EĞİTİM DOSYASI :PISA karnemiz kırık dolu

Eğitim kalitesinin uluslararası karnesi olarak nitelenen PISA araştırması yüzümüzü yine güldürmedi. Türkiye ortaöğretimde 65 ülke arasında 44’üncülükle Vietnam’ın bile gerisinde kaldı. Öğretmen, derslik ve okula devam gibi konularda büyük eksiklikler var.

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) bünyesinde faaliyet yürüten Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) tarafından yapılan eğitim araştırmasının sonuçları geçen hafta Paris’te açıklandı.

15 yaşındaki 400 bin öğrencinin matematik, metin anlama ve fen bilimleri kategorilerinde ülkelerin başarı oranının karşılaştırıldığı dünyanın en kapsamlı eğitim araştırmasına göre, Türkiye ortaöğretim kalitesinde 65 ülke arasında 44’üncü oldu. İlk üç sırayı Çin, Singapur ve Hong Kong paylaşırken son sırada Peru yer aldı. Eğitim ortalaması Vietnam, Sırbistan ve Estonya gibi ülkelerin altında kalan Türkiye, fen bilimleri ve metin anlama kategorilerinde ise en hızlı ilerleme kaydeden ülkeler arasına girdi. Matematik formüllerini anlama kategorisinde durum hiç iç açıcı değil. Türkiye bu alanda ancak sondan üçüncü olabildi.

Yurtiçinde yapılan araştırmalar da aslında PİSA’nın vardığı sonuçların sebebini açıklar mahiyette. Karadeniz Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Prof. Dr. Adnan Baki ve Araştırma Görevlisi Tuba Aydoğdu İskenderoğlu’nun 2011’de yaptıkları ‘İlköğretim 8.sınıf ders kitabı sorularının PISA matematik yeterlilik düzeylerine göre sınıflandırılması değerlendirmesi’ konulu akademik çalışmada önemli bulgular yer alıyor. Araştırmaya göre, 8’inci sınıf ders kitaplarındaki sorular ve araştırma örnekleri PİSA matematik yeterlilik ölçeğinde kolaydan zora doğru sınıflandırıldığında 1. 2. 3. 4. düzeyde. Fakat 5 ve 6’ncı seviyede soru ve örnekler yok. Türkiye’deki ders kitaplarında ağırlıklı olarak 2’nci (yüzde 47) düzeydeki sorular bulunuyor. Verilerden de anlaşılacağı üzere Türkiye matematikte alttan 2’nci seviyede. MEB’in tüm çalışmaları bu seviyeyi korumaya yönelik.

PISA araştırmaları daha önce 2000, 2003, 2006 ve 2009 yıllarında yapıldı. Ortaya çıkan bu tablo aslında pek sürpriz sayılmaz. Türkiye, 2003-2006 arasında düşüş yaşarken, son 6 yılda başarı oranını kısmi olarak artırsa da sıralamadaki yerini değiştiremedi. Bu kısmi gelişmeyi, Türkiye’de son yıllarda ivme kazanan eğitim harcamalarının olumlu bir sonucu olarak değerlendirmek mümkün. Kız çocuklarının okula devamının sağlanmasına yönelik projeler, ücretsiz ders kitabı temini ve ilköğretim ile ortaöğretimde burs alan öğrenci sayılarının artırılması gibi destekler bu ilerlemeye küçük de olsa etki etti. Türkiye, son 10 yıl içinde matematikte ortalama 3,2; okumada 4 ve fen bilimlerinde 6 puanlık artış sergilemesine rağmen 2012’de Hırvatistan, Sırbistan, Yunanistan, Macaristan, İsrail ve Litvanya gibi kendi kategorisindeki ülkelerin gerisinde kaldı.

Araştırma, ülkelerin ortaöğretimdeki eğitim kalitesi üzerine yapılan en önemli referans kabul ediliyor. Bir bakıma eğitim sisteminin röntgenini çekiyor. Ülkelerin eğitim politikalarını şekillendirmesinde somut, ölçülebilir ve elle tutulur veriler sunuyor. Bu veriler ışığında öğretim programları, yöntem ve teknikleri, öğretmenlerin yeterlilikleri gözden geçiriliyor. Dünya ekonomisinin yüzde 80’ini elinde bulunduran 65 ülke seviyesini mukayeseli bir şekilde görüyor. Bundan dolayı sınavın sonucu hayli önemli. Araştırmada özel okul ya da devlet okulu ayrımı yapılmıyor. Öğrencilerin 3 kategorideki başarı düzeyleri çeşitli testlerle tespit ediliyor. PISA raporuna göre, Türkiye’de gelir seviyesi düşük bölgelerde okuyan öğrencilerin eğitim kalitesi arttı. Ancak PISA sınavında üst düzey başarı gösteren Türk öğrencilerin oranı OECD ortalamasının çok altında. Raporda teselli mahiyetinde gelişmeler de mevcut. Türkiye, okuma kategorisinde son 3 yılda ortalama 5 puanlık ilerleme katetti. Katar ve Sırbistan’dan sonra en hızlı büyüme kateden 3. ülke oldu. Fakat ne yazık ki bu alanda da OECD ortalamasının altında kalarak 40’ıncı sırada yer aldı. Bilim kategorisindeki en zayıf ülkeler arasında yer almasına rağmen Türkiye’nin son 3 yılda ortalama yıllık 6 puan artış gösterdiğine dikkat çekildi. Bilim alanında OECD ortalamasının altındaki ülkeler arasında en hızlı iyileşme gösteren ülke, Kazakistan’la birlikte Türkiye oldu. Raporda ayrıca “Türk öğrencilerde yüksek performans gösteren lerin sayısında bir artış olmazken, düşük performans gösteren öğrencilerin sayısında önemli bir azalma oldu.” tespitine yer verildi.

Öğretmen eksikliğini çözmek şart!

Türkiye, son senelerde PISA çalışmalarında istenilen niteliklere sahip öğrenci yetiştirmek için eğitim programlarına ve müfredata yeni düzenlemeler getirdi. Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nca ilköğretim 1-5. sınıf öğretim programları yenilendi ve 2005-2006 öğretim yılında uygulamaya kondu. Üç yıllık genel, meslekî ve teknik liselerin eğitim ve öğretim süresi 2005-2006 öğretim yılından itibaren 9’uncu sınıftan başlamak üzere kademeli olarak 4 yıla çıkarıldı. İlköğretimden itibaren ortaöğretimin sonuna kadar, Avrupa Birliği Yabancı Dil Seviye Sistemi benimsenerek ders saati sayıları buna göre belirlendi. Anadolu liseleri ile yabancı dil ağırlıklı liseler kademeli olarak, Anadolu lisesi adıyla tek program altında birleştirildi. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından okullarda teknoloji kullanımı artırıldı. Pek çok okul akıllı tahtaya kavuştu. 52 pilot okulda proje kapsamında okullar akıllı tahtalarla donatıldı, internet altyapısı sağlandı. Öğrenci ve öğretmenlere 12 bin 800 tablet dağıtıldı. MEB, önümüzdeki senelerde 11 milyon tablet dağıtmayı planlanıyor. Yapılan çalışmalar eğitim kalitesinde kısmi iyileştirmeler getirdi; ancak kökleşmiş sorunları çözemedi.

Gelelim PİSA raporlarına yansıyan başarısızlığın sebeplerine. Üzerinde durulması gereken ilk mevzu şüphesiz öğretmen eksiği. OECD verilerine göre, Türkiye’de en az 213 bin öğretmen açığı var. Bu da derslerin boş geçtiği ya da açığın, alanında uzman olmayan ücretli öğretmenlerle doldurulduğu anlamına geliyor. 60 bin ücretli öğretmen düşük çalışma standartlarıyla eğitime bir manada yama oluyor. 300 bin alanında uzman öğretmen atama beklerken, iktisat, işletme, su ürünleri gibi eğitimle uzaktan yakından ilgisi olmayan bölüm mezunları ücretli öğretmen olarak çalıştırılıyor. Bu durum memleketin hemen her yerinde görülüyor. Hâl böyle olunca sonuçlarının kötü çıkması son derece normal.

Öğretmen eksikliği şöyle dursun, daha öğrencilerin dahi okula devamı tam olarak sağlanamadı. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında 4-5 yaş grubu öğrencilerin yüzde 44’ü, ilkokul öğrencilerinin yüzde 99’u, ortaokul öğrencilerinin yüzde 93’ü, ortaöğretim öğrencilerinin yüzde 70’i eğitime başladı ya da devam ediyor.

Türkiye, son senelerde eğitim alanında ciddi ilerlemeler kaydetmesine rağmen hâlen hedeflenen noktanın çok gerisinde. Cumhuriyet tarihi boyunca 334 bin 800 derslik yapılmasına karşılık yalnızca son 10 senede 200 bin kadar derslik hizmete açıldı. Fakat henüz öğrenci yoğunluğu ve fiziki yeterlilik istenen seviyeye çekilmiş değil. Kalabalık sınıflar eğitim kalitesini düşüren en önemli faktörlerden biri. Öğrenmeyi güçleştiriyor. Özel okullarda 24 kişilik sınıflarda eğitim görülürken, bu rakam devlet okullarında 2-3 katına çıkıyor. MEB 2012-2013 eğitim istatistiklerine göre, derslik başına düşen ortalama öğrenci sayısı (ilk ve ortaokul) İstanbul’da 43, Şanlıurfa’da 48, Diyarbakır’da 42. İstanbul’da bazı ilçelerde 60-70’e kadar çıkıyor. Geçen yıl İstanbul Beylikdüzü’nde bile sınıf mevcudu 79’u bulan okullar vardı. Doğal olarak, öğretmenler kalabalık sınıflarda sağlıklı ders işleyemiyor. Böyle bir ortamda öğrencilerden yüksek başarı göstermesini beklemek de gerçekçi değil. PISA’nın Türkiye raportörü Francesco Avvisati’nin bu yöndeki tespitleri de hayli önemli: “Türkiye’deki en büyük eğitim sorunlarından biri sınıfta disiplin eksikliği. Son 10 yılda bu şikâyetler azalmış olsa da, hâlâ öğretmenlerin sınıfta sessizlik sağlayarak derse başlamakta zorlandığı az sayıdaki ülkelerden biri.”

İsmail Koncuk (Türkiye Kamu-Sen Ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı): EĞİTİM İSTİKRARSIZ POLİTİKALARIN KURBANI!

Dünya ölçeğinde yapılan bu tür araştırmalar Türkiye’nin eğitim karnesini ortaya koymaktadır. 2003 yılında matematik, okuma becerileri ve fen bilimleri alanlarında ‘düşük performanslı’ OECD ülkeleri arasında yer alan Türkiye’nin, 2012 yılında her üç alanda da ortalama 4 puanlık artışla ilerleme kaydetmesi elbette önemlidir ancak yeterli değildir. Hele hele bu sonuçları Bakan Avcı’nın tabiriyle ‘ilaç gibi geldi’ şeklinde değerlendirmek büyük hata olacaktır. Ne yazık ki ülkemiz, sık sık değişen eğitim politikalarının kurbanı olmaktadır.

Eğitim sisteminin ters yüz edilmesi, eğitimin acil sorunlarına çözüm bulunmaması, eğitim aktörlerinin gerek mesleki gerekse maddi yönden ve özlük hakları yönünden layık oldukları konuma ulaşamamaları nedeniyle, beklenen değişim, dönüşüm bir türlü gerçekleştirilemedi. Ülkemizde derslik açığı eğitimin kanayan yarasıdır. Öte yandan öğretmen açığı da büyük handikaptır. Öğretmensiz okullar ve kalabalık sınıflarla eğitim yarışında ipi göğüslemenin mümkün olamayacağını ülkeyi yönetenler artık görmelidir. Derslik başına düşen öğrenci sayıları ideal ölçülerde olmalıdır. Birleştirilmiş sınıf uygulamalarına son verilmelidir. 2014 yılında 50 bin değil, en az 100 bin öğretmen ataması yapılmalıdır. Ücretli öğretmen istihdamına son verilmeli, tüm öğretmenler kadrolu olarak atanmalıdır.

Mehmet Bozgeyik (Eğitim-Sen Genel Sekreteri): CİDDİ BİR EĞİTİM PROGRAMI YOK!

Her ne kadar bir önceki araştırmaya göre Türkiye’nin sıralaması yükselmiş gibi görünse de açıklanan tablonun eğitimimiz açısından iç açıcı olmadığı görülüyor. Yıllardır ülkemizde eğitim sistemi, sınavlara dayalı rekabetçi ve eleyici bir sistem algısı içerisinde ele alınmakta, müfredat bilginin kalıcı hâle getirilmesinden çok ezbere dayandırılmaktadır. Meselenin özü hükümetlerin ciddi bir eğitim programının olmamasıdır. Eğitim, ülkemizde her siyasi iktidarın kendi ideolojik yaklaşımlarının uygulandığı bir saha hâline getirilmiştir. Eğitim müfredatı deneme yanılma yöntemi ile hazırlanmış, bilimsel araştırmalar, pilot uygulamalar olmaksızın tüm ülke genelinde uygulamaya konulmuştur. Sonuçları önceden bilimsel olarak test edilmeyen yöntemlerin başarı şansı olmadığı her zaman açığa çıkmıştır. Yeni 4+4+4 yasası da bu uygulamalardan biridir. Yeni müfredat ve eğitim modeli ülkemizdeki var olan eğitimin nitelik sorununu çözmedi. Müfredat ve okul sistemleri yeniden gözden geçirilerek dünyanın yol aldığı bilimsel ve niteliksel dönüşümlere yönelmek gerekmektedir. Eğitimde bilimsel olandan uzaklaşma çocuklarımızın geleceğini önemli ölçüde etkiler.

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: