İRAN DOSYASI /// SELİM SAVAŞ GENÇ : İRAN’IN ABD VE İSRAİL İLE SIFIR SORUN POLİTİKASI

Yeni nesiller ABD ile İran’ı, Tahran’ın nükleer programından dolayı çatışma içinde zannedebilir. İki ülke tam 34 senedir, doğrudan ya da dolaylı çatışma içinde, İran Devrimi, İran-Irak Savaşı, ‘İsrail sorunu’ ve Ortadoğu‘da hep farklı cephelerde göründüler.

Stratejik ve karşılıklı olarak düşmanlıklarını kullanan her iki devlet kademeli olarak yakınlaşmaya başladı. Son dönemdeki sıcak Washington-Tahran görüntüsü zorunluluktan ziyade kesişen kümelerin hacminin sürekli genişlemesinden kaynaklanıyor. Obama iktidarının en büyük hedefi, İran’ın nükleer sorununu herhangi bir askerî müdahale yapmaksızın artırılan baskı ve ambargolar vasıtası ile çözmektir. Bu yönde Washington son dönemde çok ciddi tedbirler alarak Tahran’ı kısmen ekonomik bir darboğazın eşiğine getirdi.

Uluslararası sistemi farklı hamlelerle ve ustaca sürekli oyalayan İran, bir yanda artan ambargonun etkileri diğer yanda ise Ortadoğu’da çıkarlarının ABD ile kesişmeye başlaması neticesinde nükleer programından kısmen ve geçici bir süreliğine olsa da vazgeçerek büyük kazanımlar elde etmenin peşinde. Önceki hafta Cenevre’de vuku bulan anlaşmadan İran’ın görünürde elde ettiği ilk kazanım Batı bankalarında dondurulmuş 7 milyarına kavuşacak olması. Bu rakam İran için bugünlerde önemli olsa da zengin enerji rezervleri olan bir ülke için abartılacak bir rakam değil.

İran, bölgede gelişen son hadiseleri çok seri bir şekilde okuyup lehine çevirebilme kapasitesi ve geleneğine sahip. Mısır’da Batı’nın doğrudan ya da dolaylı destek verdiği askerî darbeyi gören Tahran, bir yandan Sisi’ye açık desteğini deklare ederken diğer yandan da başta ABD olmak üzere Batı başkentlerine “Sizin Mısır’da karşı çıktığınız Sünni gruplar eli ile demokratikleşme hareketlerine biz de Suriye’de karşı çıkıyoruz. Gelin Ortadoğu’yu eski bildiğimiz günlerine birlikte döndürelim” teklifini yapıyor. Nükleer anlaşmanın makul bir Suriye finali için ön şart olduğunu çok iyi bilen İran, topladığı artı puanları Esed’li bir çözüm için II. Cenevre konferansında masaya yatıracaktır. Cenevre anlaşması Batı’nın post-Arap uyanışı döneminde İran’ın çok önemli ve düzen kurucu bir aktör olarak nüfuz alanının kabul edildiğinin de deklarasyonudur. İsrail’e rağmen Tahran ile arasındaki gerilimi düşürmekte ısrarcı davranan Obama, İran’a silahlı bir harekât gerçekleştirmeden nükleer sorunu çözmeyi büyük bir başarı olarak görüyor. Nitekim geçen hafta Şimon Peres’in “İran’la konuşmaya hazırız” açıklaması Ortadoğu’da düşman görünen eski aktörlerin romantik bir kumsalda kucaklaşma sahnesini andıran kareleri gözlerimizin önüne getirdi.

Geçen ay Tahran’a gidip meslektaşı Zarif ile görüşen Dışişleri Bakanı Davutoğlu ise Suriye’de göreceli bir ateşkes hususunda Tahran ile aynı görüşte olduklarını ifade etti. Son iki senedir Suriye’de tarafların netice alamayacaklarını ve iç savaşın her geçen gün daha çok sivil katliamına sebep olacağını defalarca yazmıştık. Önceliğin ateşkes olması ve yeni Suriye’nin geleceğinin barış ortamında konuşulması gerektiğini, vekalet savaşı yapan ülkeler başta olmak üzere herkesin kabul etmesi gerekiyor. İsrail’in hayallerini kurduğu birbirine düşmüş, bölünmüş ve tekrar ayağa kalkması uzun seneler alacak Suriye, artık tüm kayıpları ile paylaşılmaya hazır.

İran, kendisinin de kaldıramayacağı bir yük hâline gelen Suriye sorununu kendi çıkarlarından taviz vermeden çözmek için karşısına çıkan tarihî fırsatı ıskalamadan hamle üstüne hamle yapıyor. Derin İran’ın en hassas görevleri daha önce tevdi ettiği Ruhani’yi ‘ılımlı lider’ markası ile seçtirip ülkenin başına getiren ortak akıl, bölgede Türkiye’den boşalan alanı süratle doldurmak için nefes kesen hamleler yapma hesabında.

İran’ı büyük bir pazar olarak gören ve onunla geleneksel olarak sürekli iyi ilişkiler içinde olmaya çalışan Almanya ve Fransa, Tahran’ın uluslararası sisteme dâhil olmasını dört gözle bekliyorlar. Dünyanın önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olan İran diğer AB ülkeleri için de alternatif bir pazar konumunda. İran’ın bölgede ılımlı ülke rolüne karşı hangi tavrı takınacağını çözmeye çalışan Ankara, çevresindeki şartların değiştiğinin farkında. Mısır, Suriye, Maliki’nin Irak’ı ve İsrail ile ilişkileri hiç de iyi olmayan Türkiye’nin, mahallenin yeni imajlı ve doğal rakibi İran ile kavga etme lüksü bulunmuyor. Dün Tahran ile uluslararası sistem arasında köprü vazifesi kurmaya çalışan Ankara, bugün İran ile konuşarak bölgede hâlâ iyi ilişkiler de kurabildiği adreslerin var olduğu fotoğrafını veriyor. Nereden nereye…

Etiketlendi:, , , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: