Etiket arşivi: A. İKLİM BAYRAKTAR

A. İklim Bayraktar : Can Dündar’a Cevap Vermek Geldi İçimden /// @aiklimbayraktar @06iklim @iklimb yrktr @iklimbayraktar

Bu aralar yaşam sahiden karanlık, düzen bozuk; her bilgi beyhude her çalışma nafile diyerek uzun zamandır yazı yazmak gelmiyordu içimden.

İçe sine, bağıra çağıra yazamıyorsak susmak iyidir diyordum, zaten nicedir yazdıklarım sustuklarımdan daha önemli ve değerli olmuyordu…

Bugün bir köşe yazısı okudum sosyal medyada ve cevap vermeden duramadım.

Sevgili Can Dündar, seni aydınlatmak haddim değil ama yazını okuyunca tecrübelerimi paylaşmaktan alıkoyamadım kendimi. Hem sen de merak içinde sıralamışsın sorularını yazında, sanırım bazılarının cevabını biliyorum…

Seni dinleyen arkadaşlarla beni dinleyenler aynı mı bilemem ama yaşadıklarım merakını biraz da olsa giderebilir diye düşünüyorum.

"İnsanın bu kadar içli dışlı olduğu biriyle hiç tanışmamış olması tuhaf…" demişsin ama emin ol tanışmak daha da tuhaf..!

Çünkü onlarla tanıştığında ya gözaltında ya da sorguda oluyorsun. İçinden geldiği gibi davrandığında o şartlarda bile polise mukavemetten hakkında ikinci bir dosya açıyorlar. İçinden geldiği gibi davranmayı kesip içine attığında kendi kendini kemiriyorsun.

“Arada kulağını çınlatıyoruz, selam yolluyoruz, duyuyor musun? Kızıyor musun?”demişsin ya; bak bu soruna net bir cevabım var; seni dinleyen arkadaşı bilmem ama beni dinleyenler ve sorgulayanlar çok genç, zıpkın gibi delikanlılardı ve kızmamışlardı. Hatta espri bile yaptı aralarından biri “arada bir bize de iyi saydırmışsınız İklim hanım” dedi. Yüzünde alaycı ama koca bir tebessümle… Sanırım eğleniyorlar dinlerken ya da dinledikleri insanı hiç ciddiye almadıkları için önemsemiyorlar.

"Her dinlediğini deşifre ediyor musun; yoksa kaydedip sonra kullanmak üzere mi saklıyorsun? Hiç silmiyor musun?" diye sormuşsun ya, bence her dinlediğini deşifre etmiyor amacına hizmet edecek olan konuşmaları deşifre ediyor.

Yine bire bir yaşadıklarımdan anlatayım: Öncelikle konuşmanın bir kısmını cımbızla çekip alıyor, diğer kısmı deşifreye koysa zaten suç unsuru ya da sanığı küçük düşürme eylemi çıkmayacak olduğundan deşifre ederken arada ….. şeklinde noktalar koyuyor.

Parantez açıyor (gülüşmeler) diyor kapıyor parantezi. Anlayacağın, seni kapana sıkıştıracağı kadar önemli bir konuda senin güldüğünü bile not düşüyor dinleme kayıtlarına.

İşine gelmeyen ve amacına hizmet etmeyenleri siliyor tabi. Silmese bile bir biçimde saklıyor. Aksi olsa; dinleme kayıtlarımın en önemli, en can alıcı olanını sırf kurulan kumpas tiyatrosuna uymayacağı ya da sanığın lehine olur düşüncesiyle, ortaya çıkarılmamasının başka bir mantıklı izahı olabilir mi?

Son yıllarda görülen flaş davalarının hepsinde sanıklar, iddianamelere konarak delil gösterilen "tape" denilen dinleme kayıtlarının, orijinal ses kayıtlarını mahkemelerden talep ettiler. Geldi mi orijinal konuşma kayıtları? Hayır gelmedi!

Herkesle her türlü konuşmamızı dinleyerek bizi bizden iyi tanıyan o arkadaşlar için:

"Yaptığın işten utanıyor musun? Hesap günü geldiğinde, yani bütün bu hukuksuzluk bitip devletin kirli arşivleri açıldığında, kaydediciler yargı önüne çıkarıldığında, belki tanışıp konuşabiliriz bunları da..." demişsin sevgili Can Dündar.

Yaptığı işten utanmasını beklemen beni şaşırttı. Utanmayı, vicdan duygusunu bilse her şeyin doğrusunu kendi kulaklarıyla duymasına rağmen sadece eğrileri raporlayanlardan bahsediyoruz.

Kaldı ki onlarla aramızda derin farklar var. Bir siyasi oluşuma, bir davaya ya da bir adanmışlığa mensupsan kendi vicdanın, kendi utanma duygunun bir önemi yoktur. Sadece ait olduğun, ölümüne sevgi, saygı belki bir miktar korkuyla bağlandığın yerlerin istek ve doğruları vardır.

Ve şimdilerde insanların hayatını karartan bu vahim davalarla top gibi oynuyorlar. Hepsi topu elinden çkarmaya çalışıyor.

İşte bu yüzden de asla hayalini kurduğun gibi: "Belki toplu imhadan önce isteyenlere kendi dosyalarını alıp inceleme, istediği kayıtları dinleme şansı verilir; eski günlerin kayıtlarını dinleyip güleriz biz de... " şeklinde bir son bekleme, çünkü olmayacak.

O kayıtlar çoktan yok edilmiştir bile. Bırak dinleyerek gülmeyi, gerçeği ispatlayıp derin bir oh çekme şansımız ve hakkımız bile olmayacak…

A. İKLİM BAYRAKTAR : GAZETECİLİK SADECE GAZETECİLİK DEĞİLDİR. ONDAN DAHA ÖTE BİR Ş EYDİR …. /// @aiklimbayraktar

A.İklim Bayraktar

Karşı cinse duyulan en büyük aşktan çok daha öteydi mesleğe duyduğu aşk…

Küçücük bir kız çocuğuydu aslında, ama hayalleri büyüktü.

Tam 22 yıl önce en severek okuduğu gazeteye aralıklarla tam 8 kez gitti, ama dış kapıdan içeri girmeyi bile başaramadı bir türlü.

Dokuzuncu gidişinde “yeter be, kim bu kız” diye sırf meraklarından aldılar yukarı.

“Ne istiyorsun?”

“Gazeteci olmak istiyorum, hem de çok fazla istiyorum.”

“Hadi ya, yaşın kaç ki senin daha…”

“18 olucam 7 ay sonra…”

“Makinen var mı peki senin?”

“Var. Nikon F4”

“Yok ya!.. Göster bakayım.”

“İşte…”

Titreyen elleriyle uzattı makineyi.

“Demek gazeteci olacaksın? Ne biliyorsun peki bu işle ilgili?”

İşte bu soruya verdiği uzun yanıttan sonra çok şaşırmışlardı.

Küçük kız kendinden büyük cümleler kurmuştu. Mesleğe duyduğu istek ve aşk o kadar büyüktü ki bir çırpıda döküverdi kendi görüşlerini.

Geriye sadece, “Peki, yarın gel bakalım. Mesai saat 9 da,” demişlerdi.

O günü ve gecesini hiç ama hiç unutmadı.

Ama makinesinin o dönemde çok az muhabirin elinde bulunan cinsten olduğunu ve birazda makinesinin hürmetine işe alındığının da anlamıştı zamanla.

Yeteneğini kanıtlaması 1 ay bile sürmedi ama bu dönem içinde makinesi hep kendisinden önce, başkalarının elinde işe çıkmıştı bile.

İlk yaptığı haberi yazı işlerine bıraktığı günü de hiç unutmadı. Allahım, nasıl bir duyguydu bu!

Ertesi gün haberin altında ismini gördüğünde nefesi kesilmiş, yaşam durmuştu. Dahası yoktu bunun… Bu mutluluğun tek tanımıydı!


Sonra birçok gazeteci ağabeyi- ablası ile aynı serviste çalıştı, iyi ya da kötü birçok anı biriktirdi. Hepsi gerçek; hepsi yaşama, insanlara ve en çok da gazetecilik mesleğine ilişkin…

Birçok ölüm gördü zaman içinde. Acil servis önü trajedilerini yaşadı yüzlerce kere. Beraber habere gittiği arkadaşlarının cenazelerinden döndü içi sızlayarak.

Gözünün önünde diri diri yanan insanlar oldu ama deklanşöre basmalıydı profesyonel olmalıydı. Defalarca insanlığı ile işi arasında kaldı, defalarca ağlayarak haber yazdı.

Tartaklandı, dövüldü, makinesi ve dişleri kırıldı.

Yüzlerce kere haberi çalındı ya da kaynadı gitti arada. Emek, emek hep emek isteyen hep aynı yüksek tempoda ve aynı bitmez istekle, aşkla sabırla yapılması gereken tek iş kendi işiydi: gazetecilikti.

Yıllar içinde çalıştığı gazetelerin kapandığına tanık oldu, o acıyı da anlatamadı hiç bir zaman yeteri kadar.

İşi yazmak olsa bile asla kelimeleri o acıları yansıtmaya yetmedi…

Ve yıllar içinde daha birçok farklı acılar yaşadı, aşk ile sımsıkı sarıldığı mesleğinde.

Hep küçük kalmadı tabii, büyüdü…

Bu “meşakkatli” meslek çok çabuk olgunlaştırdı.

Ancak yazı yazarken, haber peşindeyken ‘yaşadığını’ hissediyordu.

Haber yaptığı insanlardan tehditler aldı, uykuları kaçtı ama korkmadı. Bu meslek, haklı olduğundan emin olanın korku duygusunu rafa kaldırdığı bir meslekti.


Büyüklerinin onursuz, satılık, taraflı davrandığını gördü defalarca ama bu durumda hep susmak zorunda kaldı. Çünkü konuştuğunda ya hep işsiz kaldı…

Ya da büyük zorluklar yaşadı bulunduğu yerde…

Defalarca işi, yani aşkı ile onuru arasında kaldı ama hep onurunu seçti. Çünkü bu meslek onurlu bir meslekti ve onurluca yapılmalıydı Bu uğurda kovulmak da mubahtı…

Öyle böyle derken devirdi yılları…

Eşini, çocuğunu, ailesini, sevdiklerini günlerce görmeden mesai yaptığı günlerin sayısı oldukça fazlaydı. Yılbaşı, bayramlar, özel günler; en çok çalıştığı, izin kullanmanın hayal olduğu günlerdi ama bir kez bile şikâyet etmedi.

Bu yıllar içinde ruhlarını ve kalemlerini şeytana satmalarından dolayı, yani kendi söylemleriyle “oyunu kuralına göre oynadık” ile özetlenen mesleki ve insani kirlenmenin sonucunda, zamanında beraber habere gittiği meslektaşlarının bulundukları yere nasıl geldiğini gördü. İnanılmaz yükselişlere tanık oldu.

Gördüğü inanılmaz gerçekler mesleğine duyduğu aşkı azaltmak yerine çoğalttı.

Yıllar su gibi geçti…

Tekelleşti… Masa başından yapılır oldu gazetecilik…

Magazinden ibaret sanılması da ayrı bir trajediydi…

İktidarların oyuncağı oldu…

İş bulup çalışabilmek torpile, yandaşa, candaşa, satılmışlığa, dönekliğe, ikili ilişkilere endekslendi.

Kısacası… Tadı tuzu kalmadı.

Ama onun yüreğinde ve ilkelerinde değişen hiçbir şey olmadığı için mutluydu hep muhabir kalmaktan.


Bugün; 10 Ocak…

Yani “Çalışan Gazeteciler Günü.”

Her şeye rağmen inatla, “özveriyle” aşkla bu mesleğe sahip çıkmaya çalışanları “görmezden” gelmek olmaz.

Tüm olanaksızlıklara, haksızlıklara rağmen; meslek etiğinden, kişiliklerinden ödün vermeksizin mesleğini yapmak için didinen basın emekçilerinin bu özel günlerini kutluyorum.


Vatanseverlik ve ilkeli gazetecilikten vazgeçmeyenlerin, tutuklu olanların, haksızlığa uğrayanların, oyunu kuralına göre oynamadığı için oyun dışı bırakılanların bu özel gününü tüm kalbimle kutluyorum.

Merak ediyorum; bu mesleğe yıllarını vermiş ama kendilerinden ödün vermediği için kovulan, itilen, kaleminin gücüne ve kişiliğine saygınlığına sekte vurulmaya çalışılan, hali hazırda kovulmamış ama kovulmaya hazır bekleyen, baskı altında korku salınarak köşeye sıkıştırılmaya çalışılan büyüklerim ne hissediyor bugün acaba?

Ben şu anda aktif olarak çalışmıyorum.

Naçizane; internet sitelerinde ve sosyal medyada gideriyorum bu mesleğe olan özlemimi.

Sahi bugün benim de gazeteciler günüm sayılır mı?


Sahi; büyük başın beyanını koşulsuz doğru kabul edip, kanıt olmaksızın kendi mesleğinin emekçisini hiç tereddürt etmeden “komplocu, şantajcı” ilan edenlerin de gazeteciler günü mü bugün?

Onları da kutlayacak mıyız?

Hukukun, yargıçların, savcıların, emniyetin, iddianamelerin, delillerin sayesinde değil; şansı yaver gidenlerin, oyunu kuralına göre oynayanların, gazeteciliği çok şahane biçimde yapanların sayesinde “komplocu”ilan edildim…!

Emeği geçenlerin "şahane"gazeteciliklerine sağlık…


Daha iki yıl önce yazdıklarının bügün tam tersini yazan, çıkarları için vicdanlarını rafa kaldırmış, hukuku hiçe sayarak kalemlerinde rezillik damlayanların bugünkü komik ve zavallı hallerini evimden izleyip tarihe not düşmek şuan çalışıyor olmaktan çok daha değerli benim için.

Okurundan utanmadan yalan yazı ve haberlere imza atarak insanların yaşamlarını karartanlarla, meslek etiğine saygılı; onuruyla çalışan basın emekçilerini birbirinden ayırt etmeden kutlanabilir mi 10 Ocak Gazeteciler Günü?

Twitter/aiklimbayraktar

a.iklim.bayraktar

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: