Günlük arşivler: Aralık 30, 2013

AVRUPA BİRLİĞİ : AB’ye karikatürle girdik !

İtalya’nın Fabriano kentinde düzenlenen ve aralarında Türkiye’den Osman Turhan’ın da bulunduğu dünyanın önemli karikatürist ve sanatçılarının eserlerinin yer aldığı "AB’nin Geleceği" konulu karma sergi, İtalyan sanatseverlerle buluştu. Turhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ekim ayında Roma’nın ünlü Macro Çağdaş Sanat Müzesi bünyesindeki La Pelanda-Centro di Produzione Culturale’de IULM Üniversitesi Sanatsal Yönetim Kaynakları öğrencileri tarafından açılan, AB’nin geleceğini sorgulayan karikatürlerden oluşan serginin, 3 gün boyunca sanatseverlerle buluştuğunu söyledi.

Söz konusu sergide, Türkiye’den kendisinin eserlerinin yer aldığını belirten Turhan, aynı serginin şimdi de İtalya’nın Fabriano kentindeki tarihi bir müzede sergilendiğini anlattı. Turhan, 5 karikatürle sergide Türkiye’yi temsil ettiğini aktararak, "Karikatüristlerin AB’ye bakışını ortaya koymaya çalışan bir sergi. Türk karikatürist olarak AB’ye bakışımı gösteren eserlerimi yolladım ben de. Eserlerimle AB’nin geleceğini çok da iyi görmediğimi göstermek istedim. Avro kriziyle geldikleri noktaya baktığımda şunu söyleyebilirim; Avrupa Birliği geleceği olmayan yaşlı ve hasta bir adamı andırıyor. Eserlerime bunu yansıttım" dedi. Turhan, söz konusu eserin 11 Ocak’a kadar devam edeceğini sözlerine ekledi.

Sanatçı Osman Turhan, ekim ayında Roma’nın ünlü Macro Çağdaş Sanat Müzesi bünyesindeki La Pelanda-Centro di Produzione Culturale’de IULM Üniversitesi Sanatsal Yönetim Kaynakları öğrencileri tarafından açılan, AB’nin geleceğini sorgulayan karikatürlerden oluşan serginin, 3 gün boyunca sanatseverlerle buluştuğunu söyledi.

Söz konusu sergide, Türkiye’den kendisinin eserlerinin yer aldığını belirten Turhan, aynı serginin şimdi de İtalya’nın Fabriano kentindeki tarihi bir müzede sergilendiğini anlattı.

Turhan, 5 karikatürle sergide Türkiye’yi temsil ettiğini aktararak, "Karikatüristlerin AB’ye bakışını ortaya koymaya çalışan bir sergi. Türk karikatürist olarak AB’ye bakışımı gösteren eserlerimi yolladım ben de. Eserlerimle AB’nin geleceğini çok da iyi görmediğimi göstermek istedim. Avro kriziyle geldikleri noktaya baktığımda şunu söyleyebilirim; Avrupa Birliği geleceği olmayan yaşlı ve hasta bir adamı andırıyor. Eserlerime bunu yansıttım" dedi.

Turhan, söz konusu eserin 11 Ocak’a kadar devam edeceğini sözlerine ekledi.

AK PARTİ DOSYASI /// ESKİ FENERLİ YENİ AKP’Lİ RIDVAN DİLMEN : ‘Başbakan bunları hak etmedi’

Futbol Programı yorumcusu Rıdvan Dilmen Fenerbahçe taraftarının Başbakan Erdoğan ve hükümet aleyhinde yaptığı tezahüratları kınadığını açıkladı.

Fenerbahçe’nin Spor Toto Süper Lig’de sahasında Kayserispor’u 5-1 mağlup ettiği maçın ardından Futbol Programı yorumcusu Rıdvan Dilmen Fenerbahçe’nin Kayserispor ve ilk yarı performansını değerlendirdi. Dilmen, ayrıca Fenerbahçeli taraftarların Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a verdiği tepki hakkında da yorumda bulundu.

İşte Rıdvan Dilmen’ın açıklamalarından satır başları;

Tecrübeli yorumcu konuşmasında şunları söyledi; " Siyasetin ve sporun birbirine karışmaması lazım. Benim bu süreçte çok iyi bildiğim konular var. Ben Fenerbahçeliyim.. İnsanlar bana gönül koyabilir ama Başbakanımızın şahsına karşı yapılan tezahüratları kınıyorum. 3 Temmuz sürecinde Sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan, herkesten fazla Fenerbahçelilik göstermiştir. Bildiğim için söylüyorum. Bu ayrıntıların hepsini sayın Aziz Yıldırım biliyordur ve konuyla ilgili açıklama yapmasını bekliyorum. Bir Fenerbahçeli olarak gerçekten çok üzüldüm. Çok ciddi hizmetleri olan ülkenin Başbakanına haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Neden haksızlık yapıldığını da Başkan Yıldırım’ın açıklamasını bekliyorum. Beğenmeyebilirsiniz, oy kullanmayabilirisiniz. Zaten Fenerbahçe kulübüne siyasetin karışmaması lazım. Sayın Başbakan herkesten fazla Fenerbahçelilik yapmıştır hiç haketmedi"

HAŞMET BABAOĞLU : İçine kapanmış inanç grupları

Haşmet Babaoğlu yazdı: Moon tarikatı ve diğerleri, CIA, yalanlar, gerçekler…

2005 yılıydı. Hatırlıyorum.
Ajanslar ABD merkezli evanjelist cemaat New Tribe’ın Venezuela’dan "kovulduğu" haberini geçmişti.
Hugo Chavez’in anti-emperyalist soslu popülist politikalarının normal sonucudur, deyip üzerinde durmamıştım.
Fakat Chavez o kadarla kalmadı!
Koyu Katolik bir ülke olan Venezuela’da Vatikan’a karşı yerel bir Katolik kilise örgütlenmesini destekledi. Çünkü içine Opus Dei’nin yerleştiği bir kuruma halk güvenmiyordu.
Derken, "CIA tarafından operasyon örgütü haline getirildikleri" gerekçesiyle merkezi ABD’de bulunan bütün Yeni Çağ inanışlarına kapılar kapatıldı.

***

Yıllar sonra bir tatil kasabasında uzmanlık alanı "modern inanç grupları" olan Amerikalı bir sosyal bilimciyle tanıştım.
Hoş beşten sonra, ABD’ye yerleşen veya orada filiz veren inanç grupları hakkında sorular sordum.
Yok! Aklınıza hemen Gülen Cemaati gelmesin!
Derdim daha çok Hugo Chavez’in iddiaları hakkında ne düşündüğünü öğrenmekti.
"ABD farklıdır!" demişti ahbabım; "Beş yüz müritle gelirsin, iki senede sayıları beş yüz bini geçer. Normal midir? Hayır! Sürekli dünyaya barış vazedersin, ama silah fabrikan olur, dünyaya silah satarsın. Normal midir?
Hayır!"
Kimden bahsettiğini sormuştum. "Moon tarikatına bak, aradığın bütün cevapları bulursun!" karşılığını vermişti.

***

Merak etmeyin!..
1954’te Güney Kore’de doğmuş, Amerika’da serpilmiş ve bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca bağlısı olan Moon (resmi adı Unification Church) inanışını baştan sona anlatabilmem imkânsız.
Hangi birini anlatabilirim ki…
Zamanında kendi yayın organlarında "Türkiye’nin Erdoğan yönetiminde İslamcı olduğunu" ilan ederken, bir yandan da Yaşar Nuri Öztürk, Zekeriya Beyaz gibi ilahiyatçılarla ilişki kurmaya çalışmalarını mı…
2012’de ölen tarikatın kurucu lideri Sun Myong Moon’un en yakınlarının eski CIA yöneticileri olduğunu mu, George W. Bush ile ailecek dostluğunu mu, tarikatın temel felsefesinin "dinler barışı" olup da Vatikan’la derin ilişkilerini mi…
Hangi birini anlatmaya kalksam, yerim yetmez; köşemi günlerce bu konuya ayırmak zorunda kalırım.

***

En iyisi, esas vurgulamak istediğim noktayı yazmak olacak.
Biz komplo teorilerine sıcak bakmıyoruz diye, komplocular karanlık ilişkilerini terk etmiyor!
Biz saydamlıktan yana tavır koyuyoruz diye, istihbarat örgütleri faaliyetlerini askıya almıyor!
İnsanlığın bu tatsız gerçekle en net yüzleştiği alanlardan biri de içine kapanmış inanç gruplarıdır.

İSTİHBARAT : MİT’ten o müsteşarlığa ayar !

Savunma sanayinde Türkiye’nin milyarlarca dolarlık ihalelerine imza atan Savunma Sanayii Müsteşarlığı(SSM)’na MİT(Milli İstihbarat Teşkilatı) ayarı yapıldı.

Savunma sanayinde Türkiye’nin milyarlarca dolarlık ihalelerine imza atan Savunma Sanayii Müsteşarlığı(SSM)’na MİT(Milli İstihbarat Teşkilatı) ayarı yapıldı. MİT’in, Savunma Sanayii Destekleme Fonu kaynağı kullanarak yaptığı ihalelerde uygulanacak mevzuata yeni bir fıkra eklendi. Buna göre, MİT’in, Savunma Sanayii Destekleme Fonu’ndan kaynak kullanarak kendisinin, Savunma Sanayii Müsteşarlığı adına yürüttüğü ihalelerde yapılan işlem SSM mevzuatına tabi olmayacak, MİT’in mevzuatına tabi olacak.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla, yapılacak ihaleleri düzenleyen esaslara yeni bir hüküm eklendi. Bakanlar Kurulu’nun 2011’de aldığı bir kararla MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gerekli görülmesi halinde ürün tedarik etme görevini üstlenmişti. Bu kapsamda yapılacak tedariklerde de Savunma Sanayii Destekleme Fonu’nun kullanılması esas alınmıştı.

Resmi Gazete’de, yayımlanan kararname ekinde şöyle denildi:

"Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının istihbarat ve güvenliğe ilişkin ihtiyaçlarından 3238 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamında karşılanması kararlaştırılan ancak Müsteşarlık tarafından doğrudan tedarik edilmesi yerine Müsteşarlık adına Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından bu işlemlerin yerine getirilmesi uygun görülenler için, Savunma Sanayii Destekleme Fonundan bu amaçla Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı adına açılmış olan banka hesabına aktarılan tutarlarla yapılacak tedarik işlemleri, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı’nın tabi olduğu mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılır.

TEKNİK TAKİP: NSA’nın gizli AR-GE çalışmaları /// MK ULTRA PROJESİ TAM GAZ DEVAM EDİYOR ///

SABAH Gazetesi yazarı Ferhat Ünlü, NSAnın, bütün istihbarat fonksiyonlarını yerine getiren ileri teknoloji yazılımlar üzerine çalıştığını söyledi.

SABAH Gazetesi Özel İstihbarat Editörü ve SABAH Pazar yazarı Ferhat Ünlü, istihbarat teknolojisinde yaşanan ilginç gelişmeleri SON.TVyle paylaştı. Ünlü, geçtiğimiz günlerde dinleme skandalı ile gündeme gelen Amerikan Ulusal Güvenlik Teşkilatının (NSA), AR-GE çalışmaları kapsamında yeni nesil istihbarat teknolojileri üzerine çalıştığını ve bu alanda büyük ilerleme kaydettiğini söyledi.

Ünlü, NSA, şu anda mevcut bilgisayar teknolojisinden 15 yıl ilerideki teknolojiyi kullanıyor. Dinlemeler ve tape çözümleri cihazlar tarafından yapılıyor. Gelecekte istihbarat raporu yazan, olası riskleri hesaplayarak operasyon planı hazırlayan, senaryo üreten bilgisayar yazılımları kullanılmaya başlanırsa şaşırmayalım. Bunlara istihbarat robotları diyebiliriz, dedi. İşte Ünlü’nün ÖZEL BÜRO’ya yaptığı önemli açıklamalar:

NSAnın Almanya Başbakanı Angela Merkelin de aralarında bulunduğu Avrupalı liderleri dinlediği ortaya çıktı. NSA nasıl bir teşkilattır?

NSA, 1952 yılında kurulmuş bir istihbarat teşkilatı. Merkezi Maryland’de. Çalışanlar daha çok civar bölgelerden. Teksas, Hawaii ve Denver gibi yerlerde de karargâhları var. Merkezdeki çalışanlarının sayısının yaklaşık 20 bin olduğu söyleniyor. Toplam NSA ajanı sayısı için de 50 bin sayısı telafuz ediliyor. Bu çalışanlardan 6 bininin matematik profesörü olduğu yönünde bir bilgi var.

NSA, Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) istihbarat teşkilatları arasında haber almada en önemli yere sahip teşkilat olarak nitelendirilebilir. En çok haber toplayan kuruluş çünkü. Bu bilgilerin çoğu da sinyal istihbaratı denilen elektronik istihbarat verilerinden oluşuyor. Bu yönüyle NSA, CIAden daha önemli bir kurum.

FAL OPERASYONU

NSA’nın dinleme faaliyetlerine verdiği önemin altını çizmek için bir operasyonu yeri gelmişken anlatayım. NSA, dinleme-izleme yetkilerini artıran bir yasa tasarısını engelleyen senatör için özel bir operasyon planı hazırlayıp bu kişinin tasarıyı onaylamasını sağlamış vaktiyle. Bildiğim kadarıyla bu olay 1990larda yaşanıyor. Bunun için özel bir istihbarat ekibi görevlendiriliyor. Tasarıyı engelleyen hedef kişi ile ilgili biyografik istihbarat yapılıyor. Kişinin fal ve burçlara meraklı biri olduğunu öğreniyorlar. Bu yüzden operasyona fal operasyonu diyorlar. Adamın telefonlarını dinleyerek hangi gazetenin burç köşesini okuduğunu tespit ediyorlar. Sonra burç köşesini yazan kişiye gidip Bir ulusal güvenlik meselesiyle ilgili bize yardımcı olacaksınız, diyorlar. Burç köşesinin yazarı da kabul ediyor.

ON BEŞ YIL SONRAKİ TEKNOLOJİYİ KULLANIYORLAR

Adamın burcunun olduğu kısma, Çok yakında sevdiğiniz bir şeyi kaybedebilirsiniz, diye yazıyorlar ilkin. Ardından ajanlar adamın köpeğini çalıyor. Bir süre sonra Kaybettiğiniz şeyi bulabilirsiniz, diyorlar. Sonrasında da köpeği getirip geri bırakıyorlar. Bu arada adamın telefonlarını dinlemeye devam ediyorlar. Adam, burç köşesinde yazan şeylerin doğru çıktığını yakın bir arkadaşı ile paylaşıyor. Bu, adamın oyuna kandığını, dolayısıyla operasyonun başarılı biçimde yürüdüğünü gösteriyor. Bir süre sonra Küçük bir kaza yapabilirsiniz, diyorlar ve ajanlar adamın arabasına arkadan çarpıyor. Bu tür oyunları bir müddet sürdürüyorlar. Ustaca kurgulanmış bir operasyonla adamın burç yazarına olan güvenini perçinliyorlar. En sonunda da burç köşesinde İçinize sinmediği için onaylamadığınız bir konu var. O konuda içiniz rahat olsun. Onaylayabilirsiniz, kabilinden bir şey yazıyorlar. Ve adam NSAnın dinleme yetkilerini artıran tasarıyı onaylıyor. NSAnın izleme-dinleme faaliyetleri ABD haberalmasının can damarıdır. Bu teşkilat, sınır ötesi, deniz aşırı izleme-dinleme yapabilecek teknik imkânlara sahip. Şu anda mevcut bilgisayar teknolojisinden 15 yıl sonraki teknolojiyi kullanıyorlar. Dinlemeler ve tape çözümleri cihazlar tarafından yapılıyor. NSA, sahada da etkin olan bir kuruluş. Toplum içindeki ajanları; işadamı, işçi, avukat kimlikleriyle yer alıyorlar.

SOSYAL MEDYA İSTİHBARİ BİR BULUŞ

NSA şu anda ne tür teknolojiler kullanıyor? Nasıl istihbarat topluyor?

NSA, şu anda muazzam boyutlarda veri depolama ve sınıflandırma kapasitesine sahip. Simultane biçimde milyonlarca kişiyi izleyebilecek teknik kapasiteye sahip. NSA, ilk yüz tanıma teknolojisine kaynaklık eden optik transistör sistemini geliştirmiş bir teşkilat. NSAde politika, ekonomi, enerji, askeriye ve istihbarat gibi alanlarda çalışan eğitimli personel var. Mesela NSAnın enerji masası ile bu kuruluşun İngilteredeki muadili GCHQnun, OPECin Viyanadaki merkezini dinlediği ortaya çıktı. NSAnın en önemli özelliklerinden biri teknolojide AR-GE çalışmalarına çok önem veren bir kuruluş olması. Geleceğin istihbarat teknolojisi de burada AR-GE çalışmaları kapsamında belirleniyor. Bu bağlamda akademi ile de irtibatlı çalışıyorlar. Harvard Üniversitesi gibi önemli üniversitelerden parlak gençleri kadrolarına dâhil ediyorlar. Ayrıca Google, Facebook, Twitter, Youtube gibi ABDye büyük istihbarat sağlayan büyük buluşlarda NSAnın de katkısının olduğunu düşünüyorum ben. Bu fikirlerin geliştirilmesinde, yaygınlaşmasında kesinlikle etkileri var. Bir kişinin tek başına ortaya attığı dâhiyane buluştan ibaret değil bunlar. Sosyal medya istihbari bir buluş. En azından buluştan sonra daha büyük bir aklın destek verdiği büyük istihbarat operasyonları bunlar.

NSA, CIADEN GÜÇLÜ BİR TEŞKİLAT

NSA’nın AR-GE çalışmaları kapsamında neler yapılıyor peki? Geleceğin teknolojileri üzerine ne tür araştırmalar var?

NSA, AR-GE çalışmaları kapsamında yeni nesil istihbarat teknolojileri üzerine çalışıyor. Bu alanda da büyük ilerleme kaydetmiş durumda. NSAnın hali hazırda Hollywood filmlerinde resmedilen teknolojilerin bir kısmının kullanıldığını biliyoruz. Mesela Devlet Düşmanı, NSAnın nasıl çalıştığını iyi anlatan bir filmdi. 1998 yapımı o filmde gelecekteki teknoloji anlatılıyordu. Şimdi bu teknolojiyi fazlasıyla kullanıyorlar. Devlet Düşmanı bu açıdan iyi bir örnektir. Yönetmen Tony Scottın (Geçtiğimiz yıl intihar etti) bu filmi yaparken NSA ve CIAden bilgi/danışmanlık aldığı muhakkak. O filmde NSA, en güçlü teşkilat olarak gösterilmişti, ki bu doğrudur.

NSAnın AR-GE çalışmaları kapsamında bütün iletişimi tarayan yapay zekâ sistemleri üzerine çalıştıklarını biliyorum. EMS denilen elektromanyetik spektrum teknolojileri üzerine çalışıyorlar. Buna radyasyon istihbaratı da deniliyor. Beyin simülasyonu da üzerinde çalışılan alanlardan biri. AR-GE çalışmaları kapsamında insan fizyolojisi de yakından inceleniyor. Ve mind control denilen beyin kontrolü ile ilgili de deneyler yapılıyor.

İSTİHBARATTA ARTIFICIAL INTELLİGENCE DÖNEMİ

İstihbaratta Artificial Intelligence dönemine girdiğimiz söylenebilir. Intelligence hem zekâ, hem de istihbarat anlamına geldiği için Artificial Intelligence kavramı, geleceğin istihbarat teknolojisini iyi anlatıyor.

NSA, zaten kurulduğu günden beri dünyanın en ileri teknolojileri kullanan bir kuruluş. Şimdi de ileri istihbarat teknolojileri üzerine çalışıyorlar. İstihbaratta insanın yaptığı her şeyi (Haber toplama, analiz etme, operasyon planı yapma ve hatta operasyonu gerçekleştirme) yapabilecek yazılım sistemleri üzerine henüz deney aşamasında da olsa çalışmalar var.

Gelecekte istihbarat raporu yazan, olası riskleri hesaplayarak operasyon planı hazırlayan, senaryo üreten bilgisayar yazılımları kullanılmaya başlanırsa şaşırmayalım. Bu yazılımları istihbarat robotları olarak görebiliriz. Telefon dinlemelerinin tapelerini analiz eden, özgün raporlar hazırlayan yazılım sistemlerinden, yani kendi başına bütün istihbarat fonksiyonlarını yerine getiren robotlardan söz ediyorum. Bu yazılımlar, sahada case officer denilen saha operasyon şefinin fonksiyonlarını üstlenen sistemlerle merkezden operasyonu yönlendiren/yöneten desk officerın fonksiyonlarını üstlenecek yazılımlar. Bir başka deyişle suikast operasyonu da dâhil operasyon senaryosu yazacak, bütün riskleri olasılık teorisine göre hesaplayıp uygulamaya koyacak nanoteknolojik yazılımlar bunlar.

Bu teknolojiler geliştikçe HUMINT denilen Human Intelligence, yani insana dayalı istihbarata olan ihtiyacın azalacağını düşünüyorum. Geleceğin istihbarat teknolojisi yazılımsal ve siber düzeyde olacak. Türkiye de bu AR-GE çalışmalarına yoğunlaşmalı. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) içinde de teknolojik gelişmeleri takip eden üniteler var. Teknolojiye ilişkin AR-GE çalışmalarının önümüzdeki dönemde daha da ağırlık kazanacağını düşünüyorum

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// ABDURRAHMAN DİLİPAK : OYUN DEŞİFRE OLDU !

Bu sabah Fatih’te bir basın açıklamamız olacak, son gelişmelerle ilgili..

Cemaat hala direniyor ama, Liberal dostları ile birlikte deşifre oldular.. Oyun bitti! Graham Fuller’in 25 yıllık hayalleri de buharlaşıverdi bir anda..

İçeride birileri olayların sıcaklığından hala ne olup bittiğinin farkında değil sanırım. Ama onlar da görecekler gerçeği..

Cemaatin bu ani atağının aslında bir çok sebebi var.. Tamam kötü bir zamanlamaydı, ama sıkışmışlardı.. Çünki, Gülen’in yerine gelmesi sözkonusu isimlerden biri, cemaat yapısı içindeki kriptoları yakın takibe aldı. İpin ucu MOSSAD ve CIA’ya kadar gidiyordu. Oynanan oyunun farkına varınca görevden uzaklaştırıldı. O da bu işin izini sürdü. Sonunda elde ettiği bilgilerle Başbakanın kapısını çaldı..

Arınç’ın "bizi uyutmuşlar" dediği kirli oyun bu!

İşin içinde yok yok, Cemaat dedikleri yapı bir Truva atı..

Şunu da söyleyeyim, sızdıkları yönlendirdikleri tek "Cemaat" yapısı da bu değil! Bildik derin yapı işte; Media Mafia, Sermaye, Siyaset, Bürokrasi, STK, tekmili birden işin içinde..

Peki, madem bunlar biliniyor, ne bekleniyor..?

Söyleyeyim: Elde o kadar çok belge ve bilgi var ki, bunların gözden geçirilip, yapının efradına cami, ağyarına mani bir şekilde tasnif edilmesi gerekiyor.. Ordu, Polis ve istihbarat örgütü içindeki yapılanmada görev alan yeşil kabuki, aktif profesyonel ve kripto isimler ve bağlantı kurdukları, Media, Sermaye, dış kanalları hepsi ortaya çıkartılmış..

Bu bilgilerin çoğu istihbarat kaynaklı arşiv bilgileri değil, Cemaatin kendi içinden gelen aktüel bilgiler ve belgeler. Her gün bunlara yenileri ekleniyor.. Bu tasnif işi tamamlanınca, Ocak içinde dava açılır sanırım. Bu ultra modern darbe girişimi ve paralel devlet yapılanması davası Ergenekon ve Balyoz’dan daha ilginç olacağa benziyor.. Ergenekon ve Balyoz’da, kripto isimler dışında profesyonel ve 3. dereceden konuyla ilgili, yukarıdaki adamların büyük patronun adamıyla anlaşmaları halinde günah keçisi olarak kurban edilecek, suçların üzerine yükleneceği bir takım isimler için bu yeni dava bir umut olabilir..

Bakarsınız bu ara birileri ülkeyi terketmek zorunda kalabilir..

Cemaat bu bilgileri Başbakan’a aktaran ismi biliyor. Başbakan üzerlerine yürümeden acele ile ve panik içinde operasyonu başlatmaya karar verdiler.. Yarın geç olabilir diye düşünmüş olmalılar.. Erdoğan da onların harekete geçmesini bekledi.. Ben 6 aydır yazıyordum bu konuyu.. Bu iş bir yıldır masada bekletiliyor.. İsrail İHH konusunda bastırıp duruyor. İsrail’in derdi Mavi Marmara’nın intikamını almak. Dosya zaten masada bekletiliyordu.. Bir türlü uygun zaman bulamadılar. "Tamam başlıyoruz" dediklerinde bir başka sorun çıktı. Hep ertelendi.. Zaten bu süreçte, işin içinde birileri, Cemaatle paralel çalışan bazı kişiler bu gelişmeler sırasında İsrail ve Amerikalı bazı karanlık kişilerin ısrarlı ve kaba müdahalelerinden rahatsız oldukları için, "ne oluyor" sorusuna cevap bulamayan bu kişilerin çevresindekilerle bu sırrı paylaşmaları sonucu gelişmelerden sürekli olarak bilgi aktarıldı..

Cemaatin paralel istihbarat yapılanması ve klonlanan dosyaların arşivlendiği yere kadar hepsi istihbarat kaynaklarının yakın takibine alınmış. Cemaatin niçin ısrarla MİT’i istediği şimdi daha iyi anlaşılıyor..

Ne mübarek bir gemiymiş şu Mavi Marmara yahu! Bu gün İsrail bir kez daha suçüstü oldu ve komplo ile.. İngiltere’nin Türkiye’deki finansal operasyonu da deşifre oldu..

Birileri İran’a da derin bir ayar çekmeye çalışıyordu, şimdi o ekip de deşifre oldu.. Bu işin Irak ve Suriye ayağı da deşifre olacak daha. Hizbullah ayağı da. Kara para ilişkileri, eroin para, silah takası, hepsi.. Ahmedi Necat dönemi de mercek altına alınacak.. Reformist mollalar, Uğur Mumcu’nun son kitabında anlattığı olayların İran versiyonu hepsi gündeme gelecek!

Kirli oyun deşifre oldu. Bu oyun sadece Erdoğan ve AK Parti’ye yönelik değil. Mısır, Filistin, Suriye, Irak, İran, Pakistan, Afganistan, Malezya, Hindistan, Körfez ülkeleri, yok yok yani anlayacağınız.. İşin içinde Mavi Marmara da var, diğer İslami oluşumlar da.. 110 ülkedeki İHH, TİKA faaliyetleri, Cemaat okulları hepsi bu tartışma dosyasının içinde yer alıyor!

Sahi Cemaat Şam da Halep de ne yapıyor?

ABD, İngiltere, Fransa, Vatikan, Almanya, İsrail herkes bu senaryoda rol almış.. Gelinen noktada bu olay, doğu da, batı da, Afrika da, Latin Amerika da adı geçen ülkelerin yasama, yürütme ve yargılarında da fırtınalı tartışmalara sebeb olacak.. Gülen ve arkadaşlarının daha fazla Amerika’da kalması da zorlaşacak.. Yeni bir ülke bulmak da kolay olmayacak! İsrail’e ya da Vatikan’a yerleşecek halleri de yok herhalde.. Avustralya, Yeni Zelanda ya da küçük bir ada satın almak olabilir mi acaba!

Aslında Cemaatin tabanı tedirgin. Orta kademe, 2 ay içinde bu işi bitireceklerini ve iktidardan hesap soracakları umudunu taşıyor.. Hatta AK Parti’ye karşı dosya savaşları ile, milletvekillerini baskı altına alarak istifa ettirecekleri ümidini taşıyorlar.. Yolsuzluk iddiası ile hakkında dava açılan belediye başkan adaylarına pres uyguluyorlar.. Bir çok kişi tedirgin bir bekleyiş içinde. Çoğu kimse kaybedecek tarafa oynamak istemiyor. Çünki yağmurdan kaçarken doluya tutulma ihtimalleri var.. Ve Erdoğan’dan korkuyorlar. Onun elinde de dosyaların olmasından kaygı duyuyorlar sanki!

Yazının tamamı için tıklayınız

ERGENEKON DAVASI /// Chp Grup Başkanvekili Muharrem İnce : ERGENEKONCULAR HÜKÜMLÜ DEĞİL TUTSAK

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, Ergenekon ve Balyoz davaları sanık ve hükümlülerinin yeniden yargılanmaları tartışmalarıyla ilgili olarak, “Bunlar hükümlü değil tutsak, bunların derhal serbest bırakılmaları lazım. Yargılamaya ne gerek var” dedi.

İnce, TBMM’de düzenlediği basın toplantısı öncesinde gazetecilere yeni yıl çikolatası dağıttı.

Ergenekon ve Balyoz davaları ile ilgili yeniden yargılanma tartışmalarıyla ilgili İnce, “Bunlar hükümlü değil tutsak, bunların derhal serbest bırakılmaları lazım. Yargılamaya ne gerek var” dedi. İnce, tutuklu milletvekilleri ile ilgili olarak, “Milletvekillerinin yeri TBMM’dir. Ne gerekiyorsa gelsinler yapalım” diye konuştu. Gazetecinin tutuklu milletvekilleri ile ilgili ısrarlı soruları karşısında İnce, “Onu AK Parti’ye sorun, bana bile AK Parti dedirttiniz” dedi.

Sabahat Tuncel ile ilgili verilen kararın sorulması üzerine İnce, “Meclis Başkanı’nın tavrı önemli burada. Biz CHP olarak 550 milletvekili için aynı noktada duruyoruz. Meclis Başkanı’nın tavrı bunu belirleyecek” diye konuştu.

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// BURAK YALIM : Nerede hata yapıldı? 17 Aralık Süreci -3-

Burak Yalım

burakyalim

Unutmamak lazım; duranlar değil yürüyenler hata yapar. AK Parti hükümeti, mensupları da çok hata yapmıştır, o hataların hesabını hep birlikte soralım ancak hesap soramayacağımız iktidarların oluşmasına müsaade etmeyelim.

"Yolsuzluğu yargıya müdahale ile örtüyorlar" harika bir argüman. "Yolsuzluk" bu milletin kaldıramayacağı bir şey ve "yargı" ise Ergenekon, Balyoz, KCK, Hrant Dink, 28 Şubat davaları süreçlerinde herkesin canını sıkarken hükümet tarafından pek eleştiriye matuf olabilmiş bir alan değil. Kısacası düne kadar "harika yargı" bugün iş "yolsuzluğa" gelince darbe yapar hale mi geldi sorusunun oluşması çok normal. Başbakan Erdoğan’ın İlker Başbuğ’un tutuklanması konusundaki somut çıkışı ve bazı AK Parti mensuplarının diğer davalara ilişkin cılız eleştirileri dışında hükumet kanadının yargıya hep sahip çıktığı ve güvendiği aşikar.

İşte tam da bu noktada hata yapıldığını kabul etmek durumundayız. Hani güvendiği dağlara kar yağmak deyimi var ya, işte bugün onun boşa söylenmediğini açıkça görmekteyiz. Başbakan ve ekibinin Türkiye’nin başını en çok ağrıtan askeri vesayeti geriletme mücadelesinde "cesur" hareket eden yargı mensuplarından bugün şikayet ediyor olmasının temel sebebi yolsuzluklarla mücadele ediyor olmaları değil, yolsuzlukla mücadele üzerinden siyaseti kuşatmaları. Aslında AK Parti’nin siyasete bakışında zerre sapma yok. Çünkü siyaseti önceleyen, her türlü vesayeti reddeden tutum bugün de devam ediyor. Ancak yapılan bir hatayı da hepimizin kabul etmesi gerekiyor; hata yargının rolünü iyi tespit edememiş olmak ve siyasallaşmasına müsaade etmemizdi. Zamanında Ergenekon davasında Deniz Baykal "avukat", Başbakan Erdoğan ise "savcı" oluvermişti. Bugün de bazı savcıların ana muhalefet rolüne bürünmesi veya iktidara talip olmasını elbette doğru bulmuyorum ama yadırgamamak gerektiğine de inanıyorum.

Yargının siyasallaşması aynı zamanda taraflı hale gelmesi anlamına geliyor. Taraflı olan yargının da bağımsız bir duruşa sahip olduğunu söylememiz mümkün değil. Bir savcının adliye önünde bildiri dağıtması, 3 ayrı soruşturmanın bir araya getirilmesi ve medyaya bilgilerin "sızıntı" şeklinde verilmesi bağımsız ve tarafsız bir yargının işi olabilir mi? Bugün haklı olarak Ergenekon ve Balyoz davalarında sızan bilgiler ne olacak diye soruluyor. İşte tam da bu noktada hata edildiğini kabul etmek mecburiyetindeyiz. Yolsuzluk soruşturmasında masumiyet karinesi çiğnendi derken dünün davalarında da masumiyet karinesinin çiğnendiğini unutmamamız gerekiyor.

Buradan Ergenekon ve Balyoz davalarının içinin boş olduğunu, darbe planı iddialarının Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kurulmuş bir komplo olduğunu düşündüğüm sonucu çıkarılmasın. Bir önceki yazıda yolsuzluk iddialarının da tamamen bir komplo ve içi boş meseleler olduğuna inanmadığımı da söylemiştim. Nasıl ki Ergenekon ve Balyoz davalarının esas olarak doğruluğuna inanıyorsam, yolsuzluk iddialarının da esas olarak doğru olabilme ihtimali olduğunu söylüyorum. Ancak her iki hadisede de usul olarak sorunlar olduğunu görmemiz gerekiyor. Peki sorun nerede? Sorun, Ergenekon ve Balyoz ile askeri vesayeti geriletiyor olduğumuz için usule çok dikkat etmememiz. Çünkü bugün yolsuzluk operasyonları ile vesayet oluşturma girişimini fark edip usule karşı sert bir duruş sergiliyorsak dün de bu usul problemlerine karşı daha dikkatli olmalıydık. Daha önce de söyledik bir musibet bin nasihatten iyidir, o halde şimdi bu eski davalara ilişkin usul problemlerine de tekrar bakmak, bir çok konuyu tekrardan ele almak icap ediyor. Fakat buradan da Ergenekon ve Balyoz düzmece davalardı sonucu çıkmıyor ve çıkarılmamalı. Aynı şekilde yargı vesayeti oluşmasın, seçilmişlere operasyon yapılmasın derken de yolsuzluk iddialarını da sümen altı etmemek, üzerine ivedilikle gitmek icap ediyor.

Türkiye’nin askeri darbeler sebebiyle neler kaybettiği hepimizin malumu. Bugün askeri darbeler tarihini kapattık derken yargı darbelerine imkan verecek bir duruma sürüklenmemek için toz-duman ortadan kalktıktan sonra yeni anayasa konusuna ciddiyetle eğilmemiz gerekiyor. Sürekli başımıza iş açtığı düşünülen "yetmez ama evet" sürecinin bugün hakikatten başımıza iş açtığı ortada. Mezarlardan ölüleri dahi çıkarıp "evet" oyu kullanmak isteyenlerin "askeri vesayeti" geriletmek kılıfı altında yargıya "sızıntı" yaptıkları aşikar. Sakın ha bütün bir camiayı hedef aldığım düşünülmesin. Başından beri camianın veya cemaatin içinde "sızıntı" olduğuna inanıyorum. Bundan sonra yapılması gereken ise sızıntılara fırsat vermeyecek sağlam bir sistemin, yani "yetmez ama evet" dediğimizin "yetmez" kısmın ivedilikle tamamlanmasıdır ve o da hepimizin malumu olan yeni bir anayasadır. Unutmamak gerekiyor ki ülkemizde hiçbir cumhurbaşkanlığı seçimi sorunsuz geçmemiştir.

En son cumhurbaşkanımızı 367 rezaletinden sonra seçtiğimizi hepimiz hatırlamalıyız. Erdoğan’ı sevmek ya da sevmemek herkesin kendi takdirindedir ancak milletin seçeceği cumhurbaşkanı Erdoğan olmasın diyenlerin yapması gereken karşısına seçmek istedikleri adayı çıkarmaktır. Bunları ne için söylüyorum; Erdoğan’a yönelik istifa sloganlarını meşru görmekle birlikte farklı mecraları kullanarak onun aday olmasını engelleme telaşında olanların da 17 Aralık sürecinden ayrı düşünülmemesi gerektiğine inanıyorum. Şu satırları yazan fakirin de Erdoğan’a karşı olduğu alanlar var ve defalarca da yazdı. Kızlı-erkekli konusu olsun, Kürtaj konusu olsun, Gezi olayları sürecindeki üslup ve yaklaşım olsun, Uludere ve Şike meseleleri de dahil olmak üzere muhalif duruşumu hep korudum. Bugün de yolsuzluk yaptığı iddia edilenleri savunacak, onlara kefil olacak değilim. Ama başından beri söylüyorum; pireye kızıp yorganı yakmak, hırsıza kızıp evi ateşe vermek ve vatandaşı olmaktan onur duyduğum ülkemde siyasete, seçilmişlere operasyon yapılmasına göz yummak mümkün değil. Unutmamak lazım; duranlar değil yürüyenler hata yapar. AK Parti hükümeti, mensupları da çok hata yapmıştır, o hataların hesabını hep birlikte soralım ancak hesap soramayacağımız iktidarların oluşmasına müsaade etmeyelim.

Son not olarak ifade etmek isterim; Türkçe olimpiyatlarını izlerken hep gözlerim dolmuştur, dünyanın dört bir yanında Türk okullarının açılmasından iftiharla bahsetmişimdir ve camia-cemaat içerisinde kendini Türkiye’ye hizmete adamış çok insan tanımışımdır. Bugün yazdıklarımla da hiçbirinin gönlünü kırmak, emeklerini hakir görmek istemem. Ama onlardan da cemaat içerisinden veya cemaati kullanarak ülkemize zarar verilmek istendiğini görmelerini istirham ederim

İRAN DOSYASI : HALİL ALİ İBRAHİM İSİMLİ HİZBULLAH MİLİTANI SURİYE’DE ÖLDÜRÜLDÜ

İRAN ANALİZ / Masum Suriye halkına yönelik katliamlarda Humus, Hama, Şam başta olmak üzere ülke genelinde Esed rejim güçlerine destek veren Lübnan merkezli Şii Hizbullah örgütü mensubu bir terörist daha öldürüldü. 30 Aralık 2013 tarihinde Suriyeli direnişçilerin Şam kırsalındaki operasyonunda öldürülen Halil Ali İbrahim isimli teröristin cesedi Lübnan’da düzenlenen törenle gömüldü.

Direnişe yakın sitelerde fotoğrafı verilen teröristle ilgili şu ifadelere yer verildi: ”Aynata beldesinden Hizbullat örgütü paralı askerlerinden mücrim Halil İbrahim Ali’nin Şam kırsalında hakkından gelindi.”

Mukaddes cihad görevini yerine getirirken öldürüldüğü yönündeki ibarelerle düzenlenen tören güneydeki Aynasa beldesinde Şii kalabalığın katılımıyla yapıldı.

BİLGİSAYAR EĞİTİMİ : “Skype Çalışmayı Durdurdu” Hatası ve Çözümü

skype+%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmay%C4%B1+durdurdu.png

Msn’den Skype’ye geçişlerin hızlandığı bu günlerde Skype’de yaşanan hatalarda artmaya başladı. "Skype Çalışmayı Durdurdu" hatası alan kişilerin oturumları kendiliğinden kapanıyor. Bu bazen çok can sıkıcı bir hal alabiliyorken bazende büyük kayıplara yol açabiliyor.

Aşağıdaki adımları izleyerek sorunu çözebilirsiniz.

Yöntem – 1

– Skype proğramını sağ alt köşeden tamamen kapatın.

– Bir dosyaya örneğin belgelerime girin, yukarıdaki sekmelerden Araçlar daha sonra Klasör Seçeneklerini açın. Görünüm sekmesine girip oradaki Gizli dosya ve klasörleri göster seçeneğini işaretleyin.

– Başlat’ı açın, arama yerine %appdata%\skype yazısını kopyalayın ve arayın. Karşınıza shared.xml dosyası çıkacaktır.

– Bu dosyayı silin ya da işinizi sağlama almak için masaüstüne kes yapıştır yapın. Yani o dosyayı oradan kaldırın.

– Skype’yi yeniden açtığınızda bu dosya kendini yenileyecektir ve sorununuz çözülecektir.

Yöntem – 2

Windows Vista, Windows Xp, Windows 7 ve Windows 8

– Skype’den tamamen çıkış yapın.

– Gizli dosya ve klasörlerinizi görünür yapın.

– Başlat’tan çalıştırı açın.

– %appdata%\skype Çalıştıra bu yazıyı yazın ve entere basın.

– shared.xml dosyasını silin.

Mac ve Android Tablet ve Telefonları İçin

1. Skype çıkın.
2. Klasör ~ / Library / Application Support / Skype / git
3. Dosyayı shared.xml silin.
4. Skype başlatın.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: