Etiket arşivi: Mahkeme

ERGENEKON DAVASI : Tahliyelerde mahkemenin takdir yetkisi yok

Tutukluluk sürelerinin kısaltılması ile ilgili düzenlemenin ayrıntıları belli oldu.

ANKARA (ANKA) – Başbakan Erdoğan’ın, "tutukluluk sürelerini 5 yıla indiriyoruz" açıklamasının ardından, Adalet Bakanlığı uygulamalar üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Yeni düzenlemeye göre; birinci derecede mahkemede yargılaması devam eden ve tutuklulukta 5 yılı dolduranlar tahliye olabilecek. Tahliyelerde adli kontrol sistemi uygulanacak. Tahliyelerde mahkemenin takdir yetkisi olmayacak. Terör, organize suçlar da dahil olmak üzere, yargılamada 5 yılını dolduran herkes tahliye olabilecek. Birinci derece mahkemede kararı verilen Ergenekon, Balyoz gibi davaların düzenlemeden yararlanması beklenmiyor.

Adalet Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı tutukluluk sürelerinin kısaltılmasına ilişkin düzenlemenin ayrıntıları belli oldu. Elde edilen bilgilere göre; Adalet Bakanlığı düzenlemeyi hazırlarken, tutuklu sürelerinin hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hem de Yargıtay tarafından, birinci derece mahkemelerinin karar vermesi tarihini dikkate aldı. Kişi birden fazla davadan yargılanıyorsa, yada davaları birleşmemişse dosyalar incelenerek hangi dosya uygunsa o dosyadan tahliye olabilecek.

-ERGENEKON SANIKLARI VE DANIŞTAY SALDIRISI SANIKLARI YARARLANAMAYACAK-

Yasa yürürlüğe girerse; hüküm verilmiş davalarda bu düzenleme geçerli olmayacak. Örneğin; Danıştay saldırısı sanığı Alparslan Aslan ve Ergenekon Davası’ndaki sanıklar hakkında ilk derece mahkemeleri kararını verdi. Hüküm verildiği ve karar Yargıtay’a taşındığı gerekçesiyle bu sanıklar getirilecek düzenlemeden yararlanılamayacak. Ancak, Yargıtay, ilk derece mahkemenin kararını bozarsa; sanıklar yine tutuklu yargılanmaya devam edecekler.

-YASA YÜRÜRLÜĞE GİRERSE 140 KİŞİYE YARAR-

Bakanlık, tutukluluk sürelerinin kısaltılmasına ilişkin düzenlemeyi hazırlarken, yasanın yürürlüğe girme tarihinden itibaren ilk etapta 140 kişinin yararlanması bekleniyor.

ANKA’nın elde ettiği bilgilere göre; tutukluluk sürelerini yeniden düzenleyen taslak çalışmanın ayrıntıları şöyle:

-Tutukluluk süreleri azami 5 yıla iniyor. Birinci derece mahkemesinde devam eden yargılamalar kapsamda olacak. Yargılamanın konusunun terör ya da organize suçlar olması kapsamı değiştirmeyecek. Mahkeme, beş yıl dolunca tahliye kararı verecek; yargılama tutuksuz devam edecek. Buna göre, tutukluluk süresinin hesabında, birinci derece mahkeme devam ederken geçen süre dikkate alınacak. Yasanın yürürlüğe girdiği tarih itibariyle mahkemelerde tahliye kararları alınabilecek.

KCK’dan İlginç İddia : Taraf Gazetesi Özel Yargı Organlarının ve Mahkemelerin Medya Organıd ır !

KCK Hukuk Komitesi Üyesi Haydar Varto, AKP-Cemaat savaşında odak noktası haline gelen yargı kurumu ve HSYK tartışmalarının olumlu değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Yargının görevinin genelde devletlerin eski yapılarını korumak olduğunu belirten Varto, muhafazakâr yapıların çözülmesi ve halk meclislerinin etkinleştirilmesi gerektiğini belirtti. HSYK gibi kurumların sadece idari düzenlemelere bakan yapılar olacaksa bunun olumsuz bir durum olmayacağını; ancak Türkiye’de yaşanan tablonun bunun tam tersi olduğunu ve kurumların iktidar siyasetinin birer aracı haline getirildiğini dile getiren Varto, “Kürdistan’da uygulanan sömürgeci hukuk tanınmamalı ve davalar sil baştan tekrar ele alınmalıdır” dedi.

Bugün gündemde olan özel yetkili mahkemelerin de siyasi amaçlarla kurulan ve bu amaçlar temelinde hareket eden organlar olduğunu; bunun en bariz örneğinin Ergenekon yargılamalarında görüldüğünü dile getiren Varto, “Sadece AKP bu mahkemeleri kurmadı.

Merkezi Beşiktaş’ta bir özel yetkili mahkeme kuruldu. Türkiye Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir şekilde, eski Genel Kurmay Başkanlarından bütün ordu mensuplarına kadar çok geniş bir yargılama süreci yürütüldü. Bu aslında normal olan bir yargı yada mahkeme değil, gerçekten uluslararası güç statüsü ve kararıyla kurulan bir mahkemedir. Bu AKP’yi de aşan bir mahkeme sistemidir. Bunun bir de medya ayağı oluşturuldu, Taraf gazetesi aslında bu özel yargı organlarının, özel yetkili mahkemelerin medya organıdır. Bu gazete, özel bir biçimde oluşturularak bu temelde misyon yüklendi. Ergenekon, Balyoz ve ordu ile ilgili davaların bütün dosyaları ve kanıtları Taraf üzerinden deşifre edildi ve bu şekilde propagandası yürütüldü. Bu öyle sıradan bir sıradan bir mahkeme değildir.

Siyasal sürecin, hamle organı, sürecin bir yargı organı olarak ortaya çıkıp kurumlaşan bir mahkemedir. Bu mahkeme orduya karşı kuruldu. Ordunun geçmişten gelen siyaset üzerindeki vesayetin kırmak, giderek sivil siyasetin denetimine çekmek için oluşturulan bir yargı sistemiydi. Kaldı ki o zaman oluşturulan Türk ordusunda küresel sermayeye karşı, bağımsız bir politika izleme eğilimi gelişmişti. Ergenekon da bunun dışına çıktı. Dolayısıyla özel yetkili mahkeme de bunu dizayn etmek için kuruldu. Tabi bu AKP’nin siyasi yaklaşımı ve kararıyla da oluşturuldu, ortaklaşa yaptılar” değerlendirmesinde bulundu.

“BÜTÜN DAVALAR YENİDEN ELE ALINMALI”

ANF’nin haberine göre; hükümetin, mevcut yetkili mahkemelerin aslında adaletle, hukukla, yargıyla hiçbir alakalarının olmadığını, tümüyle siyasi çıkarlara hizmet eden, tamamen lobilere angaje edilmiş, organlar olduğunu yeni söylemeye başladığını belirten Varto, sözlerini şöyle sonlandırdı; “Gerçekten bunlara kimin talimat verdiği, nasıl karar verdikleri bile bilinmemektedir. Bu kadar şaibeli duruma gelen, nasıl örgütlendikleri bile belli olmayan, yargıyla, hukukla hiçbir alakası olmayan, tümüyle siyasi çıkarlar ve amaçlar temelinde kurulan bu mahkemelerin Kürdistan’da yargı organları olarak faaliyette bulunmaları kabul edilemez. Zaten hiçbir meşrulukları da kalmamıştır. Hükümet ve devletin kendisi de; ‘Bunlar artık çetedir’; ‘Karanlık odaklar, paralel devlettir. Devlete karşı oluşmuş farklı yapıların maşalarıdır’diyor. Madem öyle bunların Kürdistan’da yargı rolünü üstlenmeleri, KCK yargılamalarını yürütmeleri kabul edilebilir mi? Bunun herhangi bir gerekçesi olamaz. Aslında yapılması gereken bütün bu yargılama süreçlerini yok saymaktır. Baştan yok saymak gerekir. Bütün davaları ve verilen hükümleri olmamış gibi değerlendirmek ve davaları yeniden ele alıp bir çözüme kavuşturmak gerekir.”

ERGENEKON DAVASI : Savcılar ‘yasak kalksın’ dedi, mahkeme reddetti: Haberal İtalya’ya gidemeyecek

Ergenekon Davası’na bakan mahkeme, tutuksuz sanık CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın yurtdışına çıkış yasağının kaldırılması talebini reddetti.

İSTANBUL – Ergenekon Davası’ndan 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmasının ardından tahliyesine karar verilen Mehmet Haberal avukatları aracılığıyla İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti. Talebe ilişkin Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel, Nihat Taşkın ve Murat Dalkuş mütalaalarında şu ifadelere yer verdi: Talebin kabulü ile adli kontrol kararının, Anayasa Mahkemesi’nin kararı içeriğine göre kaldırılması mütalaa olunur."

TALEP OYBİRLİĞİYLE REDDEDİLDİ

Ergenekon Davası’na bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi talebi karara bağladı. Bir sayfalık kararda şu ifadelere yer verildi: “Davanın kovuşturma aşamasının 5 Ağustos 2013 tarihinde sona erdiği, bu tarihte verilen kararlara itiraz süresinin ise 12 Ağustos 2013 tarihinde dolduğu, bu aşamadan sonra kovuşturma aşamasının tamamlanmış olduğu sanığın daha önceki aynı konudaki taleplerinin ve itirazının reddedilmiş olması da dikkate alınarak yeniden karar verilmesine mahal olmadığına oy birliğiyle karar verildi."

DİLEKÇEDEN

Dilekçede, “Müvekkilimiz Mehmet Haberal son olarak Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün 28-31 Ocak 2014 tarihleri arasında İtalya’ya yapacağı resmi ziyarette yer alacak heyette, CHP ‘yi temsilen görevlendirilmiştir. İlişikte TBMM CHP Grup Başkanlığı’nca müvekkilimiz Prof. Dr. Mehmet Haberal’a hitaben düzenlenen 9 Ocak 2014 tarihli resmi görevlendirme yazısını takdim ediyoruz. Haberal 2014 Ocak-Mart-Nisan aylarında uluslararası kongre ve toplantılara başkan , onur konuğu ya da konuşmacı olarak davet edildi. Müvekkilimiz Mehmet Haberal’ın yurtdışına çıkış yasağının süreli ya da süresiz olarak kaldırılmasını arz ve talep ederiz."

"ANILAN ZİYARETTE CHP GRUBUNU TEMSİLEN KATILMANIZ UYGUN BULUNMUŞTUR"

CHP Grup Başkanlığı’nca düzenlenen ve altında CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın imzasının bulunduğu görevlendirme yazısında ise şu ifadelere yer verildi: “Sayın Mehmet Haberal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 28-31 Ocak 2014 tarihlerinde İtalya’ya yapacağı ziyaret için CHP Grubunu temsilen iki üyenin katılımı talep edilmiştir. Anılan ziyarette CHP grubunu temsilen katılmanız uygun bulunmuştur."

ERGENEKON DAVASI : ‘Mahkeme olacaksa Türkiye’ye dönerim’

Yeniden yargılama yapılması gündeme gelen Ergenekon davasının firarisi Dalan, davanın 28 yıllık dünya çapında bir projenin sonucu olduğunu savundu. Dalan, ‘Ben olacakları çok önceden biliyordum’ dedi

Ergenekon davasının firari sanığı Bedrettin Dalan’la Almanya’nın bir köyünde buluştuk. Memleket özlemi çektiğini ancak bunu dizginlemek zorunda olduğunu söyleyen Dalan, sorularımızı yanıtladı.

Yeniden yargılanma olursa Türkiye’ye döner misiniz?

Benim için yeniden yargılanma söz konusu değil, çünkü ben yargılanmadım. Tabii mahkeme olacaksa hemen Türkiye’ye dönerim. İki kez mahkemeye ‘tutuksuz yargılama yapılacağına söz verin, hemen geleyim’ diye başvuruda bulunduk. İkisinde de ret yedik.

Türkiye’deki son gelişmeler için ne diyorsunuz?

Denizler durulmaz dalgalanmadan. Bakarsınız bu dalgalanmadan bir demokrasi çıkabilir.

Türkiye’den neden kaçtınız?

Ben kaçmadım hicret ettim. Bir büyük projenin parçası olarak ülkemizdeki Atatürkçü, laik kişi ve kurumların sindirileceğini ve bertaraf edileceğini biliyordum, hem de 28 yıldır.

Falcı muhabbeti davada

Nedir bu ‘büyük proje’?

Bu, dünya çapında büyük bir projedir. Bunu hayata geçiren merkezlerle uzun görüşmelerim oldu. Sıranın bana geldiğini hissettiğimde yurt dışına çıktım; hakkımda arama kararı yoktu. Belki o savcılar, polisler benimle ilgili işlem yapılacağını daha bilmiyorlardı. Ama ben 28 yıldır biliyordum. Bu yüzden bana kimse ‘kaçak’ diyemez. Ergenekon davası , büyük projenin bir parçası olarak yürütülen bir süreçtir. Bu projenin içinde yer alsaydım 24 yıl önce başbakan olurdum.

Siz suçunuzu biliyor musunuz?

Ben suçumu bilmiyorum. Belli ki bazı polisler yazmış, savcılar kendileri yazmış gibi imzalamışlar hakimler de kabul etmiş.

İddianamede neler var?

38 sayfalık iddianamenin 30 sayfası, yurt dışına çıktıktan sonra telefonla Türkiye ile yaptığım konuşmalar. Dinlendiğini bildiğim telefondan suç unsuru olacak şeyler konuşmam için akıl hastası olmam gerekir. İddianamenin 8 sayfası manevi kızımla yaptığım telefon görüşmeleri. Falcılara giderek beni teselli etmeye çalışmış, yani iddianamenin 8 sayfası falcı muhabbeti.

Peki ya arazinizden çıkartılan silahlar?

İhbar mektubunda benim bilgim dahilinde olduğu söyleniyor. Biz o araziye giremediğimizi, bizi bırakın mahkemenin giremediğini tespit ettirmiştik. Çünkü oradaki SAT komandoları, hakları olmadığı halde girişi yasaklayan bir karakol, bekçi ve asker koymuşlardı. Biz gittik, giremedik. Hatta bunu üç sene önce tespit ettirdik. İhbar mektubu çıkınca biz de bu belgeyi gönderdik.

Mütevazı yaşıyorum

Bir MİT mensubunun sizi kaçmanız yönünde uyardığı iddia ediliyor?

Olsa olsa ben onları uyarırım çünkü bu projeyi ben biliyorum.

Almanya’da ne şartlarda kalıyorsunuz?

Mütevazı şartlarda yaşıyorum. Almanya’nın bir köyündeyim. Alman devletine de müteşekkirim; dosyayı Almancaya çevirtti, incelediler. Alman hukukçuları onurumuza uygun kalma şartı sağladılar. Almanya’da bir sığınmacı değilim. Almanya’nın misafiri statüsünde kalıyorum ama hukuk siteminin koruması altındayım.

Türkiye’yi özlüyor musunuz?

Özlememek mümkün değil. Bülbülü altın kafese koymuşlar ‘Ah vatanım’ demiş.

Geçiminiz nasıl sağlıyorsunuz?

Mühendisim ve dünyanın her yerinde çalışırım, yaşamamı sağlarım. Almanya’da çalışma iznim var. Bazı Afrika ülkelerinde de çalışma müsaadem var. Birçok mühendislik projelerine imza atıyorum.

‘Bizi üniformamızla Silivri’ye göndermeyin’

Başbakan’ın Siyası Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın “Orduya kumpas kurulduğu” açıklamasının ardından Balyoz davasının yeniden görülmesi tartışılırken askeri cezaevlerinde hükümlü muvazzafların sevki başlıyor. Bu kapsamda 50’si Hasdal, 25’i Hadımköy ve 5’i Maltepe’de olmak üzere 80 muvazzaf asker, hüküm giydikleri için Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları’na sevk edilecek.

Hasdal Askeri Cezaevi’nde tutuklu bulunan askerlerle önceki gün görüşen avukat Hüseyin Ersöz, son duruma ilişkin şunları söyledi:

“Hasdal’da kalanların Silivri’ye nakilleri konusundaki tavırları net. Asla nakile karşı değiller. Tek bir itirazları var sadece. ‘Sadece muvazzaf olarak gitmek istemiyorlar. Tek itirazları üniformalarının onurunu korumak noktasında. ‘Hakkımızdaki ihraç kararları verilsin biz Silivri’ye gidelim’ diyorlar.”

TEKNİK TAKİP : NSA AJANI itiraf etti – “ABD artık bir polis devletidir. NSA, mahkemeleri ve yasaları atl ayan bir paralel yapıdır”

TKABD’li üst düzey NSA yetkilisi Bill Binney "ABD artık bir polis devletidir. NSA, mahkemeleri ve yasaları atlayan bir paralel yapıdır" dedi.

Amerikan istihbarat örgütü NSA’nın, bilimkurgu filmlerini aratmayan teknolojilerle sıradan insanlardan büyük ülkelerin devlet liderlerine kadar herkesin telefonunu dinlediği, maillerini okuduğu ortaya çıkınca ABD Başkanı Baracak Obama yeni bir güvenlik stratejisi oluşturmak için kolları sıvadı. Nitekim en son Alman Başbakanı Angela Merkel’in telefonunun dinlediği ortaya çıkınca iki ülke arasında kriz yaşanmıştı. Almanya "no spy" anlaşması için ABD’yi zorlamış ancak Washington buna yanaşmamıştı. Obama sonunda baskılara boyun eğerek -veya boyun eğmiş gibi yaparak- önceki gün iç ve dış istihbarat başkanlarıyla yaptığı nihai görüşmenin ardından "Bir daha müttefiklerimizi dinlemeyeceğiz" şeklinde tarihi bir açıklama yaptı.

YASALARI ES GEÇİYOR

Obama’nın açıklaması uluslar arası kamuoyunu ikna etmediği gibi içerde de cumhuriyetçilere inandırıcı gelmedi. Obama’yı NSA üzerinden vurmaya çalışan, önemli cumhuriyetçi haber sitelerinden Drudge Report üst düzey bir NSA çalışanı olan Bill Binney’nin ilginç ifadelerine yer verdi. Daha önce ABD’nin dinleme faaliyetini totaliter devlet faaliyetine benzeten Binney bu kez "ABD artık bir polis devletidir" ifadesini kullandı. Kendi blogundan bazı belgeler paylaşarak onlar üzerinden yorum yapan Binney’nin, NSA’nın, mahkemeleri ve yasaları aşarak kendi kurallarını koyan bir "paralel yapı" (Parallel Construction) olduğunu söylemesi dikkat çekti.

YARGI DOSYASI /// CESİM PARLAK : Mahkeme Kadıya Mülk Değil

Cesim PARLAK

cesimparlak

Yolsuzluk soruşturması yargıyı da vurdu.

Başta Başsavcı Turan Çolakkadı olmak üzere birçok savcının görev yerleri değiştirildi. HSYK’nın, savcıların yerini değiştirmek, ünvanlarını almak, yetkilerini belirlemek yetkisi olduğu kuşkusuzdur. Dikkat çeken ise bu yetkinin kullanım şeklidir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’na atandı. Mevkii yükselmiş gibi görünüyorsa da mesele öyle değil. Ülkemizde Bölge Adliye Mahkemeleri henüz çalışmaya başlamadığından, Turan Çolakkadı’nın atanması işlemi mevkiin yükselmesi değil; bilakis tenzili rütbedir. Çünkü olmayan bir mahkemeye başsavcı yapılmıştır. Bu yüzden onunki rütbesizliktir.

Fikret Seçen, Ercan Şafak, Cihan Kansız…

Tenzili rütbeyle yerleri değiştirilen bu başsavcıvekilleri ise askeri vesayetin bütün ceberrutluğuyla hüküm sürdüğü dönemde Ergenekon soruşturmasını başlatan ve yürüten savcılardır. Fikret Seçen, Gölcük Donanma Komutanlığı’nda Balyoz Darbe Planlarına dair evrakları bulup çıkarmasaydı; bugün Balyoz’dan hüküm giyenler dışarıda ve belki de planladıkları o hain emellerini gerçekleştirmiş olacaklardı.

Ergenekon ve Balyoz’a bakan bu savcılar olmasaydı; sivil siyasetin önünü tıkayan, demokratik yapı üzerinde denetim mekanizması kuran askeri vesayet hala devam ediyor olacaktı. Bu savcılar görevlerini yapmasalardı, “Danıştay saldırısını yapanların arkasında mutedil müslümanların olduğu” kara propagandası yapılmaya devam edecekti. Cumhuriyet mitinglerinin, askeri darbe yapmaya ikna etmek için yapılmaya çalışıldığı bilinmeyecekti. Fatih Camii’ni bombalamak isteyen hainlerin hainlikleri öğrenilmeyecekti. Azınlıklara karşı planlanan suikastlar önlenemeyecekti. Velhasıl bin yıl sürecek hayaliyle planlanan 28 Şubat süreci sona ermeyecekti.

Görevlerini iyi yapan bu savcılar, Ergenekon ve Balyoz süreçleri bittikten sonra bu sefer tehlike arz etmeye başladılar. Çünkü bu ve tayini çıkan diğer savcılar birilerine göre görevlerini kötüye kullanmaya başlamışlardı. Yolsuzluğa bulaşanlara göz yumuyorlardı. Rüşvet alan kim olursa olsun, üstüne gidiyorlardı. Görevini yapmayan kamu görevlisi, emniyet müdürü de olsa vali de olsa hakkında işlem yapıyorlardı. Yani kendilerine ait olmayan görevleri yapmaya başlamışlardı. Savcının görevi, güçsüzler suç işlediğinde onların üstüne gitmek, muktedirler ve onların avaneleri bir suça bulaştıklarında ise gözlerini yummak, o suçu görmezlikten gelmek, hatta o suçu aklayacak şekilde üstünü örtmektir. İşte yeri değiştirilen bu savcılar bu tanıma uygun savcılık yapmadıkları için görevlerini kötüye kullandılar!

Ergenekon sürecinde bu savcıların yaptığı, her şeyi istisnasız alkışlayan bazıları, bugün ise sırf menfaatlerine dokunduğu, mensubiyetlerine zarar verdiği için bu savcıları suçluyorlar. O gün vicdan ve hukuk sahibi insanlar olarak Ergenekon soruşturmasında bir takım usul hatalarının yapıldığı iddiasıyla “hatalara düşülmeden ve haksızlıklara yol açılmadan soruşturmalar yapılmalıdır” diye itirazda bulunanlar, bugün de bu savcılara sahip çıkıyorlar. Doğru olan yapılan işin hukuk süzgecinden geçirilerek değerlendirilmesidir.

2007’de nasıl yanlışlara yanlış, doğrulara doğru diyorsak bugün de aynısı yapılmalıdır. Hukukun üstünlüğüne, demokrasiye inanmak bunu gerektirir. Sadece menfaat perspektifinde meseleyi değerlendirmeye kalkışan, dün körü körüne her şeye sırf menfaati için alkış tutup doğru kabul eden şakşakçıların bugünse bu adamların yaptığı her şeye, sadece menfaatleri zedelendiği için “kötüdür” diyerek karşı çıkmaları ve “bu bir komplodur” yaftalamasında bulunmaları vicdansızlıktır, izansızlıktır.

Bu savcıların tayinlerinin çıkması, iyi oldu. Size mi kalmıştı yolsuzluğun üstüne gitmek, hırsız ve arsızlarla mücadele etmek?

Otursaydınız oturduğunuz yerde. Ne güzel devlet size makam arabası vermişti, koruma polisi vermişti, unvan vermişti… Bunlarla yetinecek, gözünüzü kapatacak, işinize bakacaktınız. Şimdi gidin, İstanbul dışındaki yerlerde düz savcı olarak çalışın, Ergenekoncuların hedefi olun, can güvenliğiniz olmasın, muktedirler tarafından da toplumda hedef gösterilin. Bu tercihi siz kendiniz yaptınız.

Maalesef ülkemiz bu hale geldi. İşini onurlu ve haysiyetli yapan bu savcıları görevlerini kötüye kullanmışlar gibi, haklarında soruşturma varmış gibi apar topar tenzili rütbeyle yerlerinden etmek yargıya yapılmış büyük bir baskıdır. Bu savcılar makam, mevki derdi ve tasası taşımadan hakkıyla işini yapan insanlar olmalarına rağmen ancak suçla bu kadar mücadele edebildiler. Hem de bunca kamuoyu destekleri olmalarına rağmen. Bundan sonra hangi savcı cesaret edip muktedirlerin hoşlanmayacağı bir suç soruşturması açabilir ki.

17 Aralık operasyonundan sonra emniyet ve yargının savcılık ayağı felç olmuş ve işlemiyor. Dün yine İstanbul Adliyesi’nde savcının vermiş olduğu gözaltı talimatını polis “talimat yanlıştır” diyerek yerine getirmedi.

Bu durum yargının artık iflas ettiğinin ispatıdır.

HSYK yasasında değişiklik yapılmak istenmesinin asıl sebebi ve arka planı, dün yapılan yer değişiklikleriyle kamuoyunca da bilinir hale geldi. Amacın; suça göz yummayacak, görevini hakkıyla yerine getirecek, önündeki suç dosyasını ve delillerini şüphe altında olan kişinin kimliğinden etkilenmeden, kimliğini dikkate almadan, cesaretle ve Cumhuriyet’in savcısı ünvanı ve görev anlayışıyla inceleyebilecek, dışarıdan etkiye kapalı savcıları kontrol etmek olduğu aşikardır.

Mahkeme kadıya mülk değildir. Makam ve mevkiler geçicidir. O koltuklardan kimler geldi kimler geçti. Önemli olan kim nasıl anılıyor. Başsavcı Turan Çolakkadı’nın da bu uğurda koltuğunu korumak için Savcı Muammer Akkaş’a kamuoyu önünde sarf ettiği sözler ve Muaammer Akkaş’dan dosyayı alması da koltuğunu kurtarmaya yetmedi.

Turan Çolakkadı, görevden alınmasının evveliyatında soruşturmaya müdahale etmeseydi, savcı Muammer Akkaş’ın arkasında dursaydı ve soruşturma devam etseydi, o zaman mesleğinin itibarını koltuğu için feda etmeyen savcılar arasında yerini alacaktı. Ama maalesef koltuğunu korumak için yapmış olduğu tercih, kendisini korumaya yetmedi. Makamını koruyayım derken makamsız kaldı.

Yeri değiştirilen savcılar, gittikleri yerlerde de muhtemelen durmayacaklar, yolsuzluk ve usulsüzlük karşısında üç maymunu oynamayacaklar. “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” demeyecekler. Orada da görevlerini yerine getirecekler. Hırsızların, uğursuzların, yolsuzların huzurlarını kaçıracaklar. Onun için hiç kimse “savcıların yerlerini değiştirerek bu işi çözeriz” düşüncesine kapılmasın. Yanlış her yerde yanlıştır, suç her yerde suçtur. Bu savcılar her yerde yanlışın üstüne gidecekler.

Yerleri değiştirilen savcılar, mahkemenin kadıya mülk olmadığının bilincinde olduklarından, mesleklerinin onurunu ve itibarını satmayacak kadar erdemli insanlardır. Şansları ve bahtları açık olsun. Tabi HSYK onları orada da rahat bırakırsa…

28 ŞUBAT DAVASI : 28 Şubat Davası müştekileri mahkemeden umutlu değil

Ergenekon ve Balyoz davalarının tekrar görülmesi gerektiği yönündeki tartışmalar, 28 Şubat davası müştekilerini umutsuzluğa itti. Eşinin başörtülü olması nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden re’sen emekli edilen Yarbay Kemal Mete,…

Ergenekon ve Balyoz davalarının tekrar görülmesi gerektiği yönündeki tartışmalar, 28 Şubat davası müştekilerini umutsuzluğa itti. Eşinin başörtülü olması nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden re’sen emekli edilen Yarbay Kemal Mete, bugün 53. duruşması yapılacak 28 Şubat davasıyla ilgili, “Mağduriyetimiz yanımıza kar kalacak gibi.” yorumunu yaptı.

Tarihe post-modern darbe olarak geçen, 1997 yılında yaşanan 28 Şubat süreci, geride asker sivil çok sayıda mağdur bıraktı. Değişen ülke şartları sonrası hükümeti devirmeye teşebbüs ettikleri iddiasıyla 103 kişi hakkında dava açıldı. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın, bugün 53. duruşması yapılıyor. 2 Eylül’den bu yana yapılan duruşmalarda tutuklu sanıkların tamamının tahliye edilmesi, mağdurları düşündürüyor.

Eşinin başörtülü olması ve namaz kılması nedeniyle 2000 yılında yapılan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) tarafından re’sen emekli edilen Diş Tabip Yarbay Kemal Mete de bunlardan biri. Müşteki sıfatıyla dönemin sorumlularından şikayetçi olan Mete, davada tutuklu kalmaması, Balyoz ve Ergenekon gibi davaların tekrar görülmesinin gündeme gelmesi nedeniyle umutlarının azaldığını söyledi. Balyoz ve Ergenekon davaları görülürken, tutukluluk sürelerinin eleştiri konusu olduğunu hatırlatan Mete, bu nedenle 28 Şubat davası heyetinin de 103 sanığın tutuksuz yargılanmasına karar verdiğini söyledi. “Mahkeme heyetinin hoşgörüsü davalılar lehine” diyen emekli Yarbay Mete, “Bu süreçte asker ve sivil çok insan mağdur edildi. Kaygımız, mağduriyetimiz yanımıza kar kalacak gibi.” diye konuştu. Bir başka mağdur Şahin Akdağ da 28 Şubat davasının gündemden düşürülmeye çalışıldığını savundu.

Kaynak: http://www.mersinim.net/guncel/28-subat-davasi-mustekileri-mahkemeden-umutlu-degil-h104268.html#ixzz2pkrBxV00

ERGENEKON DAVASI : “Bir mahkemeyi yok sayarsak doğru bulmam”

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, TSK’nın suç duyurusu ile Balyoz ve Ergenekon davalarında yeniden yargılanma sürecine girilmesini, "Bu saatten sonra mahkemeyi kaldırmadıkça, arkasından da bir geçiş hükümle ‘Ergenekon ve Balyoz ile başka davalar varsa, yeniden görülür’ demedikçe bu davalar yeniden görülemez. Bu doğru olur mu? Biraz sıkıntılı olur. Bir mahkemeyi küllen verdiği kararla ve sadece ortam nedeniyle yok sayarsak çok doğru bulmam" ifadeleriyle değerlendirdi. 06.01.2014 21:21

(ANKA) – Kuzu, katıldığı bir televizyon programında İstanbul merkezli yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu yürüten Başsavcıvekili Zekeriya Öz’ün bir şirketin masraflarını karşılayarak Dubai’ye gezi ziyaretinde bulunduğu iddialarını değerlendirdi. Kuzu, bir işadamının gezinin masraflarını karşılamasının tek başına suç olmadığını söyleyerek, "Ancak bu ilişkiden doğan bir menfaat olduğu veya bunun bir işin karşılığı yaptığı ispatlanabilirse işte o zaman ciddi anlamda sorun yaşayabilir Türkiye. Bu anlamda kendisi için bir iddianame de bir başka savcı tarafından hazırlanabilir" dedi.

Kuzu, Öz’ün Hukuk Fakültesi’nden öğrencisi olduğunu da söyledi.

-"TENCERE DİBİN KARA SENİNKİ BENDEN KARA"-

Bu konunun hoş bir manzara olmadığını söyleyen Kuzu, "Bir de hassas konu, yani özellikle bizim partiyle alakalı bu dönemde bakanlarımızla alakalı bir iddianamenin hemen hemen başrolünde olan bir savcı ile ilgili söylerken elbette dikkatli olmalıyım. Aksi halde "onun hıncı ve kiniyle konuşuyor’ denmesini istemem" ifadelerini kullandı. Hukukçu kimliğini her zaman öne çıkardığını belirten Kuzu, "Hani ferler ya "tencere dibin kara seninki benden kara’ öyle bir durum ortaya çıkarsa iyi bir şey değil. İş adamının savcıyla ilişkisi ortaya çıktığında, görmediğimiz bilemediğimiz maddi bir boyutu mali bir boyutu varsa sıkıntı çok büyük demektir" şeklinde konuştu.

-"ŞİMDİ DE SİZİN İKRAM ETTİĞİNİZ ÇAYI İÇİYORUM"-

31 Aralık gecesi "Başbakan’ın masasında tutuklanacak 2 bin kişilik cemaat mensubunun bulunduğu" yönünde tweet atmasının ve "Ne içtiniz o akşam?" diye sorulmasının üzerine Kuzu, elindeki çay bardağını kaldırarak "Şimdi de sizin ikram ettiğiniz çayı içiyorum. O akşam da içtiğim çaydı" dedi.

Attığı tweetin bir gazetenin haberi üzerine olduğunu ve oradaki haberi duyurduğunu söyleyen Kuzu, "Sen misin duyuran. Bir tweet üzerine 600 sayfalık haber yapılmış basında" ifadesini kullandı.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın kendisine yönelik eleştirilerine de değinen Kuzu, "Biz büyüklerimizin sözünü dikkate alırız. Her ikisi de benim büyüğümdür ama kırıldığım nokta şu; basının önünde bu tür şeyleri üslup olarak doğru bulmuyorum" dedi.

-"BUNA ŞU KADARCIK İNANMAM"-

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun devlet içi yapılanma tarafından yürütüldüğünü anlatan Kuzu, "Türkiye’deki bu tür iddianamelerin Başbakan’ın çocuklarından, bakanların çocuklarından başlayacaksın hukuk adına, millet adına fakirin, fukaranın, garibin, gurabanın, yetimin hakkını gözetmek adına öyle mi? buna şu kadarcık inanmam, tırnağımın ucu kadar" dedi. Bu sözlerinin ardından program sunucusunun "Başbakan’ın oğlu, bakanların oğulları dokunulmaz mıdır? Her şeyden bertaraf mı edilirler acaba?" diye sorması üzerine Kuzu şöyle konuştu:

"Şimdi programı burada bitiririz. Konuya böyle bakarsan sorunun bir anlamı kalmaz. Ben konuya böyle bakmıyorum ki bana bunu böyle soruyorsun. Hiçbir partili de böyle bakmıyor. Bakanın çocuğu da yargılanır. Başbakan’ın çocuğu da yargılanır. Onda bir sözüm yok. Konu o değil konu şu; şimdi diyelim ki ben kendim söylüyorum bildiğim bir şey yok. Bu iddianameyi hazırlayanlar kimse A"dır B’dir arka plandaki, savcının arkasındaki bir takım şeyler. Açık söylüyorum, bir takım talepleri olsa, deseler ki "bunlar efendim al verdik’ birileri. Bu iddianame kaybolur gider. Konu bu değil. Kumpas işte tam bu noktada. Tam burada siyasete bir hücum var. Ben dosyanın kendisini söylemiyorum. Ben başka bir şey anlatıyorum."

-"BİRAZ SIKINTILI OLUR"-

TSK’nın suç duyurusu ile Balyoz ve Ergenekon davalarında yeniden yargılanma sürecine girilmesini de değerlendiren Kuzu, "Asker aleyhinde bir "kumpas’ varsa, hükümet aleyhinde bir "kumpas’ olamaz mı?" dedi. 17 Aralık operasyonunda bulunan "gölgenin" her iki davayı da şüphe ile karşılanmasına neden olduğunu belirten Kuzu, bu davalarla bazı iddiaların ortaya atıldığını ve şişirme bir dava olduğu yönünde bir algının olduğunu belirtti.

Bu davaların belirli bir noktaya geldiğini, birinin Yargıtay aşamasından geçtiğini diğerinin ise Yargıtay aşamasından geçtiğini hatırlatan Kuzu, "Bu saatten sonra mahkemeyi kaldırmadıkça, arkasından da bir geçiş hükümle ‘Ergenekon ve Balyoz ile başka davalar varsa, yeniden görülür’ demedikçe bu davalar yeniden görülemez. Bu doğru olur mu? Biraz sıkıntılı olur. Bir mahkemeyi küllen verdiği kararla ve sadece ortam nedeniyle yok sayarsak çok doğru bulmam" ifadelerini kullandı.

Kuzu, davanın kendisinin tamamen reddetmek yerine, yasalarda yer alan yargılamanın yenilemesine gidilebileceğini belirterek, "Anayasa Mahkemesi’ne gidip ferdi başvuru ile yeniden yargılama kararı çıkarılabilinir. Oradan olmazsa gidip İnsan Hakları Mahkemesi’nden bu karar alınabilir" değerlendirmesinde bulundu.

ERGENEKON DAVASI : Mahkeme neyi bekliyor ?

AYM’nin uzun tutukluluğu "hak ihlali" kabul eden kararı üzerine Mustafa Balbay’ın tahliyesi sonrası gözler Ergenekon Mahkemesi’ne çevrildi. Hemen her görüşten hukukçu, Balbay için verilen tahliye kararının bütün uzun tutuklular için uygulanması gerektiğinde hemfikir

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) uzun tutukluluğu "hak ihlali" kabul eden kararı üzerine CHP Milletvekili Mustafa Balbay’ın tahliyesi sonrası gözler Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çevrildi. Hemen her görüşten hukukçu, Balbay için verilen tahliye kararının bütün uzun tutuklular için uygulanması gerektiğinde hemfikir. Aralarında AKP’lilerin de bulunduğu hukukçular, "Anayasa Mahkemesi’nin hükmü, uzun tutukluların tümünü kapsıyor. AYM’nin kararı, kişye özgü değil ilkeseldir" görüşünde ısrarcı. Ergenekon davasında tutukluluk süresi 6 yıla yaklaşan tutuklular bulunuyor.

Tutuklulukta azami süre 3 yıl

13. Ağır Ceza Mahkemesi, Mustafa Balbay ile ilgili verdiği kararın gerekçesinde yanlış yorum ile azami tutukluluk süresinin 5 yıl olduğu konusunda görüş bildirmişti.

Ancak Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ilke olarak tutuklulukta geçen azami sürelerin zorunluluk halinde yarısı kadar uzatılabileceğini benimsemişti. 102. maddede de "Tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir. Uzatma süresi 3 yılı geçemez" denilmiştir.

Böylece azami sürenin 1 yıl daha uzatılarak toplam 3 yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Nitekim, hiçbir ek sürenin asıl süreden fazla olamayacağı temel prensiptir.

Tahliye edilmesi gereken isimler

  • Oktay Yıldırım – 12 Haziran 2007’de tutuklandı. 6 yıl 6 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Mehmet Demirtaş – 12 Haziran 2007’de tutuklandı. 6 yıl 6 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Fikret Emek – 30 Haziran 2007’de tutuklandı. 6 yıl 6 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Muzaffer Tekin – 15 Haziran 2007’de tutuklandı. 6 yıl 6 aydır tutuklu bulunuyor.
  • İsmail Yıldız – 26 Ağustos 2007’de tutuklandı. 6 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Veli Küçük – 22 Ocak 2008’de tutuklandı. 5 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Mehmet Fikri Karadağ – 22 Ocak 2008’de tutuklandı. 5 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Kemal Kerinçsiz – 22 Ocak 2008’de tutuklandı. 5 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Sevgi Erenerol – 22 Ocak 2008’de tutuklandı. 5 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Zekeriya Öztürk – 22 Ocak 2008’de tutuklandı. 5 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Durmuş Ali Özoğlu – 6 Temmuz 2008’de tutuklandı. 5 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Hikmet Çiçek – 29 Mart 2008’de tutuklandı. 5 yıl 9 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Kemal Aydın – 6 Mart 2009’da tutuklandı. 4 yıl 9 aydır tutuklu bulunuyor.
  • İbrahim Şahin – 11 Ocak 2009’da tutuklandı. 4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Tuncay Özkan – 23 Eylül 2008’te tutuklandı. 5 yıl 3 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Levent Göktaş – 7 Ocak 2009’da tutuklandı. 4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Mustafa Dönmez – 12 Ocak 2009’da tutuklandı. 4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Ataman Yıldırım – 7 Ocak 2009’da tutuklandı. 4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Hasan Atilla Uğur – 3 Temmuz 2008’de tutuklandı. 5 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Mehmet Bedri Gültekin – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Erkan Önsel – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Deniz Yıldırım – 9 Kasım 2009’da tutuklandı. 4 yıl 1 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Serdar Öztürk – 7 Haziran 2009’de tutuklandı. 4 yıl 6 aydır tutuklu.
  • Mehmet Eröz – 9 Eylül 2011’de tutuklandı. 2 yıl 3 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Yalçın Küçük – 11 Ocak 2009’da tutuklandı. 12 gün sonra 23 Ocak 2009’da tahliye edildi. Odatv davasından tutuklandığı 7 Mart 2011’den beri cezaevinde bulunuyor.
  • Merdan Yanardağ – 14 Eylül 2013’te tutuklandı. 3 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Tuncer Kılınç – 12 Ağustos 2013’te tutuklandı. 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Levent Temiz – 8 Ağustos 2013’te Bulgaristan’da tutuklandı. 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Kemal Şahin – 6 Ağustos 2013’te tutuklandı. 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Fuat Selvi – 9 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Hasan Iğsız – 10 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Alaettin Sevim – 25 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Turhan Özlü – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Dursun Çiçek – 30 Nisan 2010’da 3. kez tutuklandı. 3 yıl 8 aydır cezaevinde.
  • Fatih Hilmioğlu – 13 Nisan 2009’da tutuklandı. 4 yıl 8 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Nusret Taşdeler – 27 Kasım 2012’de tutuklandı. 1 yıl 1 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Doğu Perinçek – 24 Mart 2008’de tutuklandı. 5 yıl 9 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Ergün Poyraz – 27 Temmuz 2007’de tutuklandı. 6 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Levent Ersöz – 17 Ocak 2009’da tutuklandı. 4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Hurşit Tolon – 7 Temmuz 2008’de tutuklandı. 7 ay sonra 6 Şubat 2009’da tahliye oldu. 10 Ocak 2012’de 2. kez tutuklandı. Cezaevinde geçirdiği süre 2 yıl 6 ay.
  • İlker Başbuğ – 6 Ocak 2012’de tutuklandı. 1 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Özkan Kurt – 8 Nisan 2010’da tutuklandı. 3 yıl 8 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Şener Eruygur – 7 Temmuz 2008’de tutuklandı. 2 ay sonra 21 Eylül 2008’de tahliye oldu. 11 Eylül 2013’te 2. kez tutuklandı.
  • Mehmet Ali Çelebi – 1 Temmuz 2008’de tutuklandı. 2 yıl 10 ay sonra 20 Mayıs 2011’de tahliye oldu. 14 Ağustos’ta 2. kez tutuklandı. Cezaevinde geçirdiği süre 3 yıl 2 ay.

Aydınlık

ERGENEKON DAVASI /// Saygı Öztürk : Başbakanlık Mahkemeden Bile Gizlemiş

Ergenekon Soruşturması” aşamasında, Genelkurmay’dan irticai faaliyetlere karşı alınan önlemler konusunda belgeler istendi. Gönderilen belgelerin doğru olup olmadığı, farklı belgeler bulunup bulunmadığı konusunda kuşkuları olduğu için Başbakanlık’tan da bazı belgeler talep edildi.

Mahkemeye gönderilen belgeleri incelediğimizde, Başbakanlığın elinde bulunan bazı belgeleri cumhuriyet savcılığından gizlediği anlaşılıyor. Belgeler üzerinde inceleme yapmakla yetinmedim. Eski Cumhuriyet Savcısı CHP Milletvekili Ali Özgündüz de bu belgeleri inceledi ve Başbakanlık’ın belge gizlediğini belirtti.

AKP’li yıllar da var

Savcılık, ağırlıklı olarak irticai faaliyetlerle ilgili Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararları, buna bağlı olarak çıkarılan eylem planı ve genelgeler konusunda Genelkurmay Başkanlığı’ndan bilgi istedi.

Genelkurmay Başkanlığı “28 Şubat kararları” olarak bilinen “Rejim Aleyhtarı İrticai Faaliyetlere Karşı Alınması Gerekli Tedbirler”den başlayıp buna bağlı olarak, Başbakan Necmettin Erbakan‘ın bu konuda bakanlıklara, bakanlıkların teşkilatlarına yayınladıkları genelgeler sıralanıyor. Aynı listede, AKP’li yıllar da yer alıyor.

İşte, AKP dönemindeki irticai faaliyetlerle mücadele konusundaki bazı kararlar:

– Milli Güvenlik Kurulu’nun 25 Ağustos 2004 tarih ve 481 Sayılı Kararı. (Türkiye’deki Nurculuk Faaliyetleri ve Fethullah Gülen’in Yurtiçi ve Yurtdışı Faaliyetlerine Karşı Eylem Planı Hazırlanması)

– Başbakanlığın 28 Ekim 2004 tarihli ek eylem planı. (Dini Motifli Terör Örgütleri ve Radikal Gruplara Yönelik Mücadele)

– Başbakanlığın 17 Mart 2005 tarihli ek eylem planı. (Yabancı Ülkelerdeki Türk Vatandaşları ile Diğer Müslümanlara Verilecek Din Eğitimi)

– Başbakanlığın 3 Kasım 2006 tarihli ek eylem planı. (Toplumsal Kaynaşmayı, Milli Birlik ve Beraberliğimizi Zedelemeye Yönelik Girişimlere Karşı Alınabilecek Tedbirler)

Aleviliğin örgütlerce kullanımı

– Başbakanlığın 8 Ağustos 2006 tarihli “BUTKK Çalışmaları” konulu yazısı. (Alevilik Akımlarının Terör Örgütlerince Kullanılmasının Önlenmesine Yönelik Tedbirler)

– Başbakanlığın 3 Kasım 2006 tarihli ek eylem planı. (Terör Saldırıları Sonrasında Avrupa’da Müslümanlara Yönelik Ayrımcı Uygulamalara Karşı Alınabilecek Tedbirler)

– Milli Güvenlik Kurulu’nun 21 Ağustos 2006 tarih ve 486 sayılı kararı.

– Başbakanlığın 19 Eylül 2006 tarihinde yayımlanan “İç Güvenlik Strateji Belgesi”.

– Başbakanlığın 15 Mayıs 2007 tarihli ek eylem planı. (Hizbullah Terör Örgütüne Yönelik Eylem Planı)

Sadece “kaldırdık” yazısı…

Savcı, Genelkurmay’ın yazısına güvenmemiş olacak ki, 25 Ocak 2011’de Başbakanlık Müsteşarlığı’na gönderdiği yazıda, Genelkurmay’dan gelen kararlar, direktifler ve yazılara ait belgelerin tarih, sayı ve konularını içeren listeyi de ekliyor.

Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürü imzasıyla savcılığa gönderilen yazıda, AKP döneminde irticai mücadele konusunda alınan hiçbir karardan söz edilmedi, 1997-2000 tarihlerinde alınan kararlar sıralanırken, AKP döneminde ise Başbakanlık Takip Kurulu’nun 14 Aralık 2010’da kaldırıldığı bilgisi çizelgede yer aldı. Açıkçası, AKP döneminde alınan kararların hepsi savcılıktan gizlenmiş. Belgeleri göndermeme gerekçesi olarak “Bu belgelerden Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre bu safhada gönderilebileceği değerlendirilenlerin bazılarının onaylı suretleri sunulmaktadır” denilmekle yetinildi.

Bu insanları kim savunacak?

CHP’li Ali Özgündüz, geçen pazartesi günü Silivri Cezaevi’nde bulunan 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ‘u ziyaret etti. Birlikte belgeleri inceledi. Özgündüz, SÖZCÜ’ye dün şunları söyledi:

“Başbakanlığın, mahkemeden açıkça bilgi-belge sakladığı anlaşıldı. Eğer, o belgeler mahkemeye ulaştırılmış olsaydı, belki İlker Başbuğ’un da aralarında bulunduğu davanın bazı sanıkları bugün cezaevinde olmayacaktı. Belgeler gönderilmemekle gerçeğin ortaya çıkarılması engellenmiş oldu. MGK kararlarının 2010 yılına kadar uygulandığı da belgelerle ortaya çıkıyor.”

Tutuklu olanların durumu her ay mahkeme tarafından değerlendiriliyor. Ancak, “Ergenekon” olarak bilinen davanın sanıklarına yerel mahkeme tarafından cezalar verildi. Dolayısıyla onlar “önhükümlü” oldukları için tutukluluk durumları ele alınmıyor. Yasaya göre, mahkemenin gerekçeli kararı 15 gün içinde yazıp Yargıtay’a göndermesi gerekiyor. 5 Ağustos’tan bu yana gerekçeli karar yazılmadı ve Yargıtay’a gönderilmedi. O yüzden, önhükümlüler Yargıtay’a da, haklarında karar veren mahkemeye de itiraz edilemiyor. Ortaya çıkan belgeler, bilgiler ışığında İlker Başbuğ ve diğer önhükümlülerin başvuracak bir makamı da yok. Peki onların mağduriyetlerini kim önleyecek?

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: