Günlük arşivler: Aralık 23, 2013

YABANCI BASIN : Esad Ya da Sykes Picot’un Sonu

michael-hayden-8.jpg?itok=2ka6JjC-

Eski bir CIA şefine göre Suriye’deki mezhepsel kan banyosu bölgesel güvenlik için öylesine büyük bir tehdit ki Beşar Esad rejiminin zafer kazanması umut edilecek en iyi seçenektir. 2009’a kadar Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın başı olan emekli Birleşik Devletler Hava Kuvvetleri generali Michael Hayden muhaliflerin kazanmasının çatışma için öngördüğü üç mümkün sonuçtan biri bile olmadığını söyledi. Hayden terör uzmanlarını bir araya getiren yıllık Jamestown Vakfı konferansında “Seçenek 3 Esad zaferidir” diye konuştu. Hayden “ne kadar çirkin algılanırsa algılansın mevcut durumda olabilecek en kötü üç seçenek arasında en iyisinin bu üçüncü seçenek olduğuna yöneldiğimi size söylemeliyim” diyor.

Hayden ilk ihtimalin aşırı Sünni ve Şii hizipler arasında devam edegelecek bir çatışma olduğunu ifade ediyor. Hayden’in öngördüğü ve çok muhtemel gördüğü ikinci ihtimal “Suriye’nin çözülüşü” ve Fransa ve Britanya imparatorlukları arasında yapılan bir 1916 anlaşması ile belirlenen sınırların içinde bir tek devletin hitama ermesidir: “Bunun anlamı Sykes-Picot (Anlaşması)’un sonudur; bu hal I. Dünya Savaşı sonrası yaratılmış tüm suni devletlerin de çözülüşünü harekete geçirecektir.” Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(Agence France Presse, EX-CIA DIRECTOR: Bashar Assad Win May Be Syria’s ‘Best Option’, 12 Aralık 2013)

YABANCI BASIN : Türkiye’nin Çarpışan Realiteleri

untitled_12.png?itok=JwE4b6CG

Tutuklamalar Adalet ve Kalkınma Partisi ya da AKP içinde devam eden ve kamuoyuna da yansıyan ve şiddeti artan mücadele ile beraber geldi. Mücadele başbakanın destekçilerini etkili ve Amerikan yerleşimli din adamı ve on yılı aşkın bir zamandır partinin siyasal hakimiyetinin gerçekleşmesine yardım etmiş olan Fethullah Gülen’e sadık bir hiziple karşı karşıya getirdi. Son ay boyunca Bay Erdoğan bir yıl boyunca sürdürdüğü en azından Türkiye’de bir milyon takipçisi olduğu tahmin edilen esnek bir örgüye sahip ılımlı bir İslami hareket olan Gülen hizbinin gücünü zayıflatmaya dönük çabalarını arttırmıştı. Analistler din adamının ağının emniyet gücü ve yargıda anahtar pozisyonları kontrol ettiğini ve bu güçlerini hükümet üzerinde tesir icra etmek ve siyasi muhaliflere saldırmak için kullandıklarını söylüyorlar. Global Source Partners için İstanbul bazlı analist olan Atilla Yeşilada “Şu an Türkiye üzerinde belirsizlik dalgaları ve yayılan yoğun bir sis görüyoruz…AKP’nin birliği kırıldı” diyor: “Erdoğan şimdi yüksek ihtimal kendi gücünü konsolide etmeye yönelecek.” Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Turkish Police Detain High-Profile Figures in Corruption Probe,17 Aralık 2013)

YERLİ BASIN : Yolsuzluk Düellosu II

191220130747125682570_2.jpg?itok=-NlW56oY

Star: Fehmi Koru: Savaş Sanatı Üzerine

Bir siyasi iktidarın içten veya dıştan yıkım ameliyesine muhatap olabileceği iddiasının bazılarına neden garip geldiğini anlamakta zorlanıyorum… İçinde yaşadığımız dönemin belirgin özelliği budur halbuki: Hiçbir iktidar bu dönemde kendisini güvende hissedemez, hissetmemeli… Ukrayna’da, Tayland’ta seçilmiş iktidarlar topun ağzında; Ukrayna’da sokaklara dökülenler ‘demokrasi-karşıtı’ taleplerde bulunuyorlar… “Sağ iktidarlara müstahak” diyebileceklerin Gezi Parkı ile eş-zamanlı yaşandığı için dikkatlerden kaçmış Brezilya’daki hareketlenmeye göz atmasında yarar var. Devamı…

Radikal: Cengiz Çandar: ‘Yolsuzluk’ ortaya çıkmayagörsün…

Aksak ve eksik de olsa, ‘demokratik sistem’in yürürlükte bulunduğu, seçimler yoluyla iktidar değişiminin önünün açık sayıldığı, iyi-kötü bir ‘çoğulcu yapı’nın ve ‘sivil toplum’un oluşmuş olduğu bir ülkede bir siyasi iktidarın yapabileceği en büyük yanlışlardan biri kamuoyuna aptal muamelesi yapmaktır. Bir yandan, abartılmış bir ‘özgüven’ duygusuyla ‘millet’ ve ‘sandık’ sözcüklerine vurgu yaparken halkı sersem yerine koymaktır. AK Parti iktidarı (ya da Tayyip Erdoğan iktidarı) dün tam da bunu yaptı. Devamı…

YeniŞafak: Ali Bayramoğlu: Tezgah ile yolsuzluk

Siyasi cepheler artıyor. Siyasi algılar cephe konumlarına göre faydacı bir süzgeçten geçiyor. Cemaat ve AK Parti arası algı kutuplaşması ortada. MİT krizinden bu yana AK Parti cemaat gerginliğinin işin tarafı olmayan, ne olup bittiğini anlamaya gayret bile etmeyen aktörlerce nasıl işlevselleştirildiği de ortada. Kavganın son aşaması yolsuzluk operasyonları… Malum işin iki boyutu var: Yolsuzluk iddiaları ve iktidar kavgası… Yolsuzluk, siyasetin en büyük hastalığıdır, hem bizde hem başka ülkelerde. Devamı…

Taraf: Emre Uslu: Operasyonu nereden ‘biliyordum’

Polis yolsuzluk operasyonu yaptı, hükümetin üst düzey bürokratları, bakan çocukları ve tabii ki tüm AKP yetkilileri projektöre yakalanmış tavşan gibi yakalandı. İlk gün ne yapacaklarını şaşırdılar. Sonra operasyonu itibarsızlaşmaya kalktılar. Bunun için değişik yalanlar uyduruyorlar. AKP medyası bir manipülasyon bülteni gibi çıkıyor son zamanlarda. Ne zaman hükümetin başı sıkışsa hemen bir yalan uyduruyorlar: “Operasyonun arkasında İsrail var.” Ayakkabı kutusundaki paraları da İsrail mi gönderdi size? Devamı…

Milliyet: Melih Aşık:Velev ki cemaat!

“Velev ki operasyon cemaatin işi: Milyonlarca liralık rüşveti cukka ettin mi etmedin mi, sen onu söyle” “Cemaat yapmaz diyorlar o zaman koalisyonda üçüncü bir güç var.” “Aranızda oğlu gözaltında olan bakanlardan herhangi birinin ‘hayır oğlum bunu yapmaz, bunlar iftira’ dediğini duyan oldu mu?” “Bakan Muammer Güler Gezi olayında ne demişti: Polis durduk yere kimseyi almaz; böylece operasyona desteğini 6 ay önceden vermiş oldu.” “Bu çocukların ticaret aşkı nerden kaynaklı? Acaba diyorum, aklamaya çalıştıkları babalarının serveti olmasın?” Devamı…

Sözcü: Uğur Dündar: Savcı Zekeriya Öz sakın Ergenekoncu olmasın!..

Sevgili okurlarım, Dün öylesine gelişmeler yaşandı ki, “gülsek mi, ağlasak mı” demek bile, olup biteni anlatmak için yetersiz kaldı. Örneğin, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu başladıktan sonra “etik” gereği istifa etmesi gereken bakanlardan Zafer Çağlayan sabah saatlerinde “Bu soruşturmadan bir şey çıkmaz!” diyordu. Bakanın “Bir şey çıkma­z” dediği sırada, gözaltındaki Halk Bankası Genel Müdürü’nün evinden ayakkabı kutularına doldurulmuş milyonlarca dolar çıkıyor, bazı şüphelilerin konutlarında her yerden para fışkırıyordu. Devamı…

Zaman: Mümtaz’er Türköne: Yargıya müdahale daha tehlikeli

Hükümetin tasarrufu çok kritik bir hata. Emniyet müdürlerinin jet hızıyla görevden alınması, yeni savcıların atanması, bir hukuk skandalı. AK Parti hükümeti öyle bir töhmet altına giriyor ki, peşinen kendisini mahkûm ettirmiş oluyor. Varsayalım ki soruşturma sonucunda birkaç AK Partili bakan suçlu bulunacak. Soruşturmanın bu görevden almalar ve atamalarla şaibe altında bırakılması, bu durumdan daha tehlikeli. Çünkü burada "suç üstü yakalanma" paniği dışında hiçbir şekilde açıklanamayacak çok ileri derecede bir hukuk ihlali söz konusu. Devamı…

(Süreç Analiz, 19 Aralık 2013)

YABANCI BASIN : Suriye Körfez’i Kaynatıyor

2013-12-18t194231z_01_syr24_rtridsp_3_syria-crisis-673.jpg?itok=_3ohy5QF

Suriye’de aylardır devam eden sert mezhep kavgası savaş meydanından çok uzakta bulunan Pers Körfez ülkelerinin İslam kolları arasındaki ayrılığı derinleştiriyor. Batılı yetkililer ve bağımsız uzmanların söylediğine göre Körfez’in Sünnileri ve Şiileri Suriye’deki partizanlarına nakit ve desteği artırmak için birbiriyle yarışan kampanyalar yürütüyorlar. Neredeyse üç yaşına ulaşan çatışmanın etkileri Kuveyt gibi daha önce göreceli olarak onyıllar boyunca harmoni içinde yaşamış olan ülkelerin Sünni ve Şii toplulukları arasındaki tansiyonu ateşleyerek kendini gösteriyor.

Yetkililer ve analistlerin söylediğine göre mevcut zamanda her iki grup çarpışan tarafları desteklemek için para ve eleman gönderdikçe daha fazla çatışmanın derinliğine çekiliyorlar. Suriye’deki dengesizliğin zengin Körfez emirliklerine yayılışı üzerine yapılmış olan bir Brookings Institution çalışmasının yazarı olan Elizabeth Dickinson “her iki tarafın mezhepsel retoriğinin seviyesinde gözle görülür bir değişiklik oldu” diyor. Dickinson mezhepsel gerginliklerin Bahreyn ve Suriye’deki Arap Baharı isyanlarının başlangıcından beri yükselişte olduğunu ve halihazırda “daha da kötüye gittiğini” söylüyor. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WP, Syrian conflict said to fuel sectarian tensions in Persian Gulf, 19 Aralık 2013)

YABANCI BASIN : Tunus Uzlaşması

000_nic6198270.jpg?itok=dd6hOvEU

Tunus’un iktidarda olan İslamcıları yeni seçimler yapılana kadar ülkeyi yönetecek geçici hükümeti oluşturmak için muhalefet partileri ile bir mutabakata ulaştılar. Mevcut endüstri bakanı ve özel sektör arkaplanına sahip bir makine mühendisi olan Mehdi Cuma anlaşmaya göre başbakan oldu ve yeni teknokratik hükümeti kurmakla görevlendirildi. Anlaşma işçi sendikaları liderlerinin haftalardır aracılığını yaptıkları müzakereler sonucunda ortaya çıktı.

Bu hafta NYT’da Carlotta Gall’ın tarif ettiği gibi farklı siyasi kutuplardan gelen iki önde gelen siyasetçi olan eski başbakan Beji Cahid Esebsi ve iktidardaki İslamcı parti En Nahda’nın lideri olan Raşid Gannuşi ülkenin aşağıya doğru iniş gösteren trendini durdurmanın yalnızca geniş tabanlı bir siyasi uzlaşma ile mümkün olabileceğini anladılar ve diyalog yoluna girdiler. Tunus –Kuzey Afrika ülkelerinin en küçüğü ve Mısır’ın nüfusunun yalnızca 1/8’i popülasyona sahip ülkesi olarak- siyasi karışıklıklara yakalanmış olan diğer Arap ülkelerine göre zahiri zaviyeden bakıldığında avantajlara sahip.

Ülke eski elitlere karşı aşırı siyasi puan kazanma yolundan kaçındı ve askeriyesini sivil kontrol altına aldı. Şimdi, Tunus diğer Arap uluslarının vatandaşlarına liderlerinden daha hayırhah bir muamele görmek için ilham vermesinden üç yıl sonra siyasi mutabakatın mümkün olduğunu gösteriyor. Batı için bu desteklenmeye değer birşeydir. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT,Editör, Tunisia’s Reawakening,18 Aralık 2013)

YERLİ BASIN : Yolsuzluk Düellosu III

page_yolsuzluk-operasyonu-guardian-times-ve-financial-timesda_619414997.jpg?itok=wkrxgxxj

Radikal: Oral Çalışlar: Yeni ‘kurtarıcı’mız: Paralel devlet

Abdullah Öcalan, son dönemde, sık sık ‘paralel devlet’ten söz ediyor. Örneğin, Yüksekova’da göstericilerin üzerine uzun namlulu silahlarla giden ve iki BDP’liyi öldüren ‘Özel Harekâtçılar’ı bu şekilde yorumladı. 5 tutuklu BDP milletvekilinin tahliyesinin, Anayasa Mahkemesi’nin açık kararına rağmen, iki hâkimin oyuyla engellenmesi de benzer bir yapılanmanın ürünü olarak değerlendiriliyor. ‘Paralel devlet’in ‘çözüm süreci’nden hoşlanmadığı, bir sır değil. Sürecin en etkili aktörlerinden Hakan Fidan’ın hedef haline gelmesi de söz konusu yapılanmanın bir ürünü olarak anlaşılmıştı. Devamı…

YeniŞafak: Ali Bayramoğlu: Dengesini arayan terazi…

Haber Milliyet’in ve şöyle: ‘BBC’de James Reynolds imzasıyla yayımlanan yazıda, ‘Recep Tayyip Erdoğan bu kez en az kendisi kadar iyi örgütlü bir muhalifle karşı karşıya: Fethullah Gülen. İkili arasındaki bu mücadele Erdoğan’ın açıkça beyan etmediği 2014’te cumhurbaşkanı olma hevesinin önünde tehdit oluşturuyor. Recep Tayyip Erdoğan 2013’te protestoculardan gelen tehdidi savuşturmayı başardı. Fakat bu defa tehdit nihai hedefi bilinmeyen çok daha örgütlü bir muhalefetten geliyor’ ifadeleri kullanıldı…’ Devamı…

Zaman: İhsan Dağı: Ne oldu AKP’ye?

AKP’nin sorunu, kendi ‘kuruluş felsefesi’nden uzaklaşması; demokrasi diyerek yola çıkan bir partinin giderek otoriterleşmesi, yasaklara son vermeyi hedeflediğini ilan ederken yasakçı hale gelmesi, bir konuşmasından dolayı hapse atılan liderinin artık ifade özgürlüğüne tahammülünün kalmaması… Ne oldu AKP’ye? ‘Orijinal’i nerede? Mutlak iktidar çürüttü. Denetimsiz, alternatifsiz olmak, devlet gücünü fütursuzca kullanmak, halkı kendine mahkûm görmek, gerekirse inşa ettiği medyayı bir propaganda makinesi gibi kullanıp halkı manipüle edebileceğini düşünmek AKP iktidarını çürüttü. Devamı…

Star: Beril Dedeoğlu: Operasyonlar ve dışsal boyut

Başbakan, son dönemde yaşanan gelişmelerin dış bağlantılarına dikkat çekti. Bu, her durumda sorumluyu dışarıda arama, dış mihrakları sorumlu kılma alışkanlıklarından birisi değil gibi gözüküyor. Ortalığı toz duman haline getiren gelişmelerde, yaklaşan seçimler nedeniyle ‘koltuk’ derdine düşmüş grupların, başka nedenlerle iktidar mücadelesine girmiş kesimlerin, vesayet döneminin özlemini çeken çevrelerin katkıları bulunabilir. Bununla birlikte gelinen aşamaya bakıldığında, bu tür operasyonların daha büyük bir akıl gerektirdiği görülüyor. Devamı…

Taraf: Cafer Solgun: Organize işler, organize kirlilik…

Bazı hükümet üyeleri ile mahdumlarının “başrollerde” olduğu iddia edilen “organize işler” operasyonu Türkiye’nin gündemini sarstı. En çok da hükümet sarsıldı doğal olarak. İlk gün hükümet kanadından herhangi bir tepki gelmediği gibi, hükümet yanlısı tweet silahşorları de sustu kaldı. Daha sonra yapılan açıklamalar ise, “nereye kadar gidiyorsa…” türü kendine güvenli mesajlar vermekten çok, hâlen olayın etkisi altında olduklarını yansıtır gibiydi. Soruşturmayla ilgili ya da ilgisiz çok sayıda Emniyet müdürünün görevden alınması, yeni savcıların devreye sokulması hükümetin “karşı hamlesi” oldu. Devamı…

(Süreç Analiz, 20 Aralık 2013)

SURİYE DOSYASI /// Yeni Şafak’tan 3 Yıllık İtiraf : ESAD KALICI

Tayyip basını, Batı’nın geri adım atmasıyla sinir krizlerine devam ediyor. İşte 19.12.2013 tarihli ”Yeni Şafak” gazetesninin tam sayfa haberi.

esad.png

SURİYE DOSYASI : Hükümete Yakın Akşam Gazetesinden Suriye’de Kaç ırılan Gazeteci İle İlgili Mide Bulandırıcı Haber !

Suriye’de El Kaide Teröristlerince kaçırılan Türk gazeteci Bünyamin Aygün ile ilgili, Akşam gazetesi iğrenç bir habere imza attı. Güç durumda olan ve canilerce kaçırılan gazeteciyi özellikle CHP’li diye fişleyen gazete,bu kadarına da pes dedirtti.

chppp.png

SURİYE DOSYASI : Cumhurbaşkanı Beşar Esad Avustralyalı Akademisy en Heyeti Kabul Etti.

1505534_588083857931936_530172994_n.jpg

1536703_588083851265270_1070652250_n.jpg

Cumhurbaşkanı Sayın Beşar Esad, Professor Tim Anderson başkanlığındaki Avustralyalı akademisyenleri kabul etti. Akademisyenler ; Suriye’ye karşı sürdürülen kirli dezenformasyon ve savaşın karşısında olduklarını Sayın Cumhurbaşkanına ilettiler.

YOLSUZLUK DOSYASI /// Zahide Uçar : Erdoğan’ın Mallarına El Konu r mu ?

vswcw.jpg

Yolsuzluk gürültüsü altında bir haber gözlerden kaçtı. Haber şuydu:

“Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere’nin en büyük iki bankası HSBC ve Standard Cartered’a toplam 2.5 milyar dolarlık kara para aklama cezası kesti.

ABD’li müfettişler HSBC’nin Meksika’daki uyuşturucu kaçakçıları ile Ortadoğu’daki terörist grupların kara para aklamalarına yardım ettiğini ileri sürmüşlerdi.

Müfettişler, Standard Chartered’ı da İran finans kuruluşlarının bankalarla yaptığı işbirliklerini saklamak, kayıtları değiştirmek ve hükümet denetimlerini engellemekle suçlamıştı.

İngiliz merkezli HSBC bankasına ABD’nin terör örgütü olarak tanıdığı Hizbullah’ın para transferlerine aracılık ettiğinin ortaya çıkması üzerine Hazine Bakanlığı bankaya 32 bin 400 dolar ceza kesti.”

Esad Erdoğan’ı teröristlere silah yardımı yaptığı gerekçesi ile Birleşmiş Milletlere şikayet etti. Birleşmiş Milletler inceleme yapıyor. Dünya basını Suriye’deki El Kaide, Nusra, Hizbullah gibi terör örgütlerine silahı Erdoğan Hükümetinin verdiğini yazıyor. Suriye’de kullanılan kimyasal silahın Türkiye’den gittiği ile ilgili iddialar inceleniyor.

Patlayan yolsuzluk soruşturmasına yandan dalıp açıklama yaptığı söylenen ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone, Erdoğan ve Süleyman Soylu’nun tepkisine neden oldu.
Başbakan Erdoğan Ricciardone’yi “provokatif eylemler yapmak”la suçlayarak, “biz sizi ülkemizde tutmaya mecbur değiliz” dedi.

Soylu ABD’nin Ankara Büyükelçisi Frances Ricciardone’nin değerlendirmelerini esef ve üzüntüyle karşıladığını belirterek; “Amerikan Büyükelçisi sanıyorum… burayı zannediyorum ki bir müstemleke ülkesi olarak görmektedir ve yine zannediyorum ki Türkiye’nin farkında değildir. Ve buranın ona, bir müstemleke ülkesi olmadığını, kendisinin de bir müstemleke valisi olmadığını bir kez daha hatırlatmak istiyorum”.

Komik… Neden mi? Hatırlayalım:

1-Erdoğan yasaklı olduğu dönemde ABD’nin Ankara Büyükelçisi Edelman’ın lütfunu unuttuğumuzu sanıyor. Edelman Cumhurbaşkanı dahil, Baykal’dan Genelkurmay’a kadar dolaşıp Erdoğan’ın önünü açmıştı. Tabii CFR’nin emekleri ve lütfunu da hatırlatmamız gerekir. Bu müdahaleler neticesinde Siirt ara seçimi diye bir tiyatro oynanmış, Erdoğan meclise sokulmuştu.

O dönem Amerikan Büyükelçisinin müstemleke valisi gibi meclise ve YSK’ya müdahalesi onursuzca kabul edilmişti.

2-Adana Amerikan Elçisi Diyarbakır’da ziyaret ettiği DTP’nin bürosunda açıktan Kürt bilincini uyandırmayı tavsiye etmişti. Ses çıkaran hükümet yetkilisi olmadı.

3-Hayrullah Mahmut sözde Ergenekon davasında verdiği ifadesinde tüyler ürperten bir iddiada bulunmuştu. Bu iddiayı “Yeni Bir Meslek “Başbakan”lık(!)16.05.2009” başlıklı yazımda dile getirmiştim.

İddia:

Ergenekon davasının 82. Duruşmasında gazeteci Hayrullah Mahmut Özgür’ün sorgusu yapılıyor. Star gazetesinin Uzan Grubuna ait olduğu dönemde 2003 yılında Ankara Temsilciliğini yapan Özgür, çapraz sorgusu sırasında çarpıcı bilgiler veriyor.

Bu bilgilere göre:

“Tayyip Bey, belediye başkanı olduğu dönemde Zapsu ile birlikte ABD Başkonsolosluğu’nu ziyaret ediyor. Başbakan olması halinde neler yapacağını anlatıp sözler veriyor. İşte bu sahnelerin videosunu bazı kişiler Hayrullah Mahmut’a izletiyorlar.

Ardından söz alan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, Özgür’e sorduğu sorular ve Özgür’ün yanıtları şöyle:

PERİNÇEK:

İzlediğiniz, ABD İstanbul Başkonsolosluğu’ndaki toplantı görüntülerinde, Tayyip Erdoğan’ın “özelleştirmeyi sonuna kadar götürme” taahhüdü dışında başka başlık var mı? Görüntülerde Cüneyt Zapsu da var mı?

H. Mahmut ÖZGÜR:

Görüntülerde RTE, Neo-Sevr dediğimiz sonradan yaşananlarla somutlanan ABD’yle gizli anlaşmanın tüm maddelerini kabul ettiğini, Ermeni soykırımının kabul edileceği, Büyük Ermeni devletinin kurulması, anayasa değişikliği, AB uyum yasalarının değiştirilmesi, TSK etkisizleştirilmesi vb tüm hususları kabul ettiğini söylemektedir. Başkaca taahhütlerde vardı, aklımda kalan bunlardır. Görüntülerde Cüneyt Zapsu da bulunmaktadır.”

4-Güler Kömürcü ile Erol Mütercimlerin anlattığı bir not daha var. Erdoğan kendini başbakanlığa taşıyan kurgunun bir parçası olduğu anlaşılan sözde hapishaneden çıktığı gün ne yapmış? Normal bir insan gibi evine, ailesinin yanına mı gitmiş. Hayır!.. Amerikan Konsolosluğundan bir şahıs, Nazlı Ilıcak, Fehmi Koru gibi isimlerin olduğu bir eve gidilip toplanılmış. Erdoğan’ın o dönem çok yakınında olan avukat Erol Mütercimler’e;

Hocam Tayyip Bey Başbakan olacak demiş. Dikkat buyurunuz; siyasi yasaklı bir adam için “başbakan” olacak deniyor. Hangi güce güvenerek? Herhalde sandığa değil.
Amerika’nın istihbarat vermesi karşılığında Bush ile anlaşıp tarihin en alçak kurgusu olan Ergenekon-Balyoz- Casusluk gibi davaları planladığı söylenen Erdoğan Bush’un evlatlığı mıydı? Memuru mu? Emireri mi?

Erdoğan ABD’nin kendinden vaz geçtiğini anladığı için horozlanıyor. Yoksa onda o yürek nerde?

“Sınır ötesi hareket yapılmalıdır” dendiğinde meclisten göstermelik bir yasa çıkardılar. Sonra ne dedi Erdoğan;

Hele bir de Amerika’ya bir gidelim(!).. Velinimetlerinden izin almaya gitti. İzin alamayınca sınır ötesi hareket baskısı karşısında;

“Bekara karı boşamak kolay” diye cevap verdi. O tarihte ben de;

“Haklısın Sayın Erdoğan, biz senin gibi CFR, Bush, küresel çete ile nikahlı değiliz” diye yazmıştım.

Küresel eşi boşayınca kabadayılık yapıyor aklınca…

Paralel devlet kurdular diyor. Kim kurdu? Sen izin verdin. E kolay değil tabii yedi kocalı Hürmüz gibi ortalarda dolaşmak. Hem de ne uğruna?

Makam, para, güç uğruna, intikam almak uğruna…

Adamı böyle posaya çevirip çöpe atıverirler.

21. Yüz yılın en aşağılık kin ve intikam davası olan Ergenekon sürecinin kudretli savcısı… Esir edilen insanların avukatlarını bile tutuklayan, bazı avukatları “davayı almayın” diye tehdit eden işgal siyaseti…

İnsanlar linç edildi, hasta oldular, onur intiharları gerçekleşti, hapisten tabutlara yolladınız… Yurt dışından gelip teslim olan insanları bile “kaçma ihtimali var” diyerek içeri tıktınız. Hırsızları, sapıkları, katilleri, pezevenkleri, PKK’lı canileri gizli tanık yaptınız. Kininiz bitmedi, savunmalarını hakaret sayıp bir daha, bir daha yargıladınız. “Kendini savunduğu için hapis cezası alan sanık” yaratarak engizisyon mahkemelerine bile rahmet okuttunuz.

Avukat Hüseyin Bozan kurmalı Silivri yargıçlarına;

“Başbakanlık örtülü ödeneği harcamaları Ergenekon davalarının başlama ve devamı sürecinde önemli bir artış göstermiştir. Örtülü ödenekten Ergenekon davası için harcama yapılmış mıdır? Mahkeme kayıtlara geçmesini istiyoruz”demişti.

Yargıçları işledikleri hukuk cinayetlerinden dolayı tazminat ödemesinler diye özel yasa çıkarıp tazminatları milletin sırtına yüklediniz. Yani; “Rahat rahat hukuku katlet, hukuk cinayeti işlemen için seni korumaya aldım” mesajı vererek cinayetlere yardım ve yataklık ettiniz!!.

Şimdi utanmadan mağdura yatıyorsunuz.

Bu çeteyi her yere sen yerleştirdin. Üniversite sınavlarından tutun, memur yerleştirme sınavı, TUS ve yargıçların yükselme sınavına kadar şaibesiz tek bir sınav yapmadınız. O hırsızların bir tanesi bile yakalanmadı. Ceza almadı.

Baykal ve MHP milletvekili adaylarına yapılan kaset komplosunu zevkten dört köşe seçim meydanlarında utanmadan kullandın. “Özel hayat” diye eleştirenlere seçim meydanlarından; “Ne özeli, genel genel” diye cevap verdin.

Milleti kimsenin bacak arası değil ama cebinden giden paralar gerçekten çok ilgilendiriyor. 11 Yıllık zulm-ü iktidarınızda yerden mantar gibi biten, üstelik vergi listesinde adı bile olmayan dolar milyarderleri türettiniz. Halk ise borç batağına sürüklendi. Bu bile cebimizden çalıp, “yarattığınız dolar zenginlerinin kasasına koyduğunuzun” açık ispatı değil mi?

Yani Sayın Erdoğan, sizin deyiminizle;

-Ne özeli, genel, genel….

Demiştim;

“Gün gelir, yargıladığınız gibi yargılanırsınız” demiştim.

CİA’nın çocukları, ABD Konsolosluğuna giderek kurguladıkları sözde davalar konusunda birifing vermişti. O zaman niye sesin çıkmadı?

Yetmedi, kurgulanmış davaları nasıl sürdüreceklerini öğrenmeleri için yargıçları ABD’ye yolladın. FBI’yın savcısı bayanı Adalet Bakanlığında çalıştırıyorsun. Kamu Güvenlik Müsteşarlığı kurdun, yabancıları işe aldın. 35 CİA ajanını ülkeye soktun. Bu daha basına yansıyan kısmıdır. Önergeler verildi. Görev yerleri hakkında bilgi veremedin.

Şimdi rüşvet ve yolsuzluk suçlamaları bakan ve çocuklarına, Halk Bankası Genel Müdürüne, parlattığınız Ağaoğlu’na, aile içi iş adamına dayandı. Aslında senin kapına dayandı. Şayet senin kapına dayanmasaydı sen o bakanları çoktan bakanlıktan alırdın.

Egemen Bağış… Amerika’ya gidip “biz 1860 misyonunu taşıyoruz” diyen tercümanın. Beyaz Saray’da Türk tarafından kimseyi içeri almadan kimsenin bilmediği görüşmeler yaptığında verilen sözlere şahit olan tercümanın… Yani bakan yapmak zorunda kaldığın tercüman(!).. O nedenle Egemen Bağış’ı harcaman zaten mümkün değil. Bayraktar…. TOKİ cambazlında ki ortağın… O’nu da harcayamazsın. Tıpkı Zahit Akman’ı harcayamadığın gibi. Şimdi Zahit Akman’ı bakanlarının hapiste neden ziyaret ettiğini daha iyi anladık(!)..

Zafer Çağlayan… Hani şu; “ben de yıllarca Kürt olduğumu söyleyemedim” diyerek Kürtçülüğe oynayan zavallı… Evi aranamadığı için şimdilik rahat…

Çukurgillerin en trajikomik aktörü ise İçişleri Bakanıdır… Hani şu millete “çocuklarınıza sahip çıkın” diyen vali eskisi… “Polis durup dururken kimseyi tutuklamaz, beni niye tutuklamıyor” diyen şahıs. “Çocuklarınızı ODTÜ’ne yollamayın” diyerek ODTÜ’ni illegal bir üniversite gibi gösteren besili bakan…

Kendisi ile oğlu hakkında bilgi toplayan polisleri değiştiren asrın yüzsüzü…

Bir de Allah’ın sopası yok derler. O destan yazan, bir maaşla ödüllendirdikleri katil polislerin azmettiricileri… O gencecik fidanlar toprağa konurken, anaların yüreği yanarken, evlat acısına dayanamayan anne toprağa konurken yataklarınızda rahat uyuyacağınızı mı sandınız? Siz yüreği yanan anaların ahından kurtulacağınızı mı sandınız?

Allah’ın ahdini bilmez misiniz? Bilmezsiniz. Siz ancak alavere-dalavere işlerini bilirsiniz. O zaman hatırlatayım;

“Ben istersem dinimi kafirin elinden sürdürürüm.” Der.

Şimdi bitiş fermanını münafıkların elinden okutuyor. Layık olduğunuz gibi. Bu masum milletin elini çirkefe bulaştırmıyor.

Kurtulamayacaksınız!!. Bu saatten sonra bütün çırpınışlarınız bataklıkta çırpınmak gibi olacaktır. Çırpındıkça batacaksınız.

Gelelim yazının başında sorduğumuz soruya; “Erdoğan’ın mallarına el konur mu?”

Hatırlayın, Arap Baharı diye başlatılan emperyalist kış, devirdiği devlet başkanlarının parasına el koymuştu.

Erdoğan’ı velinimeti ABD ile kim kapıştırıyorsa, işte onlar Erdoğan’ı o başkanların kaderine doğru hızla iteliyor. BM Kimlerin elinde? Erdoğan politikaları Rusya’nın çıkarları ile de çatıştığına göre, Erdoğan’a sahip çıkacak bir ülke var mı? Yok!!.

Erdoğan’ı 11 yıldır Türk Milleti iktidarda tutmuyor. Siz bırakın sandıkçılık oyununu. Erdoğan’ı İngiliz(M16), ABD(cia), İsrail(MOSSAD) bağlantılı toplum mühendisleri iktidarda tuttu. Herşeyi satması karşılığında ülkenin kara para ile ayakta tutulmasına göz yumuldu.

Erdoğan verdiği sözleri bir bir yerine getirdi. Orduyu etkisiz kıldı. Ege kıta sahanlığı Yunanistan lehine halledildi. 16 adamızı Yunanistan işgal etti. Akdeniz petrol sahaları Yunan, İsrail şirketlerine terk edildi. Türk Ordusunun bir Astsubayı ile buluşabilmek için can atan Barzani, Türk Ordusuna meydan okuyacak hale getirildi. Doğu PKK’ya peşkeş çekildi. Mikro milliyetçilik üzerinden azınlık yaratılmaya çalışıldı. Türkiye’nin maddi ve manevi değerleri küresel şirketlere adeta peşkeş çekildi. Türk halkına paradan el çektirildi..

Erdoğan artık sınıra dayandı. Türk Halkı ile küresel elit arasına sıkıştı. Küresel elit Erdoğan ve Fetullah’a “şeytan nikahı” kıymıştı. Şimdi kumaları birbirine dövdürüyor. Üstelik bu sefer yalan ve iftiralar üzerinden değil, ortaya saçılan dolarlar üzerinden.

Standard Chartered’ı da İran finans kuruluşlarının bankalarla yaptığı işbirliklerini saklamak, kayıtları değiştirmek ve hükümet denetimlerini engellemekle suçladığını düşünürsek Halkbank aracılığı ile yapılan gizli ticaret…

HSBC’nin Meksika’daki uyuşturucu kaçakçıları ile Ortadoğu’daki terörist grupların kara para aklamalarına yardım ettiği için aldığı cezayı düşünürsek…

Türkiye’ye giren ve aklanan kara para üzerinden…

Suriye’de kullanılan kimyasal silahların Türkiye üzerinden gittiğini delillendirip, El Kaide gibi terör gruplarına yapılan silah yardımı belgelenerek suçlanabilir.
Suriye içindeki terör gruplarının içinde MOSSAD, CİA ve M16 yer aldığına göre herşey belgelenmiştir.

Baybaşin… Uluslararası uyuşturucu baronu… İngiltere’de görülen bir davada İngiliz İç İstihbarat Polsine yargıç Baybaşin ile olan ilişkilerini sorar. Önce devlet sırrı diye açıklamak istemeyen teşkilat, yargıçların ısrarı üzerine Baybaşin’i Türk Bürokrat ve siyasilerine rüşvet vermek için kullandıklarını açıklar.

Baybaşin Türkiye’de yakalandığında polisler “kasayı açamadık” diyerek emniyete götürmüşlerdi.

Bu günlerde acaba o kasadan çıkanlar da servis edilir mi? Uyuşturucu baronu Baybaşin ile kimlerin iişkisi var? Kimler rüşvet çarkına girmiş ortaya dökülür mü?

O günlerde o kasayı kimse merak etmemişti. Polis muhabirleri de merak edip sormadı herhalde(!)?

O kasada kimlere rüşvet verildiği ile ilgili bilgiler var mıydı? Bu bilgiler gelecek için saklanmış olabilir mi?

Amerika’nın küresel çetesi HSBC Bank ve Standard Chartered’a kesilen ceza gibi;

Terör örgütlerine yapılan yardım, insanlık suçu sayılan kimyasal silah kullanımına aracılık ve kara para aklama gibi suçlamalar ile Erdoğan’ın mallarına el koyulabilir mi?

Göreceğiz!!..

Böyle bir durum yaşanırsa o para Türk Milletinindir. Türk Milleti bu paraların izini sürmelidir.

22.12.2013

İLK KURŞUN

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: