitter hesabından o anları şöyle yazdı:

“ Yemenlilerin ünlü Gat bitkisi… Yanı başımdaki Yemenliler an itibariyle Gat kullanıyor. Ben de elime aldım”

“An itibarıyla kullandım… Güzel bir bitkiye benziyor… Sadece ağzımın içi kırmızılaştı. Çiğnemeye devam”

BÜYÜKELÇİ’DEN AA KOORDİNATÖRÜNE FIRÇA

Arapça Yayınlar Genel Koordinatörü Kışlalı’nın Khat kulladığını Twiter’da yazması üzerine, Yemen Büyükelçisi Fazlı Çorman tepki gösterdi.

Büyükelçi Çorman, AA Arapça Yayınlar Genel Koordinatörü Kışlalı için Twitter’dan “Ben bunu görmemiş olayım” şeklinde tweet attı. Kışlakçı bu mesaja “Söz sayın büyükelçim bir daha kullanmak mı? Yemenlilerin gazına geldik” şeklinde yanıt verdi.

AA BÖLGE MÜDÜRÜNDEN “TORBACILIK” TEKLİFİ

Twitter’da yaşanan bu ilginç diyaloga Anadolu Ajansı İstanbul Bölge Müdürü Mustafa Ekici’nin yanıtı da şaşırttı.

AA İstanbul Bölge Müdürü Mustafa Ekici, Türkiye’de kullanılması yasaklanan uyuşturucu için “bir dene ha bir de çok zor değilse bir kullanımlık getir deneyelim üstad” diye yazdı.

Kışlakçı, Ekici’nin bu tweet’ine “Harika üstad… Hastaydım kendime geldim… Allah… Allah” şeklinde yanıt verdi.

O OTA TÜRKİYE’DE HAPİS CEZASI

Tekstil ticareti yapmak için 15 Temmuz 2011’de geldiği İstanbul’da çantasında 229 gram Khat (Yemen otu) bitkisi bulunan Kenyalı Miriam Kanana Karraia (31) hakkındaki davada Bakırköy 8’inci Ağır Mahkemesi, sanığa “Uyuşturucu bulundurmak” suçundan 10 ay hapis cezası vermişti.

NOT: Haberimize katkılarından dolayı okurumuz Murat Türk’e teşekkürler…

AA’DAN AÇIKLAMA

Anadolu Ajansı İstanbul Bölge Müdürü Mustafa Ekici haberimizle ilgili bir açıklama gönderdi. Yanıt hakkına duyduğumuz saygı gereği yayınlıyoruz:

“Haber içeriğinde bahsi geçen konu, sosyal paylaşım sitesi Twitter’da, kendi aramızda yapmış olduğumuz bir sohbetten yapılan eksik ve çarpıtılmış alıntılara dayanmaktadır. Söz konusu sohbette Turan Kışlakçı’nın o sırada bulunduğu ortamda gat bitkisi kullanan bazı Yemenlilerden bahisle gat bitkisi hakkında takipçileri ile bazı bilgiler ve fotoğraflar paylaşmış ve akabinde şahsım ve diğer bazı takipçilerin de esprilerle katıldığı bir sohbet yapmışlardır.

Mustafa Ekici
AA İstanbul Bölge Müdürü”

Odatv.com

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: