Etiket arşivi: Genel Başkan Yardımcısı

AKP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI HÜSEYİN ÇELİK’TEN İNCİLER :)

YOLSUZLUK DOSYASI /// CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran : MİT de bu komploların ortağı mı ?

CHP, rüşvet ve yolsuzluk operasyonu ile birlikte ortaya çıkan kirli ilişkilerin odağındaki isim olan rıza Sarraf ile ilgili olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a 8 ay önce MİT Müsteşarlığı’nın rapor göndermesini TBMM gündemine taşıdı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Başbakan Erdoğan’a, “Sürekli beyan ettiğiniz gibi eğer size, yakınlarınıza ve bakanlarınıza yönelik yolsuzluk iddiaları ‘uluslararası güçlerin tarafınıza kurduğu bir komplo’ ise MİT de bu komplonun ortağı mıdır? MİT’e de uluslararası güçlerle birlikte hükümeti devirmek için komplo kurmaktan bir ‘operasyon’ düzenleyecek misiniz? MİT Müsteşarını görevden almaya ve çete elemanı iddiasıyla suç duyurusunda bulunmaya yönelik bir idari işlem yaptınız mı?” diye sordu.

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Başbakan Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi sundu. Önergesinde, “Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) 18 Nisan 2013 tarihinde hazırladığı üç sayfalık raporda, tutuklanan işadamı Rıza Sarraf’ın bazı bakanlarla ilişkisini ve bu durumun yaratabileceği sorunları bildirmiştir” diyen Umut Oran’ın yanıt beklediği sorular şöyle:

MİT, ‘komplonun’ ortağı mı?

– 8 ay önce MİT’ten böyle bir raporu aldıktan sonra ilgili Bakanlarla görüştünüz mü, gereken soruşturmanın açılması için hangi sebeple talimat vermediniz?
– Sürekli beyan ettiğiniz gibi eğer size, yakınlarınıza ve bakanlarınıza yönelik yolsuzluk iddiaları “uluslararası güçlerin tarafınıza kurduğu bir komplo” ise MİT de bu komplonun ortağı mıdır?

Hakan Fidan için suç duyurusunda bulunacak mısınız?

– MİT’e de uluslararası güçlerle birlikte hükümeti devirmek için komplo kurmaktan bir “operasyon” düzenleyecek misiniz? MİT Müsteşarını görevden almaya ve çete elemanı iddiasıyla suç duyurusunda bulunmaya yönelik bir idari işlem yaptınız mı?

Emri siz verdiğiniz için mi raporun gereğini yapmadınız?

– MİT Müsteşarlığı 8 ay önce bu raporu ortaya koyduğu ve yolsuzluk sayılabilecek işlemleri size bildirdiği halde hiçbir girişimde bulunmamanızın sebebi eski Bakan Erdoğan Bayraktar’ın ifadesiyle “emri sizin verdiğiniz” için midir? Bu bakanlara Rıza Sarraf ile bu şekilde bir usulsüz bir ilişki içerisine girme talimatı verdiniz mi?

– İlgili raporda Rıza Sarraf’ın bir bakanla yakın ilişki içinde olduğu ve bu bakanın kendisinden rüşvet istediğini bildiren bir not var mıdır? Bu konuda tarafınızca yapılan bir suç duyurusu var mıdır?

Barış Güler’e ayda 15 bin dolar

– Rıza Sarraf’ın kardeşi Muhammed Sarraf’a Türk vatandaşlığı alınabilmesi için eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’e başvurduğu, kendisinden Türk vatandaşlığının Muhammed Sarraf’a verilmesi karşılığında Bakan’ın oğlu olan Barış Güler’e 2 yıl boyunca aylık 15.000 dolar verilmesi talebinde bulunduğu yönünde bir bilgi bahsi geçen MİT raporunda var mıdır? Bu bilgi tarafınıza ulaştıktan sonra yaptığınız girişimler nelerdir? Suç duyurusunda bulundunuz mu?

MİT’te hükümete yararlı zararlı ayrımı mı var?

– İlgili MİT raporunda “bu ilişkilerin ortaya çıkması halinde hükümetin aleyhinde kullanılabileceği” yönünde bir not var mıdır? MİT raporlarında tespit edilen suçlar hükümete yararlı, zararlı diye mi tasnif edilmektedir?

– Bir suç olayını “hükümete zarar verici bilgi” diye tarafınıza ileten, bu yolla suçun açığa çıkmasını engellemeye çalışan MİT personeli hakkında tarafınızca yapılan adli veya idari işlemler nelerdir?

TCK’ya göre suç işlediniz mi?

– Türk Ceza Kanunu’nun 279. Maddesine göre “Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Yapmış olduğunuz bu eylemlerin bu suçu oluşturduğuna yönelik olarak Hukuk Müşavirliği’nizden bir mütalaa istediniz mi? İlgili raporun tarihi ve sayısı nedir?

ERGENEKON DAVASI /// AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik : “Ergenekon”u yok saymak de mek değil

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çelik, yeniden yargılanmanın "Ergenekon"u yok sayma anlamına gelmediğini söyledi.

ANKARA (AA) – AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, "Yeniden yargılanma, milli iradeye kastetme anlamına gelen Ergenekon terör örgütünü yok sayma anlamına gelmiyor, Balyoz Eylem Planını yok sayma anlamına asla gelmiyor" dedi.

AK Parti Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki konuları değerlendiren Çelik, Ergenekon ve Balyoz davalarına ilişkin yeniden yargılama konusunda, Türk hukuk sisteminde yer alan iade-i muhakeme esasının buna uygun zemini hazırladığını söyledi.

Yargılamanın yenilenmesi konusundaki birçok değişikliğin AK Parti hükümetleri döneminde yapıldığına dikkati çeken Çelik, "Yeniden yargılama meselesi AK Parti’nin önem verdiği meseledir. İstanbul’da bazı yazarlarla yapılan toplantıda Sayın Başbakanımız da bu konuya sıcak baktığını ifade etmiştir, kendisini ziyaret eden Türkiye Barolar Birliği Başkanına da (TBB) meseleye sıcak baktıklarını ifade etmiştir" dedi.

"Yeniden yargılanma, milli iradeye kastetme anlamına gelen "Ergenekon terör örgütünü yok sayma" anlamına gelmiyor, "Balyoz Eylem Planını yok sayma" anlamına asla gelmiyor" diyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunları görmemezlikten gelmek, milli iradeyi kasteden ve mahkemece de tespit edilen bu hususları gözardı edelim, yok sayalım anlamına gelmiyor. Bana da Sayın Başbakan’a da daha alt rütbelerdeki bazı insanların gelen mektupları var, mahkum olmuş, tutuklu durumdaki insanların kesinlikle uzaktan yakından Balyoz Eylem Planı ile alakası olmadığı halde kendilerinin de kapsama dahil edildiklerini anlatıyorlar. Bu kulağımızı tıkamamız gereken bir mesele midir? Tabi ki değildir. Bunların önemli kısmı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu. Bir insanın olayla alakası yoksa, birileri onunla ilgili delil üretmişse bu insan hakkına kasttır, Anayasa Mahkemesi bunları incelediğinde bunlar ortaya çıkacaktır.

Sayın Başbakanımız, Türk hukuk sistemi içerisinde yer alan ‘yeniden yargılanmaya sıcak bakıyorum’ derken, hukuk devletinin Başbakanı olarak hareket etmiştir. Bu konuda hala bir eksiklik, engel varsa Adalet Bakanımıza bir talimat vermiştir, ‘bu konuda çalışma yapın’ demiştir. Barolar Birliği Başkanına da ‘barolar olarak eğer sizin bir katkınız olursa Adalet Bakanlığıyla temas halinde siz de katkınızı verin’ demiştir Sayın Başbakan."

Çelik, adalet sisteminin iddia, muhakeme ve savunma ayaklarından oluştuğunu ve savunmayı temsil eden barolardan her hukuk meselesinde yapıcı eleştiri gelmesinin kendilerini memnun edeceğini belirterek, henüz yeniden yargılamayla ilgili Adalet Bakanlığında bitmiş bir çalışma olmadığını, nihai hükmün verilmediğini kaydetti.

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’nun kendini yasama ve yürütmenin yerine koyarak tutuklu ve hükümlüler ile onların aileleri nezdinde büyük bir beklenti oluşturduğunu ifade eden Çelik, "Sayın Barolar Birliği Başkanı bu insanların ümitleri üzerinden şov yapıyor ve şova devam ediyor. ‘Ben, profesyonel hiçbir siyasetçiye güvenmem’ diyor. Başbakan ile görüşüyorsunuz, bazı tekliflerde bulunuyorsunuz ve çıkıp ‘ben Başbakana güvenmiyorum’ diyorsunuz… Sayın Feyzioğlu’nun siyaset kurumuna sıcak bakmaması, belki de merhum babası Turhan Feyzioğlu’nun siyasette her zaman hüsrana uğramış olmasının katkısı olabilir. Kendisini dinlerken genel başkanlık, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı bile bu arkadaşımızı kesmiyor. Adeta tecessüm etmiş bir kibir profiliyle karşı karşıyayız" diye konuştu.

Feyzioğlu’na ondan yaşlı, bir ağabeyi olarak seslendiğini dile getiren Çelik, Feyzioğlu’nun takındığı tavır ve usulle hiç kimseye fayda sağlamayacağını belirtti.

AK Parti’nin kapılarının usul ve erkan dahilinde gelen, yapıcı katkı sağlayan herkesle işbirliği yapmaya hazır olduklarını vurgulayan Çelik, İstanbul Barosu’nun Ergenekon ve Balyoz davalarındaki tutumunun kamuoyu tarafından bilindiğini, Balyoz davasının uzamasındaki sebebin İstanbul Barosu olduğunu ve darbe teşebbüsleri konusunda İstanbul Barosu başta olmak üzere aynı ekibin tavrının çok net bilindiğini söyledi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, "Biz, Ergenekonun avukatıyız dediğimiz zaman siz bize şunu, bunu diyordunuz. Şimdi aynı noktaya geldik" ifadelerini hatırlatan Çelik, "Yok Sayın Kılıçdaroğlu, biz sizinle aynı noktada hiç değiliz. Siz, darbe teşebbüslerinin avukatlığına devam edin, milli iradeye kastetmenin avukatlığına devam edin, Danıştay saldırısını gerçekleştiren iradenin arkasında durmaya devam edin, siz yer altından fışkıran mühimmat, silah depolarını savunmaya devam edin, faili meçhulleri savunmaya devam edin, Cumhuriyet gazetesine atılan bombayı savunmaya devam edin, biz milli iradenin avukatlığını yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

-"Ne Ergenekoncular ne Balyozcular ne de onların savuncuları bizim için cici, falan değildir"

Çelik, Başbakan Erdoğan’ın "halkım adına savcıyım" ifadelerinin de bazı çevrelerce yanlış değerlendirildiğini belirterek, İngiltere’de adalet bakanının aynı zamanda başsavcı sayıldığını, Başbakan Erdoğan’ın da halkı adına, milletin iradesine kastedenlere karşı böyle bir tutumu olacağını söyledi.

Hüseyin Çelik, "Ne Ergenekoncular ne Balyozcular ne de onların savuncuları bizim için cici, falan değildir. Dün değildi, bugün değil, yarın da olmayacaktır" dedi.

Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir insana bile bile haksızlık yapılmışsa, aleyhinde delil üretilmişse bu da ortaya çıkmışsa, yeni deliler ortaya çıkmışsa, bitmiş davalar için söylüyorum, iade-i muhakemenin şartları oluşmuşsa elbette iade-i muhakeme yapılmalıdır. Sayın Feyzioğlu’nun istediği yeniden yargılama değil, sıfırdan muhakeme, hatta tepeden tırnağa bu davaları yok sayalım diyor. Hızını alamadı Silivri’ye gitti. Yer yüzünde mahkumlara ve tutuklulara ‘sizi buradan her halükarda çıkartacağız, peki hangi yol ve yöntemle çıkartılmak istersiniz’ diye birşey olabilir mi? Ne zamandan beri mahkumlar ve tutuklular yargılamayla ilgili yol ve yöntemleri kendileri belirliyorlar. Hem müjde veriyorum diyor, o insanların ve ailelerinin ümitlerini istismar ediyor, şov yapıyor hem kendini yasamanın, yürütmenin yerine koyuyor hem başbakana, siyaset kurumuna güvenmediğini söylüyor. Ben hayretler içindeyim. Hangi kanala Sayın Feyzioğlu’nu çıkaracaklarını şaşırmış durumdalar.

Yeniden yargılanmaya evet, eksiklikleri tamamlamaya evet, ama milli iradeye kasteden birşey varsa ortada, kesinlikle biz orada yokuz. Askeri vesayete hayır diyoruz, yargının vesayetine hayır diyoruz, millet iradesinin üzerinde vesayeti kabul etmiyoruz. Kimden gelirse gelsin bütün vesayetlere kapalıyız. Böyle durumlarda hemen başka bir figür daha ortaya çıkıyor, o da Yargıtay eski Başsavcısı Sayın Sabih Kanadoğlu. Ulusalcı, Kemalist çevrelerin fetva emiri. Hemen çıkıp ne olması gerektiğine o karar veriyor. Ne olması gerektiğine TBMM karar verecek, ne olmaması gerektiğine de TBMM karar verecek. Katkı sunmak istiyorlarsa, yapıcı eleştiri yapacaklarsa, millet iradesi paralelinde hukuk sisteminin iyileştirmesi için Barolar Birliği, şu baro, bu baro güzel şeyler yapacaksa biz başımıza koyarız, ama bu yol ve yöntem çıkmaz yoldur."

-Uludere olayı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Uludere’de yaşanan olaylara ilişkin askeri mahkemenin kararını değerlendirerek, olayın yaşandığı gün hayatını kaybedenlere başsağlığı dilediğini, o gün eldeki bilgilere göre yaşananların bir operasyon kazası olduğunu ifade ettiğini anımsatarak, olayda bir ihmal, kusur, kasıt varsa hukuk devletinde bunun gereğinin yapılacağını söylediğini hatırlattı.

Askeri mahkemenin "kaçınılmaz bir hata var" dediğini, hükümetin de olayda ölenlerin ailelerine hayatlarını insanca sürdürebilmeleri için tüm imkanları seferber ederek ve imkanları zorlayarak, 120 bin lira tazminata hükmettiğini anlatan Çelik, terör örgütü ve BDP’nin tazminata "kan parası" diyerek, ölenlerin yakınlarının tazminatı almasını engellediğini, hükümetin de "şehit ailesine verilen kan parası olmadığı gibi bu da kan parası değildir" dediklerini ifade etti.

Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ve bazı milletvekillerinin Uludere’ye giderek, taziye ziyaretinde bulunduğunu, Türkçe ve Kürtçe mevlüt okuttuklarını hatırlatan Çelik, "Onlarla empati kurmak için ne gerekiyorsa yapıldı. Bu kaçınılmaz hatayla ilgili olarak, bu karar nihai ve son karar değildir. Temyiz yolu açıktır, bir üst düzey askeri mahkemeye müracaat edilebilir, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunabilirler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaat edebilirler, hukuki süreç tamamlanmış değildir. Bugün çıkan karar, benim vicdanımı tatmin etmemiştir, eminim ki kamuoyunun da vicdanını tatmim etmemiştir" diye konuştu.

-HSYK Kanunu’nda değişiklik teklifi

Hüseyin Çelik, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile ilgili kanun teklifinin dün akşam TBMM Başkanlığına verildiğini belirterek, teklifin Kurulun kanunla belirlenen görev ve yetkilerinin değiştirilmesine yönelik bir adım olduğunu söyledi.

Anayasa’nın 159. Maddesi gereğince HSYK’nın aldığı kararların, çıkardığı yönetmelik ve yayımladığı genelgelerin yargı denetimi dışında olduğuna işaret eden Çelik, "Adalet Bakanlığına bunu devrettiğiniz zaman tüm yargı denetimi, Meclis denetimi vardır, yasama üzerindeki denetim olarak Anayasa Mahkemesinin denetimi var, idari iş ve işlemlerde Danıştay’ın denetimi var, halkın iradesinin siyaset üzerindeki denetimi var, TBMM zaten yürütme organını denetleme hakkına sahiptir. Bunlarla ilgili süreci takip edersek, bütün bunlar konuşulacaktır" ifadelerini kullandı.

Çelik, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemlerde Başbakan Erdoğan, hükümet ve AK Parti kadrolarıyla ilgili olarak haddi aşan, ahlak sınırlarını zorlayan, götürü usulüyle yaptığı itham ve izanlarda bulunduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

"Dün Sayın Başbakana çağrıda bulunuyor; ‘gel 11 maddeyi beraber çıkartalım, şunları beraber yapalım’ diyor. Bu güzel, ana muhalefetin bir konuda iktidarı birşeye çağırması demokrasilerde olması gereken şeydir. Arkasından Suriye meselesinde diyor ki; ‘Senin iki elinde Müslümanların kanı vardır’ diyor. İki elinde Müslümanların kanı olan bir lideri işbirliğine çağırıyorsun. 17 Aralık’tan bu yana Kılıçdaroğlu’nun geliştirdiği ve çok da prim yaptığını zannettiği bir söylem var. ‘Sayın Başbakan, bakanlar kurulunu toplasın, etrafına baksın çete orada. Aynaya da baksın çete reisi de orada’ diyor. Sayın Başbakanı çete reisi olarak nitelendiriyor. Bu ne terbiyedir, bu ne ahlaktır, bu ne söylemdir? Siz, bu şekilde çete reisi olarak nitelendirdiğiniz bir insanla TBMM’de birşey yapalım teklifinde bulunuyorsunuz, üstünüze gülmezler mi? Yakıştırıyor musunuz kendinize, ana muhalefete?

Sayın Bahçeli’de 17 Aralık’tan sonra bütün bakanlar kurulu üyelerine, bütün milletvekillerimize bütün AK Parti’ye ‘siz yolsuzluk, rüşvet içerisindesiniz’ ithamlarında bulunuyorlar. Ben buna ‘edep ya hu’ diyorum. Sayın Bahçeli, senin bakanının çocukları, kardeşi, kızı değil, senin bakanının bizatihi kendisi yolsuzluktan dolayı Yüce Divan’a gönderildi. Hangi AK Partili çıktı topyekün bütün MHP’lileri hırsız olmakla itham etti. Bu nezakete sığar mı, bu siyasi edebe sığar mı?"

-"Sayın Kılıçdaroğlu durmadan yalan söylüyor"

Hüseyin Çelik, Kılıçdaroğlu’nun İstanbul merkezli operasyonda yapıldığı iddia edilen yolsuzluğun boyutunu 247 milyar lira olarak açıkladığını belirterek, "Bu 247 milyar adamın dudağını uçuklatır. Sayın Kılıçdaroğlu durmadan yalan söylüyor. 250 dese yuvarlak rakam inandırıcı olmayacak, 247,6 falan da diyebilirdi. Nerede bu 247, bu rakamları çıkar toplumun önüne koy" diye konuştu.

İstanbul’da yapılacak üçüncü havalimanı ve köprünün müteahhit firmalarının bu yatırımları kendi kaynaklarıyla yaptıklarını anlatan Çelik, "Bazı bakanların çocuklarıyla ilgili ortada iddia var, bu iddialarla ilgili mahkeme nihai hükmünü tesis edecek. Eğer birinin gerçekten çaldığı, rüşvet aldığı tespit edilirse hep birlikte ona ‘hırsız’ diyeceğiz. Ama ortada bazı iddialar, söylentiler, dedikodular varken, siz insanların hepsine, 8 küsur milyon üyesi olan, 21,5 milyon oy almış, 320 milletvekili olan, 2,5 milyondan oluştan teşkilatı olan AK Parti’nin bütün mensuplarını siz hangi hakla bu şekilde itham ve izan edebilirsiniz?" diye sordu.

AK Partili birinin suç işlemesi halinde er veya geç hukuka bunun hesabını vereceğini ve Başbakan Erdoğan’ın çok net şekilde "benim evladım da olsa affetmem, biz pisliğin üzerine oturmayız, biz 3-Y ile mücadele etmek için yola çıkmış siyasi hareketiz" dediğini vurgulayan Çelik, Başbakan Erdoğan’ın mal varlığının da "www.basbakanlik.org.tr" internet adresinde güncellenerek her zaman bulunduğunu, kim, hangi kurum ve kuruluş usulüne göre isterse bunu öğrenebileceğini kaydetti.

Çelik, "Sayın Kılıçdaroğlu sen AK Partililer için akreditasyon mercii değilsin, biz sana bir ibrazda bulunmak zorunda değiliz. Hangi kurum, kuruluş bunu isterse öğrenebilir, bunu halk da öğrenebilir. Bütün halka çağrıda bulunuyorum, ‘basbakanlik.org.tr’ye girin, başbakan bölümünü tıklayın, özgeçmiş bölümünün altında göreceksiniz. Bu kadar açıkken günlerdir bütün camiamıza yönelik bu karalamalar siyasi edep, nezaketle bağdaşır mı? Barış içinde yarış olsun, yarışacağız diye birbirimizi harap etmeyelim, siyaset kurumunu ayaklar altına almayalım" dedi.

Kılıçdaroğlu’nun her gün yalan ürettiğini savunan Çelik, şöyle devam etti:

"Halkımıza olan saygımızdan dolayı, Kılıçdaroğlu’nun söylediklerini kale aldığımızdan dolayı değil, CHP’ye oy veren insanları ciddiye aldığımızdan dolayı bu açıklamaları yapmak zorundayım. Kılıçdaroğlu, ‘Başbakan benim çağrılarıma cevap vermez, çünkü ar damarı çatlamış’ diyor. Bakar mısın, ar damarı olana. Herkes aynanın karşısına geçsin, kendisiyle muhasebeleşsin.

‘AK Partililer sorgulanmaz, incelenme – araştırma yapılmaz’ diye birşey yok. Bugüne kadar İçişleri Bakanlığı 4 bin 186 sefer belediyelere ön inceleme kararı vermiş, 2009 seçiminden bu yana. Bunun bin 815’i AK Partili belediyedir, bin 815 belediye değil, belki bir belediyeye 10 kere verilmiş, bir belediyenin hiç yoktur. Toplamda bin 842 sefer soruşturma izni verilmiş, bunun 708’i AK Partili belediyedir. AK Partili bakan, AK Partili belediyenin soruşturulması için izin vermiş. İşten el çektirilen AK Partili belediye var, AK Partiden suistimallerinden veya genel ahlaka aykırı tutumundan dolayı ihraç edilen var, cezaevinde olan var. Bu mekanizma içerisinde kim yanlış yaparsa o yanlışının bedelini öder. Hiç birimiz buna bakanlar, genel başkan yardımcıları herkes dahil, hiç kimse ülkemiz kadar değerli değildir. AK Parti’nin hiç bir mensubu partinin kendisi kadar da değerli değildir. Çünkü bu partinin arkasında milyonlarca insanın alın teri, gözyaşı, duası ve emeği vardır. Kim yanlış yaparsa hesabını öder. Suçların ferdiliği prensibini gözardı etmeyeceğiz, topyekün, toptan bu Allah’ın da kulların da gücüne gider."

(Sürecek)

CEMAAT HAYRANI VE Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, ERGENEKON’DA YENİDEN YARGILAMAYA B OZUK :)

Ak Parti: Ergenekon sanıklarına ümit veriliyor

Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Ergenekon ve Balyoz davalarının sanıklarına ümit verildiğini belirterek yapılan yorumları eleştirdi

Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Ergenekon ve Balyoz davalarının sanıklarına boş yere ümitler verildiğini belirterek son günlerde yapılan yorumların isabetsiz olduğunu söyledi.

Hüseyin Çelik, sanıklarla yapılan görüşmelerde onlara yeniden yargılamanın yöntemleri konusunda seçenek sunulduğu şeklinde bir algı oluşturulduğunu savunarak, bunun hata olacağını belirtti.

ULUDERE OLAYI

Hüseyin Çelik, Uludere olayıyla ilgili Askeri Savcığılığın verdiği kararın, kamuoyu vicdanının tatmin etmediğini ifade etti.

ERGENEKON DAVASI : CHP Genel Başkan Yardımcısı Loğoğlu’ndan Yeniden Yargılama Açıklaması

"(Ergenekon ve Balyoz’da yeniden yargılama) Ben bunu inandırıcı bulmuyorum. Gerçekten adaletin yerine gelmesinden ziyade yolsuzluk ve rüşvet iddialarını unutturmak için gündem saptırma olarak görüyorum"-"Gerçekten AK Parti samimiyse, hakikaten hukuk işletilecekse, bu sanıklar tahliye edilsin ve tutuksuz olarak yargılansın"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu, Ergenekon ve Balyoz’da davalarında yeniden yargılama tartışmalarıyla ilgili, "Ben bunu inandırıcı bulmuyorum. Gerçekten adaletin yerine gelmesinden ziyade yolsuzluk ve rüşvet iddialarını unutturmak için gündem saptırma olarak görüyorum" dedi.

Loğoğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, uluslararası kurumlardan yapılan uyarılarla beraber Türkiye’nin, terörle içiçe yaşayan, teröre kucak açmış bir ülke izlenimi yaratıldığını savundu.

Türkmenler’e götürüldüğü söylenen TIR’ın aranmak istendiği ancak buna izin verilmediğini belirten Loğoğlu, "Türkmenler bunu yalanladılar. Yardım malzemesi ne zamandır devlet sırrı oluyor? Bundan hepimizin rahatsızlık duyması lazım. Türkiye, 2014 yılına girerken adı terörle bitişik hale gelmiş, üstündeki örtüleri çekilemeyen, garip, tuhaf olaylarla karşı karşıya gelmiştir" dedi.

Loğoğlu, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, dış politikayı rakamlarla ifade ettiğini, büyükelçilik açılması, yapılan toplantı sayısı, ziyaret sayısı gibi rakamsal görüntüyü başarı olarak sunduğunu söyledi.

"Tahliye edilsinler"

Ergenekon ve Balyoz davalarının yeniden görülmesiyle ilgili tartışmalara değinen Loğolu, şunları ifade etti:

"Geç de olsa adaletin yerine gelmesini istiyoruz. Her türlü desteği vermeye hazırız. Zaten bu konuda kanun teklifleri hazırlanıp sunulmaktadır. Başbakan ‘yeniden yargılanma konusunda bir sıkıntımız yok’ diyor. Peki aklınız neredeydi? Adalet hissiniz, vicdanınız yeni mi uyandı? Ben bunu inandırıcı bulmuyorum. Gerçekten adaletin yerine gelmesinden ziyade, yolsuzluk ve rüşvet iddialarını unutturmak için gündem saptırma olarak görüyorum. Gerçekten AK Parti samimiyse, o zaman yapılacak basit bir şey var: Düzenlemeleri yapalım ancak bu arada yüzlerce insan kaç yıldır hapishanelerde perişan ediliyor. Hakikaten hukuk işletilecekse, bu sanıkların sayısız tahliye talepleri var, bütün sanıkları tahliye edilsin ve tutuksuz olarak yargılansın. Daha fazla perişan etmeyelim bu inanları ve ailelerini. Madem yeniden yargılanma konusunda ihtiyaç var, o zaman tahliye edilsinler ve tutuksuz yargılansınlar.

Türkiye’nin ana gündemi yolsuzluk ve rüşvettir. AKP ne yaparsa yapsın, hangi yönteme başvurursa başvursun, bu ana gerçek değişmeyecek. Komplo olsun olmasın ne fark edecek? Komplo olmuşsa hükümet ve devlet bunu da ortaya çıkarsın ama komplo iddiası yolsuzluk ve rüşvet iddialarını ortadan kaldırmıyor. CHP, bu işin peşini bırakmayacak."

Loğoğlu, bir soru üzerine, yeniden yargılamaların başka davalar için de gündeme gelebileceğini belirterek, "Şike davasında da yeniden yargılama olabilir diye değerlendirmeler var. Burada asıl olan adaleti bulmak. Biz adaletin tecelli etmesini istiyoruz herkes için. Sadece o dava, bu dava değil herkes için adalet istiyoruz" dedi.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun, tutuklu eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile görüştüğünün belirtilmesi üzerine Loğoğlu, "Adaletin tecelli etmesi için kime adaletsizlik yapıldıysa onun giderilmesinden yanayız. İlker Başbuğ da herhalde Türk siyasi ve adli tarihinin en kara sayfalarından biri olacaktır. Onun bu suçlamayla bu süre hapiste tutulmasının affedilecek bir tarafı yok" diye konuştu.

Mhp Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz : “Ergenekon Ve Balyoz Davalarının Yeniden Görülmesin i Önemsiyoruz”

Mhp Genel Başkan Yardımcısı Durmaz: “ergenekon Ve Balyoz Davalarının Yeniden Görülmesini Önemsiyoruz”

MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, Ergenekon ve Balyoz davaları yargılamalarında kamuoyu vicdanının yeterince tatmin olmadığını belirterek, davaların yeniden görülmesini önemsediklerini söyledi.

MHP Yozgat Belediye Başkan adayı Uğur Bektaş’ın seçim bürosunun açılış törenine katılmak için Yozgat’a gelen MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, açılış sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Ergenekon ve Balyoz davalarının yeniden görülmesinin gündeme gelmesini değerlendiren Durmaz, “Bunu çok önemsiyorum. Hatırlayacaksınız o süreçte zaten kamuoyu vicdanı yeteri kadar tatmin olmamıştı.

Bir takım delillerin düzmece olduğu, bir takım terör örgütü mensuplarının gizli tanık olarak dinlendiği, esasen tanıklık yapmak isteyen bazı komutanların tanıklıklarına yer verilmediği, onların beyanlarına itibar edilmediği bir süreci yaşamıştı Türkiye. Şimdi Başbakanının baş danışmanı, sayın genel başkanımızın dün Bursa’da ifade ettiği üzere bakanlardan çok şey bilen, her şeye yön veren Başbakanın danışmanı ve milletvekili olan Yalçın Akdoğan, ‘Türk ordusuna kumpas kuruldu’ diye bir beyanda bulunmuştur. Bunu Sayın Başbakan defalarca müddei iddiasını ispatla mükelleftir demişti. Bunu benim ortaya koyma şansım yok.

Bizim partimizin ortaya koyabilme şansı yok. Biz gördüklerimize göre bir takım yorumlar yapabiliriz, ama işin içinde olanlar bunu söylüyorsa bu ciddiye alınmalıdır, bu süreç mutlaka tekrar önü açılarak kamu vicdanını tatmin edecek bir şekilde bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır” dedi.

Tutuklu vekillerin tahliye edilmesi konusuna da değinen Durmaz, “Biz bu tahliyelerin olabileceğine Oslo görüşmelerinden bu yana zaten ihtimal veriyorduk. Ben bunun Oslo’da yapılan pazarlıkların bir parçası, bir unsuru olduğuna bütün samimiyetimle inanıyorum. Terazinin bir kefesine PKK’lılar, bir kefesine de Sayın Engin Alan Paşa’nın konduğu bir düzenlemeyi asla kabul etmeyeceğimizi ve böyle bir şeye itibar etmeyeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Sayın Engin Alan Paşamız da kendisi ‘Ben PKK’lılarla bir pazarlık unsuru haline geleceğime bu zindanda, bu hapishanede ölmeyi tercih ederim’ demek suretiyle yiğit bir vatan evladının çok samimi, çok kararlı, çok net duruşunu ortaya koymuştur. Gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Bu haksızlıklar yeniden yargılama süreciyle ortadan kalkacaktır. Sayın Engin Alan Paşa ile ilgili kararı Yargıtay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurularla ilişkin düzenlemesinden çok kısa bir süre öncesine denk getirilmiş olmasını çok manidar olduğunu düşünüyoruz. Birileri başından itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kendi ifadeleriyle bir kumpası kurdular, öyle anlaşılıyor” ifadelerini kullandı. Kaynak : İHA

ERGENEKON DAVASI : AK Parti Gn.Bşk.Yrd. Numan Kurtulmuş, “TSK’nın başvurusunun hükümetle i lgisi yok” dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, NTV canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Numan Kurtulmuş, Genelkurmay’ın Balyoz ve Ergenekon’la ilgili suç duyurusuna ilişkin, ”TSK suç duyurusunu kendi kurumsal kimliği çerçevesinde yapmıştır. Bunun hükümetle, Başbakanımızla ilgisi yok” dedi.

Kurtulmuş’un, Oğuz Haksever’in yönelttiği sorulara verdiği yanıtlar şöyle;

İki tane suç duyurusu vardı. TSK’nın yaptığı suç duyurusu Başbakan’ın bilgisi dahilinde miydi?

Başbakanımızın haberi olduğunu zannetmiyorum. Daha önceki süreçte TSK’dan yapılan ‘Biz TSK olarak içerideki politik tartışmaların tarafı değiliz’ açıklaması kamuoyunu da ferahlatan bir açıklama olmuştur. TSK kendi kurumsal kimliği içinde suç duyurusunu yapmıştır. Bunun hükümetle, Sayın Başbakan’la hiç alakası yoktur.

Sayın Mehmet Ali Şahin, yargıdaki “cemaatin imamı” diye hitap ettiği bir kişinin Fethullah Gülen’e dosya yolladığını öne sürdü. Bu konuda YARSAV bir suç duyurusu yapmıştı. Bu parti içinde üst organda gündeme geldi mi?

Gündeme gelmedi ama Sayın Mehmet Ali Şahin, Adalet Bakanlığı yapmış ve adalet sistemini iyi tanıyan isimlerden birisi. Herhalde bu yapılan suç duyurusu çerçevesinde varsa bilgi ve belgeler ortaya konulur. Bunlar çerçevesinde de mahkemeler gerekli tahkikatı sürdürür. Yargıya intikal etmiş bir süreç üzerine çok laf etmemize gerek yok.

Paralel devletin içinde yargının da olduğu dile getiriliyor. Bunun boyutu nedir?

Biz kamuoyuna yansıyan kısmını biliyoruz. Mesela adliye sarayının önünde bildiri dağıtmak, HSYK’nın neredeyse siyasi bir tartışmanın tarafıymış gibi bir bildiri yayınlaması son derece manidar. ‘Türkiye’nin yargıda tarafgir bir davranış yoktur’ algısını zedeleyen algılar şeklinde oldu. Dolayısıyla uzun süren dinlemeler, uzun süren dinlemelere rağmen bazı mercilerin harekete geçmemiş olması, bazı dinlemelerin beklentiye alınmış olması, bütün bunların savcıların beklentisi dahilinde olması görüntüsü Türkiye’ye yakışmıyor. Ortaya bazı yargı mensuplarının taraflı davrandığı algısını çıkarıyor.

Ekonomiye olan etkisi boyutunda ne dersiniz?

Biz çok titiz bir çalışma yaptık 17-30 Aralık arasındaki süreçte Türkiye’nin kaybı nedir diye. Bu süre içinde yüzde 1.18 puan faizlerimiz yükseldi. Bunun tam karşılığı 4.56 milyar TL’dir. Bu on günde Türkiye’nin risk primi uluslararası göstergelere göre yüzde 34 armış demek. Bu da bundan sonra bizim dışarıdan borçlanacak insanlarımız daha yüksek faiz bedelleri ödeyerek borçlanacağı demektir. Dövize bakıyoruz; kurdaki değişmeden Türkiye’nin 15.1 milyar lira kaybı var. Borsanın değeri 562.5 milyar liradan 481 milyar liraya düştü. Bir de bazı firmaların oradaki hisse senetlerinin değeri düştü. Reel sektörün 165 milyar dolar yabancı para açığı var. Kur değişmelerinden dolayı da 8 milyar doları da bunun üzerinde koyun. Toplam karşılığı 104.86 milyar TL’dir. İşin yolsuzluk tarafı eyvallah. Kim yolsuzluk yaptıysa babamızın oğlu olsa yolsuzluk yapanın sonuna kadar gidilsin, devletin bir kuruşunu kim yediyse burnundan fitil fitil getirilsin. Bu başka bir şey. Ama eğer bir ülkenin ekonomik göstergeleri bu kadar kısa süre içinde bu kadar ciddi dalgalanıyorsa bu işin arkasında da bunlar tesadüfen olmaz. Dünyanın bütün ekonomik gelişmelerinin arkasında siyasi kararlar vardır.

Bu milletin bu parasına yazıktır. Gezi olaylarından bu yana sürece baktığımız zaman mesela Türkiye dövizdeki dalgalanmalar dolayısıyla çok ciddi şekilde Merkez Bankası döviz çıkarmak durumunda kaldı. Son rakamıyla yaklaşık 17 milyar dolar Türkiye’nin Merkez Bankası’ndan piyasalardaki dengeyi sağlamak için döviz ihraç edildi. Bu fukara milletin 17 milyar doları Merkez Bankası’ndan çıkıyor. Ayrıca Mayıs ortasında borçlanma faizleri 4.61’e kadar düştü. Bu Türkiye’nin tarihinde en dip noktasıydı. Ama bugün geldiğinizde yüzde 10’un üzerine çıkmış bir borçlanma faizinden söz ediyoruz. Bu tartışmalar filan bir müddet sonra gider ama geriye tahrip olmuş bir Türkiye ekonomisi, cebinden paraları çalınmış bir millet ve gerçekten zaten zar zor ayakta duran büyük çoğunluğun daha çok cebine el atılmış olan bir tablo ile karşı karşıyayız. Yolsuzlukların sonuna kadar üzerine gidelim ama yolsuzluk perdesi altında yapılan bu operasyonlara karşı da uyanık olalım. Bu kadar para hareketleri; kim ne kadar döviz aldı, biriktirdi. Onlar da ayrı konu.

Birtakım refleksler olabilir ama onun da ötesinde başka operasyonlar olabilir diyorsunuz?

Çok net. Bu insanlar 14-15 ay dinlenmişse ve bu kadar ay içinde bu insanların bir takım yanlışlar yaptığı görülmüşse niye yanlışlar yapmadan evvel bunlara mani olunmadı? Vicdan, adalet bunu gerektirmez mi? Niçin bu operasyonu Halk Bankası üzerinden yapıyorsunuz? Halk Bankası 2002 yılında zarar yazan bir bankaydı, 2012 yılında 2.6 milyar lira kar elde etti. Ayrıca İran’la olan ticarette, bu enerji hatları Kuzey Irak petrollerinin geçişi tartışılıyor son günlerde, Azerbaycan’dan gelecek olan Güney Akım petrollerinin taşınmasında hatta Hindistan gibi ülkelerin yapmış olduğu ticarette Halk Bankası’nın kullanılması söz konusu. Birileri bundan rahatsızlık duydu. Halk Bankası baktığınız zaman bazı işlemlerini de Türk Lirası üzerinden yapmış yani dövize ihtiyaç duymadan yapmış. Varsa Halk Bankası’nın bir yöneticisinin kusuru bunun üzerine gidilsin hesabı sorulsun. Ama niye Halk Bankası’nı bu hale getiriyoruz? 10 günde değerindeki kayıp 5.2 milyar lira civarında.

Önce yeni İçişleri Bakanı ilk demecinde dedi ki; ’17 Aralık’tan önce kim dolar aldı?.’ Ardından da ‘Ekonomi bakanlarının bir soruşturma yapacağı ve bu hareketlerden kimlerin spekülasyon amaçlı kazanç elde ettiklerini araştıracağız” dedi Sayın Arınç. Çıkar mı ortaya çıkarsa açıklanır mı?

Çıkması lazım çıktığında da kamuoyuyla paylaşılması lazım. Türkiye sıradan bir ülke değil. Hiç kimsenin bu ülkenin ne siyaseti ne ekonomisi üzerinde bir operasyon yapmasına müsaade edilmez. Bunlar araştırılır ortaya çıkar çıktığı zaman da bunlar kamuoyuyla paylaşılır.

‘Vatandaş ‘Doların vaziyeti ne olacak?’ diyor bir projeksiyon ortaya koyabilir misiniz?

Bütün bu toz bulutu içinde en olumlu taraf Türkiye ekonomisinin makro dengeleri. Bütün bu olaylar olmasaydı reel Türkiye ekonomisi ikinci fasıla geçmek durumundaydı. Üreten, istihdam geliştiren, markaları olan, ihracat yapan, AR-GE’ye ciddi pay ayırmış olan bir Türkiye. Sadece makro dengeler değil bu makro dengeleri mikro başarılarla taçlandıran bir Türkiye ekonomisi.

Nitekim Mayıs ayında bunu gördük. Üreten hem şehirlerinin marka değerlerini arttıran, çok ciddi şekilde küresel alanda rekabet eden bir Türkiye’ye doğru Türkiye gidiyor. Bunu sağladığımız sürece ben hiçbir şeyden endişe etmiyorum. Fabrikalarımızın, organize sanayi bölgelerimizin ürettiği, orta sınıfların ciddi şekilde güçlendirildiği, alt gelir gruplarının alım gücünün arttığı bir Türkiye, markaları olan, patentleri olan bir Türkiye’ye doğru gidiyoruz. Birileri bunun önünü kesmek istese de gidiyoruz. Doğal akışı hiç bir büyük güç engelleyemez. Yeter ki biz millet olarak bu puslu karamsar havanın verdiği karamsarlıktan bir türlü arınıp ileriye doğru iyimser bir şekilde bakmamız lazım. Türkiye nice böyle badirelerden geçmiştir bunu da hükümetin devletin kararlılığı içinde rahat aşılabilecek bir sıkıntı olarak görüyorum.

Özellikle yargı ile hükümet arasında HSYK odaklı bir gerilim oldu. Paralel yapılanmanın yargıda da var olduğu yolunda bir algı kamuoyunun önünde bulunuyor. Bugün Deniz Baykal, ‘Siyaset buna çözüm bulmalı” dedi. Yine burada Adem Sözüer, “Evet, HSYK suç işlemiştir, siyasi bir açıklama yapmıştır bunu tamir etmek siyasete düşer” dedi. Ufukta yargının yeniden oluşmasına dair reform var mı?

Biz demokrasiyi tarif ederken çok eksik tarif ediyoruz. Yürütme, yargı ve yasamanın birbirinden ayrı ve bağımsız olması… Eyvallah bu ilkokul düzeyinde bir demokrasi tarifi. Bütün bu erkler yarı ve bağımsız olacaklar ama bütün bu erklerin hepsinde de millet denetleyici ve karar verici pozisyonda olacak. Türkiye’de 2010 anayasasına biz de ‘evet’ dedik çalıştık ama eksik kalan bir adım olduğunu bugün çok daha rahat görüyoruz. Yasama ile ilgili kararı millet veriyor; 4 yıldan 4 yıla değiştiriyor. Onun içinde yürütmeyi değiştiriyor ama yargının üzerinde milletin bir denetleme fonksiyonu seçme fonksiyonu yok. Yargı sisteminin içinde millet yok. Bunun yönetimi bulunabilir. Bunu sağlayacak mekanizmalar geliştirilebilir. Bundan bağımsız olsun ama hepsi millete hesap versin.

Cemil Çiçek bugün "Yargı bağımsız değildir” yargı siyasetin aleti haline gelmiştir" imasında bulundu.

Bu son olay, son aşama da HSYK’nın bu kadar politik taraf olarak işin içine girmesi Sayın Çiçek’in açıklamasına teyit eden bir görüntüdür. Zaten o görüntünün üzerine zannediyorum böyle bir açıklama yaptı. Bunun formülleri var dediğim gibi.

Kabine revizyonundan sonra Türkiye’nin 2014 vizyonunun yeniden Avrupa Birliği olduğuna dair bir demeç var. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Bu hedef sadece Avrupa Birliği şeklinde bir söylemden ziyade bu hükümetin halktan aldığı yetkinin temel noktası. Millet diyor ki; siz yeni Türkiye’yi inşa edecek her türlü reform, değişim ve dönüşümü yapmakla yükümlüsünüz. Hükümetin önünü kesecek olan ne operasyonlardır ne dışarıda içerde pişirilmiş olan birtakım ön kesmelerdir. Bu hükümetin önünü kesecek olan tek şey, reform iradesinden geri kalmasıdır. Yeni Türkiye inşası noktasındaki hareketlerden, niyetlerden geri durmasıdır. Ya da burada bir eksikliğe uğramasıdır. Türkiye yeni bir anayasa yapma mecburiyetindedir. Zaman zaman devlet krizine dönüşen sıkıntılarımızı aşacak yegane anahtar var o da yeni anayasa değişikliğidir. Türkiye içeride toplumsal bütünlüğünü sağlamak zorunda. Alevi ve Kürt yurttaşlarımızla, dindar çoğunluk, gayri Müslim azınlıkla, bütün bunların hepsinin ‘Evet, bu ülkenin birinci sınıf ve eşit yurttaşlarıyız’ diyebileceği toplumsal barışmayı yapmak mecburiyetindedir.

Bununla ilgili en önemli adımlardan bir tanesi çözüm sürecidir. Bazı çevreler 17 Aralık operasyonuyla Çözüm sürecini akamete uğraşmak istiyorlar. Üçüncü önemli adım da Türkiye’nin çokça üreten, çokça istihdam geliştiren, çok fazla istihdam yapan ülke haline gelmesidir. Ekonomik standartlarımızın dünya klasmanında en önde olması lazım. Demokrasi standartlarının çok yükselmesi lazım. Bütün bunların hepsini hep birlikte görmek gerekiyor. Reform sürecine sonuna kadar sahip çıkmak mecburiyetindeyiz, halk bunu istiyor. AB, bizi 50-60 senedir kapısında, terbiye salonunda bekletiyor diye demokratikleşmekten vaz mı geçeceğiz? AB bazı dönemlerde Türkiye’ye yaklaştı, bazı dönemlerde de uzaklaştı. Biz kendimizi AB’ye bakarak hizaya sokacak değiliz.

Yarın Başbakan medya yöneticileri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir toplantı yapacak. Aklımıza 17 Aralık süreci geliyor. Bir bilginiz var mı, neler konuşulabilir?

Sayın Başbakanımız medya ve STK temsilcileriyle bu süreçle ilgili gelişmeleri paylaşacaktır. Tekliflerini, görüşlerini alacaktır, bunları değerlendirecektir. Fevkalade olumlu bir toplantı olacağını düşünüyorum. Zaman zaman bu tür toplantıların yapılmasının gerçekten faydalı olacağı kanaatindeyim.

Hatay’daki vakayla ilgili Sayın Bakan çok detaylı bir açıklama yapmadı. O konuyla ilgili değerlendirmeniz…

Benim de detaylı bilgim yok. Sayın Bakan’ın yaptığı açıklamada yeterlidir. Türkiye, Suriye meselesinde gerçekten yalnız bırakılmış bir ülkedir.120 bin insanın öldürülmesi, varil bombalarının atılması, kimyasal silahların kullanılmasına bütün dünya seyirci kalmıştır. Türkiye insani yardımla sınırlı tutuyor. Orada dostlarımız, kardeşlerimiz var. Türkiye halkının yardımları, Türkiye’nin STK’ların yardımı olmasaydı, Suriye halkı çok da zor durumda olurdu. Bu insani bir yardım sürecidir. Tabii ki Türkiye, STK’larıyla her türlü insani yardımı yapacak bir ülkedir.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: