Etiket arşivi: İddia

ERGENEKON DAVASI : Poliste Cemaat yapılanması var iddiasına Ergenekon savcısı ne yanıt vermişti

AKP ve Cemaat kavgası devam ederken Ergenekon ve Balyoz davalarında yeniden yargılanma yapılabileceği gündeme geldi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Japonya gezisi öncesinde yaptığı basın açıklamasında Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’yla yaptığı görüşmenin olumlu geçtiğini belirterek, “Yeniden yargılanma konusunda olumlu bakıyoruz. Bu konuda arkadaşlarımız çalışıyorlar ve çalışmalar bitmek üzere. Yeniden yargılanma konusunda bizim açımızdan herhangi bir sıkıntı yok. Yasal düzenlemeler için yasal çerçeveler içerisinde elimizden geleni yapmaya hazırız” dedi.

İstanbul Emniyeti eski Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan ise 16 Temmuz 2001 tarihinde yazdığı resmi yazıda Cemaat’in örgütlenme şemasını kayıt altına almıştı. Adil Serdar Saçan’ın imzasının olduğu o belgede Cemaat için “silahsız terör örgütü” tanımı yapılarak örgüt şeması çıkarılmıştı. Ergenekon Davası’nda Saçan bu belge nedeniyle Ergenekon davasında "gizli belge" bulundurmaktan 14 buçuk yıl hapis cezası aldı.

Başbakan Erdoğan’ın son dönemde yaptığı konuşmalarda Cemaat’i “örgüt” olarak nitelemesi dikkat çekmeye başladı.

Ergenekon Davası sürecinde “Emniyette f tipi bir örgüt olduğunu” söyleyen Adil Serdar Saçan için ise Savcılık mütalaasında “Adil Serdar Saçar’ın İstihbarat Şubesi’nin o dönemdeki görevlilerinin belli bir görüşte olduğu (f tipi) şeklindeki beyanlarının sorumluluktan kurtulma amaçlı itibar edilmeyecek mahiyette savunmalar olduğu” ifadeleri yer almıştı.

Odatv.com

ERGENEKON DAVASI : Kumpas iddiasına Ekrem Dumanlı’dan cevap geldi

AKP’lilerin, yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun arkasındaki güç Gülen Cemaati’dir iddialarını, Zaman Gazetesi’nin tepe ismi Ekrem Dumanlı yanıtladı.

Ekrem Dumanlı‘nın hedefinde, paralel devletin orduya kumpas kurduğunu iddiasının sahibi Başbakan Erdoğan‘ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan vardı.

Kumpas söyleminin iktidarın, operasyonu gölgelemek için gündeme getirmiş olabileceğini belirten Dumanlı, "kumpası bilip göz yummak da o kadar korkunç bir suçtur ve sorumlular hesap vermelidir. " diye yazdı.

İşte Ekrem Dumanlı‘nın köşe yazısından çarpıcı detaylar;

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kumpas kurulmuş. İddia bu. Üstelik bu iddia Başbakan Erdoğan’ın başdanışmanı tarafından dile getirilmiş. Hal böyle olunca Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda mahkûm olmuş askerlerin mağduriyeti söz konusu. Bu iddiayı dile getirenler yıllardır meydanlarda, TV ekranlarında darbeciler ve cuntacılara karşı mücadele edildiğini söylüyor, askeri vesayetin darbe davaları yoluyla bitirildiğini ifade ederek halktan oy talep ediyordu. Şimdi bir kumpastan bahsediyorlar. Ya yıllardır kamuoyuna söylenenler yalandı ve halk aldatılmıştı; ya da bugün ortaya atılan kumpas tezinin başka bir maksadı bulunmakta.

Eğer ortada bir darbe teşebbüsü söz konusu değilse ve mesele bir kumpasa dayanıyorsa korkunç bir ihanet söz konusudur ve suçlular bir an önce bulunup cezalandırılmalıdır. İddia doğru değilse, vahim bir intikam duygusu ve feci bir iftira var ortada. İma yoluyla yapılan göndermeler de büyük bir vebaldir ve korkunç bir hatadır. Yok bütün bunlar sadece rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının üstünü kapatmak için bir sansasyon oluşturmaya matufsa, değmez.

Kumpas iddiasına inanan ve bunu dile getirenleri bekleyen iki konu: 1- Kumpas vardı, biliniyordu ve sessiz kalınıyordu ise suça ortak olunmuş demektir. “Peygamber ocağı”nda suça karışmamış, darbecilik cuntacılık gibi suçları işlememiş insanlara pusu kurmak nasıl feci bir suçsa, kumpası bilip göz yummak da o kadar korkunç bir suçtur ve sorumlular hesap vermelidir. 2- Madem bazı komutanların suçsuz olduğunu düşünüyorsunuz, neden hukuki düzenleme yapıp bu insanları kurtarmıyorsunuz? Madem istediğiniz zaman kişiye özel yasalar çıkarıyorsunuz, masum olduğunu ifade ettiğiniz insanlar için de bunu yapın. Yaşını başını almış, bir dönem devletin önemli kademelerinde görev yapmış insanlar, o şerefli üniformayı taşırken darbe suçlarına bulaşmamış ve suç işlememiş ise onlarla ilgili de yasa çıkarın. Bu tür basit adımlar atmadan başkalarını zan altında bırakmak en hafif tabiriyle ayıptır.

Dil ve üslup bu mu olmalı?

Son dönemde kullanılan dil ve üsluba bakın lütfen; zerre kadar insanî bir değer bulamayacaksınız. Bu kışkırtıcı üslubu “İslamcı” olmakla övünen yazar/çizerlerin tercih etmesi daha bir yaralayıcı. Dinde de yeri yok bu saygısız lafların, gazetecilikte de. Bir gün “içerik analizi” yapan araştırmalar “İslamcı basın”ın kullandığı kelimeleri alt alta sıralayacaktır. O bilimsel araştırma yapıldığında, bilmem ki bazı meslektaşlarımız mahcup olacak mı?

Bu kadar sert bir dil kullanılmasında Sayın Başbakan’ın kullandığı keskin ve yaralayıcı üslubun da etkisi var kuşkusuz. Son günlerde Başbakan’ın kullandığı lügatçeden kısa bir derleme: Çete, casus, alçaklar, indekiler, inlerine gireceğiz, kirli örgüt, ellerini kıracağız, paralel yapı, odaklar, kirli komplonun maşaları, ranta dönüşen vatana ihanet, taşeronlar, devlet içinde maşalar, tezgâh, İslam kisvesine bürünenler, faiz lobisi, İsrail bağlantısı, alçak proje taşeronları… Yargıya karşı söylediği zehir zemberek sözler küçük bir lügatçeye sığmaz. Daha düne kadar beraber çalıştığı; ancak istifalarını sunan milletvekillerine ve bakanları için sarf ettiği sözler yenilir yutulur cinsten değil.

Keskin dilin, kırıcı üslubun bıraktığı tortu ve hasar, bugün yaşanan hadiselerden daha feci ve daha kalıcı bir iz bırakabilir. Yüz yüze bakmaya mecburuz. Bu ülkede yaşamanın omuzlarımıza koyduğu bir sorumluluk var. Hiç kimse birileri istiyor diye buharlaşacak değil; sosyal gerçekliğe de aykırı. “Kökünü kazısak ülke düzelir” diye kurulan bütün cümleler geçmişte boşa çıktı. Aleviler, Kürtler, dindarlar, milliyetçiler… Herkes için bir dönem devlet imkânları kullanılarak “bitirme planları” yapıldı. Hiçbiri de muvaffak olamadı; çünkü sosyal gerçeklik, baskıyla yok edilemez. Madem yarınlarda yüz yüze bakacağız, dil ve üslubumuzu doğru seçmeli, ileride mahcup olmamalıyız. Bize yakışan budur…

Aynı risk ‘cemaat’ için de geçerli. Kitleleri radikalize edercesine ölçüsüz sözler, sosyal medya dâhil, kardeşlik hukukuna da insan haklarına da aykırıdır. Demokratik hak ve taleplerde mert ve dürüst bir üslup kullanmak ayrı, kırıcı, kışkırtıcı, aşağılayıcı bir dile yönelmek ayrı. Doğru olan, hakperestlikten ayrılmadan meramın doğru ifade edilmesidir; gönüllerin kırılmasına vesile olmak değil…

Ekrem Dumanlı‘nın köşe yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI : İstanbul Adliyesi’nde özel yapılanma iddiası

Savcı Muammer Akkaş’ın basın açıklamasının ardında 4 başsavcı vekilinin olduğu öne sürüldü.

Akşam Gazetesi’nde yer alan habere göre, yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarıyla birlikte, Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’ndaki iç yapılanmanın da ortaya çıktığı iddia edildi.

Aralarında iki bakanın oğlunun da tutuklandığı ilk soruşturmayı açan savcı Celal Kara ile ikinci dalga soruşturmasını açan TMK savcısı Muammer Akkaş’ın ortak özelliğinin, geçmişte kapatılan Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’nda görev yapmaları olduğu öne sürülüyor.

Savcıların basın açıklaması yapması yasakken Muammer Akkaş’ın böyle girişimde bulunması, bazı kişi ya da kişilerden destek alıp almadığı sorusunu da gündeme getirdi.

MİT KRİZİNDE DE BAŞROLDEYDİLER

Bir savcının tek başına böyle bir şeye karar vermesi ve kameraların karşına geçip mesleki kariyerini bitirecek girişimde bulunması, Türkiye tarihinde bir ilk. Savcı Akkaş’ın arkasında, kapatılan özel yetkili mahkemelerde birlikte görev yaptığı 4 ismin olduğu iddia ediliyor. Daha önce Ergenekon ve 7 Şubat’taki MİT krizinde Müsteşar Hakan Fidan’ın ifadeye çağırılması sürecinde görevde olan başsavcı vekillerinin operasyona arka plandan destek verdiği öğrenildi.

BASIN AÇIKLAMASINI ONLAR MI HAZIRLADI

Bu isimlerin, operasyonun ilk ayağını da yöneten Başsavcı Vekilleri Zekeriya Öz, Fikret Seçen, Ercan Şafak ve Cihan Kansız olduğu öne sürülüyor. Savcı Akkaş’ın tepki çeken basın açıklamasını da yine bu ekibin desteğiyle hazırladığı ve yönlendirmesiyle dağıttığı iddialar arasında.

4 SAVCI DA ERGENEKON SORUŞTURMASINDAYDI

Başsavcı Vekili Fikret Seçen: İsmi ilk olarak Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayeti soruşturmasıyla duyuldu. Seçen, Savcı Selim Berna Altay ile birlikte cinayet soruşturmasını yürüttü. Daha sonra Savcı Zekeriya Öz’ün yürüttüğü Ergenekon soruşturmasında ve Askeri Casusluk soruşturmasında görev aldı. Seçen, MİT krizi döneminde başsavcı vekili oldu.

Savcı Cihan Kansız: DHKP-C’ye yönelik soruşturmaları ve Öz’ün başsavcı vekili olmasının ardından Ergenekon soruşturmalarını yürüttü. Kansız daha sonra başsavcı vekili oldu.

Savcı Ercan Şafak: Beşiktaş’taki özel yetkili savcılıkta görevliydi. Şafak’ın ismi ilk olarak Ergenekon soruşturmasıyla duyuldu. Öz’le birlikte Ergenekon iddianamelerini hazırladı. Şafak, daha sonra Başsavcı Vekili olarak görevlendirildi.

Savcı Zekeriya Öz: İstanbul Ümraniye’de bir gecekonduda bulunan el bombalarıyla başlayan Ergenekon davasının soruşturmalarında görev yaptı. Daha sonra İstanbul Başsavcı Vekili olarak Çağlayan Adliyesi’nde görevlendirildi.

YOLSUZLUK DOSYASI : Erdoğan’ın talimatıyla gönderildiği iddia ed ilen bu para yolsuzluktaki kaynaktan mı ?

erdoganhamas1

Türkiye’den Gazze’deki Filistin Hükümeti’nin bel kemiğini oluşturan Hamas’a 2012 yılından bugüne gayri resmi yollardan 250 milyon dolar para gönderildiği iddia edildi. Edindiğimiz bilgilere göre, 250 milyon dolarlık para transferi Erdoğan ve yakın çevresinin koordinasyonunda “kişisel düzeydeki operasyonlar” sonucu Hamas’a ulaştırılmış. Söz konusu rakam, Büyük Yolsuzluk ve Rüşvet soruşturmasına kaynaklık eden altın ticareti ve kara para aklama eylemleri sonucu oluşan devasa kaynaktan sağlanmış. İşte detaylar:

Hamas’ın daha önce İran tarafından finanse edildiği biliniyordu. Suriye sorunu ile İran ve Suriye arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. JÖNTÜRK’e bilgi veren istihbarat kaynaklarına göre, bu görüş ayrılığından yararlanan Türkiye, Hamas’ın birincil finansörü olarak devreye giriyor. İlk başta birlikte hareket edilmesi düşünülen Katar, özellikle Mısır’daki gelişmeler nedeniyle geri çekilince Türkiye bu alanda tek başına kalıyor.

…Ve Türkiye’den özellikle kişisel düzeydeki operasyonlarla Hamas’a para transferleri yapılmaya başlanıyor. İstihbarat kaynakları, bir yıl içinde Hamas’a gönderilen paranın 250 milyon dolar civarında olduğunu belirtiyorlar. Aynı kaynaklar, para transferlerinin Erdoğan ve çok yakın çevresinin bilgisi ve kontrolü dahilinde yapıldığını iddia ediyorlar.

Peki bu paranın kaynağı ne?

Kimilerine göre bu yardımın kaynağı örtülü ödenek…

Kimilerine göre ise “ikinci bir örtülü ödenek” olarak ortaya çıkan ve de Türkiye’yi sarsan Büyük Yolsuzluk ve Rüşvet soruşturmasına temel teşkil eden altın ticaretinden ve para aklamadan sağlanan devasa kaynak, Hamas’a yapılan yardımın kaynağı.

Öyle veya böyle Hamas’a yapılan bu yardım, istihbarat örgütlerinin raporlarında detaylarıyla yer alıyor.

Türkiye’deki yolsuzluk skandalının ortaya çıkmasıyla da kuvvetle dillendiriliyor.

ÖZEL BÜRO’ya bilgi veren istihbarat kaynaklarına göre, Hamas’a yapılan yardımın kaynağının örtülü ödenek olması zayıf bir olasılık. Aynı kaynaklar, diğer olasılığı güçlendirecek bazı deliller bulunduğunu belirterek, Reza Zarrab’ın ilişkilerinin tam olarak çözülmesi durumunda çok daha kuvvetli delillerin ortaya çıkacağını ileri sürüyorlar.

Ha unutmadan, Türkiye halen, Hamas’ın silahlı kanadı olarak bilinen İzzeddin El-Kassam Tugayları’nın kurucusu Salah Al-Arouri’ye ev sahipliği yapıyor. Hamas’ın Batı Şeria’daki askeri kanadı sadece bu yıl içerisinde, askerleri ve sivilleri kaçırmaya teşebbüs etmiş ve bir açık hava AVM’ye bomba koymayı planlamıştı.Türkiye, bu konuyla ilgili olarak uluslararası alanda ABD başta olmak üzere birçok ülke tarafından eleştiriliyordu.

NOT: Haberin fotoğrafında Erdoğan ile Hamas liderlerinden ve Gazze’deki Filistin Hükümetinin Başbakanlığı görevini yürüten İsmail Haniye el ele görülüyor…

ARAŞTIRMA DOSYASI : AİHM Ermeni Soykırım İddiasını Reddetme Kararı

Prof. Dr. Faruk Bilir

fbilir

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Doğu Perinçek"in İsviçre aleyhine 2008"de yaptığı başvuruyu karara bağladı. AİHM, yapılan başvuruyu haklı buldu ve İsviçre"nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (AİHS) ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesini ihlal ettiğine karar verdi. AİHM bu kararın her türlü manevi zararı karşıladığı nedeniyle de manevi tazminata gerek olmadığına hükmetti. İsviçre’de 2005 yılında katıldığı konferanslarda 1915 olaylarının ‘soykırım’ olarak nitelendirilmesine karşı çıkan Perinçek, bu iddialar hakkında ‘uluslararası yalan’ demesi üzerine Lozan Mahkemesi tarafından ‘ırkçı ayrımcılıktan’ suçlu bulunmuştu. Perinçek’in temyiz başvurusu üzerine İsviçre temyiz mahkemesi, “Ermeni soykırımı, Yahudi soykırımı gibi tarihsel bir gerçektir” yorumunu yapmış ve başvuruyu reddetmişti.

Başvuruyu değerlendiren AİHM, hassas ve tartışmalı konularda da fikir beyan etmenin ifade özgürlüğünün temel unsurlarından olduğuna dikkat çekmektedir. Bu bağlamda AİHM Ermeni soykırımı iddialarını inkar etmenin ifade özgürlüğüne aykırı olmadığına karar vermiştir. Başka bir ifadeyle AİHM Ermeni soykırımı iddialarının reddini suç olarak öngören kanuni düzenlemelerin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir. AİHM bu kararında hukuken net olarak tanımlanan soykırım ile ilgili olarak delil getirmenin zor olduğunu ifade etmektedir.

İsviçre yargı organları Ermenilere yapılan muamelelerin soykırım olduğu konusunda bir uzlaşmanın olduğunu iddia etmektedir. AİHM’e göre ise, 1915 olaylarının soykırım olarak kabul edilmesine ilişkin uluslararası alanda kabul edilmiş bir uzlaşı bulunmamaktadır. Çünkü AİHM’e göre günümüzde 190 devletten sadece 20 tanesi Ermenilere yapılan muameleyi soykırım olarak resmen tanımıştır. Dolayısıyla bu konuda bir uzlaşma olduğunu söylemek mümkün değildir.

AİHM’e göre bu konunun hukuki olarak tartışılmasında bir kamu yararı vardır. Bunun gerçekleşebilmesi de ancak ifade özgürlüğü ile mümkündür. AİHM bu kararında Ermeni soykırım iddialarını, Yahudi soykırımından farklı olarak tartışılamaz tarihi bir gerçek olarak kabul etmemektedir. Tam tersine bu konunun tartışmalı olduğunu belirtmektedir. AİHM Yahudi soykırımına ilişkin kesin, tarihi deliller olduğunu ve bu konunun uluslararası bir mahkeme tarafından kabul edildiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla Ermeni soykırım iddialarının, Yahudi soykırımı gibi değerlendirilemeyeceğini ifade etmektedir.

AİHM soykırım suçlaması için bir grubun bazı üyelerinin değil, bütün grubun yok edilme girişiminin gerçekleştirilmesi gerektiği ifade etmektedir. AİHM başvurucunun 1915"de tehcir ve katliam yapıldığını hiçbir zaman inkar etmediğini fakat bu olayların soykırım olarak nitelendirilemeyeceğini söylediğini belirtmektedir. Dolayısıyla AİHM’in kanaatine göre başvuranın bu yaklaşım Ermeni halkına karşı nefret oluşturma amacı taşımadığını, olayların mağdurlarının tahkir edilmesinin de söz konusu olmadığını vurgulayan AİHM, başvurucunun ifade özgürlüğünü kötüye kullanmadığı sonucuna vardı.

Ayrıca AİHM bu kararında BM İnsan Hakları Komisyon ve İspanya Anayasa Mahkemesi ile Fransa Anayasa Konseyi"nin kararları hatırlatıldı. Fransa"da Anayasa Konseyi, Ermeni soykırımı iddialarının reddini suç sayan yasayı iptal ettiğini belirtmiştir.

Belirtmek gerekir ki, AİHM 1915 olayları ile ilgili olarak, bunun soykırım olup olmadığına ilişkin bir nitelemede bulunmamaktadır. Aslına bakılırsa AİHM’nin böyle bir yetkisi de yoktur. AİHM bu konuyu ifade özgürlüğü açısından değerlendirmekte ve Ermeni soykırım iddialarını reddetmenin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtmektedir.

Bu konu AİHM önüne ilk defa gelmesi bakımından çok büyük önem taşımaktadır. Ayrıca bu karar ilk defa uluslararası bir mahkeme tarafından "Ermeni soykırımı" konusunu içeren bir dava ile ilgili karar açıklandığı için ayrı bir önem taşımaktadır. Dolayısıyla zaman zaman bazı ülkelerde sıkça gündeme getirilen Ermeni soykırım iddialarını reddetmenin bir suç olarak kabul edilmesinin, AİHM kararından sonra artık imkansız hale geldiğini de söylemek mümkündür.

FETULLAH GÜLEN DOSYASI /// İHH Başkanı Bülent Yıldırım : Yıldırım’dan cemaat hakkınd a şok iddia

24 televizyonunda Elif Çakır’la Söz Bitmeden programına konuk olan İHH Başkanı Bülent Yıldırım, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İHH Başkanı Bülent Yıldırım, "Cemaatten birileriyle görüştüm, dediler ki, içimizde özellikle Emniyet’e MOSSAD’dan sızmalar olduğunu biliyoruz ama bir şey yapamıyoruz. " dedi.

Yıldırım, Zaman aboneliğini iptal ettirmek isteyen kişilerin Maliye’nin vergi borcuyla korkutulduğunu iddia etti.

İHH Başkanı Bülent Yıldırım, Elif Çakır’la Söz Bitmeden programına konuk oldu. İşte o açıklamalar:

Elif Çakır: Erdoğan, bu operasyonla Oslo’nun, Mavi Marmara’nın vb. intikamı alınmaya çalışıldı dedi. Bugüne kadarki yapılmış darbeler içinde 28 Şubat’ın konumu neyse, 17 Aralık operasyonu da başı çeker durumda. Bu arada İHH’yı da tehdit ettiler. Dün bir basın toplantısı gerçekleştirdiniz. Açıktan tehdit aldığınızı beyan ettiniz.

"HAKKIMIZDA ASILSIZ İDDİALAR VAR"

Bülent Yıldırım: Bize göre bu son operasyonlar… İsrailli yetkililer dışarı çıkamıyor, Türkiye’de açılan davanın kapatılması mümkün değil. İsrail hem kuyruğu dik tutmak, hem de hakimiyeti altına almak istiyor ama ilişkiler bozuldu, Mavi Marmara, “one minute” oldu. İsrail üzerinden bize gelenler oldu. Ses çıkarmayın, Mavi Marmara meselesinde gelinen noktadan geri adım atın, size Suriye konusunda gereken yardımı verelim dediler, reddettik. İsrail kazanmak istiyor ama kendi hatasını kabul etmeden… İsrail Amerika’daki bir kesim tarafından da destekleniyor ve bu ülkede de lejyonerler var. İşte böyle operasyon yapıldı, üç ayrı konu bir araya getirildi. Bu operasyondan sonra İHH’ya da operasyon yapılacağı net bilgi olarak bize geldi. Emniyet içinde de bunu bilenler var. Mısır’da Mursi’ye yapılmak istenenin Erdoğan’a yapılmak istendiği biliniyor, Emniyet içinde de, diğer yerlerde de bununla ilgili önlem alıyorlar. İki konuda üzerimize geleceğini söylediler. Birinci El Kaide bağlantısı. Biri bize El Kaideci, biri İrancı diyor.

Biz de tepkimizi koyduk, uluslar arası alanda çalışmalar yapıyoruz dedik, dışarıda bazı okulların açılmasına da biz yardımcı olduk, isim isim listesi var. İçeriği nedir dedik, öyle fotoğraflar var ki, Bülent Yıldırım’ın önüne konulduğunda “Yok o kadar mı” diyecek. Fotoğraf ne olabilir, ya konferansta birileri olabilir, ya Suriye’ye girerken görüntülemişlerdir, diyorlar ki silahlı insanlarla görüntüleriniz var. Evet, elbette var, biz Şam’a gittiğimizde Esad’ın askerleri vardı. Her bölge bir grup tarafından tutulmuştu. Ayrıca gizli bir tanık meselesi var. Tanık korumanın başındaki insanın bize karşı hep böyle bir dosyası vardı. Ben açık diyorum, bütün bilgi ve belgenizi ortaya çıkarın. Biz arabuluculuk yapıyoruz. İnsani diplomasi yapıyoruz. Bugün kaçırılan, tutuklanan Milliyet gazetesinden Bünyamin arkadaş için çalışma yapıyoruz, en katı grup tarafından kaçırıldı. Bu gruplar bu ülkenin bir kazanımıdır. Biz Pakistan ile Taliban arasındaki görüşmelerde de danışmanlık yapıyoruz. Ben devamlı söylüyorum, biz bugüne kadar hiçbir şeyden korkmadık ama bir fiskos gazetesi var. Biz net tavrımızı koyduk.

"İHH DE DAHİL OLMAK ÜZERE, HİÇBİR GRUP, CEMAAT BU GÜCE ERİŞMEMELİDİR"

E.Ç.: Mavi Marmara Türkiye açısından, hükümet, Gülen cemaati ve İHH açısında bir kırılma noktası oldu. Sizin cemaat ile Mavi Marmara öncesi ilişkiniz nasıldı, neden bozuldu?

B.Y.: İHH dahil olmak üzere hiçbir grup devlette böylesi bir güce erişmemelidir. Öyle olursa astığım astık kestiğim kestik olur. Ben Erzurumluyum, cemaate mensup çok tanıdığım var, Hoca İHH’yi tanımıyorum dedi, oysa bilir. Yavuz Dede, Hüseyin Oruç kardeşimiz Hüseyin Gülerce ve bütün siyasi partilerle görüştük. Mesela Deniz Baykal olayı olmasaydı Mavi Marmara’ya binecek CHP’li vardı, çünkü bu insani bir durum. Sayın Gülerce’nin tavrı çok iyiydi, hatta Mehmet Kamış’a gittiler, görüştüler, iki tane de muhabir verdiler. Hatta gemimizi bile onlardan aldık. Defne-Y gemisi, hepsi her şeyi biliyordu. O zaman hiçbir kaygıları yoktu. Daha sonra bu açıklama olunca üzüldük.

"CEMAATLE ARANIZ NEDEN BOZULDU, NE OLDU?"

E.Ç.: Peki ne oldu?

B.Y.: Bana göre birileri buna dedi ki, böyle olmaz… Sizin dışarıdaki çalışmalarınızın geleceği için Mavi Marmara’daki olayda tavır koymanız gerekiyor denildi. Bu açıklama olmadan önce cemaatin mensupları gözyaşı döküyorlar, bize geliyorlar. Bir açıklama ve birden bire hepsi duruyor. Daha sonra cemaatten birileri bize geldi.

"OCAĞIN YIKILSIN DEMENİN MANASI BELLİDİR"

E.Ç.: Peki neden sustunuz bugüne kadar?

B.Y.: Susmadım aslında. Niçin konuşmadım, baktım ki İsrail ve Amerika bizi bir tartışma ortamına yitiyor. Bize olan destek vardı. Biz halka bıraktık olayı, Mavi Marmara’da kazandığımıza inanıyorum. Cemaatten birileriyle görüştüm, dediler ki, içimizde özellikle Emniyet’e MOSSAD’dan sızmalar olduğunu biliyoruz ama bir şey yapamıyoruz. Bu ülkede ilk defa bu büyüme hızına rağmen, güvenlik güçleri ve yargı arasında, bunların birbirleri arasında sorun oluşuyor. Niçin ses çıkarmıyorsunuz, kapalı kapılar ardından söylüyorsunuz. İnsanlarda korku imparatorluğu oluşmuş. Baktım bir arkadaşın elinde Zaman gazetesi, görünce bir şey diyeceğimi sandım, iptal ettireceğim ama vergi durumu oluyor dedi. Nasıl dedim, abonelikten çıkınca vergi borcu çıkarıyor Maliye dedi. Kraldan çok kralcılar var. Bunlar devlet içindeki gücünü kullanarak en sıradan insanla devletin en üstündeki insanı bir tutuyorlar. Bir cemaat üyesinin konuşması ne manaya gelir iyi biliyorum, ocağın yıkılsın dediğin an ne denildiği bellidir. Cemaatin bir an önce kendini sorgulaması lazım, ya tavır koyarsınız ya da şu anda birçok zararı her iki tarafta görür ama en çok zararı hizmet görür. Ama hizmet bir siyasi parti değil, siyasi parti hata yapar ama hizmet hepimizi temsil eder.

"HOCA’NIN OKULLARI VAR, ONLARI KORUMAK İSTEMİŞTİR DEDİK AMA…"

E.Ç.: Gelelim Mavi Marmara vurulduktan sonra, Gülen’in WSJ’ye verdiği bir röportaj. Açıkça tavır alındı.

B.Y.: Bizim ilişkilerimiz şimdi gerildi aslında, biz kendimizi koruma refleksine sahibiz. ABD’de hocanın okulları var, kendini korumak için böylesi sözler etmiştir dedik, aslında kendisi dedi ki BM karar verecek. Biz Hoca’dan özür bekliyoruz, İsrail özür diledi, BM bizi olumladı. Biz Türkiye’ye gitmeyin dedik komisyona, 4 üye vardı, biri Türkiye, diğerleri İsrail’in paralı askerleri…

"TAZMİNAT KONUSUNDA GERİ ADIM ATILMADI"

E.Ç.: Tazminat konusunda geri adım atıldı mı?

B.Y.: Böylesi bir şey mümkün değil. İsrail ve bu ülkedeki lejyonerleri, Erdoğan’ı götürmeye karar vermişler. Erdoğan, Hakan Fidan, İHH hakkında dosyalar hazırlamışlar. Suriye’deki olayları El Kaide çizgisine çekip kötülemeye çalışıp dosya hazırlıyorlar. Yolsuzluk, El Kaide vb. gibi dosyalar, uluslar arası bir operasyon var, o dosyaya eklenecek. Bu ülkeyi bağımsız olarak görmek isteyen herkes dikkatli olsun, bunun bir sebebi Mavi Marmara’dır. Oslo var, çözüm süreci var. Türkiye sorunlarını hallederse bölgesel güç oluyor. Ortadoğu’daki devletlerin barışı sağlanır. Neo-conlar ve İsrail istemez bunu.

"TÜRKİYE YOLSUZLUKLAR VE PORNO KASETLERLE TANINIR HALE GELDİ, UTANÇ VERİCİ"

E.Ç.: Gezi’de ABD ve batı basınında Gezi olayları sırasında çok savunucu yorumlar vardı. Ama burada bir geri adım var.

B.Y.: Aslında değil, İHH’nin Avrupa ve ABD’de çok tanıdıkları var. Şu an diyorlar ki Türkiye iki şeyle anılıyor. Bir yolsuzluk, iki porno kasetler. Bu hale getirdiler. Ve en kötüsü de biz dünyada İslam’ı anlatmaya çalışıyoruz. Benimle birlikte İslam’a gönülleri ısınsın. Düşünün bir şahsiyet var, İslam alimi olarak tanınıyor, biri bir kadının yanına gidecekti, daha böyleleri var diyor. Hatası olan tövbe etsin.

"CEMAATİN İKİ İLERİ BİR GERİ AÇIKLAMALARINDAN YORULDUK"

E.Ç.: Hüseyin Gülerce’yi cemaatten daha ayrı tutuyorum. Bir oyum var, AK Parti’ye vereceğim ama uzlaşalım diyor.

B.Y.: Ben iki ileri bir geri işinden yoruldum. Ben Hüseyin Gülerce’ye saygı duyardım ama saygımı kaybettim. Artık bu insanlar nezdinde, bu insanlar itibarlı değil. Uzlaşmanın yolu şudur, cemaat cemaatliğini, hükümet hükümetliğini yapacak. Bugün Kayseri’deki davanın sonucunu biliyor musunuz? Furkan Doğan’la ilgili tazminat davası. Tebliğat yapıldı İsrail’e. Kalktı hakim dedi ki, İsrail devleti yargılanamaz dedi ve Furkan Doğan’ın davasına ret kararı verdi. Ve tepkiler üzerine “Giderken bize mi sordunuz” denildi. Siz kimsiniz, demek ki siz yapılanmasınız yargı içerisinde. Ben bir avukat olarak yargı bağımsızdır diyorlar, inanmıyorum. Bu tip savcı ve hakimlerin karşısında yargılanmaktan çekinirim. Bütün siyasilere diyorum, bu yargı şu an bağımsız değil, oturun bunu düzeltin. İHH’ya bağlı bir polis, savcı vb. olamaz. Cemaate bağlı polis, savcı da olamaz. Şimdi insanları tekrar almak için harekete geçmişler. Hangi kanuna göre harekete geçiyorsunuz. İHH’yı alacaklarmış. Valla bir alın, görelim şu dosya neymiş. Tehditler geliyor, bakıyorsun, hep aynı yerden. Bu halk korkmadı, Mavi Marmara’dan önce bütçemiz 1’se, şimdi 3 oldu. İnsanlar artık nefret ediyor bu şeylerden. Eğer bir iktidar değişikliği olacaksa bunun yolu-yordamı sandıktır. Öyle Mursi’ye yapılan darbe gibi olmaz. Ha bunu deyince Bülent Yıldırım yolsuzluğa sahip çıkıyor. Ya hükümet, yüzde 50 oy almış, hiç sahip çıkar mı, direkt yüzde 10’a iner. Ben sizin delillerinize inanmıyorum.

Bizim hakkımızda çok dosya var, polisteki falan abi sürmüş dosyayı. Bizim hakkımızda böyle dava varsa, millet hakkında neler yapıyorlar Allah bilir. Ben Ergenekon davasında da aynı şeyi söyledim, davada kantarın topuzunu kaçırıyorlar dedim. Bir vuracakken beş vurdular, şimdi de hepsini çıkardılar. Bu 28 Şubat’ın tek suçlusu Erbakan mı? Bütün Müslüman grupların davası onaylanıyor, sonra gel bu yargıya güven.

"YARGI BAĞIMSIZDIR DİYORLAR, İNANMIYORUM"

E.Ç.: Hukuk, yargı dedik ama. Yargı, hukuku ihlal ediyor. Alternatif siyasilerin sözcüleri haline geldiler, hakimler, savcılar…

B.Y.: Yargı bağımsızdır, kararı bekleyelim diyorlar. İşte Furkan davası, karar belli, neyine inanayım. Biz açık denizdeydik, ey insafsız adam, İsrail özür diledi, senin o kadar şahsiyetin yok mu? Çocuklarının yüzüne nasıl bakacaksın. Bugün yarın sosyal medyada herkes ben dahil deşifre edecek. Bakıyorsun bu adam falan grubun mensubu. Bizim sizden beklentimiz Allah’ın, peygamberin dediği şekilde yanımızda olmanızdır. Bırakın okullarınızı, ülke kaosa gidiyor. Sivil toplum kuruluşlarına sesleniyorum, neredesiniz, bu ülkeye neden sahip çıkmıyorsunuz?

E.Ç.: Yargı eliyle hükümete kalkışma var…

B.Y.: İsyan var, STK’lar, alimler çıkıp konuşmalı. Kardeşim olarak baktım ama canımızı yakıyorsunuz, yerinizi belirleyin. Emre Uslu’yu aradım, bizimle ilgili El Kaide-MİT bağlantılı diyorsunuz. Sizin bu yazılarla Suriye’de benim arkadaşımı şehit ettiler dedim, insan hayatıyla oynuyorsunuz. Bırakın dershaneyi, bu ülke kaosa gidelim.

"SURİYE’YE 45 TIRLIK YARDIM GÖNDERİYORUZ"

E.Ç.: Suriye’ye 45 TIR’lık bir yardım gönderiyorsunuz…

B.Y.: Evet, 45 TIR’ı içeriye dizeceğiz. Haramiler gelmesin diye öne oradaki gruplardan rica edeceğiz, bizi koruyacaklar. Sonra bunları görüntüleyip El Kaide dosyası yapacaklar, hükümeti vuracaklar. Bu ortamlarda üç şey yapmak lazım. Doğru olanın yanında güçlerimizi birleştirmeliyiz, sessiz kalmamamız lazım. İki, atılan iftiralara medya eliyle cevap vermek lazım. Sizi bu konuda tebrik ediyorum. Üçüncüsü kaos ortamı ve patlamalar. Bunlara dikkat etmek lazım. Benimle ilgili bir suikast hazırlığı olduğunu biliyoruz, onun için bu tartışmaların bitirilip bizim ve bizim gibi bir sürü insanın bu suikastlerden kurtulması için polisin, yargının kendi işine esastan bakması lazım. Bu dosyaların şantaj aracı olarak kullanılmaması lazım. Bu kaos ortamında ben bütün birimleri uyarıyorum, kaos ortamında dış istihbarat örgütleri her türlü bombalama, suikast olaylarını yapacak zemin buluyor. Oyun bozulur, Tatar Ramazan diyor ya “Biz bu oyunu bozarız”, biz bütün devletlerle karşı karşıya kaldık, çıktık içinden. Bugünlerde geçer. Bırakın derin devleti halk kursun, halk geniş kitle. Herkes kendini derin devletin kurucusu olarak görmesin. Derin devleti kurmak isteyenler ancak MOSSAD ve CIA’nin kullandığı bir mermi olur.

YOLSUZLUK DOSYASI : Emniyet’te teknik takip savaşı çıktı ! İnanılmaz iddialar

17 Aralık operasyonundan "kimsenin haberi yok" deniliyordu. Ancak istihbarat, mali polisin her adımını takip etmiş.

Sürpriz operasyonla ilgili dün ilginç bir gelişme yaşandı. Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, tutuklanan şüpheli iş adamı Reza Zarrab hakkında çalışma yapan mali polis ekiplerini "takip ettirdiği" öne sürülen İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş’ı şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırdı. İddialara göre; Zarrab’ı takip eden Kaçakçılık ve Mali Suçlarla Mücadele ekipleri, 11 Kasım 2013 günü Zarrab’ın Kanlıca’daki adresi önünde fark ettikleri aracın İstihbarat Şubesi’ne ait olduğunu ihbar etti. Yine iddialara göre; istihbarat, olay mahallinde bazı görüntülü tespitlerde bulundu. Hem takip, hem de gözaltıların yapıldığı operasyon sırasında iki ekip arasında gerginlik yaşandı. Mali polis, bu durumu savcılığa bildirdi. İddianameye de girdiği öne sürülen bu gerginlik sonrası, dün savcılığın Arıbaş’ı ifade vermek üzere çağırdığı öğrenildi.

Ancak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne atanan Selami Altınok, dün savcılığın talebini yazılı olarak reddetti. Altınok, "Hangi suçlama ve delillerle çağırdığınız tam olarak anlaşılamadı, bu çağrınız mevzuata aykırı" diyerek şube müdürünü ifadeye göndermedi. Savcı Zekeriya Öz’e bağlı olarak, Cumhuriyet Savcısı Celal Kara’nın yürüttüğü gizli soruşturma ve takipten daha önce kimsenin haberinin olmadığı kamuoyuna yansımıştı. Ancak, Emniyet İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş’ın ifadeye çağrılmasıyla ortaya çıkan son bilgiler, bunun doğru olmadığını gösteriyor. Dahası, üçlü operasyon sırasında ters takip yapan Emniyet İstihbarat’ın, hem dinlemeleri, hem de o baskınları uzaktan kayda aldığı, elde edilen bilgilerin soruşturmayı tersine çevirebileceği belirtiliyor.

Emniyet’te konuşulan akılalmaz iddialara göre; istihbarat ekiplerinin elinde, "bakan oğlunun evinde bulundu" denilen para kasaları ve para sayma makinesini eve taşıyan polislerin görüntüleri bulunuyor. Ayrıca İçişleri Bakanı Muammer Güler’in açıkladığı "Tapelerle oynanmış" açıklamasını doğrulayacak orijinal telefon konuşma kayıtlarının da istihbarat tarafından elde edildiği iddilar arasında. Emniyet içinde dillendirilen bu bu iddialar henüz hiçbir resmi kaynaktan doğrulanmadı. Ancak bunların yakın zamanda kamuoyuna açıklanabileceği konuşuluyor.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: