Etiket arşivi: Cevap

A. İklim Bayraktar : Can Dündar’a Cevap Vermek Geldi İçimden /// @aiklimbayraktar @06iklim @iklimb yrktr @iklimbayraktar

Bu aralar yaşam sahiden karanlık, düzen bozuk; her bilgi beyhude her çalışma nafile diyerek uzun zamandır yazı yazmak gelmiyordu içimden.

İçe sine, bağıra çağıra yazamıyorsak susmak iyidir diyordum, zaten nicedir yazdıklarım sustuklarımdan daha önemli ve değerli olmuyordu…

Bugün bir köşe yazısı okudum sosyal medyada ve cevap vermeden duramadım.

Sevgili Can Dündar, seni aydınlatmak haddim değil ama yazını okuyunca tecrübelerimi paylaşmaktan alıkoyamadım kendimi. Hem sen de merak içinde sıralamışsın sorularını yazında, sanırım bazılarının cevabını biliyorum…

Seni dinleyen arkadaşlarla beni dinleyenler aynı mı bilemem ama yaşadıklarım merakını biraz da olsa giderebilir diye düşünüyorum.

"İnsanın bu kadar içli dışlı olduğu biriyle hiç tanışmamış olması tuhaf…" demişsin ama emin ol tanışmak daha da tuhaf..!

Çünkü onlarla tanıştığında ya gözaltında ya da sorguda oluyorsun. İçinden geldiği gibi davrandığında o şartlarda bile polise mukavemetten hakkında ikinci bir dosya açıyorlar. İçinden geldiği gibi davranmayı kesip içine attığında kendi kendini kemiriyorsun.

“Arada kulağını çınlatıyoruz, selam yolluyoruz, duyuyor musun? Kızıyor musun?”demişsin ya; bak bu soruna net bir cevabım var; seni dinleyen arkadaşı bilmem ama beni dinleyenler ve sorgulayanlar çok genç, zıpkın gibi delikanlılardı ve kızmamışlardı. Hatta espri bile yaptı aralarından biri “arada bir bize de iyi saydırmışsınız İklim hanım” dedi. Yüzünde alaycı ama koca bir tebessümle… Sanırım eğleniyorlar dinlerken ya da dinledikleri insanı hiç ciddiye almadıkları için önemsemiyorlar.

"Her dinlediğini deşifre ediyor musun; yoksa kaydedip sonra kullanmak üzere mi saklıyorsun? Hiç silmiyor musun?" diye sormuşsun ya, bence her dinlediğini deşifre etmiyor amacına hizmet edecek olan konuşmaları deşifre ediyor.

Yine bire bir yaşadıklarımdan anlatayım: Öncelikle konuşmanın bir kısmını cımbızla çekip alıyor, diğer kısmı deşifreye koysa zaten suç unsuru ya da sanığı küçük düşürme eylemi çıkmayacak olduğundan deşifre ederken arada ….. şeklinde noktalar koyuyor.

Parantez açıyor (gülüşmeler) diyor kapıyor parantezi. Anlayacağın, seni kapana sıkıştıracağı kadar önemli bir konuda senin güldüğünü bile not düşüyor dinleme kayıtlarına.

İşine gelmeyen ve amacına hizmet etmeyenleri siliyor tabi. Silmese bile bir biçimde saklıyor. Aksi olsa; dinleme kayıtlarımın en önemli, en can alıcı olanını sırf kurulan kumpas tiyatrosuna uymayacağı ya da sanığın lehine olur düşüncesiyle, ortaya çıkarılmamasının başka bir mantıklı izahı olabilir mi?

Son yıllarda görülen flaş davalarının hepsinde sanıklar, iddianamelere konarak delil gösterilen "tape" denilen dinleme kayıtlarının, orijinal ses kayıtlarını mahkemelerden talep ettiler. Geldi mi orijinal konuşma kayıtları? Hayır gelmedi!

Herkesle her türlü konuşmamızı dinleyerek bizi bizden iyi tanıyan o arkadaşlar için:

"Yaptığın işten utanıyor musun? Hesap günü geldiğinde, yani bütün bu hukuksuzluk bitip devletin kirli arşivleri açıldığında, kaydediciler yargı önüne çıkarıldığında, belki tanışıp konuşabiliriz bunları da..." demişsin sevgili Can Dündar.

Yaptığı işten utanmasını beklemen beni şaşırttı. Utanmayı, vicdan duygusunu bilse her şeyin doğrusunu kendi kulaklarıyla duymasına rağmen sadece eğrileri raporlayanlardan bahsediyoruz.

Kaldı ki onlarla aramızda derin farklar var. Bir siyasi oluşuma, bir davaya ya da bir adanmışlığa mensupsan kendi vicdanın, kendi utanma duygunun bir önemi yoktur. Sadece ait olduğun, ölümüne sevgi, saygı belki bir miktar korkuyla bağlandığın yerlerin istek ve doğruları vardır.

Ve şimdilerde insanların hayatını karartan bu vahim davalarla top gibi oynuyorlar. Hepsi topu elinden çkarmaya çalışıyor.

İşte bu yüzden de asla hayalini kurduğun gibi: "Belki toplu imhadan önce isteyenlere kendi dosyalarını alıp inceleme, istediği kayıtları dinleme şansı verilir; eski günlerin kayıtlarını dinleyip güleriz biz de... " şeklinde bir son bekleme, çünkü olmayacak.

O kayıtlar çoktan yok edilmiştir bile. Bırak dinleyerek gülmeyi, gerçeği ispatlayıp derin bir oh çekme şansımız ve hakkımız bile olmayacak…

/// FETULLAH GÜLEN BU SORULARA CEVAP VEREBİLECEK Mİ ?? /// ERGENEKON SANIĞINDAN FETULLAHA AÇIK SORULAR ///

Hangi Ergenekon sanığı Fethullah Gülen’e mektup yazdı

Ergenekon davası tutuklu sanığı Avukat Gazi Serdar Öztürk, Fethullah Gülen’e "Müstafi Vaiz Fethullah Bey’e açık mektup" başlığıyla bir mektup kaleme aldı. Öztürk, Gülen’e Sivil Havacılık eski Genel Müdürü Ali Arıduru ile alakalı sorular sual etti.

Öztürk’ün Gülen’e yazdığı o mektubu aynen yayınlıyoruz:

MÜSTAFİ VAİZ FETULLAH BEY’E AÇIK MEKTUP!

Konuşmalarınızda dert yanarak; hırsızın bırakıldığı, hırsızın peşinde olanın kovalandığını duygusal bir eda ile dile getirmenizi gülümseyerek izliyorum! Şayet müslümanım ve müminim diyorsanız şu sorulara doğrulukla yanıt vermenizi arzu ediyorum.

1. Çevresine kendisini, “bende hizmete katıldım” diye tanıtan Ali ARIDURU adlı şahıs, hizmet erbabı ya da cemaat mensubu mudur?

2. Bu şahıs, Sivil Havacılık Genel Müdürü olduğu zamanda, himmet adı altında cemaatinize ne kadar para göndermiş veya göndertmiştir?

3. Bu şahsın Sivil Havacılık Genel Müdürü olduğu zamanda, havacılık şirketleri tarafından cemaatinize ne kadar para yardımı yapılmıştır?

4. Cemaatinize para yardımı yapmayı reddeden havacılık şirketlerine Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından müfettişler gönderilip, ağır cezalar kesilmiş midir?

5. Tarhan Towers Havayolu şirketinin sahibi Ali TARHAN adlı kişi televizyon ve gazetelere , “Sivil Havacılık Genel Müdürü Ali ARIDURU isimli şahıs uçakta benden 800 bin Dolar rüşvet talep etti” diye suç ihbarı niteliğinde beyanatlar yaptığında, hizmet olarak ne gibi hizmetlere giriştiğinizi düşündünüz mü?

6. Işık evlerinde kalan bazı çocuklara, cemaatinizin ilçe sorumlusu tarafından tecavüz edildiği ortaya çıktığında, hizmet olarak ne yaptınız ve neye hizmet ettiniz?

Bu soruları şahsınıza doğrudan Türk Milleti adına soruyorum ve yüreğiniz varsa ve müslümansanız ve müminseniz cevaplandırmanızı arzu ediyorum.

Avukat Serdar ÖZTÜRK

Sincan 1 Nolu F Tipi C.İ.K.

TEKNİK TAKİP : Edward Snowden, Obama’nın istihbarat konuşmasına cevap verecek

CIA eski görevlisi Edward Snowden, ABD Başkanı Barack Obama’nın istihbarat kurumu faaliyetlerine ilişkin konuşmasına cevaben, önümüzdeki hafta bir açıklama yapacak. Haberi, cuma günü CNN televizyonunda Wikileaks kurucusu Julian Assange verdi.

Assange konuşmasında ”Başkan Obama konuya 45 dakika ayırdığı için bugün Snowden’in çok mutlu olduğunu düşünüyorum” dedi.

Edward Snowden’in savunması Avukat Anatoliy Kuçerena, vatandaşların özel hayatlarına istihbaratın müdahalesini sınırlandırma gerekliliği konusunda ABD Başkanı tarafından yapılan açıklamanın müvekkilini haklı çıkardığını ifade etti.

Cuma günü İnterfaks ajansına konuşan Kuçerena, “Aslında insan hakları ihlal edilerek Amerikan istihbaratı tarafından özel hayata sınırsız bir şekilde saldırıldığını, bugünkü konuşmasıyla Başkan Obama itiraf etmiş oldu” dedi.

Avukat ayrıca, Amerikan Başkanı’nın olaya bugünkü yaklaşımı çerçevesinde “telefon görüşmelerinin ve yazışmalarının izlenmesinden insanların duyduğu kaygıyı idrak etmiş ve benimsemiş” olmasına sevindiğini belirtti.

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Akademisyen İhsan Yılmaz’dan Neden Hep Cemaat Hedefte’ Sorusuna Cevap

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı adına açıklama yapan Akademisyen İhsan Yılmaz "Neden hep Cemaat hedefte" sorusuna cevap verdi. İşte Yılmaz’ın açıklamaları…

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil bir basın açıklaması düzenleyip, yolsuzluk ve rüşvet iddialarının tartışılması yerine, hizmet hareketine yapılan çirkin saldırıların, kamuoyunda gündem saptırma olarak görüleceğine dikkat çekti.

Vakıf adına açıklama yapan Akademisyen İhsan Yılmaz ise Hizmet hareketinin Türkiye’ye hep fayda sağlayan işler içerisinde olduğunu söyledi. Yılmaz, camiayı karalamaya çalışan yayın gruplarının, Ergenekon sanığı Doğu Perinçek’in ekibi ile benzer haberler yaptığını söyledi. Açıklamada "Çözüm Sürecini hizmet engelliyor" iftirasının ise bizzat Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından yalanlandığının altı çizildi… Akademisyen Yılmaz, 5 dakikalık açıklamasında, sürekli istismar edilip Hizmet Hareketi’ne iftira aracı olarak görülen: Mavi Marmara’dan, "ABD-İsrail Uşaklığı" yaftasına, KCK paralel yapılanma konusundan Oslo görüşmelerine ve çözüm sürecine dair çok çarpıcı tespitlerde bulundu.

İhsan Yılmaz açıklamasında şu sözlere yer verdi:

"Neden hep Hizmet’te diğer Cemaatler değil Türkiye’de bir sürü cemaat var. Neden hep üzerinize alınıyorsunuz?" Bu soru çok masum bir soru değil. Çünkü, son ili yıldır özellikle Mavi Marmara krizinden başlayarak, MİT kriziyle birlikte hızlanarak devam eden hep hizmeti hedef alan hükümeti hedef yakın medyada Sabah, Star ve Yeni Şafak gibi belli köşe yazarlarının bunu kampanya haline getirdiğini, bazı think-tankların analiz adı altında gündeme getirdiklerini görüyoruz. Paralel yapıydı, Amerika’yla, İsrail’le ortak hareket eden vs..

Mavi Marmara konusunda Hocaefendi’nin bir açıklaması olmuştu. Türkiye çok gergindi. Savaşa doğru gidiyordu ve o gerginliği azaltmak için kendisi yatıştırıcı bir rol üstlendi ve zaten onun o üstlendiği o rolünde daha sonra siyasilerin tavırlarıyla doğrulandığını görüyoruz… Sanki Gülen başka bir şey söylemiş gibi karşı taraftaki ülkenin hem terörist olduğunu iddia ediyorsunuz ki ben Today’s Zaman’da kaç kere terör yapıyor diye İsrail Devleti için yazmış birisiyim. Bunlar hep göz ardı ediliyor. Sanki hep İsrail hep övülüyormuş gibi. Hayır.

Karşınızdaki devletin hem terör yaptığını iddia ediyorsunuz hem de onların üzerine masum insanların gitmesine müsade ediyorsunuz. Bunu eleştirmek Yahudi taraftarlığı, Yahudi uşaklığı değildir…"

İşte Yılmaz’ın açıklamaları…

"Hizmet hareketi artık global oldu. Türkiye’nin menfaatlerini desteklemiyor. Tavizler veriyor okulları kapatılmasın diye" ama başkaları sadece Türkiye’nin menfaatlerini düşünüyor…

Bugüne kahar Hizmet hareketinin Türkiye’nin aleyhinde yaptığı bir şey var mıdır?

Ama tersine o kadar şey var ki TUSKON’undan tutun, Türk Okullarında ses bayrağımız pek çok faaliyetimiz vardır.

Neden Hizmet?

Neden Hizmet? 1 milyon 200 bin gazetesi satan başka gönüllüler hareketi var mı Türkiye’de?

Tabiki en büyük hedef. Ergenekoncular da onu seçmişti. Davaları sulandırmak için hep Cemaat Cemaat diyorlardı. Bugün Doğu Perinçek’in dile getirdiği o iftiraların Sabah, Star, Yeni Şafak, Akşam gibi hükümete çok yakın medyalarda dile getiriliyor olması aslında üzüntü vericidir ve ibret vesikasıdır.

Hizmet Çözüm Süreci’ne Karşı mı?

Kürt sorununa Hizmet’in karşı olduğu dile getiriliyor. Böyle bir psikolojik operasyon var. Bunu nerden çıkarıyorlar anlamak mümkün değil. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı 2 yıl evvel Meclis Anayasa Komisyonu’na verdiği teklifte Kürtçe’nin anadil olarak devlet okullarında, bakınız özel okullar demiyorum devlet okullarında teklif etmişti. Hakeza Fethullah Gülen Kuzey Irak’taki Rudav gazetesine verdiği röportajda Kürtçenin anadilde eğitimin bir insan hakkı olduğunu söylemişti. Daha hükümet bu çizgiye bile gelmiş değil. Ama nedense Kürt sorununa karşı. Hayır orada barış olursa Hizmet hareketi okullar açacaktır, dershane açılacaktır ve gönüllere girilecektir. Neden kan istesin?

Oslo Süreci

Oslo görüşmeleri sızdığında Başbakan bizzat kendisi bunu PKK’nın yaptığını söyledi. Bugün her şey değişti bir anda Cemaatin üzerine yıkılıyor. Oslo görüşmeleri medyaya sızdığında Hizmet hareketini hiç bir medya organında bu konuda menfi bir beyanat edilmedi. Tabiki savaştığınız insanlarla barış masasına oturacaksınız. Tabiki devletin istihbarat kuruluşu onlarla görüşecektir. Buna itiraz eden hiç kimse olmadı. Ama onlar hiç olmamış gibi işte MİT olayı, KCK tutuklamaları falan sanki Başbakan KCK tutuklamalarına tam destek olamamış gibi meydanlarda bunu haykırmamış gibi polisin arkasından durmamış gibi bir manipülasyon yapılıyor. Fakat hiçbir delile dayalı değil.

Kürt sorunun çözümünde Hizmet hareketi yıllardır fiili olarak gayret göstermekle beraber Abant Platformu’nun ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın diğer faaliyetleriyle birlikte fiili olarak çözülmesi için gayret ediyor.

/// FETULLAHÇI ZAMAN GAZETESİ “BOPÇU” FETO’YA SALDIRANLARA CEVAP VERDİ /// Gülen’i karalamanın iki yüzlü stratejisi ///

Son zamanlarda Hizmet Hareketi’ne olan karalama kampanyalarında daha önceden ulusalcı kesimlerin yapmış olduğu iftira ve ithamların birebir kullanıldığı görülmektedir.

Hizmet Hareketi veya Gülen’in kendisi Amerika ve/veya İsrail için çalışan birer maşa olmakla karalanmakta hatta bazıları daha da ileri giderek CIA/MOSSAD ajanlığı ile suçlamaktadırlar. Ne yazık ki bu karalama ve iftiralar en üst seviyede dahi “örgüt, maşa, ajan, uzantı, işbirlikçi, taşeron” gibi ifadelerle dile getirilmektedir.

Yalnız şunun bilinmesi gerekir ki bu karalamalar ve iftiralar hiç de yeni değil, özellikle 2000 yılından bu yana marjinal ulusalcı gruplar tarafından sürekli dile getirilmekte olan karalamalardır. Aslında şimdilerde hükümete (daha doğrusu Başbakan’a) yakın gruplar daha önceden Doğu Perinçek, Ergün Poyraz, Merdan Yanardağ gibi ulusalcı marjinal yazarların karalamalarını birebir takip etmektedir. Daha önce 2012 yılında İngilizce olarak yayımladığım bir kitapta bu konuyu ele almış ve Gülen’i karalayan İngilizce ve Türkçe yaklaşık 450 yayını (kitap, makale, köşe yazısı vs.) incelemiş ve bu karalamalarda okuyucu kitlesinin diline göre belirlenen bir stratejinin olduğunu ortaya koymaya çalışmıştım.

İngilizce yayınlarda Gülen daha çok İslamî radikal, Osmanlı’yı ve halifeliği tekrar kurmak isteyen bir tehlike olarak nitelendirilirken, Türkçe yayınlarda, tam aksine, “Amerikan kuklası”, “CIA ve MOSSAD ajanı”, “Vatikan’ın gizli kardinali” olarak resmedilmektedir. Sadece Türkçe okuyan okurların bilmediği ve bilme imkânının da kısıtlı olduğu bir şekilde Gülen aleyhine özellikle Amerika’da marjinal gruplar tarafından son yıllarda Türkiye’dekine benzer bir şekilde karalama kampanyaları yürütülmektedir. Bu karalamalarda Gülen “Osmanlı İmparatorluğu’nu ve halifeliği tekrar kurmaya çalışmakla, bütün Batı dünyasını içine alan İslamî bir devlet kurmakla, ılımlı İslam anlayışını bir takiyye olarak kullanarak Batı dünyasına sızmak ve onları Müslümanlaştırmakla” suçlanmakta ve itham edilmektedir. İngilizce karalama yazıları yazan yazarların hemen hepsi aşırı sağcı, ırkçı özelliklere sahip şahıslardan oluşmaktadır. Şimdiye kadar yazılan yazıların büyük bir çoğunluğu birbiri ile bağlantılı küçük bir yazar topluluğu tarafından üretilmiştir.

Aslında, bu yazıların bir kampanya havası içerisinde üretildiğini ve özellikle internet ortamında koordineli bir şekilde yayıldığını düşünmek hata olmayacaktır. Aslında İngilizce, Gülen hakkında karalama yazıları yazan yazarların büyük bir çoğunluğu işin özünde İslam’a genel manada bir düşmanlık beslemekte ve İslam ile ilgili karalamalar ve hakarete varan ırkçı söylemler kullanmaktadırlar. Dolayısıyla sadece Fethullah Gülen bunların hedefi haline gelmemiş, genel manada İslam ve İslamî olan her şey bu şahısların hedefindedir, bu da açık bir şekilde bu yazarların diğer yazılarında gözükmektedir, kendileri de bunu açıkça ifade etmektedirler. Fethullah Gülen gibi Hazreti Peygamber, Kur’an ve diğer Müslüman fikir adamları da bu yazarların sürekli hedefi halindedir. Bu grupların birçoğu tarafından Başkan Obama gizli bir Müslüman, hatta Deccal olarak gösterilmektedir.

Bir dönem ulusalcı marjinal gruplar tarafından, şimdilerde ise Başbakan’a yakın gruplar tarafından kampanya şeklinde yapılan Türkçe karalamalar ise İngilizcedeki karalamaların tersine Gülen’i ve Hizmet Hareketi’ni Amerika’nın ve İsrail’in bir “maşası, ajanı, uzantısı, işbirlikçisi, taşeronu” şeklinde karalamaktadır. Doğu Perinçek ve Aydınlık grubu bu temayı en çok işleyen grupların başında gelmekte idi. Onlara göre NATO bünyesinde bulunan “Süper NATO” bütün NATO üyesi ülkelerde gizli teşkilatlar kurmuş ve ülkeleri el altından bu gizli NATO yapılanmaları yönetmektedir. Türkiye’de de bu Süper NATO yapılanmasının başında Gülen ve Başbakan Tayyip Erdoğan bulunmaktadır. Aydınlık ve Doğu Perinçek’e ek olarak Merdan Yanardağ ve Ergün Poyraz da bu temayı işleyen yazılar yazmışlardır. Bazı yazarlar, CIA ajanlarının Orta Asya’daki okullarda İngilizce öğretmeni olarak çalıştıklarını, bazıları ise okullarda çalışan Türk öğretmenlere CIA tarafından özel Amerikan diplomatik pasaportlarının dahi verildiğini iddia etmişlerdir.

Amerikan bağlantılarına paralel bir şekilde bazı yazılarda Gülen’in Siyonist bağlantıları olduğuna ve MOSSAD ve İsrail için çalıştığına da atıf yapılmaktadır. Bazı yazarlar Gülen’in ve AKP’nin önde gelenlerinin kimliğini gizleyen bir kripto-Yahudi olduğunu söylemekte bazıları ise sadece İsrail ve MOSSAD ile bağlantılı çalıştıklarını ifade etmektedirler. ‘Musa’nın Çocukları’ serisinin yazarı Ergün Poyraz ve Ahmet Akgül yönetiminde çıkan Milli Çözüm Dergisi yazarları bu temayı en çok işleyen yazarlardır. Hatırlanacağı üzere, Ergün Poyraz, Musa’nın Çocukları Tayyip ve Emine, Musa’nın Gül’ü, Musa’nın Mücahiti kitaplarında Başbakan Erdoğan ve eşini, Cumhurbaşkanı Gül’ü ve Bülent Arınç’ı İsrail bağlantılı göstermiş, hatta bazılarının kripto Yahudi olduğunu iddia etmiştir. Daha sonradan Poyraz’ın bu kitaplarının Şener Eruygur’un komutanlığı dönemlerinde bazı askerî birliklerde bedava dağıtıldığı, Ergün Poyraz’ın da JİTEM’den maaş aldığı ortaya çıkmıştı.

İşte ne yazık ki sanki bunların hiçbiri yaşanmamış, bunlar sanki daha önceden hiç yazılmamış gibi, dünün marjinal ulusalcı grupların yaptığı karalama ve iftiralar şimdi birebir aynı şekilde hükümete (daha doğrusu Başbakan’a) yakın çevreler tarafından sahiplenilmektedir. Bir farkla tabii, daha önceden Gülen ile beraber Erdoğan da vardı, şimdi sadece Gülen var.

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’den Cevap

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin, Fethullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak’ın açıklamasında yer alan kendisine yönelik ifadeleri şiddetle reddettiğini belirterek, "Uzun yıllara dayanan siyasi hayatımda araştırıp kanaat sahibi olmadığım hiçbir konuda kara propaganda veya iftira amaçlı beyanım olmamıştır" değerlendirmesinde bulundu.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin, Fethullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak’ın açıklamasında yer alan kendisine yönelik ifadeleri şiddetle reddettiğini belirterek, "Uzun yıllara dayanan siyasi hayatımda araştırıp kanaat sahibi olmadığım hiçbir konuda kara propaganda veya iftira amaçlı beyanım olmamıştır" değerlendirmesinde bulundu.

Şahin, yaptığı yazılı açıklamada, 29 Aralık 2013 Pazar günü Karabük’te gerçekleştirilen il danışma meclisi toplantısındaki konuşmasının basında yer alması üzerine Fethullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak’ın dün açıklama yaptığını anımsattı. Albayrak’ın açıklamasındaki bazı cümleleri paylaşan Şahin, burada yer alan "Dile getirilen iddialar son günlerde medyada yer bulmaya çalışan kara propagandanın bir parçasını teşkil eden iftiralardan ibarettir" ifadesini hatırlattı.

"Uzun yıllara dayanan siyasi hayatımda araştırıp kanaat sahibi olmadığım hiçbir konuda kara propaganda veya iftira amaçlı beyanım olmamıştır" değerlendirmesinde bulunan Şahin, Albayrak’ın açıklamasında kendisine yönelik yer alan ifadeleri şiddetle reddettiğini dile getirdi.

Şahin, açıklamasında şunlara yer verdi:

"Gündeme getirdiğim ve yeni öğrendiğim konunun ayrıntıları ile ilgili sahip olduğum bilgileri yetkili merciin usulünce talebi halinde paylaşabileceğimi de ifade etmek isterim. Avukat Sayın Albayrak, konuşmamdaki bazı cümlelerin nezaket ve edep sınırlarını aştığını iddia etmektedir. Bu anlama gelecek hiçbir beyanım olmamıştır. Üstelik, ‘Hocaefendi, ‘adalet neyi gerektiriyorsa ona göre karar verin’ demiş. ‘Allah razı olsun’ demek suretiyle kendisi takdir edilmiştir.

‘Hocam, artık Türkiye’ye dönün lütfen. Türkiye’de sizin isminiz kullanarak fitne yayılıyor. Gelin, buna vaziyet edin, sizi seviyoruz. Hakkımızda ne söylerseniz söyleyin, sizi seviyoruz’ cümleleri mi nezaket ve edep sınırlarını aşmaktadır? Ben, Fethullah Gülen Hocaefendinin yaptığı duaları da, kendi ağzından ilk kez duyduğum kamuoyunda beddua olarak algılanan yakarışlarını da anlayabilecek ferasete sahibim."

"Talihsiz, çalakalem bir açıklamadan ibaret kalmıştır"

Konuşmasının "yolsuzluk konusunu perdelemek amacını taşıdığı", "konuşmada yolsuzluk konusuna hiç değinilmediği" iddialarının da doğru olmadığını vurgulayan Şahin, konuşmasında "Kimsenin gözünün yaşına bakmayız. Hata yapan kim olursa olsun hesabını biz sorarız. Eğer tutuklanan bakan çocukları bir hata yapmışlarsa, evlerinde bulunan paraların hesabını doğru dürüst veremiyorlarsa onlar da hesaplarını vereceklerdir. Babalarının bu işte bir kusuru var mı? O da araştırılır" dediğine dikkati çekti.

Konuşmasında, hiç kimsenin hakkında kesinleşmiş yargı kararı olmadan suçlu ilan edilemeyeceğini söylediğini aktaran Şahin, "Ama Sayın Başbakanımız, elimizde suçlu olduğuna dair bir yargı belgesi olmamasına rağmen, ismi geçen bakan arkadaşlarımızı bakanlıklardan alarak yenilerini atadı. Biz AK Partiyiz. En ufak bir lekeyi bünyemizde barındırmayız, barındırmamak zorundayız" ifadelerini kullandığına vurgu yaptı.

Şahin, açıklamasında, "Görülmektedir ki muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinin avukatı Sayın Nurullah Albayrak’ın yaptığı tarafımı itham eden açıklama, maalesef, söz konusu konuşmamın bütünü incelenmeden yapılan, talihsiz, çalakalem bir açıklamadan ibaret kalmıştır" ifadelerine yer verdi.

/// FETULLAH GÜLEN CEMAATİNDEN AK PARTİ VE KAMUOYUNA CEVAP /// Pis bir çete gibi tasvir ediliyoruz ///

Cemaat : Pis bir çete gibi tasvir ediliyoruz

Fethullah Gülen’in Onursal Başkanlığını yaptığı GYV’den yazılı açıklama geldi.

Açıklamada, Gülen ve cemaatin, “savcılarla ilişkili” olduğu iddiası ‘çirkin bir iftira’ olarak nitelendirildi. Ayrıca açıklamada Fetullah Gülen’in AK Parti ile bir husumeti yok’ denildi.Açıklamada şöyle denildi: Onursal Başkanımız Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi’nin yolsuzluk soruşturmasını yürüten “savcılarla ilişkili” olduğu ve “dış güçlerin maşası” oldukları için bu davaları açtırdıkları iddiaları çirkin birer iftiradır.

Ayrıca, vakfımızın hem Türkiye’yi hem de Hizmet Gönüllülerinin yapmış oldukları faaliyetleri tüm dünyaya anlatma amaçlı yaptığı şeffaf toplantıların bile hükümete yakın bir kısım medya organlarınca çarpıtılarak “vatana ihanet”, “casusluk”, “uluslararası odaklarla işbirliği” gibi akıl almaz komplo teorileri ve ithamlarla haberleştirilmesi insafla bağdaşmaz.
Aksi takdirde bu tip faaliyetleri yapan herkesi ajanlıkla suçlamak ülkeyi içinden çıkılmaz bir cinnet haline sürükleyecektir

Muhterem Hocaefendi ve Hizmet Hareketi’nin, ülkeye çok hizmetleri geçmiş AK Parti’ye karşı bir husumeti bulunmamaktadır. Hizmet, AK Parti’nin 2002-2011 arasındaki her tür demokratikleşme hamlesini açıkça desteklemiştir. Ancak, Sayın Erdoğan’ın ve partisinin yönetiminde, eylemlerinde ve eylemsizliklerinde 2011 genel seçimlerinden bu yana ciddi bir farklılık oluştuğu açıktır. AB sürecinin yavaşlaması, kuvvetler ayrılığını erozyona uğratan şekli ile başkanlık teklifi, medya özgürlüklerinin giderek daralması, parlamenter denetimin zayıflaması, Sayıştay’ın görevini yapamaz hale gelmesi ve otoriterleşme emarelerinin artması, son olarak yargıya bile müdahale edilmesi AK Parti’yi destekleyen sağduyulu kesimleri ülkenin geleceği ile ilgili derin endişelere sevk etmiştir.

Camianın da paylaştığı ve defaatle dile getirdiği bu eleştirilerin dershanelerin yasaklanması tartışmaları ile başladığı iddiası da gerçek dışıdır. Dershane yasaklama tartışmaları başlamadan çok önce, Vakfımızın başta medya özgürlükleri olmak üzere, Türkiye’deki reformların yavaşlaması ve otoriterleşme eğilimleri hususunda yaptığı açıklamalarla endişelerini kamuoyuyla paylaştığı herkesçe bilinen bir husustur.

‘SOKAK EYLEMLERİNİN PROVOKASYONLARA YOL AÇACAĞI ENDİŞESİNİ TAŞIMAKTAYIZ’

Yolsuzluk soruşturmasını yürüten yargıya açıkça hükümet tarafından müdahale görüntüsü verilmesi, yargıya bağlı çalışan kolluğa operasyon yapılması ve poliste yapılan yeni atamalar sonucu, polisin kolluk görevini yapmamakta direnmesi pek çok kişide haklı tepkilere sebep olmuştur.

Yasalar çerçevesinde yapılan, şiddete başvurmayan barışçıl sokak eylemleri demokratik bir haktır. Ancak Hükümetin, Yargıya bile tahammül edemez bir görüntü verdiği ve her gün üst üste çok gergin ve kutuplaştırıcı açıklamalar yaptığı bugünlerde, barışçıl ve haklı da olsa, bu tarz sokak eylemlerinin bir takım provokasyonlara sebebiyet verebileceği endişesini taşımaktayız.

Açıkçası, eylemlerin ülkemizi kaotik bir ortama sürüklemesinden kaygı duyuyoruz. Yolsuzluğun protesto edilmesi için ortaya çıkmış barışçıl protestoların sabote edilmesinin yolsuzluk gündeminin değişmesine sebebiyet verebilme ihtimali, amaçlananın tam tersi bir sonuç verecektir. Bu çerçevede, Gezi olaylarında da ifade ettiğimiz üzere, Hükümeti basiretli ve serinkanlı yönetime ve protesto eylemlerinde bulunanlar da dâhil olmak üzere 76 milyonun Hükümeti olarak davranmaya, aynı şekilde eylemcileri de barışçıl yöntemler ile sınırlı kalmaya davet ediyoruz.

‘PARALEL DEVLET KABUL EDİLEMEZ, VARSA…’

“Demokratik bir ülkede paralel devlet kabul edilemez. Varsa böyle bir yapı hükümetin bunu delilleri ile ortaya koyması gerekir.”

Öte yandan, yolsuzluk soruşturmaları ile birlikte, hükümetçe ve hükümete yakın medyada daha yüksek sesle dile getirilen, “yargı cuntası”, “paralel devlet”, “otonom yapı”, “casusluk”, “ajanlık” ve benzeri delilsiz ve çok soyut suçlamalar, soruşturmanın üstünü örtme izlenimi vermektedir.

PİS BİR ÇETE GİBİ TASVİR ETMEK İNSAFSIZLIK

Bu konularda, hükümetin elinde delil varsa bir an önce yargıya teslim etmesini Ağustos ayındaki açıklamamızda açıkça talep etmiştik. Ancak, bunun yapılması yerine, soyut ve delilsiz ithamlarla, milyonlarca seveni, takdir edeni ve gönüllüsü bulunan Hizmet Hareketini, “dış güçlerin maşası”, “ajanı”, “karanlık emelleri olan elleri kırılması gereken pis bir çete” olarak tasvir etmek en hafif ifade ile insafsızlıktan başka bir şey değildir.

Yolsuzluk iddiası ile suçlanan şüphelilerin masuniyet karinesine aykırı bir şekilde suçlanmasının kişilik haklarının ihlali olduğunu ifade edenlerin haklılığı aşikârdır. Ancak aynı anlayışla da hiç bir hukuki ve demokratik ilkeye dayanmaksızın milyonlarca seveni olan bir camiaya da çete ve örgüt denmesi akıl, izan ve insafla bağdaştırılamaz.

Defaatle dile getirdiğimiz üzere, bir sivil toplum hareketi olan Hizmet Hareketi’ni, iktidar üzerinde vesayet kurmak ve iktidara ortak olmakla suçlamak açıkça abesle iştigaldir. Her hangi bir tavsiye, eleştiri, talep veya hak savunmasında bulunan sivil toplum oluşumlarını, iktidar peşindelermiş gibi sunarak, onlara “siyasete karışma”, “öyleyse parti kur”, “seçimleri bekle”, “manşetlerle milli iradeyi baskı altına alma” demek demokratik sistemin ruhu, norm ve değerleriyle bağdaşmaz ve asla kabul edilemez.

‘PARALEL DEVLET’ İDDİALARINA YANIT

Demokratik bir ülkede sadece yasal ve meşru vatandaşlık haklarını kullanarak, liyakat ilkesi çerçevesinde bürokrasiye girmiş, Hizmet’e sempati duyanların veya sevenlerin olması doğaldır. Hukuk somut fiillere bakar. Hangi görüşten ve yaşam tarzından olursa olsun vatandaşların kanunlar çerçevesinde devletin bütün kademelerinde görev almasının “devleti ele geçirme”, “devlete sızma”, “vesayet kurma” veya “paralel iktidar oluşturma” şeklinde sunulmasının iyi niyetle açıklanması mümkün değildir. Askeri vesayetin en güçlü olduğu dönemde, tıpatıp aynı iddialarla suçlanan Sayın Gülen, 8 yıl yargılanmış ve tüm bu suçlamalardan beraat etmiştir.

Elbette ki, bürokratlar seçilmiş yöneticilerinin ve amirlerinin (hukuka uygun) emirlerine itaat etmek ve sadece onlardan emir almak durumundadır. Halkın iradesiyle seçilmiş iktidarların idari tasarruflarına tabii ki saygılı olunmalıdır; ancak kamuoyuna da yansıyan ve yalanlanmayan bilgi ve belgelerin de gösterdiği üzere, insanların Hizmet Hareketi’ne nispet edilerek anayasal bir suç olan fişlenmeye tabi tutulması ve sonra da kriterleri belirsiz istihbari bilgilere dayanılarak hukuka aykırı bir şekilde tasfiye edilmesi demokratik olmadığı gibi en temel insan haklarına da aykırıdır.

‘PARALEL DEVLET OLUŞTURANLARIN…’

Hem Onursal Başkanımız Sayın Fethullah Gülen hem Hizmet Hareketi hem de Vakfımız defaatle, AB reformlarını, tam demokratik Türkiye’yi, hukukun tam anlamı ile üstünlüğünü, en ileri hali ile insan haklarını, herkesin hukuk karşısında uygulamada da eşit olmasını, sivil anayasayı, şeffaf, hesap verir bir devleti ısrarla talep etmekle kalmamış, Anayasa Referandumundaki gayretleri de dâhil, tüm faaliyet ve projeleri ile bunların gerçekleşmesi için çaba sarf etmiştir.

Şurası çok açıktır ki, Devleti ele geçirmek isteyen ya da Devlet içinde paralel, otonom yapı oluşturanların bu taleplerde bulunması akıl ve mantık dışıdır. Zira paralel yapı oluşmasının ya da Devleti niyetleri belli olmayan dar kliklerin ele geçirmesinin önündeki en büyük engel, AB standartlarında tam demokratik ve şeffaf, hem parlamento, yargı ve Sayıştay’a, hem de medya ve kamuoyuna hesap verir bir hukuk devletidir.

Bu yönde kimin hala gayret edip etmediği ise kamuoyunun takdirindedir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: