Günlük arşivler: Aralık 13, 2013

İSTİHBARAT : İran’da yakalanan ABD’li ajan çıktı

İran’da yedi yıldır tutulduğu düşünülen eski bir Amerikan Federal Soruşturma Bürosu FBI çalışanının aslında Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA’e çalıştığı ileri sürüldü.

Associated Press haber ajansı, Robert Levinson’ın kaybolduğu sırada "onaylanmamış bir misyon" için CIA’e çalışmakta olduğunu yazdı.

Levinson, Mart 2007’de İran’ın Kiş adasına yaptığı bir iş ziyareti sırasında kayıplara karışmıştı.

ABD hükümetinden yetkililer defalarca Levinson’ın nerede olduğunu bulmaları için İran’dan yardım istemişti.

CIA’den yapılan açıklamada, "Levinson ile ABD hükümeti arasında herhangi bir ilişki olduğu yönündeki imalara dair bir yorumda bulunmayacağız." denildi.

CIA sözcüsü Todd Ebitz, "ABD hükümeti Levinson’ın güvenli bir şekilde evine ve ailesine dönmesi için çaba sarfetmeyi sürdürecek." dedi.

Associated Press haberinde, Robert Levinson’ın onaylanmamış bir istihbarat toplama misyonu çerçevesinde İran’da bulunduğu, olayın ortaya çıkmasının ardından CIA içinde büyük bir skandal yaşandığı yazıldı.

Haberde, CIA’in Levinson’ın ailesine kendilerine dava açmamaları için 2,5 milyon dolar tutarında para ödediği de ileri sürüldü.

AP, ayrıca Levinson’ın kaybolmasından önce kendisine istihbarat toplaması için ödeme yaptığı iddia edilen 10 uzmana da disiplin cezası verildiğini yazdı.

Bu uzmanlardan üçünün daha sonra CIA’le ilişkilerinin kesildiği iddia edildi.

Çabalar boşa çıktı

Associated Press, araştırmasının üst düzey ABD ve dışişleri yetkilileriyle yapılan mülakatlar ile gizli belgelere dayandığını söylüyor.

Ajans, ABD hükümetinin 2010’dan bu yana üç kez kendilerinden CIA ile Levinson arasındaki ilişkiye dair bir haber yapmamalrını talep ettiğini öne sürüyor.

Ancak Levinson’ın ABD’ye dönmesi yönündeki tüm çabaların boşa çıkması üzerine bu haberi yayımlamaya karar verdiklerini ifade ediyorlar.

Amerikan Milli Güvenlik Kurulu sözcüsü Caitlin Hayden, "ABD hükümeti, Robert Levinson’ın hayatının tehlikeye girebileceği kaygısından ötürü AP’ye bu haberi yayımlamaması çağrısında bulundu. AP’nin Levinson’ın eve dönebilmesine hiçbir hizmette bulunmayan bu haberi yayımlamasından üzüntü duyuyoruz." dedi.

Eski FBI ajanı Robert Levinson’ı kimin kaçırdığı ya da kendisinin nerede tutulduğu bilinmiyor.

Ancak İran’ın nükleer programı hakkında Kasım ayında varılan anlaşmanın imzalanmasından sonra ABD’li yetkililer Levinson’ın bulunması için İran’dan yardım talep etmişlerdi.

"Bana yardım edin"

64 yaşındaki Levinson’ın özel bir dedektif olarak sigara kaçakçılığını araştırdığı sırada kaybolduğu düşünülüyordu.

Levinson’ın ailesi Nisan 2011’de kendilerine ulaşan bazı fotoğrafları yayımlamışlardı.

Bu fotoğraflarda Levinson ağarmış uzun sakalları olduğu ve turuncu bir tulum giydiği görülüyordu.

Elindeki beş pankartta ise şunlar yazıyordu:

Dördüncü yıl… Bulamıyor musunuz bulmak mı istemiyorsunuz?

ABD için 30 yıl hizmet etmenin sonucu bu

Neden bana yardım edemiyorsunuz?

Ben Guantanamo’dayım. Neresi olduğunu biliyor musunuz?

Bana yardım edin

Levinson ailesine ayrıca Kasım 2010’da bir video da gönderilmişti. Bu videonun 54’ünü saniyesinde Levinson, "Evime dönmeme yardım edin" diyordu.

Levinson’ın tüm bu görüntülerde tutsak gibi görünmesine karşın İran Levinson’ın nerede olduğunu bilmediğini ve kendisinin İran’da olduğuna dair de hiçbir kanıt bulunmadığını söylüyor.

Yapılan araştırmada fotoğrafların Afganistan’dan, videonun ise Pakistan’daki bir internet kafeden gönderildiği ortaya çıkmıştı.

FBI Levinson’ın güvenli bir şekilde eve dönmesine yardımcı olacak bilgileri sağlayacak kişilere 1 milyon dolar ödül vereceğini açıklamıştı.

Ancak Associated Press, Robert Levinson’ın hayatta olduğuna dair üç yıldır herhangi bir işaret alınamadığını söylüyor.

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Oral Çalışlar’dan Gülen’e

Fethullah Gülen geçtiğimiz günlerdeki bir vaazında bir kişiyi şantaj tuzağından nasıl kurtardığını anlatmıştı. Gülen o zatın büyük bir makamda olduğunu iddia etmişti.

Gülen’nin tuzaktan kurtardım diyerek bir çok insanı zan altında bırakması ve söyle imalarda bulunması ‘Gülen kime şantaj yapıyor’ sorusunu akla getirmişti.

Radikal yazarı Oral Çalışlar, Gülen’in iddialarını bugün köşesine taşıdı ve Gülen’in ve Cemaat’in cevap vermekte zorlanacağı sorular sordu.

İşte Çalışlar’ın soruları:

"Akla gelmesi kaçınılmaz olan bazı sorular ve bazı gözlemler…

1- "Ben bugüne kadar o meseleyi kimseye açmadım" diyen Fethullah Hoca, o ‘büyük zat’a bir şeyleri hatırlatmış ve bir anlamda ona bir mesaj göndermiş olmuyor mu? Bu sözlerden "Elimde belgeler var, ona göre" diyenler, bu sonucu çıkaranlar kaçınılmaz şekilde olacaktır.

2- Amerika’da yaşayan bir din adamına, ‘bir büyük zat’ın bir kadınla buluşmaya gitmesi haberini gece yarısı kim veriyor, vermek gereğini duyuyor? Bu ‘haberleşme’, anlatılan buluşmadan çok daha ilginç değil mi?

3-Hoca, "Bu mevzuda belki on tane hadise sayabilirim" derken neyi ima ediyor?

4-Tabii, konuşmaları yorumlayanlar, işi daha da genişletiyor, Deniz Baykal’ın ve MHP’li milletvekillerinin siyaset dışına itilmesine neden olan kasetleri gündeme getirerek imalarda bulunuyorlar. "Hoca keşke Deniz Bay-kal’ı da kurtarsaydı" yazıları yazılıyor.

5-Kaset tartışmalarının sosyal medyada tavan yaptığı günlerde, ‘hükümet-cemaat gerilimi’nin tırmandığı koşullarda, Fethullah Hoca’nın bu öyküleri anlatmasının, ‘AK Parti’nin üst düzey yönetimine mesaj’ olarak algılanması kaçınılmaz değil mi?

6-Fethullah Hoca’nın açıklamalarını kendi sesinden dinlerken insan üzülüyor. İki taraf arasındaki gerginlik, bizim beklediğimizden daha sert, çatışmalı, garip, hatta akıl ötesi boyutlara geçiyor sanki… Herkesin elindekini masaya koyduğu ve oyunun kuralsızlaştığı, hatta alıştığımız mantık normlarının terk edildiği bir zemindeyiz."

YOLSUZLUK DOSYASI : Mustafa Sarıgül’ün uykularını kaçıran dosya !

"Kamunun en fazla zarara uğratıldığı ilk 10 dosya" listesinde, Sarıgül’ün başkanlığını yaptığı Şişli Belediyesi’ne ait iki ayrı dosya da yer aldı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için dün CHP’den aday adaylığını açıklayan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’e, Sayıştay sürprizi. Sayıştay Başkanlığı tarafından hazırlanan, "Kamunun en fazla zarara uğratıldığı ilk 10 dosya" listesinde, Sarıgül’ün başkanlığını yaptığı Şişli Belediyesi’ne ait iki ayrı dosya da yer aldı.

Hükme bağlanan "kamu zararı" dosyaları, CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’e yönelttiği soru önergesine verilen yanıtla ortaya çıktı.

SON 5 YIL İÇİNDE KAMU ZARARININ EN FAZLA OLDUĞU 10 DOSYA

CHP’li Acar, Sayıştay denetimleriyle ilgili sorularını TBMM Başkanlığı, Sayıştay Başkanlığı’na yönlendirdi. Sayıştay Başkan Yardımcısı Fehmi Başaran imzasıyla Meclis’e gönderilen yanıtta, Acar’ın açıklanmasını istediği "Son 5 yıl içinde kamu zararının en fazla olduğu 10 dosya" zarar boyutu dikkate alınarak sıralandı.


ZARAR REKORU: İLK 10 LİSTESİNDE 2 KERE YER ALDI

Mustafa Sarıgül’ün başkanı olduğu Şişli Belediyesi ise 2 milyon 104 bin liralık kamu zararının tespit edildiği dosya ile 5. ve 1 milyon 130 bin 840 liralık zarar tespit edilen bir başka dosya ile 9. sırada yer aldı.

Dosyalarla ilgili içerik bilgisine yer verilmeyen Sayıştay listesinde, zarara neden olan kamu kurumlarının isimleri, zararı yaşandığı yıl, zarar miktarı ve tespit edilen zararın kesin hükme bağlandığı tutanak tarihleri belirtildi.

2008’DE ORTAYA ÇIKTI

Buna göre, Şişli Belediyesi’nin iki ayrı dosya ile tespit edilen ve toplam tutarı 3 milyon 325 bin TL’yi bulan kamu zararlarının, 2008 yılı hesaplarına ilişkin denetimler sırasında ortaya çıkarıldığı görüldü.

Sayıştay’ın oluşturduğu listede, Şişli Belediyesi’ne ait "kamu zararı" tespitlerinin, temyiz süreçleri de tamamlanarak 10 Eylül 2013 tarihinde tutanakla kesin hükme bağlandığı da belirtildi.

Sayıştay Başkanlığı’nın listesinde, son 5 yıl içinde kesin hükme bağlanan 1899 dosyadan, 594 hakkında kamu zararı tespit edilerek toplam 169 milyon 36 bin TL’nin tazminine karar verildiği de vurgulandı.

Akşam

KOMPLO TEORİLERİ /// ERGÜN DİLER : 27 Baron

Takvim Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler 27 “Baron”u buluşturan daveti ve bunun Türkiye’yle ilgisini yazdı

Türkiye, dünyayı yönetmeye talip 10 ADAMA karşı savaşıyor!
Bu isimleri hiç hafife almadan konuya çok ciddi yaklaşmak durumundayız! Putin ve Obama bunlarla savaşsa da faturayı en çok biz ödedik!
Bunlar hep içimizdeydi!
Biliyorum, benden hep isim istiyorsunuz!
Ben de yazmıyorum!
Çünkü işimiz kişilerle değil! Kimseyle yakınlık kurmak, fikrini değiştirmek ya da deşifre etmek gibi derdimiz yok! Bizler ülkemizin bu sınırlar içinde yaşayan ve ülkenin geleceğine yüzde 100 inanan insanlar tarafından yönetilmesini istiyoruz!
Yani en temel hakkımızı ifade ediyoruz!
Nasıl İngilizler küçücük adadan dünyaya şekil veriyorsa biz de tarihimizden, geleneklerimizden, dinimizden, akrabalıklarımızdan ve kurduğumuz medeniyetlerden aldığımız güçle SÖZÜMÜZÜ söyleyelim istiyoruz! Bunu yapmaya kalktığınız anda asla ve kat’a yan yana gelemeyecek isimler bir anda karşıda muazzam bir koalisyon oluşturuyor!
"Türkiye’yi Türkler’e bırakmamak için" etten duvar örüyorlar!
Sorun tam da burada!
Kim bunlar?
En çok sorulan soru?
Ayrıntıların en çok talep edildiği yer! İsim isim koalisyon rehberi!
Bakın herkesi saymanın, nerede nasıl buluştuklarını anlatmanın, ortak noktaların altını çizmenin, paraya nasıl sahip olduklarını açıklamanın şu an için önemi yok! Önemli olan karşıdaki koalisyonu tanımak ve defansı ona göre yapmak! Ülkeyi korumak böyle bir şey!
Bu nedenle isimleri değil de o İSME odaklanalım! Zaten daha önce defalarca yazdım!
20 milyar dolar serveti var.
2-3 trilyon dolarlık fonu yönetir! New York’ta aile arasında bir düğünle dünya evine girdi! 83’lük DAMAT, 42 yaşındaki YOGA öğretmeni Tamiko Bolton’la evlendi!
FORBES’ta ilk 100’de yer alan 27 BARON kendilerini aileden saydıkları için oradaydı.
15 ülkenin merkez bankası başkanları, en büyük 8 bankanın patronu, 13 NOBELLİ isim ve 11 ülke lideri de hazır bulunuyordu!
Oracle’ın sahibi Larry Ellison ve Google’ın kurucusu Sergey Brin özel misafirdi! IMF Başkanı Christine Lagarde da yakın ilgiyi hak edenlerin başındaydı!
Bütün bu isimlerin yanı sıra, ismini pek duymadığımız bir hanımefendi de oradaydı! Ve büyük ilgi görüyordu! Bu isim AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’dı…
Çoğunluk nereye bakacağını bilmediği için gerçeklerle karşılaşamaz! Doğruyu ve gücü nerede arayacağını bilemez!
Kimle kimin arasında nasıl bir BAĞ olduğunu keşfedemez!
Bütün bunlar bilinmediği için de 28 Şubat davasında ifade veren Genelkurmay eski Başkanı KARADAYI gibi ne anlama geldiği belli olmayan sözler söylersin! Bizim sorunumuz, fotoğrafın bütününü göremeyen insanlara devleti vermiş olmamızdır… Bu insanlar kötüdür demiyorum, sadece yetersizdir! Hepsinin ülkesini sevdiğini, gerekirse ölüme gideceklerini de biliyorum! Ama galiba ülkeyi AKILLA sevmek en güzel AŞK türü! Galiba görevimiz akılla yaşayıp ülkeyi korumak!
Gerektiğinde de büyütmek!
Yapamadığımız buydu yıllarca!
Karadayı Paşa, 28 Şubat’taki PARA OPERASYONUNU ne yazık ki hala görememiş ve anlamamış! Ya da kullanıldıklarını açıklamak zoruna gitmiş! Bilemiyorum!
Neyse…
Bizim, SOROS’un evde yapılan düğününde başköşede bulduğumuz Catherine Ashton şimdi UKRAYNA’da ortaya çıktı! Devlet Başkanı Yanukoviç’i indirmek için gençlerle birlikte BAŞKANLIK SARAYINA yürüyenlerin başını çekiyor!
Başka Avrupalı siyasiler de işin içinde! Hep birlikte GEZİ’de yapamadıklarını KİEV’de yapmaya çalışıyorlar!
Avrupa ile Rusya arasındaki TAMPON bölgenin, enerji geçiş üssünün Moskova’ya değil de BARONLARA bağlanmasını istiyorlar! Obama-Erdoğan-
Putin arasındaki dengeyi sarsmak ve yok etmek için UKRAYNA’yı atlama taşı olarak görüyorlar! Karadeniz’e inmenin hem Moskova’yı hem Ankara’yı çevrelemenin derdindeler! Kremlin’in karizmasını çizerek diğer enstrümanlara örnek olmak istiyorlar! Güçlerini birleştirip Türkiye’nin merkezinde yer aldığı oyunu bozmak amacındalar!
Bu amaçla Viktor Yanukoviç’i indirmek, yerine ALTIN KIZLARI Timoşenko’yu geçirmek istiyorlar!
Soros için Timoşenko kızı gibi!
Bugüne kadar ne görev verildiyse eksiksiz yaptı!
Güvenleri tam! Yuşçenko’da öyleydi! O da SOROS’a candan bağlıydı! Uyarıları dinlemeyince CİLDİ bozuldu!
Oyun büyük ve tehlikeliydi! ÜÇ DEVLET, MUSEVİ BARONLARIN kurduğu oyuna katılmak istemiyordu! "Ya biz ya siz!" diye meydana çıkıyordu!
Amerika, İran’la anlaşınca birileri hemen Ukrayna’yı kaşıdı! Bizim tanıdığımız PİYANOYLA, YATAN ADAMLA, AYNI SLOGANLARLA…
Hep diyorum ya, sakın Türkiye’deki olayların nedenini içeride aramayın!
Hiçbir şey yapmasanız bile SOROS’u takip edin!
NAVİGASYON O!
Oturup kalktığı isimlere iyi bakın! Kesinlikle içlerinde olayların tam ortasında yer alanlar vardır! Soros’un düğününde onur konuğu olan Catherine Ashton, dün YANUKOVİÇ’i anlaşmaya ikna etti!
İlk raundu aldılar!
Şimdi oradaki gençler zaferin kendilerine çok şey katacağını düşünüyor!
"Biz isteyince yaptık! Bizi ciddiye almayan faturayı öder!" diye değerlendirme yapıyor!
Hep böyle olur zaten!
Kazanan BARONLAR oldu!
Gençler sadece kullanıldı!
Orada da BASIN, Avrupa’nın ne istediğini açık açık yazamadı!
Kafalar aralıksız karıştırıldı!
Çünkü adamlar geldikleri zaman dört koldan geliyordu!
Anlamadığımız ve görmediğimiz buydu! Önde bizden figürler, arkada BARONLARIN kızları ve OĞULLARI, en arkada ise ONLAR!
Plan buydu! Ve hep işledi!
Sıra bizde!
Tekrar gelecekler!
Ukrayna bunun habercisi!
İnşallah biz duymadan önlenir de ben yanılırım!
Ama ayak seslerini duyuyorum!
Bakalım ne kadar yaklaşacaklar! Ve sonları ne olacak! Unutmayalım ki Türkiye’deki mücadele başka yerdekine benzemez!
Burası onların ANA YURDU!
Bırakmak istemeyecekler!
Bu net!

CEMAAT – AKP SAVAŞLARI /// NEDİM ŞENER : “Cemaatin manşetleri.”

Gazeteci Nedim Şener cemaat medyası ile ilgili çok sert bir yazı kaleme aldı bugün

Nedim Şener cemaate yakın gazeteleri bombaladı: Manşetleri sahtekarlık!

Gazeteci-yazar Nedim Şener, Cemaat-AKP çatışmasının medya ayağını değerlendirdi..

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) tarafından Basın Özgürlüğü ödülüne layık görülen gazeteci-yazar Nedim Şener, Cemaat-AKP çatışmasının medya ayağını, Taraf gazetesi ile Mehmet Baransu’ya yapılan suç duyurusunu, Türkiye’deki tutuklu gazetecilerin durumunu ve basın özgürlüğünü BirGün’e değerlendirdi

BirGün’den Gülşah Karadağ’ın röportajı şu şekilde:

"Mehmet Baransu’ya ve Taraf gazetesine yapılan suç duyurusu ile başlayalım. Birçok manipülatif haber yapmış, sizin için daha ortada hiçbir şey yokken ‘Gazetecilikten yargılanmıyorlar’ manşeti atmış bir gazeteden ve gazeteciden bahsediyoruz. Gelinen noktada Baransu’yu savunur musunuz, gazeteci görür müsünüz?

HABERİ, POLİS FEZLEKESİ

Gazeteciliğin düzgün, onurlu yapılanı var; grup, cemaat, bürokrasi, devlet, hükümet adına yapılanı var; tetikçi olarak yapılanı var. Burada hangi tür gazeteciliği yapacağı kişinin kendisine bağlı. Baransu için ben şunu söylüyorum, yazdığı haberlerin çoğunda polis fezlekesi ya da savcı iddianamesi özelliği var. Polis ve savcıdan onu ayıran özellik, gazetede yazıyor olması. Bu bağlamda, evrensel anlamda gazetecilik yapmıyor, şeffaf bir tutumu yok. Kendisini bir savaşın parçası olarak ortaya koymuş bir insan var. Bunu yaparken de çok rahatlıkla haksızlık yapabiliyor, insanları suçlayabiliyor. Ona birileri valizle, klasörle belgeyi veriyordu, Taraf da kontrol etmeksizin, doğruları yanlışları ayırmaksızın bunu haberleştiriyordu.

Bugün Baransu’ya vatan haini diyenler dün bize terörist diyordu, hatta bize terörist diyen koronun başını o çekiyordu. Yazılarıyla polisin komplolarını, iddialarını kanıtlamaya çalışan bir tutum sergilemişti. Dolayısıyla Baransu’nun notu bu.

YİNE DE BASINA GÖZDAĞIDIR

Ama burada gazetecilik açısından MİT’in, MGK’nin ve Başbakanlığın yaptığı suç duyurusu kabul edilebilir değil. Bu, doğrudan basına gözdağı anlamına gelmektedir. Baransu’yu savunmak için değil ama gazeteciliği savunmak için açılacak herhangi bir davaya karşı çıkarız. Gizli belge bulmak suç değil, yayınlamak hiçbir şekilde suç olamaz. Kamu yararı varsa, toplumu ilgilendiriyorsa, belge yayınlanır. Baransu’nun yaptığı haberin hangi bağlamda kullanıldığını, neyi amaçladığını, bir illüzyon yaratıp yaratmadığını ise zaman ve gazetecilik gösterecektir. Mesela 2004 yılı MGK kararı irticacı gruplarla mücadele eylem stratejisini ortaya koyan bir karar, bunu sadece Gülen’i bitirme planı olarak lanse etmek bana kalırsa başlı başına bir dezenformasyon biçimidir. Bunu daha önce de yaptılar. İrticayla mücadele planlarını, Gülen’i ya da AKP’yi bitirme planları gibi sundular. Bir yandan hedefin AKP olduğu, Gülen Cemaatinin de AKP ile aynı yolda yürüdüğü mesajını topluma verdiler. Bir yandan da kendilerine düşman gördükleri herkesi tutuklama, dava açtırma, soruşturma, yıldırma, işsiz bırakma amacı güttüler. Onlar bunu yaparken, aynı Cemaat’in medya kolundan birileri de tasfiye edilecek gazeteciler analizleri yayınlıyorlardı. Bunu bir bütün olarak görmek lazım.

O MANŞETLER SAHTEKÂRLIK

Gülen Cemaati’ne yakın gazetelerin son dönemdeki basın özgürlüğü manşetlerine baktıkça ne düşünüyorsunuz?

Açıkça sahtekârlık diye düşünüyorum. Bir cemaate, bir çıkar grubuna bağlı olan gazetecinin, sadece kendisine dokunulduğunda ortaya koyduğu basın özgürlüğü söylemi bir sahtekârlıktan ibarettir. Ahmet Şık ve ben tutuklandığımızda attıkları manşetleri bir hatırlamaları lazım, bunun özeleştirisini yapmaları lazım. Daha ötesi, nasıl bir gazetecilik yaptıklarını ortaya koymaları, özeleştirisini yapmaları lazım.

Mesela bizim ODATV davasının ana belgelerinden "Ulusal Medya 2010". Belgeyi Ahmet ve ben ilk defa cezaevinde televizyonda Cemaat’in bir gazetecisinin elinde gördük. Ekrana kafamızı uzattık, acaba ne yazıyor diye, ekranın öbür tarafını görebilecekmişiz gibi bir hisle… Oysa o belgeyi bildiğimiz, ona göre hareket ettiğimiz iddia ediliyor. Böyle gazetecilik yapmış insanlar mı basın özgürlüğünden söz ediyor?

O BİR SAVAŞIN PARÇASI

İkincisi bizim basın özgürlüğünden anladığımız şey, halkın bilgi alma hakkıdır. Bir savaşın içinde paydaş olan Cemaat gazetecileri, toplumun bilgi alma hakkı adına mı hareket ediyorlar, yoksa kendi cemaatlerinin çıkarları için mi, bunu söylesinler. Bu insanlar basın özgürlüğü konusunu kimin için savunur hale getirdiler? Baransu için. Öncesi? Öncesi yok. Daha kötüsü şu. Baransu diyor ki "Elimde daha bir bavul var. Onu açmadım." Yani elinde belge var ama yazmıyor. Neyi bekliyor? İşte, bunu savaşın bir parçası olarak değerlendiriyor; yazmıyor, tehdit ediyor, ‘zamanı gelince’ yazıyor. Toplumun bilgi alma hakkı adına hareket etmiyor."

CUMHURİYET HALK PARTİSİ /// HAŞMET BABAOĞLU : Kılıçdaroğlu’nu Gandi sananlar

Haşmet Babaoğlu’ndan çarpıcı bir Sarıgül ve medya analizi

Bu gidişin sonu CHP’nin sonu mu?

Mesele sadece İstanbul’u yönetmek değil, biliyoruz. O halde soralım…
Mustafa Sarıgül’ü devreye sokan ve şiddetle destekleyen mekanizma günümüzün seçmen profili ve talepleri ile CHP arasındaki uyumsuzluğu görmüyor olabilir mi?
Ya da şu sorulabilir: Neden TDH üzerinden değil de, CHP üzerinden oyun kuruyorlar?
Tabii söz konusu oligarşik elitin pek "akıllı" olduğunu söylemek kolay değil.
Gülmeyin! Zamanında Çevik Bir’de Cumhurbaşkanlığı kapasitesini, rahmetli İsmail Cem’de geleceğin liderini, Kılıçdaroğlu’nda Gandi özelliği gördüklerini biliyoruz.
Şimdi de Sarıgül’ün "halk adamı" olduğuna inanıyor ve halkın da buna inanacağını sanıyorlar.
Yani "akıllı" olmaktan çok kurnazlar ve inatçılar! Güçleri de hâlâ yerli yerinde.
Ana akım medyanın, büyük sermayenin ve eski bürokrasinin onlardan yana olması ve şimdi de cemaatin destek verme ihtimali iktidar heveslerini artırıyor.

***

Şu nokta önemli…
Bu "ekip"in 1990’ların başından 2002’ye kadar hem siyasetin tepe aktörlerine müdahale ettiğini; hem de sürekli yeni bir parti oluşturmak peşinde koştuğunu görüyoruz.
Her seferinde başarısız oldular, doğru. Fakat bu hevesten hiç vazgeçmediler.
Bu bakımdan, "son çare" olarak Mustafa Sarıgül’de karar kılınması manidar.
Nasıl mı?
Birincisi, Sarıgül’ün siyaset algısı, tarzı ve söyleminin CHP’nin ulusalcı kanadıyla da, sosyal demokrat olmaya çalışan kesimiyle de ilgisi yok!
İkincisi, partiye dönüş gününde sanki Sarıgül CHP’ye değil de, CHP Sarıgül’e katılıyormuş gibi bir hava doğması boşuna değil.
Üçüncüsü, TDH genel sekreteri Hasan Aydın’ın hareketin kapanmayacağını ve seçim süreci boyunca çalışacaklarını söylemesi hafife alınmamalı. Daha 18 Kasım’da ne demişti Hasan Aydın? "Yolumuza devam ediyoruz."
Siz de bir sorun bakalım, "niye?" diye…

***

Sonuç şu…
Sarıgül tercihinde İstanbul’u yönetmek küçük ve her şeye rağmen gerçekleşme ihtimali düşük hedeftir.
Esas projenin seçim kazanmak değil, CHP’yi parçalayarak veya tasfiyeye sürükleyerek yeni bir partinin önünü açmak olduğunu düşünüyorum.
Sol falan değil, eski merkez oyları canlandırmayı hayal eden bir parti!
Köprünün altından akan sular o yöne doğru akıyor. Hani kimse yazmıyor, bari ben yazayım dedim.
Bana sorarsanız, bu projeden de "iş" çıkmaz! Yine hayal kırıklığına uğrarlar.
Çünkü arkasındaki zihniyet Londra’yı, Berlin’i biliyor fakat bir türlü yeni Türkiye’yi kavrayamıyorlar.

SURİYE DOSYASI : ‘Selim İdris kaçmadı’

Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) yetkilisi, Wall Street Journal gazetesinin ÖSO Komutanı Selim İdris’in Türkiye üzerinden Katar’a kaçtığı haberini yalanladı.

Suriyeli muhalif grup Cephetül İslami’nin ÖSO’nun silah depolarını ve ardından Bab el Hava sınır kapısını ele geçirdiği iddialarının ardından bir iddia da Wall Street Journal gazetesinden geldi. ÖSO Genelkurmay Başkanı Selim İdris’in Suriye’yi terk ederek Türkiye üzerinden Katar’a kaçtığını yazan gazete, İdris’in Cephet-ül İslami tarafından zorla Suriye’den çıkartıldığını ileri sürdü. ABD’nin İdris’in derhal Suriye’ye dönmesini istediği ifadelerine yer verilen haberde ÖSO’nun radikal İslamcıların baskısı altında yok olmaya başladığı yorumu yapıldı. SABAH’a konuşan ancak güvenlik gerekçesiyle adını vermek istemeyen ÖSO yetkilisi, Wall Street Journal’ın iddialarını yalanlayarak, bu bilgilerin resmi olmayan bir Facebook sayfasından alındığını savundu. Selim İdris’in Suriye’den kaçmadığını, Türkiye-Suriye sınırı arasındaki bir bölgede Cephet-ül İslami komutanlarıyla Esad rejimine karşı işbirliği için görüşmeler yaptığını belirten yetkili ÖSO ile Cephet-ül İslami arasında çatışmalar yaşandığı haberlerinin gerçeği yansıtmadığını ifade etti.

MASADA HERKES OLACAK

Cephet-ül İslami’nin Türkiye sınırının karşısında Bab el Hava’da ÖSO’ya ait silah depolarını ele geçirmediğini ifade edip koruma amaçlı bölgeye geldiklerini savundu. Cephet-ül İslami ile ÖSO’nun iki ayrı güç olarak rejime karşı savaştığını dile getiren yetkili ÖSO’nun Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi radikal İslamcı gruplarla çatıştığını belirtti. Öte yandan Suriye krizine çözüm bulabilmek için 22 Ocak’ta düzenlenecek olan Cenevre 2 Konferansı’na ÖSO temsilcileri, Rusya, ABD, Türkiye, Suudi Arabistan ve İran’ın da aralarında bulunduğu 32 ülke temsilcisinin yanısıra Hama katliamından sorumlu tutulan Beşar Esad’ın muhalif amcası Rıfat Esad’ın da katılması bekleniyor.

ÖSO Suriye’de savaşın sona ermesi için Esad’ın görevi bırakmasını şart koşacaklarını söylerken Şam yönetimi ise konferans sonrası yönetim değişikliği için bir geçiş süresi öngörüldüğü takdirde Beşar Esad’ın bu dönemde başkan olarak kalacağını açıkladı.

SUÇ DOSYASI /// BİR ŞEHİR EŞKİYASININ PORTRESİ : BİNGÖLLÜ KENAN

Şehire bir eşkıya indi

29 yaşındaki Kenan Yayla birçok suçtan 10 yıl hapis yatmış. Bu durumu sosyal medyadan duyurarak adamlarıyla birlikte esnafı ve semti haraca bağlamak için kullanıyor.

Bingöllü Kenan… Asıl adı Kenan Yayla, 29 yaşında… İstanbul Sultanbeyli’de adamları ile birlikte silah zoru ile insanlardan haraç toplayan yeni yetme bir mafya lideri. Sosyal medyada kendini elinde-belinde silah, tespih, atkı ve Sedat Peker’e benzeyen fotoğraflarla tanıtıyor. Videolar yayınlıyor. "Bana değil polis kralı gelse dokunamaz" diye korku salıyor. Bir Sultanbeyli sakini, "Geçen yıl doğu illerinden yeni göç eden iki aşiret kavga edince Sultanbeyli’de ortalık karıştı. Sultanbeyli’nin geçen yılki emniyet müdürü V.K. ve asayiş büro amiri İ.P. iki aşireti barıştırması için ilçenin önde geleni olarak uyuşturucu satan, sattıran çevresinde sürekli kavga eden Yayla’yı devreye sokunca adam kendisini büyük bir insan sanmaya başladı" diyor.

Sultanbeyli sakinleri, Yayla’yla baş edemez hale geldi. Mafya liderliğine soyunan Yayla, iddialara göre arkasına taktığı onlarca insanla birlikte caddede dolarak dükkânlara girip esnaftan haraç topluyor. Adamlarıyla birlikte Yavuz Selim Mahallesi Eyyubi Caddesi’nde yer alan ve dış görünümü simsiyah camlarla kaplı olan "Gölet Kıraathanesi"ni işleten Yayla, polisteki suç dosyası çok olmasına rağmen elini kolunu sallayarak suç işliyor. Silah zoruyla haraca kesilen Sultanbeyli esnafı, Yayla’ya dur diyen çıkmayınca SABAH gazetesini arayarak yardım istedi. SABAH muhabirleri, Sultanbeyli’ye giderek olayı yerinde inceledi. Esnaf, Yayla’nın güçlü değil zayıf buldukları esnafı haraca bağladığını söylüyor. Yayla’nın yaptıklarını tek tek anlatıyor. Ancak başlarına bela almamak için fotoğraf çektirmiyor, isim vermiyor. Şikâyetçi olmaktan da çekiniyor. Esnaf, "Neden şikâyet etmiyorsunuz?" sorusuna "Polisle kol kola geziyor, kimi kime şikâyet edelim" diye yanıt veriyor.

Bir Sultanbeyli sakininin sözleri durumu özetliyor: "Geçen yıl doğu illerinden yeni göç eden iki aşiret kavga edince Sultanbeyli’de ortalık karıştı. Sultanbeyli’nin geçen yılki emniyet müdürü V.K. ve asayiş büro amiri İ.P. iki aşireti barıştırması için ilçenin önde geleni olarak uyuşturucu satan, sattıran çevresinde sürekli kavga eden Yayla’yı devreye sokunca adam kendisini büyük bir insan sanmaya başladı. O olaydan sonra kendisine ‘Bingöllü Kenan’ lakabı da takan Yayla ‘Bana değil polis kralı gelse dokunamaz’ diye insanları korkutuyor."

Dahası da var. İddiaya göre; Yayla, geçen haziranda kavga eden iki komşudan birinin yardım istemesi üzerine karşı tarafın evini kurşunlattı. 6 adamıyla birlikte tutuklandı. 2 ay Maltepe Cezaevi’nde yattı ve çıktı. Yayla’nın emniyet kayıtlarına göre suç dosyası da bir hayli kabarık. Yayla’nın ‘Suç örgütü kurmak ve silah bulundurmak’, ‘Devleti aşağılama’, ‘Uyuşturucu madde bulundurmak ve kullanmak’, ‘Mala zarar verme’, ‘Kasten adam yaralama’, ‘Ruhsatsız silah bulundurma’, ‘Görevli memura hakaret’, ‘Belgede sahtecilik’, ‘Hürriyete ve şerefe karşı suçlar’, ‘Evi kurşunlatma’ gibi suçlamalardan emniyette kaydı bulunuyor.

Profil tanıtımı: İstanbul’da sözü geçen kabadayı

Kenan Yayla adına Facebook’ta kurulan hesapta, yakın adamları sık sık hayranlıklarını dile getiriyor. Ayrıca YouTube’a yüklenen "Bingöllü Kenan kimdir" adlı iki videoda birbirinden ilginç detaylara ve fotoğraflara yer veriliyor.

Her iki videoda özetle şu ifadeler yer alıyor: "Bingöl Karlıova Yiğitler köyünde 1984’te doğmuştur. 1987’de İstanbul’a göç etmiştir. Öğretim hayatını İstanbul Sultanbeyli Teknik Meslek Lisesi’nde terk etmiştir. 2001’de 16 yaşında adam kaldırma, yaralama ve silahlı çete kurmaktan ve liderliğini yapmaktan tutuklanıp Bakırköy Sübyan Cezaevi’nde 2 yıl ve Türkiye’nin genelinde toplam 10 yıl hapis yatmıştır. Türkiye genelinde 16 ilde cezaevinde yatmıştır. Bu yaşadığı süreçte 3 kez ayrı ayrı cezaevine girmiştir. 2012’de cezaevinden çıkmıştır Bingöllü Kenan. İstanbul Sultanbeyli’de sözü geçen bir kabadayıdır Bingöllü Kenan. Bingöllü Kenan der ki, ‘Biz Goncaları gönlümüzde gül yaptık. Değil ayın görkemine güneşe bile aldanmadık. Dostlarımızı Allah’a emanet ettik ama unutmadık. Bingöllü Kenan…’

Paylaşılan videoda, Kenan Yayla’nın Bakırköy, Kastamonu, İnegöl, Edirne ve Kartal cezaevlerinde çekilmiş fotoğraflarına yer veriliyor.

Kenan Yayla’nın tespihli, silahlı ve uzun mantolu fotoğraflarıyla süslenen diğer videoda "Ruhun üzerine giydirilen bu bedeni taşımıyorsan bırak bedenin ruhunu taşısın. Alemin düzenine ayak uyduramıyorsan bırak bu alemi, harcanırsın. Bingöllü Kenan." deniyor.

Facebook’ta Kenan Yayla için fotoğraflarının altına yapılan hayranlık dolu mesajlar da mevcut:

Fırtına Sinan: Bu can sana helal olsun abim benim.

Bingöllü Kenan: Benim de yanımdaki kardeşlerime canım feda. Unutmayın ki bir mücadele varsa, sizin içindir. Benim yüküm belli can kardeşlerim.

Bingöllüyüm Ama Sana Sevdalıyım: Dayı oğlu elindeki tespihin her tanesinin bir anı vardır. Sultanbeyli’deki Bingöllüler seninle gurur duymalı. Bu da Bingöllülerin gururu

Efe B.: Her alemde dayımızdan gerisi yalan.

Fırat Y.: Aslan amcam. Senin üstüne delikanlı yok bu alemde.

Ferdi D.: Abi bir yürüyüşüne bir de asaletine hayranım. Bu Sultanbeyli’nde baba gibi adamsın. Allah nazardan saklasın.

AMERİKA /// ÜNLÜ ABD’Lİ OYUNCU Shannon Guess Richardson : ‘Zehri ben gönderdim’

ABD Başkanı ve New York Belediye Başkanı’na risin zehirli mektup yollamakla suçlanan oyuncu Richardson, hakkındaki suçlamayı kabul etti.

ABD Başkanı Obama ve New York Belediye Başkanı Bloomberg’e risin zehirli mektup yollayan ünlü oyuncu Shannon Guess Richardson yargılanmaya başlandı. Oyuncunun zehirli mektubunda ilginç tehditlere yer verdiği bildiriliyor. Teksas Başsavcılığı salı günü, mayıs ayında ABD Başkanı Barack Obama, New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg ve silah yasasının sertleştirilmesini isteyen aktivist Mark Glaze’e zehirli mektup yollayan ünlü oyuncu Shannon Guess Richardson’ın, hakkındaki suçlamayı kabul ettiğini açıkladı. 36 yaşındaki ünlü oyuncu, silah yasasının sertleştirilmesine yönelik çalışmaları protesto etmek için gerçekleştirdiği eyleminde, biyolojik silah kullanmakla suçlanıyor.

Solunum yollarını kapatan risin maddesinin, küçük bir dozu dahi ölüme sebebiyet veriyor. Suçunu kabul eden Richardson’ın, ömür boyu hapse mahkûm edilebileceği bildiriliyor. The Walking Dead ve The Vampire Daires adlı ünlü Amerikan dizilerinde rol alan oyuncu, mayıs ayında yolladığı risinli mektuplar nedeniyle haziran ayında gözaltına alınmıştı. Richardson’ın dil bilgisi hatalarıyla dolu, daktiloda yazılmış mektubunda, silahlarına el konulmak isteniyorsa öncelikle kendisinin ve ailesinin öldürülmesi gerektiğini yazdığı bildiriliyor.

Mektubun tamamı yayımlanmazken, ünlü oyuncunun, "Evime girmeye çalışan herkes yüzünden vurulacak. Bu mektupta gönderdiğim şey, sizin için planladıklarımın yanında bir hiç" dediği bildirildi. ABD’de silah yasasına dair tartışmalar yaklaşık bir yıl önce Connecticut’ta bir öğrencinin okulda rastgele ateş ederek, 20 çocuk ve 6 yetişkini öldürmesiyle başlamıştı. Ancak silah yasasında reforma gidilmesine yönelik çabalar Amerikan Kongresi’nde henüz bir sonuç getirmedi.

YANDAŞ MEDYADAN 28 ŞUBAT ANALİZİ /// YAZI AŞAĞIDA ///

28 Şubat meğer hayalmiş !

28 Şubat döneminin Genelkurmay Başkanı ve davanın 1 nolu sanığı emekli Org. Karadayı, 28 Şubat’ın hayali bir darbe olduğunu savundu. Karadayı, BÇG için de “Rutin ve yasal bir çalışma grubudur” dedi.

28 Şubat davasının bir numaralı sanığı, dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, 28 Şubat’ın hayali bir darbe olduğunu savundu. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 48’inci celsesinde hâkim karşısına çıkan Karadayı, salona girerken tutuklu sanık Çevik Bir ile konuşmadı.

28 Şubat’ın darbe süreci olmadığını belirten Karadayı, "Ülke genelinde ciddi bir gerginlik yaşanmıştır. Ancak huzursuzluğun kaynağının kesinlikle Silahlı Kuvvetler olmamıştır. Erbakan-Çiller koalisyonu, temel anayasal prensiplerin zaman zaman dışına kayarak, özellikle, dini siyasete alet ederek, irticai gelişmelere kucak açmak, laikliği yıpratmak, bazı çevreleri tahrik etmek suretiyle kamuoyunda ciddi huzursuzluklara neden olmuştur. Kışkırtma tamamen siyasi boyutta oldu" dedi. Emekli Or. Karadayı, "Toplumda huzursuzluk yaratan tavırlar" olarak da, Erbakan’ın, ‘Şeriat gelecek kanlı mı olacak kansız mı olacak?’ Bir milletvekilinin ‘iğne yapacağız, uyanınca şeriatçı olacaklar’ sözlerini, lüks araçlarla Başbakanlığa gelen takkeli, sarıklı, şalvarlı, sakallı bir kısım tarikat mensuplarına verilen iftar yemeğini ve Erbakan’ın bazı yurt dışı gezilerini (Libya, Cezayir, İran, Endonezya, Malezya), Bir vekilin ‘Cezayir gibi kan akacak, fıstık gibi olacak’ sözlerini örnek olarak gösterdi. "Bu dava merhum Erbakan hayatta olduğu süre içinde neden açılmadı da 16-17 yıl beklendi?" diye soran Karadayı, 28 Şubat’ın iktidar mücadelesi için çatışmaların da bir sonucu olduğunu, siyasetçilerin de darbe söylentilerini istismar ettiğini söyledi.

‘KAYGILAR VARDI’

Kaygılar nedeniyle 28 Şubat MGK’sının toplandığını ileri süren Karadayı şöyle konuştu: "Kararlar bilahare 14 Mart 1997’deki toplantıda Bakanlar Kurulu kararları haline getirildi. Başbakan Necmettin Erbakan’ın imzası ile yayımlanmıştır. Başbakan da ülkedeki huzursuzluğun sebeplerini ve kaynağını bizzat kabul etmiştir."

Batı Çalışma Gurubu’yla (BÇG) ilgili detaylı hiçbir şey hatırlamadığını, grubun rutin bir çalışma grubu olduğunu savunan Karadayı, "Savcının gösterdiği belgelerde imzam bulunmuyor. İkinci Başkan, Karargâhın amiri olarak, MGK kararları çerçevesinde böyle çalışma yapmak, gerekirse her alanda değişik çalışma grupları da kurmak görev ve yetkisine sahiptir" diye konuştu.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: