EKONOMİ DOSYASI /// Zaman Gazetesi Ekonomi Editörü ve yazarı Turhan Bozkurt : 2014 çok daha zor geçecek

2013 yılı döviz kurlarında iki büyük yükseliş ve mali piyasalarda çalkantılarla geçti. En önemli gündemimiz olması gereken ekonomide 2014 yılında Türkiye ve dünyayı neler bekliyor?

2013 yılı Türkiye için her anlamda çok hareketli geçti. Mahallî seçimlere ön hazırlıklar, Gezi protestoları, faiz lobisi dedikoduları, büyük şirketlere uygulanan vergi cezaları ve son olarak yolsuzluk soruşturması ağırlıklı gündem konularıydı. Bu gelişmelerin ekonomik yansımaları da oldu. Dünyadaki ekonomik gelişim ve değişimler ile Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) para politikaları, gelişmekte olan ülkelerin borsaları, para birimleri ve piyasalarını derinden etkiledi. Tüm bu yaşananları ve 2014 beklentilerini Zaman Gazetesi Ekonomi Editörü ve yazarı Turhan Bozkurt ile konuştuk.

-2013 yılı Türkiye ve dünya için ekonomik açıdan beklendiği gibi geçti mi?

2012’den bakıldığında 2013, beklentilerin kuvvetli olduğu bir yıldı. Amerika’daki hızlı büyüme genel olarak olumlu olsa da İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Avrupa’nın lokomotif ülkelerindeki kıpırdanma tüm avro bölgesini toparlamaya yetmedi. Böyle olunca Çin gibi ekonomisi ihracata dayalı ülkeler beklenenden daha az büyüdü. Çin’de büyümenin bir puan düşük olması 150 milyar dolara yakın bir rakama denk geliyor. Bu bizim bütün ihracatımızdan daha fazla. Hindistan, yüzde 9-10 arası büyüyen bir ekonomiyken son yıllarda bu durgunluk sebebiyle yüzde 8’in altında bir performans sergiliyor. Küresel talep, tüketim ve yatırım harcamalarındaki iştahsızlık Türkiye gibi ihracata dayalı büyümeye çalışan ülkeleri sarsıyor. Türkiye İhracatçılar Meclisini’nin (TİM) açıkladığı 2013 ihracat rakamlarına göre yılı 12 milyon dolar artışla kapattık ki bu çok düşük bir rakam. Kur artışı dolayısıyla bir kârlılık var ama sattığımız ürün miktarını artıramadık. Bu başka yapısal problemlerin de göstergesi. Mayıs sonunda başlayan Gezi protestolarında izlenen sert ve ötekileştirici politika mayıs başlarında FED’in açıklamaları ile başlayan sermaye çıkışını daha da hızlandırdı. FED, 2008 krizinden bu yana piyasaları desteklemek için aylık 85 milyar dolar tahvil alımı yapıyordu. Bankaların ve yatırımcıların elindeki Amerikan kâğıtlarını nakit para ile değiştiriyordu. Mayıs ayında FED bu alımları 2013’ün son çeyreğinde azaltabileceğinin sinyallerini verdi. Bu açıklamadan sonra tüm gelişmekte olan piyasalarda ve Türkiye borsasında kısmi düşüşler, bono ve tahvil piyasasından çıkışlar başladı. Gezi süreci güveni azalttığı için çıkışı biraz daha hızlandırdı.

-Türkiye’de borsadan, tahvil ve bonodan çıkan para nereye gidiyor?

Çıkan paranın gittiği ana mecra Amerika oldu. Amerika’da büyüme beklentilerden yüksek, yüzde 2’nin biraz üzerinde. Amerikan ve Alman borsasında yüzde 30 yükseliş var. Emlak endeksi yükseliyor, risk primleri düşüyor, istihdam verileri iyi. 2008’de başlayan resesyonun etkileri hızla azalıyor. Bugüne kadar dünya doğalgaz pazarına etkisi olmayan Amerika, kaya gazı sayesinde enerjide hızla söz sahibi oluyor ve enerji maliyetlerinde inanılmaz düşüşler yaşıyor. Ürettiği kaya gazını şu an için sadece tsunami sonrası nükleer santralleri kapanan müttefiki Japonya’ya ihraç ediyor. Üretim arttıkça hem kendi ihtiyacını karşılayacak hem de dünyaya ihracat yaparak doğalgaz fiyatlarını aşağı çekecek. 10 yıl sonra doğalgazın kaya gazı ile rekabet edemeyeceğini söyleyen uzmanlar dahi var. Amerikan ekonomisinin bu pozitif görünen durumu dünyadan yatırım çekmeye başladı. Örneğin Avrupa’daki çok enerji tüketen fabrikalar ucuz enerji sebebiyle Kuzey Amerika’ya taşınmaya başladı. Kaya gazı, Amerika’yı tekrar dünyanın gözde ekonomilerinden biri hâline getirdi. Böyle olunca uzun vadede Amerikan şirketlerinin daha kârlı olacağı beklentisi sıcak paranın oraya doğru akmasına sebep oluyor. Çıktıkları nokta Amerika olan büyük fonlar bizim gibi gelişmekte olan ve riskler barındıran ülkelerden ana vatana dönüyor.

-Gelişmekte olan ülkelerin ve Türkiye’nin riskleri neler?

Öncelikle 50 milyar dolara varan cari açık en büyük riskimiz. Bütçe açığı 30 milyar TL civarında, tasarrufun millî gelire oranı yüzde 12, yani diplerde. İhracatımız artmamış. 100 milyar dolara yakın dış ticaret açığımız var. 150 milyar dolarlık bir ithalat yapabilmek için 250 milyar dolarlık mal ve hizmet satın almışız. Bu sürdürülebilir bir kalkınma modeli değil. Türkiye, cari açığını finanse eden fonların çıkışları ve yeni girenlerin azalması sebebiyle kaynak sıkıntısı yaşamaya başladı. Değirmene dışarıdan gelen su azalıyor. Değirmeni içeriden besleyen ilave kaynaklar üretemiyoruz. Elimizde olan en önemli kozumuz Merkez Bankası rezervleri. Bunların miktarı da kamuoyuna Başbakan tarafından brüt olarak açıklanıyor. Brütte 133 milyar dolar olan rezerv, içerisindeki zorunlu karşılıklar çıkarıldığında 45 milyar dolara düşüyor. İktisatçılar net döviz rezervinin bir ülkenin 4 aylık ithalatını karşılaması gerektiğini söyler. Aylık 20 milyar dolar ithalatımızı sadece iki ay karşılayacak dövizimiz var. Döviz çıkışı olduğunda bu rezervler kullanılıyor. Giriş azaldığında ve çıkış başladığında mevcut cari açık, bütçe açığı ve tasarruf oranıyla dayanabilmemiz mümkün görünmüyor. 2013’te Çin borsası yüzde 10, Hindistan ve Brezilya borsaları yüzde 20 düştü. Rupi dolar karşısında yüzde 30 değer kaybetti. Tüm dünyada dolar ve avro yerel para birimlerine göre değer kazandı. Bu olumsuz tablo sadece ülkemizde değil, tüm gelişmekte olan ülkelerde var fakat onların cari ve bütçe açıkları bizimki gibi büyük değil. Bugüne kadar açıklarımız sıcak para ve kredi ile finanse oluyordu ama artık bolluk dönemi geride kaldı. Zaten ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan doların kıt olacağı bir döneme gireceğimizi belirtirken, TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi de ‘Bolluk dönemi bitti, önümüzdeki dönem zor, yeni bir ekonomik program ve yeni bir bakış açısına ihtiyacımız var’ diyor. Devletimiz de bunun farkında ve uyarılarını yaptı.

-Etkili oldu mu uyarılar?

Çin gibi ülkelerin yavaşlaması dünya emtia fiyatlarını düşürdü. Altın fiyatları taban yaptı, petrol fiyatını yüksek tutmak için Güney Sudan, Mısır, Suriye, Libya ve Irak gibi ülkelerdeki krizler derinleştirilmeye çalışılıyor, yoksa petrol fiyatları da 80 dolar seviyelerine gerileyebilir. Hâl böyle olunca emtiaya dayalı Rusya, Brezilya ve Güney Afrika gibi ekonomilerin ihracat gelirleri düşüyor. Sıcak para girişi azalan, ihracat geliri düşen ve katma değerli üretim yapamayan, tüketerek büyüyen ekonomi olma alışkanlığı ile ihracatımız 150 milyar dolara çakıldı kaldı. Daha ileriye gitmekte zorlanıyoruz.

-Neden zorlanıyoruz?

100 birim ihracatımızın sadece 3 birimi yüksek katma değerli ürünlerden oluşuyor. Dışarıdan gelen yatırımlar da sanayi ve üretim yatırımı değil, portföy yatırımı olarak geliyor. Ülkemizde 140 milyar dolarlık dış yatırımın 50 milyarı borsada, 70 milyarı bono ve tahvil piyasasında, 20 milyar doları ise mevduatta. Bu sermayeyi ürkütecek ve ülkeden çıkışına sebep olacak tavır, eylem ve kararlardan uzak durmamız gerekiyor. Zaten dünyada bu sermayenin gitmesi için çok anlamlı ekonomik gerekçeler ve güvenli limanlar var. Gelişmiş ülke piyasaları iyi kazançlar ve yüksek beklentiler vadediyor. Beklentiyi satın alıp gerçekleştiğinde satan bu sistemi ürkütmememiz gerekiyor. Gezi olaylarında çok adı geçen “faiz lobisi” gerçekte yok. Gezi iddianamesinde de adı geçmiyor. Altı aydır yapılan incelemelerde manipülasyona ve spekülatif bir işleme rastlanmadı. Yatırımcıların alım satım kararları serbest piyasa koşullarında ve kanunlar çerçevesinde olmuş. Bir suç dahi yokken yabancı yatırımcıyı dışlayıcı açıklamalar yapmak ülkemizin menfaatine değil.

-2014 yılı tahmin ve beklentileri nasıl, ümitvar mı?

2014’te sağduyulu, serinkanlı ve barışçı olmamız her zamankinden daha menfaatimize olur. Cari açık, bütçe açığı ve düşük tasarruf gibi problemlere ek olarak yabancı sermaye girişinin azaltılması, çıkışının tetiklenmesi, keyfî ve siyasî incelemeler ile yerli yatırımcıların bile ürkütülmesi yapılabilecek en büyük yanlışlar olur. Mart sonu seçimin olduğu ve erken seçimlerin konuşulduğu bir ülke zaten birçok yeni riske gebedir. Yatırımın ve üretimin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan keyfî ve amatörce uygulamalar yarar sağlamaz. Eleştirileri dikkate almalı, faiz lobisi, dış mihrak gibi boş argümanlarla yatırımcıyı kaçırmamalıyız. Komünist bir parti idaresinde Çin yılda 70 milyar dolar yabancı yatırım çekerken biz yerimizde sayarsak büyük fırsatları kaçırır ve 2023 hedeflerimizin çok gerisinde kalırız.

-Ekonomi yönetiminin alacağı pozisyon nasıl olmalı?

2014 dengelerin değiştiği, eski ekonomik modellerin işe yaramayacağı ve tüm dünyada istikrarsızlığın biraz daha tırmanacağı bir yıl olabilir. Bu esnada serinkanlı ve ekonomi odaklı bir siyasi ve bürokratik yapı ile daha kârlı oluruz. Türkiye’de bu siyasi ve bürokratik altyapı fazlasıyla var. Sayın Ali Babacan ve diğer ekonomi bürokrasimiz dünyaya örnek olacak çalışmaları yıllardır yapıyor ve tekrar yapabilir. Bunun için güçlü bir irade ortaya koymalı, ortak paydaları güçlendirmeli, ötekileştirmekten vazgeçip birleştirici bir üslupla içte ve dışta kucaklaşmalıyız. Yüzde 7 büyüyen Çin’in borsası yüzde 10 düşüyorken, Brezilya gibi bizden çok daha iyi durumdaki ülkeler büyük kayıplar yaşıyorken bizim hiç kayıp vermeyeceğimizi düşünmek aşırı iyimserlik olur.

-Son dönemde ülkemizde üretime gelen yabancı yatırımlar var mı?

Son dönemde genellikle kaçırdığımız yatırımları konuşuyoruz. Alman Volkswagen’in 2 bin kişiye istihdam sağlayacak 1 milyar avroluk yatırımını Polonya’ya kaptırdık. Katarlılar, Afşin Elbistan kömür sahasında birçok yatırım vaadiyle geldiler ama çekildiler. Üçüncü havalimanı mayısta ihale edildi ama hâlâ bir ilerleme yok. Çılgın proje dedik ama hiçbir gelişme göremedik. Bu çalkantılı ve negatif giden son dönemde Azeri petrol şirketi Socar, İzmir Aliağa’ya rafineri yapma kararı aldı. 6-7 milyar doları bulan peyderpey yapılacak bu yatırım Azerilerin samimiyeti ve bize olan güveninin de önemli bir göstergesi.

-Yabancı yatırımcı yeni bir ülkeye giderken nelere dikkat ediyor?

Dikkat edilecek çok faktör var. Öncelik büyüme ve enflasyondan ziyade şeffaflıkta. Kamu ve vergi reformu ile şeffaflık da etkili. Enflasyon çift haneliyken bile ülkemize çok yatırım geldi. Bunlar o dönem yapılan kamu ve AB reformlarının, demokratikleşme adımlarımızın faydalarıydı. Bugün, AB bakanımızın AB’ye çok ağır hakaretler ettiği, Başbakan’ın “Bizi Şangay İşbirliği’ne alın” dediği, komşularımızla bol sorunlarımızın olduğu ve dünyada gitgide itibarımızın düştüğü bir ortamda yabancı yatırımcının ilgisi de azalıyor. Rüşvet ve yolsuzluk güveni zedeliyor. Yatırımcı rüşvet istenmesinden ve işlerinin zorlaştırılmasından endişe ediyor. Rüşvet hazineden çıkmasa bile hazineye, ülkeye zarar veriyor.

-Kriz ortamında ekonomik dengeler korunabilir mi?

Günübirlik tartışmalar ve siyasi krizler olsa da hiçbir devlet sürekli krizle yaşamaz. Devlet geleneği, sivil toplum, akil insanlar devreye girip krizleri çözerler. Ancak krize rağmen ev ödevlerini yapmazsanız sınıfı geçemezsiniz. Türkiye 16. büyük ekonomiydi ve 18. sıraya geriledi. Bu gidişle 2023’te hedeflediğimiz 10. sıra ve 500 milyar dolar ihracat sadece hayal olur. Hatta hızla toparlanmazsak ilk 20’de kalmamız bile zor. Şu anda ÖTV zamlarıyla bütçe açığını kapatmaya çalışırken büyümeyi değil enflasyonu artırıyoruz. Bu yüzden Gezi de, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu da, dünyadaki değişimler de o günlerdeki kurlara ve borsalara etki eder ama kısa, orta ve uzun vadede ülke ekonomisinin problemi bu değildir. Hukuk işliyorsa, mahkemeler çalışıyorsa, şeffaflık varsa, adalet suçluyu cezalandırabiliyor ve herkes işini yapıyorsa bu tip toplumsal olayların etkileri çok sınırlı olur hatta o ülkeye güven artar. Amerika’da 2001 yılında Enron skandalı oldu. Dünyanın en büyük enerji şirketi muhasebe hileleriyle zararını gizledi. Hiç kimse Enron bizim en değerli şirketimiz, biz bunu örtbas edelim demedi. Herkes yargılandı, ceza aldı. Böyle durumlarda genelleme yapmadan, masumiyet karinesine dikkat ederek yargı ve adalet işini yapmalı. İşler böyle yürüse ürken sermaye daha çok parayla ülkemize gelecektir. ‘Değerli yalnızlık bize yeter, büyük Türkiye kendi kaynaklarıyla kurulacak’ gibi çocukça söylemler bu toplumda karşılık bulmamalı. Bunlar İttihatçıların hayalleriydi. Üzerinden 100 yıl geçti ve koca bir cihan devletini çökertmekten başka bir işe yaramadı. 3-5 maceraperest paşanın birçok milleti ne hâle soktuğunu görüyoruz.

-2014’te ne gibi riskler var, nasıl tedbirler almalıyız?

Türkiye’nin yoluna dünya ile beraber devam etmesi gerekiyor. Gelişmiş, demokratik, müreffeh ülkelerle aynı kulüpte yer alarak gelişmesini hızlandırabilir. Bizim menfaatlerimiz, bizim değerlerimiz ve duruşumuzla dünya barışı, huzuru ve refahına katkı sağlayacağız. Reaksiyoner tavır ve politikalarla bir yere gidemediğimizi görüyoruz. Bizim akl-ı selime, kalb-i selime ve ferasete ihtiyacımız var. Bu vasıflar yöneticilerimizde, insanımızda ve kültürümüzde ziyadesiyle var. 2014’te işletmelerimizi kur riski, faiz riski ve birçok belirsizlikler bekliyor. Ülke olarak şu anda yapmamız gereken omuz omuza verip yeni bir kalkınma hamlesi ile güzel bir ekonomik gelecek inşa etmeye çalışmak. Rakiplerimizin hızla güçlendiği, sadece rasyonel argümanların geçerli olduğu, asıp kesmenin bir işe yaramadığı günümüzde ekonomisi güçsüz olan devletler ciddiye alınmıyor.

Etiketlendi:

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: