GEZİ PARKI NOTLARI : Alma Gezi’nin ahını, çıkar Flora Flora !

Gezi olaylarını yakından takip eden Almanya, “Her yer Taksim, her yer direniş!” sözünün bir benzeriyle Hamburg’da karşı karşıya geldi. 1989’dan beri işgal ettikleri Rote Flora Kültür Merkezi’nin boşaltılmasına karşı çıkan sol gruplar, her şeyin çok sakin aktığı ülkeyi şoka soktu.

Türkiye’deki Gezi olaylarıyla ilgili “Alman medyasında mı daha çok haber çıkmıştır, yoksa Türk medyasında mı?” diye bir soru sorulsa, bunun absürt kaçmayacağını ifade edecek kadar çok Gezi haberi yayımlandı Alman medyasında. Ki bu haberlerin hâlâ devam ettiğini belirtmek lazım.

Reklamın iyisi kötüsü olmaz derler. O kadar Gezi haberinin yaptığı reklam veya özenti etkisiyle olacak herhâlde, Almanya “Her yer Taksim, her yer direniş!” sözünün bir benzeriyle Hamburg’da karşı karşıya geldi. 1989’dan beri işgal ettikleri Rote Flora Kültür Merkezi’nin boşaltılmasına ve sonrasında yıkılmasına karşı çıkan sol gruplar, her şeyin çok sakin aktığı ülkeyi şoka sokarken, Almanya’nın zengin şehirlerinden Hamburg’u da karıştırdılar.

Almanlar, aşırı sol ve otonom grupların polise karşı sergilediği eylemler karşısında o kadar şaşırdılar ki tarif edilmesi imkânsız bir duygu yaşıyorlar. Çünkü Almanya’da polis demek bir yerde her şey demek gibidir. Polise karşı gelmek büyük cesaret ister ve öyle kolay kolay kimsenin aklına gelmez. Hamburg’da sergilenen eylemler sadece normal vatandaşı değil, polisi de şaşkınlığa uğrattı.

Öfkeli eylemciler polisin müdahalesine karşı barikatlar kurdu ve çöp konteynerlerini ateşe verdi. Polise taşlarla karşılık veren binlerce kişi, süpermarket ve bankalara da şişe ve taş attı. Nadir olarak molotofkokteylinin de kullanıldığı gösterilerde, eyalette iktidarda olan Sosyal Demokrat Parti (SPD) İlçe Binası’nın camları kırıldı.

Hamburg Polis Sözcüsü Mirko Streiber’in, göstericilere niçin bu kadar sert müdahale ettiklerinin gerekçesini açıklarken kullandığı “Uzun süredir böylesine şiddet eğilimli bir gösterici grubuyla karşılaşmamıştık.” sözleri bu şaşkınlığın ifadesi. Hamburg Emniyet Müdürü Wolfgang Kopitzsch’in “Polis memurlarına böyle hedefli ve kitlesel saldırılar kabul edilemez. Kamu görevlilerine şiddetli saldırı ve ağır yaralanmalar beni dehşete düşürdü.” sözleri ise şaşkınlıkla beraber biraz da panik barındırıyordu.

Hamburg’da olanlar Gezi’de yaşananların tipik bir tekrarıydı. Türkiye’dekinden farkı ise bulunduğu bölgeyle sınırlı kalması. Hamburg haricinde başka bir şehirde benzer olaylar sergilenmedi. Hatta olayların yaşandığı Altona, St. Pauli ve Sternschanze semtlerinin haricinde Hamburg’un diğer semtlerinde de eyleme destek verenlere rastlanmadı.

Hâlâ devam eden olayların sebebi özetle şöyle: 1980’lerde sadece Almanya’da değil, Avrupa’nın birçok ülkesinde devlete ait kullanılmayan ve atıl durumdaki binalar dar gelirli gençler veya öğrencilerden oluşan sol gruplar tarafından işgal edilir ve kira ödemeden kullanılırdı. 1835’te tiyatro olarak inşa edilen Rote Flora da yıllar içinde farklı şekillerde kullanıldıktan sonra atıl kalmıştı. Uzun süre metruk vaziyette bekleyen bina 1989’da sol gruplar tarafından işgal edildi. Bina kullanılmadığı için işgale itiraz edecek birileri yoktu. Bina sahibi Hamburg Eyalet Hükümeti de boş durmasındansa bu şekilde kullanılmasının daha faydalı olacağı inancıyla olsa gerek işgale ses çıkarmadı. İşgalciler binanın metrukiyetini kısa sürede değiştirdiler. Barınma amacıyla kullanmalarının yanı sıra binanın alt katlarında birçok kültürel ve sanatsal projeyi hayata geçirdiler. Hatta hükümet işgalcilerin bu projelerine destek bile oldu. Zaman içinde Rote Flora Kültür Merkezi herkesin bildiği, ilgi duyduğu, alternatif bir yaşam şekli olarak örnek gösterildi, turistlerin ziyaret ettiği bir mekân hâline geldi.

Her şey çok güzel giderken Hamburg Eyalet Hükümeti, 2001’de binayı bir iş adamına 370 bin marka (180 bin avro) sattı. İşgalciler için sıkıntılı günler başlamıştı. 13 yıl yeni sahiple tartışmalı günler yaşayan işgalciler belediyenin ortayı bulmasıyla varlıklarını sürdürdüler. Binayı alan Klausmartin Kretschmer isimli girişimcinin asıl niyeti eskisini yıkıp yerine daha lüksünü yapmaktı. İş mahkemeye gitti ve davayı kazanan iş adamı işgalcilerden binayı 20 Aralık’a kadar boşaltmasını istedi. İşgalciler özel sahibe söz geçiremeyince binayı belediyenin geri almasını talep ettiler. Ama pabuç çok pahalıydı. Çünkü iş adamı 180 bin avroya aldığı binayı “çok zararı olduğu” gerekçesiyle geri vermek için tam 6 milyon avro istiyordu. Belediye bu rakama yanaşmayınca tahliye kaçınılmaz oldu. Her türlü yolu denemelerine rağmen başarısız olan işgalci solcular bu sefer genlerinde hiç sönmeden duran eylemcilik alternatifini meydana sürdüler ve 21 Aralık’ta protestolar başladı.

Rote Flora’ya yakın bir yerde bulunan ve ağırlıklı olarak mülteciler olmak üzere 110 ailenin kaldığı iki bloktan oluşan Esso evleri de yıkılma tehlikesi arz ettiği için belediye tarafından boşaltılmak isteniyordu. Orada oturan fakir aileler de yıkım sonrasının belirsiz olması sebebiyle kısmen direniyorlardı.

İki tahliyenin birleşmesi, Rote Flora’nın yıkılmasını istemeyen birçok Hamburglunun olması işi büyüttü. Polis karşıtı eylemler başta da vurguladığımız gibi kimsenin beklemediği büyüklükte ve şiddetle sokak gösterilerine dönüştü. Polisin izin vermek istemeyen sert tavrı, tazyikli su, cop ve biber gazlı müdahalesi eylemcileri daha da hiddetlendirince iş iyice büyüdü.

Binlerce kişinin katıldığı protestolarda 120 polisin yanı sıra çok sayıda gösterici yaralandı, onlarca araç yakıldı, yüzlerce iş yeri hasar gördü. 40 kişiden oluşan bir aşırı sol grubun aynı hafta Davidwache Karakolu’na resmen taşlı şişeli saldırıda bulunup 3 polisi ağır yaralaması gerilimi daha da tırmandırdı. Hamburg polisi de Sternschanze semtinde bulunan ve sol örgütler ve otonom grupların direniş sembolü olarak gördükleri “Rote Flora Kültür Merkezi” protestolarını kontrol altına alamayınca kentin bazı bölgelerini “tehlikeli bölge” ilan ederek olağanüstü önlemleri devreye soktu. Altona, Sankt Pauli ve Sternschanze semtlerinin bazı kısımlarında kimlik kontrolleri yapan, onlarca sol görüşlü ve otonom gruplara mensup kişiyi gözaltına alan polis, 62 kişiye bu bölgeye giriş yasağı getirdi.

‘Tehlikeli bölge’, ‘sıkıyönetim’ şeklinde tercüme edilebilir. Daha önce ülkede 40 kez tatbik edilen ama süresi birkaç saati geçmeyen bu uygulamanın günlerce sürmesi ülkede ayrı bir tartışma başlattı, uygulamanın yasalara aykırı olduğu, anayasanın ihlal edildiği görüşleri seslendirildi. Polis, bu yetki uyarınca belirlenen bölgede devamlı devriye geziyor, somut bir şüphe olmasa da kişileri durdurabiliyor, kimlik sorabiliyor, üst araması yapabiliyor, şüphelendiği kişiyi alan dışına çıkarabiliyor.

Göçmenlerin de yoğun yaşadığı bu semtlerin tehlikeli bölge ilan edilmesine Sol Parti, Yeşiller Partisi, Liberal Parti ve Korsanlar Partisi karşı çıkarken, Hamburg eyaletinde iktidarda olan Sosyal Demokrat Parti ile Hristiyan Demokrat Parti polisin aldığı önlemleri destekliyor.

Olaylar 21 Aralık’a göre oldukça sakinleşmiş vaziyette. Eylemler biraz daha sürse de polisin yakında kontrolü sağlayacağı kesin. Kamera görüntülerinden aşırı saldırgan kişileri tespit eden polis bu kişileri tek tek yakalamayı da ihmal etmiyor.

Peki, olan nedir? Türkiye örneğinden hareketle bir benzetme yapacak olursak tipik bir kentsel dönüşüm kavgası diyebiliriz. Bir gecekondu yıkımının Batılı versiyonu olarak adlandırabiliriz. Şehir merkezine yakın eski mekânlar yavaş yavaş lüks mekânlarla yer değiştiriyor. Oralarda oturan fakirler ise ya o binayı satın alamadıkları için veya istenen kirayı ödeyemedikleri için mekânı terk edip daha ucuz olan dış semtlere doğru çekilmek zorunda kalıyorlar. Rote Flora’nın yeni sahibinin ‘gariban’ solculardan aylık 25 bin avro kira istediğini hatırlatırsak işgalcilerin bu “kapitalist” karşı işgal karşısında hiç şanslarının olmadığını rahatça anlayabilirsiniz. Yani sonuç yine kapitalizm karşısında solun mağlubiyeti olacak.

Alman medyasına yönelik de bir değerlendirme yapacak olursak, Gezi’ye gösterdiği ilginin onda birini Rote Flora’ya göstermediler. Türkiye’dekinin tersine eylemcilerden değil de daha çok polisten yana tavır koydular. Gezi olaylarında Türkiye’ye ve Türk polisine ağzına ne geldiyse söyleyen “Alaman aydınlar” muhatap Alman polisi olunca gıklarını çıkaramadılar. Başbakan Angela Merkel’e herhangi bir tarizde bulunmadılar.

En bariz farkı ise Merkel ortaya koydu. Başbakan Erdoğan yalın kılıçla Gezi’nin ortasına dalıp bütün riski üzerine alırken, Angela Merkel konuyla ilgili bir kere bile görüş belirtmedi. İlgilenip ilgilenmediğini bile bilemiyoruz.

Bir de kimse dış güçlerle irtibat kurmadı. “İşin arkasında Cemaat var” diyen de olmadı. Darısı Türkiye’nin başına…

Etiketlendi:

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: