Günlük arşivler: Şubat 6, 2014

SANAT DÜNYASI : Sezen Aksu’nun En Görkemli Dönemlerinden 24 Unut ulmaz Şarkı

Bir vakit evvel Sezen Aksu’nun erken dönemini incelediğimiz ve en popüler şarkılarının biraz da gölgesinde kalan şarkıları seçmeye gayret ettiğimiz 1990 öncesi bir erken dönem Sezen Aksu listemiz vardı.

Tabii bize göre Minik Serçe’nin her dönemi görkemli de şimdi gelelim 1990 sonrasına. Yani Git (1986), Sezen Aksu ’88 (1988) ve Sezen Aksu Söylüyor (1989) gibi efsane albümleri yapıp ortalığı birbirine katmış ve geniş kitlelerce tanınan, kendine kabul ettirmiş, nice hayranı olan bir dev olarak Sezen Aksu’nun gerçekten de Türkçe müzik piyasasında hakimiyet kurduğu yıllara.

Benzetmemiz garip olmayacaksa (ki teşbihte hata olmaz) Sezen Aksu’nun 1990′ını Osmanlı’nın 1453′üne benzetebiliriz. Yani bir devletten imparatorluğa dönüşür bu yıllarda Sezen Aksu. 2000′lere kadar da hiç toprak kaybetmez, en fazla duraklama devri yaşar ara ara.

Tutsak

(1991 – Gülümse) Söz: Sezen Aksu, Onat Kutlar, Ece Aksoy, Ersin Salman, Onno Tunç, Beste: Onno Tunç, Düzenleme: Onno Tunç
Gülümse albümü her şarkısıyla efsanedir aslında, biz yine de bir kaç tane seçmek zorundaydık içinden. Tutsak için biz bir şey demiyoruz zaten Onno Tunç davuları düzenlerken denilecek her şeyi demiş: “Ben sana tutsak (dubududup) sen bana (dubududup) yassak (dubududup)…”

Güllerim Soldu

(1991 – Gülümse) Söz: Sezen Aksu, Beste: Sezen Aksu, Düzenleme: Onno Tunç
“Bir tek sana güvenmiştim, öncem yoktu, sonram yoktu…” diyen ve bağrımıza bıçak saplayan bir Sezen Aksu’yla karşı karşıyayız bu eserde. Kendisi bu kalibredeki şarkılarında bire on vurmayı hep başarmıştır.

Seni Kimler Aldı

(1991 – Gülümse) Söz: Sezen Aksu, Beste: Sezen Aksu, Düzenleme: Fuat Güner
Eğer bu şarkıyı tekrar tekrar dinlemeye başladıysanız kuvvetle muhtemelen ölmüşsünüzdür de gömmeyi unutmuşlardır sizi. Hâlâ sağ olanlarınız ise Sezen Aksu “Deli gözlerin gelir aklıma…” dediği anda ölecektir.

Masum Değiliz

(1993 – Deli Kızın Türküsü) Söz: Sezen Aksu, Meral Okay, Beste: Sezen Aksu, Uzay Heparı, Düzenleme: Uzay Heparı
Ülkenin en karanlık dönemlerinden biri, faili meçhuller mi ararsınız, içindeki aydınlarla yakılan oteller mi, öldürülen gazeteciler mi. Bugün de devam eden aynı vahşi geleneklerin ve zihniyetlerin hüküm sürdüğü günler. Bunu anlatıyor zaten bu şarkı da tüm dünyanın gırtlağına kadar pisliğe battığını: “Eller günahkâr, diller günahkâr, bir çağ yangını bu bütün dünya günahkâr.”

Adem Olan Anlar

(1993 – Deli Kızın Türküsü) Söz: Sezen Aksu, Beste: Sezen Aksu, Uzay Heparı, Düzenleme: Uzay Heparı
Bu şarkıyı yazmışken Uzay Heparı’yı da anmadan geçmeyelim, nur içinde yatsın. Müzik camiası adına kaybı doldurulamayacak isimlerden, efsanelerdendi.

Deli Kızın Türküsü

(1993 – Deli Kızın Türküsü) Söz: Gülten Akın, Beste: Sezen Aksu, Bülent Özdemir, Düzenleme: Uzay Heparı
Türküsü hiç bitmesin istediğimiz, Sezen Aksu’dan başka bir deli kız var mıdır acaba? Bir de nakarata kadar vokali duymak için sesi açmak gerekir bu şarkıda, itiraf edin haydi hangimiz yapmadık ki?

Küçüğüm

(1993 – Deli Kızın Türküsü) Söz: Sezen Aksu, Beste: Sezen Aksu, Düzenleme: Uzay Heparı
Sadece albümü değil, bizi de bitiren bir Sezen Aksu şarkısı daha. Hepimize ne kadar küçücük olduğumuzu hatırlatıyor burada sanatçı ve bizi bir kere daha üzüyor. Olsun Sezen Aksu’nun üzdüğü yerde gül biter. (Gül değil gözyaşı bitti.)

Davet

(1995 – Işık Doğudan Yükselir ‘ex oriente lux’) Söz: Sezen Aksu, Yelda Karataş, Beste: Atilla Özdemiroğlu, Düzenleme: Atilla Özdemiroğlu
Atilla Özdemiroğlu ve Fahir Atakoğlu gibi dev isimlerin havalarda uçuştuğu bir albüm daha, adeta Sezen Aksu’nun söylediği farklı türdeki şarkıların toplamı. Enteresan ve büyüleyici bir çalışma.

Son Sardunyalar

(1995 – Işık Doğudan Yükselir ‘ex oriente lux’) Söz: Sezen Aksu, Yelda Karataş, Beste: Ara Dinkjian, Düzenleme: Atilla Özdemiroğlu
İnsana kaç yaşında olursa olsun daha genç olduğu günleri özleten bir şarkı, büyük usta Ara Dinkjian’ın bestelediği Sezen Aksu şarkılarından sadece biri. “Ah ne kahraman ne cesur ne güzel çocuklardık, her yeni günü ümitle nasıl kucaklardık. Ah kaldırımlar biliyor bir devir muhteşemdik, güz güneşinden hüzünlü, ilk yazdan şendik.”

Alâturka

(1995 – Işık Doğudan Yükselir ‘ex oriente lux’) Söz: Sezen Aksu, Beste: Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Fahir Atakoğlu
Fahir Atakoğlu gibi bir beynin yapabildiklerine ve bu toprakların müziğine olan hakimiyetine kanıt niteliğinde pek keyifli Türk usûlü (Alâturka) musîki.

Yaktılar Halim’imi

(1995 – Işık Doğudan Yükselir ‘ex oriente lux’) Söz: Sezen Aksu, Meral Okay, Beste: Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Fahir Atakoğlu
Acı dolu bir hikayeyi olanca acısıyla yansıtan bir ağıt, Halim ile Ali’m’in duyuluşlarındaki benzerlik şu günlerde içimizi bir kere daha dağlıyor.

Yarası Saklım

(1996 – Düş Bahçeleri) Söz: Sezen Aksu, Yelda Karataş, Beste: Sezen Aksu, Düzenleme: Aykut Gürel
Ve geliyoruz Düş Bahçeleri’ne… Kederli düşlerin ilkiyle karşınızdayız: Yarası Saklım.

Kaçın Kurası

(1996 – Düş Bahçeleri) Söz: Sezen Aksu, Beste: Sezen Aksu, Düzenleme: Aykut Gürel
Balkanik bir giriş, ardından çok tatlı bir düzenleme ve aynı keyifte sözler. Sezen Aksu, ilişkiler konusundaki tüm deneyimlerini şarkı sözlerine yansıtmış gibi.

Yalnızlık Senfonisi

(1996 – Düş Bahçeleri) Söz: Sezen Aksu, Beste: Sezen Aksu, Düzenleme: Aykut Gürel
Ve gerçek bir efsane! “Anladım sonu yok yalnızlığın…” diye girip, “Yokluğumla ben başbaşayız.” diye çıkan bir şarkıdan bahsediyoruz. Evet şarkı değil adeta bir kılıç, bizim bir tarafımızdan giriyor, öbür tarafımızdan çıkıyor aynı zamanda.

Hıdrellez

(1997 – Düğün ve Cenaze) Söz: Sezen Aksu, Pakize Barışta, Beste: Goran Bregoviç, Düzenleme: Goran Bregoviç
Bir kısmımızın Ederlezi olarak da tanıdığı muhteşem bir çingene melodisi. Goran Bregoviç’in parmağı her girdiği işte kendini belli etmese olmaz ki zaten!

Ben Sevdalı Sen Belalı

(1998 – Adı Bende Saklı) Söz: Selami Şahin, Beste: Selami Şahin, Düzenleme: Garo Mafyan
Korkutucu bir birliktelik daha. Söz ve müzik Selami Şahin’e ait, bir başka efsane isim Garo Mafyan da şarkıyı düzenlemiş. Kalbi olanlar dinlemesin.

Denge

(1998 – Adı Bende Saklı) Söz: Turgut Uyar, Beste: Sezen Aksu, Aykut Gürel, Düzenleme: Aykut Gürel
Bir Turgut Uyar’ın sözleri eksikti şu duygusal yoğunlukta, o da geldi tam oldu. Adı Bende Saklı albümünü de bu vesileyle anmış olduk.

Gidiyorum Bu Şehirden

(2000 – Deliveren) Söz: Sezen Aksu, Beste: Sezen Aksu, Düzenleme: Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur, Gürol Ağırbaş
Yolculuk esnasında, hele de ayrılmak istemediğiniz ya da geride birilerini bıraktığınız bir şehirden uzaklaşırken dinlediğiniz takdirde midenize çok güzel 4-5 yumruk yemiş etkisi yaratabilir. Bir de karşı yakanın Sezen Aksu’su olan Haris Alexiou eşlik ediyor ki bizimkine, iyice ızdırabımız artsın. Erkan Oğur’dan ve Gürol Ağırbaş’tan bahsetmeye kalkarsak bu paragraf sonsuza uzayacak.

Yine mi Çiçek

(2000 – Deliveren) Söz: Meral Okay, Beste: Ara Dinkjian, Düzenleme: Ara Dinkjian
Belki de listemizde solist olarak Sezen Aksu’nun söylemediği tek şarkı. Merak etmeyin ama alttan alta o da sizin gibi kendini tutamayıp eşlik edecek şarkıya. Solistimiz ise müthiş sesiyle Cihan Okan. Ara Dinkjian’ın efsaneliğinden zaten daha yeni bahsettik. Son olarak şerefine Meral Okay!

Tanrı İstemezse

(2002 – Şarkı Söylemek Lazım) Söz: Ali Avaz, Beste: Mustafa Sayan, Düzenleme: Ayda Tunç, Aytuğ Yargıç
Baba’nın bize tanıttığı efsane şarkılardan biri, Sezen Aksu da söyleyince elimizdeki dev yorum sayısı birden ikiye çıktı!

Eskidendi Çok Eskiden

(2005 – Bahane) Söz: Murathan Mungan, Beste: Atilla Özdemiroğlu, Düzenleme: Atilla Özdemiroğlu
Geç dönem Sezen Aksu albümleri olarak kabul ettiğimiz 2000′ler sonrası dönemden bir inci. Murathan Mungan’ın yazdığı sözlere sahip bir şarkının kötü olma olasılığı öyle düşük ki zaten.

Güvercin

(2008 – Deniz Yıldızı) Söz: Sezen Aksu, Beste: Sezen Aksu, Düzenleme: Mustafa Ceceli
Ne acı bir şey değil mi yıllardır müzik yapmak ve yetmişlerde, seksenlerde, doksanlarda ve ikibinlerde hâlâ öldürülen güzel insanların ardından şarkılar yakmak, umudunu kaybetmemeye çalışmak.

Uçurtma Bayramları

(2009 – Yürüyorum Düş Bahçelerinde) Söz: Sezen Aksu, Beste: Onno Tunç, Düzenleme: Aytuğ Yargıç
Levent Yüksel’in sesinden dinledik ilk bu eseri yıllar evvel, Sezen Aksu da tıpkı bizim gibi aradan geçen yıllar bu şarkının unutulmasına sebep olmasın diye düşünmüş olacak ki bir kere de tekrar kendi okumuş.

Bonus: Düş Bahçeleri

(1996 – Düş Bahçeleri) Söz: Sezen Aksu, Beste: Sezen Aksu, Onno Tunç, Düzenleme: Onno Tunç
Öyle bir şarkıyla bitirelim istedik ki listeyi, en temiz en saf haliyle, kalabalık bir orkestra olmaksızın bir keman, bir gitar ve bir Sezen Aksu’nun nelere kadir olduğunu görün. Sesi, besteciliği, söz yazarlığı ve inanılmaz yorumculuğu ile bu topraklara gelmiş geçmiş en değerli müzisyenlerdendir Minik Serçe.

“Yakala saçından tut hayatı, çevir yüzüne, öp öp…

FİLM DÜNYASI : Sinemadan Anladığınızı Göstermek İçin ‘Nefr et Edilmelik’ 9 Tür Film

Çoğu söyleşide film eleştirmenlerine muzipçe sorarlar: “Guilty pleasure filminiz nedir?” diye.

“Guilty pleasure”ın anlamı, aslında yapılmaması gereken ancak yapmaktan zevk alınan eylemlerdir ve bir film eleştirmeni – ya da sanattan anlayarak film izleyen, “sokaktaki adamdan bir farkı var ayol” olan herhangi biri hem Belçika’dan çıkma, adı sanı duyulmamış bir filmi övüp, hem de Recep İvedik’e gülemez, Jennifer Aniston’ın son romantik komedisinde ağlayamaz, ya da Açlık Oyunları dvd’si satın alamaz. Hatta mümkünse patlamış mısır bile yemez gerçek sinema seyircisi de, o konuya hiç girmeyelim (bkz. 2002 senesi, İstanbul Film Festivali afiş tartışmaları).

Gözümüzün önüne yakalanmaktan korkarak, sessizce mısır yiyen ve Bride Wars izleyen eleştirmenler gelse de, size bizden söylemesi, ahkam kesesiniz varsa, söze şu aşağıdaki 9 film türünden nasıl da tiksindiğinizi anlatarak başlayın; aman film partilerinde yüzünüzü hangi dvd’lere bakarken buruşturacağınızı bilin.

“Filmi yok mu kanka, kim okuyacak kitabını?” filmleri

madde1
Bir kere kitabını okuduğunuz (ya da henüz okumadığınız) bir hikayenin filminde asla aradığınızı bulamazsınız. Kitabı mutlaka izlemeden önce bitirin, beklentinizi burnunuza kadar yükseltin ve “ama aslında öyle olmuyordu kitapta” minvalinde yorumlar yapın.

Örnekler: Cloud Atlas, Lord of the Rings (hayranlarını karşınıza aldığınızda, kitaplara ne kadar hayran olduğunuz gerçeği ile canınızı kurtarmaya çalışın), Açlık Oyunları, Muhteşem Gatsby, Ejderha Dövmeli Kız

“Youtube videosu yok mu kanka, kim izleyecek filmi” filmleri: Türk aksiyon komedileri

madde2
Ayırt etmesi en kolay olanı bu. İçinde Recep İvedik (Şahan Gökbakar), Mehmet Ali Erbil, Şafak Sezer ya da Cengiz Küçükayvaz varsa, nefret edin gitsin.

Örnekler: Hababam Sınıfı serisi (2003′ten sonrası), Recep İvedik serisi, Maskeli Beşler serisi

12. filmden sonra biraz bozan filmler

madde3
Önceden planlanmadıysa, yönetmenin üçlemesini çekeceği bir teması yoksa, ilk filmden sonraki tüm filmler “bozmuştur”. (İstisnalar kaideleri bozmaz diyerek Yüzüklerin Efendisi, James Bond ve Emmanuelle hayranlarından korunabilirsiniz.)

Örnekler: 13. Cuma, Karayip Korsanları, Ocean’s serisi, Siyah Giyen Adamlar, Speed, Temel İçgüdü, Maske, Hızlı ve Öfkeli, Maymunlar Cehennemi, Star Trek, Jaws, Blues Brothers, Oyuncak Hikayesi, Shrek. Cesaretiniz Varsa: Matrix, Godfather, Star Wars, Indiana Jones

Hollywood’un gözbebeği: Süper kahraman filmleri

madde4
Bu satırların yazarının “guilty pleasure”ı olan Süper Kahraman filmleri, biliyoruz size Ang Lee de çekse, Michel Gondry de çekse yaranamaz.

Örnekler: Avengers, Hulk, Ironman, Thor ve diğer tüm Marvel filmleri, Spiderman serisi, Superman serisi, X-Men serisi, Blake, Daredevil, Elektra, Catwoman, The Green Hornet, Fantastik Dörtlü ve daha niceleri.

Bir yastıkta kocayasıcalar: Romantik komedi filmleri

madde5
Romantik komedi türü ile dalga geçtiğini iddia eden romantik komediler dahil, When Harry Met Sally hariç, işin içinde aşık olma-kavuşamama-mutlu son zincirinin kesinliği varsa, hemen “kız filmi” olmakla suçlayın ve hızlıca nefret kusun.

Fena Örnekler: Friends with Benefits, More Than Friends, No Strings Attached, He’s Just Not That Into You, Sex and the City serisi, Legally Blonde, Just Married, How to Lose a Guy in 10 days, The Ugly Truth, Romantik Komedi

Nerede o eski filmler: Yeniden çevrimler

madde6
Ağzının suyu her yere akan Hollywood’un bitmek bilmeyen karakterleri İngilizce konuşturup, hikayeyi Amerika’da geçer hale getirme durumu…

Örnekler: Old Boy, The Ring, Vanilla Sky, Funny Games, Original Sin, The Experiment, The Grudge, The Girl with the Dragon Tattoo, Solaris

Yapımcılarının cüzdanını doldurup, kalemkutu, içecek, tişört sattıran filmler

The-Hunger-Games-merchandise
Altın kural: Çok satarsa, ben yokum. Bestseller’lar ve gişe rekoru kıranlar iyi film değildir, zaten bu millet ne anlar iyi filmden.

Örnekler: Twilight serisi, Avatar, Hunger Games, Karayip Korsanları, Harry Potter serisi, The Mummy, Alien, Scary Movie serisi, Austin Powers serisi

Görsellikte coşmuş filmler

madde8
Çok para demek az senaryo, bol görsellik, dibine kadar gösteri, oldukça az film yapma aşkı ve beşer onar Oscar demek.

Örnekler: Troy, The Day After Tomorrow, Avatar, Life of Pi, Hugo, Gravity, 47 Ronin

Kim var kim yoksa toplayın film yapacağız demiş filmler

madde9
Parası neyse verdik, en pahalı oyuncuları topladık motivasyonlu, ya da oyuncuları topladık gerisini koyverdik özetli, “zengin kadrolu” filmler.

Örnekler: The Expendables, Escape Plan, New Year’s Eve, Last Vegas, Bucketlis

İŞ DÜNYASI : 32 Adımda Melekler Ülkesi Victoria’s Secret’ın Hika yesi

Eğer bir marka ürününden çok daha fazlalarını anlatabiliyorsa bu Victoria’s Secret’tır. Eğer bir marka binlerce kilometre öteden insanları ekrana toplayabiliyorsa bu Victoria’s Secret’tır. Eğer bir marka kadınlar özelinde iç çamaşırı üretiyor ve tüm dünyaya hitap ediyorsa bu Victoria’s Secret’tır.

Peki hepimizin hayatınının bir ucundan dokunan Victoria’s Secret’ın hikayesi nedir?

Tarihin en güzel fotoğraflarıyla birlikte anlatalım.

San Francisco’da eşiyle birlikte mütevazi bir hayat yaşayan ve…

İşletme mezunu olan Roy Raymond…

Bir gün eşine hediye olarak bir iç çamaşırı almaya karar verir

Not: Görsel temsilidir.

Girdiği mağazadaki kadınlardan çekinir ve mahcubiyetinden neredeyse alışverişi tamamlayamaz

Bu mahcubiyet şimdilerde tüm dünyanın bildiği bir markayı doğuracak…

Bir erkeğin iç çamaşırı almasının zorluğunda doğan marka yine erkek bakış açısını yansıtacaktır

Raymond o dönemde yer alan klasik beyaz iç çamaşırlarının hiçbirini sevmez…

Kraliçe Victoria dönemini anımsatan renkli renkli bir akım yaratmaya niyetlenir ve…

Markanın adını da koymuş olur: Victoria’s Secret

1977 yılında, Stanford’da ilk mağaza kurulur ve kataloglar dağıtılmaya başlanır

Raymond ilk yılını 500 bin dolar karla kapatacaktır

Bu yeni moda ekolü insanlar tarafından çok tutulur ve…

1980 yılında gelindiğinde Victoria’s Secret 6. şubesini de açar

Şirketin satış rakamları da 6 milyon doları bulur

Bu başarının arkasında iç çamaşırını seksüel bir imaj haline getirmek yatar

Raymond ise bu süreçte beklenmedik bir hamle yapar ve 1982 yılında şirketi yalnızca 4 milyon dolara The Limited şirketine satar

Kazandığı parayla yeni girişimler deneyen Raymond bunlarda başarılı olamaz ve…

1993′de, bilinmeyen bir sebeple kendini Golden Gate Köprüsü’nden aşağı bırakarak intihar eder

Arkasında bıraktığı gizem, Raymond’un kendini kadın gibi hissettiği için intihar ettiği…

Ve hatta Victoria’s Secret’ı da kendisi için kurmuş olduğu yönündedir

Victoria’nın yeni sahibi The Limited, ürün çeşitliliğine ayakkabılar, parfümler katarak artırır ve…

Tüm Amerika’ya yaymayı başarır

Tarihler 1995 yılını gösterdiğinde Victoria’s Secret’ın hepimizin evlerine konuk olmasının ilk adımı atılır…

Yüzyılın defilesi sayılan “Victoria’s Secret Fashion Show’un ilki gerçekleşir

Artık Victoria’s Secret için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır

O artık Super Bowl’da 1,5 milyon kişiyi ekran başına kitleyen…

6,5 milyon dolara bir sütyen satabilen…

Büyük bir marka halini almıştır

2007 yılına gelindiğinde The Limited, hisselerini bir kısmını Sun Capitol Partners’a satar

Bu anlaşma Victoria’s Secret’ı iç çamaşırı imparatoru haline getiren adımların başlangıcıdır

Bu imparatorluğun da Amerika’da 1020 Kanada’da 312 kalesi vardır

Ve birçokları için tam bir lovemark’dır

Lovemark, tüketicinin o markaya çok fazla sempati duyması, mümkün olabildiğince sık kullanması anlamına gelir.

Kaynak: The Brand Age

SANAT DÜNYASI : O Çok Özlediğimiz Yeşilçam Sanatçılarının En G üzel Illustrasyonları

Sizlere Adanalı illustrator Görkem Gül’ün o çok özlediğimiz Yeşilçam sanatçılarının muhteşem illüstrasyonlarından oluşan projesiyle tanıştıralım. Elleri dert görmesin.

Listede göreceğiniz proje ve daha fazlası için sizi şöyle alalım: R. Görkem Gül

Adile Naşit

adile-nasit-digital-art

Münir Özkul

munir-ozkul

Hulusi Kentmen

hulusi-kentmen

Şener Şen

sener-sen-art

Kemal Sunal

kemal-sunal

Rıfat Ilgaz

rifat-ilgaz-art

Ertem Eğilmez

ertem-egilmez-art

Yılmaz Güney

yilmaz-guney

Türkan Şoray

dort-yaprakli-yonca-turkan-soray

Gülşen Bubikoğlu

gulsen-bubikoglu-art

Hülya Koçyiğit

hulya-kocyigit-art

Fatma Girik

fatma-girik-art

Filiz Akın

filiz-akin-art

MİZAH : Büyüyünce Normal Olamayın Diye Yaratılmış 8 Anime ve Çiz gi Film Anı

Geekyapar olarak bu listenin muhabbetini etmeye başladığımızda fikir ilk başta çok eğlenceli gelmişti. Geek ortamlarında da sık sık konuşulan bir şeydi. Pokémon’da Butterfree’nin uçup gittiği bölüm, Iron Giant’ta dev robotun dünyayı kurtardığı an, Monsters Inc’te Boo’ya veda ettikleri sahne… Araştırdıkça, diplere daldıkça fark ettik ki biz hafif meselelerden söz ediyormuşuz. Bahsettiğimiz şeyler hiçbir şeymiş. Açık konuşuyoruz, aşağıda sayacağımız 8 anime ve çizgi film anı çocuklar için yapılmış olamaz. Yetişkinlere de yapılmış olamaz. İnsan insana yapmaz bunu.

Buyrun… Bütün travmalarınızın sebebi olduğuna emin olduğumuz 8 anime ve çizgi film anı. Şimdiden netleştirelim, Futurama gibi yetişkinlere özel animasyon diziler bu listenin konusu değildir (ama Futurama’ya ayrı güzelleme yapmışlığımız mevcuttur). Çocukluk travmalarınıza, şöyle buyur edelim sizleri…

Bambi

2 BAMBI
O An: Bambi’nin annesinin ölümü

Ya böyle bir şey yapılabilir mi? Yapılacaksa da böyle çekilir mi? İnsafsız mısınız, vicdansız mısınız bu nedir? Küçük bir çocuğa, küçük bir çocuğun annesini kaybedişi izlettirilir mi? Hem de cinayete kurban gidişi? Hem de mevzubahis çocuk ve annesi tatlı hayvanlarsa? Resmen can acıtmak, gelecek yakmak için her formül ince ince işlenmiş… pes!

Çıkarmanız Gereken Ders: Anneniz ölecek. Yalnız kalacaksınız.

Notre Dame’ın Kamburu

8 NOTRE DAME
O An: Frollo’nun Quasimodo’nun annesini öldürdüğü sahne

Al işte. Üsttekinin laciverdi. Burada mevzu daha kötü, zira bir de bu adam annesini öldürdüğü çocuğa hayatı boyunca zulüm ediyor. Quasimodo ile ilgili her şey travmatik zaten; Esmeralda’nın onu tercih etmeyişi, herkesin onunla dalga geçişi, Frollo’nun devamlı ona kendisini pespaye hissettirişi… Yavrum size kim dedi Victor Hugo’nun romanlarından iyi çizgi film çıkar diye? Ha?

Çıkarmanız Gereken Ders: Anneniz ölecek, ezileceksiniz ve çirkinseniz kimse sizi sevmeyecek.

Casper

4 CASPEr
O An: Casper’ın çocukken öldüğü için çocuk hayalet olduğunu fark ettiğiniz sahne

Al bir de buradan yak. Küçük çocuğun annesinin öldüğü sahne dedik, burada küçük bir çocuğun direkt ölümü var. Casper zaten yeterince ürkütücü, korkutucu bir karakter. Bir de üzerine bu… O mezar taşının etrafında dolanması zaten kıllandırırken filminde utanmadan, arlanmadan Casper’ın zatürreden öldüğünü düpedüz söylediler. Ya siz sorunlu musunuz? Bir kere zaten bir çocuğun ölümü yeterince travmatik, bu ne rezillik?

Çıkarmanız Gereken Ders: Sadece anneniz değil, siz de öleceksiniz.

Pokémon

6 MEOWTH
O An: Meowth’un uğruna konuşmayı öğrendiği sevgilisinin zengin bir arabaya binip gitmesi

Kendisini Jesse ve James ile birlikte gelmiş geçmiş en esaslı 10 çizgi film ekibine koyduk, fakat aynı zamanda burada olmayı da öyle hak ediyor ki. Ah Meowth… uğruna iki ayak üstüne çıktın, konuşmayı öğrendin, sırf kız insan seviyor diye. Oldu mu? Reva mıydı sana? Seni çizenlerin ayıbı bu… Pokémon dövüşecek diye izliyoruz, karşımıza çıkana bak. Sonra tut gözyaşlarını tutabilirsen Meowth yağmur altında ağlarken. Hay arkadaş!

Çıkarmanız Gereken Ders: Büyüdüğünüzde uğruna kendinizi değiştirdiğiniz kızlar sizi yine de istemeyecek.

Heidi

5 ROTTENMEIER
O An: Rottenmeier denen odunun Heidi’ye yaptığı her şey

Bu kız Alpler’in kızı Fraulein Rottenmeier! Sen kimsin ya? Yemin ediyoruz Heidi’nin Frankfurt’ta geçirdiği günler zihnimize kazındı. Rottenmeier’ın kediyi evden atması, Heidi’nin oyuncaklarını alması, Heidi’ye Alpler’den söz etmeyi yasaklaması… Bugüne bugün ne zaman topuz yapılmış saç görsel yerimize siniyoruz yahu!

Çıkarmanız Gereken Ders: Sevdiklerinizden koparılıp, kötü muamele göreceksiniz. Anneniz yine ölüyor bu arada.

Oyuncak Hikayesi 2

7 JESSIe
O An: Jessie’nin sahibi tarafından terk ediliş anı

Ya yok… yok ağlamıyorum gözüme bir şey kaçtı. İnsaf Pixar. İnsaf. 90′lar neslini Disney bozdu, sen sağ olasın hem 90′lar hem 2000′ler nesline yürüyorsun. O nasıl bir sahnedir o? Çocuk izleyecek bunları çocuk! Oyuncaklar canlanıyor diye gelmiş filme! Hakikaten bir nesli üze üze kendine ev yaptın be Pixar…

Çıkarmanız Gereken Ders: Sizi seviyor sandıklarınız bir zaman sonra ilgisini yitirecek, sizi terk edecek.

Aslan Kral

3 MUFASA
O An: Mufasa’nın ölümü

1990′larda doğmuş ve bu sahnenin etkisini üzerinden atabilmiş bir kişi bulabilirseniz bana lütfen haber verir misiniz? Biz hiç öyle birini tanımıyoruz. Hayır bir de bu film, zamanlaması itibariyle çoğu 88-92 doğumlu çocuğun sinemada seyrettiği ilk filmdir. İlk sinema tecrüben ve gerçekleşen mevzuya bak. Ya hadi öldürdün, hadi bunu saniye saniye gösterdin, sonra Simba’yı ne götürtüyorsun Mufasa’nın yanına? Ha? Nedir yani o Simba’nın usulca “Baba?” deyişi, kafasıyla babasını dürtüşü, “Uyan baba gitmemiz lazım” diye derbeder oluşu… Yani bunun anlamı resmen “Sizi kıracağız, parçalayacağız, eve bozuk gideceksiniz” değil de nedir?

Çıkarmanız Gereken Ders: Babanız da ölecek.

Şeker Kız Candy

1 CANDY
O An: Hangi o an? Bütün çizgi film o an. En çok da

Allah bu çizgi filmin belasını versin. Yani geçenlerde How I Met Your Mother’a da sövdük ama bu öyle bir şey değil. Bunun hakikaten belasını versin. Çocukluğumuza dair üzüldüğümüz ne kadar anı varsa %75′i bu animeyi izlerken. Çizenlerin elleri kırılsın, yazanların evlerine ateş düşsün ya. Kızın ne aşk hayatı, ne aile hayatı, ne arkadaş hayatı hiçbir şeyi yolunda gitmedi. Bir çocuk sevdi, çocuk da dünyanın en iyi çocuğu, eleman attan düşüp gitti ya. Bu sahneyi izledikten sonra akıl sağlığını korumak mümkün müdür? Allah aşkına mümkün müdür yani? Hayır dizi ondan sonra da hız kesmedi ki…. Bir insanın başına kötü, üzücü, depresif, travmatik, yaralayıcı ne gelebilirse geldi. Biz de izledik. Çocuk halimizle sabahları Kanal D’de oturup izledik. Kimse de bir şey demedi. Yahu her gün “GTA çocuklara uygun mu” yaygarası kopuyor son 10 senedir, biz çocukken kimse niye sormadı Şeker Kız Candy çocuklara uygun mu diye? Değildi çünkü! Yanlış büyüdük biz! Tüm gün GTA’da adam ezseydik daha iyi yemin ederiz…

Çıkarmanız Gereken Ders: Anneniz, babanız, aşık olduğunuz çocuk ölecek, hayat boyu ezileceksiniz, size iyilik yapan insanların hepsi ya ölecek, ya başlarına kötü bir şey gelecek, ya da bir şekilde onlardan uzaklaşmak zorunda kalacaksınız, sevip kavuşamayacaksınız, sevmediğinizden zor yiyeceksiniz, savaş çıkacak…. Hayatta hiçbir şey yolunda gitmeyecek yani.

MİZAH : Mahmut Tuncer’le Halay Çekmeniz İçin 28 Gerçekçi Sebep

Mahmut Tuncer, o bir Anadolu efsanesi. Yaşadığımız yüzyılın halay başında mendil tutanı. Seveni vardır sevmeyeni vardır ama her gönülde bir sempatikliği olduğu yadsınamaz. Şarkılarının türkülerinin tadı tuzu müptelasına kalsın, biz onun şen yüzünü, eğlence anlayışımıza kattığı renklerle çok sevdik. Keşke ayda en az bir kez onunla halaya durabilsek de huyundan suyundan biraz kapabilsek.

Aslında her vatandaşımızın Mahmut ağabey ile en az bir kez olsun halaya durması gerekir. Neden mi? İşte Mahmut ağabeyin gerçek hayat hikayesiyle birlikte sebepleri;

Not: Bu list’i Mahmut Tuncer ağabeyimizin o güzel yüreğine, hoşgörüsüne sığınarak hazırladık, yorum yaparken zat’ı şahanesini incitmeyeceğinizi umuyoruz.

Çünkü kimse ondan daha iyi davul tokmaklayamaz

02_12_2011_17_57_mahmuttuncershow03
5 Mayıs 1961′de Urfa’da doğan Mahmut Tuncer 50 seneyi aşmış ömrüne; futbolculuk, şarkıcılık, bestecilik, oyunculuk ve sunuculuk kariyerlerini sığdırmıştır. Sığdırırken de bol bol çiğ köfteyi midesine indirmiştir.

Çünkü o yerel seçimlere her daim besteleriyle destek vermiştir

9f33926a9e614a68a32ffc840340c209
Urfa’da Karakeçeli aşiretinin bir evladı olarak dünyaya gözlerini açan Mahmut Tuncer, Urfaspor’da tekmeye kafa atan hırçın bir futbolcu olarak spor hayatıyla Türkiye gündemine girmiştir. (Geyik değil yemin billah böyle.) Urfaspor Teknik Direktörü’nün mevkisini “Halay kurucu” olarak tabir ettiği Tuncer, 18 yaşına kadar futbol topuyla haşır neşir bir hayat yaşamıştır.

Çünkü o hiçbir zaman ne oldum dememiş, hep ne olacağını sorgulamıştır

20
11 Nisan 1979 gecesi Mahmut Tuncer’in hayatı sonsuza dek değişir. Urfa’nın kurtuluşunun kutlanacağı bir etkinliğe evindeki çiğ köfte partisini bahane eden İbrahim Tatlıses, organizatörleri yüz üstü bırakarak iştirak etmemiştir. Bu Urfa ilinde büyük bir hüsrana yol açarken, İbo’suzluktan çılgına dönen ahaliyi nasıl kontrol altına alacağını bilemeyen kolluk kuvvetlerinin imdadına Urfaspor Teknik Direktörü yetişir. Bir süre önce Urfaspor’un Hatayspor’a 10-0 yenildiği maçtan sonra, büyük bir acıyla uzun havaya durup soyunma odasının o yankılı ortamında yanık sesiyle herkesin yüreğini sızlatmıştır Mahmut Tuncer. Bu özelliğini keşfeden teknik direktörü, kolluk kuvvetlerine Tuncer’den bahseder ve genç futbolcu kendisini birden sahnede bulur. Koca bir Urfa ilinin kaderi Tuncer’in iki dudağının arasından çıkacak türküye bağlıdır. Ve Tuncer öyle bir şakır, öyle bir şakır ki o an şevke gelip halaya duran binlerce Urfalıdan bazıları günümüzde hala o halayı sürdürmektedir. Tuncer, bütün Urfa’nın dikkatini işte o gün çekmiştir.

Çünkü kamuoyu yoklaması onun işidir

150691_406420166110930_1104775525_n
Urfa’daki olaylı geceden sonra birden yerel bir şöhret olan Tuncer, dönemin büyük menajerlerinden Mehmet Ali Yanıkoğlu tarafından Ankara’ya götürülür. Futbol kariyerine o gün son veren Mahmut Tuncer, Ankara’da gazinolarda boy göstermeye başlar. İlk sahne yıllarında Belkıs Akkale’nin büyük desteğini görür.

Çünkü onun da kendine göre bir cazibesi vardır

32555043536
Tuncer, 1979′da TRT’nin açtığı sınavlardan birincilikle geçerek sanatçı olmak yönünde büyük bir adım atar.

Çünkü helvanın yağ, un ve şekerden yapıldığını bize o öğretmiştir

Mc86ehx
Mahmut Tuncer’in ilk albümü 1980′de çıkan, “Uyandım sabah ile” ve hemen ardından “Yeter” dir. Üstelik de kariyenin başlamasına dolaylı yoldan sebep olan, hemşehrisi İbrahim Tatlıses’in şirketinden çıkar bu albüm.

Çünkü imkan verilse o da bir Hollywood yıldızı olur

250750_592836444063396_1679370855_n
İlk çıkışının ardından her yıl bir albüm çıkartmaya başlayan Mahmut Tuncer, aynı zamanda 20 filmde başrolde oynamıştır.

Çünkü onun iradesi herkesten sağlamdır

329796522
80′den fazla beste sahibi olan Mahmut Tuncer’in toplamda 19 adet albümü çıkmıştır.

Çünkü onun isyanı mendilsiz çekilen halayadır

02_12_2011_17_57_mahmuttuncershow
Tuncer, Mahmut Tuncer Show adındaki programıyla, izleyenleri ekran başında halaya durdurmaya devam etmektedir.

Çünkü o isterse hepimizden daha “Cool” olmasını da bilir

cGhvdG9zL2Fub255bW91c19waG90b3MvMjc2My10dW0tbXV6aWstbWFya2V0bGVyZGUuanBn
Mahmut Tuncer en son 2008′de çekilen Üç Kağıtçılar filminde kamera karşısına geçmiştir.

Çünkü onun da kendi içinde korkuları vardır

halay-başı
Tuncer son albümü olan Ankara’yı 2013 yılında çıkartmıştır.

Çünkü o tüm başarılarını azmine borçludur

halaydı-gerçek-oldu_543177
Işıl Tuncer ile evli olan Tuncer’in, 4 çocuğu vardır.

Çünkü onun kendine has bir İtalyan çizgisi de vardır

28596718668388965935388
Mahmut Tuncer özellikle davul ve zurna çalgılarında tam bir üstattır.

Çünkü o çiğköfteye bayılır

A7sChjGCIAAkyr6.jpg large
Tuncer çok duygusal biridir. 2006′da kendi Show programında iki engelli vatandaşın nikahının kıyılması sırasında yaşadığı duygusal birikim sonucu canlı yayında bayılmıştır.

Çünkü onun saçları ahenkle halay çeker

hqdefault
Mahmut Tuncer kariyeri boyunca birçok farklı saç kesim tarzıyla karşımıza çıkmıştır. Yenilikler açık bir yapısı vardır.

Çünkü o tavla skorlarından albüm ismi yapacak kadar naiftir

MAHMUT-TUNCER-DUBES-ATTIM-YEK-GELDI-LP__13034113_0
Tuncer aynı zamanda çok da iyi bir tavla oyuncusudur.

Çünkü o da yatağa uzandığında çok başka hayallere dalar

mahmut-tuncer-komik-caps
Mahmut Tuncer’in programında şu ana kadar takriben 250.000 farklı stüdyo seyircisi halay çekmiştir.

Çünkü o “Muhteşem” bir insandır

mahmut-tuncer-padisah1
Mahmut Tuncer, Show programında şimdiye kadar yüzlerce gencin nikahının kıyılmasına vesile olmuştur.

Çünkü karşıki dağlarda “Cenderme” olup olmadığını en iyi o bilir

Mahmut-Tuncer-Style-Dans-651fe2_002
Mahmut Tuncer’in “Karşıki dağlar Cenderme” adlı eseri, askerliğini Jandarma olarak yapan tüm Mehmetçiklerin hayatlarının büyük bir bölümünün soundtrack’ı olmuştur.

Çünkü o ayar almaz ayar verir

hqde4335fault
Tuncer, şivesi sebebiyle RTÜK tarafından uyarılan ilk sanatçı olma özelliğini taşır. RTÜK’ün bu uyarısına halay çekerek karşılık vermiştir.

Çünkü onun hakareti bile kulağa hoş gelir

sanatci-ibrahim-tatlises-e-silahli-saldiri-5_1714_o
Tuncer’in dillere pelesenk olmuş “Vay heyvan eti yemiş” şeklindeki söyleminin hala argo olup olmadığı tartışmaya açıktır.

Çünkü onun da bir özel halayı, pardon hayatı vardır

serin-sesler-mahmut-tuncer-style
Mahmut Tuncer, ilk zurnalı İngilizce şarkıyı dünya müziğine “Ay em sori ne sori güzelim siğe noliy” şarkısıyla kazandırmıştır.

Çünkü bir ortamda “Lo” çekilecekse en güzel “Mamud Abey” çeker

sira-gecesinde-mahmut-tuncer-sov21567a0133118689e81a
Tuncer şu ana kadar çıkardığı tüm albümlerinde yer alan şarkılarında sarf ettiği ve adeta virgül niyetine kullandığı “Lo” kelamını dünyada en çok kullanan kişi ünvanına sahiptir.

Çünkü o düetlerin aranan sesidir

Tuğba Özerk
Mahmut Tuncer, kariyeri boyunca tenorlarla bile düet yapıp sesini ispatlamıştır.

Çünkü o bir seyyahtır

tumblr_mplxfntVnR1s3n53to1_500
Tuncer, halaybaşısı olduğu birçok halayda kilometrelerce yol katetmiştir. Tuncer’in hayatı boyunca çektiği halaylar ucuca eklendiğinde dünyanın etrafını dört defa dolaşmış kadar mesafe aldığı görülmektedir.

Çünkü o farklı kültürlere çok çabuk uyum sağlar

tuncertioner
Tuncer’in şu ana kadar Latin, Pop, R&B ve hatta Trance tarzında söylediği şarkılar olup bunlardan en son örneği “This is Mahmut Tuncer Style” dır.

Çünkü o halkın yanındadır

tuncertioner_433781
Göz önünde olmasına rağmen son derece sade bir hayatı olan Tuncer, halkın arasına kolay karışabilen ender sanatçılardandır.

LO Bonusu: O hepimizin “Mahmud Abey” idir

02_12_2011_17_57_mahmuttuncershow
Futbol topunun peşinden sahnelere, oradan film setlerine ve televizyon şovlarına sürüklenen hayatının en olgun döneminde Mahmut Tuncer bir fenomen olma yolunda ilerlemektedir. Yarın öbür gün kendisini bambaşka bir meslek dalında, misal ralli pilotluğunda görürsek şaşırmayız artık. Eğer bu yazıyı okursa kendi espri ve şaka anlayışıyla; “Yav ne heyvan adamlarsınız” diyerek gülümseyeceğini en temiz niyetlerimizle umuyoruz.

FİLM DÜNYASI /// Bilmediğimiz 8 Yanıyla Bir Korku Silsilesi : Th e Shining

Konuk yazarımız Esra Güler listeledi, haberiniz olsun.

Stanley Kubrick’in (bizce) en iyi filmi diyebiliriz. Tabii Otomatik Portakal’a (Clockwork Orange) haksızlık yapmamak lazım. The Shining’i ilk izlediğimizde size yemin ederiz bir şey anlamadık. Gerçi üstüne en az 15 defa daha izledik yok hala anlamıyoruz sondaki resim neydi? Kar yağdığında otele ne oluyordu? Bulamadık ya!

(Filmi izlemeyenler için spoiler içerir sonra uyarmadı demeyin.)

Biz de durur muyuz başladık araştırmaya bir de baktık ki kimse anlamamış. Herhalde Stanley de böyle düşünmüş olacak ki “237 Room” diye belgesel tadında bir film çıkarmışlar. Neyse bu film bizde bağımlılık yaptı herhalde. İşte The Shining hakkında bilmedikleriniz…

Overlook Hotel

1
Bir teoriye göre filmin konusunun geçtiği Overlook Hotel’in isminde kızılderili katliamına dair bir mesaj vardır. “Overlook” kelimesi İngilizcede “kâle almamak”, “hiçe saymak” gibi manalara gelmektedir. Amerikalılar da bu kızılderililerin kutsal saydığı Colorado Dağı’nın eteklerine bu oteli yapmışlar ve onların değerlerini hiçe saymışlardır. Bu teoriye göre filmde sel gibi yükselen kanlar da katledilen kızlıderililerin kanlarını simgeliyormuş.

Korkacak bir şey yok evlat

2
Filmimizin Danny Torrance’si (Danny Lloyd) film bitene kadar filmin korku filmi olduğunu bilmiyormuş.

Baltasız girilmez

3
Jack Nicholson’ın banyoya baltayla girme sahnesi tam olarak 127 kez tekrar alınmıştır. Böylece bu sahne en fazla tekrar alınan sahne olmuştur. İlk önce kolay kırılsın diye ince bir kapı getirmişler. Nicholson kapıyı bir vuruşta paramparça etmiş. Sonra ekip normal bir kapı getirmiş tam olarak 40 kapı kırılmış.

Yazar vs. yönetmen

4
Stephen King bu filmi hiç beğenmemiş ve televizyon için kendi versiyonunu çekmiştir. (Onu da biz beğenmedik.)

Labirent

5
Otelin dışındaki labirenti Stanley Kubrick’in kızı tasarlamıştır.

Banyodaki garson

6
The Shining’deki Mr. Grady (banyodaki garson) Clockwork Orange’da (Stanley Kubrick’in bir başka kült filmi) Alex’in babasını oynamıştır.

Tasarım

8
Otelin iç kısmı Yosemite Park’taki bir oteli örnek alınarak stüdyoya inşa edilmiş.

Bonus: Sondaki resim neye işaret?

7
Filmin sonundaki resim aslında reenkarnasyonu anlatmak için en güzel örnektir. Yazarımız Jack, balo salonunda görülen resimlerden de anlaşılacağı üzere, kışı geçirmek için ailesiyle gittiği otelde zaten daha önce yaşamış, çalışmıştır. Bunu Jack’in banyoda geçen diyaloğu çok net bir şekilde açıklamaktadır. Kilit cümle eski çalışanın ağzından dökülen “Siz aslında hep buradaydınız.” cümlesidir.

ARAŞTIRMA DOSYASI : Suriye Krizi, PYD ve 2. Cenevre Konferansı

Ali SEMİN

Arap dünyasında Aralık 2010’dan itibaren cereyan eden gelişmeler bazı ülkelerde rejimlerin veya iktidarların değişmesine yol açarken, diğer ülkelerde protesto gösterileriyle sınırlı kalmış veya nitelik değiştirerek farklı kriz süreçleri doğurmuştur. Tunus, Mısır, Libya ve Yemen iktidar değişikliğine rağmen hala istikrara kavuşamamış, Suriye iç savaşı ise ülkede yaşanan insani trajediye rağmen sürüncemede bırakılmıştır. Küresel ve bölgesel güçlerin Suriye’deki insani trajedi karşısındaki sessizliği, trajediyi sona erdirmek yerine çıkar hesaplarıyla güç mücadelesine girmesi krizi çözümsüzlüğe mahkûm etmiştir.

Gelinen aşamada, başlangıçta Arap Baharı olarak adlandırılan Orta Doğu’daki halk ayaklanmalarının bölgenin demokratikleşme sürecine katkı sağlamadığı, aksine bölgeyi istikrarsızlaştırdığı gözlemlenmiştir. Arap uyanışının bölgedeki güç dengelerinde yumuşak bir değişim gerçekleştirebileceği yönündeki beklentiler ise Suriye krizi ile birlikte sona ermiştir. Nitekim kriz, Suriye’nin bölgedeki değişim sürecindeki kritik işlevini ortaya çıkarmış, Suriye’deki dinamiklerin küresel ve bölgesel dengelerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir.

Bu analizde, Suriye krizindeki değişen dengelerin ülkenin geleceğine nasıl etki edebileceği ve PYD’nin (Demokratik Birlik Partisi) ülkedeki Kürtlerin tamamını temsil etmediği halde kuzeyde özerk bir yapı tesis etmeye yönelik faaliyetleri incelenmektedir. Analizde PKK/KCK terör örgütünün Suriye’deki uzantısı olan PYD’nin özerklik ilanının bölgedeki yansımaları ele alınmakta, PYD’nin Tahran-Bağdat-Şam hattı ve Erbil’le ilişkileri ve 2. Cenevre Konferansı’nın sonuçları değerlendirilmektedir.

Suriye Krizinde Değişen Dengeler

Mart 2011’den bu yana Suriye krizinde dengelerin hem muhalefet açısından hem de küresel ve bölgesel güçler çerçevesinde değiştiği görülmektedir. Ülkede yaşanan iç savaşla ilgili Birleşmiş Milletler’in hazırladığı rapora göre, Suriye’de hâlihazırda 11 milyon insanın acil yardıma ihtiyacı bulunmaktadır. Bu rakam, toplam ülke nüfusunun dörtte üçüne tekabül etmektedir. 2014 yılının Ocak ayı verilerine göre ülkede yaşanan olaylardan dolayı 6,5 milyon Suriyelinin evlerini terk ettiği, 2,4 milyon kişinin de ülke dışına kaçmak zorunda kaldığı belirtilmektedir.(1) Bunun yanı sıra iç savaşta 120 binden fazla insan hayatını kaybetmiş ve 600 binden fazla Suriyeli yaralanmıştır.

Suriye’de Esed rejimi ile muhalif güçler arasındaki çatışmalar devam etmektedir. İki taraf için de genel olarak bir başarıdan söz etmek mümkün değildir. Bu durumun temel nedenlerine bakıldığında, Suriyeli muhaliflerin siyasi ve askeri yapısındaki bölünmüşlüğün önüne geçilememesi, rejimin ordusundan ayrılan kişi sayısının fazla olmaması ilk bakışta göze çarpmaktadır. Konu daha ayrıntılı incelendiğinde çatışmanın sürüncemede kalması üç başlık altında açıklanabilir. Birinci başlık muhalefetin birliğini sağlayamaması ve muhalefet içinde farklı odakların ortaya çıkması olarak kaydedilebilir. İkinci başlık kriz sürecinde El Kaide bağlantılı silahlı grupların muhalefet çizgisinde ortaya çıkarak dünya kamuoyunda ÖSO’ya olan güveni zedelemesi ve sonrasında da ÖSO’ya karşı savaşarak muhalefeti zayıflatması şeklinde ifade edilebilir. Üçüncü başlık ise ülkenin kuzeyinde PYD’nin PKK/KCK’nın hedefleri doğrultusunda hareket etmesi ve Esed rejimine dolaylı biçimde destek olması şeklinde düşünülebilir.

Muhalefet İçinde Muhalefet

Ekim 2011’de İstanbul’da ilan edilen Suriye Ulusal Konseyi (SUK), kendi içindeki etnik, mezhepsel ve ideolojik ayrışmalardan dolayı yekpare bir siyasi yapı arz etmemektedir. SUK, sürekli iç çatışma yaşaması nedeniyle uluslararası toplumun yeterince desteğini kazanamamıştır. Bu sebeple Suriye muhalefeti, temsil kapsamını genişleterek Kasım 2012’de Doha’da Suriye Muhalif ve Devrimci Ulusal Koalisyonu (SMDK) adı altında daha geniş bir yapı tesis etmiştir. Ancak Suriye muhalefeti genişledikçe kendi içinde yeni muhalefet odakları ortaya çıkmıştır. Özellikle 2013 yılında muhalefet içerisinde yer alan gruplar yalnızca Esed rejimine karşı mücadele etmemiş, kendi içindeki bölünmeyle de uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu bölünmüşlük, muhalefetin askeri yapısına da yansımış, Özgür Suriye Ordusu’nda (ÖSO) etnik, mezhepsel ve ideolojik anlamda ayrışmalar meydana gelmiştir. Neticede Suriye muhalefeti, strateji ve hedef birlikteliğini ve ortak hareket kabiliyetini yitirmeye başlamış, muhalefetin dağınıklığı iç savaştaki dengeleri Esed rejimi lehine değiştirmiştir.

ÖSO bünyesindeki silahlı grupların çeşitliliğinin, kriz sürecinde ÖSO dışında farklı grupların ortaya çıkmasının ve Esed rejiminin desteğiyle ülkenin kuzeyinde güçlenen PYD’nin, muhalefetin askeri kanadını zayıflattığı görülmüştür. Nitekim kriz başladığında ÖSO’nun yanı sıra Suriye’de El Nusra Cephesi, El Faruk Tugayı, El Sahabe Tugayları, Ahrar El Şam, Fecrul El-İslam, El Fetih Tugayı ve Sukur El-Kurd Tugayı gibi 100’den fazla silahlı grubun ortaya çıktığı gözlenmiştir. Muhalefet tarafındaki bu bölünmüşlük, Esed rejimi karşısında muhalefetin elini zayıflatmış, özellikle ÖSO ile El-Nusra Cephesi arasındaki çatışmalardan dolayı rejime bağlı kuvvetler belirli bölgelerde üstünlük sağlamıştır. Diğer taraftan ÖSO’nun kontrol ettiği bölgelerde PYD’nin askeri kanadı YPG (Halkçı Koruma Birlikleri) ve kendini Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) olarak tanıtan radikal unsurlarla çatışmak zorunda kalması, rejime bağlı güçlerin muhaliflerin elindeki bazı bölgeleri tekrar ele geçirmesini sağlamıştır.

ÖSO ve El-Kaide Bağlantılı Örgütler

Arap dünyasındaki halk ayaklanmalarıyla birlikte Suriye’de Esed rejimini devirmek amacıyla ortaya çıkan muhalefet hareketinin uluslararası toplum nezdindeki konumu, muhalif gruplar arasındaki radikal unsurlardan dolayı süreç içinde zayıflamıştır. Suriye’de kriz başlayınca Moskova ve Tahran’dan destek alan Esed rejimi, muhalefetin askeri kanadını bölmeye yönelik bir strateji izlemiştir. Rejim, bu strateji ile ordudaki kopuşların artmasını önlemiş, ülkenin büyük bir kısmının muhalif güçlerin kontrolünde kalmaya devam etmesini engellemiştir.

Esed rejiminin muhaliflere yönelik izlediği stratejinin üç aşamadan oluştuğu gözlenmiştir. Rejim ilk etapta muhalefetin askeri kanadını temsil eden ÖSO içindeki silahlı grupları radikalleştirmeyi, böylece muhalefetin dünya kamuoyundaki itibarını zedelemeyi amaçlamış, bu amaç doğrultusunda hapishanelerdeki aşırılık yanlısı unsurları serbest bırakmıştır. İkinci aşamada, Esed rejimi kuzey bölgeleri PYD’ye; Rakka, Halep ve İdlip bölgelerini de IŞİD’e bırakmak suretiyle iç savaşta ÖSO dışında silahlı grupların ortaya çıkmasını sağlayarak kendisine karşı savaşan kuvvetleri birbiriyle mücadele eden aktörlere dönüştürmeye çalışmıştır. Üçüncü aşamada ise rejim, IŞİD ve El-Nusra Cephesi’nin muhalefet içinde öne çıkmasını ve güçlenmesini sağlamış, başta bu iki silahlı grup olmak üzere sahadaki radikal grupların ÖSO’ya karşı savaşmasına zemin hazırlamıştır. Nitekim özellikle 2013 yılında IŞİD, El-Nusra Cephesi ve aynı çizgideki diğer radikal grupların Esed rejimine bağlı kuvvetlerden ziyade ÖSO’ya karşı savaştığı görülmüş, bu grupların rejime dolaylı biçimde destek verdiği yönünde bir izlenim ortaya çıkmıştır. Gelinen aşamada rejimin stratejisinin nispeten başarılı olduğu gözlenmektedir. Yerelde ÖSO bünyesindeki kuvvetlerin etkinliği azalırken dünya kamuoyunda muhalefetin büyük ölçüde radikal gruplardan oluştuğu yönünde bir algı meydana gelmiştir. Muhalefet içinde ortaya çıkan grupların kullandığı isimlerin (İslami, Tevhid, Ahrar İslam vb.) özellikle Batılı ülkelerdeki bu algıyı pekiştirdiği, Batılı ülkelerin Esed sonrası Suriye ile ilgili kaygılarını artırdığı değerlendirilmektedir.

Esed rejiminin devrilme süreci uzadıkça muhalif unsurlar arasındaki bölünmüşlüğün ve güç mücadelesinin arttığı müşahede edilmektedir. Suriye muhalefetinin zamanla toparlanması beklenirken gerek bölünmeler gerekse muhalefeti destekleyen ülkelerin (Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar) farklı gruplara öncelik vermesi muhalif kuvvetlerin zayıflamasına yol açmıştır. Özellikle bazı grupların ÖSO’dan ayrılarak İslam Ordusu adı altında yeni bir yapılanmaya gitmesi muhalefetin silahlı kanadının oldukça zayıflamasına neden olmuştur. Diğer taraftan İran, Rusya ve Çin, Esed rejimine istikrarlı biçimde destek verirken, Suriye muhalefetinin güçlenmesi için çaba harcayan ülkelerin sağladıkları destek muhalefetin farklı yapılara bölünmesine yol açmaktadır. Suudi Arabistan’ın Kasım 2013’te 7 Selefi gruptan oluşan İslami Cephe’yi kurması bu duruma örnek gösterilebilir. İslami Cephe, IŞİD ve El-Nusra Cephesi’ne karşı ÖSO ile birlikte hareket edecek şekilde teşkil edilmişse de, cephenin tam olarak kontrol altında olduğunu ifade etmek mümkün değildir. Bu nedenle üç yıldır devam eden Suriye krizinde 2013 yılı, Suriye muhalefeti ile rejim kuvvetleri arasındaki dengenin değişiminde dönüm noktası olarak kabul edilebilir.

Suriye krizinin, Esed rejiminin 21 Ağustos 2013 tarihinde Doğu Guta’da kimyasal silah kullandığı tespit edilmesinin ardından bölgesel ve küresel bağlamda yeni bir döneme girdiği görülmektedir. Esed rejiminin kimyasal silah kullanmasına rağmen ABD’nin ve diğer Batılı ülkelerin Suriye’ye müdahale etmeyeceğinin anlaşılmasıyla, rejimin uzun bir süre daha devrilmeyeceğine yönelik bir algı ortaya çıkmıştır.

Suriyeli Kürtler ve PYD

Suriye’deki iç çatışma ortamında güçlenen PYD, PKK/KCK’nın Orta Doğu’da dört parçalı konfederal bağımsız bir Kürt devleti hedefi doğrultusunda ülkenin kuzeydoğusunda ilk etapta özerk bir yönetim tesis etmeyi hedeflemektedir. PYD, bu hedef doğrultusunda yerelde teşkilatlanmaya ağırlık verirken uluslararası ölçekte destek kazanmak maksadıyla girişimlerde bulunmaktadır. Suriye’nin kuzeyinin tamamında hâkim aktör olmayı amaçlayan PYD, bu bölgede Kasım 2012-Şubat 2013 döneminde ÖSO kuvvetlerine karşı savaşırken, Temmuz 2013’ten itibaren PYD’nin askeri kanadı YPG ile El Nusra Cephesi ve IŞİD arasında çatışmalar yaşandığı görülmektedir. Nitekim PYD’nin bu süreçte gerek Batılı ülkeler gerekse Rusya ve Çin nezdinde “radikal unsurlarla mücadele eden bir aktör” izlenimi oluşturduğu, böylece uluslararası ölçekte meşru bir yönetim olarak tanınma gayreti içinde olduğu gözlemlenmiştir.

PYD, 2013 yılının Temmuz ayından beri Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki fiili özerkliğine resmiyet kazandırmaya teşebbüs etmektedir. Bu bağlamda PYD’nin, Esed rejimi-muhalif kuvvetler arasındaki çatışmalarla gelişen Suriye krizinde farklı bir probleme yol açtığı gözlemlenmektedir. Rejim komutasındaki askeri güçlerinin boşalttığı bölgeleri peyderpey ele geçiren PYD, hâlihazırda Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda 50’den fazla kasaba ve köyde hâkimiyet sağlamış durumdadır. PYD, henüz kontrol ettiğini iddia ettiği bölgelerin tamamı üzerinde fiili hâkimiyet sağlayabilmiş değildir. Ancak PYD’nin kuzeyde güçlenmesiyle birlikte hem bölgedeki diğer unsurları hem de kendisine karşı olan diğer Kürt partilerini orta vadede etki altına alabileceği beklenmektedir.

PYD, Kasım 2013 tarihinde kontrolüne geçirdiği Kamışlı merkezli bölgede Afrin, Kobani ve el-Cezire olmak üzere üç kantona sahip geçici bir özerk yönetim kurma çalışmalarına başlamıştır. PYD ilk etapta bu bölgelerde 82 kişilik bir Kurucu Meclis ve Genel Meclis Kurulu tesis etmiş, Genel Meclis Kurulu bünyesinde ise Kürt, Arap, Çeçen ve Hıristiyan unsurlardan oluşan 61 üyeli Geçici Yönetimi Denetleme ve Tertip Konseyi’ni kurmuştur. Genel Meclis Kurulu içinde ayrıca seçimler, anayasa hazırlığı ve idari yapının teşkilinden sorumlu 13 kişilik bir komite oluşturulmuş, komitede Afrin’den 2, Kobani’den 2, Cezire bölgesinden ise 9 temsilci yer almıştır.(2) 27 Ocak 2014 tarihinde Kobani’de toplanan geçici yönetim tarafından Enver Müslim’in başbakan olarak seçildiği açıklanmıştır. Suriye Kürtleri arasında Suriye’de Kürt Sol Partisi, Suriye Demokratik Partisi, El-Zelzel Kürt Meclisi, Demokrat Birlik Partisi, Kobani’de Avukatlar Konseyi ve Muhalif Milli Meclisi adlı parti veya oluşumlar özerk yönetime destek vermiştir.(3)

Bünyesinde 11 Kürt siyasi partinin yer aldığı Suriye Kürt Ulusal Konseyi ise PYD’nin ilan ettiği özerk yönetime destek vermemektedir. Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin PYD ile birlikte hareket etmemesinin iki sebebi olduğu değerlendirilmektedir.

Birinci sebep, PYD’nin Suriye iç savaşı döneminde Esed rejiminin yanında muhalefetin karşısında yer almasıdır. Suriye Kürt Ulusal Konseyi, Temmuz 2012’de Erbil’de Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin himayesinde kurulmuştur ve Esed rejimine karşı muhalefet safında yer almıştır. Dolayısıyla Konsey’in PYD ile aynı çizgide bir Suriye stratejisine sahip olmadığı vurgulanmalıdır. Suriyeli muhalif unsurlar Esed rejimine karşı savaşırken, PYD tam tersi bir tutum geliştirmiş ve muhalefetin silahlı kanadı niteliğindeki ÖSO’ya karşı savaşmış ve kendini muhalefet olarak takdim eden El-Kaide uzantısı IŞİD’le çatışmaya girmiştir. Bu nedenle PYD’nin Esed rejimine bağlı güvenlik güçlerine adeta dolaylı biçimde destek verdiği ifade edilebilir. Suriye Kürt Ulusal Konseyi ise uzun vadede Esed rejiminin destekçisi olarak görünmek istememesi nedeniyle PYD ile tek çatıda birleşmeyi arzu etmemektedir.

İkinci sebep ise PYD’nin Esed rejiminin sağladığı serbestlik ve PKK/KCK’nın sağladığı destekle kısa süre içinde Suriyeli Kürtler arasındaki en güçlü siyasi ve silahlı örgüte sahip olmasıdır. PYD, Suriye’deki diğer Kürt siyasi oluşumlara nazaran gerek siyasi gerekse sahip olduğu militan sayısı açıdan daha örgütlü bir yapıya sahiptir. Bu durum PYD’ye bölgede tek taraflı hareket etme seçeneği sunmakta ve Esed rejiminin sağladığı serbestlikle ülkenin kuzeyini kontrol etme imkânı tanımaktadır. Nitekim PYD Suriye’nin kuzeyinde, Irak’ın kuzeyindeki gibi iki başlı bir idari yapı değil, kendisinin tek hâkimi olduğu bir yönetim kurmayı hedeflemektedir. Suriye Kürt Ulusal Konseyi, PYD’nin güdümünde hareket edecek bir idari yapıya dâhil olmak istememekte, ülkenin kuzeyinde Esed sonrası otoriter bir yönetimin ortaya çıkmasından kaygı duymaktadır.

PYD’nin Hedefleri

PYD, silahlı kanadını güçlendirmeyi, ülkenin kuzeyinde tek başına yönetebileceği siyasi bir idare tesis etmeyi, Orta Doğu’daki Kürtler arasında ve Suriye’deki diğer unsurlar nezdinde meşruiyet kazanmayı, bölgedeki petrol yataklarını kontrol ederek ekonomik gelir sağlamayı ve yurtdışında temaslarda bulunarak ve temsilciler belirleyerek uluslararası destek kazanmayı hedeflemektedir.

PYD, Suriye krizi başlayınca Esed rejiminin ülkenin kuzeyinde kendisine sağladığı serbestliği değerlendirerek YPG adı altında silahlı bir yapılanmaya gitmiş, bölgedeki Kürt nüfustan yaşları 15-20 arasında değişen gençleri silahaltına alarak militan sayısını artırmaya başlamıştır. Diğer taraftan daha önce PKK/KCK bünyesinde Türkiye’ye karşı savaşan Suriyeli teröristlerin bir bölümünün bu süreçte YPG’ye katıldığı görülmektedir. PYD’nin aynı zamanda ülkenin kuzeyinden çekilen rejime bağlı kuvvetlerin bıraktığı silahları da ele geçirdiği, bazen de rejim güçlerinin ellerindeki silah sistemlerini bizzat PYD’ye teslim ettiği gözlenmiştir. PYD, Kuzey Irak’taki gibi Peşmerge benzeri bir kuvvet teşkil etmeyi ve bu kuvvete Suriye’de tesis edilecek yeni düzende yasal bir statü kazandırmayı amaçlamaktadır. PYD silahlı kanadını güçlendirirken PKK/KCK’nın “demokratik özerklik” modelini esas alarak Suriye’nin kuzeyinde tek başına siyasi bir idare tesis etmeye çalışmaktadır. Suriye’deki bütün Kürtleri kontrol etmeye çabalayan PYD, kurmaya çalıştığı idari yapıda bölgedeki diğer unsurlardan da temsilciler bulundurarak bu unsurlar nezdinde meşruiyet kazanmayı hedeflemektedir. Silahlı ve siyasi yapıya paralel olarak PYD’nin, Rimeylan, Til Koçer ve Cibis bölgelerindeki petrol yataklarını da ele geçirmeye çalıştığı görülmektedir. Suriye’nin bu bölgelerinde toplam petrol rezervlerinin yaklaşık %60’ının bulunduğu tahmin edilmektedir. PYD lideri Salih Müslim, 13 Kasım 2013 tarihinde verdiği bir demeçte Suriye petrol yataklarının %30’unun PYD’nin kontrolünde olduğunu iddia etmiştir.

PYD’nin kuzeyde ilan ettiği özerk yönetimin tanınması için Salih Müslim’in yurtdışında görüşmeler gerçekleştirdiği, özellikle İran, Çin ve Rusya’nın desteğini aldığı gözlemlenmektedir. PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, 9 Ağustos 2013 tarihinde İran Dışişleri Bakanlığı’nın daveti üzerine Tahran’a bir ziyaret gerçekleştirmiştir. 16 Aralık’ta Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın davetlisi olarak Moskova’yı ziyaret eden Salih Müslim, Rus yetkililere Suriye’nin kuzeyindeki yapılanmadan bahsetmiştir. Ayrıca Muslim, 18 Aralık’ta DUMA’da (Rusya Parlamentosu) Suriye’nin kuzeyi ve Orta Doğu’daki gelişmelere ilişkin bir konuşma da yapmıştır.(4) Müslim, 21 Aralık’ta ise Çin’in talebi üzerine Pekin’i de ziyaret etmiş, Pekin’de Çinli yetkililerle görüşmüştür. Bütün bu diplomasi trafiği ve PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde izlediği strateji, Esed sonrası Suriye’de Tahran yönetimi ile bir müttefik gibi hareket edeceğine işaret etmektedir. Tahran yönetimi bir yandan Esed rejimine verdiği her türlü desteği sürdürürken, diğer yandan Esed sonrası için yeni bir müttefik arayışı içindedir. PKK/KCK terör örgütünün Suriye uzantısı olmasından ötürü Ankara’dan destek göremeyen PYD, İran’a yönelerek Suriye’nin konumunu güçlendirmeye çalışmaktadır. Müslim’in bu görüşmeleri, Suriye’nin kuzeyinde PYD güdümünde filizlenen yapının Tahran, Pekin ve Moskova’nın muhtemel desteği göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

PYD’nin ülkenin kuzeyinde sistematik olarak gerçekleştirmeye çalıştığı bu hedefler, Suriyeli Kürtler arasında ciddi bir bölünmüşlüğe yol açmaktadır. Bilhassa Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Barzani’nin desteklediği Suriye Kürt Ulusal Konseyi içerisinde önümüzdeki süreçte yeni güç mücadelelerinin ve ayrışmaların ortaya çıkması beklenmektedir. PYD’nin kuzeyde oluşturduğu kanton bölgeler sistemi, Kürt Ulusal Konseyi çatısı altındaki bazı siyasi partilere cazip gelebilir. Örneğin hâlihazırda Suriye Kürt Sol Partisi, Kürt Ulusal Konseyi üyesi olmasına rağmen PYD ile birlikte hareket etmektedir. Diğer yandan PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde “İsviçre Modeli” kanton bölge sistemini oluşturması, Orta Doğu için “tasarlanan” yeni bir projenin parçası olarak değerlendirilebilir. PYD’nin kurmaya çalıştığı kanton bölgeleri modeli başarılı olursa, bu model uzun vadede bölgede benimsenebilecek bir sistem haline gelebilir.

PYD ve KDP-KYB İlişkileri

PYD, Suriye’de özerklik ilan etmesinin ardından Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ile karşı karşıya gelmiş, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin Orta Doğu’daki bütün Kürtler açısından ele alınması gereği ortaya çıkmıştır. Nitekim PYD, sadece Suriye’nin kuzeyi ile sınırlı bir oluşum olarak görülmemeli, PKK/KCK’nın bölgedeki hedefleri bağlamında değerlendirilmelidir. Bu nedenle PYD’nin özerklik projesi, Kuzey Irak’taki Kürt siyasi parti ve oluşumlar arasındaki ilişkileri de etkilemektedir. Bölgenin iki önemli gücü KDP ve KYB arasındaki rekabette Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeler, önemli bir yere sahiptir. KDP, bölgesel Kürt liderliği hedefi bağlamında Suriye’nin kuzeyinde PYD eksenli ve kendi kontrolü dışında bir Kürt özerkliğine karşı çıkarken, KYB’nin PYD’ye silah ve lojistik destek sağladığı bilinmektedir. Bundan bir süre önce KYB’nin üst düzey yetkilisi olan Mahmut Sangavi, verdiği bir demeçte bizzat kendi silahlarını Suriye’nin kuzeyindeki Kürt militanlara gönderdiğini ifade etmiştir. Bu durum kuzey Irak’taki Kürt siyasi partilerinin PYD’ye destek konusunda ayrıştığını göstermektedir.

Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, kendisine yakın Suriye Kürt Demokrat Partili 75 kişinin YPG tarafından “tutuklanması” sonucunda Mayıs 2013’te Suriye’nin kuzeyi ile Irak’ın kuzeyini birbirine bağlayan Fişhabur sınır kapısını kapatmıştır. Ekim 2013’te Salih Müslim’in oğlu Şervan’ın Telabyad’da El-Nusra Cephesi tarafından öldürülmesinden sonra PYD liderinin Erbil Havaalanı’nı kullanmak üzere kuzey Irak’a girişi Barzani tarafından engellenmiştir. Bu gelişmeler bölgede PYD-KDP çekişmesine dönüşmüş, YPG Til Koçer’den Irak’ın Musul Vilayeti’ne bağlı Rabia ilçesine açılan Yarubiye sınır kapısını ele geçirmiştir. PYD’nin lideri Müslim, 27 Ocak 2014 tarihinde Türkiye’de bir gazeteye verdiği mülakatta Barzani’nin tutumunu eleştirmiş, “Biz Barzani’nin küçük kardeşi olmayız” ifadesini kullanmıştır.(5)

Fişhabur sınır kapısının kapatılmasının ardından PYD, Suriye’nin kuzeyinin Irak’a açılmasını sağlayan El-Yarubiye sınır kapısına yoğunlaşmış, silahlı unsurlarının bir kısmını bu kapıya yönlendirmiştir. Temmuz 2013’ten beri Erbil yönetimi ile kriz yaşayan PYD bu noktada iki strateji belirlemiştir. PYD’nin birinci stratejisi, Barzani ile Ankara arasındaki işbirliğinin önüne geçmek ve Suriye krizi bağlamında Bağdat’la işbirliği geliştirmektedir. PYD’nin bu kapsamda Bağdat’la IŞİD’e karşı bir işbirliği geliştirerek kendisine yeni bir çıkış yolu bulmaya çalışacağı beklenmektedir. Mevcut konjonktürde Suriye’de IŞİD’e karşı savaştığını öne çıkaran YPG ile Irak Ordusu’nun Suriye-Irak sınırında işbirliğine gidebileceği değerlendirilmektedir. PYD’nin ikinci stratejisi ise El-Yarubiye sınır kapısını elinde bulundurarak bölgedeki Arap aşiretleri ile işbirliğine gitmek ve Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’ni devre dışı bırakmaktır. PYD’nin böylece Tahran’ın desteğini alarak Musul-Bağdat hattında Irak üzerinden dışarıya açılacağı yeni bir güzergâha sahip olabileceği ifade edilebilir.

KDP-PYD ilişkilerindeki sorunların temel nedenleri şu şekilde sıralanabilir;

– Barzani, yıllardır sürdürdüğü Türkiye’yi kazanma stratejisinin PYD’nin faaliyetleri sebebiyle zarar görmesini istememektedir. Aslında Barzani, Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt özerkliğinin kurulmasını reddetmemektedir. Sadece söz konusu Kürt siyasi yapılanmanın kendi kontrolü ve hâkimiyeti altında olmasını amaçlamaktadır. Eğer Suriye’nin kuzeyinde PYD eksenli ancak Barzani kontrolünde bir Kürt özerkliği oluşturulursa, Erbil buna destek verebilir.

– PYD, ilan ettiği özerk yönetimi Erbil’in desteklediği Suriyeli Kürt partileriyle paylaşmaya yanaşmamakta, ülkenin kuzeyinde sadece kendi güdümünde faaliyet gösterecek bir idari yapı amaçlamaktadır.

– Barzani’nin PYD’ye karşı sergilediği tavır, Suriye’nin kuzeyinde KYB ile girdiği güç mücadelesinin dışa vurumu olarak görülebilir. PYD, fazlasıyla KYB ile iç içedir.

– PYD’nin kuzeyde ilan ettiği İsviçre modeli kanton bölge sistemi Kürt yönetimini elinde tutan Barzani iktidarını ciddi derecede endişelendirmektedir. Barzani iktidarı, kanton sisteminin kuzey Irak’ta hâlihazırdaki en güçlü muhalif grup olan Novşirvan Mustafa liderliğindeki GORAN (Değişim) hareketi tarafından kullanılabileceğini değerlendirmektedir. Barzani, GORAN’ın kanton sistemini Süleymaniye bölgesi için uygulamak isteyebileceği yönünde kaygı taşımaktadır. Nitekim Suriye’nin kuzeyindeki kanton bölge sisteminin başarılı olması halinde uzun vadede kuzey Irak için bir model haline gelmesi öngörülebilir. Kanton sistemi, aile ve aşiretlere dayalı yönetimlerin devam etmesini engelleyebilir ve bölgede yaşayan Türkmenler ve Hıristiyanlar tarafından desteklenebilir.

2. Cenevre Konferansı

Esed rejimi tarafından 21 Ağustos 2013 tarihinde Şam’ın Doğu Guta banliyösünde kimyasal silahların kullanılması ve uluslararası toplumun bu duruma sessiz kalması Suriye krizi açısından bir kırılma noktasıdır. Saldırıda 450’si çocuk 1500’den fazla kişinin hayatını kaybettiği açıklanmıştır. ABD, Fransa ve İngiltere tarafından Suriye rejimine yönelik sınırlı bir hava operasyonu tartışılmaya başlanmış, diğer yandan BM denetleme ekibi kimyasal silahın kim tarafından kullanıldığının anlaşılabilmesi için Suriye’ye giderek araştırmalar yapmıştır. Bu noktada Suriye krizinde 2011’den beri zıt istikamette politikalar izleyen Washington ve Moskova’nın birlikte hareket ettiği bir süreç başlamış, Esed rejiminin kimyasal silah kullanmasına gösterilen tepkiler zayıflamış ve başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin Suriye krizindeki tutumu belirsizleşmiştir.

ABD, Suriye krizine müdahale kararında kitle imha silahlarının kullanılmasını kırmızı çizgi olarak belirlediği halde, Esed rejiminin devrilmesine yönelik bir müdahalede bulunmamış, ABD-Rusya arasında Suriye’deki kimyasal silahların imha edilmesi konusunda mutabakat sağlanmıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) 27 Eylül 2013 tarihinde Suriye’nin kimyasal silahlarının imha edilmesini öngören karar tasarısını oy birliğiyle kabul etmiştir. 2118 sayılı bu karar kriz boyunca BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’ye yaptırım öngören ilk kararı niteliğindedir. Ancak 2118 sayılı karar aynı zamanda ABD ve Batı’nın Suriye’ye askeri bir müdahalede bulunmayacağının bir göstergesi olarak da yorumlanabilir. Nitekim karar doğrultusunda Kasım 2013’te Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü, Halep yakınlarındaki kimyasal silah üretme tesisinde imha işlemine başlamış, ABD ve Rusya’nın anlaşması sonucunda Esed rejimi müdahaleden kurtulmuştur.

30 Haziran 2012’de ilki gerçekleştirilen 1. Cenevre Konferansı’ndan bir buçuk yıl sonra, 22 Ocak 2014 tarihinde İsviçre’nin Montrö kentinde yaklaşık 40 ülkenin dışişleri bakanı ve temsilcisinin katılımıyla 2. Cenevre Konferansı gerçekleştirilmiştir. İkinci konferansta kimyasal silahlarının imha edilmesini kabul eden Esed rejimi ile Suriye muhalefeti arasında görüşmeler yapılması ve bu görüşmeler neticesinde bir geçiş hükümeti oluşturulması planlanmıştır. Esed rejimi ile muhalefet arasında görüşmeler konferansın üçüncü gününde başlamış, ancak taraflar arasında -Humus kentinden güvenlik çıkış dışında- uzlaşma sağlanamamış ve herhangi bir sonuç elde edilememiştir. Nitekim konferans öncesinde, Suriye krizindeki mevcut dengelerden dolayı Esed’li veya Esed’siz bir geçiş hükümetinin kurulması gayesiyle gerçekleşen görüşmelerin başarılı olamayacağı öngörülmüştü. Konferanstan sonra Humus’tan güvenli çıkış da uygulamaya dönüşmemiş, Esed rejimi kentten çıkış serbestliğini birkaç saatle sınırlı tutmuş ve Cenevre’deki anlaşmaya riayet etmemiştir.

Esed rejimi bakımından 2. Cenevre Konferansı’nın üç açıdan önemli olduğu görülmektedir. Birincisi, üç yıldan beri uluslararası ölçekte meşruiyetini kaybettiği ifade edilen Esed rejiminin Cenevre’de muhatap alınması ve rejimin muhalefet karşısındaki eski konumunu muhafaza etme çabasıdır. Esed rejiminin ülkede gerçekleştirdiği insani kıyıma rağmen 2. Cenevre Konferansı’nda muhalefetle aynı ortamı paylaşması, rejimin sahadaki askeri üstünlüğüne işaret etmektedir. Rejimin ayrıca konferansta ülkedeki iç savaşı terörle mücadele olarak yansıtması ve Esed’siz bir geçiş hükümetinin mümkün olmayacağını ifade etmesi, krizin sürüncemede kalmaya devam edeceğini göstermektedir.

İkincisi, konferansın amacının Esed’li veya Esed’siz bir geçiş hükümetinin tesisi olarak belirlenmesi, gerek muhalefetin gerekse uluslararası toplumun ülkeyi yaklaşık 40 yıldır yöneten Baas rejimiyle bir sorununun olmadığı yönünde bir izlenime yol açmıştır. Ancak Suriye krizinin tamamen bir rejim sorunu olduğu unutulmamalıdır. Baas rejiminin devam etmesi halinde sadece Beşşar Esed’in devrilmesiyle çözüm sağlanamayacağının belirtilmesinde fayda vardır. Suriye’de sağlıklı bir dönüşüm için Esed’in iktidarı bırakmasından önce Baas rejiminin devrilmesi elzemdir. Aksi takdirde Suriye krizinin çözüme kavuşturulması bir ailenin iktidardan uzaklaştırılmasına indirgenecek, Esed’in ayrılması ülkedeki zulmün el değiştirmesinden başka bir sonuca hizmet etmeyecektir.

Üçüncüsü ise 2. Cenevre Konferansı’nda Esed rejiminin görüşmelerin içeriğini muhalefeti zayıflatmak maksadıyla kullanma eğilimidir. Sürecin başarısız olması durumunda rejimin, muhalefetin serbest bırakılmaları için ismini verdiği Suriye’deki tutuklu muhalifleri cezalandırması beklenebilir.

Suriye muhalefeti açısından 2. Cenevre Konferansı’nın anlamı şu şekilde sıralanabilir:

a. Suriye krizinin başlangıcından bu yana bölünmüş bir profil çizen Suriye muhalefeti, 2. Cenevre konferansıyla uluslararası toplumdaki yerini nispeten netleştirmiştir. Muhalefetin, Suriye SMDK çatısı altında konferansa katılması bundan sonraki süreçte bölgesel ve uluslararası toplum içerisinde tek temsilci olarak tescillendiği anlamına gelmektedir. Bu durumun SMDK için önemli bir kazanım olduğu söylenebilir.

b. Konferansta ön plana çıkan SMDK’nın rejimle müzakere süreci akamete uğrarsa bu durum Suriye muhalefeti içinde ciddi bölünmelere yol açabilir. SMDK’nın ön şart olarak koyduğu 1. Cenevre Konferansı’nda alınan kararların geçerliliği hususu 2. Cenevre Konferansı’nın başarılı olma ihtimalini düşürmektedir. Şayet muhalefet bu şartından geri adım atarsa Suriye içerisindeki tabanını kaybederek rejimin elini kuvvetlendirebilir.

c. SMDK’nın, rejim ile müzakere etme aşamasında uluslararası topum ve Arap ülkeleri nezdinde güven kazandığı görülmektedir. Bu nedenle Suriye muhalefetinin rejimle yaptığı müzakerenin sürekliliği, tek temsilci olmanın ve güven ortamının devamlılığı bakımından önemlidir. Aksi durumda muhalefetin zayıflaması Esed rejiminin güçlenmesini beraberinde getirecektir.

2. Cenevre Konferansı’nda başlıca şu hususlar dikkat çekmiştir;

Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere ABD ve Batılı ülkeler, Suriye krizine yönelik sergiledikleri tutumdan dolayı sürekli eleştirilmektedir. Bilhassa 21 Ağustos 2013 tarihinde Doğu Guta’da kimyasal silahlarla gerçekleştirilen saldırıdan sonra ABD ve diğer Batılı ülkelerin Esed yönetimini devirecek herhangi bir adım atmaması hayal kırıklığı oluşturmuştur. Obama’nın, Suriye’de kimyasal silahların kullanılmasının kendileri için kırmızı çizgi olduğunu ifade etmesine rağmen Guta olayında aksine bir tavır sergilemesi, uluslararası arenada özellikle Arap camiasında ABD’ye yönelik bir güven bunalımının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu problemi çözebilmek için ABD ve Rusya konferansta bir araya gelmiş, iki ülke arasında Suriye krizi ile ilgili bir işbirliği ortamı oluşturulmuş, rejim ve muhaliflerin anlaşması amaçlanmıştır. Ancak konferans, sonucu itibariyle Suriye krizine bir çözüm getirmekten ziyade tavsiye niteliğinde göstermelik demeçlerle geçiştirilen bir görüntü vermiştir.

Uluslararası toplumun Suriye krizinin çözüme kavuşturulması konusunda ciddiyetini gösterebilmesi için taraflar arasında önce ateşkesin sağlanması yönünde adımlar atması gerekirdi. Konferans ateşkes ortamı sağlandıktan sonra daha anlamlı olabilirdi. Fakat uluslararası toplum böyle bir çözümden önce varolan kaotik ortamda bir konferans toplama çabası içine girmiştir. Bu zamanlama ise uluslararası toplumun Esed’in de içinde olduğu yumuşak bir geçiş rejimi yeğlediğini göstermektedir. Krizin üç yıldır devam ediyor oluşu ve on binlerce insanın hayatını kaybettiği gerçeği karşımızda dururken hızlı bir müzakere çerçevesinde sadece rejim ve muhalefet bir araya getirilerek çözüm sağlanması mevcut konjonktürde oldukça zor görünmektedir. Bu tür girişimler krizin başladığı 2011 yılı içerisinde gerçekleşmiş olsaydı ve konferans öncesinde ateşkes sağlanabilseydi 2. Cenevre konferansının başarılı olma olasılığı yükselebilirdi.

Suriye krizinin çözümü, bölgesel bağlamda Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Katar arasında bir uzlaşı sağlanmasından geçmektedir. Küresel bağlamda ise ABD, Rusya ve Çin üçgeninde bir takım adımlar atılması zorunlu görünmektedir. Bunun temel nedeni Suriye krizinin bir iç meseleden çıkması, bölgesel ve küresel bir niteliğe kavuşmuş olmasıdır. Özetle, Suriye’de kalıcı ve gerçek bir çözümün sağlanabilmesi için bölgesel ve küresel aktörler arasında bir uyumun sağlanması gerekmektedir.

Bütün bu gelişmeler ışığında müzakereye başlayan rejim ve muhalefetin 2. Cenevre Konferansı’nda herhangi bir neticeye varamaması, taraflar arasında ciddi bir güven sorunu yaşandığını göstermektedir. Ayrıca konferansın başarılı olması için tarafların herhangi bir adım atmadığı da görülmektedir. Görüşmelerin başarılı olması için konferans başlamadan en az üç ay önce rejim güçleriyle muhalefet arasında ateşkes ilan edilmesi, rejimin hapishanelerindeki suçsuz tutukluların bir kısmının serbest bırakılması ve şehirler arasında yardım koridorlarının açılması gibi karşılıklı adımlar atılması gerekirdi. Fakat müzakereler devam ederken çatışmaların da devam ettiği bir ortamda böyle bir konferansın başarılı olması neredeyse imkânsız görünmektedir.

2. Cenevre Konferansı sonrası dönemde Suriye krizinde Batılı ülkelerin ve Rusya’nın yanı sıra IŞİD ve İsrail gibi iki önemli aktörün sahneye çıkacağı ve belirleyici olabileceği değerlendirilmektedir. Nitekim ABD-Rusya görüşmelerinde Esed’li veya Esed’siz bir yönetim şeklinin kurulmasından ziyade görüşmeler IŞİD tehdidi üzerinde yoğunlaşmıştır. İsrail ise Suriye’deki mevcut parçalı yapının devamını desteklemekte, ancak Esed’siz bir geçiş hükümetine sıcak bakmamaktadır.

Sonuç

Suriye krizi gerek Orta Doğu’daki gelişmeler açısından gerekse küresel güçler arasındaki dengelerde ciddi bir pazarlık konusu haline gelmiştir. Suriye’de krizin iç savaşa dönüşmesi ve komşu ülkelerin iç güvenliğini tehdit etmesi krizin bölgesel bir güvenlik problemine dönüştüğünü göstermektedir. Suriye krizi çıkmaza girdikçe ülkenin gerek coğrafi gerekse etnik ve mezhepsel olarak bir parçalanmaya gitmesi mümkün görünmektedir. Suriye’nin kuzeyinde PYD kontrolünde kurulan kanton modelindeki özerk yönetim ise ülkenin nasıl bir noktaya doğru gittiğini göstermektedir. Ayrıca El-Kaide bağlantılı IŞİD’in Suriye’de güçlenmesi durumunda Irak, Lübnan ve Türkiye’yi de tehdit etmeye başlaması ihtimal dâhilindedir.

Suriye krizi bağlamında İran ve İsrail’in Esed’in iktidarda kalması konusunda benzer yaklaşımlara sahip olduğu göz ardı edilmemelidir. Suriye, Tahran’ın bölgesel stratejisindeki en önemli kalesi konumundadır. Bu sebeple İran’ın Esed rejimine desteğini sürdürmesi durumunda, konferanstan Esed’siz geçiş yönetimi sonucu çıksa dahi bu sonucun uygulamaya dönüşmesi ve başarılı olması oldukça zordur. Suriye’de El-Kaide bağlantılı örgütlerin güçlenmesinden endişe duyan İsrail’in de Esed’in devrilmesini istemediği ifade edilmelidir.

Konferansın ikinci tur görüşmelerinin 10 Şubat 2013 tarihinde yapılması planlanmaktadır. Ancak çatışmalar devam ederken ve mevcut dengeler dâhilinde krizin 2. Cenevre Konferansı’yla nihai bir çözüme kavuşturulması zor görünmektedir. Suriyeli taraflar arasında uzlaşı sağlanmadan önce bölgesel ve küresel güçler arasında bir çözüm yolu aranmalıdır. Aksi takdirde konferanslar, Esed rejiminin varlığını sürdürebilmesi için kullandığı bir araca dönüşmekte, Suriye’de çözümsüzlük devam etmektedir.

KOMPLO TEORİLERİ /// Hakan Albayrak : Dünyanın bütün şeytanların a karşı

1507847_797492143613159_233000412_n.jpg

Dünyanın bütün şeytanlarına karşı

Hakan Albayrak

Bırakın bu komplo teorilerini. Küresel güçlerin bu işlerle ne alâkası var?” diyorlardı.

Geçti o günler.

Ar damarını iyice çatlattılar.

Maskelerini tamamen indirdiler.

Artık açıkça itiraf ediyorlar, ülkemize küresel güçler adına operasyon çektiklerini.

Fethullah Gülen Cephesi’nin önemli bir kalemşoru, Zaman gazetesinde peş peşe yazdığı yazılarda İsrail, ABD ve diğer Batılı devletlere ‘nanik’ yapan AK Parti hükümetine bedel ödetilmesini makul karşılamak gerektiğini söyleyip duruyor.

O cephenin gazetelerinden birinin yayın yönetmeni de, Merkez Bankası’nın baskılara boyun eğerek faiz oranlarını yükseltmesi üzerine, zil takıp oynayarak, ‘küresel ekonominin zorlamasıyla bu kararı alan hükümetin dış politikada da küresel politikalara ayak uydurmak zorunda kalacağını’ müjdeliyor.

“Evet, 17 Aralık süreci küresel güçlerin Türkiye’den intikam sürecidir ve biz de onların maşasıyız, beşinci koluz” diye bas bas bağırıyorlar yani.

“Küresel politikalar”a ayak uydurmamız gerekiyormuş!

Nedir “küresel politikalar”?

Batı emperyalizminin bekasına, Filistin’in mahvına, Arap devrimlerinin bastırılmasına, Türkiye’nin yükselişinin önlenmesine vs, vs, vs yönelik politikalar değil midir?

‘Emperyalistler mevzi kazanıyor, Türkiye ve bütün İslam dünyası mevzi kaybediyor’ diye sevinebilen acayip bir Müslüman tipiyle karşı karşıyayız.

Ondan sonra, “Başbakan çok ağır konuşuyor”!

Haydi ordan!

Başbakan’ın en ağır sözleri bile çok hafif kalıyor ihanetin ağırlığı karşısında.

İnanılır gibi değil; kan banyosunu durdurduğu için Abdullah Öcalan’a diş bileyen bile var.

“Yandaş” Öcalan’la aynı fikirde olmayan PKK’lıların ülkemizi yeniden kan gölüne çevirmesini ihtiras derecesinde arzu eden alçaklar…

17 Aralık sürecini başlatanlara teşekkür borçluyuz aslında.

İçimizde nasıl korkunç bir yılan beslediğimizi bu sayede görebildik ve çok geç olmadan o yılanın başını ezme imkânını bulduk.

Yılan, giderayak ısırıyor ve son bir gayretle boğmaya yelteniyor ülkemizi.

Acı veriyor, sıkıntı çektiriyor, ama geçecek inşaallah.

Yeni Türkiye’nin son doğum sancılarıdır bunlar.

Dünyanın bütün şeytanları toplanmış, varlarını yoklarını ortaya koymuş, yükselişe geçen ülkemizi “paralel devlet” vasıtasıyla yere sermeye çalışıyorlar.

Nihai savaş gibi bir şey.

Bu badireyi de atlattığımızda ne kadar güçlü ve özgür bir ülke olacağımızın farkındasınız, değil mi?

KOMPLO TEORİLERİ /// BEKİR HAZAR : Baronlar İmparadorluğu

1271314.jpg

Baronlar imparadorluğu

Ortadoğu’da bir ülke.
O ülkenin Başbakanı davet veriyor.
Bir Türk gazeteci de davetliler arasında.

Sohbetler başlıyor, söz Türkiye’ye geliyor. Türk gazeteci "Bizim Başbakanımız" diye söze giriyor. Ortadoğu ülkesinin Başbakanı lafını kesiyor. "Yanlış bir ifadede bulundunuz" diyor.

Ve ekliyor;

"Siz Erdoğan’ı sadece sizin lideriniz mi zannediyorsunuz?" İşte Türkiye üzerine oynanan oyunların tamamının arkasında bu soru var.

Dünyayı soyan Para İmparatorlarının bankaları, medyası, düşünce kuruluşları hep bundan saldırıyor.

Tüm tezgahlar bu nedenle kuruluyor.

CFR’nin yönettiği Brookings Enstitü’sünü yazmıştım dün. O enstitü Ortadoğu ülkelerine gidiyor birkaç sene önce.
Mesela Mısır’da bir araştırma yapıyor.
Erdoğan sevgisini yerinde görüyor.

Anket sonucu ortaya konan rapor şu; "Erdoğan burada adaylığını koysa Başbakan olur."

Dünyayı sömürenlerin gitmediği ülke kalmadı. Portekiz bile yıllarca sömürge ülkelere sahipti. TÜRK SEVGİSİ Belçika’nın bile Afrika’da kolonileri vardı.
Dünya PETROL, ELMAS ve PARA Baronlarının güdümünde her yere girdiler.

Avrupa’da sömürgeleri olmayan ülke yoktu.

Gittiler, kan gölleri oluşturarak oralara BAYRAKLARINI diktiler.

Türkiye ise Osmanlı’dan kalan bir mirasa sahipti. Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Kafkaslara, Asya’daki Türk Cumhuriyetlerine ve Afrika’nın en ücra köşelerine kadar yaşanan SEVGİYDİ bu.

Onlar milyonlarca insanı katlederek BAYRAKLARINI DİKİYORLARDI.
Bizim ise gitmediğimiz ülkelerde insanlar TÜRK BAYRAĞINI SALLIYORDU.

Evet bayrağımız sallansa bile biz oralara gidemiyorduk tam 100 yıldır.

Çünkü Osmanlı’yı borçla, faizle, işbirlikçi masonlarla paramparça edenler bizi dar alanda kuma gömmüşlerdi.

Bizi alıyorlar, kamplara bölüyor, birbirimize düşürüyorlardı. İçeride "TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR" sloganı ile Türk’ü Türk’e kırdırıyorlardı.Kırılma sona erdiğinde Türk-
Kürt kavgası başlatıyorlardı.

Dışarıya bakacak gözümüz yoktu.

Çünkü devamlı birbirimize yumruk attırdıkları için morarmaktan kapanıyordu gözlerimiz.

İlk defa bir Başbakan çıktı, son kavga "Türk-
Kürt" kapışmasını bitirmek için kolları sıvadı. "Barış yapalım, Osmanlı’nın gittiği, Türk bayraklarının sallandığı ülkelere, kardeşlerimize gidelim, 100 yıllık hasreti sonlandırıp kucaklaşalım. Türk Bayrağını sallayan ellerinden tutalım, BÜYÜK TÜRKİYE’yi kuralım" dedi.

İşte bundan saldırıyorlar.

Sırf bu yüzden Baronların, KANDAN BESLENEN PARADORLARIN yönettiği ABD’deki düşünce kuruluşlarına Kürtleri çağırıyorlar.

"APO’yu boşverin, onu dinlemeyin, Kandil’e çıkıp savaşı sürdürün" diye çağrı yapıyorlar.

Dünyayı yöneten Musevi HANEDANLARI ve onların Kraliçesi, Osmanlı’yı yıktıkları gibi, yerine kurdukları bu ülkenin olduğu yerde kalmasını istiyor.

Birbirini kırıp, gömmesini istiyor. 767 Uluslararası şirket ve onların tepesindeki 10 aile ile bu sistemi dizayn için her yolu deniyorlar.

BARONLAR imPARAdorluğu, yeni bir Türk İmparatorluğunu istemiyor.
Onları yeni kitabımda anlattım uzun uzun.

Evet "BARONLAR İMPARADORLUĞU" adlı kitabım nihayet matbaadan çıktı.

Yeni doğan bir bebeğim var elimde.

Yeniden doğmak isteyen Türkiye’ye KÜRTAJ yapmak isteyenlerin maskesini düşürüyor.

Ne yaparlarsa yapsınlar bu çocuk doğacak.

Çünkü devirmek istedikleri Türkiye lideri sadece bu ülkenin lideri değil.

Balkon konuşmasında boşuna milyonlara söylemedi. "Bu seçimi Ramallah kazandı, Beyrut kazandı, Saraybosna kazandı, Üsküp kazandı" diye.

Ona kazandıran Türk Milleti’ydi.
Ve bu ülke artık uyandı.

NOT; Yeni kitabımı ve sevgili Ergün Diler’in "Kraliçe’nin Adamları" kitabını divanyolu.com.tr veya 0212 528 91 92 nolu telefondan temin edebilirsiniz.

BEKİR HAZAR

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: