Etiket arşivi: EMEKLİ

ERGENEKON DAVASI /// E.ORG. HASAN IĞSIZ’IN KIZI ASLI IĞSIZ : Yaşadığımız aile cenderesi, bir e ziyet kampanyasıydı /// @irem_cicek @KutlukIrem

EZGİ BAŞARAN

Yaşadığımız aile cenderesi, bir eziyet kampanyasıydı

Aslı Iğsız, "Her kafadan bir kumpas sesinin çıktığı ortamda, sürecin bir de görünmeyen yönü, yürütülen eziyet kampanyası ve yaşanan aile kıyımını anlatmak istedim" diye konuştu.

NEDEN

Dünkü Radikal’de Balyoz hükümlüsü Çetin Doğan’ın damadı Prof. Dani Rodrik’i dinlediniz. Bugün sıra Doç. Aslı Iğsız’da. ABD’nin en saygın kurumlarından New York Üniversitesi’nde (NYU) Ortadoğu ve İslam Çalışmaları Bölümü’nde görev yapan bir akademisyen o. Ama aynı zamanda Ergenekon terör örgütü yöneticisi olmak suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılan Emekli Orgeneral Hasan Iğsız’ın kızı. Aslı Iğsız tüm ısrarlarıma rağmen bugüne kadar anlatmadı, ilk kez konuşuyor. Ailecek nasıl bir cehennem hayatı yaşadıklarını okurken, onun da röportaj sırasında belirttiği gibi sadece Iğsız Ailesi’ne ait bir şeyden söz edilmediğini, belli başlı davalarda yargılananların evlerinde benzer sıkıntıların yaşandığını bilmenizi isterim.

Babanız Hasan Iğsız İnternet Andıcı davası nedeniyle tutuklandığından beri başınıza gelmedik kalmadı. Zor olmayacaksa bize bir liste yapsanız…
Özel Yetkili Mahkemeler davalarında hukuksuzluk ve usulsüzlükten öte şeyler sıralayabilirim. Bunun bir de haysiyet linci boyutu var ki bu sırf bu davalarda yargılanan kişilere değil, aile üyelerinin mahremiyetine tecavüz edilerek maruz bırakıldığı bir şey. Yani bu, bu davalarla hiç alakası olmayan ama akrabalık üzerinden araçsallaştırılarak yürütülmüş bir eziyet kampanyası. Bu durumu anlatmak için tutuklanmayı ve öncesini, yaşanan bu aile cenderesini anlatmam lazım.

Zaten ben de onları duymak istiyorum…

Özellikle 2009’dan itibaren babamla ilgili haberler çıkmaya başlamıştı. Hemen hemen hep aynı mecrada, genelde Vakit/Akit gazetesinde, aynı imzalarla çıkıyordu. 2010 Mayıs’ta kardeşimin özel hayatının bambaşka bir sitede ifşa edildiğini fark ettim. Kardeşimle ilgili bu ‘malzeme’, daha önce 7 Ocak 2009’da Levent Göktaş’ın ofisinde el konduğu söylenen 51 No’lu DVD’de zaten çıkmıştı. Ergenekon delili olarak kayda geçti bu DVD. Bir buçuk yıl sonra, TÜBİTAK raporuyla saptanıyor ki, Göktaş’ın işyerinin arama yapıldığı tarihten bir hafta önce bu DVD’nin bir kopyası Emniyet tarafından oluşturulmuş. Bu DVD’deki ‘malzemeler’ de bir şekilde yolunu bulup o siteye gitmiş. Haziran 2010’da o meşhur ‘Generallerin Yahudi Damatları’ haberinde benim pasaportum, detaylı yayımlandı. Pasaportumdaki TC nüfus kütüğü sayfam dahil edilerek, özel kimlik bilgilerimin hiçbir kısmı buğulanmadan, TC kimlik numaram da dahil. Pasaportum da bu gazete tarafından kocamın Yahudi olduğuna dair ‘delil’ olarak okuyuculara sunuluyordu. Tam bir anti-semitizm örneğiydi.

Zannediyorum o haberden sonra Can Dündar sanık ailelerinin özel hayatı niye ifşa ediliyor diye yazmıştı, ben de size röportaj için ulaşmış ama ikna edememiştim…
Evet ve Dündar’ın yazısının çıktığı gün kardeşimin o zamanlar çalıştığı şirketteki, benim bile bilmediğim e-mail adresine, benim üniversite adresime ve daha birçok kişiye gittiği anlaşılan bir e-mail geldi. Adres kardeşimi de malzeme yapan bu siteyi işaret ediyordu. Mesajın içeriği de öfke yüklü ve hakaretamizdi. Nerede olursak olalım izlendiğimizi hissettirmek ve istedikleri anda bizim özelimizi bulacaklarını göstermek istemiş olmalılar. Zaten yine bu sitede, telefonlarımızın usulsüz dinlendiğiyle ilgili de sorular uyandıran bir detay daha vardı: Kardeşimin telefonda sadece anneme anlattığı bir olay (giyinik olmadığı için kapıya gelen şahsa kapıyı hemen tam açamadığını söylediği bir olay), bu sitede, “Kapıyı çıplak açmakta mahzur görmeyen Hakan Iğsız” şeklinde çarpıtılarak verilmişti. Sadece annemle kardeşimin bildiği ve telefonda konuştukları bu olay, henüz telefonlarımızda hukuki kayıtlara göre dinleme yapılmadığı bir tarihte vuku bulmuşsa, bu kişiler çarpıttıkları bu konuşmadan nasıl haberdar olmuşlardır?

Siz bir kâbus tarif ediyorsunuz…

Daha devamı var. Babam hakkında Akit gazetesinde ‘Andıç’cı Paşa’dan Şantaj Çetesi’ başlığıyla yeni bir haber çıktı. Habere göre, bugün yine tutarsız delilleri ve çelişkileriyle gündeme gelen askeri casusluk ve şantaj davası kapsamında ele geçen bir flashdisk’te babamın adı geçmekteydi. Bu ‘bilgiye’ göre, babam kadın pazarlayan birisiydi: Kendisinin fuhuşçuların müşterisi olduğu ve dostlarına kadın peşkeş çektiği yazıyordu. Babam tutuklandıktan sonra yine tutarsızlıklarla dolu yeni ithamlar çıktı basında. Maalesef derinlemesine araştırmadan yapılan bu haberlere ev sahipliği yapanlara gazeteniz Radikal de dahil… İki ay kadar önce kardeşim başka bir soruşturma için ifade vermeye çağrıldı. Aile cenderesi bitmemişti anlaşılan. Ergenekon davası görülürken tepeden sarkıtılan mikrofonlarla Ergenekon davasını izleyenler ve sanık yakınlarının kendi aralarında yaptıkları konuşmaları kayıt etmişler, sonra bunları çözümlemişler. Sonra da kardeşimin de dahil olduğu yirmi kadar sanık yakınının kendi aralarında geçen konuşmaları ele alarak mahkemeye hakaret soruşturması açmışlar. Kardeşimin söylediği iddia edilen cümle aşağı yukarı şu: “Şu hale bak, kalabalıktan korktular.”

Tüm bunları bugüne kadar niye anlatmadınız?

Bugün artık bu konuda sükûtumu bozuyorsam, babamın kadın tellallığı, kardeşimin özel hayatı ve benim nüfus kütük bilgilerimle, eşimin bu işe karıştırılmasıyla yaşatılan haysiyet lincini, ailelere arsızca saldırarak, sırf akrabalık ilişkisi var diye insanların mahremiyetine bu uğurda tecavüz ederek insanların tabi tutulduğu bu eziyetin bilinmesinin önemli olduğunu düşünmemdendir. Ama bu bizim yaşadığımız çok istisnaidir demek anlamına kesinlikle gelmiyor. Devletin değişik kurumları eliyle bu ülkede tarih içinde, darbeler dahil, hatta belki başta olmak üzere, birçok insan mağdur edilmiştir. İşkencesi, faili meçhulleri, faili bellileri, zorla kaybetmeleri, kazılardan fışkıran kayıp kemikleri dururken, ben bizim durumumuz istisnai kötü tarzında bir şeyi ima bile etmeye utanırım. Bugün konuşmaya karar vermemin sebebi her kafadan bir kumpas sesinin çıktığı bu ortamda, bu yaşanan sürecin bir de bu görünmeyen yönünü, bu aile kıyımını dile getirmenin önemli olduğunu düşünmemdir.

Eşiniz yabancı… Bir yabancının gözüyle bu süreç nasıl yaşandı?
Bir insan bir aileye evlilik yoluyla dahil olduktan sonra bunlar yaşandığında neler hissedebilirse, o da onları hissetti.

Babanızın hep suçsuz olduğunu mu düşündünüz?
Bu soruya babam üzerinden değil, genel bir soruna işaret ederek yanıt vereyim. Sırf bizimkini değil, son yıllarda çıkan birçok iddianameyi okudum. Hukukçu değilim ama okuduklarım bende benzer sorunlar taşıdıkları izlenimini bıraktı. Bir de şu var: Kamuoyu önünde bir insanı ahlaksız göstermek için cinsiyetçilik, özcülük, ırkçılık, mezhepçilik, ahlakçılık ve homofobinin seferber edilmesi, bu uğurda alenen ailelerin fişlenmesiyle delilsiz suçlamaların doğru görünüp destek bulması umuluyor. Halbuki bir kişiyi kamuoyu önünde, ailesini de buna malzeme ederek ne kadar ‘sevimsiz’ yaparsanız o kişi o kadar suçlu olmuyor. Suç dediğimiz kavramın hukuki karşılığı vardır, hukuki karşılığı da idari, cezai, vs olur. Delil olmadan da dava olmaz. Oysa bugün birçok dava hakkında, sanki söylemsel baz ile hukuki baz aynıymış gibi yazılıp çiziliyor. Belki de linç kampanyalarının bir sonucu bunlar. Sonuçta bu davalar kamuoyunun rızası çok önemsenerek görülmüş izlenimini uyandırıyor.

Balyoz, İnternet Andıcı (Ergenekon) davalarını bir akademisyen olarak nasıl yorumluyorsunuz?

Bürokratik ve vatandaşlık haklarıyla ilgili zaten var olan büyük bir sorun, bu davalar üzerinden kristalize oldu ve daha önce bu sorunlardan (ideolojik farklılıkları olmadığı sürece) daha korunaklı grupları hedefe koyarak herkese mal olması gibi bir sonuç çıkardı. Örneğin devletin vatandaşların haklarını koruması gerektiği ilkesinin çeşitli şekillerde ve boyutlarda ihlali -ki sırf Balyoz, Ergenekon değil tabii burada, KCK, ÇHD dahil bir çok dava-; hukukla korunuyor olması gereken bireysel haklar, özel yaşamın mahremiyeti, vs gibi konuların göz göre çiğnendiği ve siyasi amaçlı yapılmış görüntüsü çizen yasalar ve uygulamalar gibi. Mesela, 2012 Ocak ayında basına düzenleme adıyla bir tasarı tartışılırken hukuki yapılan dinlemelerin bir sitede zaten yayımlanmışsa başka mecralara yayılmasının suç olmaktan çıkarılması söz konusuydu. Bu kapsamda bu davalar için değil, genel olarak baktığımızda, olası idari ve cezai suçların araştırılmasından ziyade suç kavramının hukuktan arındırılıp söylemsel bazda araçsallaştırılması gibi bir siyasi aygıt oluştu. Aile cenderesi de bunun bir parçası haline getirildi. Aslında daha da yorumum var ama yerimiz dar. Belki başka bir zaman.

Sizi Türkiye’yle ilgili bu dönemde en çok ne hayal kırıklığına uğrattı?
Hangi birini sayayım. Profesyonelliğin, iş etiğinin ve vatandaşlık haklarının demokrasi adına denerek ayaklar altına alınması… Demokratik değerlerin içinin boşaltılarak ‘sembolik sermaye’ye dönüştürülmesi… “Demokratikleşiyoruz, her şeyin sebebini anlayacağız, karanlıklar şeffaflaşacak” vaadiyle bu davaların açılması ama sonuçta şeffaflığa değil bambaşka bir opak düzleme geçilmiş olması… Azınlık haklarının neoliberal vitrin objelerine dönüştürülmesi… Daha da çok ama burada keseyim.

Siz bir sosyal bilimci olarak, Erdoğan’a diktatör denemeyeceğini yazmıştınız bir makalenizde. Şu anda devlet mekanizmalarının, hukukun tamamen kilitlendiği günler yaşıyoruz. Bu yeni durumda baştaki lidere ne deniyor?

Üç şey söyleyeyim bu konuda: Şu anda Türkiye’nin otoriter bir demokrasi olduğunu düşünüyorum. Ama şu seçimleri görmeden konuşmak erken olur. Teknik olarak böyle.

İkincisi… Bugün gördüğümüz AKP-Cemaat kavgasında devletin içindeki iktidar savaşlarıyla ortalığa saçılanları gördüğünüzde, problemin gerçekten de tek bir kişiden kaynaklandığını düşünüyor musunuz? Yani, sizce Başbakan Erdoğan giderse ama diğer şeyler değişmezse, durum çözülecek mi? Otoriterlik bence devletin katmanlarına yayılmış, değişik kadrolarda vücut bulmuş, değişik amaçlarla da uygulamaya sokulan bir süreç. Şu anda da bu kadroların amaçları örtüşmediği için bir gerginlik söz konusu değil mi? Bu da karşılıklı metotları ve söylemleri otoriterleştiren bir unsur değil mi? Bu tek bir kişiyle açıklanabilir mi? Yani Başbakan Erdoğan’ın otoriterleşmeye kayışında bu iktidar savaşında da aynı bu davalarda olduğu gibi ortaya saçılan yöntemlerin etkisi yok mu? Usulsüz dinlemeler, özel hayata tecavüz gibi çok basit şeylerden bahsediyorum. Burada bir süreç var, bunda katkısı olan da epey bürokrat olduğunu düşünüyorum. Üçüncüsü… Evet elbette ki endişe verici bir durum olduğunu ben de görüyorum. Ancak inanın bütün samimiyetimle söylüyorum: Başbakan diktatör mü değil mi diye tartışırken harcadığımız zamanın yarısını demokrasi nedir, otoriterleşme aygıtları nedir, bunları nasıl durdurabilirz, adalet nedir, geçmişle yüzleşmek aslında nedir diye tartışmaya ve örgütlenmeye harcasak, belki çok daha fazla yol kat etmiş olurduk.

/// DUYURU /// ÖZEL HASTANEDE MUAYENE OLAMAYAN TÜM SOSYAL GÜVENCESİ OLANLARIN, EMEKLİLERİN DİK KATİNE ///

Sn. Prof. Dr. Firdevs GÜRER’den FACE BOOK aracılığıyla aldığımız iletiyi sizlerle paylaşma ihtiyacı duyduk.

***

SOSYAL GÜVENCESİ OLANLAR, EMEKLİLER…

ÇOK ÖNEMLİ… DİKKAT!..

HERHANGİ BİR ÖZEL HASTANEYE GİTTİĞİNİZDE MUHTEMELEN SİZDEN FAZLA PARA ALACAKLAR. OYSA SGK İLE ( Ssk, Bagkur, Emekli Sandığı gibi) ANLAŞMASI OLAN ÖZEL HASTANELERİN ALMASI GEREKEN PARA BELLİ VE ÇOK AZ BİR MİKTAR.

AYNI ZAMANDA TEŞHİS AŞAMASINDA İSTENEN TAHLİL, FİLM GİBİ İŞLEMLER İÇİN İSE 1 KURUŞ BİLE TALEP EDEMEZLER. BUTUN BUNLARA RAGMEN EGER SİZDEN GEREK MUAYENE GEREKSE TAHLİL VEYA FİLMLER İÇİN PARA İSTENİRSE ÖDEMENİZİ KREDİ KARTI İLE YAPIN, AYRINTILI FATURA İSTEDİĞİNİZİ BELİRTİN VE MUTLAKA FATURANIZI ALIN.

MUAYENE VEYA TEDAVINIZI OLUN. İŞİNİZ BİTİNCE ELİNİZDEKİ BELGELERLE HER HASTANE İÇİNDE BULUNAN HASTA HAKLARI VEYA MUSTERİ İLİŞKİLERİ BÖLÜMÜNE GİDEREK SİZDEN FAZLA TAHSİL EDİLMİŞ OLAN PARAYI TALEP EDİN. EVELEYİP GEVELEYEBİLİRLER. KONUDAN GERCEKTEN HABERİNİZ VAR MI YOK MU ONU ANLAMAYA ÇALIŞABİLİRLER.

SAKIN GERİ ADIM ATMAYIN VE EGER PARANIZI GERİ VERMEZLERSE SGK ‘ YA ŞİKAYET EDECEGİNİZİ SÖYLEYİN. ŞİKAYET DURUMUNDA HER İŞLEM BAŞINA 5 BİN TL CEZA ÖDEMEK ZORUNDALAR VE ONLAR BU CEZAYI ÖDEMEK YERİNE EMİN OLUN SİZE PARANIZI SEVE SEVE GERİ VERECEKLER.

VE SAKIN BİRDAHA AYNI HASTANEYE GİTMEKTEN DE CEKİNMEYİN.. MADEM Kİ SGK İLE ANLAŞMIŞLAR KURALLARA UYMALARI GEREKTİĞİNİ BİLİYORLAR, İŞLERİNE GELMİYORSA ANLAŞMAYI FESH ETSİNLER.

BUNU DA ONLARA SÖYLEYİN. BEN BU HABERİ İLK DUYDUGUMDA TEREDDÜT ETMİŞTİM ANCAK 950 TL LİK İŞLEMİN 900 TL SİNİ GERİ ALINCA INANMANIN ÖTESİNDE ÇOK DA SEVİNDİM. VE YAKLAŞIK 4 AYDIR AYNI HASTANEDE İŞLERİMİ YAPTIRIYORUM, HEPSİ DE BENİ TANIYOR ARTIK. VEZNE BAŞINA GİDİNCE İŞLEMLERİ ONA GÖRE YAPIYORLAR. SESSİZ VE SAKIN. BAŞKALARI DUYMASIN DİYE.

AMA BEN SİZE BUNU DUYURAYIM. ZULME SESSİZ KALMAK DA ZALIMLİKTİR

Okuduysanız başkaları da okusun diye paylaşır mısınız lütfen?

ERGENEKON DAVASI /// EMEKLİ ORGENERAL ARMAĞAN KULOĞLU : Genelkurmay’dan suç duyurusu

Armağan KULOĞLU

armagan_kuloglu

Genelkurmay, Ergenekon, Balyoz, Casusluk gibi davalar hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Bunun, Başbakan Başdanışmanının “Milli Ordu’ya kumpas kuruldu” açıklamasının ardından Balyoz Davası avukatlarının Genelkurmay Başkanlığı’na dilekçeyle başvurması ve dilekçede suç duyurusunda bulunulması isteği üzerine yapıldığı öğrenilmiştir.

Suç duyurusunda, bilirkişilerin maniple edildiği, adli kolluğun görev suçu işlediği, savcıların delilleri kararttığı, savunmada belirtilen birçok konunun dikkate alınmadığı ve mahkemelerin de adil yargılanmayı olumsuzlaştırdığı gibi hususların ön plana çıktığı anlaşılmaktadır.

Sanık veya hükümlü durumunda bulunan muvazzaf ve emekli TSK mensuplarının haksız ithamlarla karşı karşıya bırakıldığı, onların nezdinde TSK’nın itibarının zedelendiği ve etkisinin zayıflatılmaya çalışıldığı, aklıselim sahibi olanların bildiği bir gerçektir.

Genelkurmay Başkanlığınca, soruşturma ve yargılama safhalarının ve sonuçlarının takip edildiğine, karşılaşılan haksız durumların düzeltilmesi amacıyla çeşitli ortamlarda yetkililerin bilgilendirildiğine ve taleplerde bulunulduğuna ilişkin duyumlar alınmıştır. Ancak bunların fazla etkili olmadığı görüldüğü gibi bugüne kadar herhangi bir suç duyurusunda bulunacak kadar ileri gidilmediği de bilinmektedir.

O zaman şimdi ne oldu da suç duyurusunda bulunacak kadar ileri gidilmiş ve bu haklı konuda cesaretle davranılmıştır? Bunun cevabını hükümetin tutum ve davranışındaki değişimden çıkarmak mümkündür. Elde somut bilgiler olmamakla birlikte, yaşanan olayların değerlendirilmesiyle bazı sonuçlara ulaşılabilmektedir.

Buna göre; bugüne kadar yönetimle cemaatin, ittifak içinde, TSK ve yargı başta olmak üzere, devletin tüm mekanizmalarını kontrol altına almak, bunu temin için kadrolar oluşturmak ve ideolojik görüşlerini yerleşik bir duruma getirmek üzere birlikte hareket ettikleri söylenmektedir. Özellikle yargının kontrol altına alınması için çeşitli yollara başvurulduğu, hatta bu konuda referanduma dahi gidildiği bilinmektedir. Ancak son zamanlarda güç paylaşımında anlaşmazlığa düştükleri, bu nedenle çatışma içine girdikleri, 17 Aralık 2013’te ortaya çıkan yolsuzluk soruşturmalarının da bu anlaşmazlık nedeniyle ortaya çıktığı iddia edilmektedir.

Ortaya çıkarılan yolsuzluk soruşturmaları hükümeti zor duruma düşürmüştür. Hatta yargı konusunda yanlış düzenleme yaptıklarını dahi ikrar etmişlerdir. Gelinen durumda artık ittifakın devam etmesinin mümkün olmadığını değerlendirdikleri, bu nedenle devletin kadrolarında, özellikle yargıdaki, emniyetteki ve bazı kamu yöneticiliği görevlerindeki, muhtemelen de paralel devlet olarak nitelendirdikleri personelin tasfiyesi cihetine gittikleri görülmüştür. Bugüne kadar yaptıkları icraatlardan dolayı yere göğe sığdıramadıkları yargı ve emniyet mensuplarından bir kısmını, çeşitli ortamlarda, “casus” , “imam” , “paralel devlet unsuru” gibi ifadelerle suçlamışlardır. Milli Ordu’ya kumpas kurulduğu söylemi de bu kapsamda ortaya çıkmıştır.

Yönetimin, ortaya çıkan 2004 MGK raporundaki, cemaat hakkında alınması gereken tedbirleri içeren ve yetkililerin imzası da bulunan kararlar hakkında, hem cemaati gücendirmemek, hem de kendi seçmeni üzerinde olumsuz bir etki yaratmamak için çeşitli bahaneler ileri sürdüğü görülmüştür. Yolsuzluk soruşturmalarıyla zor duruma düştükten sonra, iktidarını korumak için, haksızlığa uğratılmış TSK’nın dahi kendi tarafında yer alması için uygun bir ortam yaratmaya çalıştığına şahit olunmuştur.

İktidar uğruna yapılan yanlışlıkların, çıkmaza düşünce görülmesi gözden kaçmamıştır. Buna bir musibetin sebep olduğu da apaçık ortadadır. Artık laik, demokratik ve hukukun üstünlüğü anlayışının yeniden hâkim kılınması, devletin kutsallığı, erklerin ayrılığı prensibinin yeniden tesis edilmesi konularında doğru adımlar atılması ümitle beklenmektedir. Ancak bu zor durumun atlatılması ve tehlikenin geçtiği kanaatinin oluşması halinde ne olacağı belli değildir.

Genelkurmay’ın, haklı olunmasına rağmen suç duyurusunda bulunmakta geç kaldığını belirtmekte de yarar görülmektedir.

Diğer taraftan yolsuzluk iddialarını unutturmanın mümkün olamayacağı da bilinmelidir.

/// Beyin Kontrolü Operasyonu /// Emekli Amerikan Haber Alma Örgütü ( CIA ) Ajanı Julianne Mc Kinney Açıklıyor ///

Emekli Amerikan Haber Alma Örgütü ( CIA ) Ajanı Julianne Mc Kinney Açıklıyor.

Ulusal Güvenlik Mezunları Derneği Elektronik Gözetim Projesi’nden Rapor:

Ben ulusal düzeyde eğitim görmüş eski bir Birleşik Devletler Haberalma memuruyum. Halen yönlendirilen enerji silahlarının kullanımını, gözetim ve nörosibernetik sistemleri içeren ve bu ülkede habersiz insan denekleri üzerinde odaklaşan bir projenin yöneticisiyim. Savunma Bakanlığı bu sonunculardan psikoteknolojiler olarak sözetmektedir. Bu olağanüstü acımasız operasyonlar ‘ beyin kontrol ’ girişimleri olarak nitelendirilir.

Klasik bir ‘ beyin kontrol ’ operasyonu, diğer şeyler arasında, aşağıdakileri içerir:

( 1 ) Hedef kişiden, gelecekteki istismarlarda kullanilmak üzere, kişisel ve biyolojik örnekler toplamak gayesiyle uzun süreli, gün boyu süren fiziksel ve elektronik gözetim.

( 2 ) Deneğin aşırı baskılara dayanma kapasitesini incelemek için ardarda yapılan açık ve örtülü tacizler.

( 3 ) ABD Adalet Bakanlığı tarafından halen ‘ öldürücü-den daha hafif ’ silahlar ve gözetim sistemleri olarak tanımlanan teknolojileri içeren, aşırı intibaksızlığa ve yeteneklerin ortadan kalkmasına neden olacak ağrılar yaratmayı amaçlayan yönlendirilmiş enerji tacizi.

( 4 ) Deneğin kafasında ve denek uykuda iken rüyaların evrensel gelişimini etkileyebilen şuuraltı seslere sebep olma kapasitesindeki nörosibernetik / psikoteknolojilerle deney.

( 5 ) Uzun dönemde deneği kendi itibarını yoketmeye yönelik davranışlara ve ifadelere zorlamak için deneğin uzun dönemli manipülasyonu.

( 6 ) Deneğin tecridi ve mali yönden yoksullaştırılması.

( 7 ) Deneği intihar veya cinayet şeklinde bir şiddet hareketine zorlamayı amaçlayan sürekli taciz ve tahrik..

Açık Taciz -bu açıkça gözlenen demektir-; kişilerin uzun dönemli eloktronik tacizi için "önşartlandirma" amacıyla tasarlanabilir. Anlatılmayan açık tacizle dehşete düşürülen kişilerin elektronik tacizin, daha akla yatkın bir durumda, ani başlangıçlarıyla başetmeleri imkansızdır. Tacizin bu görülen örneği şimdi incelenen bütün hallerde ortadadır. Açık tacizin elektronik taciz başladıktan sonra bile sürdürüldüğü durumlarda, asıl amacın uzun dönemli aşırı baskıya devam ettirmek olduğunu akla getirmektedir.

Aşağıda tartışılan açık taciz taktiklerinin çoğu elektronik tacizin sezilebilir şekillerini içermeyen durumlarini su yüzüne çikarmaktadir. Bunlar potansiyel haber degeri taşiyan dahili bilgileri nedeniyle, yönetim veya yönetim tarafından kabul gören işverenler için özel sıkıntı tehditleri oluşturacak ‘Islık Çalıcılar’ olarak adlandırılanları ihtiva eden durumlardır. Elektronik tacizin, elektronik ‘tacize maruz kalanlara’ yardım etmeye çalışan kişilere karşı bir misilleme şekli olarak su yüzüne çıkmaya başladığının farkına vardık. Misilleme bir kontrol kaybını akla getirir. Bu şartlar altında ‘ıslık çalıcılar’ın uzun bir süre daha bu tacizden muaf olmaya devam edeceklerinden tamamen emin değiliz.

Kişiler şimdi aşagidaki açik taciz şekillerinin, tümü degilse bile, birçogunu ihtiva eden kendi şartlarini tanimlayan proje ile temas halindedir:

Ani, acaip kaba muamele, önceleri kendilerine dostça davranan komşulari tarafindan tecrit, taciz ve yikici hareketler.

Hedef kişi, rehberde numarasi bulunmayan yeni bir telefon aldiktan sonra bile devam eden, rahatsiz edici telefon konuşmalari.

Mektupların önlenmesi, çalınması, açılması.

Gürültü seferberliği.

Acımasızca rahatsız eden telefon konuşmaları bu tertipte düşünülebilirken, diğer taktikler de kullanılır. Çalan klaksonlar, düdükler, sirenler, apartman çevresinde oldukça uzun bir zaman peryodunda aynı zamanda çalan kornalar, düdükler, sirenler, çöp atıkları ve kaydedilmiş ‘umumi seslerin’ kuvvetlendirilmiş yayinlari kişiyi gözetim altinda olduguna inandirmak için, tasarlanan şartlar altinda tekrarlanan, bir temel üzerinde kullanilirlar.

Bu durumların hepsinde, bireyin komşuları ani, sürekli ses patlamalarına karşi sanki kayitsizmiş ve / veya farkinda değillermiş gibi görünürler. Kapı çarpması da özellile apartmanlarda, popüler bir oyundur. Bir kişi, tacizin en yüksek düzeyde oldugu bir dönemde, kendi kapisini açtigi her seferde kapi komşusunun kendi dairesine girip çıkmaya başladığını rapor etmiştir.

İlave Aşırı Yüksek Frekans ( ELF ) Yetenekleri:

20 Bitkinlik ( yorgunluk ) hali.

21 Deprasyon meydana getirilmesi.

22 Katarakt ve göz problemleri meydana getirmek.

23 Alınganlık ve öfke durumları meydana getirmek.

24 Genel ruh halinin değişimi.

25 Zorlanmış davranış kalıpları meydana getirmek.

26 Cinsel saldırganlık .

27 Davranış ritminde hasar yaratılması.

28 Korku ve yanlış yönlendirme.

29Uyku düzensizlikleri ve uykusuzluk.

30 Kısa ve uzun dönemli hafıza kaybı.

31 Lösemi ve kanser.

32 Katatonik ( zombie benzeri ) görüntüler.

33 Şiddet hallerinin ve suçlu davranış örnekleri meydana getirmek.

DSS

SURİYE DOSYASI : Emekli Amerikalı Tümgeneral Paul E. Vallely Özg ür Suriye Ordusuna Desteğe Gitmiş !

Suriye Sözde Devriminin gün geçtikçe foyası ortaya çıkıyor. Bu sefer sızdırılan fotoğraf ise bu yaz başında Halep’te gerçekleşen olaydan. Amerika emekli Tümgeneral’i Paul E. Vallely ; Halep savaşı devam ederken Özgür Suriye Ordusuna moral ziyareti düzenleyip, taktikler veriyor.

Paul E. Vallely emekli olmadan önce Vietnam savaşı ve Afganistan savaşında boy göstererek bir çok masum insanın ölümüne sebebiyet vermişti.

Paul E. Vallely kimdir ? ÖĞRENMEK İÇİN TIKLAYIN

ihanet.png

ERGENEKON DAVASI : Emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un dünyasını yıkan sözler

Ergenekon davasının hüküm giyen Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkındaki iddialara yazdığı kitapla yanıt verdi.

ERGENEKON davasında "Hükümeti devirmeye teşebbüs" iddiasıyla hakkında müebbet hapis cezasına verilen İlker Başbuğ’un, Silivri Cezaevi’nde yazdığı yeni kitabı Pazartesi günü okuyucuyla buluşuyor.

Milliyet gazetesinde yer alan habere göre, Kaynak Yayınları’ndan çıkan ‘Suçlamalara Karşı Gerçekler’ adlı 304 sayfalık kitapta, Başbuğ tutuklanması öncesi, sırası ve sonrasında yaşadıklarını ilk kez anlattı.

"Haksızlıkları ve acıları benimle birlikte yaşayan ve paylaşan aileme… Sevil, Feride ve Murat’a" sözleriyle kitabına başlayan Başbuğ, kitabının önsözünde şunları yazdı:

"TSK VEFASIZLIK GÖSTERDİ"

"6 Ocak 2014 tarihinde, Silivri Cezaevi’nde geçirdiğim ikinci yılı da tamamlayacağım. Ortada, çalınan kocaman iki yıl var. Benim hayatımdan, ailemin hayatından ve yakınlarımın, sevenlerimin yaşamından çalınan koca iki yıl… Daha bu hırsızlık, gasp ne kadar devam edecek onu da bilmiyorum. Benden iki yıl çaldılar, ama yaşamından daha fazla yıl çalınan o kadar kişi var ki, onları unutmak mümkün mü? Bu tarihi süreçte; Yargı aldığı kararlarla sınıfta kaldı. Siyaset, sadece konuşarak ve seyrederek sınıfta kaldı. Medya, gerçeklere dokunmaktan çekinerek sınıfta kaldı. Türk Silahlı Kuvvetleri, muvazzafı ve emeklisi ile silah arkadaşlarına vefasızlık göstererek sınıfta kaldı. Cezaevlerinde bulunanlar ise, aileleri ve sevenleriyle hep dimdik ayakta kaldılar. Ne eğildiler ne de bükül-düler."

"O SÖZLERİ DUYUNCA DÜNYAM KARARDI"

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Başbuğ, 5 Ocak 2012 tarihinde tutuklandığı geceyi anlattı. Başbuğ, kendisini Beşiktaş’taki adliyeden Silivri Cezaevi’ne götüren Terörle Mücadele ekibinin de mutsuz olduğunu söyledi:

"Gece yarısına doğru duruşma salonuna çağrıldık. Derme çatma, zemin katta bir yerdeydi salon. Salon küçük olduğundan kürsüler heyula gibi görünüyordu. Hâkim gelip yerini aldı. Genç ve gözlüklü biriydi. Ancak işin komik yanı, adeta kürsü arkasında kaybolmuştu; başı görünüyordu.

Şahsıma yöneltilen suçlamayı ilk kez bu hâkimin ağzından duydum.

Suçum şu idi: ‘Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme.’

‘Terör örgütü kurma ve yönetme!’

Bu sözleri duyunca, açık söylüyorum dünyam karardı. Önüme kim çıkarsa çıksın devirip ezip geçebilirdim. İsyan halindeydim. Sözler ile isyanımı dile getirebilirdim. Saat 00.30’du. Silivri’nin yolu bize de açılmıştı.

"POLİSLER MUTSUZDU"

Usulen ilk önce Metris Cezaevi’ne gidiliyor hatta bir gün orada kalınıyormuş. Ben bunu istemedim. Doğrudan Silivri’ye gitmek istediğimi söyledim. İsteğim uygun görüldü. Terörle Mücadele Şubesi’nden görevlendirilen polisler, bir süre sonra hareket edebileceğimizi söylediler. Hepsi saygılıydı ve yaşanılan durumdan pek mutlu olmadıkları yüzlerinden anlaşılıyordu. Başlarında bulunan herhalde komiser idi, istersek adliyenin arka kapısından çıkarak binayı terk edebileceğimizi söyledi. Şiddetle karşı çıktım. Geldiğimiz gibi, alnımız açık, başımız dik ön kapıdan çıkacaktık. Öyle yaptık."

MİT’Çİ ÖZER YILMAZ DAVASI /// Emekli MİT’çi : Herhangi bir suçum yok

Sanık Özel Yılmaz: "Aklanmak istiyorum. Emekli olalı 1,5 yıl oldu."

Serpil KIRKESER / İstanbul, (DHA) – MİT yasasındaki değişiklik üzerine Ergenekon Davası kapsamındaki yargılaması durdurulan tutuksuz sanık emekli MİT görevlisi Özel Yılmaz, Başbakanlığın verdiği izin üzerine tekrar yargılanmasına devam edildi. Sanık Özel Yılmaz, "Aklanmak istiyorum. Emekli olalı 1,5 yıl oldu. Eski ifademde savunmamı yaptım. Bütün sorulara samimi olarak cevap verdim. 34 yıl alnımın akıyla görev yaptım. Devlete hizmet ettim, emek verdim. Yaştan dolayı emekli oldum. Sözlü olarak kimseye bir ibrazım olmamıştır. Yurtiçinden ve yurtdışından takdirnamelerim var. Herhangi bir suçum yok" dedi. Mahkeme heyeti 5 Ağustos’da kararı açıklanan Ergenekon Davası’nın gerekçeli kararı yazılana kadar Özel Yılmaz hakkındaki dosyanın bekletilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.

Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nin karşısına yapılan yeni adliye binasında görülen duruşmaya tutuksuz sanık Özel Yılmaz ve avukatı Erol Canözkan hazır bulundu. Duruşmaya üye hakimler Sedat Sami Haşıloğlu, Fatih Mehmet Uslu ve Ercan Fırat çıktı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya bugünlük başkanlık yapan üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu, Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese ve Hüsnü Çamuk’un izinli ve sevkli olduğunu söyledi.

"34 YIL ALNIMIN AKIYLA GÖREV YAPTIM"

Hakkındaki iddialarla ilgili savunma yapan sanık Özel Yılmaz, "Aklanmak istiyorum. Emekli olalı 1,5 yıl oldu. Eski ifademde savunmamı yaptım. Bütün sorulara samimi olarak cevap verdim. 34 yıl alnımın akıyla görev yaptım. Devlete hizmet ettim, emek verdim. Yaştan dolayı emekli oldum. Sözlü olarak kimseye bir ibrazım olmamıştır. Daha öncede beyan etmiştim. Yurtiçinden ve yurtdışından takdirnamelerim var. Herhangi bir suçum yok" dedi.

"MÜVEKKİLİM HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLSİN"

Yılmaz’ın avukatı Erol Canözkan da müvekkiliyle ilgili bütün delillerin toplandığını belirterek, "4,5 yıldır yapılan yargılamayla müvekkilim yargılama baskısı altındadır. Ailece psikolojileri bozulmuştur. Müvekkilim şerefli bir devlet memurudur. 5 Ağustos 2013 günü verilen kararda dava sanıklarından İlhami Ümit Handan beraat etti. Müvekkilim Özel Yılmaz’ın, İlhami Ümit Handan aracılığıyla Bedrettin Dalan’a yurtdışına kaç dediği iddia ediliyor. Böyle bir şey yok. Bunu defalarca anlattık. İlhami Ümit Handan hakkında da ‘Silahlı terör örgütü üyeliği’ suçlamasıyla dava açıldı ve beraat etti. Bu 4,5 senelik ızdırapa son verilsin. Müvekkilim hakkında da beraat kararı versin" diye konuştu.

DURUŞMA 31 MART 2014 TARİHİNE ERTELENDİ

Cumhuriyet Savcısı Nihat Taşkın, MİT Müşteşarlığı’na yazılan yazının cevabının ve davanın gerekçeli kararının açıklanmasının beklenmesini talep etti. Kısa aranın ardından mahkeme heyeti, MİT Müşteşarlığı’na yazılan yazının ve gerekçeli kararın yazılmasının beklenmesine karar vererek duruşmayı 31 Mart 2014 günü saat 09.30’a erteledi. İddianemede, "Silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapsi istenen tutuksuz sanık Özel Yılmaz’ın, davanın firari sanığı Bedrettin Dalan’a operasyon konusunda bilgi vererek ‘kaç’ dediği iddia ediliyor.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: