Günlük arşivler: Ocak 17, 2014

YANDAŞ MEDYA : Fethullah Gülen büyüsü nasıl bozuldu ??

21541.jpg

Fethullah Gülen büyüsü nasıl bozuldu?

Yeni Şafak yazarı Hilal Kaplan, internete düşen Gülen’in ses kayıtlarının cemaat üzerindeki örtüyü nasıl kaldırdığını yazdı.

Gülen’in telefon görüşmelerini kaleme alan Yeni Şafak gazetesi yazarı Hilal Kaplan, "Söz konusu olan, yıllardır bir göz odada, tüm tûl-i emellere sırtı dönük, gözü yaşlı bir hocaefendi değil miydi?…" diye sordu.

Kaplan’a göre üzerindeki örtü çekilince, o zamana kadar inanılmış, güvenilmiş olanla ilgili hayalin tam tersi çıktı.

Gülen’in cemaate yakın isimlerle, iş dünyasıyla alakalı konuları görüştüğü telefon kayıtları yankı uyandırdı. Gündemden düşmeyen bu konu, yazar Hilal Kaplan’ın da gündemindeydi.

Yazar, gözün görmesini engelleyen örtünün kalkmasıyla yaşanan hayal kırıklığını anlatan ünlü sosyolog Max Weber’in görüşünü köşesine taşıdı. Kaplan, örtünün nasıl kalktığını ve bozulan büyüyü yazdı:

NASIL KORUNUP KOLLANDIĞINA KULAKLARINIZ ŞAHİTLİK EDİYOR

"Cemaatin en büyük işadamları yapılanması olan TUSKON’un Genel Sekreteri Mustafa Günay olduğu iddia edilen kişiyle, Fethullah Gülen arasındaki konuşmada, Koç Holding’in nasıl korunup kollandığına kulaklarınız şahitlik ediyor. Gülen, ‘Yukarıdan bir baskı var onlara. Gerçi haberdar oldular. Herhalde tedbirlerini almışlardır.’

Günay olduğu söylenen şahıs da tamamlıyor: ‘Rahatlar efendim. Size bu konuda da teşekkürlerini ilettiler.’

Burada TÜPRAŞ’taki denetlemeden mi, TOFAŞ’taki vergi incelemesinden mi, yoksa başka bir yasal teftişten mi bahsediliyor, bilmiyoruz. Bildiğimiz, Koç Holding’in kendilerini haberdar edenlere müteşekkir olduğu…

Başka bir görüşmede de Uganda’daki bir rafineri ihalesinin Koç’lara verilmesi öneriliyor. Gülen, ‘büyük patron’un duymaması kaydıyla onaylayarak ‘Gönüllerini kazanmış olursunuz’ diyor. Rafineri ihalesi ve Koç’ların gönlünü kazanmak…

BANKAYI KURTARMAK İÇİN ‘KAĞIT ÜZERİNDE PARA GİRİŞİ’ TALİMATI

Başka bir görüşmede, cemaate ait (mevduatların büyük kısmına sahip devlet istese çoktan batmış olacak) bir bankayı kurtarmak için, ‘kâğıt üzerinde para girişi’ yapılması talimatı veriliyor, 2001’de de böyle yapıldığı itiraf edilerek…

Başka bir görüşmede Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’ndaki ‘bizim arkadaşlar’ın, cemaat kurumlarının başına kötü bir şey gelmesine izin vermeyecek kadar yüksek seviyelerde olduğu söyleniyor. Bu konuşma, bugünlerde medyası ‘kayırmacılık var, usülsüzlük yapıldı’ diye yeri göğü inleten cemaatin iki üyesi arasında geçiyor.

YAZARA SANSÜR TALEBİ

Yine başka bir görüşmede Gülen, olumsuz yazı yazacağı bilinen (Bu arada cemaat mensupları, o gazetecinin olumsuz yazı yazacağını kendisinin telefonlarını dinletmeden veya e-maillerini takip ettirmeden nasıl bilebilir?) bir gazetecinin, Turgay Ciner olduğu düşünülen bir medya patronuna iletildiği ve kendisinin buna engel olduğu anlatılıyor. Gülen bu ‘önleyici sansür’ baskısını ‘Allah razı olsun’ diyerek karşılıyor.

Adı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı olan STK’nın basın açıklamasındaysa konuşmanın bu kısmına değinilmiyor…

Neye mi değiniliyor? Söyleyeyim: Bu kayıtlarda hiçbir suç unsuru yokmuş!

Suç unsurunu bilmem de Allah aşkına konu sadece bu mu?

BİR GÖZ ODADA

Söz konusu olan, yıllardır bir göz odada, tüm tûl-i emellere sırtı dönük, gözü yaşlı bir hocaefendi değil miydi?…

Açıklama getirmeye çalışan cemaat mensupları, ya bu manzarayı uzun zamandır bildiklerinden ya da zevahiri kurtarmak için ‘Bundan doğal ne olabilir?’ diye defalarca tekrarlayarak gözlerimizin önünden kalkmış olan o örtüyü çekiştirmeye, geri sermeye çabalıyorlar.

Velhasıl, kendimi ananas esprilerine vuramayacak kadar üzgünüm. Olmasaydı sonumuz böyle.

YANDAŞ MEDYA : Bunlar 28 Şubat’tan da beter öyle mi ??

1551747_652958648085209_1179034068_n.jpg

Bunlar 28 Şubat’tan da beter öyle mi?

Zaman gazetesi dün manşetten yayınladığı haberinde, bugün yaşananlarla 28 Şubat döneminde yaşananları kıyaslamış ve sözü, "Bugün bize yaşatılanları 28 Şubat döneminde yaşamadık" demeye getirmiş.

Erbakan hukümetinin askeri darbeyle devrilmesini alkışlayan, generallerin önünde alınları adeta yerlere değen bir camianın o günleri hasretle yadetmesi elbette çok normal…

Darbeyle gelen hukümete destek verme karşılığında dershanelerin kapanmasını engelleyen camianın, halkın oylarıyla gelen bir hukümeti darbecilerden kötü görmesinden daha doğal ne olabilir ki…

Gelin gazetenin iki dönemi kıyasladığı haberine hep beraber göz atalım ve hangisi doğru, hangisi yanlış hep beraber tartışalım. Yazı biraz uzun olabilir. Çünkü alt alta sıralanan maddeler çok fazla. Sizi fazla bunaltmadan ifade etmeye çalışacağım yine de…

Birinci karşılaştırma:

"28 Şubat: Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş’ın hazırladığı iddianamede mütedeyyin insanlar için ‘Habis ur, kan emici vampirler’ benzetmesi yapıldı. Başbakan Mesut Yılmaz, imam hatipliler için ‘yarasa’ ifadesini kullandı. İrtica, gerici, imam, örümcek kafa, sıkma baş gibi yaftalamalar kullanıldı. İrticai kadroların devlete sızdığı gerekçe gösterilip hukuksuz eylemlere imza atıldı.

Bugün? İtibarsızlaştırma taktikleri bugün de cemaat, merkeze konulmak suretiyle yapılıyor. Camiaya yönelik ‘çete, örgüt, paralel devlet, virüs, in, gizli örgüt, haşhaşi’ benzetmeleri dile getiriliyor. ‘Yargıtay imamı’ ‘Emniyet imamı’ gibi haberlerle delile dayanmayan, yargıda takipsizlikle sonuçlanmış iddialara yer veriliyor."

İyi hoş da, adama sormazlar mı…

Hürriyet ve Milliyet gazetelerine Erbakan aleyhine konuşup "Beceremediniz, çekilin" diyerek darbeci generallerle aynı dili kullanan bizzat Fethullan Gülen Hocaefendi değil miydi?

O hükümete siyasi rüşvet karşılığı, dershaneleri kurtarma karşılığı ses etmeyen siz değil miydiniz? Bugün karaladığınız o dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ı manşetten, "Hayırlı olsun" diyerek karşılayan sizin gazeteniz değil miydi?

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, "Elimden gelse bizzat şefaat ederim" dediği Ecevit bu hükümetin içinde yer almadı mı?

Daha da önemlisi, o dönemde inançlı kesime zulmedilirken siz neredeydiniz? Başörtülü öğrenciler sınıflardan çıkarılırken, üniversite önlerinde coplanıp yerlerde sürüklenirken, siz ne yaptınız?

Bu hükümet döneminde size "‘çete, örgüt, paralel devlet, virüs, in, gizli örgüt, haşhaşi" dendiğini söylüyorsunuz. Bu sözler devletin içine sızmış, devleti çökertmeye çalışan hainlere söyleniyor. Siz niye üzerinizi alınıyorsunuz anlamadım?

Hadi diyelim ki size söyleniyor? Peki ya siz?..

Başbakan’a "Yezid, diktatör, maymun, hırsız, Boşbakan" diyen, AK Parti ve seçmenleri için, "Ebu cehil bunlardan daha müslamandı?" diyen, "Peygamberin kıblesi şaştı" diyen, "Hocaefendi münafıkların ülkesine gelmez" diyen, "ABD ve İsrail sizden daha adaletli" diyen çalışanlarınızı unuttunuz mu yoksa? "Allah evlerine ateşler salsın" bedduaları eden ve o beddulara amin diyen kimdi?

İkinci karşılaştırma:

"28 Şubat: Muhafazakâr işadamlarını ekonomik olarak çökertmek için her türlü boykot uygulandı. Bazı şirketler ‘yeşil sermaye’ adıyla kumpasa alındı, zarar etmeleri için müfettiş gönderme, sermaye baskısı oluşturuldu. Kombassan, Yimpaş, Petlas gibi şirketler, mağduriyetin simgesi haline geldi. Kredi verilmeyip batırılmak istenen şirketler oldu.

Bugün: Hizmet Hareketi’ne yakın işadamları, mütedeyyin çevreler hedefe konuldu. Bunun en somut örneği Bank Asya oldu. Bu taktik tutmayınca büyük şirket sahiplerine bankadan mevduatlarını çekmeleri için baskı yapıldı. Hocaefendi’nin telefon görüşmeleri dinlenip internet ve medyada yaygınlaştırılarak, ortada bir suç varmış algısı oluşturulmaya çalışıldı. İpek Şirketler Grubu, hedefe konuldu. İki maden ocağına kapatma kararı mahkemeden döndü. Boydak Grubu’na denetim baskısı uygulandı."

Tamam!

Bu iddianın kelimesi kelimesine doğru olduğunu varsayalım. Bank Asya’yı tehlikeden kurtarmak için BDDK’nın içine sızan adamlarınızdan büyük destek aldığınızdan hiç bahsetmemişsiniz ama? Şirketleri mali denetime tabi tutulan işadamlarına "Önlemini al, Maliye geliyor" diyerek önceden haber uçurduğunuzdan, bunun karşılığında sponsorluk kaptığınızdan da hiç bahsetmemişsiniz?

Hadi bunu es geçelim!

Peki tarafınıza yakın olan bir savcının bir kara operasyonla Halkbank’ı batırma girişimine, banka datalarının alınıp uluslararası oyun kuruculara peşkeş çekildiğine dair iddialara neden değinmediniz?

Artık açık açık arkasında olduğunu söylediğiniz bu operasyonlar sonucu devletin kasasından 120 milyar doların üzerinde para çıktığını, doların fırladığını, borsanın çakıldığını, Merkez Bankası rezervlerinin sayenizde mum gibi eridiğini de anlatmamışsınız?

Arkasında kapı gibi durduğunuz ve cansiperane bir şekilde savunduğunuz Savcı Muammer Akkaş’ın dosyaya ilişkin 25 çuval belgeyi incelemeden, hatta torbalardaki mühürleri daha açmadan yakalama kararı çıkarttığı öğrenildi. Kanal İstanbul, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, 3. Havaalanı, nükleer santral gibi ihaleleri yürüten bu adamların mal varlıklarına el konularak yurtdışındaki itibarları yok edildi. Bu işadamlarından bahsetmek işinize mi gelmedi yoksa?

Üçüncü karşılaştırma?

"28 Şubat:TSK bünyesinde yasa dışı olarak kurulan ‘Batı Çalışma Grubu’nu deşifre ettiği için görevden alınıp yargılanan eski Emniyet İstihbarat Daire Başkan Vekili Bülent Orakoğlu, 28 Şubat sürecinde MGK’nın devletin yetkisi dışında bir dinleme ekibi kurarak, illegal bir şekilde teknik takip yaptırdığını söyledi. Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve İstihbarat Şube Müdürü Osman Ak, emniyette özel bir dinleme odası kurarak ‘cemaatçi’ avına çıktı. Soruşturmanın hedefi Hizmet hareketini terör örgütü çerçevesine koymaktı. Hocaefendi’nin konuşmaları kesilip birleştirilerek montaj kasetler ortaya atıldı.

Bugün: Hocaefendi’nin bazı işadamlarıyla yaptığı telefon görüşmeleri sanki yasadışı bir vaka gibi servis edildi. Yasadışı dinleme ile Hocaefendi çete lideri olarak gösterilmek istendi. Sosyal medyada, söylenmeyen sözler montajlanarak yayılmaya çalışıldı."

Vallahi siz kendiniz çalıp kendiniz oynayabilirsiniz ama toplum, Gülen Hocaefendi’nin "İcabında mahkemenin altını üstüne getireceksiniz, avucunuza alacaksınız. Avukat da kiralayacaksınız, hakim de kiralayacaksınız!" dediği konuşmanın montaj olmadığını çok iyi biliyor.

Hocaefendi’nin, "Falan ihaleyi Koç Grubu’na verin, gönüllerine girersiniz. O olmazsa bize yakın, bizim dediklerimizi yapacak ekibe verin" kaseti de pek masum konuşma gibi görünmüyor.

Diğer konularda haklısınız ama!

Başbakan’ın makamında ve yatak odasında bile dinleme cihazları bulunuyor. Yasal olmayan yöntemlerle Başbakan bile dinleniyor. AK Parti’ye katılan tertemiz siyasetçilere ve sizin aleyhinize yazan gazetecilere yapmadıkları şeyler çamur şeklinde atılıyor, bu kasetler üzerinden iftiralar atılıyor.

Daha geçen yıllarda bazı siyasetçiler belaltı kasetlerle istifaya zorlandı. Pek çok insanın ocağı bu kasetler sayesinde söndürüldü. En az sizin kadar, sokaktaki insanlar da bu kasetçilerin kim olduğunu çok merak ediyor! Bulursanız haber verin hep beraber üzerine gidelim!

Dördüncü karşılaştırma:

28 Şubat: Genelkurmay Başkanlığı, yüksek yargı organlarına brifingler düzenledi. Gelmeyenlere psikolojik baskı yapıldı. DGM Savcısı Hüseyin Altın, 28 Şubat 1997’deki tarihî MGK’nın ardından 1997’de HSYK tarafından görevinden ihraç edildi. Yozgat Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, 1996 güz kararnamesiyle atandığı görevden Ocak 1999’da istifa ederek ayrıldı.

Bugün: Yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarını yürüten savcılar üzerinde baskı kuruluyor. Savcıların yanına yeni savcılar atanmak suretiyle soruşturma akamete uğratılmak istendi. 25 Aralık’taki ikinci operasyon, adlî kolluğun görevini yapmaması üzerine gerçekleştirilemedi. Daha sonra ilgili savcı görevden el çektirilerek dosya başka savcılara verildi. 17 Aralık operasyonunu yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Zekeriya Öz, hakkında çıkan haberlerden dolayı görevden alındı. Ayrıca, bu süreçte Adalet Bakanları, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı’yla görüşüp yürümekte olan bir soruşturmaya gölge düşürdü. Başbakan, ‘militan, dürüst değil, vb.’ ifadelerle savcıları hedef haline getirdi. HSYK ise Adalet Bakanlığı’na bağlanmaya çalışılıyor.

Pardon ama ben bu satırlarda hizmet hareketi ile ilgili tek cümle bulamadım! Hükümete yönelik operasyonlarda yer alan savcılara yönelik tasarrufu, hizmet hareketine yapılmış baskı olarak algılıyorsanız, "Bunlar bizim yargıdaki elemanlarımız" itirafından mı bulunmuş oluyorsunuz?

"Operasyon başka savcılara havale edildi" diyerek, "Bizim savcılardan alındı, başka savcılara verildi" demek mi istiyorsunuz? Yolsuzluk yaptığını iddia ettiği Ali Ağaoğlu’nun parasıyla tatile giden savcıyla, 7 işadamını hukuksuz yöntemlerle adeta dağa kaldırır gibi hapse tıkmak isteyen diğer savcıyı mı savunuyorsunuz yoksa?

Son olarak beşinci karşılaştırma:

28 Şubat: Tankların Sincan sokaklarında yürütülmesi, telefon tehditleri, faili meçhule kapı aralayacak hedef göstermeleri yaşandı. İçişleri Bakanı’na, Başbakan’a hakaret eden ve ölüm tehditleri savuran komutanlar kayda girdi. İrtica korkusuyla halkın yaşantısına müdahale edildi. Bazıları ölümle tehdit edildi.

Bugün: Başbakan’ın müşavirleri, AK Parti milletvekili, ilçe başkanları aracılığıyla faili meçhul cinayetler ve suikastlar hatırlatılarak korku psikolojisi yayılıyor. Başbakanlık Müşaviri Hamdi Kılıç, attığı ‘tweet’te “Devlet geleneğimizin kendini korumak için tarih boyunca geliştirdiği reflekslerin bir kısmı epeyce ürpertici, benden hatırlatması!” ifadelerini kullandı ve suikast imasında bulundu.

Yahu siz izanınızı nerede kaybettiniz arkadaşlar? Gazetelerinizdeki yazarları, televizyonlarınızdaki yorumcuları görmeyecek kadar körleştiniz mi?

Baltazar’ın hikayesini hatırlatıp, "Sayılı günleriniz sona erdi, Terazide tartıldınız ve eksik bulundunuz. Kelleniz kesilecek ve ülkeniz bölünecek" diyerek ölümle tehdit eden kim?

"Türkiye, Japonya ile nükleer anlaşma yaparak nükleer bomba yapmaya çalışıyor" diyerek Erdoğan’a, "Sana Saddam’ın akıbetini yaşatacağız" diye imalı tehditler savuran kim?

Yüzde 50’nin oyunu almış AK Parti için, "Meşruiyetini kaybetti. Hemen kapatılmalı" diyerek mahkemeleri göreve çağıran kim?

"AK Parti öldü. Cenazesini kaldıralım hep beraber" diyerek seçmen tercihini değiştirmeye yönelik hamle yapan, korku salan yazar kim?

Devletin bakanına, "Cemaat cemaatliğini bilsin" dediği için, "Senin alacağın olsun" diye mesaj atan kim?

Cemile Bayraktar isimli yazara, "Senin de kasetin var ama belaltı olduğu için yayınlayamıyor hizmet hareketi" diyerek iftira atan kim?

Özlem Özcan isimli Sosyal Medya PR Uzmanı hanımefendiye, "AK Parti dönemi bitti. Gel bizim 100 kişilik ekibimizin başına geç ve AK Parti aleyhine kara propaganda yap yoksa bu piyasada sana ekmek yok" diye baskı yapan kim?

Suriye’ye giden TIR’ı İHH’ya ait yalanıyla yayınlayan kim? İHH’ya yapılan operasyonu, "El Kaide"ye operasyon" diye vererek ABD’ye ve İsrail’e karalayan, hükümeti ve İHH’yı terör örgütüne destek verenler sınıfına sokmaya çalışanlar kim?

Yazar yazılarını patronlara çıkarak sansürleyen kim? Beğenmediği yazarı daha kitabı çıkmadan içeri attıran kim?

Var mı verecek bir cevabınız?

YANDAŞ MEDYA : İçimizdeki İsraillileri Yazdı

1525329_652929088088165_1293010183_n.jpg

İçimizdeki İsraillileri Yazdı

İşte Star Gazetesi Yazarı Ahmet Taşgetiren’in "Eski zamanlar – Yeni zamanlar" başlıklı o yazısı…

İslamiyet’e muhalefet” saikiyle hareket edenler olduğu gibi, İsrail’in AK Parti’yi devirmek için geliştirdiği plan çerçevesinde hareket edenler de var. Bunlar basılan düğmeye göre faaliyete geçmiş bulunuyorlar. 1948’den, ama özellikle 6 gün savaşından beri “içimizde İsrailliler” var. Anlaşılan yeni plana göre önce İHH’yı “terörist veya terörizmle ilişkili örgüt” ilan ettirmek, sonra işin içine AK Parti’yi katmak istiyorlar.

“İHH’nın hedef tahtasına yerleştirilmesi İsrail’in içimizdeki İsraillilerle eşgüdüm halinde başlattığı kampanyanın bir parçasıdır. Amaç, önce İHH, sonra AK Parti’yi bertaraf etmektir.”

İmza: Ali Bulaç. Başlık: İHH ve Ak Parti.

Hayır, bugün yazılmadı bu yazı. Zaman, 14 Haziran 2010 tarihini taşıyor.

Sizce Ali Bey, bugün yazabilir mi bu yazıyı?

Mesela Hatay’da yakalanan ve Today’s Zaman’ın saniye sektirmeden İHH’ya mal ettiği, ancak sonra “Devlete ait” çıkan TIR olayını yorumlarken…

Mesela, 6 ilde El Kaide’ye baskın yapma görüntüsü içinde, Kilis’te de, taaa Van’dan gelip İHH deposuna baskın yapmayı yorumlarken?

Ne kadar derin bilinç yüklü yukardaki Ali Bulaç yorumu değil mi? Her şey tabak gibi ortada. İsrailliler’in, ama “İçimizdeki” İsraillilerin İHH’ya, ama aynı zamanda AK Parti’ye yönelik “bertaraf etme operasyonu.”

Bundan daha keskin yorum olabilir mi?

Soru şu: Acaba şimdi kim başlattı İHH ve AK Parti’ye karşı operasyonu?

Bu da One Minute ve Mavi Marmara’nın intikam sürecinin sonucu olmasın?

Ali Bulaç Bey çok zeki bir insandır. Bence olan biteni doğru okuyacak bir “Mü’min basireti”ne de sahiptir. Üstelik, bu coğrafyada İslam’a karşı oynanan oyunları bilir, Müslümanların acısını paylaşır ve bu mazlumiyet çığırından kurtulmayı canı gönülden ister.

Peki ama, şu yaşanan süreçte, Tayyip Erdoğan’ın “hata”larını falan da önemseyelim, İslam’ın kendi dünyasını inşa etmesinin önünü kesmek için her türlü kumpasın kurulabileceğini görmez mi?

Çarşamba akşamı Mehtap tv’de, Düşünce Günlüğü’nde izledim onu, Ahmet Turan Alkan ve Hüseyin Gülerce ile birlikte. Tanıyamadım Ali Bulaç’ı orada, ya da yeniden tanıdım mı demeliyim? Ahmet Turan Alkan, Ali Bulaç’tan başka bir kategoridir, benim okuyabildiğim kadarıyla. Ama o programda, her ikisi birlikte Camia’nın duygularını okşamaya yönelik bir duruşla, Hüseyin Gülerce’yi köşeye sıkıştırıp, ondan daha fazla cemaatçi rol ile, son derece sade bir zihinle görülebilecekleri görmez olmak nasıl bir iştir?

Hüseyin Gülerce orada dedi ki: “Şu anda halkın yüzde 50’si Tayyip Erdoğan’ın arkasında. Onun duruşunu doğru buluyor. Yolsuzluk operasyonlarının siyasi bir hesaplaşma niteliği taşıdığına inanıyor.”

Ne denir buna? 2010’da İHH ve AK Parti’yi bertaraf etme niyetini okuyan bir zihin dokusu, bugün yargı marifetiyle iktidar devirme operasyonunu okuyamaz mı?

Ya da ne için okuyamaz?

Benzeri bir okuma farklılığını da Ekrem Dumanlı Bey’in şahsında gördü Türkiye. Yine Zaman’da.

Tarih 25 aralık 2008, 29 Mart’taki seçime yine dört ay var ve bir yolsuzluk kampanyası. Ama Ekrem Bey’in o gün durduğu yer farklı. Hükümetle ilişkiler limoni değil. O zaman, yolsuzluk haberlerine “kamuoyu oluşturma yöntemi” olarak bakıyor ve şunları yazıyor.

“…..seçime çok az bir süre önce yolsuzluk kampanyaları açmak çok sayıda soru işaretlerinin oluşmasına da sebeptir. İki kritik konu var zamanlamada: Bir, bahsi geçen (daha doğrusu geçecek olan) dosyalar niçin bu zamana kadar bekletildi? İki, bu kadar kısa bir süre kalmışken yapılan yolsuzluk suçlamasına cevap vermek için yeterince savunma süresi kaldı mı? Açık söyleyeyim, bu saatten sonra yapılacak olan yolsuzluk suçlamaları doğruyu arama ve yoksulluktan arınma talebinden daha çok siyasette belli bir imaj ve hava oluşturmak içindir ve güvenilir olma özelliğini kaybetmiştir. Bu konuda samimi olan, seçim sonuçlarının sabahında elindeki dosyaları kamuoyuna arz eder…”

Şu an bakıyorum, Caima’ya yoğun bir yolsuzluk propagandası pompalanıyor. Zaman’dan, Bugün’den, Samanyolu’ndan… 30 Mart öncesinde ne anlam taşıyor sevgili Ekrem Bey kardeşim bu yolsuzluk kampanyası? CHP kampanyasının uzantısı mı?

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Gülenciler nasıl gözü kara fanatiklere dönüşüyorlar (YANDAŞ MEDYA)

7988_652918648089209_81168987_n.jpg

Gülenciler nasıl gözü kara fanatiklere dönüşüyorlar?

Gülen cemaatinin üyeleri nasıl gözü kara fanatiklere dönüşüyorlar? İşte cevabı…

Neocon-İsrail kirli ittifakının müttefiki olarak şimdilerde Yeni Türkiye’nin kalbine saldıran, ülkeye haftalardır kan kaybettiren, ekonomik zarara uğratan, yargı ve emniyet bürokrasisini karıştıran, ülkenin dünyadaki imajına zarar veren, ABD-İsrail-AB muhibbi, kendi ülkesinin başbakanına beddua eden, Firavun, Nemrut diyen, yalakalarıyla konuşurken Sn. Başbakan’a ünvanını bile fazla gören, “Kenan Evren’e laf söyleyenin burnunu kırarım” sözünün sahibi, Çevik Bir’e yazdığı mektupta temennalar ederek okulların anahtarı teslime hazır olduğunu beyan eden, takiyyecilikte sınır tanımayan, sözümona dünyayla ilgisi olmayan bir derviş imajı çizmesine rağmen Koç’larla, Ciner’lerle, Sabancı’larla Uganda’lardaki altın ve rafineri işlerine ilişkin emirler veren, gençlik yıllarında Özel Harpçilerle ilişkisini Küçük Dünyam’da bizatihi kendisi itiraf eden bir tuhaf âdem Fethullah Gülen…

Peki bu tuhaf adem nasıl oluyor da, yüzbinlerce kişiyi robot haline getirebiliyor, beynine hükmedebiliyor, kendisinin gözükara birer fanatiği haline getirebiliyor?

Ülkesinin başbakanı ve seçilmiş iktidarına sürekli hakaretler yağdıran bu “Mehdi, Mesih, Velâyet-i Kübrâ sahibi”, bilmiyor mu ki, Hak dostları değil Müslüman-mütedeyyin yöneticilere, sineğe böceğe, taşa toprağa bile hakaret kasdıyla bakılmaz. Hele ülkesine adeta savaş açarcasına, beyinlerini esir aldığı yargıçları, emniyetçileri, bankacıları, hülasa bürokratları, işadamları vesair bağlılarını kışkırtmaz. Seçilmiş iktidarı darbeyle alaşağı etmek bir yana onun hatalarını kavl-i leyyinle hatırlatmak dışında asla bir isyana, bir karışıklığa, bir kaosa yeltenmez. Hak dostları, herşeyin Hak’tan olduğunu bilir, görür ve zevkederler. Devletine, milletine karşı suikast planlarının içinde yer almazlar.

Bu İsrail-Neocon muhibbi Muhterem bunca varlığı, bu hormonlaşmış cemaati nasıl toplayabiliyor?

İşin ehli diyor ki, bu iş ancak, dinimizde hele hele Hak dostlarının, Hakikat ehli kimselerin asla yeltenmeyeceği bir manevî kural ihlaliyle olur : Hüddam kullanma.

Hüddam, hizmetçi demektir.

Bir tür ifrittir.

Kur’an’da Süleyman Peygamber’in kıssasında bahsi geçmektedir.

Bu, daha çok ayet/surelerin ve Esma-yı Hüsna’ların tasarrufunu elde etmekle sağlanan, aşırı bir manevî güç ve kudrettir.

Bundan gerçek Hak dostları uzak durur.

Manevî bir tasarruf elde etse de asla onu kullanmaz, sıradan bir insanmış gibi, mütevazi bir biçimde yaşar, adetullaha riayet eder.

Ülkesine adeta savaş açan bu muhterem Hüddam kullanıyor ve Evrad’ındaki Hüddam dualarıyla da, her gün evradını düzenli okuyan bağlılarını uyuşturmayı, beyinlerine hükmetmeyi sürdürüyor.

Yoksa olup bitenlere bakan bir akl-ı selim sahibi kişi bu yanlışta bir an bile durmaz, döner.

Bu muhteremin kullandığı Hüddam hayli güçlü.

O’nunla fırıldağı çeviriyor.

Fakat biliyor bilmiyor, sonunda o kullandığı Hüddam onun azraili olur.

Boğarak, kan işeterek öldürür.

Beynini sulandırır, akli melekelerini, muhakemesini boşar.

Bu, adetullaha, Hakk’ın emirlerine, Kur’an’ın şeriatına aykırıdır.

Bu, Hakikat ehli olmayan şikecilerin şiarıdır.

Bu türden ruhsatsız işyeri çalıştıran bir çok muhterem gelip geçmiştir dünyamızdan.

Hepsinin de akıbeti kötü olmuştur.

Hele hele beddua eden, hakaret eden, saltanat iddiasında bulunan, devleti ele geçirme planlarıyla yanıp yakılan, değil ülkesini hatta dünyayı yönetmeye, yönlendirmeye tâlip olan bu muhteremin haktan hakikatten zerre miskal nasibi olmadığı aşikardır…

(Hüddam’la ilgili ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler için notlar :

Hüddam Nedir?

Ayetlerin okunmasıyla elde edilen güçle kişiye yardımına gelen hizmetçi konumundadırlar. Cinlerden daha üstün yetenekleri vardır. Buna sahip olan dinine ve genel ahlak kuralları içerisinde hareket etmesiyle Cenabı Hak tarafından ona verilen bir hediyedir. Her hangi bir yanlış hareket sonucunda kişinin gerekli öz veriyi göstermediğinden dolayı, bütün yetkiler alınarak kişi yalnız bırakılır. Bir daha da bu gücü elde etme şansı azalır. Müslüman ve inançlı olurlar.

Temel olarak zaman ve mekan kavramları olmayan, istediği şekle girebilen, ışık hızında veya daha fazla güçle hareket edebilen, yerçekiminin etkisinde kalmadıklarından dolayı boşlukta hareket edebilen, beslenme alışkanlıkları bizden daha farklı olan, bedensiz varlıklar diyebiliriz.

Hüddam Edinmenin Yollar

1- Kuranı Kerim’in tamamını ya da belli sure yada ayetlerini vird edinerek (sürekli ve düzenli şekilde okuyarak) o surelerin hadimlerinin yardımı sağlanır. Bir insan bir ayet, sure ya da Kur’an-ı Kerim’in tamamını okuduğu zaman hadim olan melek ya da cinlerden birisi hemen orda hazır olur. Sürekli okuyan kimse özel bir statü kazanır ve tutulan listeye girer. Kişi okurken melek ve cinler başında pervane olurlar. İnsan yanlış okuduğu zaman yüksek sesle doğrusunu okur ve düzeltirler. Böylece kişinin hatasını da tamamlamış olurlar. Eğer okuyan insan dünyevi bir maksat için okumuşsa onu yerine getirmek için çalışırlar. Uhrevi bir maksat için okumuşsa Allah’a o kişi adına dua eder ve istediğini vermesi için yalvarırlar.

2- Hüddam edinmek deyince hepimizin aklına gelen, sakıncaları hesap edilmeksizin keşke bende edinsem dediğimiz, belirli usuller, azimetler ve riyazatlar sonucu kendini bir sure ya da ayetin hizmetine adamış olan Müslüman cinleri kendine bende etmekten ibarettir.

Burada hemen şunu belirtmek isterim ki cinler bundan hiç hoşnut olmazlar. Çünkü birinin hizmetine giren cin artık sure yada ayetin hadimi değildir. Fakat Müslüman oldukları için, sürekli o sure ya da ayetin okunmasına hürmeten insana zarar vermez ve isteklerini yerine getirir.

Bir kimse hüddam için riyazata girip evrad ve ezkara başladığı vakit melek ve cinlerin bundan hemen haberi olur ve maksadını bilirler.

Bir müddet kişinin riyazatı kesmesini beklerler. Eğer kesmez ve devam ederse bıraktırmak için çeşitli şekillerde korkuturlar. Daha bırakmazsa hadim taifesinden bir cin gelir. Eğer riyazat yapan bu gelenin gerçek hadim olduğu düşüncesine kapılır ve riyazatı bırakırsa (ki yüzde 90 ı bırakır) o cinle ömür boyu görüşür. Yok bırakmaz devam eder ve usulü tamamlarsa artık o cin taifesi surenin hüddamlığından azledilip o kişinin hizmetine verilir. O surenin hadimliğine de başka bir taife geçer.

Her sure ve ayetin hüddamının bir unvan ve mertebesi vardır. Surenin hadimliği görevi onlara geçince artık asıl isimleri ne olursa olsun o unvan ve ismi kullanırlar.

Peki cinler kendilerine zarar verilmesine ve ulvi hizmetlerinin son bulmasına sebep olan insanlara zarar verirler mi?

Cinler Müslüman olduğu için, okunan sure ve ayetinde hürmetine riyazat yapana zarar vermezler ama buğzederler. Çünkü onun yüzünden ulvi bir vazifeden alınmışlardır. Velevki riyazat yapan kişi islamı hakkıyla yaşayan kişi olmasa bile.

Fakat bazen aile efradı eğer uygunsuz yaşayan insanlarsa onlara zarar verebilir yada korkutabilirler.

Hüddam Edinmenin Dünyadaki Zararları

Hüddamcı ya da cincilerin bu güne kadar iflah oldukları nerdeyse hiç görülmemiştir. Cinler sayesinde bir takım dünyalık edinen insanlar belli bir süre sonra sefalete düşmüşlerdir. Zira cinler o kişiye gece gündüz durmadan beddua etmektedirler. Yine hüddamcı ve cincilerin ölüm anları da çok zor geçer. Dünyadayken ibadetlerinden zevk ve tat alamazlar. Yanlarına ne melek ne de ruhaniyetler yaklaşmaz. Çünkü onlar zalim durumuna düşerler. Allah’ın rahmeti de zalimlere tecelli etmez. Ölüm zamanları gelince başlarında hiçbir melek (bedenlerinde vazifeli olanlar hariç), hiçbir ruhaniyet bulunmaz. O cinlerde artık onu terk etmişlerdir. Dolayısıyla şeytanla baş başa kalırlar. Şeytan onların imanını (bulundukları zor durumdan istifade ederek onu kandırıp ki ölüm anı insanın en zor zamanlarından biridir) ellerinden alırlar. Azrail a.s de onların canını bir kafir ve zalimin canı nasıl alınıyorsa öyle alır.

Hüddam Edinmenin Ahiretteki Zararları

Başta peygamberimiz olmak üzere tüm nebilerin, velilerin ve Kur’an-ı Kerim’in şefaatından mahrumdurlar. Cinler kendilerini zorla hür iken zorla esir eden, Kur’an hizmetçisiyken bu hizmetten mahrum eden insandan şikayetçi olacak ve haklarını alacaklardır. Şunu unutmayalım ki kul hakkı sadece insanlar arasında cereyan eden bir hadise değildir. Cinlerle insanlar hatta hayvanlar arasında bile bir hukuk vardır ve her hak er ya da geç sahibine iade edilecektir. Ayrıca Kuran-ı Kerim’de bu kişiden şikayetçidir. Çünkü Kur’an’ın ayet ve surelerini dünya menfaati için kullanmış, Kur’an’ı para karşılığı satmıştır. Kendisine ve tüm insanlara Allah’ın meccanen (karşılıksız olarak) hidayet, kurtuluş ve şifa kaynağı olarak gönderdiği kuranı kerimi maksadının dışına çıkarmış ve menfaat kaynağı olarak kullanmıştır. Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde “Kuran-ı Kerim ahirette mutlaka karşınıza çıkacaktır. Ya (ya Rabbi bu beni öğrendi, okudu, bende yazılanlarla amel etti….. diye) şefaatçı olur ya da şikayetçi olur. Şefaatı da makbuldür (şefaat ettikleri cennettedir) şikayetide makbuldür” buyurmuştur.)

YANDAŞ MEDYA : Herkül’ün 12 Görevi

images.jpg

Herkül’ün 12 Görevi

Artık Türkçe Olimpiyatlarını Herkül’ün anısına Olimpos dağında yaparlar.

Hangi yüzle milletin karşısına çıkacaklar?

Olaylar tıpkı mitolojideki gibi:

Kendi yakınlarını öldürdüğünden dolayı günaha batan Herkül, günahlarından arınmak için zamanın süper gücü olan Miken ülkesinin kralının hizmetine girerek onun 12 emrini yerine getirir. Bir anlamda kendisini kralın emrine vererek köleleştirir.

Herkül’ün sonu da acı olur. Belki yaptıklarının cezası olarak belki vicdan azabından kendisini ateşe atarak intihar eder. Zeus onu Olimpos dağına getirir.

Yunan mitolojisinde Herakles, Roma mitolojisinde Herkül’ün macerası böyle.

Herkülcü Osman Şimsek, hazırladığı kitapçığı öğrencilere dağıtarak Üstad-ı Azam’ın aslında beddua değil lanet ettiğini ispatlamaya çalışıyor. Bunu yaparken de büyük puntolarla bedduaların en can alıcı bölümlerini veriyor. Pisliği temizleyeyim derken etrafı daha da kirletiyor.

Büyük Üstad, Siyon baronları tarafından kendisine verilen 12 görevi mi yerine getiriyor yoksa? İşlediği bir günahtan arınmak için veya hâlihazırdaki durumun devamı için diyet borcu olarak 12 kutsal (!) görevi uhdesine mi aldı?

Hani son yıllarda meşhur olan bir ifade var: Büyük resim.

Büyük resme bakanların gerçeği görmemesi gayrikabil. Hâlâ efsunu üzerlerinden atamamış olanlara şaşıyorum.

Bunları niye mi söylüyorum:

1960’larda fikir teatisi yapılan, 1980’lerde fiilî olarak hayata geçirilen Dinler Arası Diyalog Konseyi Vatikan’ın bir birimi olarak faaliyetlerini sürdürüyordu. Oyun tıkır tıkır işliyor, bunun için yetiştirilen veya kancalanan şahısların efsunlama gücü kullanılarak ilerleme kat edilmiş idi.

1980 darbesi yıllarında gizli hocalar toplantısında kimin şüpheli pozisyona düştüğünü, rahmetli Cemalettin Kaplan hoca sağ olsaydı bu süreçte eminim anlatırdı.

Oyun bozuldu ve figüranlar kabak gibi ortaya çıktı.

Meselenin örgüt işi olmadığını düşünen, hâlâ pembe hayaller kuran samimi şakirtlerin artık uyanmaları gerekir.

Uluslar arası yapı blok hâlinde operasyona başlamıştır. Dünya Siyonizminin baronları, çizdikleri çizgiden çıkan ve gerçek niyetini gösteren Başbakan’ı bulunduğu konumdan indirmek için cemaati görevlendirmiştir. Cemaat denilen ve çoklarının örgüt dediği yapının taşeron değil bizzat oyun kuruculardan olduğunu düşünüyorum. Bu Vatikan’ın bir projesiydi. Bu arada masum insanlar da kandırıldı. Hâlâ efsundan arınamamış olanlara dua etmemiz gerekir.

Şakirtlere sesleniyorum!

Amerikalı Üstad-ı Azam’ın her yaptığını her dediğini tevil etmeyi bırakın ve biraz sorgulayıcı olun. Kriteriniz sadece İslâm olmalı. Kur’an ve Sünnet olmalı. Körü körüne itaat, beynini başkasına olduğu gibi teslim etmek İslâm itikadına terstir. Hiç düşünmüyor musunuz? Akletmiyor musunuz?

Ortada alenen, cebren ve hile ile bir operasyon var. Türkiye kuşatılmak isteniyor. Bunu da paralel yapı ile yapmaya çalışıyorlar. Yoksa, İHH’ya yapılan baskını, Suriye’ye gönderilen TIR’lara yapılan operasyonları nasıl izah edebilir siniz? Bu operasyonlar ancak Siyonistlerin işine gelir.

KOMPLO TEORİLERİ /// ERGÜN DİLER : İkinci raund !

fed+reserve.jpg

İkinci raund!

Erdoğan’a karşı iz bırakmadan bir araya gelen patronları ve gizli planlarını anlamak için bugün de PARADAN gidelim… Türkiye’nin başına geçirilmek istenen çuvalı görmeden ayakkabı kutusuna takılırsak olduğumuz yere yığılır kalırız!

Tek yapmamız gereken bütün dikkatimizle PARANIN arkasına saklanıp koalisyon yapanları takip etmek ve amaçlarına ulaşmasını engellemek!
İnanın şu an İSTANBUL’da çok patron dışarısı ile el sıkışmış durumda!
Sadece Ankara’nın bunu bilmediğini düşünüyorlar! Başkenti eski alışkanlıklarından dolayı kör ve sağır sanıyorlar!
Yanılıyorlar!
Nereden mi biliyorum?
Anlatayım…

Önce dün yazdıklarımızı kısaca hatırlayalım… Dünyanın her hangi bir yerinde yaprak kımıldasa bunun arkasında kesinlikle ve kesinlikle şu 6 aile ve şirket vardır:

Bank of America: Rockefeller ailesi
JP Morgan: Morgan ve Rockefeller ailesi
Citigroup: Rothschild ailesi
Wells Fargo: Fargo ve Rothschild ailesi
Goldman Sachs: Rockefeller ailesi
Morgan Stanley: Morgan, Rockefeller ve Rothschild ailesi…

Bu aileleri birbirine bağlayan BIG FOUR yani BÜYÜK DÖRTLÜ denilen yapıda ise State Street Corporation, Vanguard Group, BlackRock ve FMR (Fidelity) isimli DEV yapılar var! İsmini bile bilmediğimizi bu YAPININ sahibi olduğu şirketler ise evlerimize kadar girmiştir:

Alcoa Inc., Altria Group Inc., American International Group Inc., AT&T Inc., Boeing Co., Caterpillar Inc., Coca-Cola Co., DuPont & Co., Exxon Mobil Corp., General Electric Co., General Motors Corporation, Hewlett-Packard Co., Home Depot Inc., Honeywell International Inc., Intel Corp., International Business Machines Corp., Johnson & Johnson, JP Morgan Chase & Co., McDonald’s Corp., Merck & Co.
Inc., Microsoft Corp., Pfizer Inc., Procter & Gamble Co., United Technologies Corp., Verizon Communications Inc., Wal-Mart Stores Inc., Time Warner, Walt Disney, Viacom, Rupert Murdoch’s News Corporation.,, CBS Corporation, NBC Universal gibi…

Bütün bu şirketlerin ve 6 ailenin görünen servetlerinin dışında bir de merkezi İsviçre’nin BASEL kentinde olan The Bank of International Settlements (BIS) yani Uluslararası Varlıklar Bankası var!

Bu banka hiç ortalarda görünmeyen ROTHSCHILD ailesinin en büyük silahıdır!
Hemen hemen dünyadaki bütün MERKEZ BANKALARI arasındaki PARA uyumunu sağlamakla görevlidir! 1930’da kuruldu ve o günden bu yana işlevini eksiksiz yerine getirmektedir! Türkiye’de çok etkili olduğu dönemler oldu! Yönetiminde Rockefeller ailesinden 2 kişi olmakla birlikte asıl patron Rothschiller’dir!

Göstermelik olarak Morgan ve Fargo ailelerine de hisse verilmiştir!
Bu banka Deutsche Bundesbank başta olmak üzere Bank of England, Bank of Italy, Banque de France gibi 50’ye yakın Merkez Bankası’nı da yönetmektedir.

Ve bu ailelerin üyelerinden oluşan 8 ÇOK ÖNEMLİ KİŞİ Basel’deki ALP Dağları’nda bilinmeyen bir yerdeki GİZLİ SIĞINAKTA toplanır! Yolun, marketin, telefonun, televizyonun, elektriğin, otomobilin, radyonun, CD çaların, iPad’in olmadığı bir yerde dünyayı değiştiren, kaderini belirleyen kararlar alınır! ÖZEL ATEŞLE yapılan bu toplantılara çok nadiren KISSENGER gibi hizmetini ve sadakatini ispatlamış insanlar alınır!

Zaten Kissenger diğer ülkelerdeki gibi bizdeki BARONU da kontrol ve dizayn eden kişidir!

Sınırlı sayıda kişinin katıldığı bu toplantıdan sonra CFR ve Bilderberg gibi gizli toplantılarıyla tanınan kuruluşlar, orada belirlenen gündemle bir araya gelir! Bu toplantılar aslında EMİRLERİNDEKİ insanların fikrini almaktır!

Neyse bu Bank of International Settlements aynı zamanda Amerikan Merkez Bankası’nın da patronudur! Ünlü P2 Mason Locası’nın bulunduğu bölgeye yakın olan toplantıdan çıkan kararlar Dünya Siyonist Teşkilatı’na bildirilir!
Ve bizim İstanbul’u kontrol eden BARONLARDAN birkaçı da buraya koşarak gider ve farklı kanallardan bu bilgilere kavuşurlar!
Hatta biri giderken "Dünya Basel’den yönetiliyor!
Sen ne sanıyorsun!" diye bir dostuna takılmıştı!

Türkiye’yi ve bölgeyi etkileyen kararlar da buralarda alındı! Her istediklerini yapacaklarını sandılar!

Ama bazen olmadı! İsteklerine kavuşamadılar! Mesela Rusya’da PUTİN’e feci şekilde yenildiler!

PARALARI geçmedi! Koltuğa gelir gelmez tavrını ortaya koyan PUTİN, Rothschildler’in adına ülkesini İŞGAL eden ne kadar OLİGARK varsa topladı ve uyardı! Ciddiye alanlar malını mülkünü bırakıp kaçtı! "Bize bir şey olmaz!" diyenler ise kendini beş parasız içeride buldu! Medya imparatoru Vladimir Gusinsky, Lebedev, Hodorkovski, Boris Berezovski ve Bilalov kardeşler gibi isimler yok olup gitti!

Rothschildler’in piyonu SOROS’la gelenler Putin’e mağlup oldu! Açık Rusya Vakfı’nı kuran Jacob Jothschild ve Kissenger yıkılıp gitti! Ne dolarları, ne bankaları kurtarabildi onları! Türkiye’de de yenilmemek için Bank of International Settlements 20 milyon dolar rüşvet vererek Merkez Bankası’ndaki toplam parayı öğrenmek istedi! Öğrenemedi!

Operasyonla adamları alındı! Bu aslında onlara görülmeyen ve bilinmeyen en büyük uyarıydı! Bunu gururlarına yediremediler! Kendi elleriyle kurdukları CUMHURİYET darbeyi indiriyordu! Kabul edemediler!

İçerideki adamlarının gücü ve sayısı çok olmasına rağmen Erdoğan onları dinlemiyordu! Üzerlerine üzerlerine gidiyordu! Çatışmanın, kavganın, kasetlerin, koalisyonların asıl nedeni buydu! Türkiye’nin enerjide oyun kurması ve paraya gitmesi tansiyonu fırlattı! Adamlar alışık olmadıkları bir problem yaşıyordu!

Engeli aşmak için yetiştirdikleri ve uzun zamandır UYKUYA bıraktıkları hücreleri uyandırdılar! Bu UYANDIRMA harekatından önce İSTANBUL SERMAYESİ denilen yapıya el altından BRİFİNG verildi!
Herkese gerekli NOT gitmişti!

Tarafsız görünmekle birlikte saldıranların Erdoğan’ı devirmesine yardım ediyorlardı! Ankara’nın bunu ıskaladığını düşündüler! Oysa kimin nereye hangi uçuşla gittiği, kabinde neler konuştuğuna kadar birçok bilgi ortadaydı!

Gizli sandıkları görüşmelerin TAPELERİ ise daha ortaya çıkmamıştı! Son günlerde ortaya çıkan ve hiçbir suç içermeyen kayıtların amacı ise çok açık ortadaydı!

Obama ve Putin’in desteğiyle tıpkı MOSKOVA’da olduğu gibi LONDRA’ya bağlı sermaye temizlenecekti! İsmi geçen işadamlarının arka bahçesi LONDRA’ydı! İlişkiler orada dizayn ediliyordu! Kasedi sızdıranlar "Türkiye artık bu yükle devam edemez!

Sermayede temizlik şart! Herkes yerini kesin olarak bildirmeli! Ya buraya ya Londra’ya bağlı kalacaklar" mesajı veriyordu!

Bakın bu güçlerin arkasında olan İNGİLİZ İSTİHBARATININ logosu PİRAMİTTİR!
En tepede Kraliçe ile birkaç aileyi barındırır! Aynı zamanda Britanya Finans İmparatorluğu’nun simgesidir!

Sözkonusu piramit olunca diğerlerini bilemem ama TÜRK MİLLETİNE ve kardeşlerine ayrılan yer sadece alt kattadır! Bunun anlamı EZİLMEKTİR!
Türkiye bu savaşı içeridekileri temizleyerek vermek zorundadır! İkinci raund kesinlikle sermaye ile Ankara arasında olacaktır!

Hazır o vakit gelmeden yerlerini belirleseler iyi olur!

Yok! Musevi baronların dediklerine inanıp arkadan yumruk atmaya devam edeceklerse kendileri bilir!
Kaçış yok!
Hesap görülecek!

Ergün Diler – 17.01.2014

MUSTAFA SARIGÜL DOSYASI : Sarıgül’e haciz şoku

CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mustafa Sarıgül’ün mal varlığına el konuldu.

CHP Şişli Belediye Başkanı ve CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mustaf Sarıgül’e şok. TMSF Mustafa Sarıgül’ün tüm mal varlığına el koydu.

Sarıgül’ün tüm mal varlıklarına el konulma nedeni ise 1998’de Bank Ekspres’ten 9 kişiyle beraber çekilen 3,5 milyon dolarlık kredinin geri ödenmemesi.

TMSF, Şişli Belediye Başkanı ve CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Sarıgül’ün bankalardaki tüm hesaplarına tedbir koydu. Bunun yanı sıra Sarıgül’ün 35 gayrimenkulüne de el konuldu.

16 yıllık borç

Edinilen bilgiye göre, Mustafa Sarıgül ve 9 iş ortağı 1998 yılında, Korkmaz Yiğit’in sahibi olduğu ve TMSF bünyesinden batık bankalardan biri olan Bank Ekspres’ten 3,5 milyon dolar kredi çekti. Ancak kredi geri ödenmedi. Kredi borcu faizleri ile beraber 8 milyon dolara (16 milyon TL) çıkınca TMSF harekete geçti ve Sarıgül’in tüm mal varlığına el konuldu. Sarıgül’ün avukatları ise bugün TMSF binasına giderek görüşmelere başladı.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: