Günlük arşivler: Ocak 12, 2014

SANAT DÜNYASI /// William Shakespeare : Kimilerine Göre Binyılın Dahisi

Konuk yazarımız Burcu Çelik listeledi, haberiniz olsun. (@celikburcu)

Daha 20. yüzyıl bitmeden başlayan, “Bin yılın en önemli dahisi kimdi?” sorusu hâlâ yanıtını bulamadı. Ama, yüzyılın son günlerinden beri, ısrarla bir tek isim üstünde duruluyor: William Shakespeare!

İngiltereli oyun yazarı Şekspir, BBC’nin yaptığı bin yılın dahileri oylamasında, Winston Churchill, Isaac Newton gibi dahileri geride bıraktı. ABD’de Şekspir’in bin yılın dahisi olma unvanını hak ettiği düşünülüyor. Hatta, bazılarının bu konuda hiç kuşkuları yok. Misal, The Washington Post gazetesi, “Sorusu olan var mı?” diyerek karşı çıkanlara meydan okudu. Sizin için araştırdık, bakalım siz ne düşüneceksiniz?

2014: Şekspir Yılı

2014 – 1564 = 450. Tüm dünyada 2014 yılı Şekspir yılı ilan edildi. Bu sebeple Şekspir’in 450. doğum günü çeşitli etkinliklerle anılıyor.

Doğum tarihi tam olarak bilinmiyor

Kirazlar kızardığında mı, dutlar olduğunda mı doğduğu kesin olarak bilinmez ama 1564′teki vaftiz töreni Şekspir’in doğum yılı olarak kabul görüyor.

Şekspir’in ana evi

Bir aşiretin yaşayabileceği bu ev İngiltere’de. Yaşamı sır perdeleriyle dolu yazarla ilgili elimizde çok az bilgi var. Bu az bilgilerden en önemlisi ise Şekspir’in komedi, tarih ve trajedi türlerinde en az 38 adet oyun yazmış olması.

Ve evlilik

Genç Şekspir 18 yaşına geldiğinde aşık olur. 26 yaşındaki Anna Hathaway ile evlenir. 1582 yılında, o devirde kendisinden 8 yaş büyük bir kadınla evlenerek, erkek egemen düzene kafa tutar.

Şekspir’in çocukları: Susanna, Hamnet & Judith

Evlendikten 6 ay sonra ilk çocukları Susanna, ardından ikiz çocukları Hamnet ve Judith dünyaya gelir. Ancak kader ağlarını örer ve Anna Hathaway ile William Shakespaere, çocukları Hamnet’i bilinmeyen nedenlerden dolayı 11 yaşında kaybeder. Hamlet, Hamnet ve Juliet, Judith arasındaki isim benzerlikleri de gözümüzden kaçmıyor değil.

Kaybolan yıllar

İkizlerin doğumundan sonra yedi yıl içinde, Şekspir’in adı yazılı kayıtlarda görülmüyor. Bu tarihlerde, Şekspir’in Londra’ya gittiği ve oyun yazarı olarak adını duyurmaya başladığına ilişkin tahminler var.

Aralarındaki 7 farkı bulunuz

Yazarın gençlik dönemi ve aldığı eğitimle ilgili ayrıntıların eksik olması yüzünden, (GBT yoktu tabi o zamanlar) uzunca bir süre Şekspir adının çok ünlü birinin takma adı olduğu düşünüldü. Sir Francis Bacon, Oxford Kontu Edward de Vere, Christopher Marlowe, Kraliçe Elizabeth bu adın gerçek sahibi olduğu öne sürülen 50′yi aşkın adaydan sadece birkaçıydı.

Neyse ki Şekspir gerçekmiş!

California’da üniversiteli bir grup araştırmacı Şekspir’in başka bir yazarın takma adı olup olmadığını bilgisayarla inceledi. Şekspir’in eserlerindeki kelime ve söz kalıplarının yapısı, ne kadar sıklıkta kullanıldıkları, Şekspir olduğundan kuşku duyulan diğer isimlerin eserleriyle karşılaştırıldı. 1996′da, eserlerin başka biri tarafından yazıldığı konusunda hiçbir kanıt bulunamadığı duyuruldu. Oh çok şükür, yüzyılın dahisi gerçekmiş!

Neden bu kadar konuşuluyor?

Yüzyılın dahisi mi bilinmez ama hakkında en çok konuşulan yazarlardan biri olduğu kesin. Şekspir’e ilişkin bilgileri, okulda okutulan Macbeth oyunundan öteye geçmeyenler, onun yüzyılın dahisi olup olmadığı tartışmalarına bir anlam veremiyor. Genelde herkesin aklına şu geliyor: “Eski krallar, abartılı aşklar ve tefecilerle ilgili oyunlar yazmış, uzun zaman önce ölmüş bir yazara neden bu kadar ilgi gösteriliyor ki?”

Genç kızların sevgilisi Şekspir

Şekspir, insanı bir “çiğ tanesi”, bir “toz parçası”; dünyayı “tohuma kaçmış bir bahçe”; sevgiyi ilkbaharda bir menekşe gibi erken açan, ömrü kısa bir çiçeğe ve esip geçen bir kokuya benzetiyor. Kimi insanların yapabileceklerini “doğumlarıyla sınırlanmış” olarak tanımlarken, “en temkinli genç kız bile, güzelliğini açıp yalnız gökteki aya gösterse yeterince tedbirsizlik yapmış sayılır” gibi o güne dek duyulmamış söz oyunlarıyla betimlemedeki farklı ve öncü gücünü kanıtlıyor.

Sinema

Şekspir’in eserleri bugüne kadar hiç üşenilmeden 100′ü aşkın dile çevrildi. Onun bu şanlı şöhreti sadece fazla okunmasından da gelmiyor. Ne zaman sinemaya gitsek mutlaka Şekspir’e denk geliyoruz. Eskimeyen oyun yazarımızın 1899′dan beri 300′den fazla eseri sinemaya uyarlandı.

Cesur Yeni Dünya

Şekspir’in oyunları birçok edebiyatçı ve sanatçıya da ilham vermiştir. Günümüz dünyasını en iyi anlatan kitaplardan biri olan Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya” kitabı da ismini Şekspir’in Fırtına isimli oyunundan almıştır.

İnsani duygular

Şekspir’in eserlerinin en göze çarpan özellikleri basit kıskançlıkları, tutkunun mantığın önüne geçmesini, kararsızlığı işlemesidir. Yazarın trajedilerinin yanı sıra şakalar, büyüler ve fantezilerle dolu tamamen komedi tarzında yazılmış oyunları da vardır.

En ünlü oyunlar

II. Richard, Romeo ve Juliet, V. Henry ve Yanlışlıklar Komedyası gibi oyunları Şekspir’in meşhur eden oyunlar olarak sayabiliriz. Komedi tarzında ise Bir Yaz Gecesi Rüyası, Nasıl Hoşunuza Giderse ve Windsor’ın Şen Kadınları’nı sayabiliriz.

Gerçekçi karakterler

Ama, çoğu kişi için Şekspir’in zekası, en çok Hamlet, Othello, Kral Lear (King Lear) ve Macbeth gibi trajedilerinde belli oluyor. Akılsızca davranışlarının sonuçlarına katlanmak zorunda kalan, güçlü ve karmaşık karakterler, trajedilerinin en belirgin özellikleri. Faslı generalin kıskançlık nedeniyle sadık karısını öldürmesi; yaşlı bir kralın verdiği yanlış kararlar sonucu karısı ve kızını kaybetmesi; İskoçyalı soylunun hırs ve vicdan azabıyla kendini mahvetmesi, yazarın yarattığı karakterlerin gerçekliğinin en güzel örnekleri.

III. Richard

Bu yüzden, Şekspir’in oyunları geçerliliğini hâlâ sürdürüyor ve yarattığı karakterlerin karmaşık yapıları, günümüz yönetmenlerine esin kaynağı oluyor. Örneğin, Laurence Olivier’nin Tudor Hanedanı atmosferinde çektiği “III. Richard” filmini beğenmediyseniz…

Bir başka III: Richard

Ian McKellen’ın, III. Richard’ı faşist diktatör olarak yorumladığı filmini izleyebilirsiniz.

Oyunun sonu

Şekspir, 50 yaşlarına geldiğinde, aniden ortadan kaybolur. Buna sağlık sorunlarının yol açtığı tahmin ediliyor. 1616 baharında vasiyetini yazar, parasını ailesine, arkadaşlarına ve yoksullara bırakır. Bir ay sonra, 16 Nisan 1616′da yaşama veda eder.

Aktörler değişse de hikaye aynı

Şekspir, belki de insanın her türlü ruh halini söze dökebildiği için 450 yıldan beri büyüsünü kaybetmiyor. Bu yüzden uzaktan basitçe krallar, abartılı aşklar ya da soylularla ilgili oyunlar yazmış gibi görünse de sahne aynı sahne! Orta çağın soyluları, kralları, tefecileri bugünün burjuvazisi, bankaları ve hükümetleri… Şekspir’in insanları gizli bir tutkuyla kendine çekmesinin sırrı belki de budur.

“Bütün dünya bir sahnedir”

Ölümünün üstünden geçen 450 yıl Şekspir’in çekiciliğini azaltmıyor aksine bu dev isim nice sanatçıya tüm gücüyle ilham veriyor.

SANAT DÜNYASI : Senaristlerin Muhtemelen Hiç Sevmediği Sean Bean ’in Öldüğü 21 Film

Rol aldığı 90′ın üzerinde yapım olmasına rağmen biz onu Lord of The Rings, Game of Thrones’taki efsanevi ölümleriyle ve biraz da sosyal mecra abartmasıyla “Ölen Adam” yaptık. Sean Bean her filmde ölüyor dedik, üzgün suratlar döşedik ve bir de şiir yazdık tabii ki kendisine, naçizane;

Bir Arya Stark ağlıyor
Babam nerede diye
Bir Legolas yas tutuyor
Boromir’im nerede diye
Bir Sean Bean ağlıyor
Ulan öldürmeyin artık beni be diye…

Oyunculuk yeteneklerinden ziyade filmin sonuna kadar sağ kalıp kalmayacağıyla ilgilenilen aktörün bizzat öldüğü 21 filmi ölüm şekilleriyle beraber ayağınıza getirdik.

Yedi kere silahla vurulan, toprak altında kalan, yer yer çarmıha gerilen, bir zaman olup kılıçla öldürülen, bir zaman olup giyotine layık görülen aktör Mahzun Kırmızıgül’ün güzel bir methiyesini adeta bizim için seslendirmiş: “Yıkılmadım, ayaktayım.” O zaman ne diyelim, ölüm ölür Sean Bean ölmez!

The Lord of The Rings: The Fellowship of The Ring

boromir-ölümü
Salya sümükle kaplanmış Ork oklarıyla acımasızca yere serilen Boromir, buradaki ölüm şekliyle bir nesle dert olacak zinciri başlattı şüphesiz ki. Vurulmasına rağmen savaşmaya devam eden bir kahraman olarak kendisi bizim için adeta çevik bir Kenan İmirzalıoğlu idi. Lakin trikotajla hiç alakası olmamasına rağmen ağ ören kader yine ağlarını örmüş, cengaverimizi elimizden almıştı.

Game of Thrones

ned-stark-ölüm-sahnesi
Bir Türk dizisi spekülasyonu olacak şekilde “Diziyi bıraktı o, o yüzden erken öldürdüler.” muhabbetine dahi kurban gidebilirdi Ned Amca bu zamansız gidişiyle. Tabii ki kitapta ne yazıldıysa oydu, fakat yine de dizide bütün kötü karakterleri yola getirebilecek asalete sahip oluşu ölümünü daha da vakitsiz kıldı ne yazık ki.

Equilibrium

equilibrium-sean-bean-death
Christian Bale tarafından iki kaşının ortasına yediği bir kurşunla cavlağı çeken Sean Bean böylece biraz daha gizli sulara giriyor, ününü bilmeyenler için sadece filmde ölen bir rahip, bizim içinse sinema sektörünün en ölümsüz aktörlerinden biri olma mertebesine erişiyor.

The Island

the-island-sean-bean
Michael Bay’in gereksiz aksiyon sahnesi içermeyen ender filmlerinden olan ve ucundan distopyaya dokunan Scarlett Johansson’lı filminde Sean Bean açık ara en iyi ölümlerinden biri olan iple boğulup o iple uzunca bir süre sallanmak suretiyle ölüyordu.

Don’t Say A Word

Sag' kein Wort / Don't say a Word
Michael Douglas’ın başrolünde rol aldığı kıyı köşe gerilim filminde talihsiz aktörü canlı canlı toprak altına gömülürken izliyoruz, gözyaşlarımız sel olup akıyor, sokaklara dökülüyoruz adeta.

GoldenEye

sean-bean-goldeneye
Bir acılı ölüm daha, bir bam teli vurmacası daha… Helikopterden atılma suretiyle ölen Sean Bean üstüne yetmiyormuş gibi patlayan helikopterle de ayrıca telef oluyor, adeta duble ölüm gerçekleştiriyordu.

Outlaw

outlaw-sean-bean
Çok sayıdaki silahla vurulmalarından biri daha. Toprağı bol olsun.

Airborne

airborne-sean-bean
Yine bir pistol, yine bir kurşun yarası…

Red Riding

sean-bean-red-riding
Orhan Abi dil yarasının en acı yara olduğunu söylese de iddia ederiz ki Sean Bean kadar kurşun yiyen bir aktör daha görülmemiştir. İşbu sebepten dil yarası, acayip çok sayıdaki kurşun yarasının yanında bir jelibondur adeta sayın okuyucu. Bu da böyle biline.

Essex Boys

essex-boys-sean-bean
Ne çektin be silahtan!

Cash

cash-sean-bean
Diğerlerinden daha acılı ve farklı olarak bu filmde hasmı tarafından kazık benzeri bir edevata oturtularak öldürülüyor abimiz. Senaristler adamı kurşunla yere sermekten bıkmış olacak tabii.

Patriot Games

patriot-games-sean-bean
Engin ufuklara yelken açacağını sanarken botunun patlamasıyla alev topuna dönen Sean Abi burada da senariste en içten küfürlerini yolladı, biz de eşlik ettik.

Black Death

black-death-sean-bean
Sean Bean oturup “En afilli nerede öldüm ben?” diye oturup liste yapacak olsa, en üst sırayı muhtemelen bu performansı kapardı. Zira kendisi bu filmde çarmıha gerilerek öldü. Evet, çarmıha gerildi. Ne istediniz lan masum adamdan?

Scarlett

scarlett-sean-bean
“Gün doğmadan neler doğar”. diyip daldığı huzurlu uykusunda kalbine saplanan bıçakla adisinden bir ölüme mahkum edilen Sean Başgan’a kader burada da gülmüyor, gülmüyor…

War Requiem

war-requiem-sean-bean-ölüm
Adeta Bir Çanakkale Savaşı’ndan fırlamış asker olarak karşımıza çıkan Sean Başgan şanına yaraşır bir şekilde süngüyle defalarca deşilerek ölüyor. Bizce şehit mertebesi, savaş madalyası alır. Net.

The Field

sean-bean-her-filmde-ölüyor-2
Bir inek sürüsü tarafından bir uçurumun kenarına gitmeye zorlanarak kısmen tepilme, kısmen de baya yüksek bir uçurumdan aşağı düşme suretiyle ölen Sean Abi beraberinde birkaç mandayı da götürmeyi ihmal etmiyor, “Ben öleceksem, siz de ölün!” diyor, bir dolu manda, buzağı, inek türeviyle kıyıya vuruyor. Adı “Tarla” olan bir film için şüphesiz uygun bir ölüm şekli.

The Hitcher

sean-bean-her-filmde-ölüyor
Ölümüm güzelin elinden olsun dedin, istediğini yaptık paşam! Ana akım her filmde bulunması gereken güzel oyuncu kotasını dolduran bir ablamız tarafından dizlerinin üstüne çökmüş halde alnının ortasına yiyor kurşunu Sean Abi.
sean-bean
Yeter mi? Yetmez!
Sean Bean nerede nasıl ölmüş diyenleri videoya alalım:

Kaynak.

/// YOK ARTIK !!! YANDAŞ MEDYADAN İNANILMAZ BİR İDDİA DAHA /// Erdoğan’ı ameliyat masasında kim öldürmek istedi ? ///

113875.jpg

Erdoğan’ı ameliyat masasında kim öldürmek istedi?

Gazeteci Yazar Hüdaverdi Allahverdi, Başbakan Erdoğan’la ilgili çok çarpıcı bir yazı kaleme aldı. Erdoğan’ı ameliyat masasında kim öldürmek istedi?

Başbakan Erdoğan’da ameliyat masasında kaldırılmayacaktı. Birileri bunu uygulamaya koymak için ellerinden geleni yaptılar.

Şimdi söyleyeceklerimi eminim ki sizde “Yok canım” tarzından değerlendireceksiniz… Ama emin olun bu söylediklerimin hepsi gerçek ve bunlar bu ülkede yaşandı… Bugün olanları anlama noktasında biraz eskilere gitmek gerekiyor…”kefen, ölüm, ameliyat”ın neden Erdoğan tarafından sık sık kullanıldığını o zaman anlarız

Bu ülkenin Başbakanı bir araç içerisinde kaldı, kapılar kitlendi ve balyozlarla araç kırıldı….2006 yılında rahatsızlanan Erdoğan’ı hastaneye getiren korumalar, aracın anahtarının içerde kalması ve kapıların otomatik olarak kilitlenmesi üzerine panik yaşadı. Korumalar, hastanenin yanında çalışan inşaat işçilerinden alınan balyoz ve kesici aletlerle aracın sol ön kapı camını kırarak Erdoğan’ı sedye ile Güven hastanesine kaldırdılar. Bilinci kapalı bir şekilde hastaneye kaldırılan Erdoğan, “Üşüyorum üstümü örtün” diyordu…

Bu örneği niye verdim, bu ülkenin Başbakanlarını siyasetten koparmanın en iyi yoludur, hasta yatağından onu kaldırmamak. Rahmetli Ecevit ile ilgili bugün hastane tedavisinde söylenenler hala ortada…Bir hastane tedavisi sonrası Ecevit ülkeyi yönetemeyecek hale getirildi…

Başbakan Erdoğan’da ameliyat masasında kaldırılmayacaktı. Birileri bunu uygulamaya koymak için ellerinden geleni yaptılar.

Başbakan iki defa ameliyat geçirdi…Birinci operasyonda ters giden bir şeyler fark edildi. Başbakan Erdoğan’ın önce hastanesi değiştirildi daha sonra da onu ameliyata alacak olan ekip Sağlık Bakanlığı tarafından haber verilmeden Türkiye’nin farklı yerlerinden toplandı ve hastaneye getirildi. Onlara önemli bir ameliyata girecekleri ifade edildi ve hastaneye gelene kadar Başbakan Erdoğan’ın ameliyatına gireceklerini bilmiyorlardı. Ameliyatı yapan ekip güvenlik gerekçesi ile değiştirilmişti. Başbakan Erdoğan’ın ameliyat masasından kaldırılmayacağı ile ilgili alınan istihbarat üzerine çalışma yapılmıştı. Birileri Başbakan Erdoğan’ı ameliyat masasında öldürmeye kararlıydı.

Başbakan Erdoğan’ın bu istihbarat sonrası getirildiği hastanede operasyonu yapacak ekipteki doktorlar Başbakan Erdoğan’ın kılına zarar gelmesin diye adeta göğüslerini siper ettiler. Ameliyatta kullanılacak olan malzemeler başında saatlerce nöbet tuttular. Malzemelere dışarıdan bir şey karıştırılmaması için azami özen gösterdiler.

Başbakan Erdoğan ameliyat edildi ve ameliyat başarılı gerçekleşti. Daha sonra yapılan açıklamada "Sayın Başbakanımız 26 Kasım 2011 tarihinde laparoskopik yöntemle başarılı bir sindirim sistemi ameliyatı geçirmişlerdir. Ameliyat Sayın Başbakanımızın programının müsait olması nedeniyle 26 Kasım tarihinde gerçekleşmiştir. Sayın Başbakanımızın sağlık durumu yerindedir. Doktorların gerekli gördüğü istirahatin ardından, Sayın Başbakanımız çalışmalarına başlayacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur." Dendi.

Başbakan daha sonra iyileşme sürecinde tedavisinin devamı olarak ikinci bir ameliyat geçirdi. Erdoğan’ın vücudundan daha önceki ameliyatında takılan ve kanının temizlenmesine yardımcı olan bir cihaz çıkarıldı. Ameliyat bölgesindeki dikişleri alındı.

Başbakan ölüm kalım mücadelesinde bulunurken birileri MİT krizini çıkardı ve Başbakan Erdoğan o ameliyatlı haliyle bir de bunlarla uğraşmak zorunda kaldı…
Başbakan Erdoğan, defalarca suikasttan kurtuldu ve bunları bu millete anlatmadı. İçeride hainleri çok fazla deşifre etmedi, tedbirini aldı Allah’a havale etti. Dışarıdan özellikle su içmemeye özen gösterdi. Suyunu sürekli olarak arabanın bagajında taşımaya özen gösterdi. Hatta Mahmut Efendi Hazretlerini hastalığından sonra ziyaret ettiğinde yanındakilere aynen şunu söyledi: “Efendi hazretlerine açık su içirmeyin”

Başbakan’ın bugünlerde kefenden musalla taşına kadar ölümü hatırlatıcı birçok beyanı tekrar dillendiriyorsa, “Bu can bu bedende olduğu sürece korkmayın” diyorsa, sürekli olarak kendi ameliyat masasını hatırlayıp, “Bu ülkede ameliyat yapılmasına izin vermeyiz” diyorsa siz Fetih Süresini okumayı sıklaştırın, günde 500 defa ya Settar çekmeye devam edin….Başbakan Erdoğan 10 yıl içerisinde 30’dan fazla suikasttan kurtulduysa bunda yaptığınız ve yapacağınız duaların etkisi çok fazladır…Allah dualarınızı kabul etsin…

Acizane olarak şunu rica etmek istiyoruz; seçimlere kadar Eyüp Sultan Hazretlerinin Türbesinin açılması manevi dünyadan isteniyorsa biz de bunu Başbakan Erdoğan’dan rica ediyoruz…Seçimlere kadar Eyüp Sultan türbesinin sürekli açık tutulması önemlidir…Unutulmamalı ki Bedir’de 3 bin melek, Uhud’da beş bin melek yardıma gelmişti…Ne kadar çok büyük sıkıntı o kadar yardıma ihtiyaç var…

AK PARTİ DOSYASI : Financial Times’a göre Erdoğan’ın siyasi itib ar durumu

financial-times.jpg

Financial Times’a göre Erdoğan’ın siyasi itibar durumu

“Bugün Türkiye siyasi kargaşa içinde ve Erdoğan’ın edinmiş olduğu siyasi itibarı mahvolmuş durumda. En son darbe, hükümet üyelerini de etkileyen bir yolsuzluk skandalı şeklinde geldi. Erdoğan’ın karşılığı, hukuku altüst ederek, ahbaplarına yönelik yargı
soruşturmasını baltalayarak kendini korumak oldu. Sonuç olarak, yabancı yatırımcılar Erdoğan’ın zorbaca yaklaşımı, en büyük övünç kaynağı olan Türk ekonomisi üzerine gölge düşürüyor, yabancı yatırımcıların cesareti kırılıyor.”

Bu satırlar, son birkaç yıldır Türkiye’nin itibarını zedelemeye ahdettiği artık ayyuka çıkan Financial Times’te yayınlanmış.

Valla ben de Cengiz Çandar’ın cuma günü ‘Bakın bakın Erdoğan için ne düşünüyorlar ahali’ diyerek muştuladığı kutsal köşeciğinin yalancısıyım.

Çözüm sürecinde, silahlarını bırakarak sınır dışına çıkacak olan PKK’ya ‘Ben olsam silahları bırakmam, silahlar sizin sigortanız’ akılları veren Cengiz Çandar, dünya piyasalarına yön veren yayın organlarının en prestijlisi olarak gördüğü Financial Times’ta yayınlanan ‘Kibir Türk modelini bozuyor’ başlıklı yazıdan alıntılar yaptığı bir yazı kaleme aldı.

Hem de ne kaleme alma? Belli ki, Financial Times’ta Başbakan Erdoğan aleyhine yayınlanan yazı kendisini çok mutlu etmiş; elin FT’si yazmış, yaşından başından, saçından sakalından utanmayan bizimkisi de zil takmış oynamış…

Çandar, mutluluk sarhoşluğu içerisinde ‘Cumhurbaşkanı da olup biteni görmeli, duruma el koymalı’ diyerek ‘fitne ateşine odun yoksa kendimi atarım, bu ateşi söndürmem’ coşkusuyla yazmış yazını.

***

Çandar’ın yazısını Türkiye’de okusaydım bu kadar güler miydim emin değilim. Ancak, Japonya’da, Singapur’da ve Malezya’da Başbakan Erdoğan’a gösterilen sevgiyi, verilen değeri, ülkeye yapılacak yatırımları bizzat gören birisi olarak, yazının çok komik, Çandar ve prestijli yayını FT’sinin durumunun ise trajikomik göründüğünü söyleyebilirim.

Ben Çandar’ın yerinde olsam ki yine de bu alıntıyı yapacak olsam bile şimdi yapmazdım, zira zamanlaması manidar bile değil…

Financial Times’a göre siyasi kargaşa içinde olan Türkiye ve edinmiş olduğu siyasi kariyeri mahvolmuş olan Erdoğan; Ülkesinin önemli yatırımcı, müteşebbis iş adamlarının da içinde olduğu bir heyetle birlikte, Japonya, Singapur ve Malezya’dan oluşan beş günlük bir Doğu Asya gezisi düzenledi.

‘Siyasi itibarı mahvolmuş!’ olan Başbakan Erdoğan, Türk-Japon İşadamları Toplantısına katıldı ve Türkiye’nin ekonomik alandaki kazanımlarının altını çizdiği konuşmasıyla dakikalarca alkışlandı.

Japonya, ‘siyasi kargaşa içinde olan’ Türkiye’de nükleer santral kurulumu için 22 milyar dolarlık bir yatırım için anlaşmaya vardı.

Ve iki ülke arasındaki Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının müzakerelerine baharda başlanacağı resmi olarak ilan edildi.

Bir de kurulacak olan Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden, öneminden, anlamından, Türkiye’ye kazandıracaklarından bahsedip de Çandar’ı daha fazla kızdırmayayım.

Sonra bizim ‘siyasi itibarı mahvolmuş’ olan Başbakanımız ve bakanları, Singapur Başbakanı Lee ile serbest ticaret anlaşması yaparak ön çalışmalara başladılar iyi mi?

Sivil havacılık konusunda görüşmeler yaparak, iki ülke arasında gidiş gelişler daha çok olsun ‘samimiyetimiz artsın diye zağar’ uçak seferlerindeki sayıyı artırılmasına karar verdiler.

Sayın Çandar ve dünya piyasalarına yöne veren müthiş prestijli yayını FT’nin düştüğü komik durum üzerinde daha fazla tepinmiş olmayacaksam eğer…

Ben de, Malezya’da da vizelerin kalktığını, uçak seferlerinin artırıldığını, Malezya, (üzgünüm bu havaalanı yapılacak) 3. Havaalanındaki payını yüzde 60’a çıkartacağını ve dahası enerji, savunma, otomotiv, bilişim ve altyapıda işbirliği anlaşmaları yapıldığını muştulamak isterim.

Ha bu arada, Doğu Asya turundaki ülkelerin tüm liderlerinin Başbakan Erdoğan’a ilişkin ortak görüşü ise ‘Liderliğine güven duyuyoruz’ oldu.

Şimdi…

Ya Financial Times da bizim Doğan Grubu gibi ‘analizleri, öngörüleri tutmayan’ bir yayın organı ya da dünya piyasalarına yön veren bir yayın organı değil.

Ya da… Ya da Japonya, Singapur ve Malezya dünya piyasalarına dahil ülkeler değil!

Hangisi dersiniz?

DERİN DEVLET DOSYASI : Topal’ın 5 varisine dava

Kumarhaneciler kralı Ömer Lütfi Topal’ın mirasıyla ilgili atanan tereke mümessilliği malvarlığını zarara uğrattı diye eşi ve 4 çocuğuna dava açtı.

İstanbul’da 18 yıl önce öldürülen ünlü kumarhaneci Ömer Lütfi Topal’ın milyonlarca liralık gayrimenkul mirasıyla ilgili atanan "tereke mümessilliği" malvarlığını zarara uğrattığı iddiasıyla Topal’ın eşi ve 4 çocuğuna dava açtı. 400 gayrimenkulü bulunan Topal’ın 5 varisinin, terekeye ait bazı gayrimenkulleri yasaya aykırı olarak kiraya verdiklerini belirten Tereke Mümessilliği, 2011’e kadar sadece 23 kiracının tespit edildiğini, geriye kalan gayrimenkullerde ne kadar kiracı ve kira gelirinin olduğunun halen tespit edilemediğini ifade etti. Bakırköy 4.Sulh Hukuk Mahkemesi, kumarhaneciler kralı Ömer Lütfi Topal’ın mirasçılarının ikinci eş Birsu Hilal Altıntaş’ın çocukları Emir Ömer Topal ile birinci eş Safiye Belli’den olan çocukları Elif Lütfiye Topal, Serdar Murat Topal ve Ebru Zeynep Kasırga olduğunu belirlemişti. Bakırköy 1.Sulh Hukuk Mahkemesi de mirasın eşit olarak bölüştürülebilmesi ve vergilerin tam olarak ödenebilmesi için 2004’te Topal’ın mirasına "Tereke Mümessilliği" atamıştı.

Süreç, ikinci eş Altıntaş’ın iki oğlunun önceki yıl tereke dosyasına bir dilekçe sunmasıyla başladı. Dilekçede terekenin idaresinde bulunan ve sayısı tespit edilemeyen bazı gayrimenkullerin, diğer mirasçılar Elif Lütfiye Topal, Serdar Murat Topal ve Ebru Zeynep Kasırga tarafından kiraya verildiği ve kira gelirlerinin de bu kişiler tarafından tahsil edildiği iddia edildi. Bu iddia üzerine Tereke Mümessilliği avukat Hülya Durak aracılığıyla İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açarak, "Yasaya aykırı şekilde kira gelirleri tahsil edilmişse tahsil edilen kira gelirlerinin tespitini talep ediyoruz. Gerçek rakamlar ortaya çıkıncaya kadar her bir davalı için 2 bin 500’er liradan 12 bin 500 liranın tahsiline karar verilmesini talep ediyoruz" denildi.

/// SEÇİMLER YAKLAŞIRKEN AK GENÇLİK, RÜŞVET (PARDON) YARDIM DAĞITIMINA BAŞLADI ///

/// 1955 YILINDA PİSİKLET KULLANMAK İÇİN BİLE EHLİYET GEREKİYORDU /// BUYRUN BELGESİ ///

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: