Günlük arşivler: Aralık 31, 2013

SUÇ DOSYASI /// ALMANYA’DA TEKNOLOJİK DOLANDIRICILIK /// Hafıza Çubuğuyla Bankamatik Soygunu ///

Uzmanlar siber soyguncuların bu yılın başlarında bankamatiklere nasıl girip, virüslü yazılım yüklemek suretiyle hırsızlık yaptıklarını ortaya çıkardılar.

Soyguncuların bankamatiklere (ATM) delik açarak, bağladıkları bir (USB) hafıza çubuğuyla, kendi yazılımlarını bilgisayara yükledikleri anlaşıldı.

Avrupa’da adı saklı tutulan bir bankanın ATM’lerine yönelen saldırıların ayrıntıları, Almanya’nın Hamburg kentinde yapılan bilgisayar korsanlığı konulu bir konferansa sunuldu.

Saldırılarla ilgili ayrıntıları ortaya çıkaran iki araştırmacı isimlerinin yayımlanmamasını istedi.

Hırsızlıklar, Temmuz ayında söz konusu bankanın, bankamatiklerinin kasasındaki parayı koruyucu bir çok tedbir alınmış olmasına rağmen çok sayıda bankamatiğin boşaltıldığını fark etmesiyle ortaya çıktı.

Şifreler

Bunun üzerine bankamatikler sıkı izlemeye alındı ve banka, soyguncuların virüslü hafıza çubuklarını makineye bağlayabilmek için önce bankamatiğin dış yüzeyinde bir delik açtıklarını gördü.

Daha sonra bankamatiğe sahte bilgiler bir hafıza çubuğu takılarak yükleniyor ve delik tekrar açılmamış gibi kapatılıyordu.

Bu yolla, banka farkına varana kadar aynı bankamatik bir kaç kez boşaltılabiliyordu.

Soyguncular virüslü yazılımı yükledikten sonra, seçtikleri herhangi bir zamanda, özel bir arayüzü harekete geçiren 12 haneli bir şifreyi yazıyordu.

Yüklenen virüslü yazılım üzerinde yapılan inceleme, bu 12 haneli sayının girilmesinden sonra, bankamatiğin soyguncuya özel bir menü açtığını ve kasasındaki toplam para miktarını ve her bir cins banknottan kaçar adet bulunduğunu göstediğini ortaya koydu.

Birbirine güvenmiyorlar

Araştırmacılar, soyguncuların hızlı hareket edebilmek için en büyük miktarlı banknotları seçip çektiklerini söylüyor.

Fakat araştırma aynı zamanda, planı geliştiren çete üyelerinin birbirine pek güvenmediğini de ortaya koydu.

Bir çete üyesinin diğerlerini çektiği para konusunda aldatması ya da kendi başına iş çevirmesi ihtimaline karşı yazılım, hırsızın ATM ekranında görünen rakamlara karşılık, parayı çekebilmek için ikinci bir şifre yazmasını gerektirecek şekilde düzenlenmiş.

Şifrenin her seferinde değiştirildiği ve hırsızın bunu her seferinde çetenin bir başka üyesini telefonla aramak ve ona ekranda gördüğü rakamları söylemek suretiyle alabildiği anlaşılıyor.

Eğer bu aşamada doğru şifre girilmezse, bankamatik üç dakika içinde normal işleyişine dönüyor.

Araştırmacılar soyguncuların ATM’ler hakkında geniş bilgi sahibi olduklarını ve bunlara yükledikleri yazılım şifresinin analizini güçleştirmek için bir çok önlem aldıklarını da ekliyorlar.

Ama anlaşılan bu sofistike yaklaşım yazılımın dosya isimlerine gelince pek uygulanmamış. Ana dosya hack.bat adını taşıyor.

YERLİ BASIN : Seçimler ve CHP

aa_8151.jpg?itok=NhbN6zES

Radikal: Koray Çalışkan: İkinci ‘Mustafa Kemal’ dönemi

CHP İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adayı Mustafa Sarıgül ve CHP İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, Kemal Kılıçdaroğlu’nu Atatürk Havalimanı’nda karşıladı. Sarıgül ve Kılıçdaroğlu’nu taşıyan otobüs havalimanından 1.5 saatte çıkamadı. Konvoyu yolda kurt işareti yapan MHP’liler, gökkuşağı bayrağıyla yollara dökülmüş gençler, folklor ekipleri, kadınlar, erkekler, çocuklar ve engelliler selamladı. Yeni il merkezine CHP konvoyu alandan ayrıldıktan 5 saat sonra varabildi. Devamı…

Star: Taha Kıvanç: CHP büyük beklentide, ama…

Geçenlerde, bir dost sohbetinde, olan bitenden en az benim kadar rahatsızlık duyduğunu bildiğim, gönlü uzun yıllardan beri Hocaefendi’de oyu her zaman AKP’de bir arkadaşıma, benim de kulak hizamda, “Hadi artık CHP’li de olursun” diye takıldılar… Verdiği tepkiyi buraya aktarmasam daha iyi olacak… Hizmet Hareketi’nin ileri gelenleri kendilerinden ‘Câmia’ diye söz edilmesini istiyorlar; ‘Cemaat’ sözcüğü ile ‘örgüt’ akla geliyor ve onlar da kendilerinin bir ‘örgüt’ gibi görülüp gösterilmesini doğru bulmuyorlar… Devamı…

Milliyet: Kadri Gürsel: Sarıgül ve CHP’nin enerji patlaması

Dün İstanbul’da CHP’nin “İstanbul Büyükşehir İktidara Hazırlık Merkezi”nin açılışı vardı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Sarıgül ve CHP İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı’nın birlikte yaptığı açılış için düzenlenen törene on binlerce kişi katıldı. Aslında açılışı yapılan, CHP’nin Levent Sanayi Mahallesi’ndeki İl Başkanlığı binasındaki yerel seçim merkeziydi… Devamı…

Cumhuriyet: Orhan Bursalı: CHP ve Cemaat Anlaştı mı?

Enver Aysever’in Aykırı Sorular’ında, “AKP ile Cemaat bir daha bir araya gelemezler, CHP ile Cemaat anlaşmış görünüyor” sözlerim haber olup yayıldı. Kullanan kullanana.. Kimisi sözlerimi “artık anlaştılar” biçiminde yansıttı, AKP cenahından bazı kalemler bunun üzerine yorumlar yazdı.. Cemaat cenahından alttaki “militanlar” ise “Cemaat ile CHP arasında öyle şey olmaz, aralarında doku uyuşmazlığı var” dediler.. Yaaaa, bak sen ne kadar bilmişler! Devamı…

Yeni Akit: Hacı Yakışıklı: Camia’mız için CHP’ye 1 oy verelim

Gücünü gayr-i milli odaklardan alan imparatorluklarının deşifre olarak çöküşünü beddua ile perçinleyen zihniyet, Türkiye’yi “savcılarla” yönetmeye kalkıyor. Halktan göremedikleri ilgiyi, illegal yollarla üzerlerine çekmeye çalışıyorlar. Yani “Sen bana oy vermezsen, ben oy verdiğin kişinin kalemini bir şekilde kırar, onun yerine otururum” diyorlar. Dün bunu milletin TSK’sının silahıyla yapanlar; bugün milletin savcısı, hakimi, polisiyle yapmaya kalkıyor. Sizi kim seçti ki millete efeleniyorsunuz! Devamı…

(Süreç Analiz, 30 Aralık 2013)

YABANCI BASIN : Arabistan’dan Lübnan’a Noel Hediyesi

wo-aq800_saudil_g_20131229171618.jpg?itok=SAyjt584

Suudi Arabistan İran müttefiki Hizbullah milis kuvvetinin Lübnan’daki on yıllık ana güç merkezi ve güvenlik kuvveti olma statüsüne bir karşı hamle olarak Lübnan silahlı kuvvetlerini güçlendirmek için 3 milyar dolar verme vaadinde bulundu. Hizbullah’a doğrudan bir mukabele olarak Suudi hediyesi ve Lübnan Cumhurbaşkanı’nın kabulü Lübnan ve bölgedeki güç dengesini değiştirme potansiyeline sahip.

Ayrıca bu hamle üç yıldır ağırlıklı olarak mezhepsel bir iç savaşın devam ettiği komşu Suriye’de halihazırda mevcut olan gerilimi bölgede hem siyasi hem de mezhepsel tansiyon bakımdan daha da yükseltme tehdidini taşıyor. Pazar günü Suudi Arabistan Kralı Abdullah ile buluşan Fransız Cumhurbaşkanı ise Fransa’nın Lübnan’ı destekleme noktasında üstüne düşen payı yerine getirmek istediğini söyledi: “Fransa uzun zamandır ve özellikle son zamanlarda Lübnan ordusuna tedarikçilik ediyor ve her isteğe cevap verme niyetini taşıyor.” Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Saudis Pledge $3 Billion to Support Lebanon’s Army, 29 Aralık 2013)

YABANCI BASIN : Erdoğan’ın Eski Müttefikleri

par7751597.jpg?itok=dgu6e0t7

Gülen hareketi ile ilgili bir kitabın yazarı olan ve Loyola Maryland Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Joshua Hendrick dini liderin münzevi hayatının eleştirmenlerin kendi sorunları için Fethullah Gülen’I suçlamasını kolaylaştırdığını söylüyor. Aynı zamanda çoğu zaman gözlerden ırak kalarak ve bir web site üzerinden iletişimini sürdürerek Gülen Hendrick’e göre “ne olduğundan çok daha fazla birşey oluyor. O kendi takipçilerinin inandığı bir süpermene dönüşüyor.”

2011 başlarından beri Gülen’e yakın Houston bazlı bir grup olan Amerika ve Avrasyalılar Turkuaz Konseyi Kongre üyelerinin Türkiye ve Azerbaycan ziyaretleri için yaptıkları ondan fazla geziyi finanse etti. Grubun başkanı Kemal Öksüz onur başkanının Gülen olduğu Chicago’daki Niagara Vakfı’nın eski idari direktörüydü. Aynı zaman diliminde Gülen bağlantılı grupların sponsorluğunu üstlendiği Kongre’nin en az 4 üyesinin katıldığı Türkiye gezileri gerçekleştirildi.

Gülen hareketi 150’den fazla ülkede okullara sahip. Amerikan okulları iki düzine eyalette toplamda 120’den fazla olmak üzere Harmoni ve Kavram gibi “marka” isimler altında faaliyet gösteriyor. “STEM” denilen bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik dallarına akademik bir vurguyla çalışan okullarda İslam öğretilmiyor. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WP, Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan’s turmoil may stem from a former ally, 29 Aralık 2013)

TOP SECRET : U.S. Civil-Military Strategic Framework for Afghanistan

U.S. Civil-Military Strategic Framework for Afghanistan.pdf

TOP SECRET : The U.S. Government’s Diminishing Expectations Plan for Afghanistan

kerry-dunford-cunningham.jpg

U.S. Secretary of State John Kerry speaks with U.S. Marine Corps General Joseph Dunford, as U.S. Ambassador to Afghanistan James Cunningham listens, in Kabul, Afghanistan, March 26, 2013. Ambassador Cunningham issued the new U.S. Civil-Military Strategic Framework for Afghanistan in August which was signed by General Dunford. Photo via State Department.

Public Intelligence

Afghan President Hamid Karzai’s recent refusal to sign a bilateral security agreement with the U.S. has fueled a growing sense of frustration and confusion among those charting the future of Afghanistan. The agreement, which authorizes the continued presence of American troops in Afghanistan beyond 2014, has been described as “critical to Afghanistan’s future stability.” One unnamed Afghan official quoted in a recent report from NBC News said that without the thousands of U.S. troops that are expected to maintain a presence in the country “the government could collapse and Afghanistan would enter a civil war.” Former Ambassador to Afghanistan Ryan Crocker told Foreign Policy that he worries about a lack of “sustained administration engagement at a high level,” which has the potential to set the stage for a repeat of “pretty horrible” past events, referring to the civil war in the early 1990s that led to the Taliban’s rise to power.

While Karzai has signaled that he will likely sign the agreement, stating earlier this month that he wants to wait until after the April 2014 presidential elections, he continues to find new reasons for failing to do so, including most recently disagreeing with the U.S. government’s definition of terrorism. Assuming the agreement is eventually signed, what does the future actually hold for the Afghan people? Public Intelligence has obtained the most recent version of the U.S. Civil-Military Strategic Framework for Afghanistan, the second revision of the document dated August 2013, detailing the U.S. government’s goals and priorities for rebuilding Afghan society. Issued by the U.S. Ambassador to Afghanistan James Cunningham and signed by the commander of U.S. forces Joseph Dunford, the framework covers U.S. priorities related to governance, the rule of law, socioeconomic development as well as the gradual transfer of authority to the Afghan government. When compared with a previous version of the framework from March 2012, also obtained by Public Intelligence, the document solidifies the prospect of long-term U.S. involvement in Afghanistan, removing optimistic statements about turnover dates and self-sustaining funding estimates and replacing them with measured assessments reinforcing the notion that U.S. and international forces will be present in Afghanistan far into the next decade.

The Transformation Decade

The U.S. Civil-Military Strategic Framework for Afghanistan has evolved substantially since its first edition, issued by Ambassador Crocker in March 2012. The document has abandoned much of its original optimism to embrace a more grounded view of the realities of a war-torn developing nation. The most recent version of the U.S. Strategic Framework, revised in August, places a much greater focus on the process of transferring power to Afghan authorities, emphasizing “transition” as a guiding concept of U.S. operations in the country. Transition is defined as shifting “security responsibility for Afghanistan to the Afghan Security Institutions (ASI) and the Afghan National Security Forces (ANSF)” as well as embracing a “more traditional diplomatic and development model” for U.S. efforts. According to the framework, much of this will be achieved during the so-called “Transformation Decade,” a period from 2015-2024 that will see Afghanistan working to reduce its dependence on “international assistance, improving delivery of government services, and promoting fundamental freedoms and human rights.” By 2025, the framework envisions Afghanistan having “reduced its dependence on international assistance in non-security sectors to levels consistent with other least developed nations,” increasing “peace and stability” through “effective development” and improving the “delivery of government services.” By 2030, this transformation will allow Afghanistan to “emerge as a model of a developing democratic Islamic nation.”

Despite its optimism, the framework is remarkably frank about its diminishing expectations for Afghanistan, noting that even with “a strong partnership between the U.S. and Afghanistan, the Transformation Decade will be fraught with challenges” requiring “constant evaluation.” Even under “the best of circumstances,” the framework says “Afghanistan will continue to be in the category of ‘least developed nations’ with high levels of poverty, unemployment, and illiteracy, as well as underdeveloped infrastructure.” Moreover, the nation will continue to be threatened by “non-state actors” that will decrease stability and challenge the Afghan government’s capacity to govern.

The Framework’s Structure

The U.S. Strategic Framework is conceived of as a structure with a foundation and three pillars that support long-term U.S. strategic goals in Afghanistan. The structure is founded on security, which focuses on “creating an environment that enables progress in governance, rule of law, and socio-economic development.” The process of supporting Afghan security involved a gradual transition over time from operations led by NATO International Security Assistance Force (ISAF) personnel, to partnered combat operations, to the current state “where ANSF is leading combat operations.” This transition has been achieved through a series of “tranches” that have involved specific provinces and districts within Afghanistan taking responsibility for the security of their own area the country. The final tranche was announced in June 2013 indicating that all districts have now begun the process of “security transition.”

The viability of this transition remains to be seen as U.S. troops have previously voiced concerns about the readiness of Afghan forces. A 2012 survey of several U.S. Army companies stationed in Khost and Paktiya provinces found that nearly half of soldiers surveyed said the Afghan National Army (ANA) had improved little, not much or not at all during their partnership. Many soldiers cited in the report list Afghan forces’ lack of motivation and rampant illiteracy as factors undermining their training efforts. Nearly 62% of soldiers responding to the survey said that so-called “ANA-led” missions are rarely or never actually planned and executed by Afghan forces. One soldier quoted in the survey described how a recent “ANA-led” mission required him to “spoon-feed” his Afghan counterpart the entire operations order and planning. “We do the heavy lifting, they put a face on it,” another soldier said.

afghan-us-strategic-framework.jpg

A graphic depicting the theoretical structure of the U.S. Civil-Military Strategic Framework for Afghanistan.

There are also a number of significant challenges threatening the “three pillars” of the U.S. Strategic Framework. The governance pillar, which is particularly important to the future of Afghanistan, is primarily focused on strengthening the “Afghan people’s confidence in their government” by working to enhance its legitimacy and eliminating corruption. The U.S. hopes to do this by supporting a “credible” and “transparent” election in 2014, when Afghan President Hamid Karzai will finally be forced to step down from his position. The U.S. will also work to build Afghan government infrastructure from the ground up, strengthening “governance architecture and functionality, revenue collection and budget prioritization, execution, and accountability at both the national and sub-national levels, leading to more efficient, effective, and accountable service delivery for all Afghan citizens.”

Much of the success that will come from strengthening Afghan governance will depend on the second pillar of the U.S. framework: the “rule of law.” This requires that the U.S. and Afghan government work to create a justice system providing access to “fair, efficient, and transparent justice based on Afghan law and international obligations” while also minding the “linkages between formal and customary justice” currently operating in the country. The existing structure of Afghan justice is poor after “over thirty years” of “social and political upheavals, corruption, and technical and material deprivation.” Afghans have little “confidence in their governments’ ability to provide fair, efficient, and transparent justice to all citizens” which discourages “economic growth by deterring investment and licit business opportunities.” The rampant corruption throughout Afghanistan is a significant factor in this lack of trust, enabling a system of informal justice that often exploits “society’s most vulnerable members,” delegitimizing the Afghan government and making “harsh justice more acceptable to many Afghans.”

The final pillar of the U.S. framework focusing on socioeconomic development will depend largely on the success of U.S. initiatives to strengthen the legal and governance environment in Afghanistan. A growing economy is described by the framework as increasing “stability within Afghanistan and the broader region” by providing jobs as well as “an adequate tax base to fund government-provided services.” Economic growth will help bolster people’s confidence in the Afghan government, providing for “healthy and educated Afghans with jobs” that are able to provide for their families, making them “less likely to participate in the insurgency.” The U.S. hopes that this will be accomplished through support of several key industries in Afghanistan, including telecommunications and extractives. The original version of the U.S. Strategic Framework from March 2012 places heavy emphasis on the potential for cultivating Afghanistan’s extractives industry, which has previously been estimated to be worth trillions of dollars. “Development of minerals and hydrocarbons is Afghanistan’s best chance to draw foreign investment and reduce its dependence on foreign assistance,” the March 2012 version of the framework states. This development will “increase demand for the construction of regional rail, road, and energy networks that can generate significant revenue and create jobs.” However, it will be at least “five to ten years” before the Afghan government begins to “realize revenue from its significant mineral deposits.” In the interim, U.S. policies will support “trade policy liberalization, commercial law development, customs process reform” and “removal of barriers to cross-border trade.”

ARAŞTIRMA DOSYASI : Libya’da Trablus-Bingazi-Fizan Üçgenindeki Federalizm Tartışması

Libya’da Trablus-Bingazi-Fizan genindeki Federalizm Tartmas.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI : İran’ın Urmiye Gölü Sorunu

ran’n Urmiye Gl Sorunu.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI : Doğu Akdeniz’de Enerji Güvenliği ve Savaşları

Dou Akdeniz’de Enerji Gvenlii ve Savalar.pdf

YOLSUZLUK DOSYASI : Kurşun Askerler ile Dizayn Operasyonu !

17 ARALIK; RÜYA ALEMİNİN “KURŞUN ASKERLERİ” İLE 21.YÜZ YIL DÜNYA DİZAYNI OPERASYONU!

Gezi Parkı olaylarını önceden gördüğünü söyleyen Abdullah Çiftçi ile o günlerde “Gezi Parkı” olayları üzerine bir röportaj yapmıştık. Çiftçi, 17 Aralık Operasyonunu da çok önceden gördüğünü ve çevresini uyardığını söylüyor. Sosyal medya ve iletişim uzmanı Abdullah Çiftçi ile 17 Aralık Operasyonu ile ilgili bir röportaj yaptık. Çiftçi yine farklı söylemleri ile gündem belirlemeye devam ediyor.

Abdullah bey Gezi olaylarından bu yana görüşemedik sizinle. Siz 17 Aralık Operasyonunu önceden gördüğünüzü söylemiştiniz.Bu olayı Ne zaman ve nasıl gördünüz?

Gezi Parkı olaylarından hemen sonra Netpano.com da yayınlanan bir yazımda bu operasyonun devamının geleceğini söylemiştim. Ama başka araç ve yöntemlerle gelecek demiştim. Bu operasyonun olacağını 2013 Ağustos ayında Kabataş’ta bir çay bahçesinde bir kurgu şeklinde arkadaşlarıma anlattım. Yılbaşından önce en az 30 farklı “yolsuzluk” soruşturması dosyası ile halkın “algısını” değiştirme operasyonu yapılacak demiştim. Bunu görmemin nedeni, Gezi Parkı olaylarını tezgahlayanların aklını, niyetlerini okumamdan kaynaklanıyor.

Karşımızda “organize aklı” kullanan bir dünya gücü var. Bu gücün yerinde olsam Başbakan Erdoğan’ı nasıl yıpratırım, hükümetini düşürürüm diye düşündüğünüzde, hükümet hakkında dosya toplayan bilgi ve belge toplayan birilerine taşeronluk işi verilecektir. Deniz Baykal’a kasetle şantaj yapıp CHP’yi dizayn eden, MHP’ye kasetle şantaj yapıp MHP’yi dizayn eden çete yakalanmış değil… CHP ve MHP’ye operasyon yapan çeteye görev verildi. Hedef AKP’ye operasyon ve Başbakanı “av”lama..

Gezi Parkı operasyonu ve 17 Aralık Operasyonlarının yapılma amacı nedir?

Dünya yeni bir yüz yıla girdi. 20.yy da oluşturulan uluslar arası kurum ve kuruluşların meşruiyeti sorgulanma aşamasındadır. Birleşmiş Milletler, IMF gibi kurumlar artık dünyanın sosyal, ekonomik ve siyasal problemlerine çözüm getiremiyor. Fransa’nın, İngiltere’nin, ABD’nin, Rusya’nın nüfusunu topla, İslam ülkeleri nüfusunun yarısı gibi ediyor. Bu ülkeler BM Daimi üyesi, ama İslam ülkelerinin bir temsilcisi yok.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu durumu BM’de dile getiren tek dünya lideridir. Afrika’da yaptığı konuşmalarında “sizi sömürdüler” dedi. Dünyanın sarsılmaz görülen gücüne “one minute” dedi… Ve 21.yy’ın güç dengelerinde “Milli ve Bağımsız bir Türkiye”, sömürgeden kurtarılmış bir İslam alemi dedi… Sonuçta, dünya idaresinden sorumlu küresel finans ağalarının oyunun bozdu. Global Finans ağaları da Başbakanın Kafasını istedi ve bu işi de birilerine taşeron olarak verdi… Şu anda yaşadığımız süreç, aslında Milli olan Başbakanın “av”lanarak kelepçelenip, global finans ağalarına teslim etme operasyonudur. Bu operasyonları yapan kamu görevlilerinin niyeti bu olmasa da sonuç buraya gider…

Gezi Parkı Operasyonu ile 17 Aralık Operasyonu arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Bir sosyal medya uzmanı olarak, sosyal medyadaki kitlenin davranışlarını izliyorum. Sosyal Medya bireylerinin genelde “aklı gözündedir”. Okumaz, araştırmaz ve düşünmez. Grafik-tasarım ve semboller üzerinden bir “algı oluşturulur”. Gezi olayları öncesinde adım adım, grafik-tasarım ve sembollerle başbakanın “diktatör” olduğu algısı oluşturuluyordu. Yani Başbakan özel hayata müdahale eden bir diktatör gibi lanse edilmek istendi. Özgürlüklerin önündeki engeldi. Bu nedenle son 10 yılda yetişen sanal gençliğe, özgürlüğün önündeki engelin başbakan olduğu algılatıldı. Video ve Internet oyunları ile kötü adamı öldüren, “av”layan sosyal medya gençlerine, aynen bir video oyunundaki gibi başbakanı “av”lama görevi verildi. Gençler, kendilerini bir video oyununda sanarak “özgürlük” için sahaya indi. Gençlerin sahaya inmesi ile meydanı boş bulan öfkeli politik kitleler de sahaya indi. Sonuçta ne olduğunu gördük. Ülke soyuldu… Başbakanı “av”lama işini gençler beceremedi.

Küresel finans ağları, Türkiye’ye ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda diz çöktürmenin önündeki engeli kaldıramadı. Bu işi 21.yy yöntemleri ile değil de 20.yy’daki yöntemler ile çözmek istedi. Bunun için Türkiye’deki kamu kurum ve kuruluşları arasındaki koordine problemleri, yasal boşlukları kullandılar. Sağır sultan bile birilerinin memlekette olan biten her şeyi gelecekte kullanmak üzere “kaydettiğini” biliyordu…

21.yy’ın yöntemleri ile bu iş olmadı, 20.yy yöntemleri devreye kondu derken ne demek istiyorsunuz, biraz açar mısınız?

Dünyayı dizayn eden, yöneten, yönlendiren güçler de sonuçta bir “insan”. Ama “aklı” üst düzeyde kullanan, operasyon yapabilmek için ellerinde imkan olan insanlar. Düşünen, aklını kullanan, neden-sonuç ilişkisini görebilen ve biraz da dünyada neler olup bittiğini araştıran sıradan bir insan bile küresel finans ağalarının projelerini, oyunlarını görebilir. Küresel finans ağları kendi projelerine çomak sokulamaması için bireyin aklını iptal etmesini, düşünmemesini ister. Bunun için geçen yüzyılda “dini” kullanarak bireylere aklını iptal ettirdi. Bireyin kesin bir “itaat” ve “biat” edeceği kontrollü “liderler, idoller” üretildi… Bu liderler kontrol edilerek kitlelere yön verildi…

İkinci Dünya savaşından sonra, dünyada soğuk savaş döneminde ABD kominizme karşı mücadele için dünyanın değişik yerlerinde “Komünizmle Mücadele Dernekleri” kurdurdu. Güney Korede’de “Komünizmle Mücadele Derneği”ni de kuran Sun Myung Moon, 1954 yılında Moon Tarikatı”, resmi adıyla “Birleştirme Kilisesi” ni kurdu. Bu tarikatın “müritleri”, liderlerinin Allah tarafından seçildiğine inanıyordu. Bu tarikatın amacı önce Hristiyan Cemaatleri birleştirmek idi. Daha sonra Tarikat, “Dinler Arası Diyalog” sloganı ile dünyaya açıldı. Tarikat lideri Sun Myung Moon 1959 yılında ABD’ye göç etti. Türkiye’de de tarikatın temsilciliğini bir süre, ozamanki CHP genel sekreteri Kasım Gülek yapıyor

Moon Tarikatı’nın dünyanın 5 kıtasında okulları var, şirketleri var, gazeteleri var, dergileri var, politikacıları var, işadamları var vs. Bugün itibarı ile 2 milyon civarında da kayıtlı üyesi olduğu söyleniyor. Bu tarikatın CIA tarafından “açık istihbarat” ve “operasyon” amacıyla kurdurulduğu imajı var. Bu tarikat “Budist” dünyası alanında faaliyet göstererek Güney Kore’nin yaklaşık %40’nın Hristiyan olmasını sağlıyor… Yani, istihbarat kuruluşlarının Budist dünyasında rahat operasyon yapabilecekleri bir zemin…

Bir başka kurdurulan tarikat ise Falun Gong’dur. Yine Budist dünyasına hitap eder, Vatikan ve Soros vakfından destek gördüğü, Çin’in istikrarsızlaştırılması için komünizme karşı mücadele eden bir başka tarikat. Bu tarikatın temel jargonu da “hoşgörü” ve “diyalog”tur. Bu tarikatın da, Medya kuruluşları (TV, Gazete, Dergi), dernekleri, şirketleri, işadamları, politikacıları ve müridleri var.

İspanya’da Hristiyan dünyasında faaliyet göstermek için kurulan/kurdurulan tarikatın adı ise Opis Dei’dir. Kurucusu Madrid’li bir Katolik papazı Josemaia Escriy de Balagar’dır. Opus Dei Tarikatı’ının beş kıtada 500’e yakın üniversite ve Yüksek Okulu ve 200 den fazla koleji var. 600 den fazla dergi ve gazetesi var. Radyoları, TV’leri var. Dünyanın birçok ülkesinde şirketleri, işadamları, politikacıları, gazetecileri var ve her ülkeden sorumlu bir Kardinalleri var. Opis Dei tarikatını İspanya’da diktatör Franco’nun koruduğu kolladığı söylenir.

Bu tarikatların okulları ABD istihbarat teşkilatları gözetiminde açılır. Asli görevleri, Amerika’nın açıktan girip öğrenci devşiremeyeceği ülkelerde İngilizce eğitim verip, sonra da bu çocukları ABD’ye göndererek ehlileştirmektir… Global finans ağalarının sistemine çomak sokmayacak çocuklar yetiştirmektir.

Global finans ağaları 20 yy’da dünya insanını spor ve sözde tarikatlarla idare etti. İnsanın bu dünyadaki en büyük kaygısı ölümden sonra ne olacağıdır. Ölümden sonrası vaatler için insan aklını ve muhakeme yeteneğini iptal etmeye hazırdır. Oysa yüce yaratıcının insana bahşettiği en güzel özellik “akıl”dır… Bu nedenle bir taş atılırsa, hayvan taşa koşar, insan atana koşar…

İslam dünyasında da geçmişte Allah tarafından “seçildiğini” söyleyen Haşhaşiler, Kadıyaniler gibi değişik “sapık” tarikatlar tarih sahnesine çıkmıştır. Haşhaşilerin kurucusu Hasan Sabbah’ın, “Tapınak Sövalyeleri” ile görüştüğü tarihi kayırlarda vardır… İslam dünyasını organize etmek için küresel finans ağları, Yahudi bankerler değişik zamanlarda “mehdi” olduğunu iddia eden insanların da piyasaya çıkmasına yardımcı olmuştur.

21.yy’da sosyal medya ile yeni “idoller” üretiliyor. Dünya gençliği bu idollere Facebook ve Twitter aracılığı ile linkleniyor. 20 yy’da icazetle kurdulan tarikatlar ve sözde “şeyhler, seçilmişler” lerin yerine yeni “sanal şeyhler” devreye kondu. Sözde tarikat liderlerinin dünya genelinde en fazla beş milyon olan bağımlıları vardı. Ama sosyal medya idollerinin Facebook ve Twitter takipçileri 50 milyonun üzerinde hatta 100 milyonun üzerinde olanda var.

Sizce kendini “seçilmiş” ilan edenlerin “müridleri”nin özellikleri nelerdir?

Öncelikle şunu belirteyim burada, Allah dostu büyüklerin dışındaki özel üretilmiş “seçilmiş”lerden bahsediyorum. Genelde istihbarat örgütleri tarafından kurgulanan ya da sonradan yönlendirilen “tarikatların” “müridleri”nin %99.9’u ilgili ülkenin en saf en temiz insanlar grubu arasındadır. Samimiyetle, Allah için, “cennet” için mücadele ederler. Dini bir “vicdan” meselesi olarak algılarlar. “Biat” ettikleri için dünyada gelişen sosyal olaylara bireysel yorumlar yapamazlar. Yorumlar en tepeden yapılır. Yapılan yorumlara sorgusuzca “inanılır”. Yani “aklın” iptali sözkonusudur.

Müslüman Türklerin en belirgin özelliği “Mertlik”tir. Anadolu Coğrafyasında “Alperenlik”, “Cihangirlik”, “Akıncılık” gibi idol kahramanlıklar var. Bunların kim olduğunu dostta, düşmanda bilir. Bu ülkenin “devrimcileri” de özü itibarı ile merttir. Saklamaz kendini. Ama, bu “müridler” takiyye kültürü ile yetiştiriliyor. Oysa takiyye, bu toprakların özüne aykırıdır. Takiyye kültürü ile yetişen bir insan modeli, Allah adına da olsa Emperyalizmle mücadele edemez. Sömürü düzenine başkaldıramaz… Takiyye kültürü ile yetişen insan, “emir kuludur”… Bir komutanın “posta eri”dir.. Söz hakkı yoktur. Verilen talimatları yerine getirir…

Verilen emir, müridlerin herkesi ve gördüğü her şeyi “fişlemesi/kaydetmesi”dir… Bu kayıtlar “üstlere” teslim edilir. Üstler, bunları bir depoda toplar. Depoda bunları analiz edenlerin kimler olduğunu kimse bilmez. Takiyye kültüründe birinin topladığı bilgiler ile kendi vatanlarına, dinlerine, kardeşlerine, Ülkelerine zarar geleceği fikri hiç olmaz… Takiyye kültürü olan insan farkında olmadan kendi ülkesine karşı yabancı servislere “muhbirlik/gammazlık” yapar… Takiyye kültürü ile yetişen insan bir süre sonra kendine yabancılaşır. Eşine yabancılaşır, çocuklarına yabancılaşır. Takiyye bir yaşam biçimi olur…

Bu nedenle takiyye kültürü ile yetişen birinden dost olmaz. Hatır gönül ilişkisi kurulmaz. Anadolu’da “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” sözü meşhurdur. Siyasal parti, düşünce, görüş fark etmeksizin her insanın toplumun farklı kesimleri ile dostluk ilişkisi, hatır gönül ilişkisi vardır. Ama takiyye kültürü ile yetişen biri yukarıdan “emir” geldiğinde anında her şeyi tersine çevirir, siler atar. Hafıza boşaltılır. Sanki paylaştıklarınız, yaşadıklarınız yaşanmamış gibidir.

17 Aralık operasyonunda gördüğümüz, birileri herkesin gözünün içine bakarak dosya toplamış… Tıpta hastalığı önleyici hekimlik vardır. Burada da Samimi olan zamanında başbakanı uyarır, şu bakanın çocuğu şunu yapıyor, öteki bunu yapıyor der. Önlem alınmasını ister… Ama yapılmadı…

Sizce hocaefendi bu işin neresinde?

Hoca efendinin Türkiye’de ne olup bittiğinden tam olarak haberi olduğunu sanmıyorum. Bir iletişim problemi var. Hoca efendi Türkiye’de olsa, yüz yüze görüşseler belki problem bu kadar büyümezdi… Başbakana karşı yapılan operasyonlarda hoca efendinin talebelerinin adı geçiyor. Basından izliyoruz. Hoca efendi grubu çıkıp bu arkadaşlar bizden değil demeliler.. Aksi halde fatura üzerlerine kalacaktır…

Bir gemide, roket atarla hırsız kovalamak ya “gafilliktir” ya da “hainliktir”… Alnına sinek konan bir adamın alnındaki sineği elinizle de kovabilirsiniz veya silahla da sineği vurabilirsiniz… Bu ülkeye tilki sokan global finans ağaları daima kargaya sesin güzel diyerek peyniri kaptılar… Ama bu kez, tilkinin görevi peyniri kapmak değil kargayı da götürmek!…

Hiç kimse ben kamudaki görevimi yapıyorum diyemez. Ancak aklını iptal etmiş birileri öngörüsüzlük ve vizyonsuzlukla, 5 milyon dolar çalınmış para yakalayayım derken ülkeyi şimdilik 120 milyar dolar zarara sokabilir… Ayrıca bu ülkede, kasetler, videolar, şantajlar havada uçuşurken, suçluluğu ispat edilmemiş kişileri basın yoluyla ifşa ederek ülkenin ekonomik ve siyasal istikrarına suikast yapılamaz… Bu iş çocuk oyuncağı değildir…

Global finans ağlarının İslam dünyası için projeleri ne olabilir?

Yaşadıklarımıza baktığımızda global finans ağları “halifelik” kartını oynayacaklar…

Kendinizi global finans ağalarının yerine koyarsanız 2 milyarlık İslam dünyasını yönetecek bir proje geliştirmek zorunda olduğunuzu görebilirsiniz. Global Finans ağaları 20. yy’da İslam dünyasını istediği gibi yönetti. Osmanlı’nın yıkılmasından sonra cetvelle sınırlar çizildi. Şimdi 21.yy’dayız ve çatırdamalar başladı. Bu durumda bir yüz yıl daha İslam dünyasını idare etmek için yeni bir projeye ihtiyaç var. Burada iki proje olabilir. Birincisi Sünni/Şia mezhep savaşını kaşımak, canlı tutmak ve sıkça gündeme getirmektir.

Diğeri de halifelik projesidir. Osmanlı, Şerif Hüseyin’e halifelik sözü verilerek yıkılmıştı. Orada bir Lawrence işi götürmüştü. Burada ise dedeleri Lawrence kadar kişisel becerileri olmasa da Anglo-Sakson’un “ortak aklı” ile Siyonist finansörlerin “organize aklı” sözkonusu…

O zaman, zamanı gelince askıya alınan halifelik makamı 21.yy’da yeniden askından indiriliyor… Fahrettin Paşa’nın kendi subayları tarafından eli kolu bağlanarak teslim alınan Kabe için de yeni bir senaryo gündemde… Global finans ağlarının atadığı “seçilmiş” halife, İslam ülkelerinin “atanmış” temsilcilerinden oluşturulan bir komisyonla Kabe’yi yönetecek. Yani Kabe yönetimi halifeye verilerek İslam dünyası için Vatikan benzeri bir model geliştirilecek. Daha sonra dünya asayişi için Papa ve Halife birlikte mesajlar yayınlayacak. Çok daha uzun bir zaman sonra madem aynı Allaha inanıyoruz, hadi kitapları da birleştirelim, dinde reform yapalım gibi düşünceler de gündeme gelecek…

Bu varsayımı nasıl yapıyorsunuz?

Gezi parkı olaylarında yazdığım makalede “Amerikan devletinin yönetiminin belirlenmesinde çok etkili olan CFR-Dış İlişkiler Konseyi onursal başkanı David Rockefeller “Dünyada 200 civarında olan devlet sayısı yakın gelecekte 1000’e çıkacaktır. Dünyada ulus devletlerin modası geçmiştir.. Gelecekte devletler, finans sektörü tarafından idare edildiğinde dünyaya barış ve huzur gelecektir…” diyor. Rockefeller yaptığı bir konuşmada da “Tek dünya devleti”nin kurulması gerektiğini söylüyor..” Böyle bir projeleri var.

Bu projeleri gerçekleştirmek için “sosyal medya”yı kullanıyorlar. Sosyal Medya idollerinin peşine dünya gençlerini takıyorlar. Sosyal Medya idollerinin şarkılarında genelde “all of world” kelimesi sıkça geçer. Tek din, tek dil, tek dünya devletine gençler hazırlanıyor. Moon Tarikatı, Opis Dei, Falun Gong gibi tarikatlara bakarsan hepimiz “kardeşiz” “hoşgörü” “diyalog” kavramları önde. Hepsinde de “dinler arası, kültürler arası diyalog” çalışmaları var. Yani reel dünyada “seçilmiş” “mehdi/Mesih” üretirlerken sosyal medya da “idol” üretiliyor… Dünya insanı hem reelde hem sanalda kıskaca alınıyor…

Sanal dünyada internet, play station ve video oyunları ile gerçeklikten kopartılan gençlerin yanı sıra, üretilmiş tarikat ve cemaatlerde de “rüya” ve “ruhlar” aleminden haberlerle beslenen gerçeklikten kopartılmış bireyler var. Her iki kesimde de mukayese yeteneği bloke ediliyor.

Global finans ağlarının temel hedefi, insanı kontrol etmek, aklı bloke etmek, gruplandırıp yönetmek. Her insana kredi verip borçlandırmak. Her insanın kazancından pay almak. 20 yy’da kurulan dünya para sistemini devam ettirebilmek.

21.yy’da sahnede yeni oyuncular var. Brezilya, Türkiye, Rusya, Çin, Endonezya yükselen ülkeler. Birçok ülke kendi arasında ticarete doları kullanmama eğiliminde. Amerika’da bile birçok düşünür “Amerika’dan sonra ne olur” gibi tartışmalar içerisinde… Dünya, ABD Doları dışında rezerv için yeni bir para birimi peşinde. Henüz ufukta bir çözüm görülmese de bu arayış ve tartışmalar devam ediyor. Kontrollü bir Halifelik makamı bu para savaşında çok önemlidir. Çünkü genelde doğalgaz, petrol, madenler ve değişik hammaddeler İslam ülkelerinde. Halife’nin dünyanın para birimini belirlemede, icazetli fetvası önemli olacak!…

İslam dininde “faiz” haramdır. Global finans ağalarının para sistemi ise faize/tefeciliğe dayalıdır. “Komşusu açken kendisi tok olan bizden değildir”, Malın 40’ta biri her yıl zekat olarak verilmeli. Sadaka Allah’a verilen borçtur… Fitre vs de gündeme alırsanız, global finans ağalarının sistemi ile İslam dünyasının anlaşması mümkün değildir. Nitekim global finans ağalarının düzenine Papa bile itiraz etti ve Papalığından oldu.

Tüm interneti dinleyerek kendilerine engel olabilecek herkesi mahkum etmeye çalışan bu ağalar, İslam dünyasındaki her grubu, her cemaati de izliyorlar… Kendilerine tehlike olabilecek potansiyel her grubun peşine düşerler… Sonuçta, Sünni İslam’ı dünyaya yayma ve “turtancılık” davasının peşine de düşerler… Dünya liderlerini dinleyen NSA, her lideri dinler… Global finans ağaları, Türkiye için kontrollü “Turancılık” davasını ise Rusya ve Çin’e karşı bir koz olarak yedekte tutuyor… Yani, 21. yy dünyanın ekonomik savaşında İslam dünyasının kalbi olan Türkiye/Türkler, hem “Ilımlı İslam” hem de “Turancılık” ideali ile sahada yedek takviye kuvvet olarak bekletiliyor…

Global finans ağaları ekonomisi batan İran’ı ayağa kaldırma peşinde. Bir tarafı “Sünni dünyanın” temsilcisi, diğer tarafı da “Şii dünyanın” temsilcisi olarak sahaya sürüp “mezhep” savaşını yaygınlaştırma düşünceleri de B planı olarak hazırlanıyor…

Osmanlı’da da “diyalog” kavramı vardı. Ama bu farklı cemaatleri bir araya getirerek problemlere çözüm bulma amacını taşıyan “Meclis-i meşayih”tir.

Bu açıklamalar doğrultusunda başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın konumunu nasıl görüyorsunuz?

Şimdi başbakanın neden hedef alındığına yeniden dönersek, sadece ekonomik nedenler olmadığını anlayabiliriz. Komünizm dünyada devlet olarak bitti. Kapitalizmde tıkandı. Bunu Papa 16. Benedict şu sözleri ile tescilledi “Yaşanan ekonomik krizin kapitalist sistemin zayıfların yanında olmadığının açık göstergesi”, “Yeni bir ekonomik model üzerinde çalışılmalı”, “Yüksek kar, sınırsız tüketimin ve sonuçları düşünülmeksizin rekabeti salık veren kapitalist sistemin toplumun en temel ihtiyaçlarına cevap verme konusunda yetersiz kaldı”,”Bu gelişmeler sosyal patlamalara da neden oluyor”… dedi ve sonrasında istifa ettirildi…

Dünya insanına yeni bir ışık gerek. Yeni bir söz gerek. Ekonomik çözülmelerden önce ruhi çözülmeler başladı. Bilgi Çağı’nda insan ruhu ile bağını kaybetti. Global Finans ağaları ise sosyal medya, sözde şeyhlere“müridleştirme”, “Biyokapitalizm”, “Nörokapitalizm” gibi değişik kavramlarla insanı kontrol altına alma peşinde. Uzaktan frekanslar ile insan beynini yönlendirme (Telegram) gibi çalışmalar var. İngiliz bilim adamları bir adım daha ileriye giderek beyindeki hafıza silinerek istenilen başka bir hafızayı yüklemenin mümkün olduğunu söylediler… Yani global finans ağları insana kumpas kurma peşinde…

21.yy dünyasın kurgulandığı bugünlerde Başbakanın dünya insanına yönelik sosyal adalet, hak, hukuk mesajları vermesi, Allah rızası için, Afrika’nın aç çocuklarına, hesapsızca yardım yapılması gerektiğini haykırması, mevcut düzenin sahiplerini ürküttü. Açlık nedeniyle çocuk ölümlerinin yaşandığı Somali’ye yapılan yardımlar birilerini fena halde tedirgin etti. Sonrasında Somali’de Türklere nasıl saldırı yapıldığını hep beraber gördük…

Şu anda yapılan yolsuzluk operasyonuna asıl amaç Başbakan mı diyorsunuz?

Evet kesinlikle öyle. Birileri başbakanı yakalayıp kelepçeli bir şekilde faiz lobisine teslim etmek istiyor. Niyetlerini okuduğumda gördüğüm, yolsuzluk dosyalarını başbakana dayayacaklar. İşi bozuk olan halkın gözüne para sayma makinesi ve desteyle dolar balyalarını soktular… Bu fotoğraf ile halkın gözüne hitap ederek bir “algı” oluşturmak istediler. Gazetelerde gördüğünüz fotoğraf, üzerinde çalışılmış bir pozdur. Benim Ağustos ayında arkadaşlara bahsettiğim pozun aynısıdır…

Bu poz sonrasında “vergime sahip çıkıyorum” veya “hırsızları yakalıyoruz” gibi halk hareketlerini organize etme niyetindeler. Bu hareketler başarılı olursa, planları, AKP’ye yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara Belediyelerini kaybettirmek. Sonrasında ise sokak yürüyüşleri devam ettirilerek erken seçim baskısı ile erken seçim yapılmasını sağlamak. Hükümet erken seçime gitmezse kamu kurumlarını çalışamaz hale getirip “orduyu” asayişi sağlamak için göreve davet edecekler. Asker gelmezse seçimleri bekleyecekler…

Belediyeleri kaybetmiş bir AKP değişik kaset ve şantajlarla yıpratılıp genel seçimlerde yara alacak. Genel seçim sonrasında AKP dışında bir hükümet geldiğinde, Başbakanı önce “Yüce Divan”da yargılatacaklar sonra da faiz lobisine kelepçeli bir şekilde teslim edip, Başbakanı uluslar arası mahkemede “teröre destek veren devlet adımı” ve “kara paracı” olarak mahkum ettirme düşüncesindeler…Basına sızan dava dosyalarında bunların ipuçları var. Yani, global finans ağları kendi yediği herzelikleri becerebilirlerse, ülkenin başbakanına yükleyecekler.

Burada da dünya Müslümanlarına gözdağı verecekler. 21.yy da size umut veren Recep Tayyip Erdoğan’ı işte kelepçeledik diyecekler… Başbakanın “one minute” çıkışı ile oluşan heyacan dalgası, umut dalgası, bir yüz yıl daha mezara gömülmek istenecek…

Sizce bu mümkün mü?

Unutmayalım bu ülkede %60 ile iktidara gelen bir başbakan idam edilmiştir. Bu nedenle milletin başbakanına sahip çıkması gerekir… Selçukludan, Osmanlıya, sonra da Türkiye Cumhuriyetine kadar gelen süreçte bu millet daima sağduyusu ile yapılası gerekeni yapmıştır. Bu milletin çoğunluğunun yaşam seviyesi “Recep İvedik” olsa da, ufku ve hayali 1453’tür…

Ama başbakanın da bu durumu milletin lehine fırsata çevirmesi gerekir. Çevresinde yolsuzluğa bulaşan, milletin üç kuruşuna tenezzül eden, göze hitap edecek şekilde “abdest alıp namaz” kılan tipleri hızlıca temizlemeli. Eskiden kalmış dava arkadaşım dememeli, vefa gösteriyorum dememeli… Gereken ne ise yapmalı. Bu millet, başbakana oy verirken ruhunun derinlerindeki ses ile karar veriyor… Bu nedenle başbakanın yükü ağırdır… Suriye’den, Libya’ya, Bosna’dan, Ruanda’ya kadar tüm çocukların gözü bu topraklarda… Başbakanın yakınları, eş dost akraba çocukları değildir… Milletin her bir çocuğu başbakanın yakınıdır. Ve ekonomik durumları ortada…

Haçlı seferlerini püskürtmüş, Çanakkale’yi püskürtmüş bu Millet bu saldırıyı da püskürtür… “Müminin ferasetinden korkunuz” ölçüsü çerçevesinde milletin kalbinde, ruhunda çözümün şifreleri var… Sağduyu sahibi bu millet bir başbakan verdi ama bir daha vermez!…

Abdullah Bey verdiğiniz bu farklı bilgiler için teşekkürler.

Netpano.com

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: