Günlük arşivler: Ocak 4, 2014

AK PARTİ DOSYASI /// TAYYİP ERDOĞAN : Tır olayı 7 Şubat’ın devamıdır

Dolmabahçe’deki toplantıya katılan gazeteci Ersoy Dede Başbakan Erdoğan’ın basına kapalı bölümdeki açıklamalarını aktardı.

Başbakan Erdoğan, Mersin’de durdurulan ve içinde silah olduğu iddia edilen tırla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Dolmabahçe’de gazetecilere konuşan Erdoğan, "Tır olayı 7 Şubat’ın devamıdır. Her ikisi de paralel devletin işidir" dedi.

Dolmabahçe’deki toplantıya katılan gazeteci Ersoy Dede Başbakan Erdoğan’ın basına kapalı bölümdeki açıklamalarını aktarıyor:

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan:

– Tır olayı MİT Yasası’nın 26. maddesine göre yasaldır

– Yargı üzerine vazife olmayan bir şey yapmaya kalktı

– Tır olayı 7 Şubat’ın devamıdır. Her ikisi de paralel devletin işidir

– Yasin El Kadı, Türkiye’yi seven, dindar, yatırım yapmak isteyen Suudlu bir işadamı.

AK PARTİ DOSYASI /// Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç : Hükümeti yıpratmak isteyen ü çüncü güçler var

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Japonya’da yayımlanan 3 milyon tirajlı Nikkei gazetesine görüş bildirdi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Japonya’da yayımlanan 3 milyon tirajlı Nikkei gazetesine görüş bildirdi.

Gazetede, Arınç’ın 6-8 Ocak arasında Japonya’ya yapacağı seyahatte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a eşlik edeceği belirtildi.

Arınç, Nikkei gazetesi için yaptığı konuşmada, yolsuzluk operasyonun ekonomiye yansımalarına ilişkin iddialar hakkında, "Her şey hükümetin kontrolü altında. Yatırımcıların endişe edecekleri hiçbir şey yok" dedi.

Hükümet tarafından savcılığa baskı uygulandığına dair iddiaları reddeden Arınç, kamunun da üstlendiği inşaat projeleriyle ilgili soruşturma haberlerine ilişkin ise "İhalelerde usulsüzlük yok" diye konuştu.

Hükümetin 4 ayrı kamuoyu araştırma şirketine anket yaptırdığını dile getiren Arınç, "Destek oranımız yaklaşık yüzde 52 ve geçen yıl haziranda meydana gelen protestolar ve bu seferki yolsuzluk iddialarından hiç etkilenmedik" değerlendirmesinde bulundu.

Gazete, "yolsuzluk iddialarının arkasında savcılık makamına sızmış Gülen hareketi ile Başbakan Erdoğan arasındaki sert mücadelenin olduğuna dair haberler çıktığına" da yer verdi.

Arınç, bu iddialarla ilgili, "Seçimlerden önce Gülen hareketi ile Hükümeti karşı karşıya getirerek, Hükümeti yıpratmak isteyen üçüncü bir taraf var" ifadesini kullandı.

"Gülen hareketi ile Hükümet arasında sorun yok" değerlendirmesinde bulunan Arınç, "Hareketin destekçileri AKP’ye inanır ve seçimlerde de bize oy verir" dedi.

Açılan soruşturma nedeniyle hisse senedi piyasası, devlet tahvilleri ve Türk lirasına gelen satışlarla oluşan maliyete ilişkin de Arınç, "Yaklaşık 100 milyar liranın üzerinde" dedi.

Arınç, AK Parti’nin hedeflediği yeni anayasa ve cumhurbaşkanının yetkilerinin artırılmasıyla başkanlık sistemine geçme konusunun, 2015 genel seçimleri sonrasında tekrar ele alınabileceğini kaydetti.

YeniŞafak yazarı İsmail Kılıçarslan’dan gündem yaratacak yazı : Mehdi burada, Mesih de biraz dan gelir

YeniŞafak yazarı İsmail Kılıçarslan’dan gündem yaratacak yazı

Mehdi burada, Mesih de birazdan gelir

18 Kasım 1978. Bir ‘modern cult’ olan Halkın Tapınağı hareketinin kurucusu olan Jim Jones, medya baskısından bunalıp cemaatini Amerika’dan Guyana’ya taşıyalı neredeyse bir yıl olmuş. Son birkaç aydır durmadan ‘toplu ölüm provası’ yaptırıyor müritlerine.

O akşam, ‘görev artık bizden alındı’ cümlesiyle başlıyor konuşmasına. Cemaatte keskin bir şaşkınlık söz konusu… Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyor herkes. ‘Hayır, bizi bırakamazsın, görev bitemez’ çığlıkları yükseliyor. Aldığı ilaçların etkisiyle kafası bi milyon halde olan Jones, ‘söz, başka bir yerde buluşacağız. Ölüm şereftir. Bu, bugün ölecek herkes için büyük bir gösteridir’ cümleleriyle bitiriyor ‘vaaz’ını.

Bu ‘vaaz’ın ardından, aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu 900’den fazla mürit, siyanür ve başka yöntemlerle topluca intihar ediyor. Kafasına tek kurşun sıkan Jim Jones dahil.

Bu, burada bir dursun.

Uzaktan uzaktan meraklısıyım bu ‘modern cult’ denen tuhaf akımların. Binlercesi var bu ‘gelenek dışı ve tek adam tarafından yönetilen’ yeni dini hareketlerin.

Genellikle Hıristiyanlıktan bozma olarak karşımıza çıkan bu tip oluşumların, Budizm, Hinduizm ve hatta İslam gibi dinlerden bozulanları da mevcut elbet.

Bir ‘modern cult’ın olmazsa olmazları var. Bunlardan ilki ve en önemlisi ‘siz nereden bileceksiniz ki’ cümlesi. Hakikati, olması gerekeni ve olacakları sadece ‘oluşumun manevi lideri’ bilir. Oluşumun lideri, cemaat içerisinde oluşturduğu ‘havas’a bilmeleri gereken hakikatleri, gerektiği kadar anlatır. Cemaatin tabanından beklenen ise ‘kayıtsız şartsız itaat’tir. Çünkü zaten ismet sıfatıyla mücehhez olan liderden küçücük bir hata bile sadır olmaz.

‘Kendilerine gömülü’ olmayı ve kibri çok sever bu tip oluşumlar. ‘Diğerleri’ ya böcektir, ya da görevi/hizmeti engellemeye çalışan düşman. Kendilerinden başka hiç kimsenin hiçbir önemi yoktur. Kendilerinden başka insanların yaptığı şeylerse tamamen batıldır. Çünkü zaten en baştan ‘görevin/hizmetin gerektirdiği o eşsiz donanıma’ sahip değillerdir. ‘Diğerleri’, hakikati, görevi, hizmeti anlamaya yanaşmayan kalın kafalı insanlardır. Kendileri ise ‘kurtuluşa kesin olarak erişmiş zümre.’ Bu konuda tek bir tereddütleri yoktur.

Görev/hizmet işi ise her oluşumda değişse de, mutlaka mevcudiyetin devamı için yaşamsal bir önemdedir. Bu görev bazen ‘kıyameti yakınlaştırmak için uğraşmak’, bazen ‘dinleri birleştirmek’, bazen ‘okul açmak’ bazen de ‘tarla sürmek’tir. Görev/hizmet için her türlü araç, zaten amacın bizatihi kendisi olmuştur. Değil mi ki amaç kutsal ve yaşamsaldır, araç da kutsal ve yaşamsaldır. ‘Kutsal amaç’ için her türlü günahı rahatlıkla işleyebilecek bir zihinsel yapıları vardır.

‘Takiyye’, standart prosedürdür. Değil ‘dışarıdaki aldanmışlara’, kendi içlerindeki ‘avam’a karşı bile takiyyenin dibini bulurlar.

Bu tip oluşumların dünyadaki neredeyse bütün örnekleri ‘şehre yakın bir kırsalda’ konuşlanırlar. Çitlerle çevrili, iyi gözetlenen, iyi korunan yerlerdir buralar.

Bir de, bu oluşumların hemen hepsinde ‘uzay’ ve ‘uzaya dair kavramlar’ dolaşımdadır sürekli. İspat edemem, ancak bunun ‘büyüklük ve üstünlük iddiası’ ile bağlantılı olduğunu düşünürüm hep.

Gelelim lider prototiplerine. Genellikle hitabetleri ve insan ilişkileri çok etkili, etraflarındaki müritler/bağlılar tarafından ‘manevi etki alanı çok yüksek’ olarak konumlandırılan adamlardır bunlar. Pek çoğu psikiyatrinin konusudur. Kişisel yaşam öyküleri çok kayda değer değildir. Bir öğretmen, bir din adamı, bir çiftçi olabilirler. Ancak bu liderlere hayatlarının belirli bir noktasında mutlaka ‘görev/hizmet’ işi ‘manevi bir uyanışla’ verilmiştir. ‘Lider’, rüya ya da vahiy gibi kanallarla mutlaka tanrı ve peygamberlerle sürekli iletişim halindedir. Liderin bulunduğu ya da işaret ettiği yere gelen peygamberin, havarinin haddi var, hesabı yoktur. ‘Hatasızlık pozu’nun tamamını bu ‘bağlantı mavrası’na borçludurlar.

Bu yapılarda liderler o denli güçlüdür ki, tıpkı Jim Jones’un yaptığı gibi, tek işareti ile bağlılarına ölüm emri verebilirler. Hatta Jim Jones’un ‘mürted’ bir müridinin ifadesiyle ‘onu o kadar çok seviyor ve önemsiyordum ki anne babamı öldürmemi emretse gözü kapalı yerine getirirdim’ noktasına getirebilirler bağlılarını.

En önemlisi de şu bilgi sanırım. Bu tip oluşumlarda ‘mehdiyet’ ve ‘mesihyanizm’ olmazsa olmaz şarttır. Cemaatin lideri ya mesihtir, ya mesihin geleceği tarihe kadar görevlendirilmiş mehdidir, ya da mehdi müjdesidir. Ya da daha iyisi, hem mehdi müjdecisi, hem mehdi, hem de mesihtir. ‘O ipe tutunan’ kesin olarak kurtuluştadır. Buna inanmayanın ise vay haline.

‘Modern cult’ liderlerinin tarihte ‘ben mehdiyim’ diye bayrak açmış diğer hıyarlardan tek farkları bunu ‘son derece sofistike’ şekilde yönetebilme becerileridir. Ve evet, ‘mehdi’nin ya da ‘mesihin’ ölümlü olduğunun anlaşıldığı an ‘kristal küre’ tuzla buz olur genelde. Kendini ‘yeni bir lider üzerinden’ sürdürebilen ‘modern cult’, istisnaidir.

Ne diyordu Lebron James: ‘Mesihsen sadece kendi adamlarını değil, bizi de kurtar da mesihliğinin bir anlamı olsun bro!’

SAĞLIK DOSYASI : Esrar ile savaşan molekül !

Pregnenolone isimli beyin molekülü uyuşturucu maddelerin etkilerine karşı doğal bir korunma sağlıyor.

Fransa’daki INSERM araştırma merkezinden Vincenzo Piazza ve Giovanni Marsicano, beynin ürettiği "pregnenolone" isimli bir molekülün esrar gibi uyuşturucu maddelerin etkilerine karşı doğal bir korunma oluşturduğunu saptadı. Science isimli dergide yayımlanan ve hayvanlar üzerinde gerçekleşen araştırmaya göre pregnenolone, esrarın en etkin maddesi olan THC’nin önüne geçerek beyindeki CB1 isimli reseptörün harekete geçmesini engelliyor. Şimdiye kadar herhangi biyolojik etkisi olmadığı düşünülen pregnenolone isimli molekülün, esrara karşı doğal kalkan görevi yapacağı belirtiliyor.

Bordeaux kentindeki INSERIM uzmanları THC’nin CB1 reseptörü üzerindeki etkisinin, kişinin gıda tüketimi, metabolizması, kavramsal algılama ve haz alma süreci üzerinde görüldüğünü söylüyor. Eğer THC’nin CB1 üzerindeki etkisi fazlaysa bu hafıza ve motivasyon kaybı yaratıyor. Vincenzo Piazza, "İnsanlar üzerindeki klinik testlere bir yıla kadar başlamayı amaçlıyoruz" diyerek, testlerin başarılı olması halinde geliştirilen yöntemin esrar bağımlılığıyla ilgili ilk farmakolojik tedavi olacağını söyledi.

MK ULTRA PROJECTS : ELEKTROMANYETİK MİKRODALGANIN VE ZİHİN KONTROL TEKNOLOJİSİNİN ASKERİ KULLANI MI

ELEKTROMANYETIK MIKRODALGANIN VE ZIHIN KONTROL TEKNOLOJISININ ASKERI KULLANIMI

Dr. Armen Victorian

Lobster Magazine’den.

‘Bu zavalli iblisler istirap vermeyi ancak ruhunuzu kaybettiginizde durdururlar.’

Psikotronik Çag

Eski Sovyetler Birligi, Bati dünyasinda psikotronik olarak bilinen, enerji biliminde ve psiko-enerji teknolojisinde uzun bir programlar tarihine sahipti. Son zamanlara kadar, bu teknolojiyi temellendiren baslangiç çalismalarinin büyük çogunlugu Bati’da yapildi ve Sovyetler Birligi’ne kaçirildi. Yillarca Bati’nin bilimsel toplumu, Moray, Abrams, Hieronymous, Tesla, Dela Warr, Down ve Reich gibi kisileri çalismalarini önemsemeyerek, Sovyetler’e psikotronik silahlardaki durumlarini pekistirmek için en azindan 30 yillik bir öncelik verdi. Brejnew, 1978 SALT görüsmelerinde, ‘ insan aklinin kavrayabileceginden daha korkunç ’ silahlarin yasaklanmasini önerdiginde Baskan Carter’in önerilen sey hakkinda bir fikri bile yoktu.

Pandora Projesi

Moskova’daki Amerikan Elçiligi 1960 dan 1965 e kadar orada çalisan Amerikali personel arasinda, Amerikan Elçisi’nin daha sonra ölmesini de içeren, çok çesitli fiziksel ve zihinsel hastaliga neden olan elektromanyetik ve migrodalganin bir karisimi ile kusatildiginda, Amerikan yönetimi psikotronik gerçegine uyandi. Bir zamanlar Savunma Bakanligi’nin Bilim Danismani, simdi emekli olan, Dr. Stephen Possony bana dedi ki:

‘ Moskova ’daki elçinin ve diger çalisanlardan bir çiftin, lösemi nedeniyle orada ölmesinden sonra orada ne olduguna çok dikkatle arastirmamiz için ani bir emir geldi. Dev bir proje yürürlüge girdi. Bu tümüyle PANDORA Projesi olarak bilinen hale geldi ve bu CIA’ yi, Ileri Arastirma Proje Ajansi ( ARPA ) yi, Devlet Departmani’ni, Donanma’yi ve Ordu’yu da içeren TUMS, MUTS, ve BAZAR Projeleri gibi çok sayida paralel projeyi ihtiva etti. Bunlar yayilan Sovyet mikrodalgalarinin hayvanlar ve insanlar üzerindeki etkilerini incelemek için görevlendirildi. Sonradan ‘ Moskova Sinyaleri ’ olarak adlandirilan elektomanyetik sinyaller, Moskova’daki Amerikan Elçiligi’ni her gün hedefledi. Kisa ‘ S ’ ve uzun ‘ L ’ spektromda bu sinyaller bazilari rastgele olan gelisme örnekleri ile karmasik modülasyona sahipti. ARPA’nin 20 Aralik 1966 tarihli Çok Gizli notu bu projenin önemini gösteriyor. Tehtidin ne oldugunu belirlemek için Beyaz Saray, Birlesik Devletler Haberalma Heyeti ( USIB ) vasitasiyla, Devlet Departmani, CIA ve Savunma Bakanligi için de bir arastirma çalismasinin yürütülmesi için direktif verdi. Ulusal Programin koordinasyonu “ TUMS ” kod adiyla Devlet Departmani tarafindan yapildi. ARPA insan üzerinde düsük seviyeli elektromanyetik radyasyon etkileri bulunan potansiyel tehditlerden birisiyle ilgilenen tüm programin seçilmis bir kisminda temsil edilmekte ve bunun üzerinde arastirma yürütmektedir. Bu not PANDORA diye adlandirilan bu programdan elde edilen ilk sonuçlari özetlemektedir.

1976 yilinda Devlet Sekreteri Henry Kissinger Amerika’nin Moskova’daki Elçiligi’ne Moskova Sinyali ile ilgili çalismalarin sonuçlarini özetleyen asagidaki telgrafi gönderdi.

Konu: Radrasyon ve Ultra Yüksek Frekans ( UHF ) ve Elektromanyetik Tehlikeler 16 Nisanda AFSA baskani John Hemenway AFSA’nin yönetim kuruluna asagidaki raporu sunmustur. 1960 dan baslayarak Sovyetler Birligi Amerika’ nin Moskova Elçilgi’ne akli kaybettirmeyecegi hesaplanan fakat personel üzerinde psikolojik etkilere neden olan yüksek frekansli radrasyon huzmesi gönderdi. Sovyetlerin çalisan personelde ( en azindan 1960 a kadar ) basarmayi hesapladigi etkiler, (A) Kiriklik – keyifsizlik, (B) Sinirlilik – alinganlik, (C) Asiri yorgunluk – bitkinlik hallerini içermektedir. Bu zamanlarda Sovyetler neden olunan etkilerin geçici olduguna inandilar. Daha sonra bu etkilerin geçici olmadigi dogrulanmistir. Böyle radrasyona ve Ultra Yüksek Frekansli / Çok yüksek Frekansli ( UHF/VHF ) elektromanyetik dalgalara kesinlikle baglanan seyler: (A) Katarakt, (B) Kalp atisini etkileyen kan degismeleri, (C) Habis urlar (D) Dolasim proplemleri, ve (E) Sinir sisteminin sürekli gerginlgi. Birçok durumlarda, sonraki etkiler isin verildikten on yil veya daha uzun süre sonra asikar hale gelir.

1974 yilinda V. P. Kaznacheyev ispat etmistir ki, ölüm uzak bir mesafeden ultraviyole isinlar kullanilarak nakledilir. Ayni yilda, bir Çek mühendis, Robert Pavlita böcekleri uzak bir mesafeden psikotronik cihazlkar kullanarak öldürebildigini gösterdi. Amerikan Haberalma Servisinin raporuna göre Pavlita – güçlü ve kontrol edilemez heyecanlara, hastalik nöbetlerine, felce ve ölüme neden olacak kapasiteye sahip olan biri 320 km. digeri daha uzun mesafeden etkili olan iki psikotronik silah gelistirdi. O zaman Pavlita’nin psikotronik üreteçlerin yapimi konusunda 30 yilik bir tecrübesi oldugu rapor edildi. Benzer islerin delilleri Bati’da ortaya çikmaya devam etti.

1979 yilinda degisim programiyla Prag Üniversitesi’nde çalisan bir Amerikali biyofizikçi fazla bir süre önce dedi ki, “ Benim varmamdan hemen önce bir Dogu Alman yüksek lisans ögrencisi süper iletken dalga klavuzu ( büyük bir hassaslikla radyodalgalarini hedefleyen ve onlari siraya sokan ve sogutucu bir mahlutla sogutulan bir cihaz ) kullanan bir projede çalisirken öldürüldü. Asil sasirtici olan bundan sonra olandir. Sovyetler fizik laboratuarinin tüm duvarlarini yiktilar, sogutma cihazlarini, dalgaklavuzlarini ve diger donanim Çek- SSCB siniri yakinindaki bir kaleye nakledildi ” . Biyofizikçi dedi ki, “ Projeye yardim eden diger proföserlerden ögrendigime göre birkaç ay sonra Sovyet bilim adamlari bir kilometre ötedeki bir mesafeden keçileri öldürebilmisler ve keçilerin kafasinin görünüs açisina bagli olarak iki kilometreden fazla bir mesafeden keçilerde yanlis yönlenme ve kapasite düsüklükleri etkilerine neden olmuslardir ”.

Sovyet ‘ Agaçkakan ’ sinyali. ‘ Moskova Sinyali’nden sonra Amerika’da alarma neden olan ve ‘ Agaçkakan ’ sinyali olarak adlandirilan ikinci Sovyet aktivitesi ilk olarak 1975 in sonlarinda kesfedildi. Ülkedeki 21 MHz. de yayin yapan radyolarda toplanabilen bu yüksek frekansli sinyaller bir agaçkakanin çikardigi sesler gibi ‘ tak, tak, tak ’ seslerine haizdi. Bunlarin kaynaklarinin en sonunda Riga, Latvia’daki üç istasyonda izi bulundu. Yayilan sinyaller 7-7,5 Hz olan yerkürenin dogal zemin elektromanyetik alanindan 25-30 defa daha kuvvetli olabilmekteydi. Dünyadaki memelilerin beyni tabii olarak 7-7,5 Hz. lik frekansla yüklüdür. Fakat memelilerin %25 nin beyinleri Agaçkakan sinyallerinin 10 Hz. lik modülasyonlariyla etkilenebilir. Sira ile bu modülasyonlar dogrudan insan beynine yollanacak bir mesaj tipini tasimak için adapte edilebilirler.

Yayin frekansinda oldugu gibi yayinlanan pulsun karakteristiginde sik sik vuku bulan degismeler birilerine bunun uzaktan kontrol veya telemetri için kullanilabildigi fikrini verdi. Bununla birlikte Savunma Haberalma Servisi tarafindan toplanilan istihbarat gösterdi ki; ‘ Agaçkakan ’ Sovyetlerin – ufuk – radari ( OTHR ) üzerindeki gelistirmelerinin ilk tesebbüsleriydi. Ilk radar sitesi 1975 yilinda insa edildi. Atölye testleri basladi ve birkaç yil sürdü. Elektromanyetik sinyallerin Kutup Iyonosferi’nden geçerken zayifladigi ortaya çikti. Atilan 10 füzeden, radar yanlizca birkaçinin kesfini ( bulunmasini ) garanti eder. ‘ Agaçkakan ’, daha sonra Bilimsel Arastirma Enstitüsü ( N I I )’nin direktörü olan, bas tasarimci F. Kuzminsky’nin beyninin ürünüdür. Kuzminsky ile bir teknik bilim danismani olan Vladimir Ivanovich Markov arasindaki güç mücadelesi projeyi bir durma noktasina getirdi. Sistemin problemlerini açikca çözmesine ragmen, Kuzminsky Sovyet rejiminin destegini almayi basaramadi ve onun sistemi asla tamalanmadi.

‘ Agaçkakan ’ sistemi üzerine DIA’ nin raporu bir ‘ silahlar sistemi ’ olarak Kuzminsky’nin çalismasina defalarca atifta bulunmasina ragmen, simdi ‘ agaçkakan ’nin insan beynini bozmak için düsünülerek tasarlanmadigi açiktir. Bunun henüz kesfi üzerine, bunun ‘ dünyanin iklimini kontrol etme veya SSCB disindaki insanlarin üzerinde fiziksel ve psikolojik etkiler yaratmak için ’ bir araç olacagi farzedildi.

Benzer mesnetler simdi Amerika’da Alaska’da insa halinde olan Amerikan Savunma Bakanligi’nin HAARP programina atfedilmektedir.

Savunma Bakanliginin Programlari

Arkadan yetismeye çalisan Amerikan Ordusu ve Donanmasi elektromanyetik, mikrodalgalar, radyo frekanslari v.s. üzerine yogun arastirma programlari baslatti. Bu programlarin çogu çok gizliydi ve hala öyle olmaya devam ediyor. Baslangicta gizli olmayan bazi bölümler 1970 lerin sonunda gizli hale getirildi. Bu programlarla ilgili alanlar nerede ve ne zaman varsa CIA oraya ayagini basti ve bunlari fonlayarak arastirmanin boyutlarini genisletti ve sonuçlarini paylasti. Kamu tarafindan yapilacak sorusturmalari önleyecek kanunlar getirildi. Bu programlarla mesgul olan akademik elemanlarin üniversite yetkilileri tarafindan sorgulanmasi önlendi. Egitim degerleri ve ahlak yersiz hale geldi. Benzer bir durum bazi Ingiliz Üniversiteleri’nin kampüslerinde de görüldü. Bazi deneysel programlarin sonuçlari sok ediciydi.

Çesitli askeri ve haberalma kuruluslarinin iyonlastirmayan radyasyonun ve mikrodalgalarin insan üzerindeki mümkün zarali etkileri konusunda süpheleri vardi. Savunma Haberalma Servisi, CIA ve Ordu, eski Sovyetler Birligi tarafindan yapilan ilerlemeleri ve onlarin uydularini yillarca gözlüyordu. Elektromanyetik Frekanslar ( EMF )’nin ve mikrodalgalarin zarali etkileri üzerine istihbarat raporlarina ragmen, onlar gerçekleri kendileri tesbit etmeye çalismaya karar verdiler. PANDORA Programi neticede bir atlama tasiydi.Genisletilmis deneyler anlasma yapilan müteahhit kuruluslar vasitasiyla veya kendi laboratuarlarinda Ordu’da, Donanma’da, Hava Kuvvetleri’nde ve CIA’ da gerçeklestirildi.

Müteahhitler onlara gönülsüz insan deney standini tedarik ettiler. Bazi askeri anlasmalar oldukça tehlikeli çevrelerdeki çalismalari ihtiva etti. Bazilari hala böyle devam etmektedir. Bazi zamanlar, onlarin çalisanlari bunun farkina vardilar ve hala bunun devam etmesine izin veriyorlar. Iki ana sebep vardi: ( a ) karli anlasmanin maddelerine razi olmak; ( b) radyasyonun insan üzerindeki etkileri hakkinda veri toplamak. Seneler sonra habersiz kurbanlar tarafindan getirilen davalarin bollugu bir kez daha ciddi soruyu seslendirdi: son, araçlarin suçsuzlugunu ispatlayacak mi? Hepsinden sonra, çesitli durumlarda sorumlu olanlar gerçekten elektromanyetik alanin zararli etkilerinin farkina vardi ve hala gerçekleri kurbanlarindan ve çalisanlarindan kasden gizlediler. Birçok hayat kaybedildi, henüz kuruluslar ve onlarin müteahhitleri tarafindan hiçbir sorumluluk kabul edilmedi.

Amerikan Ordusu’nun elektromanyetige olan ilgisi iyi tayin edilmistir. Üç- Servisli Elektromanyetik Danisma Paneli ( TERP ) Amerika’daki üç askeri servisin hepsinin ilgilerini temsil etmektedir.

TERP’in 1990 durumlari ile ilgili anlayisini gösteren notu: AMAÇ:

Bu Üç – Servisli Panel, Iyonlastirici olmayan Elektromanyetik Radyasyon ( EMF )’ nin insan üzerindeki biyolojik etkileri üzerine yürütülen arastirma ve gelistirme çalismalarini yapan ve herbirinin genel ve kendisine özel gereksinmeleri olan askeri bölümlerin çalismalari arasinda görünür ve etkili bir koordinasyon saglamak için yeniden yapilandi ve imtiyaz verildi.

AMACA AIT:

a. Üç askeri bölüm için ortak olan iyonlastirmayan elektromanyetik radyasyonun biyolojik etkilerini ilgilendiren tibbi arastirma ve gelistirme çalismalarini ve her ayri bölümün göreve özel ihtiyaçlarini, teshis etmek ve periyodik olarak gözden geçirmek.

b. Askeri operasyon kuvvetlerinin, sistem gelistiricilerinin ve askeri bilimsel ve teknik toplulugun ihtiyaçlariyla ilgili tibbi arastirma ve gelistirmeleri teshis etmek.

c. Imkanlarin, malzemenin, personelin ve ihtiyaç duyulan arastirma ve gelistirmenin zamaninda ve etkili bir sekilde tamamlanmasi için ayrilan fonlarin koordinasyonu.

d. Iyonlastirmayan elektromanyetik radyasyonun insan üzerindeki etkileri üzerine devam eden arastirma ve gelistirmelerin bütün yönleri üzerine servislerarasi bilgi degisimini sürdürmek için islemleri gelistirme.

e. Üç askeri bölüm ile diger servisler tarafindan bu alanda yapilan arastirma ve gelistirmelerin koordinasyonu için islemler gelistirmek. TERP, Ordu, Donanma, Hava Kuvvetleri ve Deniz Sirketleri tarafindan seçilen asker ve sivilllerden olusan üç full-time gruptan mütesekkildir. Panel daha ileri tavsiye ve gelismeler için bilimsel toplumun temayüz etmis üyelerini düzenli olarak davet eder. TERP Savunma Sekreterligi Dairesi ( OASD )’ nin içindeki diger dairelere istisare heyeti olarak hizmet verir. TERP arastirmalarini orduyla sinirlandirmaz, ulusal arastirmalara karsi da aktif bilgisi vardir.

TERP’in arastirmasi 1990’ da genis bir alani kapladi. Örnegin, Ordu’nun nükleer olmayan elektro-manyetik pulslarin bioetkilerine ilgisi su gibi alanlarda çalisma ve arastirmayi baslatmistir:

Insan dozimetrisi ve maksimum yüksek pulslu elektromanyetik alanlarin biyoetkileri, ve çevresel nükleer-olmayan elektromanyetik hasar veri tabaninin gelismesi.

Bunlari basarmak için böyle alanlarin insanlar üzerinde sahip oldugu etkileri ögrenmek hayati önemdedir. Simdiden hem Avrupa’da hem de Amerika’da çok sayida sivil bu alanda yapilan gizli deneylerin hedefleri oldular, fakat onlar kendilerine yapilan bu yanlis muamelenin kaynagini teshis etmekte basarisiz kaldilar. Bunlarin kendi politikacilarindan ve Uluslararasi Af Örgütü ve Iskence Kurbanlarinin Himayesi için Tibbi Kurum gibi degisik uluslararasi kurbanlari destekleme kuruluslarindan destek almak için sarfettikleri çabalar bir sonuç vermedi.

Amerikan Hava Kuvvetleri * Milimetre dalga sistemi ile olusturulan gözle görülebilir hasarlar * Alçak mikrodalga bölgesinde ( S bandinda ) ki Yüksek Güçlü Mikrodalganin Biyoetkileri, üzerine arastirma yürütmekteydi. 27/28 Subat 1987 de, Teksas, Brooks Hava Üssü’ndeki Hava Kuvvetleri, Hava ve Uzay Tibbi Okulu’nda devam eden Üç – servisli Elektromanyetik Radyasyonu Istisare Paneli ( TERP )’in tutanaklari davranis kontrolüne verilen önemi gösterdi. Sayfa 2 de sunlari buluruz: ‘ Walter Reed Army Arastirma Enstitüsü ( WRAIR ) deki Radyo Frekansi Radyasyonu ( RFR ) davranis programi yüksek öncelikle müteala edilir.’

Her askeri servis tarafindan Los Alamos, Lawrence Livermore’da Sandia Laboratuari’nda gelitirilen, Yüksek Güçlü Mikrodalga ( HMP ) nin kullanilmasi herkesin bildigi bir seydir. 10-13 Subat 1986 da yapilan TERP toplantisiyla ilgili 18 Mart 1986 tarihli bir mektup isaret etmektedir ki, ‘ Ordu, Sandia Laboratuarinda gelistirilen 2,5 GHz.lik bir sistemin 3 Mart 1986 da teslimini isteyecektir.’ Yine ayni mektup isaret etmektedir ki, ‘Biyoilojik çalismalar göz, kalp ve davranis üzerinde israrla duracaktir.’ Savunma bölümü bu alandaki tibbi arastirmalarin pesini birakmamaktadir. TERP’in 1 Mayis 1989 tarihli toplanti tutanaklari, yararlanabilirlik, hayatta kalabilirlik ve Elektro-manyetik Isinlarin Etkileri Üzerine ‘ herhangi bir tibbi kriterin ’ arastirmanin neticesinde nihai rolü rolü oynamasini tavsiye etmektedir. Amerikan Donanmasi servislerin en ilgilisi gibi görünmektedir. Donanma Arastirma Bakanligi Dairesi ( OCNR ) tarafindan verilen elektromanyetik dalgalarin biyolojik etkileri üzerine programlarin listesi muazzamdir. Nisan 1989 da yalnizca fihrist bes ciltten olusuyordu.

Bu programlar, – Çok Düsük Frekans ( VLF ) li ve Çok Yüksek Frekans ( VHF ) li yayinlarin absorbiyon oranlarini tayin etmek için vücut akiminin kullanilmasi, manyetik alanlarin biyolojik etkileri, etkili elektromanyetik alan gözetiminin gelistirilmesi ve elektromanyetigin genler ve DNA üzerindeki etkilerinden, Elektro tasima – elektroportation – ( teleportation kelimesiyle anlamdas bir kelime ) gibi bilim kurguya benzer mevzulara kadar degismektedir. Bilimsel bir degeri bulunmayan bu çalismalarin maksatlari ve sonuçlari saldiri amaciyla kullanilmak üzere modifiye ( tadil ) edilirse bunun korkutucu neticeleri olabilecektir. Elektromanyetik Alan ( EMF ) teknolojisinin avantajini kullanarak, degisik haberalma servisleri müthis yetenekler gelistirdiler.

NSA, EEG den celbedilen potansiyeli uzaktan izlemek için gelistirilen teknolojilere büyük ilgi gösterdi.Böyle bir teknoloji gelistirilmeli mi, hedeflenen bir bireyin EEG si kodlanmali mi? Bu gizli servise yalnizca hadeflenen bireyin düsünce islemlerinin çalismasi imkanini vermekle kalmayip ayni zamanda bu hedeflerin karar verme islemlerinin düsünce örneklerini de etkileyebilir. Halihazirda ön ilerleme yapildi. Konusma güçlerini kaybetmis olan, zihnine tesir edilmis kurbanlara yardim etmek gayesiyle, Missuri Üniversite’sinden bir noropsikolog olan Dr. Donald York ve bir konusma patolojisti olan Dr. Thomas Jensen özgün beyin dalga örneklerindeki 27 kelime ve heceyi teshis etmeyi ve kodlamayi basardilar. Onlar, 40 kurbanda, bu EEG örnekleriyle hem konusulan kelimeler hem de sessiz düsünce kelimeleri arasindaki karsilikli iliskiyi kurabildiler. Onlar beyin dalga lugatiyla bir bilgisayar programi yaptilar.

Uzaktan Görüntüleme programlarinin tepesinde bulunan, CIA, Ordu ve DIA gibi birkaç haberalma teskilati uzaktan izleyen kisilerin EEG leri üzerine yogun çalisma baslattilar. Fikir, gözleyen kisiler tarafindan bilginin nasil elde edilecegini ve islemin tersine çevrilmesiyle, gözleyene verilen bilgilerin hedefi etkilemek için ona (hedefe ) geçirilip geçirilemeyecegini tahkik etmeye çalismakti. Los Alamos Ulusal Laboratuari ( LANL ) bu alanda genis arastirma programlari yürüttü.

Modern elektromanyetik saçilma teorisi, insan beyni vasitasiyla saçilan çok kisa pulsun, merkezi sinir sisteminin canlanma ( uyanma ) derecesinin güvenilir bir hesabini yapmak için kullanilabilecek yansitilan sinyallerle sonuçlanabilecegi, ümidini uyandirmaktadir. Bunun gerisindeki kavram; “ Uzaktaki EEG ” hareket potansiyellerini veya daha büyük sinir sistemi bölgesindeki hareket potansiyelleri toplulugunu saçmalidir. Maharetlerimizin nasil tesir biraktiklarini ve nasil hatirlandiklarini anlayacagimizi varsayarak bu kavrami bir adim daha ilerletmek ve diger bir bireyde bulunan bir deneyimi kopyalamak mümkün olabilir. Bir “ oradaydi – bunu yapti ” bilgi tabani saglama ümidi, uzmanlik egitimi için bizim yaklasimimizda devrimci bir degisim temin edebilir. Basarinin pekismesi zihni ürkütecektir. Son yillarda, öldürücü olmayan silahlar kavramiyla birlesen çok sayida zihin kontrol programlari gelistirildi. Böyle bir rol için adaylar arasinda bulantiya, kusmaya ve karninda spazma neden olan Çok Düsük Frekans ( VLF ) ile ve Radyo Frekansi ( RF ) ile birlesen infrases silahlari vardir. 1969 a kadar Fort Believer, Virginia’daki Amerikan Ordusu Hareketlilik Donanim Arastirma ve Gelistirme merkezi infrasonik sistemlerin insan üzerinde sahip olabilecekleri etkilerini detaylandirdi: Bu etkiler sinir sisteminin bozulmasindan ölüme kadar uzanmaktadir.

Kayitlar göstermektedir ki Los Alamos Ulusal Laboratuari 1994 te Amerikan ordusu Arastirma, Gelistirme ve Mühendistlik Merkezi ( ARDEC ) in destegiyle Migrodalga silahlarin tasarimi ve yapilmasi üstüne bir arastirma ve gelistirme programi yürüttü.

Bu silahlardan bazilari evvelce Amerikan servisleri ve bölümleri tarafindan Amerika’da ve Ingiltere’de gizli olarak kullanilmis olabilir.

Bundan baska, akustik ( ses ) jeneratörleri ( personele karsi ve malzemeye karsi), yüksek güçlü mikrodalga jeneratörler, sinir gerici ve telsiz sersemletici teknolojiler için Bilginin Hareket Özgürlügü dilekçelerimden, 1994 yilindan beri cevaplandirilmayan, bir tanesine Amerikan Savunma Departmani’ndan son zamanlarda gelen bir cevapta arastirdigim bilginin simdi, daha önceden bilnmeyen, Öldürücü Olmayan Silahlar Müdürlügü’nün sahasinda oldugu konusunda aydinlatildim.

16-17 Kasim 1993 te Amerikan Savunma Hazirlik Dernegi’nin destegiyle, Los Alamos Ulusal Laboratuari tarafindan organize edilen gizli bir konferansta, asagidaki konusmacilar yeni – öldürücü olmayan silahlar kavraminin bir bölümü olarak zihin kontrolünün degisik konulari üzerinde makaleler sundular:

Dr. George Baker ( Savunma Nükleer Ajansi – – simdi Savunma Özel Silahlar Ajansi, DSWA ): Radyo Frekans Silahlari – – çok çekici bir öldürücü olmayan tercih…

Dr. John Derring ( Bilimsel Uygulamalar Arastima Birligi – – SARA ): ‘ Akustik Teknolojisi ’.

Dr. Clay Easterly ( Oak Ridge Ulusal Laboratuari: ‘ Asiri Düsük Frekans ( ELF ) Alanlarinin öldürücü olmayan silahlara uygulanmasi ’

Ms. Astrid Lewis ( Birlesik Devletler Ordusu Kimyasal Arastirma ve Gelistirme Amiri ) ‘ Kimyasal / Biyolojik Anti-Terorizm’.

Birlesik Krallik’ta savunma meseleleriyle ilgili mikrodalga çalismalarinda rol oynadi. Kraliçe Elizabeth Koleji’nden Profösör E. H. Grant ve Dr. R. J. Sheppard bu alanda çalisiyordu. Grant Amerikan Hava Kuvvetleri, Sheppard ise Donanma tarafindan tayin edilen çok sayida is yapti. Grant, NATO Ileri Arastirma Grubu’nda sef bilim adami olarak çesitli konferanslar verdi. 1983-4 süresinde Sheppard, Amerikan Hava Kuvvetleri, Toory Arastirma Istasyonu ve GEC. Ltd. Sti. ile çalisiyordu. Savunma meselelerinde pulslanmis mikrodalgalarin kullanisi ile ilgili mevcut programlar hakkinda Genel Haberlesme Karargahi ( GCHQ ) na sordugum sorular, uzun bir aradan sonra, böyle programlarin çesitli üniversitelere teslim edildigi ve GCHQ’ nun bu konularda bagimsiz hiçbir arastirma yürütmedigi konusunda beni aydinlatan Vthe Yabanci ve Memleket Halki Dairesi ( Vthe Foreign and Commonwealth Office ) tarafindan cevaplandirildi.

Birlesik Krallik’taki Amerikan Üslerindeki Cruise mevzilerinin tepesinde Greenham Commen’da baris mücadelelerini silme, kadin baris mücadelecileri Amerikan Üslerinin disinda bir dizi bariscil protesto eylemi gerçeklestirdiler. 1985 in sonunda Greenham Common’ daki baris kampinda yasayan kadinlarda – degisik bas agrilari, menapozdan sonra zamansiz adet kanamalarindan – geçici felç nöbetleri ve hatali konusma koordinasyonuna kadar gelisen alisilmamis hastalik örnekleri görülmeye basladi. Iki tane de erken bebek düsürme olayi – besinci ayda – görüldü, elektromanyetik biyolojik silahlarin kullanildigi süphesiyle, yardim aradilar. Elektronics Todey dergisi birçok ölçüm yapti ve raporu Aralik 1985 de yayinladi. Raporun sonucu söyledir: Genis alanli bir sinyal güç ölçeri ile yapilan ölçümler, hastalik etkilerine maruz kaldiklarini iddia ettikleri bir zamanda, kadin kamplarinin birisinin yakininda zemin sinyal seviyesinde önemli bir artis oldugunu göstermistir.’ Kadinlar gürültü yaptiklari ve karisiklik çikardiklarinda, sinyallerin aniden yükseldigine isaret edilmistir.

10 Mart 1986 tarihli Guardian’ da ‘ Baris Kadinlari Üs ’de elektronik silmeden korkuyorlar, Gareth Parry demektedirki, Amerikan Ordusu’nun ( Greenham Common’da ), çitin çevresinin yakininda hareket eden bir insanin vücudundan radar dalgalarini sektirmek için oldukça yüksek bir frekansta çalisan, Üs Tesisi Emniyet Sistemi ( BISS ) olarak adlandirilan rahatsiz edici bir dedektör sistemi vardir. Amerikan Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Komisyonu’nun 1985 yili için Askeri Insaat Altkomisyonundan önceki bir oturumda, General Schnidel Greenham Common’da mikrodalga teknolojisinin kullanilmasi ihtimalini ima etti.

‘ Bizim operasyon mefhumumuz üsde bulunan en yüksek degerli kaynaklari korumaktir… Biz, garnizonda ve savas zamaninda tesisat mevzilendirildigi ve operasyonel hale getirildigi zaman bunun emniyetini saglayacak bir takim anlayisina sahibiz… Sistemin gereksinilen algilayicilar, çitler ve isikla tamamen techiz edilmedigi durumlarda insanlar bunun yetersizligini telafi etmek için görevlendirilecektir.’ ( eklenen siddet )

Mikrodalga emniyet sisteminin yerlestirilmesinden sonra, tesisi korumakla görevli Amerikan personeli sayisinda önemli bir azalma oldu. Bu emniyet yayilmasinin ölçüsü daha sonra Hava Kuvvetleri Karargahi Departmaninin 501. Güvenlik Polis Grubunun yil sonu raporu vasitasiyla dolayli olarak teyit edilmistir: ‘ Geerham Common nizamnamesi tatbik edildi, süper çitler insa edildi… ( eklenen siddet )

Greenham kadinlarinin bir mikrodalga silahiyla mi hedeflendikleri yoksa mikrodalga emniyet çitine uzun süre yakin durmalari nedeniyle mi radyasyona maruz kaldiklari açik degildir. Fakat Greenham’daki Amerikan yetkilileri böyle bir çitin tehlikelerine karsi protestoculari uyarmadiklari için ayni sey çok sik görülmeltedir. Iyonlastirmayan radyasyonun insan üzerindeki etkileri Amerikali yetkililer tarafindan iyi bilinmektedir.

Uzun yillar baris mücadelesi yapan ve Greenham Common’u sik sik ziyaret eden Kim Besly 30 Ekim 1986 tarihinde yazilan elektromanyetik radyasyon üzerine raporun sonucunda sordu, ‘ Biz “ çirkin bir kanit ” için üç nesil beklemek zorunda miyiz? ’

Peace ve Emergengy’ den Liz Westmoreland son zamanlarda bana Greenham Common’dan birkaç kadin baris mücadelecisinin degisik kanser tiplerinden istirap çektiklerini söyledi. Amerika’nin soguk savastaki bir muhalifinden ögrendigi dersi en yakin müttefiklerinden birisinin vatandaslari üzerine geçirmis olmasi mümkün mü?

Sessiz ses- Birçok kisinin isitmesi için beyinde sesler yani elektronik teknolojisinin yardimiyla insan zihnini degistirme ve/veya etkileme teknolojisi, batidaki özellikle Amerika’daki askeri ve haberalma teskilatlari tarafindan yürütülen çesitli projelerin ve programlarin konusu olmustur. Iste bazi örnekler:

Psiko – Akustik Projektör

Yaygin olarak bu açiklama mücadele durumlari sirasinda, düsmanda isitsel psikolojik karisikliklar ve kismi sagirlik üretmek için bir sisteme yöneltilir. Esasen yüksek bir yönlendirilmis huzme farkli güç çeviricilerin birlikteliginden yayilir ve bir gürültü, sifre veya konusma vuru sinyaliyle tadil edilir. Bulus degisik biçimleri faydali kilabilir, bir araca monte edilen hareketli yayicilari ve tesbit edilmis bir frekansa göre akustik huzmesini tadil etmek için

kullanilan vasitalari içerebilir.

Suur Degistirme Için Metodlar ve Sistem

Savunma Departmani degisik projeler ve programlar vasitasiyla evvelce bu teknolojiyi kazanmisti. Böyle bir programdan hülasa: ‘ insan suurunun durumlarini degistirmek için bir sistem; katli dürtülerin, tercihan degisik frekanslara ve dalga sekillerine haiz seslerin eszamanli uygulanmasini içerir ’ demektedir. Bir digerinden: ‘Arastirmacilar, hususi beyin dalga ritimleri göstermek ve bu vasitayla bireyin suur durumunu degistirmek için beyni tahrik etmek için bir sistemler çesidini kurdular’.

Sessiz Suuralti Mesajlari

Dr. Oliver M. Lowry, Amerikan Yönetimi için askeri ve haberalma dünyasinda Sessiz Ses Yayilma Spektrumu ( SSSS ), bazen de SQUAD olarak adlandirilan degisik gizli projeler yapti. Sistem Irak’ a karsi mevzilendirildi. ‘Esir alinan ve firar eden Irakli askerlerin söylediklerine göre, en fazla harap eden ve en fazla moral bozan programlama, ultra – yüksek – frekansli, “ Sessiz Sesler ” veya “ Sessiz Suuraltilar ” olarak bahsedilen suuralti mesajlarin yeni ileri teknoloji tipinin bilinen ilk askeri kullanimiydi. Insan kulagina göre tamamen sessiz olmasina ragmen, Psikolojik Operasyon ( Psy Ops ) psikologlari tarafindan isitsel programlamanin yaninda bulunan bantlara yerlestirilen olumsuz ses mesajlari, Irakli askerlerin suuralti zihinleri tarafindan açik olarak algilandi ve sessiz mesajlar onlarin moralini tamamen bozdu. Onlarin zihinlerine sürekli bir korku ve ümitsizlik duygusunu tamamen yerlestirdi.

Oliver Lowry bu sistemin daha teknik tanimini kendi patetinden veriyor:

‘ Içinde isitsel tasiyicilar olmayan, çok düsük veya çok yüksek ses frekansi sahasinda veya komsu ( bitisik ) ultrasonik frekans spektrumunda, bir sessiz iletisim sistemi arzulanan bilgi ile yükseltilir veya frekans modülasyonuna ( tadilatina ) ugratilir ve beyinde tahrik için akustik olarak veya titresimle yayilir. Tadil edilen (modulasyona ugrayan ) tasiticilar gerçek zamanda dogrudan nakledilirler veya dinleyici için tehir edilmis veya tekrarlanan yayinlar için, mekanik, manyetik veya optik ortamlarda uygun sartlarda kaydedilir veya saklanir.’

Özel bir dalga sekliyle modulasyona ugrayan ( tadil edilen ) 100 ile 10.000 Mhz. Araligindaki mikradalgalarla kafayi isinlayarak, bir insanin kafasinda ses hasil edilebilir. Dalga sekli frekans modulasyonlu patlamalardan ibarettir. Her patlama, birbiriyle çok siki gruplanmis on ya da oniki taneden olusan muntazam sirali pulslardan tertip edilmistir. Patlama genisligi 500 nanosaniye ile 100 mikrosaniye arasindadir. Puls genisligi 10 nanosaniye ile 1 mikrosaniye sinirlari içindedir. Patlamalar, kafasi isinlanan kiside isitme meraki uyandirmak için ses girdisiyle sik sik module edilirler.

EEG Klonlama

Korku ve zihin kontrolu teknolojisindeki en son gelisme, hedeflenen herhangi bir kurbanin veya gruplarin zihninin kontrolu amaciyla insan EEG sin i klonlamadir. Güçlü bilgisayarlarin kullanilmasiyla öfke, aci, endise, küçümseme, ümitsizlik, dehset, sikinti, kiskançlik, korku, hayal kirikligi, keder, günahkarlik, kin, ilgisizlik, kizginlik, merhamet, hiddet, pismanlik, gücenme, üzüntü, utanç, garez ve terörü içeren insani duygularin kisimlari teshis edilmis ve ‘ duygu imza kümeleri ’ olarak EEG den ayrilmistir. Bunlarin ilgili frekanslari ve genlikleri ölçülmüstür ve sonra muayyen frekans / genlik kümesi sentezlenip ve diger bir bilgisayarda biriktirilmektedir. Bu olumsuz duygularin her biri uygun bir sekilde ve ayri ayri etiketlenmektedir. ‘ Bunlar daha sonra Sessiz Ses Tasiyici frekanslara yerlestirilir ve diger bir insanda bazi temel duygularin ortaya çikmasi için tetiklenecektir.’

Kafasinda sesler duydugunu iddia eden, birçok zihin kontrol kurbaninin psikiyatrik yardima ihtiyaç duymasina yol açilmistir. Fakat eldeki kanit ‘ kafada sesler ’ üretmek için gerekli teknolojinin mevcut oldugu fikrini vermektedir. Benim burada tanimladigim sey muhakkak ki ordunun gelistirmis oldugu veya halen gelistirmekte oldugu seylerin bir kismidir.

Her akili insanin uyandirilmasi ve gerçeklerin teslim edilmesi bizim için önemlidir. Gerçek ‘ Mançuryali Aday ’ çagi simdiden buradadir. Verdigi destekler ve deneme yazisinda yer alan bazi bilgiler için, Resonance’den Judy Wall’a tesekkür ederim. Zihinleri degistirmek için ön lop lobotimisini tatbik eden ilk kisi Dr. Walter Freeman’dir. Freeman 3.500 den fazla lobotomi yürütmüstür. Lobotomi, bugün hala genis ölçüde Iskoçya’da ve Isveç’te kullaniliyor. Bilhassa V. P. Kaznachayev ve arkadaslari, ‘ Iki Hücre Grubu Arasinda Görülür Bilgi Aktarimi ’, Psiko-enerjik Sistem, Cilt 1, Aralik 1994 ve ‘ Iki Doku Kültüründen Olusan Bir Sistemde Farkli Hücrelerarasi Etkilesimler ’ , Psiko-enerjik Sistem, Cilt 1, Sayi 3, Mart 1996. Ölümcül Olmayan Silahlar kavraminin kurucusu olan John Alexander’in da bu konuya ilgisi kuvvetlidir. Uzak mesafeden hastaliga neden olan imkanlari inceleyen, degisik Amerikali arastirmacilarla yaptigi kaydedilmis konusmalarindan bazilari, benim Savunma Haberalma Servisi Raporum, DST-1805-387-75, ‘ Sovyet ve Çekoslavak Parapsikoloji Arastirmalari ’,1988 de verilmistir.

4 The Atlantic, Cilt 259, Mart 1987, sayfa…

Ticari radyo sistemlerinin yayinlarini bozan günes lekelerinin faaliyete geçtigi onbir yillik günes döneminin baslangicinda çalistirilmaya baslanan ‘ Agaçkakan ’ sinyalleri kendi zirve noktasindadir. Bunun, ‘ Agaçkakan’i günesin bu faaliyeti ile gizlemek için Sovyetler tarafindan yapilan bir tesebbüs mü yoksa Agaçkakanin etkilerini arttirmada günes faaliyetinin katalizör rolü mü oynadigi bilinmemektedir.

5 Savunma Haberalma Servisi Raporu, Sovyetler Birligi; Askeri Isler, 3 Mayis 1991, F. C. Judd, ‘ Rus Agaçkakani: Bu soyu tükenmis bir tür mü oldu?’ Short Wave Magazine Mart 1991.

Lawrence Livermore Ulusal Laboratuarlari ( LLNL )’in bu programinin bazilari insan zihnini etkileyen öldürücü-olmayan silahlarin gelistirilmesi için sarfedilen gayretlerle daha uyumlu oldugu görünse bile, acayip bir sekilde, LLNL’nin de ‘ Agaçkakan ’ ismi verilmis bir programi vardir. ( Lawrence Livermore ile muhtelif muhabereler Ingiliz Ordusu’nun üniversitelerdeki faaliyetleri üzerine daha fazla bilgi için Kampüs Baglantisi- – Kampüste Askeri Arastirma, Rob Evans, Nicola Butler ve Eddie Gonsalves, Ögrenci Kanada, Londra 1991 – -’na bakin.

Pensacola, Florida’daki Donanma Uzay ve Hava Tibbi Arastirma Laboratuari, Clam Lake’te SANGUINE Projesi’nde gerçeklestirdikleri deneyler sonucunda, SANGUINE anteninin, 45-75 Hz. araligindaki asiri düsük frekansli alanin manyetik bilesenine maruz kalmanin asiri alkol tüketiminde karsilasilana benzer bir strese yol açtigini tespit etti. SANGUINE Projesinde yapilan ölçümler Amerikan Donanmasi tarafindan bu makalenin yazarina verildi. Robert Becker, Cross Curents, Jeremy P. Tarcher Inc., Los Angeles, USA, 1990, sayfa 202 ye de bakin. Benim Open Eye sayi 3, 1995 te yayinlanan ‘ Robert Strom’un Öldürülmesi ’ isimli yazima bakin. Strom’un hikayesi, 5 Mart 1989 da David Aummel tarafindan yapilan CBS haberlerinin ‘ Altmis Dakika’sinda, ‘Strom Boeng’e karsi’ da verildi. TERP kuruldugu zaman 21 Temmuz 1980 tarihli ilgili muhtira, askeri temsilciler tarafindan imzalandi.

Uluslararasi Af Örgütü’nün Merkezi ve Iskence Kurbanlarinin Himayesi için Tip Kurumu ( the Medical Foundation For the Care of Victims of Torture ) ile olumlu sonuçlar vermeyen mektuplasmalarimiz oldu. Arsivimde, elektromanyetik araçlarla günlük iskencelere maruz kalan ve bazi durumlarda hala bu iskencelere maruz kalmaya devam eden, üstün zekali bazi kisilerin dosyalari vardir. Bugüne kadar hiçbir organizasyon bunun sorumlulugunu kabul etmemistir. Bunlarin kötü hali hiçbir kurbanlara destek organizasyonu tarafindan dinlenmemistir.

TERP’in toplanti Raporu, 1 Mayis 1989

Iyonlastirmayan Elektromanyetik Radyasyonun Biyolojik Etkileri, cilt XII, sayilar 1 den 5e , Aralik 1988; Donanma Arastirma Baskanligi Dairesi, Arlington,Virginia, Nisan 1989 da yayinlandi.

Bir bilim-kurgu tipi proje örnegi, 441k708-04 Proje kodludur.

Elektronakil ( Elektroportation ): Temel Mekanizmanin Teorisi – Ilerleme: nicel teori, iki tabakali zarin büyük elektrik pulsuna bagli olarak tersinir elektriksel çöküntüsünü ve küçük pulsa bagli olarak yüklerin alikonmasi ile pasif yüklenmesini basariyla tanimlar.

Bir nükleer arastirma merkezi olan Lawrence Livermore Ulusal Laboratuarlarindaki bilim adamlari, böyle seylerden nükleer silahin enerjisini tutabilen ve bunu elektromanyetik spektrumun daha düsük ucunun seçilme kismina odaklayabilen ve bu enerjiyi düsmanin beynini etkilemek içn kullanabilen beyin bombalari olarak söz etmektedir. Düsünce düsman askerlerine kendi izlerini ziyaret ettirecektir. ‘ The Atlantic, cilt 259, Mart ’

‘ Bir Infrases Sistemi ’ , B. D. Ordu Hareketlilik Donanim Arastirma ve Gelistirme Merkezi, Fort Believer, Va, 1969. ‘ Etkiler Insan ’ bölümüne bakin.

Yakinda çikacak olan kitabi, Gelecek Savas’ta – öldürücü olmayan silahlar kavraminin destekçilerinden, önde gelenlerinden ve kurucu babalarindan birisi olan – John Alexander bu yikici silahlarin iktisabini ve mevzilendirilmelerini mesrulastirmak için çalismaktadir. LA-CP-94-0061, Mikrodalga Silah Tasarim ve Icra Zarfi; B. D. Ordu Arastirma Gelistirme ve Mühendislik Merkezi ( ARDEC ), Picatinny Arsenal, New Jersy – tarafindan desteklenen is.

Yüksek Güç Mikrodalga Teknolojisi Konferansi ( Harry Diamond Laboratuari, Aldephi, Maryland, 1-3 Mart 1983)’na sunulan LA-UR-83- 150, ‘ Los Alamos Ulusal Laboratuari’nda Mikrodalga Ile Ilgili Çabalar ’

Deniz Kuvvetleri Sistemler Komutanligi vekili William A. Longwell’den yazara gelen ve 1994 te dosyalanan bir istekle ile ilgili 2 Ekim 1997 tarihli mektup. Inside the Air Force’daki ‘ öldürücü – olmayan Teknolojilerdeki önceligi tayin etmek için Pentagon: Hava Kuvvetleri programlari, tedarik ve politika olusturma üzerine gizli haftalik rapor-Cilt 5, sayi 15, Nisan 1994e bakin. Grant, saglik için tehlike yaratabilecek yerlerde mikrodalga kulesinin yerlestirilmesine müsaade etmek için Manchester Sehir Konseyi tarafindan verilen red cevabina karsi 1971 Sehir ve Kir Planlama Hareketi altindaki basarili temyizinde Mercury Haberlesme Ltd. Sirketi’nin baslica bilimsel sahidiydi. FCO’dan yazara mektup, 1993

Donanma Satih Silahlar Merkezi, USN’de çalisan bir bilimadami olan Eldon Byrd, mikrodalganin etkileri üzerine 1986 da verdigi bir konferansta sunlari söyledi: ‘ Biz dokularin, hücrelerin, organlarin ve bütün organizmanin davranisini degistirebiliriz… Laboratuar hayvanlarinda alti kat daha fazla cenin ölümlerine ve dogum kusurlarina neden olabilirsiniz ve bu manyetik alanlar öyle zayiftir ki bunlari güçlükle sezebilirsiniz… Genetik mühendisligi yapmak için sik sik uygulanan mikro-cerrahi teknikleri olmaksizin, ELF ( asiri düsük frekans ) li zayif manyetik alanlarla genetik mühendisligi yapabilirsiniz. Insan hücrelerinde ölümcül hastaliklarin nasil hasil edildigi ve bunlarin nasil iyilestirildigi bilinmektedir. Insanin beyin dalgalarini bir odanin içinde çok düsük bir manyetik alanla dolastirabilirsiniz.’ Yazar’in mülkünde teybe kaydedilen konferanslar

· Ön Rapor-Arka plan malumati

· Mikrodalga / Elektromanyetik Kirlilik: az bilinen bir tehlike

· Ekim 1986, güncellestirilmis Haziran 1988

· Besly 1996 da kanserden öldü.

· 30 Psiko- Akustik Projektör, Patent 3, 566,347, B. D. Patent Dairesi,

· 23 Subat 1971 31 32 33 Suuru degistirmek için Metod ve Sistem, Patent 5, 123, 899,23 Haziran 1992 tarihli

· 34 ‘ Yüksek Teknolojik Psikolojik Savas Orta Dogu’ya ulasti ’, Bülten, 23 Mart 1991, ITV ( Londra ) News Bureau Ltd.’’en. Newsweek 30 Temmuz 1990, sayfa 61

· 35 Sessiz suuralti Takdimi, Patent 5, 159, 703, B. D. Patent Dairesi, 27 Ekim 1992

· 36 Bu paragraf, ‘ Sentezlenmis Sessiz Beyindalga Demetleri TM ’, – Silent Sound Inc., 5188 Falconwood Court, Narcross, GA 30071, USA’dan alinan iktibaslarin bir tefsiridir.

DSS

MK ULTRA PROJECT : Duyu ötesi algılama ve zihin kontrolü

Duyu ötesi algılama ve zihin kontrolü

Soğuk savaş yıllarında, CIA, ABD Savunma Bakanlığı gibi kuruluşlar, Sovyetler Birliği’nin beyin ve davranış kontrolü gibi alanlarda ilerlediği düşüncesiyle, bu konularda araştırmaları destekleme kararı aldılar. Deneyler, çeşitli kimyasal maddeler, elektroşok tedavileri, hipnoz ve duyusal algıdan mahrum bırakma gibi teknikler üzerine yoğunlaşmaktaydı. Konunun asıl dehşet verici tarafı ise, deneklerin kendilerine yapılanların asıl içeriğinden habersiz olmalarıydı. Bir çok denek de kendileri üzerinde deney yapıldığından bile habersizdi.

Durumun farkına varan deneklerden bazıları davalar açmış, ancak çok azı kazanabilmiştir. Ayrıca, döneme ait belgelerin çoğunun yok edilmiş olması da kurbanların sayısı ve kimlikleri konusunu belirsiz bırakmaktadır.

Bu sayıda ise, açılan davaları, deneyleri savunanların gerekçelerini inceleyecek ve birkaç deney örneği daha vereceğiz.

Davalar Başarısız Oluyor

Peki bu denekler gerçekten "normal olmayan" insanlar mıydı? Çeşitli ilaçlara maruz bırakılan mahkumlar ve askerler tarafından açılan davalar pek mantıklı sayılamayacak nedenlerle art arda reddedildi. Çünkü hakimlere güre denekler, başlarına geleni her ne kadar ancak 1970 yıllarında tam olarak öğrenmiş de olsalar, deneyden hemen sonra yaşadıkları yan etkilerin ve düşlerin etkisiyle daha o günlerde "normal bir insan" olarak yasal destek aramaları gerekliydi.

Peki davalar açılan davalar neden başarısız oluyor? Bu soruyu en iyi kurban avukatlarından James Turner cevaplıyor: "Adı geçen soğuk savaş aşırılıklarının kurbanlarını hemen bilgilendirme-menin ve onlara tazminat ödememenin hiçbir geçerli mazereti olmaz… Kayıtlar yok olmuş, önemli tanıklar ölmüş, insanlar başka yerlere taşınmışlar… Bu yüzden ilaç deneme olaylarının kurbanı olan insanlar başka nedenlerden dolayı inandırıcılıklarını kaybederek bir de bu yüzden zarar görüyorlar.".

Deneyleri Haklı Gösterme Çabaları

Bu deneyleri haklı göstermek için öne sürülen gerekçeler, karmaşık casusluk temalarından, yabancı politikacıları küçük düşürmeye ve askeri personeli eğitmeye kadar pek çok konuyu kapsamaktadır. Kara Kuvvetleri, o sıralar, 3000 askeri, bir kimyasal silah olarak geliştirilen güçlü bir halüsinojen olan BZ’ ye mahrum bırakmıştı. İlaç, sinir sistemine bulaşarak, baş dönmesi, kusma ve hareketsizlik yaratıyordu. Binlerce kişi ayrıca, orduda sinir gazı, aşı ve panzehirlerin denediği Tıbbi Gönüllüler Programı’nda yer aldılar.

Konuşturucu

En eski davranış kontrolü deneyleri, "Chatter" (Gevezelik) Operasyonu adı altında 1947 tarihli bir Deniz Kuvvetleri projesinin bir parçası olarak uygulandı. "Düşman veya yıkıcı faaliyetlerde bulunan personeli sorgulamalarda konuştura-bilmek amacıyla, konuşmayı teşvik eden ilaçlar" araştırılmaktaydı. Sonunda bu proje terk edildi. Çünkü ilaçların tatları o kadar acıydı ki, deneklerin ilaç aldıklarını fark etmemeleri imkansızdı.

Ancak bu tür başarısızlıklardan ötürü cesaretini asla kaybetmeyen gizli psikoloji araştırma hızla gelişiyordu. İnsan Ekolojisi Araştırma Derneği’nin faaliyetlerini yöneten CIA psikologu, John Gittinger, konu ile ilgili olarak şunları söylüyor: "Baştan beri süregelen sorunlarımızdan biri de Sovyetler’ in üç metre boyunda oldukları ve davranışı etkilemek konusunda Sovyetler Birliği’nde görkemli projeler uygulandığı hakkında CIA ajanlarının ortaya attığı batıl inançlardı."

ABD Hükümeti Stratejik Kurulu’nun 1952 tarihli gizli bir incelemesi, davranış araştırması konusunda tam bir gündem sunmuştu. Bu incelemede, komünistlerin beyin yıkama tekniklerini "insanlığa karşı önemli bir tehdit" olarak gösterirken, bilim adamları da ilaç, elektroşok ve diğer teknikler üzerine "uzak ortamlarda klinik incelemeler"in yapılması gerektiğini vurguluyorlardı. Raporda, lobotominin potansiyeli üzerinde bile duruldu ve "Bu tür bir işlemi bir Politbüro üyesine uygulama olasılığı bulunduğunda, Sovyetler Birliği artık bizim için bir tehdit oluşturamaz" görüşü savunuldu. Diğer yandan, böyle bir cerrahi operasyonun "belirtileri saptayabilme olasılığının", onun kullanılmasında sorunlara yol açabileceği de vurgulandı.

Her ne kadar lobotomi deneylerinin uygulandığı konusunda elde her hangi bir kanıt yoksa da, pek çok garip ve izinsiz işlemin yapıldığı da biliniyordu. 1955 yılında, akıl hastalarının beyinlerine, LSD ve diğer ilaçların etkilerini ölçmek için, elektrotların yerleştirildiği Tulanne Üniversitesi’ndeki araştırmayı ordu desteklemişti. Başka deneylerde, gönüllüler, 131 saate varan süreler boyunca duyusal algılamadan mahrum bırakılarak, kapatıldıkları hücrelerde halüsinasyon görene kadar, sıkça beyaz gürültü (white noise) ve bant mesajları dinletilmişti. Amaç, yeni alışkanlıklar aşılanma olasılıklarını saptamaktı.

1972 yılı kadar yakın bir tarihte bile, Hava Kuvvetleri’nin, bugün hayatta olmayan Dr. Amedeo Marrazi tarafından yapılan araştırmaları desteklediği ortaya çıkarılmıştır. Bu araştırmalarda Missouri Üniversitesi Psikiyatri Enstitüsü ve Minnesota Hastanesi’nin psikiyatri hastalarına "ego gücü"nü araştırmak üzere LSD veriliyordu. Bunların arasında 18 yaşında bir kız hasta, üç gün süren katatonik bir komaya girmişti.

Duyu Ötesi Algılama Dahi Araştırıldı

Bu arada Gittinger, bazı araştırmaların oldukça saflık barındırdığını itiraf etti:"Duyu ötesi algılama ve o sırada insanların merak ettikleri bütün o saçma şeyleri öğrenmeye çalışıyorduk." Demekten kendini alamadı. Araştırmalardan birinde, soruları yanlış cevaplar verdiklerinde, deneklere elektroşok verilerek duyu ötesi algılama konusunda eğitilip eğitilemeyecekleri araştırıldı. Ancak "çoğu heyecan verici, ilginç ve uyarıcıydı. O zamanın şartlarına göre gerekliydiler." Diyen Gittinger bu araştırmaların yararında ısrar etti.

Hemen hemen başından beri MK-ULTRA davranış kontrolü programını yöneten bir diğer CIA görevlisi, Sydney Gottlieb, evini ziyaret eden bir gazeteci ile işini tartışmayı reddetti. CIA’ in davranış bilimleri konusunda, sadece temel işleri teşvik etmeye çalıştığını söyledi,. Ancak 1973 yılından sonra tekrar okula döndüğünü, 19 yıldır bir konuşma bozukluğu patologu olarak görev yaptığını ve son olarak bir hastanede AIDS ve kanser hastaları ile çalıştığını belirtti. CIA’ den ayrılmasından sonra geçen yılları ise "Şeytanlardan yana olmak yerine meleklerden yana olmayı seçtim." Diyerek özetledi.

İlkin Mekhrabov, Biltek Magazin’ in Yayın Kurulu’nda çalışmaktadır.

İletişim için: e-ileti: mekhilk

Kaynakça:

· Bilgimatik, Şubat 1994.

· http://www.parascope.com/

· http://homepages.lycos.com/MKULTRA_2/lypersonal/index

· http://www.netti.fi/~makako/mind/cameron

DSS

MIND CONTROL PROJECTS : MKULTRA, MKSEARCH, MKACTION, ARTICHOKE ve BLUEBIRD

MKULTRA, MKSEARCH, MKACTION, ARTICHOKE ve BLUEBIRD isimleri ile adlandırıldılar. Güvenliğin ana teması, toplum güvenliği olduğuna göre bu yapı taşını oluşturan ilk adım da insan öğesi olduğundan istihbarat ve güvenlik servisleri öncelikle bireysel risk’leri bertaraf etmek, dolayısıyla toplum güvenliğini sağlamak adına uzun yıllardan beri psiko-sosyal yöntemleri kullanmak adına bir çok araştırma yapmıştır.

Zira insan, ve insanı insan yapan en önemli unsur düşünmek olmasından ötürü zihin ve beyin faaliyetleri, fonksiyonları ve tüm iç dinamikleri, yıllardan beri tıbbın en önemli araştırma merkezi haline gelmiş ve halen bu konudaki çalışmalar dünyanın bazı önemli merkezlerinde gözlerden uzak şekilde devam etmektedir.

Gün geçtikçe iletişim teknolojilerinin değişmesi, nüfusun sürekli büyümesi ancak buna paralel istihdam ve gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi sebepler, ülkelerin ve pakt’ların güvenliğine yönelik risk ve tehdit algılamalarında da artarak gelişen bir değişme göstermiş, güvenliğe yatırılan harcamalar ise gerek fert bazında gerekse topluluklar bazında paralellik arzetmiştir.

Bütün bu ileri teknoloji cihazlara yapılan harcamalara rağmen organize suç organizasyonları ve terör grupları kaynaklı tehdit tam anlamı ile yok edilememiştir. Bunlara ilaveten, bazı gizli devlet destekli derin organizasyonların, demokrasi ve özgürlük yaftaları altında motiflenmiş, güzide gezegenimiz üzerinde kısmi ve mutlak hakimiyet kurma isteğine, bazı değerli yer altı ve yerüstü kaynaklara sahip olma amacını da eklerseniz siyaset sanatının nasıl keskin bir kılıç haline getirildiğini sanırım yaşayarak görmekteyiz…

“Para demek güç demek” diyen filozofun sözüne ekleyebileceğimiz tek şey, toplumları kontrol edebilecek tek mekanizmanın mükemmel bir siyasetin güçlü bir finansal kol üzerinde yürüyebileceğidir. ABD gibi bazı devletler buna iyi bir örnek olarak karşımızda durmaktadır. “Önce borçlandır, sonra iste” felsefesi, iyi bir siyaset ve teknoloji desteğinde her ülkeyi etkisi altına alabilecek önemli bir psikolojik yönlendirme unsurudur diyebiliriz.

BEYİN KONTROLÜ ve benzeri bazı görünmez silahlar, bireylere dikte ettirilen DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK gibi kavramlarla tam olarak ters düşmesine rağmen ne yazık ki bu tür silahlar, birey ve toplumların güvenliği gibi sebeplerden ötürü kullanılmaktadır. Aslında bu bir tezat olmasına rağmen, güvenlik servisleri, risk ve tehdit algılamaları prizmasına giren her türlü faaliyeti önceden haber almak dolayısıyla tedbir geliştirmek amaciyle bu tür teknolojileri bünyesinde uygulamaktadır.

Sizlere daha önceki yazılarımızda LSD ve değişik kimyevi ilaçların insan kobaylarda habersizce kullanıldığından bahsetmiştik. Buna ilaveten para-psikolojik deneyler, hipnoz gibi değişik psiko-metotlarda halen bir çok araştırma laboratuarında güvenlik ve haberalma amaciyle geliştirilmektedir.

İşin ahlaki ve etik yönü hakkında söyleyebileceğimiz son söz ise, bu tür teknolojilerin birey ve toplum güvenliği normlarından ayrılması ve bir menfaat silahı haline gelmesi durumunda oluşabilecek kaosu sanırım takdir edersiniz. Ayrıca bu tür teknolojileri ehil olmayan ve profesyonel olmayan kadroların kullanması durumunda bir ahlak erozyonu yaşanacağı da gayet açıktır. Geçmişte gerek ülkemizde gerekse başka ülkelerde halen hatırlanan bir çok örneği yaşanmıştır. Fakat biz en bilinenleri açıklarsak, NIXON ve WATERGATE skandalı, BM Genel Sekreteri Kofi ANNAN’ın dinlenmesi gibi örnekler verebiliriz.

Hukuki olarak ise söylenecek pek bir şey yok.

Nedeni ise, güvenlik ve haberalma servislerinin, birey özgürlüğünün çerçevesinin genişletilmesi ve takibin kat-i ve kesin prensiplere bağlanması, yasal prosedürün uzun ve meşakkatli olması gibi sebeplerden, izi sürülemeyecek yada delillendirilemeyecek sistem ve metotları kullanma yoluna itmiştir. Yani bir anlamda, görevi birey ve toplum güvenliğini sağlamak olan legal unsurlar, bu gibi durumlarda kendisine yakın duran veya rahatlıkla manipüle edebileceği MAFYA gibi unsurları eğiterek kullanma durumuna gelebilmektedir.

Bu tip işbirliği her alanda olabilir. Bu gibi durumlarda legalite-illegalite arasındaki çizgi son derece incedir. Haklı bir temele dayanan bir durumda kullandığınız metotlar nedeniyle bir anda suçlu durumuna düşebilirsiniz. Böyle durumlarda, bu tip mekanizmaları kullananlar zaman zaman başvurulan yönteme yani “haberimiz yoktu”, “bilgimiz yoktu”, “ilgimiz yoktu”, ”soruşturma devam ediyor” gibi klasikleşmiş söylemleri kullanırlar ve bazı durumlarda var olan delilleri dahi karartabilirler.

Böylelikle hem adli takip yapılması yada teftiş incelemesi halinde, organik bağ kurulmadığından maddi bir delil olanağı bırakılmamış olunur, hem de devlet sırrı kapsamına girecek uygulama ve önlemlerin deşifre edilmemesi sağlanmış olunur. GİZLİLİK VE KETUMİYET önemli bir prensiptir. Daha da önemlisi haberalma faaliyetlerinin mutlak surette en yüksek menfaatin sağlanması ve politikanın güçlü kozlarla yürütülmesi için önemli bir mekanizma olduğudur. Başka bir deyiş ile politika silah ise haberalma faaliyeti kurşundur !

Teknolojinin yenilenmesinden ötürü istenilen her lokasyondan dinlemenin rahatlıkla yapılabilmesi ve kullanılan personelin uzmanlaşması, ülkeler arası askeri ve stratejik işbirliği gibi nedenler, takibin niteliğinin değişmesine, coğrafi olarak genişlemesine yol açmıştır. DIG-INT, ECHELON, KEY-SMART, PROMIS, CARNIVORE, ENFOPOL ve başka amaçlarla kullanılan bir çok sistem bu network haberalma ağının parçalarıdır.

Günümüzde, uydu teknolojileri ile okyanus aşırı teknik takip yapılabilmektedir.

ZİHİN KONTROLÜ İŞLEYİŞİNE TEKRAR GÖZATALIM !!!

BEYİN YIKAMA VE GRİ PROPAGANDA

1 Haziran 1951’de komünistlerin “kişisel zihne müdahale” konusundaki başarılarından endişe duyan ABD, Kanada ve İngiltere’nin üst düzey askerleri ve haber alma subayları, tanınmış psikologlardan oluşan ufak bir grubu Montreal’deki Ritz Carlton Oteli’nde gizli bir toplantıya çağırdılar. O günlerde Sovyetler, tanınmış bir Macar karşıt-komünist olan Kardinal Joszef Mindszenty’e casusluk suçunu itiraf ettirmekle kalmamış, kitlelerin düşüncelerini kontrol etmekte önemli başarılar sağlamışlardı. Araştırmacılara göre, komünistlerin bu başarısı, karanlık bir bilimsel buluşun sonuçlarından kaynaklanıyordu.

Bir sonraki Eylül ayında, ABD’li bilim adamları, Kuzey Kore’deki Amerikan savaş tutsaklarının beyinlerinin yıkandığı konusundaki rapordan yola çıkarak, davranış değiştirme konusunda acil ve çok gizli bir araştırma programı önerdiler. ABD’nin zihin kontrolünde Sovyetlerle arasındaki farkı kapatmak amacıyla başlatılan çalışmaların bir parçası olarak ilaçlar, hipnoz, elektro-şok ve lobotomi incelenecekti. Massachussettes’ de zeka özürlü çocuklar ile yapılan deneyler ve hükümetin soğuk savaş deneyimlerinin binlerce Amerikalı’yı radyasyon tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığı konusundaki son bulgular, yeni Meclis soruşturmalarına neden olmuştu. Sonuçta, olası deneklerden gelecek görüşleri almak üzere, Enerji Bakanlığı tarafından açılan telefon hattı, adeta kilitlendi.

Ne var ki radyasyon olayı, binlerce insani kobay olarak kullanan deneylerin sadece bir bölümünü oluşturuyordu. İkinci Dünya Savaşının sonundan 1970’lere dek, Amerikan Enerji Komisyonu, Savunma Bakanlığı, askeri kuruluşlar, CIA ve diğer kuruluşlar, radyasyon, LSD, sinir gazi, elektro-şok ve uzun süreli “duyusal algılama mahrumiyeti” gibi etkileri incelemek için mahkumları, uyuşturucu bağımlılarını, akıl hastalarını, üniversite öğrencilerini, askerleri hatta bar müdavimlerini kullanmişlardı. Bazı kobaylar ne yaptıklarını biliyorlardı. Ancak bir bölümü, bir deneye konu olduklarından bile habersizdi. Komünizme karşı ölüm-kalım savaşı sürerken Amerika, araştırılmayan tek bir bilimsel olasılığın dahi ortada bırakılmasına kesinlikle göz yumamazdı.

Soğuk savaşın güvenilebilir bir ortama dönüşmesi üzerine, Enerji Bakanı Hazel O’Leary radyasyon deneylerin konusunda milyonlarca sayfalık belgelerin gizliliğinin kaldırılmasına karar verdi. Hükümet, bu garip ve bazen dehşet verici atomik deneylerin yüzlerce deneğine tazminat ödemeyi düşünüyordu. Ancak yönetimin uzun süredir, soğuk savaş kurbanlarına sırt çevirerek,uğradıkları zararlara karşı sorumluluk kabul etmediği de bir gerçekti. Clinton yönetimi de bu konudaki sert tutumun yumuşatılmasına ilişkin her hangi bir düşünce taşımıyordu. Bakanlardan Christine Varney, “İlaç konusunu araştırmıyoruz.

En azindan, baslangiçta radyasyonun insanlar üzerinde yaptigi etki üzerinde, o da sinirli olarak, yöneltmeliyiz. ” diyordu. Bugün, önceden bilgilendirilerek radyasyon uygulanan ve zarar gören binlerce kisi için tek ümit, Baskan Clinton veya Meclis’ in harekete geçip, soguk savasin unutulan malullerine tazminat ödemesidir. Hukukçulara göre, gizliligin sürdürülmesi ve Hükümet tarafindan çikarilan yasal engeller, soguk savas deney kurbanlarinin devlete karsi tazminat davasi açmalarini neredeyse imkansiz kilmistir. Meclis, Hükümetin gönülsüzlügüne ragmen, bütün soguk savas kurbanlarini için adalet armaya baslayabilir. Geçenlerde bu konuda oturum düzenleyen eski deniz piyadesi ve astronot Ohio Demokrat parti Senatörü John Glenn, “Söz ettigimiz sey sadece radyasyon degil. Hükümet deneylerinin sorun yarattigi tüm alanlarda, konuyu izlemek ve halki bilgilendirmek için her türlü çabayi göstermeliyiz.

Gerçekten zarar gören insanlarin durumu incelenmeli ve onlarin zararlarini karsilamaliyiz. Bu sart. ” diyor. Toksik kimyasal maddeler, davranislari etkileyerek zihinsel degisiklik yaratan ilaçlar, elektrosok “tedavileri” ile diger askeri ve CIA kaynakli deneylerden ötürü, hayatlari mahvolan insanlarin öyküleri, yaklasik 20 yildir bilinmekte.

Ancak, bunlardan sadece bir kaçi tazminat alabildi veya kendilerine neler oldugu konusunda bilgilendirildi. CIA’ in “kurbanlari bulup, onlara neler oldugunun saptama” konusunda verdigi söze ragmen aslinda herhangi bir yasal islem yapilmamistir. Clara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Profesörü ve Soguk Savas Zihin Kontrolü Arastirmalari uzmani Alan Scheflin, geçenlerde bir CIA sözcüsü kurulusun radyasyon deneyleri konusundaki dosyalari arastiracagini söyledi. Ancak diger insan deneylerini gözden geçirmek gibi bir planlarinin olmadigini belirtti. 1977 yilinda, bir Senato oturumunda, o zamanki CIA Baskani Stansfield Turner da, deneyleri “dehset verici” buldugunu söylemis ve CIA’ in deneye tabi tutulan insanlari bulacagina ve açiklayacagina dair söz vermisti. Turner, “bulabilecekleri herkesi bulduklari” konusunda israrli idi. Ancak 1980’li yillarda bir dava için CIA görevlilerinden alinan hizmet içi bildirimler ve yeminli ifadeler, kod adi MKULTRA olan CIA Zihin Kontrolü Programi’nda kullanilan yüzlerce denekten sadece 14’ünün bildirildigini ve bunlardan sadece 1’ine 15,000 Dolar tazminat ödendigini açiga çikarmakta.

Örtbas Çalismalari

MKULTRA belgelerinin büyük bölümü, 1973 yilinda o zamanki CIA Baskani, Richard Helms’in emri üzerine yok edildi. Kalan kayitlar ise deneylerin çogunda kullanilan deneklerin adlarini içermiyordu. Ancak yüzlerce kisinin, üniversitelerde, hapishanelerde, akil hastanelerinde ve uyusturucu bagimlilari rehabilitasyon merkezlerinde yürütülen ve giderleri CIA tarafindan karsilanan deneylere tabi tutulduklari açikça ima ediliyordu. Yine de bilgilendirme programi sorumlusu Frank Laubinger’in 1983 tarihli yeminli ifadesinde, “San Francisco Projesi disinda, kimseye açiklama yapilmasina gerek olmadigina karar verildi” ve CIA, üniversite kayitlarini arastirmak ve baska kurbanlari bulmak için hiçbir çaba harcamadi.

Öte yandan, 1983 yilinda yeminli ifadesinde, Amiral Turner “Bilgilendirme sayisinin düsüklügünün hüsran verici ” oldugunu, ancak kurulusun, olaya bulasan arastirmaci ve üniversitelerin adlarini açiklamamasi gerektigini savundu. Turner, “Içinde yasadigimiz dava açma meraklisi toplumda bunun en iyi yöntem oldugunu düsünüyorum” dedi. Bir baska gerçek de su ki, 1985 yilinda, kurulusun deney bilgilerinin açiklanmasini engellemek için Amerikan Federal yüksek Mahkemesi’ne basvurusu basarili oldu.

Deneylerden Örnekler

CIA, tarafindan yapilan en tüyler ürpertici deneylerden birisi hükümete karsi basarili bir dava ile sonuçlanan az sayidaki denemelerden birisidir: Dr. D. Ewen Cameron adinda bir Kanadali psikologun çalismasi. Cameron, 1950’li yillarda, psikozlu insanlari tedavi etmek için “aliskanlik çözme” ve “psisik güdüm” diye adlandirdigi bir yöntem gelistirmisti. 1957 yilinda, davranis kontrol arastirmasini desteklemek için CIA baglantili ve destekli Insan Ekolojisi Arastirma Dernegi’ne sundugu bir bagis basvurusuna göre, izlenen yol söyleydi: Belirli ve güçlü bir elektrosok yükleyerek, bir hastanin davranis aliskanliklarini yikma (aliskanlik çözme) ve bazi vakalarda sürekli LSD verme. Bunlarin ardindan, denege sürekli olarak tekrarlanan (haftanin 6-7 gününde, günde 16 saat) bir teyp kayit mesaji dinletiliyor ve bu arada duyusal algilamadan kismen mahrum birakiliyordu.

Cameron’in uygulamasi, “hastayi etkisiz hale getirmek” üzerine yeni bir teknikti ve bir felç ilaci dahil, çesitli yeni ilaçlarin denenmesini amaçliyordu. IEAD araciligi ile Cameron’a 60,000 dolarlik bir bagis saglayan CIA’ ye göre bunlarin beyin yikama ile benzerligi çok açikti. Depresyon, alkolizm ve baska sorunlarin tedavisi için Cameron’in müdür oldugu McGill Üniversitesi’ndeki Allan Memorial Enstitüsü’ne basvuran 9 hasta, 1979’da CIA’ e karsi bir dava açtilar. Hastalardan Rita Zimmerman, 30 elektrosok oturumu ve ardindan ilaçla saglanan tam 56 günlük bir uyku ile “aliskanlik çözümü”ne maruz kaldigini söyledi. Pasif ve irade disi bir duruma girmisti.

Öteki hastalarda da kalici beyin hasarlari olusmustu ve bu yüzden islerinden çikarilmislardi. Ayrica baska sikintilar ve olumsuzluklar da yasamislardi. Sonuçta ABD Hükümeti, 750,000 dolar tutarinda bir tazminat ödedi. Tazminat talep edenlerle ilgili bir baska olay, 1957 yilinda Edgewood, Maryland’ deki Askeri Kimyasal Savas Laboratuarlari’nda, bir deneye gönüllü olarak katilmayi kabul eden Hava Kuvvetleri subayi Lloyd Gamble’ in basina geldi. Kendisine gaz maskelerinin ve koruyucu elbiselerin test edilecegi bildirilmisti. Oysa kendisine, sayilari 1000’i bulan askerlerle birlikte LSD verildigini 1975 yilinda ögrenmisti.

Daha sonra söyle dedi: “Bana riskleri anlatsalardi böyle bir uygulamaya asla katilmazdim. Bu olacak sey degil.” Gamble’ in açiklamalarina göre, olayin sonrasi daha da kötüydü: “Deneyin ardinda, henüz LSD’nin etkisi altindayken Aberdeen’ den Delaware’ e kadar otomobil kullanmami isteyerek saliverdiler. Nerede oldugumu bile bilmeden araba sürdüm.” Gamble çok geçmeden bilinç kaybi, agir depresyon dönemleri, sikinti nevrozlari ve saldirgan davranislardan sikayetçi olmaya basladi. Dahasi 1960 yilinda intihar girisiminde bulundu. Bunun üzerine “çok gizli” izin belgesi elinden alindi.

Sonunda 1968’de erken emekliligi kabul etmek zorunda kaldi. Gecikmis olarak kendisine LSD verildigini ögrendiginde tazminat istedi. Dava zaman asimina ugradigi için adalet Bakanligi istegini reddetti. Asker Müdürlügü, kalici hasar oldugu konusunda kanit bulunmadigini öne sürerek Gamble’a sakatlik tazminati ödemeyi reddetti. Savunma Bakanligi2na göre, Gamble “bir gönüllü katilim anlasmasi” imzalamis ve ona iki LSD dozu verilmisti. Üstelik Gamble ve diger askerlere “alkol altinda sarhosluga benzer etki yapan kimyasal bir bilesim verilecegi” söylenmisti.

Bunlar yasanirken, Virginia demokrat parti milletvekili Leslie Byrne, Gamble’ a tazminat ödenmesini öngören bir yasa tasarisini Meclis’ e sundu. Savunma Bakanligi, “yetersiz kanit” gerekçesi ile bu tasariya karsi çikti.

ZİHİN KONTROLÜ VE HABERALMA AMAÇLI KULLANIMI

Ulusal Güvenlik Personeli, Ulusal Güvenlik Teşkilatı’nın yurt içi istihbarat ağını ve gizli işleri kullanarak, sınırları içindeki binlerce ferdin yaşamlarını kontrol edebilirler. Bunlar tarafından bağımsız olarak yürütülen operasyonlar bazen kanun sınırlarının ötesine taşabilir. Ulusal Güvenlik Teşkilatı’nın operasyonları ile yüzlerce habersiz vatandaşa uzun süreli kontrol ve sabotaj yapılmış olması muhtemeldir. Ulusal Güvenlik Teşkilatı ağı, kendi vatandaşlarına gizli olarak suikast veya hastalıklar, akıl ve ruh bozuklukları olarak teşhis edilebilecek konulara sebep olacak gizli psikolojik kontrol operasyonları yapma yeteneğine sahiptir.

1960’ların ilk yıllarında dünyadaki en gelişmiş bilgisayarlar ABD Ulusal Güvenlik Teşkilatı’nın elinde idi. Bu bilgisayarlarla araştirilan yeni buluşlar Ulusal Güvenlik Teşkilatı için saklandı. Şu anda Ulusal Güvenlik Teşkilatı mevcut bilgisayar teknolojisinin 15 sene ilerisinde olan nono-teknolojik bilgisayarlara sahiptir. Ulusal Güvenlik Teşkilatı, Amerika’da bu teşkilatın ajanlarının şifre çözücülerinin dikkatini çekecek anahtar kelimelerle, her ortamda bütün haberleşmeleri kontrol eden ve yapay zekalı gelişmiş bilgisayarlar kullanarak, kendilerine rahatsızlık verici bilgileri elde ederler. Bu bilgisayarlar bütün haberleşmeleri verici ve alıcı uçlarda denetlerler. ABD’nin bu rahatsızlık verici haberalma hâdisesi Ulusal Güvenlik Teşkilatı’nın “İşaret İstihbarat”ı misyonunun bir sonucudur. Ulusal Güvenlik Teşkilatı’nın elektronik gözetim ağı, tüm elektromanyetik saha tayfını denetleyebilecek araçların hücreli düzenlenmesine dayanır. Bu cihaz, diğer elektronik savaş programları gibi büyük bir gizlilik içinde geliştirildi, yürütüldü ve muhafaza edildi.

İşaret İstihbaratıyla Uzaktan Bilgisayar Karıştırma

Ulusal Güvenlik Teşkilatı, Birleşik Devletler’de satılan tüm kişisel bilgisayarların ve diğer tüm bilgisayarların izlerini muhafaza eder. Ulusal Güvenlik Teşkilatı’nın “elektromanyetik alan-saha cihazı”, monitörden ve güç kaynağından çıkan dalgaları süzerek kişisel bilgisayarların devre tablosundan çıkan radyo frekanslarına ayarlanabilir. Bilgisayar devre tablosundan çıkan radyo frekanslı yayın, bilgisayardaki digital bilgiyi içerir. Ulusal Güvenlik Teşkilatı’nın cihazından çıkan kodlanmış radyo frekansındaki dalgalar, bilgisayar devreleriyle, bilgisayara girebilir, ve bilgisayardaki verileri değiştirebilir. Böylece Ulusal Güvenlik Teşkilatı, gözetim veya anti-terörist elektronik savaş için ülkedeki herhangi bir bilgisayara telsiz modem gibi bir giriş kazanabilir.

Gözetim İçin İnsanlardaki EMF’nin meydana çıkarılması (Keşif).

Bir cismin bio-elektrik alanı uzaktan algılanabilir, böylece cisimler bulundukları herhangi bir yerde denetlenebilirler. Özel EMF cihazıyla Ulusal Güvenlik Teşkilatı, kripto-şifre çözücüleri (EEG’lerden) üretilen potansiyelleri uzaktan okuyabilirler. Bunlar bir kişinin beyin durumlarına ve düşüncelerine kodlanabilir. Bu durumda kişi, uzak bir mesafeden mükemmel olarak denetlenir. Ulusal Güvenlik Teşkilatı personeli, “İşaret İstihbaratı”nın elektromanyetik tarama ağının kadranında çevirerek, ülkedeki herhangi bir şahsa çevirir ve Ulusal Güvenlik Teşkilatı’nın bilgisayarları o şahsı belirler ve günde 24 saat takip eder. Ulusal Güvenlik Teşkilatı, Amerika’daki herhangi bir şahsi seçebilir ve onu izleyebilir.

ULUSAL GÜVENLİK TEŞKİLATI’NIN ELEKTRO MANYETİK BEYİN UYARILMASINI KULLANMASI

Ulusal Güvenlik Teşkilatı “İşaret İstihbarat”, “Uzaktan Nöral(Sinir) Denetimi ve Elektronik Beyin Bağlantısı” için, “Elektro Manyetik Beyin Uyarılması”nı kullanmaktadır. (İonlaşamayan elektro manyetik alan) radyasyonu üzerine, nörolojik araştırmayı ve bioelektirik araştırma ve gelişmeyi içeren 1950’li yılların MKULTRA programından beri, “Beyin Uygulaması” gelişme hâlindedir.

Elde edilen gizli teknoloji, Ulusal Güvenlik Arşivlerinde, “Radyoaktifliği ve nükleer patlamaları içermeyen ve çevrede bulunan bir kaynaktan istemeyerek (kasıtlı olmayan bir şekilde) yayılan elektromanyetik dalgalardan oluşan bilgi” olarak tanımlanır ve “Işinim İstihbaratı” olarak sınıflandırılır. İşaret İstihbaratı, Amerika yönetiminin diğer elektronik mücadele programları gibi, bu teknolojiyi de, gizli olarak yürütmekte ve muhafaza etmektedir. Ulusal Güvenlik Teşkilatı, bu teknoloji ile ilgili mevcut bilgileri denetlemekte ve bilimsel araştırmaları halktan gizlemektedir. Aynı zamanda bu teknolojiyi gizli tutmak için uluslar arası istihbarat anlaşmaları da vardır.

NSA, insandaki elektiriksel faaliyetleri uzak mesafeden analiz eden hususi elektronik donatıya sahiptir. (Önemli bir ayrıntı !!!)

NSA bilgisayarında üretilen beyin planlaması, beyindeki elektriksel faaliyetleri sürekli olarak denetlemektedir. Ulusal Güvenlik gayesiyle NSA, binlerce insanın ferdî beyin haritalarını kaydetmekte ve şifrelemektedir. Elektro manyetik alanla “Beynin Uyarılması”, beyin-bilgisayar bağlantısını sağlamak için, meselâ, askerî savaş uçağında ordu tarafından gizlice kullanılmaktadır.

Elektronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik faaliyetleri, kurbanın sözlü düşüncelerine çevrilebilir. Kulağı devre dışı bırakarak, ses haberleşmesinin doğrudan beyne gitmesini sağlayarak, Uzaktan Nöral Denetim, şifrelenmiş işaretleri, beynin işitme korteksine gönderebilir. NSA ajanları bunu, paranoid şizofreninin karakteristiği olan işitsel halisünasyonları taklit ederek, kurbanların gizli olarak takatini kesmek için kullanabilirler.

Kurbanla herhangi bir temas olmaksızın, Uzaktan Nöral Denetim, bir kurbanın beynindeki görsel korteksteki elektirik faaliyetlerini planlayabilir ve kurbanın beynindeki tasvirleri (görüntüleri) bir videonun monitöründe gösterebilir. NSA ajanları kurbanın gözlerinin gördüğü her şeyi görürler. Görsel hafıza da görülebilir. Uzaktan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri atlayarak (devre dışı bırakarak), doğrudan görsel kortekse görüntü gönderebilir. NSA ajanları, beynin programlama gayesi için, gözetim altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü yerleştirmek için bunu kullanabilirler.

Uzaktan Nöral Denetim Yapan NSA Teşkilatlarının Yetenekleri.

Birleşik Devletlerde, 1940’lı yıllardan beri, İşaret İstihbaratı ağı vardır. NSA’nın Ft. Mende’de kişileri izlemek ve bunların beyinlerindeki işitsel-görsel bilgileri -tecavüzkar olmayan bir biçimde- denetlemek için kullanılan iki yönlü geniş bir, Uzaktan Nöral Denetim sistemi vardır. Bu işlerin tümü, kişiyle fizikî bir temas olmadan yapilir. Uzaktan Nöral Denetim metodu, gözetim ve yurt içi istihbarat için esas metodtur. Konuşma, üç boyutlu ses ve şuuralti ses, kişinin beyninin işitme korteksine (kulaklari by pass edilerek) gönderilebilir ve görntüler görsel korteksin içine gönderilebilir. Uzaktan Nöral Denetim, kişinin algılarını, ruh durumunu ve motor kontrolünü degiştirebilir.

Konuşma korteksi / işitsel korteks baglantısı, istihbarat toplumu için esas haberleşme sistemi oldu. Uzaktan Nöral Denetim, görsel-işitsel beyin ile beyin arasında veya beyin ile bilgisayar arasında tam bir bağlantıya izin verir.

ULUSAL GÜVENLİK TEŞKİLATININ İŞARET İSTİHBARATI – ELEKTRONİK BEYİN BAĞLANTI TEKNOLOJİSİ

NSA-SIGINT (Ulusal Güvenlik Teşkilatı İşaret İstihbaratı) insan beyninden yayılan 5 mili-wottluk ve 30-50 Hz’lik uyandırılmış potansiyellerin şifrelerini dijital olarak çözerek, insan beynindeki bilgileri uzaktan denetlemek için hususi yeteneklere sahiptir.

Beyindeki nöral hareketlilik değişen bir manyetik akıya sahip olan değişen bir elektrik özellik yaratır. Bu manyetik akı 30-50 Hz’lik ve 5 milimetrelik sürekli bir elektromanyetik dalga çıkarır. Beyinden gelen elektromanyetik emisyonda ihtiva edilen şeyler “uyandırılan potansiyeller” olarak adlandırılan (enserler ve desenlerdir.). Her düşünce, reaksiyon, motor kumandası, işitsel olaylar ve görsel görüntü için beyindeki bir “uyandırılmış potansiyel” veya “uyandırılmış potansiyeller kümesi” karşılığı vardır. Beyinden yapılan EMF emisyonunun şifreleri, beyninde geçerli fikirler, düşünceler, görüntüler ve sesler haline gelmesi için, çözülür.

NSA SIGINT, bilgileri (sinir sistemi mesajları gibi) istihbarat ajanlarına aktarmak ve gizli operasyon yapılacak kişilerin beyinlerine (onlar tarafından farkedilemeyecek bir şekilde) aktarmak için, bir haberleşme sistemi olarak EMF ile aktarılan Beyin Uyarılması’nı kullanmaktadır.

EMF ile Beynin Uyarılması, sonuçta beynin nöral devrelerinde ses ve görsel olayların oluşması için beyindeki uyarılacak potansiyelleri, kobayları tetiklemek için şifrelenmiş ve pulslanmış karmaşık elektromanyetik işaretler göndererek çalışır. EMF ile Beyin Uyarılması kişinin beyin hallerini değiştirebilir ve motor kontrolünü etkileyebilir.

İki yönlü elektronik Beyin Bağlantısı, sesi (kulakları by pass ederek) işitsel kortekse aktarırken ve donuk (belirsiz) görüntüleri, (optik sinirleri ve gözleri by pass ederek), görsel kortekse aktarırken, nöral görsel-işitsel bilgileri uzaktan kumanda ederek, yapılır. Görüntüler beyinde sabit olmayan iki boyutlu ekrandaki gibi zuhur eder.

BURADA ALTINI ÇİZMEMİZ GEREKEN ÖNEMLİ BİR AYRINTI İSE ŞUDUR !!!

Yukarıda belirtilen işitsel ve görsel korteks’e gelen verinin alınabilmesi için öncelikle kişinin uygun bir psiko-ortamda olması ve algılamaları yolu ile veri akışının sağlıklı yapılabilmesi gereklidir. Bu da bazen kişinin algılamalarını psiko-yöntemler yada bilinçaltı – şuuraltı serbest çağrışımlar (adli tabiri ile zarflama) yolu ile açmak ve hedefi teknik yöntemler ile en uygun psiko-ortama hazır hale getirmeye çalışmak ile olur.

Takibi yapan grup, hedefi gözetim altında tuttuğu süreçte tüm tıbbi reflekslerini on-line saptayabilir ve kişinin psikolojik profilini her an takip ve kontrol edebilir. Uygun durum hasıl olduğunda psiko-yönlendirme yapabilir ve serbest çağrışımlar ve gözetim bilgisayarındaki binlerce efekt ile işitsel, görsel ve düşünce sistemine etki edebilecek tarzda tıbbi müdahaleler-dokunuşlar yapabilir. Örneğin, hedefin gözlerinde ani kızarıklık, deride yanma hissi, seyirme şeklinde gelen küçük dokunuşlar sistemin psiko-yönlendirme yöntemlerinden sadece birkaçıdır.

ZİHİN KONTROLÜ KURBANI

Kısacası grup, hedefin bulunduğu psiko-ortama ve mod’a göre istenilen her türlü yönlendirme & psiko-sorgu ve mülakat tekniklerini hedefin bilgisi dahilinde algılamaları yolu ile yapabilmektedir. (Hassas takip yada teknik takip yolu ile alınan veri yeterli olmaz ise !) Dikkat edilecek nokta, kişi hakkında toplanan bilginin yeterli ve tatmin edici olup olmadığıdır. Alınan bilgi tatmin edici ve yeterli olmaması halinde, psiko-yönlendirme metotları, hedefin bulunduğu tüm sosyal ve özel ortamlarda devam ettirilerek en kısa sürede hedefin kırılma noktalarını tespit ve teşhis etme çalışmalarına devam edilir. Süreç içerisinde değişik bilinçaltı-şuuraltı mesajlar ve teknikler kullanılır. Korkutma, panik yaratma, güven hissi verme ve bunun benzeri değişik psiko-ortamlara yönlendirilebilir.

Hatta bazı ülkelerde cezaevlerinde duvar içine gizlenmiş özel alıcılar ile sistem işletilmekte. Metropollerde bulunan bazı 4 yada 5 yıldızlı Otel&Motel’lerin bazı odalarında da bu tür techizat bulunduğu ve önemli VIP’lerin bu odalarda “özenle” ağırlandığı da zaman zaman bazı yerel kaynaklarda yer almakta. Tabi yurt içindeki yabancı misyon şeflerinin kaldıkları ikametgahlarda da eskiden bu tür ekipman bulunmaktaysa da şimdiki teknoloji ile yer tespiti ve deşifresi teknik olarak yapılmakta ve ortam, faraday kafesi yada başka teknik imkanlar ile güvenli hale getirilmektedir. Bunlar içerisinde frekans karıştırıcı yada frekansı absorve eden, teknik dinleme kesici bir sürü farklı ekipman gerek bu tür özel ikametgahlarda gerekse büyükelçilik ve konsolosluklarda kullanılmaktadır. Aynı zamanda bu şekilde olası bir uzaktan kumandalı bir patlayıcı yada başka bir olası tehdit de başlamadan engellenebilmektedir.

Ama yine de tam anlami ile güvenlik sağlanabilinmekte midir ? Bu tartışılır !!! Neyse biz devam edelim !!!

İki yönlü elektronik Beyin bağlantısı CIA / NSA personeli için esas haberleşme sistemi haline gelmiştir. Uzaktan Nöral Denetim (RNM, insan beynindeki bioelektirik bilginin uzaktan denetimi) esas gözetim sistemi hâlini almıştır. Bu Birleşik Devletler İstihbarat Topluluğu’nda sınırlı sayıdaki ajan tarafından kullanılmaktadır.

5- İŞLEYİŞ TEKNİĞİ

RNM her belirli beyin bölgesinin rezonans frekansının şifresinin çözülmesini gerektirir. Bu frekans, daha sonra beynin bu özel bölgesine bilgi yüklemek için, değiştirilir. Değişik beyin bölgelerinin tepki gösterdiği (cevap verdiği) frekans 3 Hz ile 50 Hz arasında değişmektedir. İşaret İstihbaratı, sinyalleri bu band aralığında değiştirirler. Bu değiştirilmiş bilgi, şuuraltı seviyesinden algılanabilir seviyeye kadar değişen yoğunluklarda, beyine yerleştirilebilinir. Her insan tek bioelektirik rezonans / entrainment frekansları kümesine sahiptir. Bir insanın beynine diğer bir insanın işitsel korteksinin frekansında işitsel bilgiler gönderme bu işitsel bilginin kavranılmaması sonucunu verecektir.

Dünya istihbarat örgütlerinin karşı tarafı yönlendirmek için psikolojik operasyon yapabilmeleri en önemli hedefleridir. İstihbarat örgütleri özellikle CIA ve MOSSAD bu konuya büyük önem vermektedirler.

Bir Çin atasözü vardır, “Yüz savaş kazanmak hüner değil, hüner savaşmadan güvenliği sağlamaktır.”

İstihbarat örgütleri bu konuya bilimsel olarak eğilmektedirler. Sürekli çalışmalarla yeni yollar araştırmaktadırlar.

Bugün MOSSAD’ın CIA’dan daha başarılı operasyonlar yapmasının iki nedeni vardır. Birincisi, Tevrat’ta Musa Peygamber’e Kenan ilinde casusluk yapmasının emredilmesi. İkincisi de, ideallerinin yüksek fakat güçlerinin az olması ve dünya bilim çevresinde önemli etkinliklerinin olmasıdır.

İnsan beyni kontrol altına alınabilir mi? İnsanlara iradelerinin dışında bazı işler yaptırılabilir ve hatta cinayet işletilebilir mi? 1996 yılında Daniel Brandt adlı bir yazar, sarsıcı bir kitapla çıkmıştı ortaya. "Beyin Kontrolü ve Tanımlanamayan Gizli Hükümetler" adlı bu kitapta bir insana hipnozla bir cinayet işletilebileceğini iddia ediyordu.

Tarihte buna örnekler var mı?

Bilinen ilk ve en önemli psikolojik operasyon örneği Hasan Sabbah’tır. Haşhaşi tarikatı da denilen bu örgütlenmede kişiler Haşhaşın etkin maddesi Eroinle keyif duygusuna ve cennet inancına şartlandırılıyor. Hasan Sabbah’a itaat ederlerse hep böyle yaşayacaklarına inandırılıyorlardı. Böylece intihar saldırılarını zevkle yapıyorlardı.

1937’de Stalin’in Halk mahkemelerinde dâvâlıların îtiraflarında bazı kimyasallar kullandığı bilinmektedir. Hatta Macaristan Kardinalinin de bulunduğu bir dâvâda dâvâlılar devlete karşı bir tutum aldıklarını birden itiraf etmişlerdi.

Bu konularda araştırmalar yapan Sn.Aydoğan Vatandaş bakın ne diyor ?

"Son yıllarda ABD’de yayımlanan araştırmalar, beyin kimyası çalışmalarında LSD’nin son derece önemli bir yere sahip olduğunu ortaya koyuyor. ‘LSD ve Amerikan Rüyası’ adlı kitaplardan yola çıkarsak, bu maddenin beyin yıkama faaliyetlerinde nasıl kullanıldığını görürüz. Oradaki bilgilere göre 1950-75 arasında CIA’de binlerce ajan sistematik olarak LSD testlerinden geçirildiği gibi, LSD’den yola çıkarak, pek çok yeni halüsinojen sentezlendi ve insanlar üzerinde zihin kontrolü, propaganda, beyin yıkama amacıyla kullanıldı. LSD’den daha etkili bir madde arayışı sonucunda ise Ecstasy sentezlendi."

Bu işin sonu nereye?..

Uyuşturucuya karşı yapılan çalışmalarda işin bu tarafını fazla düşünüp gözetmedik bugüne kadar. Sanırım bu boyutlarda da ele almanın zamanı geldi geçiyor sorunları. Lnarkotik şube uzmanlarının okullarda bilgilendirme çalışmalarına bile olmazlananlarla nasıl bir anlaşma sağlanabilir? Bu boyutta bir mücadele sistemi nasıl oturtulur yanıtlaması çok zor. Çok çok zor!..

Peki durum ahlâki midir?

Yukarıda açıkladığımız sebeplerden ötürü kesinlikle değildir. Ancak, sonuçta birey ve toplum güvenliği korunmuşsa yada korunacaksa sınırları ne olmalı ? yada uygulama prensipleri hangi kıstaslara göre düzenlenmeli ? sorusunun cevabının iyice belirlenmesi gereklidir. Mamafih, Dünya Af Örgütü 1992 yılında bir rapor neşretti. Bu durum “İnsanın zihni yetilerini bozmayı, yok etmeyi, değiştirmeyi hedefleyen sorgulama prosedürü ahlâki suçtur denildi. Fiziksel işkence sınıflandırması kadar insanlık dışıdır.” düşüncesi benimsendi.

Hangi yöntemler uygulanıyor?

Klasik yöntem; psikolojik faaliyet, propaganda ve beyin yıkama yöntemidir.

En sık kullanılan yöntem; kimyasal maddeler kullanılarak kişinin düşüncesini etkilemektir.

Son yıllarda üzerinde çalışan ve durulan yöntem ise elektronik implantlar yerleştirilerek kişinin beynini uzaktan kumanda ile yönetme çabalarıdır. Bu konuda Mr. Rauni-Leena Luukanen-Kilde (MD Finlandiya Tıbbi Araştırmalar Uzmanı) ‘in kitabı MICROCHIP IMPLANTS, MINDCONTROL AND CYBERNETICS ve Dr. Jose M.R. Delgado’nun 1969 yılında hazırladığı “PHYSICAL CONTROL OF THE MIND” kitaplarında detaylara ilişkin bilgiler bulabilirsiniz.

Zihin kontrolü deneylerinde ilk kullanılan madde LSD idi. LSD psikokimyasal bir maddedir. Alan kişide olağanüstü psikolojik değişimler olur. Halüsinasyonlar görür, canlı, neşeli, güçlü duygu, düşünme ve davranışlar içerisine girer. Bu madde beynin ön bölgesinde DOPAMİN isimli zevk maddesini aşırı salgılamaktadır. Bu maddeyi alan bir kişi inandığı konuda olağanüstü eylemler gerçekleştirebilmektedir.

İkinci Dünya Savaşında hem Hitler hem Amerikan ordusu “Amphetamin” isimli uyarıcı kimyasalı kullanarak askerlerin savaş gücünü arttırmayı hedeflemişlerdir. Hatta Hitlerin milyonlarca psiko-aktif madde kullanarak ordusunun hareket kabiliyetini çok hızlı hâle getirdiği bilinmektedir.

İçkisine LSD veya uyuşturucu katan kişilerin kolay intihar ettikleri ve kolay insan öldürdükleri bilinen gerçeklerdir.

Deney yapılan kişilerde akıl hastalıkları, yaşayanlarda da erken bunama, erken yaşlanma gözlemlenmiştir. Bu konuda Dr. Armen Victorian’ın kitabında ilginç kaynak ve bilgiler mevcuttur. Kitabın ismi “İnsan Davranışının Manipülasyonu, Beyin Kontrolüdür.” Bu kitap Timaş yayınları arasında tercüme edilerek yayınlanmıştır.

Psikiyatride tedavi amacıyla kullanılıyor mu?

Psikiyatrik uygulamada tanı ve tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Narkoanaliz olarak tanımlanan bu yöntemde kişiye damardan kısa süre etkili barbibüratlar verilir. Kişi uyku uyanıklık arası bir boyuttadır. Bilinçaltının üstündeki baskılar aralanır. Kişiyle güven ilişkisi içinde psikoterapödik ilişki kurulabilirse bilinçaltı duygular, eğilimler, hatıralar, şartlanmalar ortaya çıkarılır.

İlaçlı hipnoz da denilebilen bu yöntem kişinin bilinçaltı çatışmalarını analiz edip onun tedavisini gerçekleştirmek için kullanılır.

Hipnozla beyin yıkamak mümkün müdür?

SNIPER

Hipnoz bilimsel bir yöntemdir. Kişi hipnotik uykuya geçtiğinde vücut ve beyin uyur, fakat terapistle, kişi arasında seçici bir algılama alışverişi kanalı açılır. Böylece kişi yönlendirilir, düşünceleri, duyguları değiştirilebilir. Psikiyatride hastalıklı düşünceleri yok etmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak, ego gücünü arttırmak için bu yöntemi kullanıyoruz.

Her bilimsel yöntem gibi hipnozda gösteri malzemesi veya siyâsî amaçla kullanılabilir.

Hipnozda ilk şart iki tarafın birbirine güvenmesidir. Daha sonra konsantrasyon gücü artırılır, uygun telkinde bulunulan kişi geçmişine götürülebilir, beyni yıkanabilir, yanlış şeylere inandırılabilir. Ancak kişiye hipnozda istemediği şeyi yaptıramazsınız. Bazı kişiler telkine çok yatkındır, kolaylıkla girerler. Fakat obsesif ve paranoid denilen güvensiz özelliği fazla olan kişileri hipnotik transa geçirmek çok güçtür.

Elektromanyetik etkileme mümkün müdür?

Evren “Radiant Enerji” denilen yayılan bir enerjiden oluşur, gözümüzle gördüğümüz spektrum bir dalga boyudur. Morötesi ve kızılötesi dalga boyları gözümüzle görülmez. Ancak röntgen filmlerinden, termal kameralara, yeraltı su havza haritalarına kadar bir çok alanda kullanılır.

Her elektrik kaynağı bir radyasyon neşreder. Bazı radyasyonlar iyonlama yaparak hücre ölümlerine yol açar. Hidrojen atomu frekansına uygun mikrodalga ile MR gibi beyin tomografileri çekilir. Mikrodalga fırınlarda ışınların camı geçerek tabak içindeki suyu buharlaştırdığını biliyoruz.

Mikrodalga ile beyin kontrolü nasıl olur?

Mikrodalga ile uzaktan gürültü hissi oluşturmak mümkündür. Elektromanyetik ritmik vuruşlar kişinin başını elektrikli matkapla oyulduğu hissi uyandırabilir. Çok düşük frekans da (VLF), iyonlamanın olmadığı bir radyoaktivite ile baş ağrısı, çınlama, sinirlilik, depresyon, hâfıza kaybı hatta panik duygusu oluşturulabilir.Radyasyonun diş dökülmesi, kan kanseri, sakat doğumlara neden olduğu yaptığı bilinmektedir.

İyonlanmanın olduğu radyasyonlar X ışınları Radyum gibi kanser tedavisinde kanserli hücreleri öldürmek için kullanılır. Bu ışınları uzaktan yönetmek mümkün olmamakta, fakat mikrodalga kaynağını 1-2 km. uzaktan bir hedefe yöneltmek mümkün olabilmektedir. Kötü niyetli kişilerin elinde korkunç bir silah haline dönebilen bir teknoloji insanlık dışı amaçlarla kullanılırsa insanlığın sonu başlar.

Elektronik parça yerleştirmek mümkün mü?

FM radyo kanalı ile sinyaller alabilen ve nakledebilen minyatür elektrotlar isan kafasına yerleştirilebiliniyor.

Zihin özürlülere de benzer deneyler yapıldı. Bu çalışmalar çok tartışıldı. Bilimin iyiliği değil hastanın iyiliği ön planda tutulması etik kuralına göre çalışmalar durduruldu.

FM radyo kanalında sinyaller alabilen ve nakledebilen bu uzaktan beyin elektronik uyarılması ateşli tartışmalara konu oldu. Hatta Fransa’da her doğan çocuğa kimliğini belirtir elektronik parça yerleştirerek ömür boyu nerede olup olmadığını izleyebiliriz tezi bile ortaya atıldı.

İnsanın robot gibi tuşlarla kontrol edilmesi çok tehlikeli bir gelişmeydi.

Elektronik implantı (Stimoreceiver) bulan Dr. Delgado beynin amigdal ve hipokampus gibi alanlarını canlandırarak neşe, tuhaf duygu, renkli görüntü gözlemlediğini kayıt ederek kitabında açıkladı.

Radyohipnotik beyinlerarası kontrol projesi elektronik hipnoz yapmayı amaçlamaktadır. Bu projede kişiye istemediği şeyler yaptırmak mümkün hale gelecektir. Tuşlarla kontrol edilen insana ne yaptırılmaz ki!

Bir de duyu ötesi algı var. Bu konuda neler söyleyebiliriz?

Birleşik Devletler para-piskolojik araştırmalara büyük bütçeler ayırmaktadır. Beş duyuyu kullanmada insanın geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman hakkında bilgi edinmesi çok ilgi çeken bir konudur. Telepati, Durugörü (Clair-voyance), Altıncı his de denilen bu algılama biçimi hakkında şu anda bilimsel çalışmalarda sağlam deliller yoktur.

Sesin, elektromanyetik frekansın, lazerin varlığı başka dalga boylarının varlığına kanıt olabilmektedirler. Zihni kontrol etmenin, ikizlerin, anne-çocuk arasındaki uzaktan duygusal etkilenmelerin nasıl olduğu henüz çözülemedi. Rüya laboratuarlarında telepati yolu ile kavram ve imaj uyandırıldığının gözlemlenmesi elektronik psikiyatri açısından devrim niteliğindeki çalışmalardır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz insanın zihninin uzaktan kontrol edilmesi dünya için sosyal ve politik etkileri çok fazla oluşacağı gelişmeleri getirmiştir. ANCAK NE YAZIK Kİ, BU TEKNOLOJİ HAKKINDA ÇOK FAZLA BİLİMSEL KAYNAK BULUNMADIĞINDAN SİZLERLE ANCAK BU KADARINI PAYLAŞABİLİYORUZ.

BU ARADA BİR ÜYEMİZİN BİZE İLETTİĞİ SORUYA DA ELİMİZDEN GELDİĞİ KADAR YANIT VERMEYE ÇALIŞALIM !!!

ÜYEMİZ SORUSUNDA, MADEM BÖYLE BİR TEKNOLOJİ MEVCUT O HALDE BU TEKNOLOJİYE SAHİP ÜLKE YADA ÜLKELER NEDEN DÜNYAYA EGEMEN OLAMADI ?, NEDEN EL-KAIDE VE DİĞER TERÖR ÖRGÜTLERİ HALEN VARLIĞINI SÜRDÜRÜYOR ? NEDEN HALEN İNSANLAR KATLEDİLİYOR, SUÇLULAR HEMEN CEZALANDIRILMIYOR ? DEMİŞTİ !!!

BİZDE CEVABIMIZDA DİYORUZ Kİ;

İNSANOĞLU BU VE BENZERİ TEKNOLOJİLERE HAİZ ! ANCAK HER YAZILANA DA İNANMAMAK LAZIM !!! ÖNEMLİ OLAN YUKARIDA SORULANLARI YAPMAK İSTİYOR MU ?

BİREYLERİ MANİPÜLE EDENLER ACABA TOPLUMLARI DA MANİPÜLE EDECEK FARKLI FARKLI SİSTEM VE METOTLARI UYGULUYORLAR MI ? ACABA GERÇEKTEN BU İSTENİYOR MU ?

TEKNOLOJİNİN YARINLARIMIZA IŞIK TUTMASI DİLEĞİ İLE;

DSS

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: