Aylık arşivler: Ocak 2014

İSTİHBARAT /// DOÇ. DR. SAİT YILMAZ : Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) nereye koşuyor ?

Doç. Dr. Sait Yılmaz

Bir istihbarat teşkilatı ne bir siyasi düşünce kuruluşu ne de bir kolluk kuvvetidir. Hükümetin istediği verileri teyit etmek her zaman cazip olsa da istihbaratçı doğru olanı söylemek ve yapmakla yükümlüdür. İstihbarat analizcileri değerlendirmelerini her türlü siyasi önyargıdan yapmalıdırlar. İstihbarat teşkilatı, politikacılara ve siyasi çıkarlara değil, ulusal çıkarlara odaklanır. İstihbaratın her işi ve ürünü, siyasi ideolojik tasarruflarının ötesindeki ulusal çıkarlar çerçevesinde oluşturulan politikaları desteklemeye yöneliktir . Ulusal çıkarlar, iktidarı partisinin ötesinde devleti oluşturan tüm kurum ve kuruluşların, kuvvetler dengesinin tüm unsurlarının aktör olarak yer aldığı bir karar verme sisteminde belirlenmiş olmalıdır. Böylece istihbaratçı jargonu ile; istihbarat teşkilatı ıslanmadan yüzebilir.

Hem devlet politikasını destekler hem de tarafsız kalır ama bu kolay bir iş değildir. Öte yandan, demokratik sistemlerde istihbarat servisleri siyasi iktidarların bekçisi değildir. İktidarlar seçimle gelir ve gider, istihbarat servislerinin onların yerini sağlamlaştırmak ya da siyasilerle özel ilişkilere girerek, onların koruyucu meleği olmak gibi bir görevi yoktur. Politikacılara ve siyasi yaklaşımlara karşı istihbaratçı temkinli ve kıvrak olmalı, içerideki mayın tarlalarından uzak durmalıdır. Daha da ötesi istihbarat servisinin, siyasi iktidarların anayasa ve kanunlar aleyhine ideolojik politikalarının aktörü olmak gibi görevi de olamaz.

İstihbaratçının işi ülkenin çıkarları doğrultusunda hazırlanmış politikaların ihtiyacı olan istihbaratı üretmek ve işlevleri yerine getirmektir. Bunun için öncelikle gerçekçi analitik istihbarat ürünleri sunmalı, işlevlerini yasal sınırlar içerisinde gerçekleştirilmelidir. Bir radyologun doktoruna sağladığı röntgen gibi, istihbaratçıda büyük resmi ve bu resim içinde noktalı ve lekeli bölümleri politika üreticilerine vermeli ama değer üretici olmamalıdır. İstihbarat ürünü siyasilere uygulayabilecekleri politika seçenekleri kadar değişmez ulusal çıkarlar konusunda farkındalık da sağlamalı ama onları önyargıya götürmemelidir. Burada asıl sorun ulusal çıkarların nasıl belirleneceğidir. Ulusal çıkarlar demokratik ülkelerde pek çok siyasi, güvenlik ve ekonomik kurumun rekabeti sonucunda belirlenir. Ulusal çıkarlar mutlak değildir, uluslararası ortamın dinamiklerine ve politika tercihlerine göre değişebilir ama bu gene ilgili tüm aktörlerin katılımı ile olur. İstihbarat, bu değişime sağladığı yeni bilgilerle öncülük eder. İstihbarat analizcileri de geleneksel olarak diğer ülkelerdeki gelişmeler ile ilgili raporlarının en son bölümünde ülke çıkarlarına yer verirler. 21. yüzyıl güvenlik ortamındaki hızlı değişimler hem belirli alanlarda daha çok uzmanlaşmayı, hem de ulusal çıkarların belirlenmesi ve önceliklendirilmesini daha acil ve zor hale getirmiştir. İstihbaratçılar bunun için gerekli veri tabanını sağlamak üzere çok daha fazla çalışmalıdır.

Türkiye’deki bugünkü iktidar, “milli irade” kavramı adı altında devletin tüm diğer aktörlerini dışlayarak, parti politikasına, parti içinde de birkaç kişiye dayanan ideolojik politikalarına meşruiyet sağlamaya çalışmaktadır. Ülke çıkarlarını bu işle sorumlu devletin en yüksek organı belirler. Bu kurum da 2004 yılına kadar Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği idi. Bu kurumun yayınladığı Milli Siyaset Belgeleri ise bu çıkarların ve buna uygun politikaların belirlendiği resmi belgelerdi. Bu hükümetin iktidara gelmesi ile sözde Avrupa Birliği ile uyum gerekçesi adı altında önce MGK Genel Sekreterliği’nin içi boşaltıldı sonra da Milli Siyaset Belgeleri yok edildi. Bunların hepsinin amacı hükümetin yaratılan kaos ortamında tek başına kalarak, istediği gibi ülke çıkarlarını tespit etmek ve politika belirlemek merakı idi. Bu da yetmezdi, işlenecek suçlar öyle büyüktü ki MGK içinde ya da basın önünde ses çıkaracak askerlerin de sesi kısılmalı, milli güçler tasfiye edilmelidi idi. 2007 yılına kadar Ergenekon, Balyoz vb. operasyonların kumpası hazırlandı. Darbe komplosu yetmeyince casusluk ve fuhuş operasyonları tezgâhlandı. Bugün Erdoğan’ın biz de aldatıldık şeklindeki sahte masumiyet duruşu aslında o dönemde cemaat ile birlikte kendi deyimi ile ilmek ilmek hazırladıkları ve dış güçlere dayanan bir projenin hayata geçirilmesi idi. Bu çarpık sistem içinde MİT Müsteşarı, hükümetin ideolojik politikaların manivelası olmuş, hükümet ile suç ortaklığında önemli bir rol üstlenmiştir. Hâlbuki2002 yılına kadar, Türkiye’de Milli İstihbarat Teşkilatı, görev sınırları içinde kalarak, saygın bir kurum olma niteliğini korumuştur.

AKP iktidarının dış politikasının geldiği aşama şudur;

– Ülke çıkarlarına göre Sünni mezhepçilik anlayışı çerçevesinde bölgede lider olmayı ve bu yolla Osmanlı ümmetçiliğini hedef alan ideolojik bir temele göre belirlenmektedir.

– Dış politika, bir devlet politikası değil iktidar partisi için de kendine “milli irade” yakıştırması yapan birkaç elitin kendi dünya anlayışlarının bir sonucudur. Bu politikanın arkasında devletin tüm kurumları yoktur.

– Önce sıfır sorun, şimdi de Osmanlıcı dış politika iflas etmiş, tüm komşu ülkelerin kuyusu kazıldığından Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde Barzani ve Öcalan’dan başka dostu kalmamıştır.

– Yabancı ülkelerin güdümünde yürütülen politikalar Ortadoğu’da Türkiye’nin etrafını terör bataklığına çevirirken, Irak’ın kuzeyinde de facto Kürt devletinin kurulmasına ve Türkmenlerin asilime edilmesine göz yumulmuştur.

– Yabancı güçlerin kurguladığı demokratik çözüm maskesi altında PKK’nın Güneydoğu Anadolu bölgesini devletleştirmesine müsaade edilmiş, eylemsizlik adı altında TSK ve diğer kolluk güçlerinin elleri bağlanmıştır.

– Uluslararası hukuka ve Anayasa’ya aykırı olarak Suriye’deki iç savaşın tarafı olunmuş, Suriye’nin bölünmesi sonucu ortaya çıkan Kürt bölgelerinin PKK ve Irak’ın kuzeyi ile bütünleşmesine aracı olunmuştur.

Ben Kürt meselesini Musa Anter’den öğrendim diyen Emre Taner’in başkanlığında MİT, daha 2005 yılında terör örgütü ve Barzani ile müzakere sürecinin manivelası olmaya başladı. Demokratik açılım diye Habur rezaleti ve İngiliz istihbaratının tezgâhladığı Oslo görüşmelerinin de başoyuncusu MİT idi. Büyük Kürdistan’ın omurgası olan içinde pek çok suça karışan MİT mensupları deşifre olunca MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı kurtarmak için Başbakan Temmuz 2012’de çıkardığı bir kanun çıkardı. Başbakanın kara kutusu ve PKK’nın Türkiye’de en çok sevdiği kişi olan Hakan Fidan, sadece 2010 yılında Öcalan ile 56 görüşme yaptı. Suriye’deki iç savaşın içinde aktif olarak yer alan Türkiye’nin elindeki yegâne aktör gene MİT’dir. MİT, hala Suriye’ye silah taşımaya devam ediyor ve Suriye’deki PDK ile çok iyi anlaşıyor.

Yukarıda sayılan tüm icraatlar hem iç ve uluslararası hukuka hem de Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırıdır. Yanlış anlaşılmasın tabii ki MİT, yurt içi ve dışında operasyon yapacak, Türkiye’nin çıkarlarını koruyacak. Bizim itirazımız Türkiye’yi her geçen gün bölünmeye ve daha çok bataklığa saplanmaya götüren AKP politikalarının manivelası olması ve yapılanların hukuka aykırı olmasıdır. MİT’in işlediği hukuksuzluklar şu şekilde sıralanabilir;

– Anayasayaya aykırı şekilde terör örgütü ile görüşmeler yapmak, devletin toprak bütünlüğünü tartışmaya açmak.

– KCK teşkilat yapısı içinde Kürdistan’ın kurulmasına yardım etmek ve devlete karşı işlenen şiddet eylemleri dâhil çeşitli kriminal faaliyetlere katılmak.

– Suriye’deki iç savaşın içinde aktif olarak yer almak, terör örgütlerine silah ve malzeme aktarmak, muhalif kanadın lojistik desteğini sağlamak.

– Ergenekon ve Balyoz operasyonlarına katkılı bilgi sağlamak, silahlı kuvvetlerine yönelik komplolarda etkin rol oynamak.

2937 Sayılı MİT Kanunu’nun 4. Maddesine göre MİT’in başlıca görevi; “Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı, milli güvenlik kurulu genel sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmak” gelmektedir. 4.b. ile MİT’e “Devletin milli güvenlik siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesinde; … istihbarat istek ve ihtiyaçlarını karşılamak” görevi verilmiştir.4.g’de ise; “Milli İstihbarat Teşkilatına görevleri dışında görev verilemez ve bu teşkilat devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez” ifadesi yer almaktadır. MİT’in tıpkı Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) gibi başbakanlığa bağlı olması, rejim ile sorunları olan siyasi partilerin iktidara gelmesi halinde bu kurumların sınırlarının zorlanması ve içlerinde paralel yapıların ortaya çıkması sorununu doğurmaktadır. Bu yüzden MİT ve EGM için de tıpkı Silahlı Kuvvetler’de olduğu gibi şura sisteminin getirilmesi ve siyasi istismarların ve hukuki boşlukların örtülmesi için iktidarlara göre değişmeyecek düzenlemeler yapılması gereklidir.

MİT’in bulaştığı ve yukarıda sıralanan tüm faaliyetler TCK Md. 302 (Türkiye’nin toprak bütünlüğünün görüşmeye açılamayacağı) ve Md. 306’ya (başka bir ülkede silahlı çatışmaya destek vermek) göre ağır cezalıktır. Terör örgütü ile yapılan görüşmelerde “Ülkenin bütünlüğünü tartışmıyoruz” demek, “Oslo belgelerinin resmi belge olmadığını savunmak” kimseyi kurtarmayacaktır. Şu haber bile suçun kanıtıdır; “Güney ve Kuzey Kürdistan’ı birbirine yakınlaştırmak amacı ile Barzani, Kandil, PKK ve PDK arasındaki trafiğe Öcalan’ın da katılımı MİT’ingözetiminde yapılıyor ”. Türkiye’ye gerçek bir yargı bağımsızlığı geldiğinde ve bir gözü kör-bir kulağı sağır savcı ve hâkimler gittiğinde bu ülkede çok şey değişecektir. O günler yakındır. Ülkeyi yöneten siyasiler kadar kanunsuzluğa alet olan pek çok kamu görevlisi yanında MİT mensupları da suç işlemektedir. Tabii ki kastettiğimiz tüm teşkilat değil, E ve F tipi olanlar ile onlara katılan ve göz yumanlardır. Birkaç yıl sonra pek çok MİT mensubunun yargı önüne çıktığını göreceğiz. Kendilerini “Biz verilen emirlerin gereğini yaptık” diye savunacaklar ancak görev verilmiş olsa bile suça katılmak ve görmezlikten gelmek de suçtur. MİT Müsteşarı için çıkarılan kanun da başbakan değişince kendisini koruyamayacaktır. Hiçbir kanun başka birine suç işleme yetkisi veremez.

[1][1] Namık Durukan: Öcalan, Barzani’nin talebini kabul etti: PKK ile KDP anlaştı, Milliyet Gazetesi, (28.01.2914), http://gundem.milliyet.com.tr/ocalan-barzani-nin-talebini-kabul/gundem/detay/1828687/default.htm

Doç.Dr.Sait Yılmaz
ulusalkanal.com.tr

Magma Generated Electricity

Can enormous heat deep in the earth be harnessed to provide energy for us on the surface? A promising report from a geothermal borehole project that accidentally struck magma – the same fiery, molten rock that spews from volcanoes – suggests it could.

The Icelandic Deep Drilling Project, IDDP, has been drilling shafts up to 5km deep in an attempt to harness the heat in the volcanic bedrock far below the surface of Iceland.

But in 2009 their borehole at Krafla, northeast Iceland, reached only 2,100m deep before unexpectedly striking a pocket of magma intruding into the Earth’s upper crust from below, at searing temperatures of 900-1000°C.

This borehole, IDDP-1, was the first in a series of wells drilled by the IDDP in Iceland looking for usable geothermal resources. Thespecial report in this month’s Geothermics journal details the engineering feats and scientific results that came from the decision not to the plug the hole with concrete, as in a previous case in Hawaii in 2007, but instead attempt to harness the incredible geothermal heat.

Wilfred Elders, professor emeritus of geology at the University of California, Riverside, co-authored three of the research papers in the Geothermics special issue with Icelandic colleagues.

“Drilling into magma is a very rare occurrence, and this is only the second known instance anywhere in the world,“ Elders said. The IDDP and Iceland’s National Power Company, which operates the Krafla geothermal power plant nearby, decided to make a substantial investment to investigate the hole further.

This meant cementing a steel casing into the well, leaving a perforated section at the bottom closest to the magma. Heat was allowed to slowly build in the borehole, and eventually superheated steam flowed up through the well for the next two years.

Elders said that the success of the drilling was “amazing, to say the least”, adding: “This could lead to a revolution in the energy efficiency of high-temperature geothermal projects in the future.”

The well funnelled superheated, high-pressure steam for months at temperatures of over 450°C – a world record. In comparison,geothermal resources in the UK rarely reach higher than around 60-80°C.

The magma-heated steam was measured to be capable of generating 36MW of electrical power. While relatively modest compared to a typical 660MW coal-fired power station, this is considerably more than the 1-3MW of an average wind turbine, and more than half of the Krafla plant’s current 60MW output.

Most importantly it demonstrated that it could be done. “Essentially, IDDP-1 is the world’s first magma-enhanced geothermal system, the first to supply heat directly from molten magma,” Elders said. The borehole was being set up to deliver steam directly into the Krafla power plant when a valve failed which required the borehole to be stoppered. Elders added that although the borehole had to plugged, the aim is to repair it or drill another well nearby.

Gillian Foulger, professor of geophysics at Durham University, worked at the Kravla site in the 1980s during a period of volcanic activity. “A well at this depth can’t have been expected to hit magma, but at the same time it can’t have been that surprising,” she said. “At one point when I was there we had magma gushing out of one of the boreholes,” she recalled.

Volcanic regions such as Iceland are not active most of the time, but can suddenly be activated by movement in the earth tens of kilometres below that fill chambers above with magma. “They can become very dynamic, raised in pressure, and even force magma to the surface. But if it’s not activated, then there’s no reason to expect a violent eruption, even if you drill into it,” she said.

“Having said that, with only one experimental account to go on, it wouldn’t be a good idea to drill like this in a volcanic region anywhere near a city,” she added.

The team, she said, deserved credit for using the opportunity to do research. “Most people faced with tapping into a magma chamber would pack their bags and leave,” she said. “But when life gives you lemons, you make lemonade.”

Water and heat = power. nea.is

In Iceland, around 90% of homes are heated from geothermal sources. According to the International Geothermal Association, 10,700MW of geothermal electricity was generated worldwide in 2010. Typically, these enhanced or engineered geothermal systems are created by pumping cold water into hot, dry rocks at depths of between 4-5km. The heated water is pumped up again as hot water or steam from production wells. The trend in recent decades has been steady growth in geothermal power, with Iceland, the Philippines and El Salvador leading the way, producing between 25-30% of their power from geothermal sources. Considerable effort invested in elsewher including Europe, Australia, the US, and Japan, has typically had uneven results, and the cost is high.

With the deeper boreholes, the IDDP are looking for a further prize: supercritical water; at high temperature and under high pressure deep underground, the water enters a supercritical state, when it is neither gas nor liquid. In this state it carries far more energy and, harnessed correctly, this can increase the power output above ground tenfold, from 5MW to 50MW.

Elders said: “While the experiment at Krafla suffered various setbacks that pushed personnel and equipment to their limits, the process itself was very instructive. As well as the published scientific articles we’ve prepared comprehensive reports on the practical lessons learned.“ The Icelandic National Power Company will put these towards improving their next drilling operations.

The IDDP is a collaboration of three energy companies, HS Energy Ltd, National Power Company and Reykjavik Energy, and the National Energy Authority of Iceland, with a consortium of international scientists led by Elders. The next IDDP-2 borehole will be sunk in southwest Iceland at Reykjanes later this year.

Via:theconversation

Zombie Bee’s Emerge in Northeast U.S.

Mutant “zombie bees” that act like the ghoulish creatures of horror films have surfaced in the Northeast after first appearing on the West Coast, a bee expert told ABC News on Wednesday.

zombie bee with parasitic fly

An amateur beekeeper in Burlington, Vt., last summer found honeybees infested with parasites that cause the insects to act erratically and eventually kill them. It was the first spotting of zombie bees east of South Dakota, according to John Hafernik, a professor of biology at San Francisco State University whose team in October verified the infestation.

“They fly around in a disoriented way, get attracted to light, and then fall down and wander around in a way that’s sort of reminiscent of zombies in the movies,” Hafernik said. “Sometimes we’ve taken to calling [it], when they leave their hives, ‘the flight of the living dead.’”

Joe Raedle/Getty Images

Honey bees are seen at the J & P Apiary and Gentzel’s Bees, Honey and Pollination Company, April 10, 2013 in Homestead, Fla.

The professor accidentally discovered the zombie bees in California in 2008, and since then cases have been reported in Oregon, Washington state, California and South Dakota, he said.

The effect starts with a fly called the Apocephalus borealis, which latches onto European honeybees — common across the United States — and lays eggs in the bees that eventually hatch and wreak havoc on their hosts, Hafernik said.

“It’s sort of a combination of zombies and aliens mixed together,” he said.

But there’s not necessarily any threat of a zombie (bee) invasion anytime soon, according to Hafernik.

The Vermont iteration of the bees first came to light when Anthony Cantrell, a hardware-store employee who took up beekeeping as a hobby less than a year ago, noticed some dead bees outside his home. Later, he came across ZomBeeWatch.org, a website run by Hafernik and his colleagues, and realized some of his bees might have become infested.

Honeybees sometimes become infested by other parasites and diseases. “I just thought, great, one more thing that the poor honeybee has to deal with,” Cantrell, who has two hives, told ABC News.

Steve Parise, an agriculture production specialist with the Vermont Agency of Agriculture, Food and Markets, on Tuesday brought up the threat posed by zombie bees, at a meeting of the Vermont Beekeepers Association, according to Cantrell, who is a member.

Farmers rely on bees to pollinate agriculture fields and produce honey, but there hasn’t been any sign of a widespread infestation, even though it remains unclear just how many bees across the continent have been infested, he said.

While researchers at San Francisco State University have confirmed reports of the parasitic flies infesting bees up and down the West Coast — one-third of hives in the San Francisco Bay Area may at certain points in time be infested — no confirmed cases have popped up in the Northeast since October, according to Hafernik.

Once the flies infest bees with their eggs, the bees start exhibiting zombielike behavior; then, once the eggs hatch, they generally drop dead after about five minutes, he said.

The culprit fly was originally discovered in the 1920s, in Maine, and has been found across the United States, where it had been known to parasitize bumblebees and yellow jacket hornets — but not honeybees, he said.

In Vermont, the state’s Agency of Agriculture may trap bees to investigate the zombie bee threat, according to The Associated Press.

Cantrell’s waiting out the winter to see if the parasite survives the winter.

Via:abc

3rd Reich Shut’s Down Child’s Cupcake Business

After-school jobs are tougher to keep, apparently, than they used to be.

Chloe Stirling

On Sunday, a Belleville News-Democrat story featured 11-year-old Chloe Stirling of Troy, Ill., a sixth-grader at Triad Middle School who makes about $200 a month selling cupcakes.

On Monday, the long arm of the law — in this case, the Madison County Health Department — put an end to that.

“They called and said they were shutting us down,” Chloe’s mother, Heather Stirling, told the Post-Dispatch.

Furthermore, Heather Stirling said the officials told her that for Chloe to continue selling cupcakes, the family would have to “buy a bakery or build her a kitchen separate from the one we have.”

“Obviously, we can’t do that,” Heather Stirling said. “We’ve already given her a little refrigerator to keep her things in, and her grandparents bought her a stand mixer.”

Heather Stirling said she wasn’t looking for special consideration for her daughter and would be willing to get the necessary licenses and permits to run a business.

“But a separate kitchen? Who can do that?” Heather Stirling said.

Amy Yeager, a health department spokeswoman, said the county was only applying the law governing all food-selling businesses.

“The rules are the rules. It’s for the protection of the public health,” Yeager said. “The guidelines apply to everyone.”

When asked if she was aware of how shutting down an 11-year-old girl’s business would appear to the general public, Yeager replied, “People will react how they choose to react. But it is our job.”

The only positive Heather Stirling can see is that it may save her some money.

“I promised Chloe when she started that I’d match her dollar-for-dollar on what she earned,” she said. “She’s saving up for a car.”

Via:stltoday

McDonald’s Employee Selling Heroin Inside Happy Meals

A McDonald’s employee in Pittsburgh was arrested Wednesday after undercover police officers said they discovered her selling heroin in Happy Meal boxes, according to a criminal complaint.

VİDEOYU GÖRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

Shantia Dennis, 26, was arrested after undercover law enforcement officials conducted a drug buy, according to a statement from Mike Manko, communications director for the Allegheny County District Attorney’s Office.

Customers looking for heroin were instructed to go through the drive-through and say, “I’d like to order a toy.” The customer would then be told to proceed to the first window, where they would be handed a Happy Meal box containing heroin, Manko said.

During the drug buy, the undercover officers recovered 10 stamp bags of heroin inside of a Happy Meal box, according to the statement.

Officers immediately arrested Dennis and recovered an additional 50 bags of heroin, as well as a small amount of marijuana, according to the complaint.

The sales of heroin do not appear to be related to the potentially lethal batches of heroin being sold in Western Pennsylvania, according to the statement.

Dennis is charged with two counts of possession, one count of criminal use of a communication facility, one count of prohibited acts of delivery and one count of possession with intent to deliver.

Attorney information for Dennis was not immediately available Wednesday.

The McDonald’s location declined to comment to CNN.

Via:cnn

NSA Garnered Data Challenged in Terror Case

An Uzbek man living in Colorado has become the first defendant to challenge the constitutionality of the U.S. National Security Agency’s (NSA) warrantless surveillance program.

Jamshid Muhtorov, 27, was indicted two years ago on charges of having links to an overseas terrorist group. He pleaded not guilty.

Muhtorov is originally from Uzbekistan but moved to Denver in 2007.

Last year, he became the first defendant to have been formally notified by U.S. prosecutors that evidence against him had been gathered under a 2008 law that gave authority to the NSA to gather information from U.S. phone and Internet providers when the people targeted are believed to be overseas.

In a motion filed in federal court in Denver on January 29, Muhtorov’s attorneys say the evidence gathered against him violated his constitutional right against unreasonable search and seizure.

Via:rferl

TIR OPERASYONU : MİT TIR’ları neden durduruldu ?

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Suriye’ye yardım sevkıyatında kullandığı TIR’lara 19 Ocak 2014 günü yapılan ve gizli bir operasyon olması gerekirken anında medyaya servis edilen baskınla ilgili sır perdeleri aralanıyor.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Suriye’ye yardım sevkıyatında kullandığı TIR’lara 19 Ocak 2014 günü yapılan ve gizli bir operasyon olması gerekirken anında medyaya servis edilen baskınla ilgili sır perdeleri aralanıyor.

İhlas Haber Ajansı’na (İHA) konuşan kaynaklar, “Her ülkenin istihbarat teşkilatı gibi, MİT’in de yıllardır bu tür faaliyetleri olmaktadır. Burada manidar olan husus, Adana Cumhuriyet Savcısı’nın, TIR’ların MİT’e ait olduğunu bile bile Adana polisinden baskın yapmalarını istemesi, Vali Hüseyin Avni Coş’un buna müsaade etmemesi sonucu, İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Murat Koç’u arayarak TIR’lara baskın yapmasını istemesi, yapmaması veya konuyu üstlerine aktarması durumunda ise tıpkı Hatay’da olduğu gibi hakkında dava açacağını söylemesidir” şeklinde konuştu.

O GÜNE NELER YAŞANDI ?

O gün yaşananlarla ilgili detaylı bilgi veren kaynaklar, şunları söyledi: “Adana Cumhuriyet Başsavcısı, adli kolluk kuvveti talep ettiği Adana Emniyeti’nden silah ve mühimmat taşıdığı ihbarında bulunduğu TIR’ların durdurulmasını istedi. Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’un devreye girmesiyle emniyet bu talimatı yerine getirmedi. Bu kez polisi devre dışı bırakan savcı, Adana Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay Murat Koç’tan araçların durdurularak aranmasını istedi. Savcı’nın Koç’u talimatı yerine getirmemesi halinde Hatay’da TIR’a müdahale etmeyen askeri yetkililere uygulandığı gibi hakkında dava açacağını söylediği öğrenildi. 125 kişilik ekiple olay yerine gelen Jandarma ekibi, savcının talimatını uygulayarak arama yaptı. Vali Coş operasyon haberini alır almaz olay yerine ulaştı. Acil kodlu bir talimat yazısı çıkaran Coş, operasyonu yapan ekibe TIR’ların MİT’e ait olduğunu tebliğ ederek Jandarma ekibinden aramalara devam etmemesini istedi. Vali “bu TIR’lar MİT’e ait” demesine rağmen savcı, MİT’ten yazı istemeyi sürdürdü”.

125 KİŞİ İLE HABERSİZ BASKIN

Bu arada, 125 kişilik jandarma ekibinin TIR’lara yaptığı baskının, Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’a, Jandarma Genel Komutanı Org. Servet Yörük’e, MİT Bölge Başkanı’na ve Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğg. Hamza Celepoğlu’na kasıtlı olarak haber verilmediği ortaya çıktı. Devletin üst düzey yöneticilerinden bile gizlenen baskının medyaya ait kameralarla yapılması ise maksadın ne olduğunu ortaya koyuyor.

Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Hamza Celepoğlu’nun, MİT’e ait TIR’lara yapılan baskında hiçbir dahli olmamasına rağmen, kendisini paralel yapılanmadan yana gibi gösteren gazeteler hakkında 24 Ocak Cuma günü suç duyurusunda bulunduğu öğrenildi.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: